The Good, The Bad and The Weird

Festival duyurusunda bahsetmiştik, ''Bu da pek güzel olmuş, bir kez de sinemada izlenecek kadar.'' demiştik.Bu filmin festival gösterimi sayesinde içinde bulunduğum ikilemin derinliğinin farkına vardım dün.Animeleri okul öncesi her gün heyecanla beklemenin zevki başkaydı, şimdilerde bir günlük boş vakit bulup seri bitirmenin zevki başka.Evde kaykılarak sinema keyfi yapmanın zevki başka, sinemanınki çok başka.İlgi duyduğumuz yönetmenlerin, oyuncuların her filmi sinemaya gelse de gitsek; festivalleri aşsa da birkaç seansa kendimizi ayarlamaya çalışmak yerine rahatlıkla izleyebilsek, dedik hep; hala da diyoruz.Dünden sonra daha bir gür sesle bunu söylüyoruz: Bu film bana, Emek Sineması'nın muhteşem salonunda, evde izlediğimden öyle farklı, öyle güzel göründü ki tüm divx arşivini kaldırıp çöpe atasım geldi.Tabii eve gelene kadar düşünmeye zaman oldu ve ''pirinç-bulgur ikilemi'' oluşturan bu saçma fikirden metrodayken vazgeçtim.Pazartesi öğleden sonra farklı olan şuydu: İçerisinde benzersiz aksiyon sahnelerini, 3 muhteşem oyuncuyu ve bir özel yönetmeni barındıran bu filmin temposu öyle sürükleyici, aksiyon sahneleri öylesi etkileyiciydi ki; camdaki film, dev beyaz perdede benim için başkalaşabildi.Ev-sinema farkının tüm filmler için geçerli olmayacağına inandırdım kendimi ki, bir bakıma avunabileyim.Filmin adı, The Good, The Bad and The Weird.Evet, Ugly yerine Weird var.(İkisini de orjinal adlarıyla yazmak büyük külfet, böylesi daha iyi.)Bir Western remake'i değil, yani tam tersini Amerikalı'ların yaptığı yapılmadı bu filmde.Ama ortada bir iddia var, Western Filmleri konseptine yönelik Güney Kore'den bir iddia...

Yapıldığı ve yapılacak olduğu üzere pek çok remake filmde iç edilen ve 2010'da göreceğimiz ''Remake Oldboy''da olacağı gibi iç edilecek olan Doğu orijinli öyküler nasıl Hollywood'a uymuyor ise aynı şekilde mekan, karekter ve hikaye yönüyle kendine has bir yapısı olan Western janrı sahibi bir filmin aykırı sinema perspektifi sahibi Uzakdoğulu bir yönetmence ele alınması doğru olmaz ya da iki tarafın da özgünlüğünü bozarak yaydığı imitasyon imajıyla daha prodüksiyon aşamasında antipatik görünür.Takeshi Miike'nin Sukiyaki Western Django'su ve Japon Sineması'nın Kurosawa döneminden, hatta daha eskiden yaptığı benzer filmlerin antipatik kitleyi aşabildiği bilinse de, bahsettiğimiz durum ile ilişkisi olsa da ''Western Filmleri'' konseptinde kendilerine bir yer edindiklerini söylemek çok zordur.Takeshi Miike yapıyorsa iyidir, o ayrı.Ben şahsen izlediği 5 filmin 4'ü Western olan, diğerinde de yazlık sinemada kendine ısmarladığı gazoz eşliğinde Türk filmi seyreden nesilden değilim.Bizden önceydi o, hatta bayağı önce.Western izlediysem türünün zirvesi olanları, en iyilerini izledim, ''kovboy filmi'' peşinde koşmadım.Şu sıralar yirmili yaşlarda olup da bunu yapan var ise tanışmak isterim, nasıl girdin bu akıma diye sorarak başlarım söze.Şuraya gelmek istiyorum, ben Western izlediysem en iyilerini izledim ve bu filmlerden yalnızca belli başlı şeyleri zihnime not ettim: Kanunsuzluk, iyi silah kullanan abiler, sakil doğa ortamına rağmen ateşli hatunların merkezinde yer aldığı hızlı gece yaşamı, genç kovboylara yol gösteren kaşar kovboy, hayat okulunda geçirdiği 35 yılda psikoloji doçentini cebinden çıkaracak düzeyde düellodaki rakibinin ruhundan anlayan ehil kovboy; iyiler, kötüler, çirkinler ve garipler...
Yapılan nedir peki?Yalnızca Western konseptini, yani büyük oranda yukarıda saydıklarımızı hikayenin merkezine alan ama diğer tüm ögeleri yerel olan bir film.Adıyla da ortaya konmuş bir iddia: En iyinin yolundan, en iyinin adını kullanarak, en iyi üzerinden kendimiz olmaya çalışarak.Zirveye oynamaktır bu, Güney Kore Sineması'nın şampiyonluk iddiasıdır.Filme bu adı koyuyorsanız, bilmeyen için başlangıçta bir antipati topluyorsunuz: Sergio Leone'den iyi miymiş Ji-woon Kim?Woo-sung Jung acaba İyi'yi Clint Eastwood'dan iyi oynar mı?Eğer bu bir remake film olsaydı sorulan sorular doğruydu.Şöyle düşünelim, Pixar stüdyoları animeseverler için tamamı Amerika'da geçen bir lise filmi yapmış.Çizim tekniği vs. uyuşmuyor olsa da Pixar'ın kendi oluşturduğu özgün animasyon tekniğinin yanında bir de manga öyküsünü anime atmosferiyle sunmaya çalıştığını düşünelim.Nasıl olur?Sanıyorum güzel bir şey çıkardı ortaya.Pixar her daim iddialıdır, Ji-woon Kim de öyle; daha doğrusu bu filmle Güney Kore Sineması öyle.

