Bir hafta oldu Sonbahar'ı sinemada izleyeli.Pek çok kişiden ''Uzak'' çağrışımı yaptığını işittim.Pek öyle değil gibiydi sanki, daha farklı.Daha önce bu ülkenin vatandaşı bir yönetmenin yapmadığı bir film, sanıyorum böylesi Türkiye Sineması için bir ilk.Bu tür gerçek sanat eserlerinin festivallerden gişeye inebilmesi için içerisine mümkün olduğunca şehir içinden bir hikaye, insanlara tanıdık gelebilecek bir öykü koymak gerekir.Tercihtir bu, isteyen yapar.Yapmayanın filminin değeri düşmez, kıyas kabul etmez bu.Özcan Alper de unutulmuş bir hikayeyi koymuş bu muhteşem görselliliğin içerisine ya da hikayenin arasına Karadeniz'i yerleştirmiş.Niyete değil de sonuca bakarsak, ''ben bu filmin neyini beğendim?'' sorusuna ''Karadenizi'ni'' cevabını vererim.
Konu yine F Tipi cezaevleri gibi görünse ve bunu ''üslübu oturmuş'' diyebileceğim Türk Sinemacı'larından Çağan Irmak ve Nuri Bilge Ceylan yapsa sanıyorum beni bu denli etkilemezdi.Zaten Sonbahar'da bu husus, o günlerde televizyondan izlenenlerin kısa bölümleriyle yalnızca hatırlatılmış, ''Yusuf bunları yaşadı işte.'' demek için.Biraz da hafıza tazeletmek için.35 yaş üstü insanlar belki daha farklı şeyler alacaktır bu hatırlatmalardan, Yusuf'un filmde gösterilen öncesi hikayesinden.Ben bu kadarını alabiliyorum.Bu yerel hikaye, ''35 yaş üstü Türk insanı'' muhatabını aşıp, yansıtılan duygular yönüyle evrensele ulaşıyor.Ben Karadeniz kökenliyim.Ormanı, yaylayı, ceviz büyüklüğünde damlalarla yağabilen yağmuru; oraların sonbaharını, uçurum kenarından ilerleyen dağ yollarını, dağ sıralarını yaran dereleri, hatta kırmızı renkli kamyoneti iyi bilirim.Ama bu ülke sineması pek bilmez, öğrenmek ve anlatmak da istemezdi.Bir Karadeniz dağ köyünde güneş batarken salacakta oturan birinin üzerine giydiği yün yelek/kazak mutluluk tanımıdır.Tahta evde soba başında kitap okumak bir başka mutlukluk tanımıdır.Yusuf mutlu olmuyor belki, olamıyor daha doğrusu.Yaşlılarla dolu köylerde yaşanan sohbetlerin içeriği hep aynıdır, ''yeni gelen'' üzerinedir.Dedikodu, şehirde olmadığı kadar oralarda vardır.Bir sebepten köyde kalmış nispeten genç kişi, köyün tüm işlerini halleden adamdır.Gözlemler, bilen için çok özeldi.

Ve görsellik: Karadeniz.Teknik eksiklik nedeniyle bazı sahneler daha iyi olabilir görünse de sinematografisi, hikayesinin önüne geçen ama bunu ''bilgisayar kullanmadan'' yapan bir film Sonbahar.Dağda yeşilin, sarının, kırmızın her tonu; deniz kenarında mavinin, grinin her tonu.Dingin anlatım; gri bulutların kasvetinin hikaye ile bütünleşmesiyle üzerime çöken ''işte ben bu havalarda vazgeçtim yeni bir heyecan arama telaşımdan'' duygusu.Bu filmin etrafına kurulduğu gerçek nedeniyle ötekileştirilmesi olasıdır ve öyle de olacaktır.Tüm dünyada sinemanın, daha doğrusu sanatın gerçeği budur.Belki yıllar sonra ülkemiz sözde aydını bu filmi bir dönüm noktası sayar.

Filmlerini en beğendiğin yönetmen kim? sorusuna ''Ki-duk Kim'' (en soldaki) cevabını veririm.Sonbahar'ı izlediğim en iyi Türk filmlerinden biri olarak nitelendirmemde bu ismin filmlerindeki görsel muhteşemliğin ve farklı drama üslubunun payı büyüktür.Sinemada Sonbahar'ı izledikten sonra Ki-duk Kim'den ''İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış... ve İlkbahar'', orjinal adıyla ''Bom Yeoreum Gaeul Gyeoul Geurigo Bom'' çok iyi bir seçim olabilir.Güney Kore'nin yurtdışında en saygın sinemacılarından biri, belki de birincisi olan Ki-duk Kim'in şu an itibariyle hem senaristliğini hem de yönetmenliğini üstlendiği 15 uzun metrajlı filmi bulunmakta.Sonuncusunu olan Bi-mong/Dream/Rüya adlı filmi geçtiğimiz aylarda Beyoğlu Alkazar'da izleme fırsatı bulmuş ve Samaria'dan sonra bir filminin daha Türkiye'de festival kapsamı dışında vizyona girmesinden duyduğumuz heyecanla sinemaya koşmuştuk.
Bi-mong (2008)
Soom (2007)
Shi-gan (2006)
Hwal (2005)
Bin-jip (2004)
Samaria (2004)
Bom Yeoreum Gaeul Gyeoul Geurigo Bom (2003)
Hae Anseon (2002)
Nabbeun Namja (2001)
Suchwiin Bulmyeong (2001)
Shilje Sanghwang (2000)
Seom (2000)
Paran Daemun (1998)
Yasaeng Dongmul Bohoguyeog (1997)
Ag-o (1996)

''Ki-duk Kim Külliyatına Giriş'' ismini verebileceğimiz bu bölümümüzde Hollywood klişelerinden bunalmış, farklılıklar arayan sinemaseverlere bir yol haritası çizmeye çalışacağız.Usta'nın 2001 yapımı filmi Suchwiin Bulmyeong/Address Unknown, standart sinema filmleri izleyicisiyle Ki-duk Kim arasında bağ kurabilecek niteliğe sahip özel bir filmdir.Aynı yılın mahsülü Nabbeun Namja ya da bir önceki yıldan Seom ile bu hazineye dalmak kötü sonuçlar doğurabilir; fazlasıyla sert, sarsıcı bir geçiş olur ki zaten sayısı dünya genelinde sınırlı olan Ki-duk Kim gönüllüleri bir yandaş kaybetmeyi asla istemezler.Öte yandan kendi çapında bir hayran kitlesi oluşturmuş film olan Bin-Jip ile bu külliyata girenlerin de Ki-duk Kim hayranlığı gelecekleri pek parlak olmamakta.Gözlemlerim bu yöndedir.Beğeni kıstasları değişince burun kıvırmalar olabiliyor, aman diyeyim.Kazara Bin-Jip ile başladıysanız ki böyle çok insan tanıyorum, bir sonraki film tercihiniz daha da önem kazanır.Sizi yönlendiren şahıs, gidip de ikinci aşama için Shi-gan'ı önerirse kalan 13 filmin ''olmamış, biraz saçma hatta bu ne lan'' tepkileriyle karşılanması öneriyi yapan şahısa müstehaktır.Ama bir potansiyel Ki-duk Kim gönüllüsü kaybedilmiştir.Acı olan budur.
Suchwiin Bulmyeong'da şehir hayatı içinde karşılaşıldığında ''arızalı'' damgası yiyecek karekterler var, pek çok Ki-duk Kim filminde olduğu gibi.Diğer 15 filmden farklı olarak şehir hayatı dışında, aynı zamanda da yerel bir hikaye var.Güney Kore'deki Amerikan Üssü'nün civar köylerde yaşattıkları konusu etrafında bir iç içe geçmiş birkaç dram anlatılmakta.Yine semboller, metaforlar, aynı odada filmi izleyen 3 kişinin üçünün de farklı algıladığı sahneler bu filmde de mevcut.Külliyata girişin bu film ile başlaması yönündeki tavsiyem, diğer 14 filme göre Suchwiin Bulmyeong'ın anlatımını biraz daha genelgeçere yakın görmem nedeniyledir.Derseniz ki, ''Nabbeun Namja ile başladım, mutluyum.''Başka bir yoldur bu, çoğunluğa uymaz.Sarsılırsınız biraz, tek başınıza izlemez iseniz birbirinizi soğutursunuz filmden falan.Bunlar gözlemlerim, keşke her filmini sinemada izleyebilseydik diye iç geçiririm sürekli.Tüm bu uyarıların ana kaynağı da budur aslında.

Suchwiin Bulmyeong'ı beğenmeyen birini zorlamayınız, muhtemelen Oldboy'u da beğenmemiştir bu kişi ya da ikinci kez izlemekten çekinir de itiraf edemez.Zor gelir aykırı kabuller insana, biraz da kültür farkı kaynaklıdır.Hollywood'dan devam etmesini tembihleyiniz.Tam aksine siz Suchwiin Bulmyeong'ı izlediniz ve farklılığı hemen hissettiniz, dediniz ki sonraki aşama ne olsun acaba?2003 yılından önceki filmlerden bir tane seçin ve izleyin.Muhtemelen devam etmek isteyeceksiniz.Üçüncü aşamadan sonrası daha önceki filmlerinin kolajı sayılabilecek 2007 yapımı Soom ve son film Bi-mong haricinde sınırsız, sona bırakılmalılar.2003 yılının Güney Kore Sineması için bir dönüm noktası olduğunu anlatmıştık daha önce, aynı yıl Ki-duk Kim için de bir dönüm noktasıdır.Bunu göz önünde bulundurunuz.Ya da ''sanat subjektiftir, yol haritası ne yahu?'' diyin ve Hollywood'un bozmadığı hikayelerin, klişelerin uzaklığının keyfini özgürce çıkarın.

Herkese iyi seneler dilerim.Haftaya görüşmek üzere.

Noat Samisa

29.12.08

Üç günde oynanan 18 maç ve pazartesi-salı oynanacak olan birer maç ile EPL 20. hafta fikstürü tamamlanacak.Sırf bloga taşımak noktasında değil, kendi adıma pek çok heyecan verici hadiseyi kaçırdım; maç bombardımanına tutulan günlerin sonrasında bir ''acaba'' durumu yaşanıyor.Premier League, bu yıl sonu ekstrasının ardından bir haftalık ara veriyor.Fakat İngiltere'de futbol ve kulüpler ara vermiyor, aksine diğer şampiyonalar bu ekstradan faydalanarak açıklarını kapatabilecekler.

