Pazar günü büyük maç var, ek olarak yarının fikstüründe Tyne-Wear Derby de var.Tv yayınında derbi yerine United ismi tercih edilmiş, bir Tyne-Wear hikayesi iyi giderdi aslında.Tugay-Tuncay karşı karşıya, eksikleri olan Blackburn'de geçen hafta olduğu gibi Robbie Fowler'ı ilk 11'e görebiliriz.
Cumartesi, 25 Ekim 2008
Everton v Man Utd, 14:00 - Spormax
Sunderland v Newcastle, 14:45
West Bromwich Albion v Hull City, 17:00 - Spormax
Blackburn v Middlesbrough, 19:30 - Spormax

Pazar, 26 Ekim 2008
Chelsea v Liverpool, 15:30 - Spormax
Manchester City v Stoke, 17:00
Wigan v Aston Villa, 17:00
Tottenham v Bolton Wanderers, 17:00
West Ham v Arsenal, 18:00 - Spormax
Portsmouth v Fulham, 19:00

Noat Samisa

25.10.08
Geçen yıl, Premier League'de üçüncü maç haftasında Chelsea, Liverpool deplasmanına konuk olmuştu.Sezon öncesi Liverpool'da Torres transfer edilmiş, ''forvetleri yetersiz'' olan takım üst düzey bir golcüye kavuşmuş ve parola belirlenmişti: Şampiyonluk.Hafta içinde CL önelemesi kapsamında Toulouse ile oynayan Liverpool, ikinci maç haftasını boş geçmişti.Bu süreçte de Torres sakattı ve ilk kez Anfield'a çıkıyordu.Dakikalar 16'yı gösterdiğinde yeni transfer Torres, ceza sahası sol çaprazında topu almış, karşısındaki Tal Ben-Haim'i ekarte ederek uzak köşeye enfes bir gol vuruşuyla Liverpool başlangıcı'nı yapmıştı.Yeni transferin gol attığı, sezona iyi başlayan ve bu maçta da oyunu bölüm bölüm domine eden Liverpool'un önüne Rob Styles çıktı ve o dönem Jose Mourinho'yu koltuğundan edecek sorunların başlangıç evresini yaşayan Chelsea'ye Anfield'dan bir puanı hediye etti.
Videoda görülebilecek pozisyona verilen penaltı kararının ardından bir de Essien-Terry kart karmaşası yaşandı bu maçta.Bir pozisyon sonrası hakem Styles kalabalık içinde iki kez sarı kart gösterdi ama maç raporunda o dakikada yalnızca Terry'e gösterildiği yazıldı.Tv ekranlarına Essien'e ikinci sarı kart olarak yansıdı pozisyon ve o dakikada 1-1 biten maçın kırılma noktalarından biri sayıldı Liverpool tarafınca.Hakem Rob Styles, bu kararının ardından ertesi hafta maç alamadı, yetkili kurumca bunun bir ''ceza'' olduğu açıklandı.Bu da ülkemiz tv kanallarında halkı bilgilendiren sözde hakem hocalarının söylediği, ''penaltı takdir hakkıdır, hakem bundan sorumlu tutulmaz'' kuralını yalanladı.Sonrasında Abramovich-Styles-Mourinho ''rakı masası üçlüsü'' çıkarıldı meydana...
Hakem Stlyes, bu sezonun 6. maç haftasında oynanan Man Utd-Bolton maçında ise Jlloyd Samuel'in Ronaldo'nun topuna yaptığı temiz müdahaleye penaltı çaldı.O dakikada maç 0-0 gidiyordu ve Bolton'ın deplasmanda azımsanmayacak kadar puan şansı vardı.Maç 2-0 bitti.Son olarak da geçtiğimiz pazartesi günü oynanan Newcastle-Man City maçında Habib Beye'ye gösterdiği kırmızı kart, FA tarafından iptal edildi.Habib Beye'nin cezası kaldırıldı.Pozisyonun bana göre penaltı olduğunu ilgili postta belirtmiştim.Zor bir pozisyon, FA'in verdiği bu karar net olarak ''ellere var da, bize niye yok'' denmesin diye verilmiş bir karar.Adı İtibar, başlıklı yazıda bu konuya değinmiştik.Televizyon görüntüleri, tekrar gözden geçirme vs. mavi boncuk dağıtmaya dönüşüyor yavaş yavaş.Hakeme tereddütün varsa çalma diyorlar ama pekala ''tereddütlü'' bir pozisyona dair yapılan değerlendirmede hakemi yalanlayıcı bir karar çıkıyor.Asıl mesleği mali müşavirlik olan Rob Styles, 2000'den bu yana Premier League'de maç yönetiyor ve 2002'den bu yana da FİFA listesinde.Son yaşanan olay, hanesine yazılan 3. eksi puan oldu.Ligin itibarı en düşük hakemlerinden biri, hataları genelgeçer ''hakem hatası'' kapsamında değerlendirilmiyor.Geçen yılki Liverpool-Chelsea maçında verdiği kararın Liverpool'un sezon seyrine etkisi olduğunu düşünülüyor ki bu yılki ''geri dönüş'' performanslarıyla sezonun ikinci yarılarında başkalaşım geçren Benitez'in Liverpoolu'nun ilk yarı-sezon başı itibariyle arkasında bir rüzgar olması gerektiği, futbolun mekaniğinden fazlasına ihtiyaçları olduğu görülüyor.Pazartesi günkü kararının yanlış sayılmasıyla birlikte -Beye'nin cezasının iptal kararı olmamış olsa dahi- ligin hakemleri arasında pazar günkü maçı alma ihtimali en düşüklerden biri olan Styles'ın hiç şansı kalmadı.Yine de pazar günkü maçın hikayesinde bir parça var Rob Styles'tan.O dönem de Chelsea maçından önce rüzgarı arkasına almıştı Liverpool, şimdi de rüzgar arkasında.Ama bu kez maç deplasmanda, hem de yeryüzünün en zor deplasmanlarından birinde.Geçen sezonun CL yarı finali de haftasonu oynanacak liderlik maçının yanına alacağı bir başka hikaye.Pazar gününe kadar bu maça dair saha içi değerlendirmelere ve öngörülerimize ayıracağımız bir post daha olacak.

26 Ekim 2008 Pazar, TSİ 15: 30
Chelsea v Liverpool
Noat Samisa

23.10.08
1- Amr Zaki v Liverpool, 1-2
7 golle gol kralığı sıralamasının lideri Zaki, bu haftaki golüyle en sonunda ''en iyi''ler arasında...

2- Juliano Belletti v Middlesbrough, 0-2
Kaleci olmaktan nefret ettirecek kadar kusursuz bir şut.

3- Dirk Kuyt v Wigan Athletic, 3-2
Uçan Hollandalı'dan kendi tarzıyla bir galibiyet golü.

#1 #2 #3 #4 #5 #6 #7

Noat Samisa

22.10.08

Liverpool soyunma odasında anadili İngilizce olandan fazla anadili İspanyolca olan futbolcu var.Soyunma odasının patronu da İspanyol ama takım konuşmalarında, herkesin bir arada bulunduğu ortamlarda İngilizce'den başka dil konuşmak yasak.Manchester United'da durum keza öyle, İngiliz sayısı fazlalığı ve Alex Ferguson ile birlikte yerleşen ve bir daha United'dan hiç ayrılmayacakmış gibi görünen ''British'' kültürünün avantajı var.Chelsea'de durum daha karışık, 3-4 farklı dilde, grup grup oyuncu var.Arsenal'de dün Adebayor canlı yayına çıktı, İngiliz aksanıyla konuşuyordu.İlkokul eğitimi Togo'daki Fransız okulunda almak yerine, ailesinin isteğiyle Gana'daki İngiliz okulunu tercih etmiş, sanırım sebebi bu.Fransızların ağırlıkta olduğu Arsenal'de herhangi bir dil sorunu haberi çıkmadı, nitekim A takıma yükselen pek çok oyuncu birkaç yılını kulübün alt seviyelerinde geçirdiğinden pek sorun olacağını sanmıyorum.
Kulübün genel yapısıyla alakalı bir durum biraz da bu, menejeri British olanların bu konudaki özenleri daha fazla.Geçtiğimiz pazar günü meslekteki 25. yılını kutlayan Harry Redknapp, takımdaki 16 yabancı futbolcuyu, eşleri ile birlikte dil kursuna göndermiş.Öncelik, futbolcuların saha içinde yeterli olacak iletişimleri sağlayacak kadar İngilizce.Sonrasında ise futbolcuların etrafındakiler de dahil olmak üzere takımdaki iletişimi ve bu yolla birlikteliği artırmak adına daha ileri düzey İngilizce öğretimi yapılacak imiş.Juande Ramos, Tottenham'a geldiğinden bu yana maç sonralarında basınla muhtap olmuyordu.Gus Poyet'i yolluyordu; çinkü İngilizce bilmiyordu.Geçtiğimiz haftadan itibaren bu yönde yeterliliği sağlamış ve asıl muhtap olarak basın karşısına çıkıyor.

Fenerbahçe'de bu açıdan bir sorun yok, İspanyolca-Portekizce kardeş dil sayılırlar.Beşiktaş'ta birkaç dil grubundan grup grup oyuncu var, Mustafa Denizli bu gruplardan her birinde en az bir İngilizce bilenin olduğundan bahsetmişti.Galatasaray'da da durum benzer.Hagi, Türkçe biliyordu, Daum cenaze namazı kılıyordu ama konuşmuyorlardı.Doğrusu nedir?İletişim önemlidir, en iyi nasıl oluyorsa öylesi makbüldür.

Noat Samisa

22.10.08

Dün akşamdan önce ve sonra bir süredir Fenerbahçe ile ilgili konuşulanlar birkaç ana başlıkta toplanıyor.Bunun saha içi yansımalarını Trend Futbol başlıklı yazımızda değerlendirmiştik.Futbol her yerde futbol olsa da kültür farklılıkları futbola içsel bakışı da yönetimsel bakışı da futbol işçilerinin mesleğe bakışını da etkileyebiliyor, coğrafyadan coğrafyaya farklılıklar görünüyor.İletişim imkanlarının yaygınlaşmasıyla sporun domestik yapısı, özellikle futbolda iyiden iyiye global vasıflar kazandı.İnsanların çağlar boyunca yaşadıkları ilkel yaşamdan çıkarak bugün atomlarla oynaması gibi yetenekli futbolcu bul, takım kur, oynat, kazan odaklı futbol yerini sayısız kritere, norma bıraktı.Bu yönden baktığımda Aurelio, Tuncay, Carlos, Guiza vs. pek çok futbolcu ya da Zico-Aragones; yani ''isim'' odaklı tartışmaları olması gerekenin birkaç kademe gerisinde görüyorum.
Geçen yıl ''Sevilla Zaferi'' sonrası bu bloga girdiğimiz postların satır aralarında bir ayrımın gerektiğinden bahsetmiştik.Fenerbahçe'de mevcut kadronun yapılanmasının başlangıcı 2003 yılı.Çok kötü geçen sezonun ardından başlayan yapılanma, dört yılın sonunda CL çeyrek finalini gördü.Çeyrek finali getiren, bu yapılanma ekseninde gerçekleştirilen doğru transferler ve doğru tercihler idi.Fakat bu yapılanma, CL çeyrek finaline eşdeğer değildi, yeterli değildi.Bu noktada ince bir ayrım var.Fenerbahçe geçen yıl, elindekinden, imkanlarından fazlası maç dinamikleri yoluyla gerçekleştirmişti.Futbolun saha öncesi, aksiyon evveli planlama kısmında böylesi bir seviye için daha yukarısı gerekir ki nitekim CL Top 16'sı, yani ''Avrupa Premier Lig'i'' yıllardır aynı takımlar arasında oynanıyor.Hele ilk 8, tamamıyla kaymak tabakayı oluşturulan kulüplerce elde ediliyor.Yine bu noktada ''tesadüf'' olarak yazılan, anlamı sihirli sayılan sözcük geliyor akla.O başka bir şey, ben böyle bakamıyorum futbola.Maç dinamikleri, anlık aksiyon, insan faktörü...Öte yanda sayısız hikaye ile desteklenebilecek maç, sezon, şampiyona öncesi planlama gerçeği.Birini kupa kazanmamakla eleştiriyorsanız, maç-maç, isim-isim yapacağınız değerlendirmelerin zirve düzeyde hiçbir geçerliliği yoktur.Takımda herhangi bir oyuncunun sözleşme sorunu ya da satış ihtimali varsa, bunun yerinin nasıl doldurulacağı ''patron''ların değil, oluşturulması gereken bir beyin takımının işlevidir.Bunu, EPL partonları ile bizdeki kulüp ''patronları'' olarak iki ayrıma tabi tutabilirz de.Benzer şekilde kenar yönetim istikrarı olarak da düşünebilir ki beyin takımı sabit kalsın.Bu, işin planlama kısmı.Arsenal'den ayrılan ''pek çok'' oyuncunun yerine eşdeğerini koyduran yapı bu.İsimler önemsiz, önemli olan yeterlilik.Birikim, kalite, planlama ve hepsinin ötesinde tutku ve iyi niyet...

