Finale ulaştık, turnuvanın 20. günü bitti.2 gün sonra Avrupa futbolunun zirvesi belli olacak, en az iki yıl boyunca turnuvanın kulüpler düzeyi futbolda etkisi sürecek.2010'da Avrupa için en değerli coğrafyalardan birinde, Ümit Burnu'nda yapılacak şampiyonaya kadar Avrupa futbolunda bu şampiyonanın trendi sürecek.Hollanda'nın gösterdikleri vardı, karşıt tezini Rusya yazdı, uyguladı.Yunanistan, İtalya ve Fransa ise öldüler.İspanya ve Almanya, daha turnuvada ilk maçlar oynandığında turnuvanın öncü gücü olarak bahsettiğimiz dörtlüden ikisi finale geldi, Hırvatistan'a da biz ''yazık'' ettik.Zhirkov farklı bir şey gösterdi; öbür yanda Senna, bitti dediğimiz önliberolu sistemlere İspanya özelinde farklı bir yaklaşım getirdi.Türkiye ise mistik bir yaklaşım getirdi futbola, her zaman olması gerekenin abartılı uygulamasını gösterdi.Bunlara yıl içinde eğer bu satırlar güncelliğini korursa sıklıkla değineceğiz, şimdilik kısa keselim ve asıl anlatmak istediğimize dönelim.
Yarı final maç yazısında: ''Geçmişi kötü takım, geçmişi kötü organizasyon bu şampiyonadan gelecek için ne çıkaracak?Geçmişle yüzleşmek gerekecek, aksi halde ''yağmur'' her zaman yağmayacak, her zaman birkaç yılmaz adam isyan etmeyecek.Fazlası da olmayacak.(...)Birilerine daha bi içten teşekkür etmek ve ardından veda etmek, birilerinin vedası gerek.'' demiştim.Devamını yazmak gerekirdi, kapıyı açık bırakmıştım.Uçakta konuşulmuş, tatlıya bağlanmış.''Fatih Terim görevinin başındadır.'' denilmiş, 2010'a kiminle hazırlanacağımız şu an itibariyle belirlenmiş.Çarşamba gecesi Gökhan Zan, ''Fatih Hoca veda konuşması yaptı'' dediğinde de, Fatih Terim Ömer Güvenç'e ''Benim aklımdaki olacak galiba'' benzeri bir şeyler söylediğinde de tüm bunların abartı ifadeyle blöf, fazlasıyla iyi niyetli ifadeyle o anki samimiyet olduğunu düşünmüştüm.Daha çok ilki tabii ki, 70. dakika sonrası yazı değiştirme ve Mevlana'dan dörtlükler ile mistisizm ile kazanırken de kendi olabilmiş bir adamdan geçmiş yaşantı tecrübeleriyle beklediğim buydu.O bir hedef maç hocası, o bir kısıtlı imkan hocası.Bu turnuvada da onu yaptı.Eğer son dakika gollerinde kenar ekibe bir pay çıkartacaksak bu pay Fatih Terim'in özeli olur.Eşik değeri aştığında İsviçre maçı, eşik değere yaklaşamyıp akıl ve mantık yol göstericiliğine kalındığında ''destanlar arası'' 6 yıl olur.Turnuvalar, finaller Terim'in işi.Belki bu yönüyle ondan iyisi yok dünya üzerinde, hele bir de güdümündekilerle kültürdaş olursa ortaya çıkan ''biz'' oluyor.Açıklanamayışlarmızın açıklaması Fatih Terim midir, değildir ama çok etkilidir.Almanya karşısında 70 dakika oynadığımız oyunu, eğer 23 kişi tam kadro olsak oynar mıydık?Cevabı bilinemez, esasen futbola hatta hayata ters bir soru.Tersten bakarsak bu oyunu ne şartlar altında oynadık?Yani aşırı eksik kadromuz yarı finale bir son dakika golü uzaklığındaysa esas çocuklar ne yapar?Bu sorunun da ilkinden farkı yok, hayata ters.Öyleyse ne kalacak geleceğe?Bu turnuvada ne öğrendik?