Defalarca izlediğiniz ve yine izleyeceğiniz filmler vardır, ikinci kez izleyip ''tamam'' dedikleriniz vardır, bir de ikinci kez izlemek istedikleriniz vardır.Ben heyecanla bu filmi bekleyip, FilmEkimi'nde göremeyince umudu kesmiştim.Ben evde izledim, İngilizce altyazı çıkaran gönüllüler yardımcı oldu.Beğendik, o kadar.Evde bir daha izler miydim?Sanmıyorum.!F'e geldi film, bilet almak için tereddüt etmedim.Sonuçta 5 taneydi Uzakdoğu filmi ve senede en fazla 10 tanesini sinemada izleyebiliyorduk.Aheste aheste gittik, Kang-ho Song'u tekrar izlesek yeter dedik; ama yetmedi.

''Yetmedi'' kısmına geleceğiz ama bu filmi festivalde izleyenler için bir noktaya değinmeliyim.Bahsettiğimiz üzere bir remake film olmadığından atıfta bulunulan filmle direkt olarak benzerlik gösterdiği çok az bölüm var.Dolayısıyla Segio Leone yapımı kült eseri izlemiş olan ve bu filmi izleyemeyen bu paragrafı atlayabilir.Spoiler varsa bu kısımda var.Son, meşhur olacak, kendinden yıllar sonra dahi söz ettirebilecek kovalamaca sahnesinde kimler var, bir sayalım: Hayalet Pazar Çetesi, Mançuryalı askerler, Japon askerler, Kötü ve adamları; sonradan katılan İyi ile kovalanan (festival adıyla) Çılgın.Bir meçhul harita vardır, Garip ve Hayalet Pazar Çetesi hazineye ulaşmak adına haritayı istemektedirler.Mançuryalı ve Japon Askerler ise bu gizli belge ile Mançurya ve Kore yarımadasındaki varlıklarını koruyacaklardır.Kötü de benzer bir amaçla görevlidir ama onun rolü sonradan değişmiştir.Bir de İyi katılır bu gruba, nedendir?Bu filmi festivalde izleyen biri buna cevap veremez.Çünkü orijanlinde varolan bir bölüm, -büyük olasılıkla- Kore dışı versiyonlarından çıkartılmıştır.Yıl 1930'lar, Kore yarımadası uzun süredir Japon işgali altında.Yarımada'nın kurtuluşu adına çalışanlar vardır, bunlardan biri de İyi yani Park Do-won karekteridir.Bir bayan asker tarafından haritayı elde etmesi adına görevlendirilen memleket gönüllüsü Park Do-won, bu sırrının büyün bölümünü kovalamaca öncesi gecede Yoon Tae-Goo'ya yani Çılgın'a açar.Ama ben pek anlaşılabildiğini sanmıyorum.Kesilen kısımda ''Kore'ye Özgürlük'' teması işlendiğinden bir çekince olmuş ve İyi, filmin yurtdışı versiyonunda aslında olduğu kadar iyi olamamış, bu karekter bariz biçimde havada kalmış.İyi'nin finaldeki gülümsemesinin nedenini ben çok rahat anlayabildim, hani Hollywood yapımı olsaydı ''freedom'' diye bağırırdı; lakin yalnızca gülümsedi.