Dün akşam gördükleri Arsenal'e şaşırıyor ekrandakilerin, etrafımızdakilerin pek çoğu.Bizlere futbol hakkında bilgi sunanların şaşkınlığını elbetteki normal karşılayamıyorum.Yıllardır üçgen paslaşmalar ezbere yapılır, oyunun ikinci bölgesinde çok adamla olunur, çizgi savunma oynanır, kısa mesafede çabuk oyuncular kullanılır, hızına karşı direnç gösteremezseniz dayanamazsınız.2 yıl önce Liverpool'a deplasmanda 6 attı bu takım, kısa zamanda bir kez daha farklı mağlup etmişlerdi o yılın CL finalistini.O günlerde de böylesine hızlı ve akışkandılar.2 sene önce Tigana'nın oynattığı çizgi savunmaya ''ilkel'' denildi bu ülkede, her ne kadar dün akşam yıl boyunca belki en fazla bir kez beraber oynayacak savunma dörtlüsü bu işi pek iyi yapamasa da Arsenal, Mourinho, Ferguson vs. kim varsa herkes bunu yıllardır uyguluyor.Savunmanızı öne çıkarmazsanız, oyunun ikinci bölgesinde orta saha elemanları açısından sayıca fazla olsanız dahi rakip kale önünde gerekli akışkanlığı ve hızı sağlayamazsınız.Bu da orta ve uzun vadede sizi dominant futbola ulaştırmaz.Bu veriyi Beşiktaş vs. için yaptığım değerlendirmelerde kullanmıyorum; çünkü Beşiktaş özelinde pek çok takımın daha bu noktaya gelmeden sayısız eksikleri var.Dünden beri dilden dile anlatılıyor Arsenal planlaması, Wenger ismi, ekolü.İyiden iyiye ''genç futbolcu'' fetişizmine dönüştürülüyor, alınması gereken derse, olması gereken ulaşılamıyor.Flamini gittiği günden itibaren bu blogda sayısız kez ''orta saha transferi'' dedik Arsenal için.Premier League için önemli dedik.Ardından eşi benzeri olmayan Arsene Wenger ekolünün, ''Arsenal'i Arsenal yapan'' olduğunu sıkı sıkıya vurgulamaya çalıştık.Jenerasyonlar arası geçişin yarattığı sıkıntının sınıf atlamaya engel olduğundan bahsettik, buna birçok post ayırdık.Bu eksende Tottenham karşılaştırması da yaptık, tabii bu konuda tokat yemeye devam ediyoruz.

Şunu anlatmaya çalışıyorum.Bugün yaptığınız elinizden gelen ise ve eğer hedefinize yetmiyorsa; bugünü değil geçmişinizi sorgulamalısınız.Ya da yeni bir başlangıç veya eskinin devamı ile temelden yukarı katları çıkmaya başlamalısınız.Eğrileri, doğruları, çarpıkları bir araya getirip bu kolajdan ''iyi'' seçeneğinin çıkmasını beklerseniz, yumurtaya ulaşmaya çalışan en şanslı sperm olmayı beklersiniz.Buna tesadüf de diyebilirsiniz.Keza halen ısrarla ''doğru yapılandırıldığını'' iddia ettiğim Tottenham gibi, doğruları yaparak da Hepatit'e yakalanan titiz adam olabilirsiniz.İhtimaller bu kadar düşüktür, emsaller ortadadır.Kimin ne şekilde diğerlerinin önüne geçtiği ortadadır.Uzun vadede büyük farklar, görüşü daraltarak maç-maç baktığınızda küçük nüanslar belirler sonuçları.Olması gerekenler ile olanlar bir başka rota çizer, orta vadede bunun adına trend futbol denir.Uzun vadede kupalar gelir, adınız büyür.Ama hepsinden önce futbol iç yapısını korur ve birileri ''abalı'' olmaya niyetlenebilir.

Arsenal beklediğim gibi kenarlarda iki oyuncu, Adebayor ileride tek çıkmış maça.Genel tertibi bozmuşlar ama ligin ikinci yarısı Avrupa deplasmanlarında yapmadıkları, çok da şaşılacak bir şey değil.Wenger, son Kocaeli maçını kendi izlemiş, rakibinin diğer maçlarını da en azından kurmaylarına izletmiş, bilgi almıştır.Belli ki yine de Fenerbahçe'yi ''Chelsea'yi Saraçoğlu'nda yenen takım olarak'' biliyorlar.Aragones'i ise buna cevabı savunmasını önde kurmak ve rakip sahada çok adamla yer almak.Arsenal'in yapmak istediği şey bu.Halbuki maça temkinli çıkan Arsenal'i oyunun 2. ila 3. bölgesi arasında kurulan bağ sırasında bozmak gerek, tabii bu kolay değil.11. dakikada 0-2 olunca o dakika her iki takım için de maç bitiyor.İki takımdan da backhand ile baseline'a gönderilen passing shot'lar izliyoruz.Arsenal istediğinde rakip kaleye iniyor ama giden geri gelmiyor.Nasri bir top kaptırmıştı, kamera Wenger'e döndüğünde yere fırlatılan bir su şişesi gördük.Skor da sanırım 1-3 idi.Savunmaya yardımı Arsenal ortalamasına göre fazlasıyla düşük bir oyuncu Nasri, ben bu yıl 15 maç yer bulacağını düşünmüştüm ama 25'i bulacak gibi.Fakat bu haliyle yeterli değil.Kötü bir gece, kötü bir maç.Goller bol ama anlık zevk bile ''koş-koş''tan ötesi değil.Fenerbahçe direnç gösteremedi, rakibi de gereğinden fazlasını sahaya koymadı.

Arsenal-Fenerbahçe karşılaştırmasında verileri doğru yorumlayabilmek kolay değil.Arsenal için seviye yükseldiğinde göreceli olarak sorunlar çıkıyor.Mesela Ekim-Aralık Arsenal'i kapsamında düşüş hikayesi gibi.Bu yıl lig şampiyonluğu için yeterli değiller gibi.Fenerbahçe özelinde bahsettiğimiz genel sorunlar nerede, Arsenal özelinde ''yalnızca para sayesinde değil, mutlak doğrularla bugüne gelmiş'' yüksek zümre takımların sorunları nerede?Tandansı tutturmak mümkün değil.Futbola genel bakış, genel gözlem, genel sonuçlar...Futbolun sabit mutfağından, işletme müşterilerine sunulan yemeklerin sırrı bu.Müşteriler geçiçi ama mutfak hep orada.Bu maçın özelinde tabağımıza gelen yemekte 2-5 yazıyordu.Yemek bize lezzetsiz gelse de Arsenal tarafı ''ağzınızın tadını bilseniz, her yıl transfere bizden çok para harcamazdınız'' dedi.Nitekim yemek onlara çok leziz gelmiş, çünkü futbolun mutfağının damak tadına yıllardır aşinalar.Kuru fasulye yanına iki soğan kırıp da pilav kaşıklamak da güzeldir de, her gün yenmez.Papaz da her gün pilav yemez.

Noat Samisa

22.10.08
Dün akşam haftanın kapanış maçında, pazartesi programında Man City, ''bunalım'' deplasmana konuk oldu.Hala patron değiştirememiş, her gün İngiliz basınıyla dalaşan, küfür eden, ''geçici işçi'' bir menejerle devam etmek zorunda olan Newcastle United, henüz 12. dakikada 10 kişi kaldı.Savunma arkasına koşu yapan Robinho'yu tandemdekiler kaçırınca sağ bek Beye takıldı peşine, tam ceza sahası ön çizgisi üzerinde sağ ayağıyla topa dokundu, sol ayağını ise Robinho'nun sabit ayağına vurdu.Haftasonu oynanacak Chelsea-Liverpool maçına dair yazacağımız prewiev yazısında daha detaylı değineceğimiz arıza hakem Rob Styles penaltı noktasını gösterdi, Habib Beye'yi ihraç etti.Joe Kinnear, ''hakemle konuştum, bu kararını gözden geçirecek'' demiş maç sonu.Bu maç gitti, bari ceza kaldırılsın hesabı...John Terry'nin ''emsal'' vakasında verilen kararın yanlışlığına değinmiştik.Bu kez durum fazlasıyla karışık.Pozisyon bana göre penaltı.Başka birine göre olmayabilir, öylesi göreceli bir pozisyon.Üzerinde hemfikir olunmayacak muamma bir pozisyonda kimi haklı bulacaksınız?
Robinho 13. dakikada penaltıyı gol yapıyor, durum 0-1.Bunalım deplasmanda ev sahibi 10 kişi kalınca işlerin daha kolay gitmesi gerekiyordu ama sahneye Man City'nin savunmacısı Richard Dunne çıktı.İrlandalı savunmacı, önce 3 bant bilardodaki maharetleri sergiledi.Uzaklaştırmaya çalıştığı top, 3 kişiye birden çarparak maç içinde formasını yırttığı Ameobi'nin önüne düştü.İlk yarı 1-1 bitti.63. dakikada ise Newcastle bir korner kazandı ve kale sahasına geldi orta.Richard Dunne, kendi kalesine enfes bir gol attı.Sağ ayağıyla topu 90'a gönderdi.İlginç olan, bu kornerde Dunne ya adamını kaçırıyor ya da herhangi bir rakiple eşleşmemiş.Boş kalınca affetmemiş yani!Sezon başı Dunne'ın Tottenham'a transferi konuşuluyordu, Corluka gitti.Dün Zabaleta olmayınca Richards geçmiş sağ beke, BenHaim-Dunne savunma ikilisi ufak çaplı bir faciaya dönüşmüş.Biraz şanssızlık, biraz beceriksizlik.86'da Stephan İreland atıyor, kolay başlayan maçta kabus gören Man City, St. James' Park'tan 1 puanla dönüyor.(2-2)Skandal gollerin ilkine buradan, ikincisine ise buradan ulaşılabilir.

Noat Samisa

21.10.08
''Herkes İnter'den sonra İspanya'ya gitmek ya da Portekiz ulusal takımının başına geçmek istediğimi söylüyor.Bunlar doğru değil.İnter'den sonra İngiltere'ye dönmek istiyorum.İngiltere Ligi'ne aşığım ve bir gün mutlaka geri döneceğim.''

Jose Mourinho, 19.10.08.

Birleşik Krallık'ın ulusal marşı Mourinho için geliyor: God Save the Special One.Yeniden Abramovich'in Chelsea'si olur mu?3 yıl sonra Manchester United'ın başında Sir Ferguson olmayabilir, Mourinho olur mu?Man City, Tottenham, İngiltere ulusal takımı?İngiltere'de yarım bıraktığı bir şeyler var, hele bir gece ansızın gidişi hiç uymadığı bu karektere.Bu deha, bu ego istiyor ki yapamadıklarımı da yapayım, ''burnu havadaların ülkesinde'' arşa ulaşayım.