Portekiz maçında hiçbir şey öğrenmedik, geçmişimizdi o bizim.İsviçre maçında ''yağmuru'' öğrendik, eğer yağmur yağmasaydı (yine esasen futbola ters bir cümle de olsa öngörüdür) sistem takımı karşısına orta sahasız çıkmanın nelere sebep olacağını öğrenecektik.Yağmur yağdı, o gün bir şeyler değişti.Çek Cumhuriyeti karşısında 70 dakika geçmişimizi yaşadık.Son 20 dakika Hamit Altıntop'un sağ bek olmadığını öğrendik.Bunu öğrenmiş olmalıydık ama 3 maç sonra ancak oldu.2-0'dan 2-3'e gelerek pes etmemek gerektiğini öğrendik.Geri dönüş buydu.Hırvatistan karşısında 118 dakika olması gerekeni gördük, öğreniyorduk da.Sonra başka bir boyuta taşındık, fubol yalan oldu.En son da ortak geçmişleri olmayan toplama futbolcuların, Fatih Terim önderliğinde birer ''takım''a dönüşebildiklerini gördük.E biraz da futbol, stoperinde Mehmet Topal olan bir takımdık sonuçta, özveri bir noktadan sonrasını aşamıyordu.Yazık da olmuyordu hani, futboldu bu.Geçen cuma öyleydi, çarşamba akşamı böyle.Yaşadığımız gibi öldük.Her maça paraflar dolusu yazı yazdık da, tüm şampiyona bu parafa sığdı mı?Geçmiş ve maç dinamikleri, fark burada.Biz anı yaşadık, yaşadıklarımız o günde kaldı.Geçmişten gelip, bugünü aşıp geleceğe kalacaklar ise maalesef yalnızca bir paraf, uzatılırsa bir sayfa.Oldurulamıyor.Bir rüyadaydık, başka bir boyuttaydık.Bitti, bundan sonrası tamamen gerçek.Aklın ve mantığın yol göstericiliğinde, ulusal futbolun organizasyon ve planlama kısmı var bu iki sezon içinde.Finale gelene, hedef maça çıkana kadar yapılması gerekenlerle dolu 2 sene.Geçtiğimiz iki seneden bu takımın kadrosunda geçen 120'den fazla oyuncuyla ulusal takım organizasyonumuzun turnuvaya gelişi başarı sayılırdı.Yani başarısızlık, yanlışlar içinden bir başarı.Malik Fathi'nin Arap sanılması ile sonuçlanan gurbetçi araştırması yapıldı.Hayır, Malik Fathi'in mutlak gerekli bir oyuncu olduğundan değil, ulusal takım organizasyonunun durumunu göstren bir veri bu.Ne kadar özverili çalışıldığının, ne kadar araştırmacı olunduğunun, işin ne kadar önemsendiğinin göstergesi.Her zaman geçerli ''haydi aslanım''dan fazlası bu, olması gereken bu.E haklı olarak eleştiriler arttığında, abartanı, azıtanı ayırtmaksızın tüm çatlak seslere ''ders vermek'' ve ''kol göstermek''.Türk spor basınını durumu ortada, iyi güzel.E ama Fatih Terim'in ve terörize ettiklerinin de durumu ortada.Son zamanlarda en çok güldüğüm karikatürde kahveden söylenen ''niye fısıldaşıyosnuz abi?'' sözüne karşılık ''sus lan, Fatih Terim'i eleştiriyoruz'' basitliğinde bir problem bu.Kazanınca bile illa ki boğazı düğümleyen bir şey bu.Akıl sularında dalgalanma yaşanmadığında düşünceleri beline gelen bir kesimin de sırf ''Galatasaray'' noktasına indirgeyerek karşıt olduğu bir durum bu.Kısacası, bugün yarı finale gelişimizin, Fatih Terim ve ekibi hariç kimse tarafından bilinmesi mümkün olmayan formülü bu.