Bugün WBA'ya kaybeden Tottenham çift mesai yapacaklardan, cuma-salı maçı var haftaya.Assou-Ekotto 35'te atıldı bugün, WBA son 3 maçtaki 2. galibiyeti alarak umutlandı.Man United cuma-pazar fikstüründen kaytardığı için önümüzdeki hafta (önce FA Cup R3, sonra League Cup SF) pazar-çarşamba program onlara müstehak!Yalnızca FA Cup maçı yapacakların Christmas fikstürü yorgunları tatile çıkacaktır, biz de 1 hafta-10 gün kadar bloga ara vereceğiz.Başlıkta ''mesai biterken'' dedik ama bizim için yeni başlıyor.Yıl sonuna gelindiğinde pek çok iş kolunda yaşandığı üzere girilen yoğun tempo öncesi son günümüzde geçen 3 güne dair bir değerlendirme yapalım.
Blackburn bugün sahasında 2-0 öne geçtiği maçı 88 ve 90'da yediği gollerle berabere tamamladı.Man City'de Robinho, Hull City karşısında attığı 2 golle sakatlık sonrası iyi döndü; bugün de takımına 1 puan getiren golle toplam gol sayısını 11'e çıkardı.Önümüzdeki hafta FA Cup'ta R3'de Blackburn Rovers'ın rakibi Conference North'tan Blyth Spartans.110 yıllık geçmişi olan kulüp bildiğimiz Spartalı'lar ki kulübün logosu yeterli fikri veriyor.Bu kez roller değişir tabii, ''What is your profession?'' sorusuna Sparta tarafından muhtemelen ''potter, blacksmith vs.'' gibi cevaplar gelir.Sam Allardyce ise soyunma odası kapısından karşı odadaki Arkadyalı'lara hafif sırıtarak böğürür: Rovers, what is your profession?
El cevap: Hauuuuu...

Geçen yıl Conference South'tan Havant & Waterlooville FA Cup'ta R4 yapmış, Anfield'a gelmişti.Blackburn deplasmana gidiyor, ihtmal yükselyor.FA Cup R4'daki bir diğer Conference North temsilcisi Droylsden'in rakibi Blue Square'dan Kettering.Bu ikiliden birini R4'da göreceğiz, elbet bir hikaye yazılır.Eastwood Town ise İpswich Town'a rakip ve bulundukları lig Conference North'un bir kademe aşağısında yer alan NPL Premier Division.En garibanı onlar.

Stoke City'i haftalar sonra düşme hattında gördük.3 maçtır kaybediyorlar, 6 maçtır da kazanamadılar.Ligin dibi ile 10. sıra arası çok sıkışık, sezonun 3'te 1'i tamamlandığında küme düşme hattı ile 11. sıra arasında 2 puan fark varken, 20. hafta sonunda bu fark ancak 3'e çıkabildi.Kısa süreli inişler ve çıkışlar son iki üzerinden ilk 10'a kadar olan sıralamayı belirliyor.Stoke City, Rory Delap'ın omuz sakatlığıyla bu ekstra katkıyı alamaz oldu.Ligin fizik gücü oyun planının başına yazan takımlarından Stoke City, Tony Pulis'in elindeki nadir yaratıcı oyunculardan forveti Ricardo Fuller bugün 54'te oyundan atılınca deplasmanda öne geçtikleri maçı kaybettiler.Deplasman puan tablosunda 3 puanla son sırada Stoke City, cuma günü sahalarında United'a iyi direndiler fakat Tevez geçtiğimiz sezon olduğu gibi maçın son bölümünde sahne aldı.West Ham, cuma-pazar fikstürünü 6 puanla tamamladı ve 10. sıraya fırladı.Transfer dönemi sonrası yapılan ''dara düşen boştakine sarılır'' transferlerinden biri ciddi bir katkı yaptı bugün.''Sezon sonuna kadar, en azından Ashton dönene kadar birkaç gol isteniyor Tristan'dan.'' demiştik West Ham'a attığı imzaya ayırdığımız postta.Bugün 77'de oyuna girdi Diego Tristan ve 88'de takımına 3 puanı getiren golü attı.Dean Ashton'ın dönüşü Nisan'ı bulacak, önümüzdeki sezon desek daha doğru.

Wigan durdurulamıyor, birkaç hafta önce Bolton'ın yaptığına benzer bir çıkışı bu kez onlar gerçekleştirdi.Farklı kadro yapılanması ve transfer politikasıyla kendi içinden yıldızlar çıkaran Wigan, son 6 maçında 5 galibiyet 1 mağlubiyet -Arsenal- aldılar.Zaki, Heskey, Palacios, Cattermole, Valencia, Boyce, Kapo...Pek çok Wigan futbolcusunun, devre arası transfer piyasasının kıskacında olduğu iddia ediliyor.Reebok Stadium'da Bolton kaybetti, cuma-pazar fikstürünü gol atamadan tamamladılar.Sıfır çektiler.Wigan ise 6 puancılardan oldu ve 28 puanla EPL'in 6. sırasına fırladı.

Mikel Arteta...Geçtiğimiz pazartesi oynanan Chelsea maçında çok iyi bir oyun ortaya koymuştu ve burada kendisine övgülerimizi sunmuştuk.''10 numara'' muamelesi gören bir oyuncu iken, bu durumunun tolere edilmesi adına Everton kariyerinin büyük bölümünü kenar oyuncusu olarak geçiren Arteta, yıl 2009 olduğunda komple bir orta saha oyuncusuna evrilirken bunun yanına yaratıcı vasıflarını da ekleyerek çok özel bir futbolcuya dönüştü.David Moyes'in forvetsizliğe ürettiği antitez olan 4-6-0 çalışıyor, Arteta'yı daha da parlattığı gibi ortaya yeni yıldızlar da çıkarıyor.Bugün Arteta maçı 2-0'a getirdi, son noktayı geçtiğimiz yıl başında Plymouth'tan Merseyside'a getirilen 1990 doğumlu İngiliz orta saha oyuncusu, cuma günü ilk kez Everton A takımı forması giyen Dan Gosling koydu.Jack Rodwell, Jose Baxter ve Dan Gosling; David Moyes'in İngiltere'ye bu sezon hediye ettiği en büyüğünün yaşı 18 olan orta saha oyuncuları.Sunderland'de Niall Quinn, menejer atamasını yaptı ve takımın yönetimini tam yetkiyle geçici görevini sürdüren İskoç Ricky Sbragia'ya devretti.18 aylık sözleşme yapıldı, bu boş koltuk da böylece dolduruldu.

Arsenal kazandı, bundan böyle transfer hamleleri bekleniyor.Liderle fark 10 puan, şampiyonluk sözleri birkaç hafta geride kaldı.Farklı bir kulvarın yarışı bekliyor Arsenal'i ve bu kulvarda da mevcut kadrosuyla iddialı olan taraf Arsenal değil.Chelsea üst üste ikinci deplasmanda da iki puan bıraktı.Bu maçın izleyebildiğim bölümü 1-0 ile 1-2 arasıydı, oyunun tamamı Chelsea üstünlüğünde geçiyordu.Son anlarda gelen gol, Chelsea'yi liderin 3 puan ardına düşürdü.Scolari bir şeyleri üç maçtır değiştiriyor.Deco-Ballack ikilisini, bundan böyle bir arada çok nadir göreceğiz.Hele ilk 11 tercihlerinde sezonun geri kalanı için Drogba-Anelka ikilisini genel tertipte esas adamlar olacaklar.Bugün tek Drogba başladı Scolari ama 30. dakikada Anelka'yı da oyuna sokmak zorunda kaldı.

Blackburn 2-2 Man City
West Ham 2-1 Stoke
West Brom 2-0 Tottenham
Bolton 0-1 Wigan
Everton 3-0 Sunderland
Arsenal 1-0 Portsmouth
Fulham 2-2 Chelsea

Pazartesi, 29 Aralık 2008
Man Utd v Middlesbrough, 22:00 - Spormax

Salı, 30 Aralık 2008
Hull v Aston Villa, 22:00

Noat Samisa

28.12.08
Liverpool'da yine ''rotasyon'' var, yine orta sahada aktörler değişik, yine Torres yok.Yenge Ollala ile tribünde.Torres olmadığı gibi iki gün önceki Bolton maçının kahramanı Robbie Keane de bugün 90 dakika kenarda bekledi.Arbeloa'nın sakatlığı Carragher'ı sağ beke çekmiş.Aurelio'nun sakatlığı, Dossena'nın verimsizliği yeni bir yıldız çıkardı: Emiliano İnsua.Bolton maçında gol atan Riera kenarda, bu kez Babel sahada.Roller, oyuncular değişik ama bu kez aynı filmi izlemiyoruz.İki ileri-bir geri ayarındaki 2000'li yılların Liverpoolu'nun sezonun ilk yarısı seyri, şu son cuma-pazar fikstürü performansıyla geçtiğimiz yıllara göre bu sezon farklı olan bir şeylerin varlığının delili gibi.Ben ikna oldum, St. James' Park'ta bugün oynanan oyun, tüm Rafael Benitez eleştirilerini çöpe yollarcasına farklıydı.Harika bir oyun oynadı Liverpool ve bu deplasmandan 1-5'lik galibiyetle dönerken tüm temel eleştiri başlıklarını da yalanladı.Geçen maç Riera'nın golü vardı, bu kez yerine oynayan Babel attı golünü.Gerrard devam ediyor, Sami Hyypia'nın gol attığı maçta Martin Skrtel oyuna dahil oldu.Forvette yalnızca Kuyt görünüyordu, hemen Rafael Benitez'in bir özlü sözü geldi aklıma: Using more people in the box is not a guarantee.
Son 4 yıldır sezonun ikinci yarılarında yer kürenin en iyi sistem takımlarından birine dönüşen Liverpool, Premier League tarihinde ikinci kez yeni yıla lider girdi.Bundan önceki yeni yıl liderliği 1997 1 Ocak'ında, Manchester United'ın maç fazlasıyla 5 puan önünde.1997 yılına lider giren Liverpool, sezonun geri kalanında yalnızca 26 puan toplayarak sezonu 4. tamamlayabilmişti.17. sezonunu yaşayan Premier League tarihinde şampiyonlar ve Liverpool dışında Leeds United, Aston Villa, Newcastle United ve Norwich City'nin aralarında yer aldığı 9 farklı yeni yıl lideri var.Geride kalan 16 sezonda yeni yıla lider giren takımlardan 7'si sezon sonunu şampiyon tamamladı.10 şampiyonlukla Premier League'i domine eden Manchester United, geride kalan 16 yılda 5 kez yeni yıla lider girmiş fakat 10 şampiyonluğunun yalnızca 2 tanesini ''yeni yıl liderliği'' sonrasında kazanmış.Şampiyonun'un Yolu bu, Alex Ferguson'un Manchester United'ının Premier League hikayesi bu.İstatistiksel olarak 1 Ocak 2009 lideri Liverpool'a bir ışık görünmese de rakamlardan öte son 3 günde görünenlerin yaydığı bir ışık var.Liverpool'da kadro kullanımı aynı, eksiklerin durumu aynı, Rafael Benitez'in tercihleri aynı ama sahada görünen ve skorlar çok farklı.Kulübede baş adam Sammy Lee, görünen tek fark belki de bu.Gerisi gaz, hava, heyecan, inanç, istek, motivasyon; belki de şampiyonluk yolunun anahtarı...

Newcastle United 1-5 Liverpool
Noat Samisa

28.12.08

Scott McDonald sempatim, iyiden iyiye fanatiklik derecesine doğru ilerliyor.Kontrol, alış, dönüş ve vuruş hepsi 10 üzerinden 10 puan.Sezon içinde yaşadığı sakatlık, onu bu sezonun gol krallığı tablosunda aşağılarda tutsa da geçtiğimiz sezonun SPL gol kralı Avustralyalı Scott McDonald, Celtic'te tutturduğu maç başına 0.5 üzeri gol ortalaması ve ekstra becerileriyle yer kürenin en özel golcülerinden biri olarak izleyenlere estetik, hayranlık ve heyecan vaad ediyor.Yine harika bir gol attı, Celtic'e İbrox'tan 3 puanı getirdi.
Rangers: McGregor, Whittaker, Broadfoot, Weir, Papac, Davis, Mendes, Ferguson, Adam, Miller, Boyd.
Subs: Alexander, Novo, McCulloch, Dailly, Lafferty, Niguez, Fleck.