Noat Samisa

20.10.08

Fenerbahçe'nin durumu şöyle, Arsenal'inki böyle.Tekrarı gereksiz görüyorum.Kağıt üzerinde mevcut Fenerbahçe'yi Arsenal'den üstün gösterme şansımız yok.Öncelikle bunu kabul edip ardından ayrımlar, çıkarımlar yapmak daha sağlıklı bir seçim olacaktır.İngiliz takımlarının İstanbul deplasmanı geçmişinde mağlubiyetler -bizim için zaferler- olduğu kadar, hatırlanmak istenmeyen maçlar da var.Aragones; kontaratak oynuyorlar, demiş.Kendisine ders verecek, futbol öğretecek değiliz elbette; ama örnek çok yakından, geçtiğimiz haftasonu skorda gerideyken 25 dakika rakip kaleye 7-8 kişiyle çöktüler.Bunu pekala CL'de de yapabiliyorlar.Kontraatak oyununu ise her şeyden iyi yaptıkları yıllardır biliniyor.Işık hızıyla kalenizde olabiliyorlar.Fenerbahçe'nin Kocaelispor galibiyetinin bu maç öncesine yansıması ise görece değişimi oldu, pek çok skoru sürpriz saydırmayacak duruma getirdiler.Bu da en azından Kocaelispor maçı öncesindeki havadan daha iyidir.
Geçen yıl Lugano ve Edu'nun geri kaçarak oynadığı, Carlos ve Gökhan'ın öne çıkarak yay oluşturduğu bir savunması vardı Fenerbahçe'nin.Çizgi savunmanın Güney Amerika modifikasyonu idi.Saraçoğlu'nda bu yapının -Chelsea maçının ilk yarısı hariç- üstünlük kuramadığı rakip yoktu.Yarın akşam öncelik, orta sahada Fabregas'ın oyunu bozmak ki Arsenal'in rakibi olan takımlar bunun derdinde.Kalenize yaklaştırdığınızda yapacak fazla bir şeyiniz kalmıyor, elinizden geldiğince savaşacaksınız.Semih-Guiza-Alex mi, yoksa Semih maça kulübede mi başlayacak?Kazanan takımı bozmamak önemlidir ama Selçuk'un yanına mutlaka bir fazlası bu maçta gerekli.
Arsene Wenger, ''muazzam bir sınav'' demiş yarın akşam için.Futbolcunun yaşının 20 ya da 30 olması farketmez, Avrupa'nın en tutkulu taraftarlarının bulunduğu İstanbul'un atmosferinden etkilenmeyeceğiz, diye devam etmiş.Arsenal savunmasının üç esas adamı yarın sahada olamayacaklar.Kolo Toure, William Gallas ve Bacary Sagna sakatlıkları nedeniyle kadroda yoklar.Tomas Rosicky'nin ise nerede olduğu bilen yok!Nicklas Bendtner ise iyileşti ve kafileye dahil edildi.

Almunia; Song, Silvestre, Djourou, Clichy; Nasri, Fabregas, Denilson, Eboue, Walcott; Adebayor

Juventus-Real Madrid, yarının büyük maçı.Celtic, Old Trafford'da.Celtic'in sakatları var, bakalım vites yükselten United karşısında durabilecekler mi?

Noat Samisa

20.10.08
Yayına çıkışının üzerinden 3 aydan uzun bir süre geçse de çok haberdar olunmayan, reklamı yapılmayan güzel bir federasyon faaliyeti sezon yıllığı.306 maçın tamamının maç raporları ile birlikte fotograflar, ilgi çekici istatistikler...3 büyükler dışındaki kulüplerin, diğerleri ile eşit şartlara sahip olduğu nadir kategorilerden biri bu yıllık.Her takım için aynı klasmanlar üzerinden veri karşılaştırması ve takibi yapılabiliyor.Pdf formatında yayınlanan bu yıllığı sanal yoldan edinmek için hiçbir ücret ödemiyorsunuz.TFF resmi web sitesinde sağ tarafta yıllık kapağı görülebilir ya da buradan edinilebilir.

Noat Samisa

20.10.08
Hull City'nin hikayesini yazmaya devam ediyoruz, her hafta karşımıza başka öyküler çıkıyor.Bu hafta Hull City'nin ''en''ler kulübünde yeni bir rütbesi oldu.Geçtiğimiz maç haftası itibariyle Premier League tarihinde lige yeni yeni çıkan takımların ilk 7 hafta performansları karşılaştırıldığında en iyi başlangıç, Premier League'e yükselişinin iki yıl sonrasında şampiyon olan Blackburn Rovers ile Blackburn'ün şampiyon olduğu sezon ligi 3. tamamlayan Nottingham Forest'a aitti: 7 maç, 17'şer puan.Hull City ise bu ikilinin ardından 14 puanla 3. sıradaydı.Bu hafta KC Stadium'da bir galibiyet daha aldı Kaplanlar.West Ham, 1-0 mağlup ettiler.Hull golü öncesi iki çok net gollük pozisyonu harcadı Hammers.52'de Hull golü geldi, bu kez sıra savunmacı Micheal Turner'ın.Böylelikle 8. maç haftası sonunda 17 puana sahip oldular ve bu 17 puan onları, Premier League'e yeni yükselen takımların ilk 8 hafta başlangıçları sıralamasında 1994-1995 sezonundaki Nottingham Forest'ın 20 puanlık başlangıcının ardından ikinci sıraya yerleştirdi.5 maçtır kaybetmiyor, 3 maçtır kazanıyorlar.Kazandıkça başkalaşıyorlar.Önlerindeki 3 maçtan ilki WBA deplasmanı.Ardından KC Stadium'a Chelsea geliyor ve bir hafta sonrasında Old Trafford'a gidiyorlar.Bu üç maçtan Hull City için ''olağan'' olanı sıfır puandır.Lig öncesi de ''olabilecek'' olarak Hull City'i ligin dibinde, Tottenham'ı şu an Hull City'nin bulunduğu yer civarında öngörüyordum.Her kabullenmemiz gerçekleşse kendimizi ermiş ilan etmemiz gerekirdi ki her maç kendi içinde bir deryadır ve futbolun yanlışı bile heyecan verici olabilir.Bu hafta iyi götürdüğü maçı yine kötü bitirdi Tottenham.Artık sanıyorum ki Juande Ramos'un deneyecek pek de bir şeyi kalmadı.Bundesliga'da Hoffenheim, onlar da bir başka hikaye yazıyorlar.İki ligin karşılaştırmasını yaptığımızda planlama noktasında Bundesliga takımlarının avantajı var.Premier League'e başkaldırmanın zorluğu daha bir başka.Bu yönüyle Hull City'i kayırıyorum.Geçen yıl bugün, 11 maç haftası geride kalan Championship'te 18. sıradaydı bu takım, böylesi bir mucizedir ortaya çıkan.
BBC'nin taktik analizatörü, Arsenal eskisi Lee Dixon bu haftaki analizini Hull City'e ayırmış fakat menfi yönde.Phil Brown'ın 4-4-2'sinde beklerin çok önde kaldığını, arkada kalan boşluğu kullanmak adına bekleri oyuna sokmanın Hull City'yi bozmanın anahtarı olduğundan bahsetmiş.West Ham'ın hatası ise o bölgeye sol beki yerine sıklıkla Bellamy'i sokması olarak gösterilmiş.Böylelikle Carlton Cole iki kişi arasında pasifize olmuş.İlgili forum sakinlerince flash player'dan çalınmış, üzerinde oynanmış halidir bunlar, yazıya ve grafiklerin aslına buradan ulaşılabilir.

TSİ 22'de Newcastle-Man City, haftanın kapanış maçı var.

Noat Samisa

20.10.08
Dün, yani 19 Ekim 2008 günü Harry Redknapp'ın futbolun mutfağına geçişinin 25. yıldönümüydü.İlk maçımı dün gibi hatırlıyordum, diyor İngiliz menejer.Bournemouth'un başında çıktığı ilk maçta Lincoln City'e 9-0 mağlup olmuşlar, o günden bu yana geçen 25 yılda heyecan aynı heyecan imiş.Futbolculuk kariyerinin 12 yılını geçirdiği Bournemouth ve West Ham United'da, kenar yönetim kariyerinin ilk 19 yılını geçirdi şimdinin huysuz ihtiyarı.Bu süreçte oğlu Jamie Redknapp'ı Bournemouth'ta futbol sahnesine çıkardı.1991 yılında 17 yaşındaki Jamie Redknapp için dönemin Liverpool menejeri Kenny Dalgish, dönemin bu yaştaki oyuncuya ödenen en yüksek bonservis bedelini Bournemouth'a ödedi ve oğul Redknapp'ı transfer etti.Liverpool formasını giydiği 90'lı yıllarda ligin en başarılı orta saha oyuncularından biri oldu oğul Redknapp.Oğlu'nu zirve lige ihraç ettikten sonra kendisi de bir başka yola girdi.Asistanlığı kabul ederek başladığı West Ham United kariyeri, sonradan baş adama dönüşecek ve 8 yıl sürecekti.
Sürekli ertelediğimiz ''West Ham United Akademisi'' konulu yazımızın baş aktörü olacak isim Harry Redknapp.Yeğeni Frank Lampard başta olmak üzere Rio Ferdinand, Joe Cole, Micheal Carrick ve daha pek çokları onun elinden geçti.Yetiştirir-satar yapı Rednkapp'ın son dönemilerinde arıza göstermeye başladı ve kötü geçen sezonun ardından Harry Redknapp Championship'in yolunu tuttu.Portsmouth'u Premier League'e çıkardıktan bir yıl sonra dönemin patronu Milan Mandaric ile anlaşamadı ve Pompey'in en büyük rakibi Southampton'a geçti.West Ham'dan ayrılışıyla kendisi küme düşmüştü, bu kez takımıyla birlikte küme düştü.ertesi yıl ile birlikte Milan Mandaric çoğunluk hisslerini Alexandre Gaydamak'a devredince yeninde Portsmouth'a döndü, kaldığı yerden işe koyuldu.2003 yazında Premier League çıkardığı Portsmouth, ilk EPL sezonunu 13'üncü, ikincisi de 16'ıncı bitirmişti.İkinci Redknapp dönemi de sıkıntılı başladı, takım sezon sonunda 17. sıradaydı.2 yıl sonra, geçtiğimiz sezon FA Cup geldi.Portsmouth, ligde kendine belli bir yer edindi.
Cumartesi günü Villa Park'ta Aston Villa karşısına çıktılar.Boş kaleye kaçanlar, direkten dönenler, karşılıklı pek çok pozisyon var maçta.Ama tabela 0-0'ı yazdı, iki takım da göreceli olarak kayıp sayılmayacak 1'er puanı aldı.Futbolcular topu çerçeve dahilindeki boş bir yere isabet ettiremeseler de Villa Park tribünlerinden biri tam isabet tutturdu.Sahaya fırlattığı bozuk para, yardımcı hakem Phil Sharp'ın kafasını yardı.Olay yaşandığı sırada bir yandan Martin O'neill ile birlikte Phil Sharp'a yardım etmeye çalışan Redknapp, öte yanda tribüne dönüp eliyle birini işaret ediyordu.
Maçtan sonra hedefin kendisi de olabileceğini söylemiş.FA inceleme başlattı; stad kameralarından, görgü tanıklarından delil toplamaya çalışılıyor.Aston Villa'ya herhangi bir ceza gelmesi düşük ihtimal; fakat eğer bozuk parayı atan şahıs bulunursa ''müebbet futbolsuzluk'' cezası alacak: Ömür boyu İngiltere'deki stadlara giriş yasağı.

