Bir hafta oldu Sonbahar'ı sinemada izleyeli.Pek çok kişiden ''Uzak'' çağrışımı yaptığını işittim.Pek öyle değil gibiydi sanki, daha farklı.Daha önce bu ülkenin vatandaşı bir yönetmenin yapmadığı bir film, sanıyorum böylesi Türkiye Sineması için bir ilk.Bu tür gerçek sanat eserlerinin festivallerden gişeye inebilmesi için içerisine mümkün olduğunca şehir içinden bir hikaye, insanlara tanıdık gelebilecek bir öykü koymak gerekir.Tercihtir bu, isteyen yapar.Yapmayanın filminin değeri düşmez, kıyas kabul etmez bu.Özcan Alper de unutulmuş bir hikayeyi koymuş bu muhteşem görselliliğin içerisine ya da hikayenin arasına Karadeniz'i yerleştirmiş.Niyete değil de sonuca bakarsak, ''ben bu filmin neyini beğendim?'' sorusuna ''Karadenizi'ni'' cevabını vererim.
Konu yine F Tipi cezaevleri gibi görünse ve bunu ''üslübu oturmuş'' diyebileceğim Türk Sinemacı'larından Çağan Irmak ve Nuri Bilge Ceylan yapsa sanıyorum beni bu denli etkilemezdi.Zaten Sonbahar'da bu husus, o günlerde televizyondan izlenenlerin kısa bölümleriyle yalnızca hatırlatılmış, ''Yusuf bunları yaşadı işte.'' demek için.Biraz da hafıza tazeletmek için.35 yaş üstü insanlar belki daha farklı şeyler alacaktır bu hatırlatmalardan, Yusuf'un filmde gösterilen öncesi hikayesinden.Ben bu kadarını alabiliyorum.Bu yerel hikaye, ''35 yaş üstü Türk insanı'' muhatabını aşıp, yansıtılan duygular yönüyle evrensele ulaşıyor.Ben Karadeniz kökenliyim.Ormanı, yaylayı, ceviz büyüklüğünde damlalarla yağabilen yağmuru; oraların sonbaharını, uçurum kenarından ilerleyen dağ yollarını, dağ sıralarını yaran dereleri, hatta kırmızı renkli kamyoneti iyi bilirim.Ama bu ülke sineması pek bilmez, öğrenmek ve anlatmak da istemezdi.Bir Karadeniz dağ köyünde güneş batarken salacakta oturan birinin üzerine giydiği yün yelek/kazak mutluluk tanımıdır.Tahta evde soba başında kitap okumak bir başka mutlukluk tanımıdır.Yusuf mutlu olmuyor belki, olamıyor daha doğrusu.Yaşlılarla dolu köylerde yaşanan sohbetlerin içeriği hep aynıdır, ''yeni gelen'' üzerinedir.Dedikodu, şehirde olmadığı kadar oralarda vardır.Bir sebepten köyde kalmış nispeten genç kişi, köyün tüm işlerini halleden adamdır.Gözlemler, bilen için çok özeldi.

Ve görsellik: Karadeniz.Teknik eksiklik nedeniyle bazı sahneler daha iyi olabilir görünse de sinematografisi, hikayesinin önüne geçen ama bunu ''bilgisayar kullanmadan'' yapan bir film Sonbahar.Dağda yeşilin, sarının, kırmızın her tonu; deniz kenarında mavinin, grinin her tonu.Dingin anlatım; gri bulutların kasvetinin hikaye ile bütünleşmesiyle üzerime çöken ''işte ben bu havalarda vazgeçtim yeni bir heyecan arama telaşımdan'' duygusu.Bu filmin etrafına kurulduğu gerçek nedeniyle ötekileştirilmesi olasıdır ve öyle de olacaktır.Tüm dünyada sinemanın, daha doğrusu sanatın gerçeği budur.Belki yıllar sonra ülkemiz sözde aydını bu filmi bir dönüm noktası sayar.