Celtic: Boruc, Hinkel, Caldwell, McManus, Naylor, Mizuno, Scott Brown, Hartley, Robson, McDonald, Samaras.
Subs: Mark Brown, Vennegoor of Hesselink, Loovens, Wilson, Crosas, O'Dea, Hutchinson.

Celtic'te Shaun Maloney ve Shunsuke Nakamura sakattı.Aiden McGeady ise Celtic menejeri Gordon Strachan'ın iç disiplin cezalısıydı, 10 gün kadar önce kadro dışı kalmış ve açık açık Old Firm'de oynayamayacağı o günden belirtilmişti.Takımın üç yaratıcı ayağı da sahada olmayınca bütün hücumların merkezinde Nakamura referansıyla geçtiğimiz yılbaşında Celtic'e gelen Koki Mizuno yer aldı.85 doğumlu Japon oyuncu, iyi bir sağ ayağa sahip olmasına karşın ''Hagi sonrası sendromu'' ayarında bir muamele ile karşı karşıyaydı.Nakamura'nın yaptıklarını yapması gerekti, İbrox Park'ın kum serpilmiş zemini Mizuno'ya olduğu kadar diğerlerine pek fazla topla haşır neşir olma şansını vermedi.Rangers'ta ise geçen sezon olduğu gibi Nacho Novo yine ekstra oyuncuydu, SPL'in marka golcüsü Kris Boyd 16 golle geçmiş sezonlarının üzerinde bir performans sergiliyordu.Sezonun ilk Old Firm maçı da kazanılmış, İbrox Park'a favori çıkılmıştı.
Rangers baskılı göründü, Celtic ancak ileriye taşıyabildiği nadir toplarda ve duran toplarda pozisyon bulabildi.İlk yarı Rangers'ın gole yaklaştığı pozisyonlar oldu, penaltı itirazları maçtan sonra da devam edecektir.İkinci yarı başı Kris Boyd karşı karşıya kaçırdı.Ardından oyun biraz denegelenir gibi oldu, bu bölümde McDonald tamamen kişisel becerisiyle bir gol üretince oyun değişti.Bu dakikaya kadar vasat ilerleyen maçta tempo arttı, savaş baltaları meydana çıktı.Rangers oyuna üçüncü forveti sürerken savunma dörtlüsünden Whittaker'ı çıkardı, orta sahadan Davis'i geriye çekti.Burada bir parantez, ''geride 4 oyuncunun kalmasının anlamı yok'' sözünün felsefik, terminolojik anlamı olduğunu sananlar var.Zoratoscny'i bıraksam yeter diye düşünebilenler var.Tempo arttı, Rangers çok adamla rakip sahaya çöktü.Ama kenarları kullanamadılar, Celtic'in geri yaslanmayan savunmasının arkasına sarkarak dengeyi bozamadılar.Celtic iyi alan dalatıp bu baskıyı püskürtünce, Rangers oyuncuları rakip kaleye yakın toplar alamayınca oyun şandellere sıkıştı.Kornerden de gol çıkmayınca Celtic, İbrox deplasmanından 3 puan, ilk yarıda Celtic Park'ta alınan 2-4'lük mağlubiyetin de rövanşını aldı.Puan farkı 7 oldu, SPL'de 20. hafta tamamlanırken yalnızca domestik şampiyonalara odaklanmış şampiyon adaylarının büyük düşüşler yaşaması oldukça düşük bir ihtimal.15 Şubat'taki son Old Firm bir şeyleri değiştirebilir.
İki Scott; forvet olan McDonald ve orta sahada oynayan Brown, günün kahramanları.Geçtiğimiz sezon başı transfer edilen iki oyuncu, takımın önemli silahlarının olmadığı bir derbi gününde ekstra performanslarıyla takımlarının aldığı 3 puanda övgülerin aslan payına sahipler.Scott Brown'ın devre arası İngiltere'ye geçme ihtimali var.Celtic, onun için Hibernian'a £4.5 milyon ödemişti, piyasası bu bedelin iki katına yaklaşmış deniyor.Orta sahada sıkıntı çeken pek çok EPL takımı için 85 doğumlu İskoç milli orta saha oyuncusu tam isabet bir seçim olabilir.Scott McDonald ise tribünlere kol hareketi yapmıştır bugün, gol sevincinde ilginç davranışlar sergilemiştir.Konunun muhatabı ben olmadığımdan ''ay ne ayıp'' demeyeceğim, Rangers tarafından gelecek tepkiye dair en fazla empati kurma olasılığım var.1.5 sezonda yaptıklarıyla bana göre dünya futbolunda yeri olan bir golcü seviyesindedir.Old Firm'de Celtic kazandı, Ada'da deplasman trendi sürüyor.

SPL 20. Hafta Old Firm #2
Rangers 0-1 Celtic
Noat Samisa

27.12.08
West Ham United uzunca bir süredir satılık, geçtiğimiz hafta içerisinde patron Bjorgolfur Gudmundsson'un satışa yakın olduğuna dair haberler çıktı.Satış işleminin yakın olduğuna dair bilgi sızdırılsa da detaylarına dair yeterli açıklama, kulübün çıkarlarını koruma amacıyla yapılmadı.Ekonomik kriz haberlerinin, batık banka haberlerinden ''batık ülke'' haberlerine döndüğü gün, patrondan Zola'ya bir açıklama yapılmıştı: ''Sana transfer sözü vermiştik ama devre arası futbolcu satmazsak yenisini alamayız.''İyimser bir sözdü bu, Lassana Diarra'yı Madrid'e yollarayak rahatlayan Gaydamak'lar bile daha gerçekçi açıklamalar ile ''işler istediğimiz gibi gitmiyor, elden çıkarsak fena olmaz'' demeye çalışmışlardı.Yeni imzaların salık verilmesine kısa bir süre kala spekülasyonlar arttı, tıpkı kısa vadede çözülmesi gereken finansal problem içerisinde olan Portsmouth'a yönelindiği West Ham'a da ciddi teklifler gelmeye başladı.Tottenham, Craig Bellamy için £6 milyon önerdi.Bellamy için Liverpool'a £7.5 ödeyen West Ham doğal olarak bu miktarı reddettti ve £10 milyon istendiği iddia ediliyor.Craig Bellamy için bu güne kadar ödenen bonservis £25 milyonu geçti.Her yaptığı transferde bir öncekinden daha yüksek bonservis ödenmiş ya da değeri düşmemiş bir oyuncudur, kariyer gelişimi bu yönüyle muazzamdır.Roman Pavlyuchenko'dan UEFA Kupası'nda yararlanamayan Tottenham, devre arası mutlaka bir forvet transfer edecek.Fraizer Campbell'ın da kiralık olması nedeniyle sezon sonu da bir tane transfer edecek, yani iki yeni forvet oyuncusuna mutlaka ihtiyaçları var.

Bellamy bugün iki gol daha attı ve bu sezonki toplam gol sayısını 4'e çıkardı.Bugün 90 dakika forma giyen West Ham'ın milli stoperi Matthew Upson da bir diğer devre arası Boleyn Ground'dan ayrılması beklenen isim.Onun geçmişini gidersek Arsene Wenger çıkar karşımıza; son dönem çıkış yapan kaç oyuncunun geçmişinde bu ismi saymadık acaba?Stopere ihtiyacı olan Arsenal var diyebiliriz, Tottenham da olabilir.Satılık olanın daimi alıcısı, rolü biçilen Man City bir diğer ihtimal.Portsmouth bu mağlubiyetle 10. sıranın altında buldu kendini.Bu son olsun; geçtiğimiz sezon yaptığımız gibi, sesi gür çıkan söylentileri ve transferleri 3-5 günde bir tek başlık altında kısaca değerlendirmeye çalışacağız.

Portsmouth 1-4 West Ham
Noat Samisa

27.12.08
Hull City, bu sezon oynadığı 19 maçtaki ikinci deplasman mağlubiyetini bugün Man City deplasmanında 5-1'lik skorla aldı.Phil Brown ve takımının EPL'de bugüne kadarki ilk ve tek deplasman mağlubiyeti Manchester United önünde, 4-3'lük skorla gelmişti.Ligin 3. maç haftası KC Stadium'da alınan 0-5'lik Wigan yenilgisi sonrasında takım muhteşem bir form yakalamış, ligin 3. sırasına kadar tırmanmıştı.Fikstür ağırlaştı, rakipler zorlaştı, Hull City sezonun ilk devresini 27 puanla 7. sırada tamamladı.
Bugünkü 5 gol ile birlikte son iki maçta 9 gol yemiş oldu Hull City.Kadro yönüyle değişen çok bir şey yok, her iki maçı da izleyemediğimizden yalnızca maç özetleri ile nelerin yaşandığı hakkında detaylı fikir sahibi olabilmemiz mümkün değil.Yenilen gollere baktığımızda herhangi bir bölgeye, oyuncuya yığılma yok.Lee Dixon'ın zamanında dikkat çektiği, henüz yeterli süre birlikte oynamamış savunmacılarla uygulanmasında sorunlar çıkaracağı belli olan bu taktik işleyiş, geçen zamanda değişen hedefler ve artan popülarite ile erozyona uğrama olasılığı yüksek olan oyun disiplini etkisiyle Hull City'nin başına iş açmış olabilir.Christmas özeli fikstürü, futbolun sürprizleri yönüyle daha cömert bir dönem.Fakat geçtiğimiz haftayı da göz önüne alarak 36 dakikada 4-0 geriye düşülen bir maçta Hull City'de sezonun geri kalanına göre birtakım arızalar olduğunu görmek zor değil.Ayrıca şu da biliniyor ki, Hull City'nin bu yükselişini somut verilerle açıklamak kolay değil.Genel doğrulardan ve fırsatların değerlendiriliyor olmasından yukarıda köprü oluşturuduğumuz postlarda zamanında söz ettik.Şimdi ise rüzgar terse esiyor ve başarının mimarı Phil Brown, çözümü yine kendi metodlarıyla arıyor, deniyor.
Video BBC'de.Sınırlama yok, herkese açık bir video.Fotograflardan fikir sahibi olunabiliyor, anlatmayacağım.İzlenmeli.Skor 4-0, Hull City mağlup.Yer City of Manchester Stadyumu.Hull City'nin buraya nasıl geldiğinin özeti.Temelsizliği, zayıf yapılanmayı Sam Allardyce'ın talebesi Phil Brown'ın nasıl tolere ettiğinin, zorluklar içinden çıkan kısa vadeli başarının kendi üzerine örneklemeli özeti.