Noat Samisa

20.10.08

Gerilerden alayım David Moyes'in ''yeni sözleşme'' hikayesini.Geçtiğimiz Temmuz ayı sonunda zamanın Everton CEO'su Keith Wyness, yeni stad projelendirmesi sürecinde yıprandığını öne sürerek istifa etti.Büyük rakip Liverpool, şehir merkezinde fazla uzaklaşmadan yeni stadını projelendirirken, Everton'ın mevcut projesinin Goodison atmosferinde oldukça uzak olacağı eleştirileri sıklıkla dillendirilmişti.Devletten izin çıktı-çıkmadı; para var-yok kargaşası arasında yalnızca maketlerle bugüne gelindi, sonuçta net bir irade ortaya koyaman yönetimin baş sorumlusu istifa etti.2004'ten bu yana kulüp başkanlığını yürüten Bill Kenwright, bu istifadan 1 hafta sonra kulübün ''tekliflere açık'' olduğuna dair bir resmi duyuru yayınladı.Bu yetkiyi de yüksek makamdan aldı, ''camia'' denen soyut kavramın Premier League'de halen varolduğu iki kulüpten biri Everton.Diğeri M'Boro, bu iki kulüp halen tam şirketleşmiş değiller.M'Boro başkanı Steve Gibson ile birlikte Premier League'de ''profesyonel olmayan'' iki kulüp başkanından biri Bill Kenwright.Maaşlı çalışmıyorlar yani; kendileri şahsi şirketlerinde patron, kulüpte bir patronları yok.Bizimkiler gibi.Geçtiğimiz hafta içerisinde ise Everton'a alıcı bulmakla görevlendirilmiş aracı kurum haber saldı: ''Umarım uygun bir alıcı bulabiliriz.''Pini Zahavi'ye yetki verseler şimdiye iş bitmişti belki de!Bu demecin sonrasında herhangi bir galibiyet veya pozitif bir olay gerçekleşmeden David Moyes ile 5 yıllık yeni sözleşme yapıldığı haberi duyuruldu.Moyes bir süredir Everton'da çalışmaya devam etmek istediğini belirtiyordu.Son olarak ''herhalde ağırdan alıyorlar; duruma, skorlara göre karar verecekler'' mealinde bir açıklama yaptı, başkana mesaj gönderdi.Sonunda geçtiğimiz salı günü taraflar anlaştı ve David Moyes, toplam £16.5 milyon karşılığında yeni 5 yıllık kontrata imza koydu.
Everton'daki dernek yapısı çatladı, atanmışın istifası sonrası seçilmiş ''dışarıdan müdahale'' çağrısı yaptı.Everton takımının halen dengeli bir görüntüden uzak olmasının sebebi geciken transferler, az da olsa Moyes'in kenarda bekleyen sözleşme hikayesiydi.Yeni stat projesini erteleyen şey ise para, transferlerin gecikmesi ve Moyes'in sözleşmesi de aynı şekilde ''para'' ile alakalı.Transferin son günü gelen Fellaini transferiyle ''bitse de gitsek'' havası belli olmuştu.Aylardır transfer istediğini açıklayan Moyes'e son gün £15 miyonluk bir transfer izni verildi.Açık oynuyor Everton yönetimi.Patron bekliyorlar ve bu süreçte de net olarak adı konulamayan kararlar alıyorlar.Nasılsa paralı patronlar gelecek ve daha evvel harcanan üçün, beşin hesabı yapılmayacak.Benzer bir durum David Moyes için de geçerli.Everton'ın geçen yılın 8. maç haftası sonunda 13 puanı vardı, bu yıl 8 puanı var.İstenirse, transfer gecikmesi nedeniyle bu 5 puanlık kaybın oluştuğu açıklaması yapılabilir.Doğrudur da, Andrew Johnson'ın kaybı da, orta sahadaki sıkıntıda son günlere kadar, ligin 4. maç haftasına kadar bekledi.Ancak patronlar çöktüğünde, Moyes'in 5 yıllık yeni sözleşmesinin bağlayıcılığı zayıflar.Bunu eminim kendisi de biliyordur.6 yıldır başında bulunduğu Everton'da, yetkisi dışında yanlışlar (yok yere transfer geciktirmesi gibi) yapılmadığında ligin arkası en sağlam menejerlerinden biridir İskoç David Moyes.Peki ya patronlar geldiğinde?Bu kadronun Big Four'u, Big Five 'a tamamladığı sanrısına kapılıp, Moyes'in katkısını inkar etmek oldukça olası bir senaryo.Everton'dan David Moyes'i çıkardığınızda, elinizde kılçık kalır.O da yüzemez zaten.Moyes'in Everton kariyerinde şimdiden 6 yıl doldu, düzgün bir patron düşerse bahtına halihazırda 5 yıllık daha sözleşmesi var.Moyes'i kabul eder, yatırım imkanı verirseniz; Man Utd'ın İskoç efsanesine bir başka İskoç efsanesini Manchester'a yalnızca 60 km uzaktan ekleyebilirsiniz.En azından halihazırda buna aday birkaç isimden biri David Moyes.
Bugün Emirates'te öne geçti Everton, önemli eksikleri olan ve liderliği kaybetmelerinin ardından alınan skorların kaza olmadığını ispatlayamayan Arsenal karşısında puan şansları vardı.İlk yarıda Anadolu derbisindeydim, ikinci yarısını izleyebildim Arsenal-Everton maçının.45-70 arası muhteşem bir futbol oynadı Arsenal.Eğer bu süreçte Arsenal'e bir kontraatak golü atamazsanız, en azından bir şekilde tehdit edemezseniz üzerinizden geçiyorlar.Everton'ın yaşadığı buydu.En az 7 kişiyle ceza sahası çevresine çöküyorlar ve çaresizce izliyorsunuz.Kale sahanızda 3 pas yapabiliyorlar, hiçbir şey olmaz ise biri şut atıyor ve mecburen kendi ceza sahasına gömülen takımınızın canla başla gol önlemeye çalışan elemenlarından birine çarpıyor top ve bir Arsenalli'nin önüne düşüyor.Arsenal eğer bu noktaya geliyorsa, buna ''defansif'' olarak savaşmaktan başka yapılacak bir şey yok.Hücum silahlarınızla tehdit ederek ceza sahanız civarındaki Arsenalli sayısını azaltmalısınız, bu şekilde set hücumlarını engellemelisiniz.Everton bu zor işi pek çok takımın yapamadığı gibi bugün yapamadı.Arsenal kazandı.
Anfield'da ise Liverpool bu sezonki beşinci geri dönüşü gerçekleştirdi.Geçtiğimiz maç haftası iki gol farkından maçı çevirmişlerdi, bu kez iki kez geri düştükleri maçı çevirdiler.Amr Zaki, bu maçta attığı 2 golle yine günün adamı olmaya niyetlenmişti ki her zaman ''hesapbozan'' adam yine işini yaptı.İlk golde Daniel Agger, kendi yarı sahası ortalarından toplu koşusuna başlıyor.Bir ver-kaç sonrası son çizgide çalımı yapıyor ve ortada golcüyü buluyor.Stoper-kenar oyuncusu-forvet üçlüsüyle bir gol atıyor Liverpool.Bir savunma oyuncusunda sık rastlanmayan teknik meziyetlere sahip Agger'ın uzun sakatlık sonrası Premier League dönüşü öncesinde sakndal bir hata sonrasında asist ile oldu.Devreyi yenik kapatıyor Liverpool, galibiyet 75'ten sonra geliyor.Antonio Valencia atılıyor, 10 kişi kalan Wigan direnemiyor.Albert Riera başlangıcı yaptı, bu transfer de tutmuş görünüyor.85'te Hollandalı uçtu, kendine has bir vuruşla galibiyeti getirdi, Liverpool yine kazandı.Günün adamı da yine Dirk Kuyt.Torres bugün olduğu gibi haftaiçi ''baba evi''nde de tribünde olacak.Bu durum Torres için olduğu kadar futbolsever için de üzücü.Önümüzdeki haftasonu bir başka hesap maçı, bir başka hikaye.Bugün Torressiz oynayan ve yine geriden gelerek maç çeviren Liverpool, haftaya Chelsea deplasmanında.Stamford Bridge'e Torressiz çıkmak ve geriden gelebilmek?Hangisi daha zor?

Manchester United ise ikinci yarı WBA'nın üzerine çökmüş.Sağ bekte Aalborg deplasmanında olduğu gibi yine Rafael ile başlamış Ferguson.Rooney gollere devam ediyor, Berbatov da Premier League'de gol başlangıcını yapanlardan.Diğer üç maçın ise skorları aynı, hiçbirinden gol çıkmadı.

Arsenal 3-1 Everton
Liverpool 3-2 Wigan
Man Utd 4-0 WBA
Bolton 0-0 Blackburn
Fulham 0-0 Sunderland
Aston Villa 0-0 Portsmouth
Noat Samisa

19.10.08

Lider, Riverside'da şov yaptı.Origami marifetlerini sergileyerek kağıttan yaptıkları uçakları sahaya atan, skoru bu şekilde protesto eden Middlesbrough taraftarı için fazlasıyla kötü, umutsuz bir haftasonu.Goller: Kalou 13, Belletti 51, Kalou 53, Lampard 63, Malouda 67.
Middlesbrough: Turnbull, Grounds, Wheater, Riggott, Taylor, Aliadiere, Shawky, O'Neil, Adam Johnson, Downing, Mido
Subs: Jones, Digard, Emnes, Alves, Bennett, John Johnson, Walker

Chelsea: Cudicini, Bosingwa, Terry, Alex, Bridge, Belletti, Lampard, Mikel, Kalou, Anelka, Malouda
Subs: Hilario, Ivanovic, Sinclair, Ferreira, Deco, Mancienne, Stoch

İki takımda da sakatların durumundan bahsetmiştik.Söylenenlere ters olarak bir süredir idmanlara katılan Tuncay kadroda yoktu, haftaiçi neredeyse tüm idmanları kaçıran Mido ilk 11'de sahadaydı.M'Boro savunmasındaki sıkıntı çok büyük, savunmanın her yerinde oynayabilen genç oyuncular sayesinde biraz olsun durumu kotarmaya çalışıyorlar.86 doğumlu Andrew Taylor sezon başı sağ bek boşken oraya geçmişti.Bugün sol bekte oynadı.Sağ bekte ise 88 doğumlu Jonathan Grounds, tandemde 87'li Wheather ve Chris Riggott.Tamamı İngiliz oyunculardan oluşan bugünkü dörtlüde Riggott dışındaki üç savunmacısı, Riverside civarında doğmuş, orada büyümüş ve M'Boro alt yapısından yetişmiş futbolcular.Bu açıdan bakıldığında M'Boro'daki yapının nadir işler halde bulunan Akademi Yapısı olduğu söylenebilir.Ancak A takımdaki hazır yapının, alttan gelecekleri içine katarak hem kendini hem de futbolcuları yükseltebilecek bir görüntüsü yok.Yine bu akademinin ürünü olan Lee Cattermole'u Wigan'a kaptırdılar, şimdi orta sahada O'neill-Shawky ikilisine mahkumlar.O kadar sırıtıyor, o kadar çaresizleşiyor ki bu ikili, sezon başındaki kayıplara ve Arca'nın sakatlığına üzülmemek elde değil.O'neill'ın sağ ayağı kuvvetli, iyi bir sağ bekten fazlası değil.
Genel tertipte klasik 4-4-2'nin sağında forvet çoklayıcısı rolüyle depar yeteneğinden yararlanılması adına kullanılan Aliadiere, bugün forvette Mido'nun partneriydi.Alves'i yanına aldı Southgate.Sağ tarafta, Galler'i eleyerek İsveç vizesi alan İngiltere U21 takımının oyuncusu Adam Johnson oynadı.Sakatlıkların tüm yapıyı etkilediği ve zaten yeterli olmayan oyuncu kalitesini de iyice düşürdüğü Middlesbrough takımı, kağıt üzerinde bir düşüncesi vardıysa da bugün hiçbirini sahaya koyamadı.
Chelsea'de ise orta sahadaki sıkıntı büyük.Zorunluluktan Belletti orta üçlünün sağında yer aldı bugün.Drogba ve Anelka'nın alternatifleri, santrafor olmayan hücum oyuncuları.Malouda ve Kalou yetti bugün, fazlasına gerek kalmadı.Orta sahada havlu attı M'Boro, Chelsea'nin yetenekli ayaklarına engel olamadı.Daha maçın başında kolay bir pozisyon buldu Chelsea, olmadı.13. dakikada sola atılan harika pasta Brigde uzak köşeyi buldu.Belletti'nin şutu savunmaya çarpıp Kalou'nun önüne düştü ve perde açıldı.Bu goldeki set hücumunu maç boyunca defalarca gördük.Chelsea maçın hiçbir bölümünde takım olarak rakip sahada yer almadı.Keza M'Boro da, skorda geri düşünce rakip kale önüne çok adamla gitmedi, gidemedi.Skor 0-0 iken de 0-5 iken de sahadaki oyun aynıydı.Chelsea, artık ezbere yaptığı set hücumlarında orta sahada pas yapıyor; kenarlardan kaçan oyuncuyu buluyor ve çapraz paslarla, sahte koşularla pozisyon yakalıyorlar.M'Boro'nun ise buna cevaben yaptığı tek şey Mido'ya uzun top ya da yerden bir şekilde Mido'yu topla buluşturmak.Boşalttığı alana Aliadiere'i sokarak onun sırtı dönük aldığı topları kullanmasını beklemek.Tuncay'ın olmadığı bir günde Alves yerine forvette Aliadiere tercihinin açıklaması bu.Maç boyunca bunu bir kez dahi yapamadılar.Chelsea, her an istediğini yaptı, istediğiyle topu buluşturdu, rakip sahada kaç kişiyle bulunursa bulunsun çok rahat pozisyona girdi.Belletti muhteşem bir gol attı, geçen sene bir benzerini Tottenham'a atmıştı.Son yarım saat bazen Turnbull kurtardı, bazen cömert davrandılar, skor 5'te kaldı.
Chelsea, eksiklerinin de etkisiyle iyice zayıflamış, lig seviyesinin altına düşmüş rakibi karşısında kusursuz bir futbol oynadı.Çok yorulmadan, zorlamadan; eğlenerek, sahadakiler oynadığından zevk alarak, zevk vererek kazandı.Bugün sakatlar problem olmadı ancak haftaya Liverpool Stamford Bridge'e konuk oluyor.Torres'li mi, Torres'siz mi, bu çok önemli.Averaj farkı açıldı, lider kaldığı yerden devam ediyor.Geçen yılın ''abalısı'' Salomon Kalou, günün adamı.M'Boro için ise pek fazla olumlu cümle kurulamıyor.Tuncay'ın dönüşü ertelendi, sakatların dönüşüyle biraz olsun iyileşme görülebilir.