Spoiler bitti, geri dönüyoruz.Filmi izlemiş olarak sinemaya gittiğime de bu sayede sevindim.Film bitti, daha çok sevindim.Beni etkilemek için bir adet Ki-duk Kim ve yaklaşık 20 bin dolar bir ''Ki-duk Kim filmi'' için yeterli.3 oyuncu, mekan önemli değil; hikaye Usta'dan.Ama bu filmde 10 milyon dolarlık bir yatırım var, tüm bu bahsettiğimiz iddianın altını dolduran şey para.Senaryosuyla yükselen filmleri bir kenara koyalım; yönetmen becerisi, oyunculuk, görsellik, kurgu veya efekt'in senaryo ile atbaşı gittiği filmleri bir süre düşününelim.En etkilendiklerimiz bunlardır, en azından benim için öyledir.Lord of the Rings Serisi, sanıyorum en iyi örneklerden biri budur.Aksiyon sahneleri mükemmeldi; bunun yanında fantastik öldürme şekilleri, dozajını aşmış kan, sayısız figüran, muhteşem dekorlar; olması gereken ne varsa...Bu film, Uzakdoğu Sineması içerisinde böylesi bir yere sahipken diğer yandan bu coğrafyada her geçen büyüyen sinema pastasının bir nevi meydan okuması rolünü üstleniyor.Hollywood izleyicisinin hoşuna gidecek pek çok şeyi içinde barındırıyor, çok iyi oyuncularla direkt olarak gişeye oynuyor.Bütün yıl festivalleri gezdi bu film, hala da gezmeye devam ediyor.Prodüksiyon sürecinde civar ülkelerde çalışmalar yapılmış, üç tanınmış aktör ile magazinsel haberlere de malzeme verilmiş.Ezcümle şudur ki; bu film, hedefini en yüksek seviyelerden birine koyarak, tüm bu saydığımız kıyas-antipati vs. olası sorunlarını da göze alarak, Batı'ya ait bir sinema filmi konseptinde Güney Kore Sineması'nın başarısını tescillemiştir.Dünyaya açılmak, daha fazla insan tarafından bilinmek ve kendini ''Hollywood ile yarışabilir'' konuma getirmek için bir Ar-Ge denemesidir bu film.Daha evvel yapılmış denemelerin aksine varolması gereken iç yapısını da koruyarak çok değil ama iyi bir Uzakdoğu Filmi de olmuştur aynı zamanda.Yetmeyen de budur, iyi ki de Emek Sineması'na düşmüştür.
Yazar ve Yönetmen Ji-woon Kim, önce Kang-ho Song'a başrolü vermiş.Ardından diğer oyunculara rol vermemiş, rollere oyuncu yerleştirmiştir.Heybetli fiziğine karşın romantik filmlerin zarif adamı Woo-sung Jung, ''İyi'' olmuş; karşısına da oynadığı nadir romantik filmlerden birinde de abisinin karısını çalan küçük kardeşi oynayan, yönetmenin bir önceki filmi olan Dalkomhan İnsaeng'de aykırı bir şiddet merkezini canlandıran Byung-hun Lee'yi ''Kötü'' olarak koymuş.Sergio Leone'nin filmiyle senaryoda benzeşen kısımlar çok fazla; Hayalet Şehir olmuş Hayalet Pazar mesela.Kurulan plato, aksiyon sahnelerindeki oyunculukların mükemmelliği; bütçenin yanında bir de büyük bir emek var.3 çok iyi aktör ile çalışınca işi kolaylaşmıştır tabii.Buna mukabil dünya sinemasında bir tane daha Kang-ho Song yok.Tüm hayranı olduğum Uzakdoğulu sinema emekçileri bir yanda, Kang-ho Song bir yandadır.Reklam filminde, en tırt senaryoda bile Kang-ho song varsa o filmden kesin bir şeyler çıkar, izlenir.Zaten bir süredir Güney Kore'nin en iyi yönetmenleri, en iyi filmleri hangisiyse onlardan başkasında rol almıyor.Bir sonraki adımı Chan-wook Park'ın filmi Thirst, daha önce 2 filmde Chan-wook Park ile de beraber çalışmışlığı vardır.İyi ve Kötü rollerinin sahibi olan, aynı zamanda da iki çok iyi dost olan Woo-sung Jung ve Byung-hun Lee, çok çok iyi birer aktör olmalarına karşın Kang-ho Song'un olduğu bir filmde arka planda kalmaya mahkumdurlar.

21 Şubat AFM İstinye Park ve 22 Şubat AFM Beyoğlu seanslarına bilet kaldı mı, bilmiyorum.Daha önce hiç anime ya da Uzakdoğu Sineması vasıfları sahibi bir film izlememiş olun, yine de bir şekilde bu filmi bir yerlerden yakalarsınız.Bir sonraki sinema içerikli post 3. Asya Film Ödülleri olsun, yine bu filmden biraz bahsedelim.

