Sinema filmlerinin hem öznel beğeni kıstasları yoluyla, hem de sanatsal yönden değerlendirilmesinde pek çok kriter vardır.''Siyonizm propagandası yapıyor bu film, beğenmedim.'' cümlesinin ülkemizde sık işitildiği filmler vardır örneğin.Hikayeyi, senaryoyu beğenmiyor olabilirsiniz; ama bir filmi yalnızca tek yönden değerlendirmek benim için anlamsızdır.Oldboy'un senaryosu nedeniyle tüm dünyada magazinselleşmesi bu konuda bir başka örnektir.Bu filmi yücelten yalnızca aykırı senaryosu değildir ki.Ne senaryolar, ne cin fikirler vardır manga dünyasında; ama hiçbiri bu denli estetik, bu denli vurucu anlatılamamıştır.Chan-wook Park'ın bir sinema dahisi olduğunu, anlatımdaki özgünlüğü ve oyunculukları nasıl yok sayabiliriz?Uzakdoğu Sineması'nın da son dönemde yaptığı sıçrayış böyle değerlendirmelidir.Önceki bin yıla ait filmler ile yeni yüzyılın filmleri karşılaştırılıdığında konuları işleyişte, karekterlerlendirmede, anlatımda varolan pek çok bozukluk senaryoları da oyunculukları da çöpe atar.Avrupa görmüş yönetmenler ile birkaç dahi insan bir yol açmış, buna dahil olan diğerleri ile birlikte dünya geneli için bir sinema alt kültürü oluşmuş; manga-anime bilenler, kültüre ilgi duyanlar ile oraların insanlarına ait kültürün sinemada yükseliş trendi doğmuştur.
Yıllar yılı Çin hakimiyeti ile Japon hükümranlığı arasına sıkışan Kore yarımadası, İkinci Dünya Savaşı öncesi 30 yıllık Japon işgali altındaydı.Japonya'nın II. Dünya Savaşı sonucunda bitap düşmesiyle doğan otorite boşluğunu, uzunca bir dönem dünyanın baş aktörlüğü için soğuk savaş sürdürecek olan ikili değerlendirdi.Savaş sonrası Kuzey'deki Japon askerleri Sovyet'lerce teslim alınırken, Güney'deki Japon askerlerini müttefikler teslim alıyordu.Kısa sürede yarımada, güç odaklarının öncülüğünde siyasi düzeyde Kuzey-Güney olarak ayrıldı.Yıl 1950 olduğunda Kore Savaşı başlıyor, Soğuk Savaş'ın ilk halkası böylece sahneleniyordu.

Savaş hikayesi anlatmıyoruz, bu krolonolojik öykülemeyi burada bitirdik.Savaşın devamı için yüzeysel bilgilendirmeyi bahsedeceğimiz iki film yapacak, eğer doğru ve ayrıntılı bilgi isteniyorsa Türkiye'de de yayımlanmakta olan pek çok kaynak eser mevcut.Tarih, filmlerden de bloglardan da öğrenilmez zaten.Konumuza dönersek; savaşın beyaz perdeye aktarılması iki ana konu başlığı altında değerlendirilebilir: İlki savaşın kendisi, ikincisi daha önce blogda yer verdiğimiz Swiri ve Silmido filmlerinde görüldüğü üzere savaş sonrası yaşananlar.Tarihteki her savaşın olduğu gibi bu savaşın da bir paradigması vardır.Kore Savaşı'nın ülkemizin yakın geçmişindeki sol-sağ çatışmalarına dair yapılan ''kardeş kavgası'' nitelendirmesinin bir benzeri olarak, aynı dili konuşan ve yıllar yılı aynı topraklarda yaşamış insanların kısa sürede birbirlerine düşman olmaları ve bunun insani boyutunun anlamsızlığının kısa zaman içinde anlaşılması üzerine temellendirilmiş bir kabulü vardır.''Dışarının ayırdığı insanların iç savaşı''dır bir diğer deyişle.
Taegukgi Hwinalrimyeo (The Brotherhood of War) 2004 Güney Kore yapımı bir savaş filmi.Başlangıçta anlattığımız ''sinemada tüme varım'' metodolojisini bu filme uyarlarsak, bir savaş filminden ne beklendiğini sorarak başlayabiliriz.Hemen Saving Private Ryan ve The Thin Red Line kıyası gelir önümüze ki, gayet normaldir.Cevaben; gerçekçi bir senaryo, gerçekçi savaş öyküleri, savaşın psikolojik yönünün iyi yansıtılmasının gerekliliği ve etkileyici savaş sahneleri denilebilir.Hepsi var bu filmde, karekter oyuncularının baş karekterleri oyunculukta alt ettiği sahneler de ekstrası.II. Dünya ve Vietnam Savaşı filmlerinden farklı olarak anlatılan bir iç savaş olunca yaşanan/anlatılan trajedinin boyutları da daha vurucu, daha farklı olabilmiştir.Yukarıda bahsettiğimiz paradigma hikayeye oturtulmuş; kardeşlerin hikayesi üzerinden taraf tutmadan ''biz zamanında milletçe bir halt yedik, hiç bir faydasını da göremedik'' denilmeye çalışılmış ve başarılı olunmuş.Yakın savaş sahneleri apayrı bir etkileyiciğe sahiptir; kopan bacaklar, eller-kollar...Köşeye sıkışan Güneyli'lerin karargahında yaşananlar, ardından güç dengeleri değiştiğinde el değiştiren ama aynen devam eden vahşet...