Noat Samisa

18.10.08

Villa-Pompey, haftanın adı büyük maçı.M'Boro'daki eksiklerden daha önce bahsetmiştik.Tuncay dönüyor; Pogatetz, Huth ve Mido yoklar.Chelsea tarafında da durumlar karışık.Cech, Cole, Carvalho, Joe Cole, Essien ve Drogba'dan oluşan sakatlara Ballack da eklendi.Acilen ameliyat olması gerekiyormuş, üç hafta yok.Terry ve Deco iyileşti, Scolari'nin bazı mevkiilerde sıkıntısı büyük.Arsenal, İstanbul ziyareti öncesinde referans alınması gereken bir maça 3 sakatla çıkacak.Gallas, Sagna ve Bendtner ulusal takımdan sakat döndüler.Fenerbahçe teknik ekibinden Emirates'e kim gitti acaba?Bolton-Blackburn, Lancashire derbisi; derbi sayılmasına rağmen haftanın öncesi en sakin maçlarından.Pazar akşamı ligin dibi birbiriyle oynuyor.Juande Ramos'un belki de son şansı.
Cumartesi, 18 Ekim 2008
Middlesbrough v Chelsea, 14:45 - Spormax
Arsenal v Everton, 17:00 - Spormax
Aston Villa v Portsmouth, 17:00
Bolton v Blackburn, 17:00
Fulham v Sunderland, 17:00
Liverpool v Wigan, 17:00
Man Utd v West Brom, 19:30 - Spormax

Pazar, 19 Ekim 2008
Hull v West Ham, 17:00
Stoke v Tottenham, 18:00 - Spormax

Pazartesi, 20 Ekim 2008
Newcastle v Man City, 22:00

Noat Samisa

17.10.08

Maç ile aynı saatlerde İngiltere A milli futbol takımı, Minsk'teki büyük stadyumda idmandaydı. Uluslarası müsabakaların oynanadığı, BATE Borisov'un da CL maçlarını oynadığı stadyum dolu olunca U21'lerin kritik maçına Borisov'daki berbat stadyum kalmıştı.Futbolcuların gölgelerinin doğru dürüst oluşmadığı bir ışıklandırma, nerde bu UEFA kriterleri?Hele Antalya'da serinin ilk maçının oynandığı muhteşem stadyumu gördükten sonra böylesi bir stadyumda oynanan maçı izlemenin pek bir heyecanı kalmadı.
Maça başlayan kadroya haftasonu A takıma gidenler direk girmiş, U21 takımımız aşağı-yukarı genel tertibine dönmüş.Orhan-Eren-Ceyhun-Ferhat savunma dörtlüsü ile gruptan lider çıkmıştık, Belarus ile oynadığımız ilk maçta Ceyhun yoktu.Takımın en önemli oyuncularından Özer Hurmacı, son dönemde genel tertipte yer almayan Caner Erkin'e tercih edilmişti.Sakat olmasa Mustafa Pektemek'in yerinde muhtemelen Batuhan başlardı.Aydın Karabulut-Aydın Yılmaz birlikteliği, son dönemdeki tüm maçlara damga vurmuştu.Ama Karabulut, Beşiktaş'ın Trabzonspor deplasmanında sebepsiz yere oyundan alındığından beri küskün, formsuz.Yılmaz ise son haftalarda Galatasaray'da kurtarıcı rolüyle oyuna giriyor.Tabii takımın şu zamandaki en önemli oyuncusu, Sercan Yıldırım.Sağ tarafa yakın oynuyor, tıpkı Bursa'da oynadığı gibi.İlk maçtaki golümüzü de Sercan atmıştı.Soldaki kenar oyuncumuz ile birlikte sürekli içe girerek forveti çokluyordu Sercan, Bursaspor'da da bunun benzerini yapıyor.Bu akşam sahaya çıkan takımda Serdar Kurtuluş ile birlikte bu sezonun takımında en çok süre alan iki oyuncusundan, takımının önemli bir parçası olan biriydi Sercan.Abdullah-Serdar orta sahası yeterince diri, zaten ilk yarı bizim istediğimiz oluyordu, oyun dengede.Kornerde ''ön direkteki aksiyon alanına rakibin girmesine izin vermek, aynı zamanda öne hamle yaparken arkayı boşaltmak'' standart set oyunundan bir gol yiyoruz.Olabilir, bildiğimizi yapmaya devam ettikçe gol bulabiliriz.Arkayı boşlamadıkça ikinciyi yememiz duran toplar haricinde mümkün görünmüyor.Rakibin bizim sahamızda top yapabilecek bir yapısı yok zaten.

İkinci yarı başında Sercan Yıldırım-Barış Memiş değişikliği geliyor.Bu değişiklik, maçı ''üst düzey futbola hazırlananların maçı'' olmaktan çıkarıyor.Takımında sürekli oynayan bir oyuncu ve top kovalama meziyetleriyle, taktik oyun bilgisyle bu akşam elimizdeki hücumculardan belkide en iyisiydi Sercan.Barış çok çizgiye kaçtı, oyunu rakip sahaya yıktığımızda fazlasıyla zayıf fiziğiyle tamamen pasifize oldu.Dengede giden, rakip kale önünde açık açık lehimize ilerleyen maçta kenardan gayet net bir yanlış müdahale ile maçı kaçırdık.Mehmet Batdal oyuna girdiğine topu rakip ceza sahası civarında ayaklarına almayı başardı oyuncularımız ama golü bulamadılar.Aydın Yılmaz'ın kaçırdığı net bir pozisyon var, yediğimiz ikinci gol ufak çapta bir tiyatro gibi bir şey.Serdar Kurtuluş sürekli şandel ortalar yaptı, duran topları da olumlu kullanamadık.Son dakikalarda topu saha içine hiç sokamadan auta atabildiğimizi bir korner dahi gördük.10 kişi kaldık.Nihayetinde kaybettik, İsveç'e Belarus'u gönderdik.

2010 Ulusal Takım Programı, başlıklı bir yazı yazmıştım.Bu akşam için bu yazının devamını U21 takımımız ile bağlantılı Arda-Mehmet Topal tartışması ekseninde yazmayı düşünüyordum ama bu skordan sonra pek de gereği kalmadı.Nispeten kolay bir kura çekmiştik, ilk maçta da daha yetenekli ayaklara sahip olduğumuzu net bir şekilde göstermiştik.Ama olmadı.Önemli vitrinler gençler şampiyonaları, A takımdan bir önceki basamak olan U21 düzeyinde 8 yıldır yarışmacı değiliz.Futbolcu eleştirisi bu tip maçlardan sonra gereksiz.Kadromuzdaki futbolculardan birkaçı hariç tamamı ligimizde oynayan oyuncular olduğundan zaman içinde doğal yollardan eleme yapılacaktır.Antalya'daki ilk maçın kazanan kadrosunun A takımdan gelenlerle değiştirilmesi ilk akla gelen eleştiri ama bizim U21 takımımız bu noktaya büyük çoğunluğu bu akşam sahada olan oyunculardan oluşan kadrosuyla gelmişti.Kenar yönetim eleştirisi de isimler üzerinden ilerlememeli, nitekim A takım düzeyindeki sakil yapı, sık sık değiştirilen U21 takımı sorumluları sorunuyla burada da karşımıza çıkmakta.

Ulusal Takım Programı, dediğimiz şey bir bütün.En alt seviyesinden tepeye kadar.İsveç'e gidilmesi durumunda kadroya dahil edileceği söylenen Arda Turan ve Mehmet Topal bu jenerasyonun oyuncuları.Sakatların çokluğu nedeniyle A takıma çıkan ve bu maç için geri dönen oyuncular ise U21 takımın üzerinde, A takım seviyesinin altında kalan ara elemanlar.Sahadaki takım, bu jenerasyon Arda Turan gibi üst düzey bir kenar oyuncusu ile Mehmet Topal gibi Premier League seviyesi bir orta saha oyuncusu çıkarmayı başarmıştır.Serdar Özkan, Sercan Yıldırım, Aydın Yılmaz, Serdar Kurtuluş, Abdullah Durak gibi lig ortalamasının çok üzerinde yetenekler de halihazırda takımlarında forma bulmaktalar.Bu açıdan baktığımızda elimizde pek çok farklı düzeyde futbolcu var.Ama eldeki kalifiye futbolcunun gerek kulüpler, gerekse ulusal takım düzeyinde verimli kullanımı noktasında büyük sorunlar var.Bu da yine fazlasıyla genel, fazlasıyla sistematik bir sorun.Bu maç özelinde ise futbolcularımızı vitrine çıkartamamak üzücü.Ulusal takım yapılanmasındaki sorunlarımızın getirisi değildi bu akşam yaşanan, maç içindeki doğrularımız ve yanlışlarımızla kaybettik.Genel sorunlarımız ise her zaman olduğu gibi yine bir köşede, bugün olduğu gibi zamanı geldiğinde ''hazırbozan'' olmayı bekliyor.

2009 U21 Play-off
Belarus U21 (2-1) Türkiye U21
Noat Samisa

14.10.08

Haftasonu lider Chelsea, Riverside'a konuk olacak.Geçtiğimiz ay bu zamanlar oynanan Türkiye-Belçika maçında sakatlanan, 1 aydan uzun süredir resmi maça çıkamayan, bu sebepten şu sıralar ulusal takım kampı yerine Middlesbrough tesislerinde idman yapan Tuncay Şanlı'nın haftasonu sahada olması bekleniyor.Gareth Southgate'in işinin zor olduğunu sezon başında da söylemiştik, gün geçtikçe işler daha da zorlaşıyor.Mido, ulusal takımdan sakat döndü.Wigan maçında oynayamayan Robert Huth'un geçmişten kalma bilek sakatlığına henüz tam teşhis koyulamadı.İki ay sahalarda olmayabilir deniyor.Son Wigan maçında Riggott ve Grounds savunmada forma buldular, orta saha halen O'neill-Shawky ikilisine emanet.Bu ikili, belki de bu ligin en zayıf orta saha ikililerinden.Sezonun ilk 3 haftası itibariyle beni en çok şaşırtan, sahada gösterdikleri kağıt üzerinde görünene en zıt olan takımlardan biriydi M'Boro.4 maç üst üste kaybettikten sonra 7. hafta Wigan deplasmanında Aliadiere'in son dakika golüyle 3 puanı aldılar.
Asıl önemli eksik Julio Arca.Bu takım Arca olunca başka, Arca olmayınca başka bir takım.Hele de Rochemback tamemen kaybedilmiş; hem teknik hem de fizik olarak zayıf, geçen yıl takımın 4. ve 5. opsiyonu olan oyuncular takımın orta sahasında esas adam olmuşken Arca çok daha önemli.Henüz 19 yaşındayken Sunderland'e gelmişti Arca ve bir sol bek olarak transfer edilmişti.EPL'de geçen 8 yılda futbolu olgunlaşırken hücum bölgesinde de sol bekte de oynadı.Üçlü orta sahada sol iç oyuncusu ya da Southgate'in şimdiki 3 forvetli, dengeli 4-4-2'sinde orta sahada çok önemli biri Julio Arca.Bu sezon hiç forma giyemedi ve bundan sonra da ne zaman forma giyeceği belirsiz.Haftasonu hücum bölgesi için Southgate'in elinde Afonso Alves ve Marvin Emnes var.Tuncay sezona iyi başladı, takımına 2 puan kazandıran golünü de Stoke City ağlarına göndermişti.Tuncay idmanlara bir süredir katılıyor ama tam verimle sahada yer alması şüpheli.En kötü senaryo ile kulübede başlayacaktır.Aliadiere zaten sezon başından beri orta sahanın sağında, burada çok daha faydalı.Rakip de Chelsea, Southgate'in kadro kurabilmesi pek kolay değil.Everton patron aramaya resmen başlamış, bir tane de Riverside'a lazım!