Filmlerini en beğendiğin yönetmen kim? sorusuna ''Ki-duk Kim'' (en soldaki) cevabını veririm.Sonbahar'ı izlediğim en iyi Türk filmlerinden biri olarak nitelendirmemde bu ismin filmlerindeki görsel muhteşemliğin ve farklı drama üslubunun payı büyüktür.Sinemada Sonbahar'ı izledikten sonra Ki-duk Kim'den ''İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış... ve İlkbahar'', orjinal adıyla ''Bom Yeoreum Gaeul Gyeoul Geurigo Bom'' çok iyi bir seçim olabilir.Güney Kore'nin yurtdışında en saygın sinemacılarından biri, belki de birincisi olan Ki-duk Kim'in şu an itibariyle hem senaristliğini hem de yönetmenliğini üstlendiği 15 uzun metrajlı filmi bulunmakta.Sonuncusunu olan Bi-mong/Dream/Rüya adlı filmi geçtiğimiz aylarda Beyoğlu Alkazar'da izleme fırsatı bulmuş ve Samaria'dan sonra bir filminin daha Türkiye'de festival kapsamı dışında vizyona girmesinden duyduğumuz heyecanla sinemaya koşmuştuk.
Bi-mong (2008)
Soom (2007)
Shi-gan (2006)
Hwal (2005)
Bin-jip (2004)
Samaria (2004)
Bom Yeoreum Gaeul Gyeoul Geurigo Bom (2003)
Hae Anseon (2002)
Nabbeun Namja (2001)
Suchwiin Bulmyeong (2001)
Shilje Sanghwang (2000)
Seom (2000)
Paran Daemun (1998)
Yasaeng Dongmul Bohoguyeog (1997)
Ag-o (1996)

''Ki-duk Kim Külliyatına Giriş'' ismini verebileceğimiz bu bölümümüzde Hollywood klişelerinden bunalmış, farklılıklar arayan sinemaseverlere bir yol haritası çizmeye çalışacağız.Usta'nın 2001 yapımı filmi Suchwiin Bulmyeong/Address Unknown, standart sinema filmleri izleyicisiyle Ki-duk Kim arasında bağ kurabilecek niteliğe sahip özel bir filmdir.Aynı yılın mahsülü Nabbeun Namja ya da bir önceki yıldan Seom ile bu hazineye dalmak kötü sonuçlar doğurabilir; fazlasıyla sert, sarsıcı bir geçiş olur ki zaten sayısı dünya genelinde sınırlı olan Ki-duk Kim gönüllüleri bir yandaş kaybetmeyi asla istemezler.Öte yandan kendi çapında bir hayran kitlesi oluşturmuş film olan Bin-Jip ile bu külliyata girenlerin de Ki-duk Kim hayranlığı gelecekleri pek parlak olmamakta.Gözlemlerim bu yöndedir.Beğeni kıstasları değişince burun kıvırmalar olabiliyor, aman diyeyim.Kazara Bin-Jip ile başladıysanız ki böyle çok insan tanıyorum, bir sonraki film tercihiniz daha da önem kazanır.Sizi yönlendiren şahıs, gidip de ikinci aşama için Shi-gan'ı önerirse kalan 13 filmin ''olmamış, biraz saçma hatta bu ne lan'' tepkileriyle karşılanması öneriyi yapan şahısa müstehaktır.Ama bir potansiyel Ki-duk Kim gönüllüsü kaybedilmiştir.Acı olan budur.
Suchwiin Bulmyeong'da şehir hayatı içinde karşılaşıldığında ''arızalı'' damgası yiyecek karekterler var, pek çok Ki-duk Kim filminde olduğu gibi.Diğer 15 filmden farklı olarak şehir hayatı dışında, aynı zamanda da yerel bir hikaye var.Güney Kore'deki Amerikan Üssü'nün civar köylerde yaşattıkları konusu etrafında bir iç içe geçmiş birkaç dram anlatılmakta.Yine semboller, metaforlar, aynı odada filmi izleyen 3 kişinin üçünün de farklı algıladığı sahneler bu filmde de mevcut.Külliyata girişin bu film ile başlaması yönündeki tavsiyem, diğer 14 filme göre Suchwiin Bulmyeong'ın anlatımını biraz daha genelgeçere yakın görmem nedeniyledir.Derseniz ki, ''Nabbeun Namja ile başladım, mutluyum.''Başka bir yoldur bu, çoğunluğa uymaz.Sarsılırsınız biraz, tek başınıza izlemez iseniz birbirinizi soğutursunuz filmden falan.Bunlar gözlemlerim, keşke her filmini sinemada izleyebilseydik diye iç geçiririm sürekli.Tüm bu uyarıların ana kaynağı da budur aslında.