Yazan ve yöneten Je-gyu Kang, daha önce Swiri'ye ayırdığımız postta da adı geçmişti.Filmin bayan oyuncusu Eun-ju Lee, Taegukgi sonrası ilk filmi olan Juhong Geulshi'deki rolü nedeniyle aldığı ağır eleştriler sonucu bunalıma girmiş ve henüz 25 yaşındayken 2005 yılında intihar etmiştir.Min-sik Choi ise Kuzeyli komutan rolündedir, oldukça kısa süre de olsa bu filmde de görünmektedir.
Welcome to Dongmakgol, 2005 yılı mahsülü, bir diğer 1950 yılında geçen Güney Kore yapımı film.Dongmakgol köyü dağın başında, kimsenin varlığından haberdar olmadığı bir yerleşim birimidir.Tarımla uğraşan, kendi içinde eğlenceli bir hayat süren köylülerin dünyadan haberleri olmadığı gibi savaştan da haberleri yoktur.Güneyli askerler, bir grup Kuzeyli'yi bir vadide kıstırır; Kuzeyli askerler gez-dolaş-gel bu köyü bulurlar.Cepheden kaçan birkaç Güneyli askerin de yolunun bu köye düşmesiyle ortalık karışır.Bir de Amerikalı asker vardır köyde, uçağı yakınlara düşmüş, köylüler bu adama yardım etmişlerdir.Sonrası ''eğlenceli bir savaş filmi''dir.Evet, komik bir savaş filmi.Köyün bir bilgesi, bir de hocası vardır, hemen burada akıllara Yeşilçam'dan Tarık Akan-Filiz Akın ve Tatlı Dillim gelir akla.Bilge adam ne derse itaat edilir.Hoca da her şeyi bilir, en kültürlüsü odur.

Filmden bir sahne: Amerikan askeri uyanmış, nerede olduğundan bihaber biçimde durumun farkına varmaya çalışmaktadır.Meraklı köylüler de silueti farklı görünen bu adamla iletişim kurmak isterler.Öğretmenin eline nasıl geçtiği belli olmayan dandik bir ''Kolay İngilizce'' benzeri kitabı vardır.Bu yolla Amerikalı ile iletişim kurmaya çalışırlar.Karşılıklı saçmalamalardan sonra bilge dede öğretmene sorar:

- Ne oldu, iyi gitmiyor mu?
- Efendim, kitaba göre ben ''How are you?'' dersem onun, ''Fine, thanks.And you?'' demesi gerek.
- Neden söylemesi gerekeni söylemiyor?
- !!!???
Buna benzer pek çok yaratıcı güldürü ögesini içinde barındıran film, aynı zamanda fantastik bir görselliğe sahip.Yağmur her zaman güzeldir, keza kar da öyle.Peki ya gökten patlamış mısır ve bomba yağarsa, bunlar nasıl bir manzara oluşturabilir?Mükemmel oluyormuş, bu filmde bunu görüyoruz.Anime tadındaki domuz kovalamacası, tarlalar, korkuluklar, yeşil Kore coğrafyası hepsi ayrı ayrı birer dikkat unsuru.

Yönetmen Kwang-Hyun Park, bu ismi bu filmden önce de sonra da duyamadık.Ha-kyun Shin ve Jae-yeong Jeong, yaş kategorilerinin en iyi aktörlerinden ikisi başrolde.Oldboy'un Mi-do'su Hye-jeong Kang, bilge-öğretmen ikilisinin olduğu yerde olmazsa olmaz olan ''köyün delisi'' rolünde.Hikaye yine savaşın genel kabulüne parelel, birbirinden farklı olmayan insanların oluşturduğu bir ulusun belirsiz bir kaygı içerisinde yaptığı savaşın anlamsızlığı, bunun savaş yaşanırken dahi idrak edilebilmesi üzerinden ilerliyor.Bir de Amerikalı giriyor bu grubun içine ve hikaye evrensele yaklaşıyor.Son sahnede yağan bombalar pekala bir savaş suçunu temsil etse de, filmin büyük bölümünde olduğu gibi gülümsetebiliyor.Filmin soundtrack albümü bir Joe Hisaishi seçkisidir, 2002'deki Dolls'tan sonra Takeshi Kitano ile bir daha bir araya gelmemelerinin ardından Miyazaki eserleri haricinde elinin değdiği bir albümü dinleyebiliyor olmak dahi sevindiricidir, bu filmin de tamamlayıcısı olmuştur.

Bu haftanın önerileri bunlar.Son da bir not ekleyelim: Ki-duk Kim külliyatında yol katetmiş olanlar için, ustanın geçmiş filmlerinin bir derlemesi niteliğindeki 2007 yapımı filmi Soom/Breath/Nefes bu akşam 22'de cnbc-e'de.2009 İstanbul Film Festivali ve 3. Asya Film Ödülleri'ne de önümüzdeki hafta bir parantez açarız.

Noat Samisa

30.01.09

0 Fikir, Tenkit, Yorum:

Arşiv

Hayatım Futbol

Arama

Yükleniyor...

Jean Tigana