Noat Samisa

14.10.08
Dara Düşen Boştakine Sarılır, demiştik ve o güne kadar gerçekleşen ''transfer sezonu sonrası transferlerine'' değinmiştik.Bu oyuncular belki birkaç maçtan fazlasını oynayamayacaklar sezon boyunca; ancak sıraları geldiğinde yapacakları katkıyla birilerini, bu duruma gelinebileceğini hesaplayamayanları kurtaracaklar.West Ham'da Dean Ashton ayak bileğinden ameliyat oldu, yeni yıla kadar yok.2006'da da yine aynı bölgede sorun yaşamış, ayak bileği kırılmıştı.Dönüşü Şubat ayını dahi bulabilir.Sezona iki golle başlamıştı, teknik ekip değişikliğine rağmen iyi giden West Ham için çok büyük kayıp.Önümüzdeki yazın transfer yıldızlarından biri olması pek muhtemeldi, şimdiden £20 milyon gibi piyasası var.Carlton Cole, Di Michele ve Bellamy durumu idare ediyor gibi görünüyorlar ama belli ki yeterli görülmemiş.
En son Livorno'daydı Diego Tristan, 2001/02 sezonunun 21 golle La Liga gol kralı.Sırtı dönük oynar, hava topu alır, iyi bir son vuruşçudur.Yani tüm oyuncu odaklı başarı reçetelerine uyan ''üç büyük'' golcüsü...Evvelden çok yazıldı çizildi buralarda, bu yaz takım bulamazken yüzüne bakan olmadı.76 doğumlu İspanyol forvet; bu süreçte lig ikincisi olan, Avrupa'da sınıf atlayan Depotivo'da yıldızlaşmış ama bir basamak daha atlayarak Real Madrid-Barcelona seviyesine çıkamamış biri.Ashton sakatlanınca West Ham'ın kapıları açıldı ona, 1 Ekim itibariyle West Ham United ile idmanlara başladı.İki hafta sonunda önüne sözleşme koyulmak üzere.Sezon sonuna kadar, en azından Ashton dönene kadar birkaç gol isteniyor Tristan'dan.İşler zaten kesat, önce bankası batan patronun sonra da ülkesi battı.Kör-topal ayakta kalmaya çalışıyor İzlanda Devleti.Kapıda £30 milyonluk tazminat bekliyor, Zola transfer isityor.Gudmunsson da artık ciddi ciddi alıcı bekliyor.

Noat Samisa

14.10.08

Günlerdir konuşuluyor, bir süre daha konuşulacağa benziyor.Herkes bir şeyler söyledi, biz de söyledik.Ertuğrul Sağlam bugün tesislere geldi, futbolcularla vedalaştı, Mustafa Denizli'ye başarılar diledi.Şu fotograf, benim özlemini duyduğum zirve karedir.Budur, bunu yapabilmektir önemli olan.
Ertuğrul Sağlam'ın futbol takımı yönetimi vasıfları belli bir düzeyin üzerinde değildir.Bu durum, zor deplasmanlarda ve eşik sayılabilecek maçlarda net bir biçimde ortaya çıkmaktaydı.Yalnızca bu veriyi alarak ''iyi ki gitti'' diyen de var.Keza ''zaten sevmezdim, adamlık para etmiyor'' diyen de.Daha ileri giderek: Gelişi siyasiydi zaten şöyleydi-böyleydi diyen de var.Ben bu noktada soru sormak istiyorum: Bu, nasıl bir plandı peki?Eğer Ertuğrul Sağlam'ı Beşiktaş'ın başına geçirmek bir kısım çevrelere rant kapısı açacak ise, bu doğrultuda maşa olarak kullandıkları Ertuğrul Sağlam'ın istifası kimin oyununu bozmuştur?Kimdir bu oyunu oynayan?Nasıl bir oyundur bu?Her şeyi birbirine karıştırırsak, zaten karışık olan durum iyice karışıyor.Ertuğrul Sağlam sportif olarak yetersiz miydi?Ertuğrul Sağlam'ın siyasi kimliği sizin için sorun muydu?Ertuğrul Sağlam'ın demeçleri, söylemleri size çok mu arabesk geliyordu?Hiç kimse bunlardan birini seçmek zorunda değil.Hele hele, ne olduğunu hiç anlamadığım, sanıyorum ki hiç anlayamacağım ''İktidarın Beşiktaş Projesi'' ekseninde bir spor adamının dünya görüşü ile Metalist maçı, öncesi ve sonrası ile bağ kurmak tutarlı değil.Murat Aksu mu?Tigana, ''keşke ayrılmasaydı'' demişti.Çünkü görev değişimiyle yerine Celal Kolot ve Sinan Engin geldi.Nasıl bir iktidar projesi ise!Bilen varsa anlatsın.Ertuğrul Sağlam kim, ne yaptı, neden sevildi, neden sevilmedi?İki kutuptan biri olmak, sevmek-sevmemek zorunluluğu yok bu hikayede, eğer Beşiktaş yararına bir sonuç çıkacak ise...

Ertuğrul Sağlam'ın Beşiktaş performansı, öncesi, sonrası, ahlakı, kimilerine göre ''adam gibi adamlığı''; kiminin beğendiği, kiminin beğenmediği dünya görüşü, kimini memnun eden futbol vizyonu, ben de dahil olmak üzere çoğunluğu mutlu etmeyen yönetim başarısı, taktisyenliği, antrenörlüğü, görevi süresince söyledikleri ve daha pek çok şey...Tabii aslen tepede duran yönetimsel sorun.Bunların hepsi bir kenara, Ertuğrul Sağlam'ın istifası ve istifasında söyledikleri diğer yana.Bu yüzden, sırf galibiyet sonrası istifasıyla ''Şampiyonluk Yaşatan Adam'' olmuştur benim gözümde Ertuğrul Sağlam.Beşiktaşlı'nın da birkaç yıldır genel olarak söylemek istediği, gördüğünde beğendiği tavır bu.İbrahim Altınsay da yazmış:

'ERTUĞRUL SAĞLAM DURUŞU’ İÇİN TEŞEKKÜRLER...

Aynı başlığın Fransızcasını, ayrılmasının ardından Tigana için atmıştım. Üzerinden daha 1.5 yıl geçmedi. İşte Ertuğrul Sağlam, Metalist maçından sonra dört gün sabretti, İnönü’ye takımının başında çıktı ve onurlu bir insan olarak istifasını verdi. İstifa eden ne yazık ki kulübün içindeki oyunlar yüzünden istifa etmek zorunda kalıyor. Her istifada Beşiktaş biraz daha Beşiktaş olmaktan çıkıyor.

Özel olan budur.Takım lig lideri olduğunda dahi Ertuğrul Sağlam bu kadar güçlü değildi.Şimdi hem kendi, hem de Beşiktaş için çok önemli bir şey yaptı ve mevcut yönetimin iğrençliğini göz önüne sererek istifa etti.Hem kendisi için, hem Beşiktaş için doğru olanı yaptı.Tigana da aynısını yapmıştı.Buraya bir macera peşinde gelen o güzel insan da arkasından iş çevirenler yüzünden buralardan, işinden soğumuştu.Ve yardımcılarının bir sonraki yıla dair alacaklarını cebinden ödeyerek, sözleşmenin kalan kısmına ait parayı burada bıraktı.Ama aymaz, utanmaz insanlar çalıştığı zamanın parasını bile ödemediler güzel insana, o da dava açtı.Şimdi dava FİFA'da.Paranız da sizin olsun dedi Ertuğrul Sağlam, Beşiktaşlı'nın görmek istediği bu.Çünkü Demirören'e de hergün aynı şey söyleniyor: Paran senin olsun, bana Beşiktaş'ımı geri ver.

Buysa arabesk, saatlerce Müslüm Baba dinlerim!Beklentilerini küçülten, hissizleşen Beşiktaşlı'nın 16 ay sonra gördüğü en güzel şeylerden biriydi belki de bu istifa.Yalnızca bir cümle, birkaç kelime sayesinde bu basın toplantısı da Ertuğrul Sağlam da efsane oldu.Basın toplatısına kadarki Ertuğrul Sağlam bir yana, söylediği birkaç cümle ve aldığı kararla kendini büyüten Ertuğrul Sağlam bir yanda.Bundan önceki Beşiktaş ve bundan sonraki diğer yanda.Şu fotograf son zamanlarda Beşiktaş'ta olan en güzel şeylerden.Bir kıvılcım, belki...

Noat Samisa

11.10.08

''Medya kendi kafasına göre haberler yapıyor. Buraya gelmeden önce hocayı aradım ve '2 maçı kazanamazsan gidiyormuşsun' dedim. Medya bunu böyle yazmış. Bunlara çok gülüyorum. Ben olduğum sürece Mustafa Denizli ve Samet Aybaba bu takımda olamazlar. Ben bunu 2000 senesinde de söyledim. Samet Aybaba bu takımın başında başarılı olmadı, bu nedenle onu istemiyorum. Ayrıca Samet Aybaba benim muhatabım değildir. Ben başkanım, o bir teknik direktör.''
12 Aralık 2007 tarihinde, Lig Tv'deki röportajında bunları söylemişti Yıldırım Demirören.Ropörtajın bu bölümünü Milliyet'ten aldım, tvde banttan yayınlanan bir programdı.Yalancı mıdır Beşiktaş Başkanı?Yalan söylemek, toplumca kabul edilir mi?Edilmez ise bunun adı toplumun belirlediği kurallar bütününe verilen ismin türemiş hali olan ahlaksızlık mıdır?Öyleyse Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören, sürekli yalan söyleyen bir insanın vasıflarına, inandırıcılığına ve saygınlığına sahiptir.Aslında hiçbir şeye sahip değildir yani, ekürisi Sinan Engin ile birlikte birer nefret objesidirler.Ben alıştım, artık şaşırmıyorum.Her zaman olduğu gibi yine başa döndük yani...

Mustafa Denizli hoşgelmiş.Yanına Tayfur Havutçu'yu da almış.Sergen'in A lisansı yokmuş, B yeterli değilmiş ve Sinan Engin gitmiş!En önemlisi de zamanında Nevio Scala ile Beşiktaş'ta çalışan, ardından Werner Lorant ile Fenerbahçe'ye geçen Stefano Marrone de kondisyoner olarak ekibe katılmış.Her yerde Morone olarak geçiyor ama benim bildiğim kadarıyla ''Beşiktaş'ta daha evvel çalışmış'' bir Moreno yok.Eğer var ise yeni öğreneceğiz.Stefano Marrone, en son Sven-Goran Eriksson'un ekibinde, Man City'de görev yapıyordu.Eriksson, Marrone'yi David Moyes'in yanından aldı, ekibine kattı.Eriksson gönderilince ona da yol göründü.Everton'dan önce Türkiye ve İtalya geçmişi olan bu adam bir ''fitness coach'', İngiliz'lerin ''fizik güç kazanımı sonucunda daha fazla hız'' projesinin içinde bulunmuş, zirve ligi de bizim ligi bilen biri.Bundan 1 yıl önce 4-4-2'de Banu Yelkovan ile yaptığı ropörtajda sorulan soruya verdiği cevaba ''oruç tutanlara saygılı olmak lazım'' diye başlıyordu Marrone.Bu doğrultuda bir anısını yine bu röportajda anlatıyor: Türkiye'deki ilk sezonunda Ramazan ayı gelmiş ve Marrone pek çok şeye şaştığı gibi bu duruma da şaşırmış.Bu doğrultuda Ramazan ayında oruç tutan futbolculara farklı bir yemek listesi hazırlanması gerektiğinin farkına varmış.Birkaç günlük gözlemden sonra bakmış ki olacak gibi değil, kendisi de 3 gün oruç tutmuş ve bünyenin yaşadıklarını tecrübe etmiş.Buna göre hazırlamış yeni mönüyü.Beni çok etkilemiştir bu anı, din eksenli bir tartışma olan olmalı-olmamalı ayrı konu ancak bir insanın yeni geldiği bir ülkeye nasıl uyum sağlamaya çalıştığının, işini ne kadar sevdiğinin göstergesidir bu hikaye.FFT dergisi 2007 Temmuz sayısından bahsi geçen röportaja, kendisinin Arsene Wenger ile olan ilişkisine ve çeşitli antreman-futbolcu psikolojisi tüyolarına ulaşılabilir.

Gelelim magazine.Mustafa Denizli, ''prensiplerin adamı'' Demirören'in 2 yıllık sözleşme teklifinin karşısına kendi prensibini koymuş ve ''prensip olaraktan'' 1 yıllık sözleşmeye imza atmış.Ertuğrul Sağlam gibi, tarzları parelel.Hatta biraz daha eskilerden.İmzaladığı 1 yıllık sözleşme de bunun ispatı.Maç kazanmak, kupa kazanmak ister Denizli.Bugünün adamıdır, fazlasında asla gözü yoktur.Bazen hiç akla gelmedik şeyleri yaparak sıkıntılı zamanlarda şapkadan tavşan çıkarırken, kör göze parmak makamına ulaşmış bazı gerçekleri de görmeyebilir.Mesela Tello'yu orta sahada oynatacak ve Toraman'ı sağ bekte hiç düşünmeyecektir diye şimdiden kehanette bulunuyorum.Sistem takımı, geliştirilebilir yapı vs. Denizli ile gerçekleşmesi mümkün olmayan şeyler.Kendisinin Türk futbolunda önemli bir yeri var.Derwall'in yanındaki koltuğa sığamamış; kendi futbol görüşü ve Derwall'den edindikleriyle Türk futboluna o zamana göre vizyon katmıştır.

