İspanya 1-0 Türkiye
İspanya: Casillas, Sergio Ramos, Albiol, Pique, Capdevilla, Cazorla, Senna, Xavi, Xabi Alonso, Torres, Villa
Subs: Reina, Marchena, Arbeloa, Silva, Riera, Llorente, Mata
Türkiye: Volkan, Gonul, Emre Asık, İbrahim Uzulmez, Hakan Balta, Tuncay, Aurelio, Emre Belozoglu, Arda, Semih, Nihat
Subs: Rüştü, Kas, Kazım, Nuri, Sabri, Ayhan, Gokhan Unal
Üzücü...Ertesi güne aşmış bir maçta en son ne zaman taraf olduk?Bir de bu gece saat uygulaması değişiyor, eğer bu geceden ileriye bir şeyler kaldıysa bu maçın saati yıllar sonra hatırlanacaktır.İlk 10 dakika kaleyi bulan -Nihat'ınkini de buldu sayıyorum, hakemler Casillas'ın parmaklarını pas geçti- iki topumuzdan birini içeri sokmak zorundaydık.Rakip, o dakikaya kadar ''Euro 2008 şampiyonu'' sıfatını yalanlayacak bir kurgu hatası yapmış ve Tuncay-Nihat-Semih üçgeni, bizi tam da planladığımız pozisyona sokmuştu.Değerlendirmek zorundaydık, yapamadık.Sonucunda da gayet beklendiği üzere kaybettik.
İspanya takımının çapı sınırsız.Bu akşam buna bir kez daha inandım.Bahsedeceğimiz kurgunun getirileriyle yeteneklerini sergileyen futbolcular topluluğu; oynayanı, gireni-çıkanı, rolleri belli olan oyuncularıyla zamanın en iyi ulusal takımı.Tüm takım sporları içerisinde de bir yeri olmalı bu takımın, nitekim maç içi değişimleri ayrıca hayranlık uyandırıcı.Yeni mi gördük?Hayır, Euro 2008 boyunca şahitlik ettik.Bugün daha da yakından bakabildik.Savunmada Puyol olmayınca alternatifleri Puyol seviyesinde değiller.Cazorla da çok iyi bir orta saha oyuncusu; ama o da İniesta değil.Fakat tarz olarak çok benzer oyuncular, düzene çok kolay entegre oluyorlar.Savunma tandeminde ise bu uyumu yakalayabilmek çok daha zordur.Pique-Albiol ikilisi bir yerleşim hatası yaptılar ve hemen maçın başında pozisyon bularak rakibin iştahını önce törpüledik.Stoperde Servet, orta sahada Hamit'in olmasından daha da önemliydi bu pozisyonu yakalamak, gol olsa bambaşka şeyler konuşuyor olabilirdik.Yine de önemli katkısı oldu ve en azından İspanya'nın iki bekini birden oyuna sokmasına engel olduk.İlk 15 dakika orta sahada da gerekli cevabı verdik.Aurelio ilk hamleyi yaptı, Emre arkayı toplayarak takımı çıkardı.İki eş şablonun kapışmasında kurgusal fayda ve zarara getiren belirgin farklar vardı.20. dakikadan sonra bu durum oyuna egemen olmaya başladı.