Noat Samisa

26.12.08

Boxing Day futbol şöleninin kapanış maçı dramatik bitti.Son yarım saatteki Villa baskısı uzatmalarda sonuç verdi ve Aston Villa harika bir ilk yarı oynamasına karşında 0-2 geri düştüğü maçtan ancak 1 puan almayı başardı.
Aston Villa: Friedel, Reo-Coker, Davies, Knight, Luke Young, Milner, Sidwell, Petrov, Barry, Ashley Young, Agbonlahor
Subs: Guzan, Harewood, Delfouneso, Salifou, Shorey, Gardner, Osbourne

Arsenal: Almunia, Sagna, Eboue, Toure, Silvestre, Song Billong, Denilson, Nasri, Diaby, Gallas, Van Persie
Subs: Fabianski, Djourou, Vela, Ramsey, Wilshere, Clichy, Bendtner

Maç öncesi mutlak favorim olan taraf Aston Villa'ydı.Martin O'neill'ın Aston Villa'sı her ne kadar Premier League'de bu sezonun trendine uymuş, deplasmanda iç sahadan daha fazla puan toplamış olsa da Villa Park sezonun en korkunç deplasmanlarından biri.Bugün bu, bir kez daha tescillendi.Daha önce bu deplasmandan Liverpool ve Man Utd 1'er puan ile dönmüştüler, Chelsea ise Şubat sonunda Birmingham'a gelecek.2001 yılından bu yana sezonun aynı dönemleri karşılaştırıldığına, Noel fikstürü haftasına gelinene kadar olan süreçte puan tablosuna bakıldığında, Premier League'de son 7 yılın en zayıf iç saha performansı görülüyor.Villa'nın da ligin genelinden aşırı ayrılığı olmadığını göz önüne alırsak bu durumdan etkilenilmemesi düşünülemezdi.Fikstürün sıkıştığı şu dönemde bu tablonun dengelenme olasılığı var ya da ilerleyen aylarda özellikle üst sıra ve alt sıra takımlarının baskın ve eksik yönleri daha belirgin ortaya çıkacağından bu durumun sürekliliğine dair daha net fikir sahibi olabileceğiz.
Arsenal'de haftabaşı Fabregas'ın ''en az 3 ay'' etiketli sakatlığı, zaten sezon başından bu yana sakatlıklarla boğuşan Arsenal'e olabilecek en ağır darbelerden birini vurmuştu.Geçtiğimiz haftasonu kırmızı kart gören Adebayor'un cezası da bir diğer kötü haberdi.Sezon başından bu yana kritik mevkiilerde alternatifleri sürekli kısıtlı olan Wenger'in tercihleri yine sınırlıydı, bir süredir yaptığı gibi elinde ne varsa onları sahaya koymak zorundaydı.Tercih yapabileceği nadir mevkiilerden biri olan savunma tandemi için Gallas-Djourou ikilisini seçmişti maçtan önce.Bu seçim de mümkün olamadı, İsviçreli savunmacı Johan Djourou ısınırken sakatlandı.Mecburen Kolo Toure geçti yerine.Arsenal'in mevcut kadrosunun en verimli kullanıldığı yapı, Fabregas'ın yanına Song-Ramsey ikilisinden birinin konulup, Denilson'un sağ ya da sol kenara geçtiği dizilişti.Bu sayede eksik kalan orta saha direnci bir ölçüde tolere edilirken, ters kenardaki Nasri ya da Diaby'ye ve beklere de kulvar açılabiliyordu.Takımın üst düzey performans gösterdiği ''Big Four zaferlerinde'' Denilson orta sahada çok üstün bir performans gösterse de takımın lider olduğu sezon başı sürecinde ve sonrasında sakatlıkların izin verdiği dönemlerde parlayan yapı buydu.Eksikler, kısıtlı kadro yine Denilson'u orta sahaya getirdi.Emirates'te ıslıklanan Eboue sahadaydı; Clichy yerine sol beke Silvestre konularak ''stoper bek'' tercihi yapılmıştı.Neredeyse ligin tamamını göz önünde bulunduruduğumuzda, genel tertibinde iki dış bek olan tek takım Arsenal.Geçen sezonun ''en iyi'' karmalarında pek çok kişi hücum performansları ve onların katılımıyla Arsenal'in oynadığı muhteşem futbol nedeniyle beklerde Clichy ve Sagna'ya yer vermişti fakat bunun takım savunmasında açtığı gedikler bir başka gerçek olarak da karşımızda duruyor.Çizgi savunmada bu sezon büyük sıkıntılar yaşıyor Arsenal; BBC'deki köşesinde Arsenal eskisi Lee Dixon, bu hafta Liverpool'dan yenen gol özelinde bu taktik arızaya dikkat çekti.Sezon başından beri gözlenen bu net arızanın çözümü bir stoper bek, bir dış bek kullanımı olabilir, hele de sistemin diğer dinamiklerinde geçmişe göre pek çok eksik, arıza varken.
Aston Villa'da Nicky Shorey, sezon içinde çok kez denendiği üzere yine yerini Luke Young'a, ters tarafı ise ''oyun kuran bek'' nitelikli Reo-coker'a bırakmıştı.Reo-coker bir orta saha oyuncusu, tıpkı ligdeki muadilleri Essien ve Zokora gibi sağ bek rolünde farklılık yaratıyor.O'neill da bu ekstrayı sıklıkla kullanıyor.Reo-coker'ın orta sahadaki yerinde Sidwell, Villa'nın Barry ve Petrovla oluşturduğu üçlü orta sahada yer alıyor.Sol kenarda Ashley Young, sağ kenarda James Milner; uzun zamandır faydalanılamayan John Carew'in yokluğunda Agbonlahor ile ileri üçlüyü oluşturuyorlar.Milner transferi de bir süredir görünenler ışığında Martin O'neill'a bir alkış daha gönderdi.Carew'in yokluğuyla en ilerideki oyuncu olan Agbonlahor, bu sayede üstün sprint ve dribling yeteneklerine ek olarak santrafor vasıflarının da varolduğunu ispat ediyor.Arsenal gibi Aston Villa'nın da kulübesine baktığımızda bir ekstra oyuncu göremiyoruz, zaten Villa bu maçı başladığı 11 ile tamamladı.Belki son dakikalarda artan baskıya yüksek toplarda yardımcı olması için Marlon Harewood düşünülebilirdi.Carew'in yokluğunda biraz kısa kaldılar.
Oyunun başlangıç düdüğüyle birlikte Villa oyun üstünlüğünü ele geçirdi.Orta sahada çok rahat hareket ettiler; Arsenal'in zayıf orta saha ikilisine kolay baskı kurdular, adeta sindirdiler.Rakip yarı sahanın tamamını kullandılar, beklerini de çıkartarak Arsenal'i yarı sahasına hapsettiler.Pek çeok değişik yoldan pozisyonlar da buldular.Luke Young'ın şutu vardı, Almunia çıkardı.Soldan gelişen atakta iki kez gol şansı geldi Villa hücumcularına fakat gol yapamadılar.Sidwell, Petrov ve Milner'ın topları direklerden döndü, AYoung'ın kafasını Sagna çizgiden röveşata ile çıkardı.Tüm bu pozisyonları ilk yarı üreten Villa, adeta rakibine top göstermedi.Nasri'nin taşıdığı toplarla ileride çoğalmayı denese de Arsenal, ilk yarı bunda hiç başarılı olamadı.Rakip kale önüne nadir getirilen toplardan birinde Reo-coker, kaptığı topla çabuk çıkmak isterken Denilson'a takıldı ve terk ettiği bölgeye açılan topu kovalayan Denilson, Arsenal'in maçtaki ilk şutunu kaleye gönderdi ve 40. dakikada takımını 0-1 öne geçirdi.İlk yarı her şeyi deneyen bir Villa vardı, atamayana attılar.43'te Song Billong da sakatlandı, Aaron Ramsey 18. yaş gününde oyuna dahil oldu.
İlk yarının dramatik finali, ikinci yarıya da ilginçlikler taşıdı.Arsenal, 45-60 arası üst üste pozisyonlar ve 49. dakikada 3 pasla bir gol daha buldu.Diaby-Eboue paslaşmaları golü getirdi, %25 topla oynama yüzdesiyle Arsenal 0-2 öne geçmişti.Garip şeyler olmaya başladı ve ''doğruları yapıyor olmaya inancını kaybetmiş görünen'' Aston Villa, adeta grogi duruma düştü.Bu paralize hal yaşanırken Arsenal 3. gol fırsatını birkaç kez yakaladı, bir şut da direkten döndü.Roller yine değişti ve şoku atlatan Villa tekrar oyuna egemen oldu.Agbonlahor'un deparında Gallas penaltıya sebebiyet verdi, penaltıyı kullanan Gareth Barry skoru 1-2'ye getirdi.
Kalan yarım saatin neredeyse tamamı rakip yarı sahada oynandı ve ısrarlı denemeler sonucunda 90+1'de bu sezon EPL fikstürü dahilindeki maçlarda ilk kez forma giyen stoper Zat Knight beraberliği getiren golü attı.Hem ilk yarıdaki iyi futbolun, hem de son yarım saatteki ısrarlı denemelerin, rakip yarı sahanın tamamı kullanılarak üretilmeye çalışalın tehlikelerin mükafatı sayılacak bir piyangoydu adeta bu.

İlginç bir maç oldu.Hamleleri kısıtlı, yapabilecekleri belirli iki takımın üstün gayretini izledik.Bugün itibariyle sahada yer alan kadrosu daha yaratıcı olan Aston Villa, ürettiklerinin esas karşılığını alamadı.Bu sonuçla iki takım arasındaki 3 puanlık fark korundu, Villa 3. sıradaki yerini kaybetse de ilk 4 içindeki yerini sağlamlaştırdı.Premier League'de ikili averajın önemi yok, sezon bittiğinde muhtemel 4.-5. sıra tespitine alınan puan dışında özel bir etkisi olmayacak bu maçın.Villa'nın sezon yarılandığında topladığı 35 puan devam ettirelen doğruların sonucudur; Premier League'de ilk yarının takımı her ne kadar bugün 5 yemiş olsa da pek çok kişi için olduğu gibi benim için de Hull City'dir.Ardından Martin O'neill'ın Aston Villa'sı.Umarım sezonun 2. yarısı da bu başarı devam eder, ki çok büyük aksaklıklar yaşanmadığı takdirde, bir-iki oyuncunun ara transferde kaybı olsa bile edecektir.

Noat Samisa

26.12.08

26 Aralık, İngiltere'de ''Boxing Day'' olarak anılan gün, bu kez cumaya denk geldi ve tüm alt ligleri de kapsayan ''Christmas özeli'' fikstürü, normal fikstürün arasına sokularak Premier League 19. maç haftası olarak yarın gerçekleştirilecek.Bu ekstranın futbolseveri ilgilendiren yönü ise cuma ve pazar günleri toplam 18 Premier League maçının oynanacak olması.Cumartesi de Old Firm var, haftasonunu bir de derbi şenlendirecek.Pazartesi ve salıya da birer maç konuldu; bu sıkışlığın futbolculara mükafatı olarak önümüzdeki hafta sonu Premier League'de boş geçecek.

İskoçya, yeni yıla ''tüm UEFA şampiyonalarından elenmiş'' olarak girince eski muhabbet yine açıldı.Tozlu raflar arasından çıkarılan aynı hikaye yeniden okunmaya başlandı: Atlantik Ligi.''Küçük ölçekli liglerin görece büyük takımlarının (Rangers, Celtic, Porto, Benfica, Ajax, PSV, Feyenoord, Anderletch, Club Brugge vs.) yer aldığı bir uluslararası, özelleştirilmiş statü sahibi yeni bir lig projesi.Geçtiğimiz sezon Rangers UEFA'da finale yürürken, Celtic CL'de Top 16'ya kalmışken kimse hatırlamıyordu bu projeyi.Old Firm yakın, gündem de sıcakken demeçler, haberler sürüldü piyasaya.Bu konu bir fikirden öteye geçer ise ki açıklandığı üzere 2014'e kadar Setanta ile halihazırda yayın anlaşması var iken sanmıyoruz, bir post da biz ayırırız.