Delgado hayranıdır kendisi, şimdiden Delgado'da performans artışı olacağının müjdesini verebilir!Lig Tv iş ve işçi bulma kurumu'ndaki yorumlarından az-çok Beşiktaş kariyerine nasıl başlayacağını çıkarabiliriz.Elde hazır bir yapı var ve bunu tahrip edeceğini sanmıyorum.Başarılı olur-olmaz çıkmazına asla girmeyeceğim, Beşiktaş bu sezon sonunda şampiyon da olsa başarısızdır zaten.Beşiktaş adı başarısızdır bir kere; marka, isim süredir başarısızlık ile ortak yaşam sürmektedir.Safralar vardır Beşiktaş'ta, tepeden tırnağa hastalık sarmıştır dört bir yanı.Safralardan biri olan Sinan Engin'in resmi görevi bitmiş, güya Denizli kalması yönünde ısrar etmiş de Sinan Engin ayrılmak istemiş.Yeni hoca yerli olmayacak, demişti kendisi.Bu aralar parası boldur belki.Sıkışınca yine Demirören'e yanaşır.Bu işin perde arkası da en geç birkaç haftaya ortaya çıkar.Sinan Engin'sizlik, Denizli'nin kazancı.

Denizli'nin geçmişini irdelemekten önce pek çok derdi var Beşiktaş'ın.Ne üzüldüm, ne sevindim.Ne karşıydım, ne de destekliyordum.Birilerinin sayesinde bazen hiçbir şey hissedemiyorum.Bu da öyle anlardan, öyle imzalardan biri.Fotografta iki kişi gülerken biri biraz keyifsiz gibi.Bizimki de öyle bir şey işte.Prensip meselesi yani...

Noat Samisa

09.10.08

Geçen hafta Park Chu-young başlıklı bi yazı yazmıştık.Futbolcunun potansiyeline, ülkemiz ile Güney Kore arasında bir köprünün varlığına ve bunun muhtemel getirisine değinmiş, yazının sonuna da not düşmüştük.Notumuza dair yazımız biraz daha bekleyecek, bunu bir dizi haline getirme imkanımız da var.Bu kez konumuz, bir süredir kıyısından köşesinden sıklıkla yazdığımız üzere gündemin futbola getirdiklerine ve götürdüklerine dair.

Seul'deki bizdeki Büyükşehir Belediyesi'ne benzer idari yapı, 2000 yıllık tarihi geçmişi olan Kore yarımadasının başkentinin reklamı için ''Visit Korea, Discover Seoul'' isimli bir kampanya başlattı.Uzakdoğu kültürü ile fazlasıyla ilgili biri olarak; nispeten ufak çaplı da olsa ülkemizin de bu kampanyanın ilgi alanına girdiğini söyleyebilirim.İstanbul'daki birkaç merkezden konu ile ilgili bilgi alınabilir.Bu kampanyanın buraya konu olmasının nedeni ise şehrin idari kurmunun, Manchester United ile yaptığı sponsorluk anlaşması.Bu sezon sonuna kadar Manchester United'ın Old Trafford'da oynadığı her maçta en az 6, en fazla 8 kez elektronik reklam panolarından ''Hi Seoul, Soul of Asia'' yazısı geçecek.Bu slogan, her defasında 10 ila 15 saniye arasında yayında kalacak.Yani her maç en az bir, en fazla iki dakika reklam panolarından Güney Kore'nin başkenti, tarih ve rüya şehri Seul'ün reklamı yapılacak.MUTv'de de aralıklı olarak maç günleri dışında da bu reklam kampanyasının filmleri yer alacak.Bunun için Manchester United'a £1.3 miyon ödeyecekler.

Bir diğer Güney Kore firması, tuning meraklılarının ismine aşina olduğu Kumho Tires da geçtiğimiz yaz Manchester United ile 4 yıllık sponsorluk anlaşması imzaladı.Futbolcu Park Ji-sung orada.Güney Kore devi Samsung Chelsea'ye her yıl £10 milyon aktarıyor.Bu ortamda şehrin idari biriminin önden gidenlerin peşinden giderek, kazanımları görerek böyle bir yol seçtiği yorumu yapılabilir.Futbolun geldiği nokta bu.Manchester United, her yıl yalnızca sponsorluklardan £20 milyonun üzerinde gelir elde ediyor.Batmak üzereyken devlet eliyle son anda müdahale edilerek kurtarılan sigorta devi AİG, forma sponsorluğu için her yıl United'a £14 milyon ödüyor.Uzakdoğu turları, sportif başarı; tüm doğruların yanına bir de ekstraları ekleniyor.Ama Premier League borç liginin zirvesinde yine de Manchester United var.Kulübe 5 yıl içinde 1 milyar sterlin para aktaracak olan Manchester United'ın borcu £666 milyon.Takipçisi £578 milyon ile Chelsea.Liverpool'un borcu ise £354 milyon ancak kenarda bekleyen bir de stat projesi var.Arsenal ise yeni stadı sonrası £318 milyon borç sahibi.Ligdeki 20 takımın yaklaşık borcu 3 milyar sterlin.Patronuna borçlu görünen bizdeki dernek-kulüp-şirket yapısına benzer şirketleşmiş kulüpler ile halen kurumsal yapısını globalleştirmemiş olan kulüpler arasında çok da bir fark kalmamış.

7-8 Ekim'de, Chelsea'nin evsahipliğinde
''Leaders in Football'' zirvesi düzenlendi, yankıları hala sürüyor.Youtube'un dahi iki kişiyle temsil edildiği organizasyonda, Türkiye'den yalnızca Galatasaray'ı temsilen Ahmet Ünüvar'ın adı yazılı.Kendisi katıldı mı acaba, bilemiyorum.Katılımcı listesinin tamamına buradan ulaşılabilir.Önce FİFA başkanı Blatter, yabancı sermaye kaynaklı alımların kontrolsüzlüğünden ve patronların takımları oyuncak etmelerinden şikayetçi oldu.Bundan şikayetçi olmayan yok zaten.Para girdisine bir denetim getirilmesi, paranın kaynağının mutlak tespiti gibi pek çok tavsiyede bulundu.FA Başkanı Lord Triesman da pek çok noktada Blatter'e destek verdi.Kulüplerin bilançolarını tartışmaya açtı, gitgide büyüyen deliğe dikkat çekti.İngiltere'deki futbol sisteminin pazarlama mekanizmasını yöneten, çift başlı yapıda FA bünyesinde görünen ama pek çok işi bağımsız yapabilen kurum olan Premier League Yönetimi'nin başkanı Richard Scudamore, hem Triesman'a hem de Blatter'e yanıt verdi.''Fit and Proper Person'' yönetmeliğinin bu doğrultuda çalıştığını ancak bazı müdahale edilemeyen durumların yaşandığı, yaşananların da çoğunlukla bu açıklanamaz gelişmeler olduğunu belirtti.UEFA ise ''açıklanamazlar'' ile pek ilgilenmiyor görünüyor.Borç batağındaki kulüplerin UEFA organizayonlarından men edilmesini fısıldadı genel sekreter David Taylor.Bugün de Michel Platini çıktı: Katarlı, Katar'a yatırım yapsın, buralarda ne işi var? dedi.Ronaldo'yu, Robinho'yu kaça alıyor, kaça satıyorsanız satın ama 11 yaşında çocuğu Marsilya'dan Chelsea'ye getirmeyin, dedi.Son olarak da ''Football is game.'' demiş Platini.Futbol sadece futbol değil, eğer öyle olsaydı ne kendisi bu sözleri söyler, ne de biz burada bunları yazıyor, konuşuyor olurduk.Ama haklı, futbol iç yapısını, oyun vasfını korumak zorunda.

Blatter'in de, Triesman'ın da, Platini'nin de; karşı taraftan Scudamore'un söylediklerinin yakın zamanda çatışması, bunun sonucunda tepe mekanizmanın faaliyete geçmesi ve kulüplerin idari yapısına ilişkin radikal kararlar alınması pek mümkün görünmüyor.Tepki ölçer-yatıştırır mesajlar veriliyor, siyaset yapılıyor.
Tüm bu konuşmaların geçtiği Chelsea'ye yakın yerlerde bir başka ''sancı'' var ve gitgide artıyor.Önce Curbishley'in kellesi alındı, ardından ''üçüncü şahıs usulsüzlüğünden'' £30 milyon tazminat geldi kapıya.Dava CAS'ta, şimdilik bekliyor.Son darbe de hafta içinde geldi.
Kulübün patronu Bjorgolfur Gudmundsson'un en büyük hissedarı olduğu, İzlanda'nın en büyük bankası Landsbanki'ye devlet el koydu.Yönetim kademesinden Zola'ya mesaj yollandı: Sana transfer sözü vermiştik ama devre arası futbolcu satmazsak yenisini alamayız.Kulüp doğru idare edilememiş, entrikalarla sportif yönetim değişikliği yapılmış.Öncesinde usulsüz iş yapılmış, şimdi de dünya geneline yayılan karşılığı alınamayan krediler kaynaklı kriz patronu vurmuş.İçinde hem Blatter ve Triesman'ın söylediklerini, hem de Scudamore'un bahsettiklerini barındıran, tam manasıyla bir kriz var West Ham'da.Öte yanda Newcastle'da Mike Ashley ''teklif için son günler''i sürekli erteliyor.Kulübe £130 milyon verdim ama şimdi £300 milyondan aşağı satmam, diyor.Mike Ashley özelinde, ''yabancı sermaye'' eleştirisi de yön değiştiriyor.Yerli sermaye de kulüpleri boyunduruk altına alarak, saha içindeki futbolu yani oyun olan futbolu öldürebiliyor.

Seul'deki idari yapı, geçtiğimiz günlerde Manchester United ile sponsorluk anlaşması imzalarken, bugünlerde Kore'nin para birimi Won son 10 yılın en düşük değerinde.İzlanda'da batan banka, İngiliz kulübünün transfer planlarını engelliyor.Tayland'daki askeri darbe de hatırlanacağı üzere Manchester'ı etkilemişti!Türkiye'de döviz yükseliyor, önlem olarak faizler indiriliyor, piyasaya nakit salınıyor.Bizim kulüplerimiz için dünyada ekonomik sıkıntı varmış, yokmuş pek önemli değil.Pek çoğu mütemadiyen idari krizde olduklarından ve bilançoları da kapalı kapılar ardındaki, istedikleri kadarını sızdırdıkları her şeyiyle burjuvazi ürünü ''Divan''larında açıklanabildiğinden kimin ne kadar parası var, kimin ne borcu var bilemiyoruz.

Seul'deki idari kurum, bir spor kulübüne sponsor olabiliyorsa; Tayland'daki darbe, İzlanda'daki batık banka futbolu etkiliyorsa küreselleşmeyi inkar edemezsiniz.Tıpkı, ne olursa olsun futbolun ruhunun ilk düdük ile birlikte pek çok şeyi ardında bırakarak çirkinliklerin üzerini örttüğünün ve bu oyunun hala heyecan dağıtmaya devam ettiğinin, futbolun bir oyun olduğu gerçeğinin inkar edilemeyeceği gibi.Uzun vadeli başarı, size '''yalan'' geliyorsa tüm bunların zaten hiçbir anlamı yok.Bunlara göre planlama yapmanız ve soyut büyüklük lakırdılarını aşmanız gerek.Çok uzaklarda olanların, çok uzakları değiştirebildiği bu günlerde, sağlam olanları dahi etkileyen şoklardan geçmişi sağlam olmayanlar daha fazla etkileniyorlar.Futboldan ayrı olarak, gelişmekte olan ülkeler'e model olabilecek Güney Kore'de kısa zaman önce kredi kartı sisteminin çökmesi ve devamında özellikle de bugünlerde yaşananlar bana göre ülkemizin, yatırımcımızın dikkat etmesi, incelemesi gereken bir durum.Bir sonraki Güney Kore içerikli yazıda ''oyun olan futbola'' daha fazla değineceğiz.

Noat Samisa

09.10.08
1- Geovanni Mauricio v Tottenham, 0-1
Geçen hafta hareketli topla uzak köşeye gol attığı noktadan, bu kez yakın köşeye bir duran top golü.Top, gitmesi gereken en iyi yerden kalede.

2- Peter Crouch v Stoke City, 1-0
Crouch golü...Böyle kaç golü oldu ben sayamadım.