16 Kasım 2005 İsviçre maçı ve 11 Haziran 2007 İsviçre maçı arası ne oldu?Aradan geçen 20 ayda ne oldu?Ceza ile başladık, çünkü hakettik.20 ay sonra talihimiz yine bir İsviçre maçında döndü.İkisinde de Fatih Terim ama arası boş.Elemeler süresince defalarca görevi sürdürmesinin fayda sağlamayacağını düşündüğüm ama beni ''amaç turnuva başarı ise ne sallıyorsun sen?'' durumuna getiren adamın önünde harika bir fırsat var.Efsaneleşmek.Galatasaray'a ikinci gelişinde ve sonrasında yaşananlara rağmen UEFA Kupası ile efsanedir Fatih Terim.Şimdi de ulusal takımı hiçbir Avrupalı ile karşılaşmadan Dünya 3.sü sıfatını almış Türkiye'yi, tarihinde ilk kez knock-out turnuva düzeninde bir Avrupalı'yı eleryerek yarı final oynatan adam olarak tarihe geçti.Zirveye yerleşti.Yanlışları kendi usulüyle doğrulatan adamın fırsatı bu.Zirvede bırakmak.Evet, yarı final oynatan hoca maalesef başarısız.Grant'ı kovan Abramovich'ten farkım yok mu yoksa?Bence var.Ceplerimi karıştırdım ama aradığımı bulamadım.Çünkü aradığım cebimde değildi, benim istediğim bende değildi.Aradığım bizde değildi.İstedğim, bu açıklaması olmayan mistik usül değil.Oluşan ''önümüz açık'' sanrısı değil.Bu ülkenin potansiyelinin doğru organizasyon ile başarıya planlanması gerekir.Varsın bir kez olmasın, ama doğru olsun.Bir yol tutturulsun, akıl ve mantıuğın yol göstericiliği öne konsun, destanlar arası 6 yıl olmasın.Türk'ün Gücü olmasın, her Türk sivil doğsun.Futbol sadece futbol değil ama kendi iç yapısını korumak zorunda.Tarih yarı finali yazsa da birilerinin vedası gerek.

Noat Samisa

27.06.08

4 Fikir, Tenkit, Yorum:

Arkhe dedi ki...

Düşündüklerimi, hep söylediklerimi, yazdıklarımı çok daha güzel kelimelerle harika anlatmışsın. Ellerine sağlık.

Bu ülkenin ciddi bir potansiyeli var.

Ben Yunanistan değil, en azından bir Çek Cumhuriyeti olmamızı istiyorum.

ravanelli dedi ki...

demirkol aceto yu yazdıktan sonra futbol bloglarını takip etmeye başladım 6-7 ay önce. aceto ile beraber birçok blogu takip ettim. fakat düzenli olarak takip ettiğim tek blog aceto blog tu. taa ki bugüne kadar..
bugün seni keşfettim noat samisa. son yazı gerçekten güzel olmuş. yazı nın üzerine geçmiş yazılara da baktım ve aynı kaliteyi geçmiş yazılarda da buldum. yazıların biraz uzun ama bence sonuna kadar okumayı hakediyolar.
aynı kaliteyi hep koruman dileğiyle..

Adsız dedi ki...

Cok guzel bir yazi bu. Okumamiza firsat verdigin icin tesekkur ediyorum Samisa.
Yazida bir kac yerde paraf sozcugunu gordum. Okurken bir sekilde rahatsiz etti beni. Acaba paragraf demek mi istemistin?
Iyi gunler, Hrundi V.

Noat SamisA dedi ki...

Paraf sözcüğünü sıklıkla kullanıyorum, esas anlamının dışında farklı bir şekilde yer etmiş zihnimde.Özel bir seçim değil yani.Uyarı için teşekkürler, bu konuda bir araştırma yapıp varsa bir yanlışım düzeltmeye çalışacağım.

Arşiv

Hayatım Futbol

Arama

Yükleniyor...

Jean Tigana