İspanya'nın ''trend şablonu''nu biliyoruz.Beklerde üstün insan, muhteşem bek Sergio Ramos ve onun bir boy küçüğü Capdevilla.Orta sahada Senna-Xavi; solda Silva, sağda İniesta; ileride Villa-Torres.Final maçında Villa yokken Fabregas, Cazorla, Xabi...Kimi koyarsan takımın silahları çok da fazla değişmiyor aslında.İniesta olmayınca gücünü koruyor, belki ekstrası azalıyor.Ayaktan değil, deha beyninden çıkan pasları yalnızca Xavi atabilirken, Alonso da fazladan şut tehditi oluyor mesela.Orta dörtlüden biri orta saha oyuncusu vaısflı, diğeri kenar oyuncusu meziyetleri sahibi.Böylece değişmeleri olarak beklerden birine yer açılırken, diğeri fazladan kademe ve orta saha desteği rolü üstleniyor.Senna, defansif orta saha rolünde ne kadar başarılıysa yardımı da o denli fazla.Sol ya da sağ taraf boş kaldığında doğru pozisyonu alacak kadar da fazla sorumluluk sahibi biri Senna, gerektiğinde Senna'nın yerini de alabilen beklere sahip bir takım İspanya.Bunları maç içerisinde bölüm bölüm yakalamak mümkün.Bugün biraz farklıydı.Cazorla sahadaydı ve kenar oyuncusu tercih edilmemişti.Premier League sezonunun ilk aylarında çok Arsenal yazısı yazdık, sürekli bir sıkıntıdan bahsettik.Arsenal'in hızını, muhteşem pas trafiğini sağlayan öncül elbette oyuncu kalitesi.Fakat dar alanda çok adamla bulunmak için standart şablonlar oyuncu seçimleri önemlidir.Geçtiğimiz sezon, özellikle ligin ikinci çeyreğinde Arsenal fırtınası eserken, Arsenal'in sağ ve sol kenarında Hleb-Rosicky ikilisi vardı.Bu oyuncular tıpkı Xavi ve Cazorla gibi orta saha oyuncusu vasıfları sahibi oyuncular, hem de daha hücumcu tarza sahip isimler.Topla ilişkileri iyi, oluşturdukları tehdit dikkat değer.Sürekli içe kaçarak oynuyorlardı ve bu sayede beklerine gerekli boşluğu açıyorlardı.Fit durumdalar ise Fenerbahçe'de Deivid-Gökhan ilişkisi de buna örnek sayılabilir.Beklerinizi oyuna sokabilmek için, öncelikle top rakip sahada kalacak.Sonra kenar oyuncularınız bekiyle iletişim kurcak, 2-1 kenar varyeteleri yerine forvetinizin bekin öncülü olmasını bekleyeceksiniz.Semih bu işi harika yapıyor örneğin.İngiliz futbolunu, özellikle de Premier League'i şu yıllara geldiğimizde uzun toplarla da 2-1 kenar varyetelerinin bolluğuyla da değerlendirmek, ligin ağırlığının bu yönde olduğunu söylemek uzaktan bakmaktır.Arsenal örneği ortada, Giggs'in dönüşümü ile Evra'nın; Kuyt'ın varlığıyla Arbeloa'nın çıkışları ortada.Şimdi bir de Arshavin etkisi göreceğiz, Tottenham'da Modric örneği var.Trend bu, İspanya da bunun en değerli temsilcilerinden biri.Kenarlara yerleştirilen ve üstdüzey oyunda top rakipteyken mutlaka pozisyon almak zorunda olan bu oyuncular ve bu yapıyı kuran takımlar günümüzün üstün vasıflı yaratıcı oyuncu rolü.Orta sahada yer almalarına göre bekleriyle kurdukları iletişim bu takımların kompakt yapılarında, kupalarında çok çok değerli bir etkendir.
Del Bosque'nin Cazorla tercihini bu doğrultuda düşünmeliyiz.Ama maç başı girdiğimiz gol pozisyonuyla buna cevap verdik.Rakip hücuma çıkışlarda daha temkinli olmak zorundaydı.Sağımız hem rakibe kapalı, hem de Gökhan ile tehdit sahibiydi.Capdevilla oyuna giremedi, Tuncay'ın da katkısıyla rakibin solunu tıkadık.Fakat dakikalar ilerledikçe oyun solumuza yıkıldı.Arda'nın sürekli biraz önde kaldığını, doğru pozisyon alamadığını gören Cazorla, ani bir kararla sağ taraf geçti.Sola da Villa'yı soktular, 5 dakika kadar bunu denediler.Emre Aşık ve Hakan Balta'nın maç boyu süren muhteşem performansları o dakikalarda fazlasına engel oldu.Cazorla bizim solumuza girip, Ramos'un daha da serbestiyet kazanmasıyla oyun oraya yığıldı.Yine de orta sahamızı mümkün mertebe savunma hattımızdan uzak tutarak topun final pası noktasına gelmesini engelledik.Maç boyu 3 ya da 4 kez final pası yapabildiler, bu veri dersimizi çalışmış olduğumuzun göstergesi.
İlk 20 dakika oyunu bayağı iyi götürdük.İbrahim Üzülmez maç başı Ramos'u çalımladı; iki düz, bir ters kademe bile aldı.Yukarıda bahsettiğimiz ilk hamlenin Aurelio üzerine kalması, Emre'yi de biraz pasifize etmiş olabilir.İlk bölümde hiç oyunda görmedik.Eğer Hamit ile oynayabilseydik, Aurelio orta saha müdafasında ikinci adam olacak ve asıl gücünü gösterebilecekti.Bu rolde de çok iyi bir maç oynasa da bunun partnerine, dolayısıyla takıma eksisi olduğunu düşünüyorum.Rakip Aurelio'yu geçtiğinde -ki bu pek fazla olmadı- Emre Aşık önderliğinde savunmamız mutlaka önde pozisyon aldı.Keşke topa sahip olabilseydik ve savunmamız bunun takımımız topu 3. bölgeye taşımışken yapabilseydi.Mümkün olamadı.Sebebi elbette ki rakip.