3- Grant Leadbitter v Arsenal, 1-0
Zor pozisyonda tam isabetle atılmış, harika bir şut.

#1 #2 #3 #4 #5 #6

Noat Samisa

07.10.08

Futbolcuyken de Beşiktaş'a gelişi-gidişi pek normal olmamıştı Ertuğrul Sağlam'ın.Teknik direktörlük görevine getirilişi de gidişi de normal olmadı.16 ayda vizyonu kadarını verebildi Beşiktaş'a, hiçbir eşiği aşamadı.Defalarca yazdık.En son eldeki -nispeten- iyi kadrodaki hazır yapıyı bozmasını ağır şekilde eleştirmiştim.Ama gitsin/kalsın demedim, asla bu temelde değerlendirmedim kendisini.Çünkü Beşiktaş'ın sorunu da bu değildi, çözümü de bu değil.
Basın toplantısında pek çok basit ve sığ açıklaması olsa da istifası ve şu tek cümlesi bana yetti: ''Bana bu toplantıya gelene kadar kimseyle görüşmedik diyenler, şimdi görüştükleri isimlerle rahatlıkla görüşebilirler.''Bu sözler ile benim gözümde Beşiktaş'ı şampiyon yapmış kadar büyük iş yapmıştır Ertuğrul Sağlam.Sahip olduğu vizyon ile yapabileceği maksimum iş şampiyonluktu ve onu da maç kazanarak yapmadı.Başka yoldan, ''Beşiktaş'ı şampiyon yapan teknik direktör'' mertebesine ulaştı.Keşke iradeli biri olsaydı; kararlarında, baştan düşündüklerinde ısrar etse ve kulübede daha dirayetli dursaydı ve bu noktaya gelmeseydik.Öncesine yönelik düşüncelerim değişmedi; yine de giderken söyledikleriyle ve gidişiyle ben kendisine sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.Tigana'yı konuşturmamışlardı, belki bir yerlerden bu vesileyle bir kıvılcım çakar.Ertuğrul Sağlam'ın yerine gelecek ismin bu doğrultuda hiç önemi yok.

Delgado'nun kellesinin yakınlarında Sergen Yalçın kılıcı sallanıyor.Öbür yanda Zago-Ronaldo kılıcı, bir başkası Giunti kılıcı...Hagi, Popescu vs. liste uzar gider.Bu adamlar mumyalandı, hala aynı muhabbet.Hoca sorunu vardı, hoca gitti.Dün Delgado ıslıklandı, Holosko ve Bobo tartışılıyor.''Lucescu kılıcı'' devre arasına kadar sallanmaya devam edecek.Artık bir de geç de olsa gelen Ertuğrul Sağlam kılıcı var: Adam yerine konmayan, istifa eder.Sinan Engin'in yalan istifasına inanan oldu mu acaba?

Noat Samisa

07.10.08
Dirk Kaut, anonsu duyulur Anfield'da.Yazılışı, okunuşu, telaffuzu birbirine karışmış adam Dirk Kuijt, Kuyt.Saçı başı da genelde birbirine karışmıştır.Dün yine işini yaptı, Torres'in vuruşunda savunmadan seken top yine onun önünde kaldı, çünkü doğru yerdeydi.Kritik, maç kazandıran, tur atlatan gollerin adamı Dirk Kuyt.Liverpool sağ tarafının ağır işçisi, buçuk forvet.Geçen yıl İnter karşısında, en son da bu sezon CL grupları yolunda Gerekirse Arka Direkteyim, demişti.

Dün Kuyt'ın City'e attığı galibiyet golü sonrası verdiği pozun yakalandığı bu fotoyu gördüm, aklıma hemen CL Kupası kazandıran, şimdilerin menejer adayı adamının meşhur şen fotosu geldi.Gol sonrası pozlarında pek benzeşiyorlar, tarzları da öyle.Gerektiğinde, lazım olduğunda ve sıklıkla arka direkte.Solskjaer, Benitez ile çalışsaydı forvet mi oynardı, sıklıkla yedek mi kalırdı?Peki ya Kuyt, Ferguson ile çalışsa ne olurdu?

Noat Samisa

06.10.08

Hull City, ''Avrupa'da sezonun en heyecan verici başlangıcını yapan takım'' ödülünün bugün itibariyle sahibi.Arsenal sonrası Tottenham galibiyeti ile Kuzey Londra'yı bastılar.EPL takipçilerinin pek çoğunun ikinci takımı oldular, hatta kimilerini şimdiden gıyaben taraftar edindiler bile.Sezon öncesi Hull City ve Stoke City'nin Premier League seviyesinden aşağıda olduklarını, para harca(ya)madıkça tutunamayacaklarını vurgulayan ve sezon sonunda çok büyük ihtimalle de son iki sırada yer alacaklarına dair bir yazı yazmıştık.
Stoke City, 7. hafta sonunda Tottenham-Newcastle arasına sıkışmış vaziyette sondan ikinci sırada.Sezon sonunda da burada olacaklarını iddia etmek kehanet olur şu zamanda, dengeler saha dışından gayrisportif yollarla da pekala değişebiliyor.Hull City ise 14 puanla lig 3.sü, 17 puanlı Chelsea ve Liverpool'un ardında, Arsenal'in ve son şampiyonun önünde yer alıyorlar.2 ay kadar önce yazdığımız yazının son paragrafında Reading örneğini vermiştik.Bugün, Hull City'nin yaşadığı ve yaşattıkları, bundan iki yıl evvel 2006-2007 sezonunda Premier League'de yaşananlar ile şu ana kadar fena halde benzeşiyor.

106 puan ile rekor kırarak ve en yakın rakibine 16 puan fark atarak, daha Nisan ayı gelmeden EPL'e çıkmayı garantileyen Reading takımının Mart ayı sonunda Premier League vizesini aldığı Leicester maçının kadrosu: Hahnemann, Murty, Shorey, Sonko, Ingimarsson, Gunnarsson (Sidwell 61), Harper, Oster (Long 61) , Convey (Hunt 80), Doyle, Kitson.

Sezon sonunda, şampiyonluk kupasını aldıkları QPR maçı kadrosu: Hahnemann, Murty, Shorey, Sonko, Ingimarsson, Harper, Sidwell, Oster (Hunt 61), Convey (Gunnarsson 85), Doyle (Long 85), Kitson

Ertesi yıl, tıpkı Hull City gibi galibiyetle başladıkları sezonun ilk maçının kadrosu: Hahnemann; Murty, Shorey, Sonko, Ingimarsson; Harper, Sidwell, Seol (Gunnarsson 83), Convey (Hunt 83); Doyle, Kitson (Lita 46)

Ligin yedinci haftasında, tıpkı Hull City gibi bir Londra deplasmanında alınan 1-0'lık West Ham galibiyetinin kadrosu: Hahnemann; De La Cruz, Shorey, Sonko, Ingimarsson; Harper, Sidwell, Seol (Hunt 79), Convey (Gunnarsson 76); Doyle, Lita (Long 66)
Dönüyoruz Hull City'e.Geçtiğimiz sezon Wembley'de oynanan play-off finalinin kadrosu: Myhill; Ricketts, Turner, Brown, Dawson; Garcia, Ashbee, Hughes, Barmby (Fagan 67); Fraizer Campbell, Dean Windass (Folan 71)

Bu sezonun ilk maçı, 2-1 kazanalın Fulham maçının kadrosu: Myhill; Ricketts, Turner, Gardner, Dawson; Garcia (Fagan 74), Ashbee, Boateng, Barmby (Halmosi 62); Geovanni; Marlon King (Folan 70)

Ligin 7. haftasındaki Tottenham deplasmanında kazanan kadro: Myhill, McShane, Turner, Zayatte, Dawson, Marney, Ashbee, Boateng, Geovanni (Halmosi 71), King (Folan 81), Cousin (Mendy 60)

İki takımın da seyri aynı.Sezon boyu devam ettirilen istikararlı kadro yapısı, belli bir hedef peşinde doğru idare edilmiş bir takım, yardımlaşma, birliktelik, bütünlük vs.Zaman zaman getirisi mucize, uzun vadede dönemlik başarı: Premier League.Sezon başı az para harcayarak eldeki imkanlar dahilinde transferler yaptılar.Bu noktada Reading yurtdışına yöneldi; Hull City imkanları dahilinde, Reading'in ligi 8. tamamladığı sezonda lig 7. olan Bolton'ın yardımcı hocası Phil Brown yönetiminde ligde tutunamamış, kariyeri düşüşteki oyuncuları transfer etti.Bu amaçla yapılmış son transfer olan Ginnakopoulos'a ayırdığımız postta ve öncesinde bu konuya daha etraflıca değinmiştik.Premier League'e dönersek: Sezon başlangıcında iki takım da geçmiş yılın kadrosuna yakın kadrolarıyla lige başlıyorlar ve galibiyet geliyor.Ligin 7. haftası geldiğinde ise transferler takıma giriyor, geçen yılın yapısında iyileştirmeler yapılarak takım Premier League'e hazırlanıyor.Reading, 7. haftada West Ham'ı deplasmanda mağlup ettiğinde gol, yeni transfer, Koreli Seol Ki-hyun 'dan gelmişti.Hull City'i de yeni transferi Geovanni galibiyete taşıdı.İlginçtir ki 2006-2007 sezonunun 7. haftası sonunda Reading'in 14 puanı vardı, bugün 7. hafta sonunda Hull City'nin de 14 puanı var.

Reading daha bilinçli bir yapılanmaydı ve bunu Championship'te topladıkları 106 puan ve ertesi yılki Premier League performanslarıyla gösterdiler.O günlerden kalan oyuncuların bir kısmı Reading'de devam ederken; Sidwell, Shorey, Kitson gibi oyuncuları Premier League'de devam ediyorlar. Hull City'nin ise yeni yıldızlar çıkardığını söylemek zor.Geovanni'yi, Boateng'i, McShane'i parlattıkları tabiri doğru.Başlığa gelirsek, iki kaos deplasmanından 3'er puan ile döndüler.Newcastle ve Tottenham'ın bu zamandan birkaç hafta önceden itibaren ve bundan sonra mevcut yapılarıyla sahalarında oynayacağı her maçta deplasmancılar favori.Artık St. James' Park ve White Hart Lane'de etki-tepki kuralı ters işliyor.Fikstür de Hull City'e uydu, üst düzey mücadele ederek, savaşmaya niyetlenerek başladıkları sezonun daha başında iki kaotik ortamda, normal şartlarda ligin en zor deplasmanlarından sayılabilecek iki maç oynadılar ve ikisini de kazandılar.Hull City, nispeten arkası boş bir biçimde geldi buraya.Ama geldi, alışılmadık renkleriyle Premier League'in, hatta Avrupa futbolunun sezon başındaki en dikkat çekici takımı oldular.
Menejer Phil Brown, saha kenarında duruşu biraz Slaven Biliç tarzı, Fatih Terim'den hallice.''The good thing is there is nothing about our tactics that can be sussed out.'' demiş.Bir sırrı yokmuş Hull City'nin ya da pek çok sırrı varmış ama söylemek istemiyormuş!Sır budur, demeyeceğim elbette.Ama reçete bu en azından, daha önce yaşanmışı var.Bir yanda Derby County, öbür yanda Reading, biraz öteye gidince Sunderland.Zalim lige başkaldırmak kolay değil.

Bugün Hacettepespor bir kaos deplasmanında, dün Kayseri öyleydi keza.İnönü'de son 4 yılda pek çok kaotik maç oynandı, neredeyse tamamında 0-1 ve 1-2'lik skorları yazdı tabela.Bu yönüyle biraz olsun empati kurabiliyorum orada Tottenham-Newcastle, burada ise Fenerbahçe taraftarıyla.Saha dışı kaos, saha içi kaosa çok çabuk dönüşüyor.Hull City'nin, Reading örneği özelinde değerlendirelemeyecek tek kazancı bu iki deplasman sayılır.Bazen fazla çaba harcamasınız da önünüze çıkan şansları değerlendirerek, başkasının hatası sayesinde yükselebilirsiniz.Hull City, bugüne kadar şehrine vaadini gerçekleştirdi.Araya bir de açıklanması pek mümkün olmayan Arsenal galibiyeti sıkıştırdılar, son 2 haftada Yorkshire'dan Londra'ya çöktüler.Bu hikaye burada kalmayacaktır elbette, Hull City yukarıda yer aldıkça ezberler bozulmaya başlayacak.Belki zaman içinde kapı kapıyı açar, ilk sezon başlangıçlarının aşırı benzeştiği Reading'in bir sezon sonraki durumuna ilk yıllarında ya da ikinci yıllarında düşmezler.

Noat Samisa

06.10.08