Torres'in erken dönüş ihtimaline dair haberler var; Benitez de Boxing Day ile yeniden sahalara dönüyor.Şu 3 günde lig fena karışacak.Sıralamada birkaç basamak atlayanlar, düşenler; hatta işini kaybedecek menejerler ihtimali dahi var.Liderlik pek çok kez yeniden el değiştirmeye yakındı ama olmadı.Bu kez olabilir.Manchester United Japonya'dan döndü, devre arası yeni transfer yapılmayacağını açıkladı Sir Alex Ferguson.Kenar yönetimi değiştirenlerin yakaladığı hava devam eder mi?Premier League'deki 20 maç içinde en dikkat çekeni yarın akşam.Forma bekleyenlere fırsat doğacak özellikle pazar günü, enteresan sonuçlar bizi bekliyor.Merry Christmas...
Cuma, 26 Aralık 2008
Stoke v Man Utd, 14:45 - Spormax
Tottenham v Fulham, 15:00
Chelsea v West Brom, 15:00
Portsmouth v West Ham, 15:00
Liverpool v Bolton, 17:00
Man City v Hull, 17:00
Middlesbrough v Everton, 17:00 - Spormax
Sunderland v Blackburn, 17:00
Wigan v Newcastle, 17:00
Aston Villa v Arsenal, 19:15 - Spormax

Cumartesi, 27 Aralık 2008
Rangers v Celtic, 14:30 - Futbol Smart

Pazar, 28 Aralık 2008
Newcastle v Liverpool, 14:00 - Spormax
Arsenal v Portsmouth, 16:00
Bolton v Wigan, 16:00
Everton v Sunderland, 16:00
Fulham v Chelsea, 16:00 - Spormax
West Brom v Tottenham, 16:00
West Ham v Stoke, 16:00
Blackburn v Man City, 18:15 - Spormax

Pazartesi, 29 Aralık 2008
Man Utd v Middlesbrough, 22:00 - Spormax

Salı, 30 Aralık 2008
Hull v Aston Villa, 22:00

Noat Samisa

25.12.08

İhsan Kalkavan'ı gördüm televizyonda dün, sonuna yetişmişim.''Beşiktaş'a bir şey olmaz'' diyordu en son.Sonra bugün programın tam metnini okudum.Garip...Tavaf eden adamın Ertuğrul Sağlam'a dua ediyor olmasının Fenerbahçeli'liğiyle ''rekabet'' açısından ne gibi bir özelliği olabilir, dedim kendi kendime.Anlamaya çalıştım; her halde bu kadar izafi olamaz, dedim.Ümidi tamamen kestim Kalkavan'lardan.Kıvılcımı çakanlardan olabilirlerdi belki, kaybettiği seçimde söylediği sözü bozmayacağını sürekli söylüyor zaten.Muhtemel yeni oluşum içinde yer almaları bu sebepten mümkün değildi; ama bu perspektif ile kıvılcımı çakan olmalarına da belli ki imkan yok.

Kendimizce ''çıkış yollarının tıkanmışlığının Yıldırım Demirören'den en bağımsız halini Darağacı başlıklı postta dillendirmiştik.Buna 03-04 sezonu bir çomak daha soktu; ardından Yıldırım Demirören, imzasını kulübün her zerresine nakşetti.Kanser oldu Beşiktaş, kördüğüm oldu.Sportif başarı, yönetimsel başarı, kurumsal başarı, marka değeri, iktisadi planlama vs. hepsi aşıldı ve Beşiktaş Başkanı sıfatlı kişi, birinin annesine açık açık küfür etti.Daha önce yaptığı, aynı suçtan ceza aldığı gibi.1 yıl hak mahrumiyeti cezası konuşuluyor.Bana sorulursa müebbet verilmeli.Öte yandan Kenan Öner ve Kuddusi Müftüoğlu iktidar partisinden Beykoz ve Alanya Belediye'lerinin aday adayı imişler.Mevcut YK'da bir milletvekilinin varlığını da hatırlatalım.Ertuğrul Sağlam ile de bağdaştıralım: ''Beşiktaş İran'ın Pas takımı olur mu?'' diye sorarız kendimizi kaybedip.Hani Mustafa Denizli de var ya, onun da bir bağlantısı olmalı.Son 13 yılda 1 kez şampiyon olmuş bu kulüp, pek çok iktidar gördü.Amerika'da bile 3 başkan değişti bu süreçte.Lisede 100 sayfa ütopya yazmışlığım vardır, bir komplo teorisi de ben yazarım.Sorun değil.Maaşlı kadroya işbilen softa gelse benim başımın tacıdır.İşbilmez ''düzgün adam''ın ise başka meslek alanlarında kendini göstermesinde fayda vardır.Aynıdır benim için, ''iyi Beşiktaşlı Demirören'' ile işbilmez ''dünya görüşü benimle eş adam''ın farkı yoktur.Olmamalıdır da.Memleket yaklaşan yerel seçim öncesinde yıllardan beri olduğu gibi neyi tartışıyorsa, kimse diğerinin ekonomi politikaları hakkında fikir sahibi değil ise ve halen ideoloji çözümlemeleri izliyorsak ve bu prim yapıyorsa, yaşanıyorsa; İhsan Kalkavan özelinde Beşiktaş için açılacak tüm alt başlıklar benim için hiçbir anlam ifade etmemektedir.

Fulya projesinde neler oluyor, bunları derleyip birkaç kişide daha farkındalık yaratabilmeyi planlıyordum.Radyospor'da Hürser Hoca'nın başına gelenler, amatör branşlar vs.Beşiktaş'ta üzerine konuşulacak o kadar çok şey var ki.Dibin dibine ineli çok oluyor ama kuyunun derinliğini genişletmeye çalışanlara yetişilemiyor.Cuma günü basın toplantısı varmış ''küfürle gelen'' Başkan'ın.Müebbet alırsa kameralara da aynısını söylemesini bekliyorum, nasılsa kaybedeck bir şeyi yok!Bir insanın başkalarını kendinden nefret ettirmesi kolay değildir.

Geçen Polyanna'yı görmüşler Şeref Stadı tribününde; denilene göre kız Polyanna'lık görevini yapmayacağı bir yerin yeryüzünde varolduğunu kabullenip bu ulvi görevinden oracıkta istifa etmiş.Hatırlatayım; ben kongre üyesi değilim, yalnızca Beşiktaşlı'yım ve Beşiktaşlı'ya bol sabırlar diliyorum.

Noat Samisa

24.11.08
Aylardır anons yapılıyor: ''Man City'deki para barajının kapakları açıldığında transfer piyasasını sel basacak!'' deniyor.Son günde gelen Robinho, ondan önce SWP transferleri ile göreceli olarak ufak çaplı bir deprem oluştu piyasada.''Arapları kriz vurmuyor.'' tezi de var, kabul görüyor.''Aç gözlüdür bunlar, yer altından geleni yerler; göbek kaşır, iş bilmezler.'' genel kabulü ise bana fazla önyargılı geliyor.Bu adamlar buraya yalnızca hazır parayı yemek için gelmediler, tıpkı Roman Abramovich ve diğerleri gibi.Yılların birikiminin nasıl yönetilmesi gerektiği konusunda yurtdışındaki nitelikli üniversitelerde ihtisas yapmış elemanları var, bunlardan biri de holding bünyesinde daha önceden görevli olan ve Man City'nin başkanlığına getirilen Haldun El-Mubarek.Tepede BAE Kraliyet Ailesi üyesi Sheikh Mansur, onun altında okumuş adam Suleyman El-Fahim, görünürde ise bir başka okumuş adam Haldun El-Mubarek.Devir-teslim transferin son günü olunca ve o gün de anormal hareketli bir gün geçirilince bugüne kadar oynanan 15 maç adeta ''gazozuna'' oynandı.''İsteseler kazanırlardı.'' kadar basit olmasa da aşırı beklentinin, tüm takımın değişebileceği iddialarının ortamı bozduğu kesin.Devir teslimden önce 3'te 2 yapmıştı Man City, Gabriel Agbonlahor'un hat-trick yaptığı Villa deplasmanı sonrası iki 3-0'lık galibiyet almışlardı.O galibiyetlerden biri de Sunderland deplasmanındaydı, 18. maç haftasına gelindiğinde City'nin tek deplasman galibiyeti bu.
Eriksson'dan Sonra serisi yapmıştık.Linkini verdiğimiz serinin dördüncü postundan diğer yazılara da ulaşılabilir.Mayıs ayında yazdığımız serinin üçüncü postunda: ''City'nin elindeki kadro iyi ama pek çok mevkiide yığılma, bazı mevkiilerde de genel kalitenin altında bir yapılanma var.Bu yönüyle Everton, Aston Villa, Portsmouth gibi dengeli takımlar uzun vadeli planlarda City'nin önünde.'' demiştik.Blackburn'ün de önlenemez düşüşüyle bu tespitimiz büyük ölçüde cevap buldu.Serinin çıkış noktasını oluşturan ''Eriksson'dan sonra McClaren etkisi'' tezimiz her ne kadar sonrasında gelen Mark Hughes tercihiyle törpülense de gelinen nokta itibariyle karşılık bulmuş görünüyor.Zaman içinde bu duruma etkiyen çeşitli değişimlerle birlikte Man City, Premier League tarihinde ilk kez Boxing Day fikstürüne sondan 3. sırada giriyor.Kulübün küme düştüğü sezonlar da oldu fakat hiçbir sezonun bu dönemi, düşme hattında geçirilmemişti.
Peki bu tablo nasıl oluştu?Geçtiğimiz sezon da yeni bir yapılanma vardı ve bu sezona göre daha fazla oyuncu transfer edilmiş, daha dengesiz bir transfer politikası izlenmişti.Bazı mevkiiler şişerken, sezon seyrinde özellikle orta sahada yaşanan sakatlıklar, alternatifsizlik nedeniyle tüm takımı etkilemişti.Buna rağmen City bir seri yakalamış ve Premier League fikstüründe City of Manchester'da oynadığı ilk 9 maçı kazanmıştı.Bu 9 maçlık serinin içinde bir de Man Utd'a karşı derbi galibiyeti vardı.Seri Boxing Day fikstüründe bozulmuş; City, Blackburn ile evinde 2-2 berabere kalmıştı.Aynı bu sezon gibi, geçtiğimiz sezonun 18. maç haftası sonunda da City'nin yalnızca 1 deplasman galibiyeti vardı.Ama iç saha performansı Man City'i 2008'e 5. sırada sokuyordu.Yıl bitiyor; Man City geçen sezonun aynı döneminde ulaştığı puanın ancak yarısına ulaşabilmiş durumda yeni yıla giriyor.Oynadıkları son 3 Premier League, toplamda son 5 maçı kaybetti City, en son ligin dibindeki WBA'e kaybettiler.Geçtiğimiz sezonun 3. maç haftasında alınan Man Utd galibiyetindeki kadro ile son WBA maçına çıkan takımı karşılaştırdığımızda yalnızca 2 oyuncu eşleşiyor; onlar da savunma tandemini oluşturan Richards ve Dunne.Bu tablonun nasıl oluştuğu, aradan geçen 1 yılda nelerin değiştiğinin cevabı büyük ölçüde bu ''anlamsız'' değişimde yatıyor.
Mark Hughes baskı altında, WBA'nın üzerindeki dörtlüden menejer değiştirmeyen bir tek Man City kaldı.İşler pek de Mark Hughes'ün istediği gibi şekillenmiyor ama bu ''büyük yatırım''ı denemek isteyecektir.Shinawatra'nın teklifini kabul etti sonuçta, şimdi daha büyük bir kaynak olacak elinin altında.Transferleri Hughes'ün istekleri doğrultusunda yapar iseler bir yere kadar Hughes durumu düzeltebilir.Ama ''saldırı'' olacaksa transfer piyasasına, bu Hughes'ün işine gelmediği gibi şu ortamda ''City'nin Premier League geleceğine'' dahi tehdit oluşturabilir.Kaleye Buffon; savunmada Ramos, yaz orta sahaya Xavi, forvete Torres...''Almak istemek'' bedava nasılsa.Ben en azından ara transfer döneminde ''ölçüsüz'' hareket edilmeyeceğini düşünüyorum.Belki bir ekstra transfer olur; diğerleri mutlaka eksik bölgelere, teknik yönetim raporu doğrultusunda olacaktır.Belki de Christmas spesiyali sonrasında Mark Hughes işini kaybetmiş olabilir, o halde ''ölçüsüzlük'' kıstasları da değişebilir.