Suchwiin Bulmyeong'ı beğenmeyen birini zorlamayınız, muhtemelen Oldboy'u da beğenmemiştir bu kişi ya da ikinci kez izlemekten çekinir de itiraf edemez.Zor gelir aykırı kabuller insana, biraz da kültür farkı kaynaklıdır.Hollywood'dan devam etmesini tembihleyiniz.Tam aksine siz Suchwiin Bulmyeong'ı izlediniz ve farklılığı hemen hissettiniz, dediniz ki sonraki aşama ne olsun acaba?2003 yılından önceki filmlerden bir tane seçin ve izleyin.Muhtemelen devam etmek isteyeceksiniz.Üçüncü aşamadan sonrası daha önceki filmlerinin kolajı sayılabilecek 2007 yapımı Soom ve son film Bi-mong haricinde sınırsız, sona bırakılmalılar.2003 yılının Güney Kore Sineması için bir dönüm noktası olduğunu anlatmıştık daha önce, aynı yıl Ki-duk Kim için de bir dönüm noktasıdır.Bunu göz önünde bulundurunuz.Ya da ''sanat subjektiftir, yol haritası ne yahu?'' diyin ve Hollywood'un bozmadığı hikayelerin, klişelerin uzaklığının keyfini özgürce çıkarın.

Herkese iyi seneler dilerim.Haftaya görüşmek üzere.

Noat Samisa

29.12.08

7 Fikir, Tenkit, Yorum:

ziggytheking dedi ki...

Bu ülkenin kendi çocuklarına yaptıklarının sınırının olmadığını gösteren çok yerinde bir filmdi Sonbahar.

Smyrna dedi ki...

abi filmin linki zartı zurtu var mıdır indirebileceğimiz?

Noat SamisA dedi ki...

Bulduğum her DVD satan dükkanda bu filmleri aramışlığım vardır.DVDciler Odası falan olsa yıllık toplantıda kesin benden bahsedilirdi. :)

7-8 tanesini bu yolla bulmuşluğum vardır.Sonradan sağolsunlar Ki-duk Kim gönüllüleri külliyatı toparladılar da herkese ulaştırdılar.

Türkçe sayfalardan en derli-toplu olanı sanıyorum bu:
http://forum.divxplanet.com/index.php?showtopic=36194&st=15

Smyrna dedi ki...

sağolasın abi...

bu arada iyi yıllar...

Adsız dedi ki...

serdar özkan'ın doğum günü partisiyle ilgili de bir yazı bekliyoruz senden noat :ç

selahattin erdem

adektlimited dedi ki...

çok keyifli bir yazı..teşekkürler..

http://adektlimited.blogspot.com/

eralp dedi ki...

Sevgili Noat Samisa,
Hwal OST
Kang Eun Il
Ancient Futures..
Bunlar ne güzel müziklerdir, haegum nasıl güzel bir alettir..
Acaba Koreli bir genç de Sonbahar'ı izleyip kemençeyi merak etmiş midir?

Arşiv

Hayatım Futbol

Arama

Yükleniyor...

Jean Tigana