Noat Samisa

17.02.08

10 Fikir, Tenkit, Yorum:

Joe Jonese Atesdagli dedi ki...

salih birader, dutchman seni çekik gözlü bacılarımızla baş-göz etmekden bahsediyordu. Varsa böyle bir derdin pilava kaşık saplamadan gel bir Joe abine görün. Seni burada baş göz edeyim. Ama ilk önce okul bitecek, askerlik yapılacak ona göre :)

Noat SamisA dedi ki...

Geçen de önerdi, reddettim.Oralarda olduğu kadar burada da var, pazar günü sinemada vardı mesela bir tane.Ama İngilizce bilmiyormuş, iki laf edemedik ki derdimizi anlatalım.

Beni bırak da abi sende okul derdi de yok, askerlik de.Seni eversek? :)

pclion dedi ki...

Kore'nin bütün kızları Salih'in zaten, adam resim gönderirken ön şart olarak bunu söylüyor. :)

Noat SamisA dedi ki...

Yalnız belirteyim, bahsi geçen fotograflarda +13, hatta +7'lik bir durum bile yoktur.Yanlış anlaşılma olmasın.

Örnek:

http://msnbcmedia3.msn.com/j/msnbc/Components/Photos/070301/070301_japan_vmed_3p.widec.jpg

pclion dedi ki...

:D

Örnek pek olmamış ama teoride haklı. :) Yüz güzelliğine önem verir...

Sambalici dedi ki...

işte benim o 20'li yaşlarında olup da western'e saran insan :D nasıl oldu, neden oldu dersek leone derim, kurosawa da benzer etki yaptı zaten. "For a fistful of dollars" ile western'e, "seven samurai" ile de samuray filmlerine sardım ki belli bir noktada benzerleşiyorlar malum olduğu üzere. dur bakalım daha yolun ortasında sayılırım, iki tür için de alacağım yol çok daha. samurai filmlerinde kota belli de western kısmı derya gibi.

bu film için yorum yapmak gerekirse hikayenin kurgusunda problem var, çok kopuyor film sona doğru. onun dışında hollywood filmlerinde görmediğim incelikte bir aksiyon yönetmenliği var, aklım durdu resmen. zaten filmin olayı da aksiyon ama daha derli toplu olabilirmiş, ben sevdim ama bir daha izlersem ancak aksiyon sahneleri için izlerim. bu arada 30'lar asyası da western atmosferine yakınmış hani, çok sırıtmadı western yaklaşımı o döneme.

Flying Dutchman dedi ki...

İlk afişte en sağdaki arkadaş Salinui Chueok ve Sympathy for Mr. Vengeance'da oynayan abimiz mi?

Noat SamisA dedi ki...

Evet, o: Kang-ho Song

Cetin Cem dedi ki...

festivalle ilgili ilk yazınızda "internet yoluyla bunlara çok rahat ulaşılabiliyor artık.Ne anlam ifade ediyor bu filmleri festival programına sokmak, ben bir anlam veremiyorum" demiştiniz. ben de bilemediğim şekilde her seferinde festival zamanı başı dönen bir insan olduğum için pek de katılmamıştım. bu yazınızda "sinemada (hele emek'te) film izlemek" olayına vurgu yapmanız sevindirdi beni :)

filmi sinemada izlemek kadar festival hissini de seviyorum ben gerçi. birkaç günde bir dolu film izlemek, yorgun düşmek ama yine de günü mutlu kapatmak.. evde arka arkaya iki film izlemek bir şekilde her zaman çok kolay olmuyor. ama olsa bile bu tatmini vermiyor bana.

ne yazık ki programımda yoktu "the good, the bad, the weird" ama bir şekilde denk gelip izlemeye çalışacağım.

Noat SamisA dedi ki...

Vurgu yapmaya çalıştığım aslında şuydu ki, internetten kolay ulaşılan bir film, çok büyük olasılıkla hit bir filmdir ve ülkemizde vizyona girecektir.Benim isteğim, ''festival'' adı altında daha fazla ''ulaşılamaz'' film izlemek.Şubat ayı sonu zaten ülkemiz sinemalarının neredeyse tamamında gösterime girecek olan Slumdog Millionaire'in bu festivalde ne işi vardır mesela?Onun yerine benim, sizin, sinemaseverin asla ülkemiz sinema salonlarında izleyemeyeceği, tıpkı bu filmde benim yaşadığım gibi ''evde güzel, sinemada mükemmel'' hissini verebilecek filmler festivalde yer almalıdır.

Arşiv

Hayatım Futbol

Arama

Yükleniyor...

Jean Tigana