Noat Samisa

24.12.08

Bu sezon Premier League'de sakatlıklardan yana en büyük sıkıntıyı yaşayan takımlardan biriydi Arsenal.Takımın genel tertibinde adları tahtaya yazılı oyunculardan 7'sinin aynı gün sakat oldukları zamanları yaşadılar; Wenger kadro kurmakta zorlandı.Geçen seneye göre gerileyen kalite ve performans durumuna ek olarak bir de bu aksaklıklarla boğuştular.Sakatların büyük çoğunluğu düzelmişken, Arsenal'in ligin ikinci yarısında daha istikrarlı sonuçlar alacağını öngörüyorken bugün çok kötü bir haber geldi.
Pazar günü Liverpool ile oynanan ve 1-1 sonuçlanan maçın ikinci yarısına çıkamamıştı kaptan Fabregas.Dün yapılan tetkikler sonucunda diz bağlarının koptuğu anlaşılmış.Kaptan Cesc Fabregas en az 3 ay yok.Uygun dönüş süresi 4 ay, yani ancak sezonun 30. maç haftası sonrası.Bu sakatlık haberi sonrası devre arası orta saha transferi, gereklilikten öte mutlak bir şart oldu.Arsenal'in bir yarısı koptu adeta, cuma günü Aston Villa deplasmanı daha da zor geçecek.

Noat Samisa

23.12.08

Pazartesi fikstüründe çok iyi maç oldu, Chelsea Premier League deplasmanlarında bu sezon ilk kez puan kaybetti.İstirahattaki Benitez'in stada gelmediği lider Liverpool'un; Sammy Lee'nin kenar yönetiminde, Benitez'in telefon hattının diğer ucunda çıktığı Arsenal deplasmanında bıraktığı 2 puanı Chelsea yine değerlendiremedi ve 3 hafta önce bıraktıkları liderliği geri alma fırsatını bir kez daha ıskaladı.
Everton: Howard, Hibbert, Yobo, Jagielka, Lescott, Neville, Osman, Arteta, Fellaini, Pienaar, Cahill
Subs: Nash, Baines, Van der Meyde, Rodwell, Jutkiewicz, Gosling, Kissock

Chelsea: Cech, Bosingwa, Alex, Terry, Ashley Cole, Mikel, Joe Cole, Ballack, Lampard, Deco, Anelka
Subs: Cudicini, Ivanovic, Drogba, Malouda, Bridge, Kalou, Belletti

Bir takımın 4 forveti var ve sezon içinde sıklıkla bunlardan ikisini, bazen de yalnızca birini kullanarak maçlara çıkıyor.Bu takım Premier League'de başaltı seviyede zirveye oynuyor ve sezon içinde belki de en az sıkıntıyı forvet bölgesinde yaşar görünüyor.Sezon başı Andrew Johnson satılmış, yerine Louis Saha konulmuş; yani sayı yine korunmuş.Ama şans bu ya, geçtiğimiz hafta ve bu hafta itibariyle bu takımın dört forvetinin dördü de sakat.James Vaughan'ın evvelden diz sakatlığı vardı, ameliyat oldu.Aiyegbeni Yakubu'nun aşil tendonu koptu, sezonu kapattı.Louis Saha ve Victor Anichebe ise daha kısa süreli sakatlıklar yaşadılar fakat ikisi de tam olarak iyileşmiş değiller.
Geçtiğimiz hafta olduğu gibi, bu hafta da en ileride Tim Cahill ile maça başladı Everton.David Moyes, bu ortamda 20 yaşın altındaki genç forvetler harici olan tek şansını, yani takımın geri kalanı içerisinde gole en yakın oyuncu olan Cahill'i en ileriye koydu.Geçtiğimiz sezon, Man Utd'ın Barcelona deplasmanındaki dizilişine 4-6-0 dendi fakat Roma'da Spalletti'nin gösterdikleriyle United'ın o gün ve bundan sonra oynayacağı benzer yapının tam olarak eşleşmediğini düşünüyorum.Manchester United'ın düzeninde bir forvet vardı, Ronaldo takımın geri kalanından ayrı bir rol sahibiydi.Ronaldo'nun savunma zaafı biliniyor fakat Ronaldo'nun savunma zaafının problem olabilecği maç ya bir kez olur senede ya da iki.Rakip Barcelona ise, seviye CL yarı finaliyse olur.Tehdit oluşturabildiğiniz ölçüde zaaflarınızı tolere edersiniz, bunun çözümü de o gün itibariyle ''Rooney sağ tarafa'' oldu.Her yeri tam bir takım çıktı böylece ortaya; savunma yapan hücumcuları ve hücum yapan savunmacılarıyla Manchester United günümüzün trendini belirledi, bu doğrultuda da devam ediyorlar.Everton'ın bugün ve Man City maçında oynadığı düzene 4-6-0 diyebilirim, çünkü Cahill'in de görevi, orta sahadaki arkadaşlarından çok farklı değildi.

İlk 10 dakika Chelsea, sürekli alan değiştiren Everton 6'lısını algılayana kadar adeta paralize oldu.Bu dakikalarda Everton ara paslarıyla savunma arkasına kaçtı, son çizgiyi kullandı ama final pasında topu gol yapacak bir Evertonlı'ya ulaştıramadılar.15. dakikadan sonra Chelsea oyun üstünlüğünü ele aldı ve beklerini de oyuna sokarak Everton'ı geri itti.Orta sahada üç oyuncu ve Cahill ile rakibine hiç boş alan bırakmayan Everton, Chelsea'yi kenar varyetelerinde zorladı.Yüksek toplarda orta sahadan aksiyon bölgesine girenler ortalığı karıştırdı, bunlar haricinde Chelsea pozisyon üretemedi.İyi alan daralttılar, ilk yarım saat sanıyorum 4 ya da 5 kez ofsayta yakalandı Chelsea.Gitgide artan Chelsea baskısı, 35. dakikada çıkan kırmızı kart ile kırıldı.Boşta kalan topa beraber hamle yaptı Terry ve Osman, Terry'nin havadaki ayağı top yerine Osman'ın bileğine gidince direkt kırmızı kart çıktı.Terry fazla bir şey söylemeden Osman'dan özür dileyerek sahayı terk etti.Kalan 10 dakika dengede geçti, Everton biraz olsun rahatladı.
İkinci yarıya iki değişiklik ile başladı Scolari.Anelka ve Joe Cole çıktı, Drogba ile İvanovic oyuna dahil oldular.Son bölümde Terry'den boşalan yer geçen Mikel de yerine döndü.Scolari, Anelka-Drogba değişikliğinde acaba ne düşündü?Ben bir şey bulamadım, maç sonu açıklamasında belki buna değiniyordur şu sıralar.Nitekim Chelsea, ikinci yarı birkaç pas içeren bir tek atak dahi yapamadı rakip kaleye.Uzun toplar atıldı Drogba'ya, Yobo'nun sakatlanmasıyla savunma tandemine geçen Lescott'ın izin verdiği ölçüde Drogba bu toplar ile arkadaşlarını hareketlendirmeye çalıştı.Duran toplarda Everton, tıpkı Liverpool gibi alan savunması yapan bir takım.Yüksek toplarda geçit vermediler.Dakikalar ilerledikçe JCole ve Anelka'nın çıkışıyla hızı azalan Chelsea'nin oluşturduğu tehdit azaldı ve Everton iki bekiyle birden rakip sahaya çöktü.Neredeyse maçın ikinci yarısının tamamı rakip yarı sahada oynandı.10 kişilik Chelsea yalnızca ortayı kapamaya, rakibini kenarlara itmeye çalıştı.Marouane Fellaini, daha önce ceza sahasına yaptığı dikine ekstra koşulardan farklı olarak maçın ikinci yarısının tamamında Chelsea ceza sahasındaydı, adeta Everton'ın santraforu oldu.Yüksek toplar ona atıldı, santraforvari koşularıyla çevresindeki arkadaşlarına boş alanlar yaratacak pozisyonlar hazırladı.En tehlikelisinde sağa koşu yaptı Fellaini, içeri üç Evertonlı girdi.Fellani ortaladı, ikisi atladı.En arkadaki Osman vurdu ama Cech karşıladı.Devamı gol olmasına rağmen Pienaar ofsayttaydı.Lescott'ın kafası, Fellaini'nin direk dibinden çıkan gol vuruşu aklımda kalanlar.Arsenal eğer bazı şeyleri büyük ölçüde düzeltmek istiyorsa yaklaşık £25 milyon bonservisle yakınlarda tam aranılan tipte bir oyuncu var: Mikel Arteta bugün çok iyi bir oyun oynadı.Yapamadığı hiçbir şey yok gibi, iyiden iyiye daha ''büyük'' oynuyor.
Birkaç ilginç not aktaralım.Terry'nin kırmızı kartında hakem Phil Dowd, Terry'yi kalabalık içinden çekti.Osman'a doktorları sevk ettikten sonra Terry'nin söylediklerine birkaç kelime ile cevap verdi ve kırmızı kartını çıkardı.Terry de dahil kimse fazla bir reaksiyon göstermedi ve Terry, Osman'dan özür dileyerek sahayı terk etti.İkinci yarıda Chelsea bir frikik kazanmıştı.Ballack, ısrarla barajın yakın olduğunu iddia etti.Hakem Dowd da yeniden adım aldı ve son adımının tam baraj hizzasına düşmesiyle birlikte döndü ve Ballack'a sarı kart çıkardı.Scolari, Ballack vs. herkeste garip bir gülümseme göründü.Bu anektodların ardından düne dair bir açıklama daha yapmak istiyorum kendi adıma: Delgado'nun iki sarı kartı da kurallara uygundur.Burada sorun olan, varolan kuralın ligimizdeki tüm futbolculara gaddarca ve yanlış şekilde uygulanıyor oluşunun bariz şekilde futbol ortamına negatif etki etmesidir.Bugün Lampard, hakemin aklını-zekasını sorgulamaya yeltendi örneğin, el hareketleri bunu anlatıyordu.Sarı kartı gördü.Öte yanda Ballack, hakem böyle yorumladı ısrarlı itirazını.Bu ayrımı yapalım, dünyanın her yerinde yapılabilecek bir saniyelik, kimseye zararı olmadığı kesin olan bir hareketin gaddarca cezalandırılmasına tepki koyulsun.En azından önümüzdeki sezon olmasın bu komedya.

Everton sezona kötü başlamıştı; 18. maç haftası itibariyle iç sahada kazanılmış yalnızca 1 maç, 7 puan var.Yine de David Moyes toparladı, neredeyse forvetsiz olarak çıktıları son üç maçta 4 puan aldılar, Villa'ya uzatmalara kaybettiler.Chelsea'nin serisini bozdular.Savunma tandeminde Alex-İvanovic oynadı ikinci yarı, Essien yok derken Chelsea'de Ballack-Deco ikilisinin özellikle bugün ikinci yarıdaki üretimsizliğin de gösterdiği üzere tempoları sorgulanır durumda.Bugün Kalou olabilirdi, Scolari başka bir tercih kullandı.Drogba geçen seneki durumunda değil, olabileceğe de benzemiyor.Anelka ise tam tersi; adeta bir deplasman canavarına dönüşmüşken bugün sahada tutulmadı ve ikinci yarı ortaya çıkan Everton baskısına karşı Chelsea'nin hiçbir cevap veremeyişi yine Scolari'ye yazıldı.

EPL 18. Hafta
Everton 0-0 Chelsea
Noat Samisa

23.12.08
Liga Deportiva: Cevallos, Norberto Araujo, Calle (Ambrossi 77), Campos, Calderon, Reasco (Larrea 82), Urrutia, William Araujo, Manso, Luis Bolanos (Navia 87), Bieler.
Subs Not Used: Dominguez, Obregon, Delgado, Eder Vaca, Danny Vaca, Chango, Viteri.

Man Utd: Van der Sar, Rafael Da Silva (Neville 85), Ferdinand, Vidic, Evra, Ronaldo, Carrick, Anderson (Fletcher 87), Park, Tevez (Evans 51), Rooney.
Subs Not Used: Kuszczak, Berbatov, Giggs, Nani, Scholes, Welbeck, O'Shea, Gibson, Amos.

49'da Vidic oyundan atıldı, United 10 kişi kaldı.73'te Rooney uzak köşeyi gördü, Manchester United 2008 yılındaki 3. kupasını kazandı.

FİFA Club World Cup Japan 2008
Manchester United
Noat Samisa

21.12.08

11 tane adamı seçerek futbol yönetimi yapılabilen bilgisayar yazılımlarının geçmişi en az 15 yıllıktır.Halı sahada da 6 adam bularak bir takım yapabilirsiniz.Sistem sistem diye diye saatlerce konuşursunuz ama sayıların yani şablonların ''alan savunmasına dayalı takım savunmasının bir ögesi'' olduğunu eğer kabul etmez, buna göre oluşturduğunuz futbol görüşünüzü yönetiminiz altındaki bireylere yansıtmaz ve kabullendirmez iseniz sayılar yalnızca sayı değeriyle kalır; mesela Mustafa Denizli olunur, bugün olduğu gibi voleybolda servis döner gibi mevkii belirlersiniz.
Skibbe benim ikinci plana attığım tercih ile başladı maça ki bunun pek doğru olmadığını her ne kadar Beşiktaş bu arızayı kullanamasa da görüldü.Sağ tarafına Nonda-Lincoln ikilisinin ortaklaşa yardım vermesi, sağ atakları ya Baros'un o tarafa yanaşması ya da bu ikiliden birinin Barış'a katılması ile yapmayı düşünüyordu belli ki Alman teknik adam.Ama oyun büyük ölçüde Beşiktaş'ın sağına, Galatasaray'ın da soluna yığılınca aldığı topları taşımak gibi bir hasleti olmayan Seriç'in tempo eksiğiyle de birlikte Galatasaray'ın bu zaafı çok sırıtmadı ya da Beşiktaş adına skora dönüşmedi.Burada bir Holosko hamlesi gelebilirdi, Tello-Holosko yer değişimi Seriç'i de oyuna sokabilir, Beşiktaş'ı avantajlı konuma geçirebilirdi.Ama düşünülmedi, Holosko sağ tarafa yardım etti, hücumda da her topu kovalamaya çalıştı.İlk golde İBBSpor-Beşiktaş maçı geldi aklıma, yerdeki topa Rüştü dokunduysa faul.Ama net olarak göremedik.Bazen ekstra çaba istenmedik şekilde sonuçlanabiliyor, Holosko'nun ölü pozisyonda sebep olduğu penaltı da böyle bir şeydi.Keza diğer yanda da Arda'nın ekstra çabası, yenilen golde Delgado'yu kovalayışı derinliği bozdu ve komplike gelişen atağın sonuca gitmesine yardımcı oldu.Beşiktaş'ın attığı ilk gole dikkat çekmek gerek, uzun zaman sonra Beşiktaş'ta gördüğüm en güzel futboldu bu gol.Rakip yarı alanın tamamına yayılan, sahanın tamamı kullanılarak yapılan çabuk pasların sonucunda boşalan alana orta sahada ekstra koşu ve final pası ile gelen gol.Zirve futbolda bunu orta sahalar yapıyor, bu ekstra koşuların markası Darren Fletcher'dır.Ligimizde çok görmediğimiz bir goldü, bir de bu sezon başı Beşiktaş-Konya maçında Holosko'nun golü aklımdadır.2-1'den sonra Beşiktaş servis dönmeye başladı.Orta sahada başlayan Toraman geriye geçti, Zapo öne çıktı.Cisse daha öne atıldı ama Delgado'nun boşalttığı alanları hiç kullanamadı.Devamlılık ile önemli bir rol sahibi olabilecek bir oyuncu olan Edouard Cisse, bugün hiçbir varlık gösteremedi.Kadrodaki en iyi orta saha oyuncusu, sıfatı halen onda ama mutlak suretle bu şekilde devam edilmesinin imkansız olduğu görülüyor.Oyuna sonradan giren Uğur da tam kendini gösterme fırsatı bulmuşken bir yanlış yaptı ve tamamen dağıldı.Sezona iyi başlamışken bu durumu üzücü.Galatasaray'ın her atağında Beşiktaşlı oyuncuları farklı bölgelerde, farklı şekilde pozisyon alırken gördük.Bir ara Gökhan Zan Baros'a yapıştı, rakip sahaya kadar onun sırtında dolaştı.Ekrem taraf değiştirdi, Zapo'yu sağ bek pozisyonunda dahi gördük.Bugün oyuna Bobo'yu da sürseniz, Uğur-Cisse ikilisini birlikte de oynatsanız, Holosko'yu ve Tello'yu doğru kullanıyor olsanız da bugün ve sonrasında kazanmanız, sürekli bir başarı sergileyebilmeniz mümkün değil.Hele bir de hayat devam ediyorsa, yani kısa süreli bir başarı sonrasında yeni bir kulvar ihtimaliniz varsa bugünü çöpe attığınız gibi o ihtimali de çöpe atıyorsunuz.

Bizim ligimize özel, başka liglerde görülemeyecek bir ''kırılma anı''mız var.Bu derbinin de kırılma anı bize özel oldu.Zapo'nun, Zan'ın, Ayhan'ın hakem yorumuyla kartla cezalandırılabilecek pek çok pozisyonları varken, İspanyolca da değil İngilizce ''ben 1 kere yaptım, bana kart verdin'' mealindeki bir sözün vücut diliyle desteklenmesine tereddütsüz kart çıkıyor bu ülkede, futbolcu kart istemiyorken.Delgado zaten fazla kart gören bir oyuncu değil, futbolda da niyet değil aksiyon önemlidir.İlk kartında hakemle hemfikiriz, fazlası olmazdı.Daha birkaç hafta önce çok tartışıldı bu, hele de yabancı futbolcuların bu konudaki problemi ayan beyan ortada iken.Hakeme bağır-çağır, rakibine tekme at, hakemi aldatmayı dene vs. tüm bunlar hakem yorumuna tabii iken yumruk yapılmış elin işaret parmağını öne alıp, baş parmakla birleştirerek elini sallamanın bu ülkede yorumu yok.Kart istiyor olsan da sarı kart, olmasan da.''Efendim futbolcu da sorumlu olsun, falan filan.''Burası Türkiye, konekting pipıl...Bobo ve Uğur değişiklikleri, 10 kişiyken golü de bulan Beşiktaş'ı ileri taşıması düşünülen değişikliklerdi ama Uğur'un sebep olduğu penaltı ile bu değişiklikler ters etki yaptı.

Taktik açıdan zayıf bir maç oldu.Beşiktaş, özellikle ilk yarı açık açık boş olduğu görünen Galatasaray sağını kullanamadı.Yine de efektif ayakları bugün iyiydiler; Tello, Holosko ve atılana kadar Delgado.Beşiktaş 10 kişi kaldığında oyun büyük ölçüde koptu ve zaten hiçbir koordinasyonu olmayan Beşiktaş'ın birinci bölge oyuncuları iyice dağıldılar.3. golde Seriç mesela.Tabii Rüştü, ''tecrübeli kaleci'' sıfatından bana fenalık geldi.Nobre mi?Galatasaray kalesine giden bir şuta siper olduğunu hatırlıyorum.Bobo olmak zor, devre arası bu panayırdan bir yolunu bulup bedavaya kaçsa suçlamam kendisini.Delgado'nun ''10 numaralığı'' tartışılıyor yıllardır, bugünden sonra ''iş ahlakı''nı da tartışırız.Gönderir, yerine ''Daha İyi 10 Numara'' alırız.

Galatasaray'ın golleri ise Beşiktaş'ın bu kötü tablosuna ve Galatarasaray'ın trend futbol doğrularına büyük ölçüde uyan yapısına rağmen sarkastik şekilde dış etkenler kaynaklıydı.Ölü poziyonda penaltı, rakibin gardı düştüğü anda alakasız bir şekilde Seriç'in göbekte tek kalması gibi büyük ölçüde kontrol dışı gelişen aksiyonlardı.Tabii buna diğer yandan topun ceza sahası civarında efektif kullanımı ve zaafların değerlendirilmesi, fırsatların kullanılması olarak da bakmak mümkün.İlk goldeki el teması konusu daha önce sıkça tartışıldığından bende bir soru işareti var.Ligimizde hız ve taktik oyun eksiği, maçları büyük ölçüde maç dinamiklerinin eline bırakıyor.Hakem kararlarının aşırı tartışılır olması, küçük görülebilecek yanlışların da bu argüman ışığında maçları direkt etkilemesinden kaynaklanıyor.Mesela bi' ara 11-0 yazıyordu faullerde.Hepsi kitaba uygundu, Delgado'nun kırmızı gibi tüm fauller kitaba uygundu.Ama'sı var işte, derbilerde üç haneli düdük sayısına ulaşmayana maç vermiyorlar mı acaba?Büyük yanlışlar ayrı, onları görünce bazı sorgulamalar gerekiyor.Beşiktaş, oyunu tutma ve bu sayede kendi silahlarını harekete gerçirme planıyla çıktığı ikinci derbiyi de kaybetti.Hem de oyunu hiçbir bölümde tutamadan, görüneni sahaya koyamadan.Ve MD'nin Beşiktaş'ı yine ligin tepesindeki bir takıma kaybetti.Ertuğrul Sağlam kıyasına kadar getirirsek, sanıyorum ES'nin takımı bugün 4 gol yemezdi.Bir tek bunu iddia edebilirim, geri kalana dair daha da fazla bir şey yazmaya gerek yok.Beşiktaş'ın ''doğru idare ile idealleştirilebilecek'' bir kadrosu vardır.Bu kadronun, ''basiti mükemmelleştirme'' yoluna sokulması halinde hedefine ulaşma ihtimali de yüksektir.Ama iki ay geçmiş ve hala Beşiktaş'ın genel tertibi Mustafa Denizli tarafından da tam olarak bilenemiyorsa ''sorun yok, köprülerin altında bol su var, 17. maç haftası sonunda 5 puan iyidir'' ile ancak mikrofonlara konuşulur, insanların bunu kabullenmesi beklenmez.''Beşiktaş'ın sorunu yönetimdir.'' sözlerini beynime kabul ettireli ve yeni bir tespit olarak sunmayı geçeli çok oldu.

Noat Samisa

21.12.08
Hocayı değiştiren farka gidiyor; görünürde tek bir etken haricinde hiçbir şey değişmez iken tek bir değişiklik her şeyi değiştirebiliyor.Futbolda başarının anahtarı olan, istikrara dair sayısız hikaye anlatılabilir.Tabii ''içi boşaltılmamış istikrara'' dair.Bir noktadan sonra değişim kaçınılmaz olur ve Sunderland'in yaşadığı öyle olmasa da Blackburn'ün yaşadığı budur.Kısıtlı imkanlarla yapılabilecek olanın belki de maksimumu yapılmış geçen senelerde.Bu yıl ise bu çarkın en önemli adamı kaybedilince oluşan boşluk, yaşanan gerileme, imkanların da kısıtlı olmasıyla birlikte çözüm alternatiflerini sınırlamış, takımı git gide dibe sürüklemiştir.Kısa vadede mutlaka bir karar gerekir, her ne kadar bu kararın getireceği çözüm de kısa vadeli olacak olsa da.Sam Allardyce'ın özeti de bu fotograflardadır, ilk maç itibariyle bir şeyler değiştiyse bu yüzdendir.Hikmet Karaman'ın, Yılmaz Vural'ın ''kümede bırakan hoca olmaları klişesi'', Ada'da da bir bakıma, en azından insani yönüyle Allardyce'ın üzerine yapışır, her ne kadar Bolton geçmişi parlak da olsa.Cuma idmanında Santa Cruz sakatlanmıştı ama bugün 27 dakikada 3-0'ı buldular Ewood Park'ta.Blackburn şehri, Premier League'de takımı olan şehirlerden Wigan'dan sonra en az nüfusa sahip olanı.31 bin kapasiteli Ewood Park'ta bugün değişime rağmen 23 bin civarı bir taraftar izlemiş Blackburn Rovers-Stoke City karşılaşmasını.Big Sam şovunu yapmış, Santa Cruz'un yokluğunda forma bulan Jason Roberts golünü atmış.

Rory Delap, omuz sakatlığı nedeniyle yine maçı tamamlayamadı, bir ''efsane'' tarih mi oluyor acaba?Stoke City, Fulham ile birlikte ligin iki deplasman sıfırcısından biri.Everton ve Hull City iç sahada, onlar deplasmanda puan durumunun dengelenmesine yardımcı oluyorlar.

Blackburn Rovers 3-0 Stoke City
Noat Samisa

20.12.08
Birkaç yıl önce amatörce hazırlanmış bir klibe rast gelmiştim.2005 yazı, sanıyorum.Bu tip videolardan arşiv yapıyorduk o zamanlar; şimdi youtube ve türevleri çıktı, kolayı var.Klibin adı ''Djibriliant'', arka fonda İngiliz ''Bond'' isimli yaylı çalgı grubunun ''Explosive'' isimli parçası çalar.Öyle bir kliptir ki, şarkı da görüntülere öyle uymuştur ki Cisse'nin kariyerinin iniş-çıkışlarına parelel olarak ritm yükselir-alçalır.Bu ahenge bir de Cisse'nin oyun karekterine uyan ''Explosive'' sıfatı eşlik edince bir futbolcu üzerine yapılabilecek en güzel görsel portrelendirmelerden biri çıkmıştır ortaya.Klipte görünen sonrasında Cisse'nin kariyeri yine dalgalanmalar yaşadı.Sezon başı Sunderland ile imzaladığı kiralık kontrat sonrasında: ''Geçtiğimiz sezon Marsilya formasıyla 16 gol attı Cisse, Sunderland formasıyla atacağı 10 gol dahi takımını düşme potasından uzak tutmaya yetebilir.'' demiştik.Geçtiğimiz sezonun özellikle ilk yarısında pek çok maçta rakipleriyle başabaş mücadele veren Sunderland, sıklıkla eşikleri aşamamış ve ekstra bir oyuncunun olmayışı nedeniyle kırılma anlarında gereken ekstra katkıyı alamamıştı.Cisse'ye dair benim beklentim bu yöndeydi fakat Cisse bu seviyeyi çoktan aştı.Bugün Hull City ağlarını da havalandırdı ve bu sezon Premier League'deki 8. golüne ulaştı.Futbol tarihinin en şanssız adamlarından biridir, 9 numaralı Ronaldo gibisini yaşayanlardan farklı olarak ''darbeye bağlı sakatlıklar'' karartmıştır Cisse'nin kariyerini.İki kaval kemiği de kırılmış kaç adam vardır futbol tarihinde?Djibril Cisse, yeşil renge boyattığı saçlarıyla yeniden parlıyor, Roy Keane sonrası uçuşa geçen Sunderland'de son iki maçta atılan gol sayısı sekiz.78'de buldular galibiyet golünü, ardından farka gittiler.Bu galibiyetle Sunderland 12. sıraya yükseldi, yarınki skorlara göre en kötü ihtimal haftayı 13. sırada kapatacaklar.

Hull City, deplasmanda yalnızca Man Utd'a mağlup oldu, o da 4-3'lük skorla.Kendi sahalarında ise 4. mağlubiyetlerini aldılar.Ligin en kötü iç saha performansı Everton'a ait, yalnızca 1 galibiyetleri var.İç saha sıralaması yapıldığında Hull City 15. sıranın altına düşüyor, deplasman tablosunda ise 3. sırada.

Hull City 1-4 Sunderland
Noat Samisa

20.12.08
Filmin afişlerinden en hoşuma gideni bu.Birinin kalbine sevginizi yerleştirmek gibi, bir kase pilava bu vasfı yüklemenin güzelliğini anlatır bu film, en özetli haliyle.Romantik filmlerinin klişelerinin ezbere bilindiği günümüzde farklı bir şeyler, yine farklı insanlardan çıkmaktadır.Ülkemizde bir süredir sinema gündeminde ilk sıralarda yer alan ''Issız Adam'' filmi örneğin, Türkiye içinde özgün unsurlar barındırmasıyla sivrilmiştir bence.Yalnızca bir Çağan Irmak filmi olduğundan değil.Aslında bu konsept, yani şehir aşkları bir tarzdır ve yalnızca bu konsept üzerine film yapan iki Koreli yönetmen ismi verebilirim.Masalsı romantizm barındıran ve bazı yönleriyle muadillerinden sivrilen filmlerin bir çekiciliği olduğu kadar, Issız Adam'ın hissettirdiklerine benzer algı oluşturabilen filmlerin de ''romance'' genre'i taşıyan tarzdaşlarından sivrildiği yanları vardır.Amelie'dir yakın zamandan örneğin, bahsettiğimiz iki kurguyu birbirine bulayıp ortaya özgün bir ve çok başarılı bir film çıkarmayı başarmıştır.

Biraz gerçek, biraz masal; gerçeküstü ya da hayal pek çok öge yer alır bu filmde.Orjinal adıyla Saibogujiman Kwenchana, kendini cyborg sanan bir kız ve etrafında gelişen olayları anlatan bir sevgi, birliktelik, mutluluk hikayesidir.Yüzeysel geçiştirilmiş ve alınmamış bir intikam da barındırır öyküsünde.Yönetmenin imzası hükmüne geçmiştir artık ''intikam''.İçerisinde Oldboy'un da yer aldığı meşhur Vengeance Triology'nin sahibi yönetmen Chan-wook Park'ın vizyona giren son filmidir.Aşk-nefret-intikam sarmalını 3 muhteşem başyapıt ile yeniden yazan yönetmenin önceki işlerinin adeta sosudur.Başrolde geçtiğimiz hafta blogda yer verdiğimiz A Tale of Two Sisters'ın ablası Su-jeong Lim ile Güney Kore'nin en tanınmış pop yıldızı Rain (Ji-hoon Jeong) var.Rain, Pekin Olimpiyatları Kapanış Töreni'nde sahnede olimpiyat şarkısını söyleyenlerden biriydi.Alışıldık tekno-pop tarzında albümler çıkarmasına karşın canlı performansıyla asıl hayran kitlesini oluşturduğu söylenir.Önceki filmlerinin neredeyse tamamında usta oyuncularla çalışan yönetmen Chan-wook Park, Rain tercihinin sebebini filmde gösterir.Pek çoklarını büyüten çizgi dizi (aslında bir anime'dir) Heidi'den ''ilolayei'' sesleriyle hatırlanan, Alp'lerdeki çobanların birbirleriyle iletişim için buldukları bir ses duyurma tarzı olan ''yodel'' türünde bir şarkı, bu filmde Rain tarafından gayet başarılı bir biçimde seslendirilmiştir.
Rain, Su-jeong Lim ve Chan-wook Park...Filmin soundtrack albümü, her Chan-wook Park filminde olduğu gibi muhteşemdir.Her Chan-wook Park filmi gibi 2006 yapımı bu film de gittiği uluslararası festivallerin büyük bölümünden ödüllerle dönüştür.Yönetmenin bu filmin Türkiye galası için Türkiye'ye geleceği duyurulmuştu; ama sanıyorum yalnızca Boğaziçi Üniversite'sindeki söyleşiye katılarak ülkeden ayrıldı.Romantik filmlerde farklılık arayan; biraz şaşırmak, bazen gülmek, arada çocukluğunda oynadığı garip oyunları hatırlamak isteyenlere bizden tavsiyedir.

Noat Samisa

19.12.08
Christmas spesiyali, 11 güne 29 maç sığdırıyor.Bu maç haftası pazartesi maç yapacak olan Chelsea, 6 günde 3 maç oynayacak.Everton ile birlikte en sıkışık fisktür onların.Blackburn, yeni hocasıyla ilk maçına çıkıyor.Manchester United'ın da ülke dışında olması ve Big Four eşleşmesi nedeniyle cumartesiye şampiyonluk adaylarının maçı kalmadı, günün maçı akşam saatinde.Pazar günü Newcastle-Tottenham tam seyirlik maç, Arsenal-Liverpool ise bizim derbi ile çakıştığından arada kaynayacak gibi görünüyor.Pazartesi fikstürünün maçını gözüme kestirdim.

Cumartesi, 20 Aralık 2008
Blackburn v Stoke, 17:00
Bolton v Portsmouth, 17:00
Fulham v Middlesbrough, 17:00 - Spormax
Hull v Sunderland, 17:00
West Ham v Aston Villa, 19:30 - Spormax

Pazar, 21 Aralık 2008
West Brom v Man City, 15:30
Newcastle v Tottenham, 17:00
Arsenal v Liverpool, 18:00 - Spormax

Pazartesi, 22 Aralık 2008
Everton v Chelsea, 22:00 - Spormax

Noat Samisa

19.12.08