İlk 20 dakika ancak oyunun dengelediğinden bahsedebiliriz.Devre arası ise mutluyduk, oyunu tutabileceğimize dair inancımız vardı.35-45 arası yine rakiplerine top göstermeden oynadılar ve bu bizim direncimizin düşürdü.Dakika 60 olduğunda artık fizik olarak bitmiştik.Reaksiyon gösterebilecek iseniz, yine inançtan fazlasına ihtiyaç var.Amerikalı kondisyonerler?Bizi bitiren İspanya'nın oyun karekteri, öldürücü pas trafiği ve bu pas trafiğini kesmeye yönelik yapacağınız baskıyı boşlamanıza bir an dahi imkan vermeyen, saniyenin onda birinde alacağı bir kararla aniden oyunu hızını katlayıcı bir pas ile oyunu değiştirebilen kaliteli ayaklar.Eğer diyorsak ki arayışlarımız ve geri dönüşlerimiz bizim oyun karekterimiz; mutlaka önde pozisyon alabilmeliyiz ve skorda geri düşsek dahi üstün inancımızla reaksiyon gösteririz.Bunun için inançtan fazlasına ihtiyaç var.Eğer tekniğinizi yeterli görüyorsanız fizik durumunuz mutlaka isteğinizle uyum göstermek zorunda.Ama bugün pek de öyle değildi.Bundan sonra da parelellik göstermesi pek kolay olmayacak.Turnuva başka, sezon arası maçlar başka.Pique-Albiol ikilisine karşı, eğer oyun sete sete döndüğünde rakibin yardımlı orta sahasını geçebilseydik mutlaka bir final pası çıkardı.Maç başı oyun sete sete geçmemişken bulduğumuz iki pozisyon kapsam dışı, reaksiyon ile alakalı yaptığım tespite argüman olsun diye örnekliyorum.Biz topu oraya getiremedik ve bir final pasını verecek, bir boş koşu ile markaj boşlatacak, bir de golü atacak 3 adamı ilk 10 dakika sonrasında rakip kale önüne getiremedik.Son yarım saat de rakibin İspanya olduğu gerçeği yüzümüze çarptı.Oyunun 1-0 gitmesinin etkisiyle bir serseri toptan gol buluruz ümidi vardı ama o serseri topu atabilmek için de topa az da olsa sahip olmak gerekir.Bu imkanı vermediler.Gol sonrası önce Villa yerine Mata ile esas düzenlerine döndüler, sonunu da Guiza'nın rolünü çalan Llorente ile bitirdiler.Aynen devam yani, değişen bir şey yok.Aragones sonrası Del Bosque'den farklı biri, eğer egosu yüksek biri eğer otursaydı o koltuğa, sanıyorum hem bu maça dair hem de öncesine dair farklı şeyler konuşuyor olurduk.
Maçın kırılma noktası yediğimiz gol, Semih-Ayhan değişikliği kesinlikle değil.Futbolu cesaret-korkaklık hasletleri üzerinden değerlendirmek bana hiç bir zaman sevimli gelmemiştir, zaten doğru da değildir.Belli ki oyunda düşüyoruz, bas bas bağırıyor ki rakip bizde teknik olarak, kurgusal olarak vs. pek çok yönden çok üstün.İlk 20 dakika sonrası rakibi bozamamışız, ancak dersimizi iyi çalışmış oluşumuzla savunma-orta saha arasını mümkün olduğunca kısa tutuyor ve Aurelio'yu asla yay civarına yaklaştırmıyoruz.En uygun hamle Ayhan olurdu, zaten Nihat ve Tuncay ile kazanılan toplardan zaman kazanmak pek mümkün değil.Belki bu noktada Semih'in oyunda kalması, sırtı dönük oyun ile bize yardımcı olabilirdi.Tabii antitez olarak Nihat ve Tuncay hızlı oyun tehdidir.Orta sahadaki trafik düzenlensin ve oyun kenarlara taşınsın amacı güdülebilir.Sonuçta bir tercihtir.Ayhan girecekse kenarlardan kazanılan toplar hızlı kullanılmalı, bunu da yapacak isim Semih mi, Nihat mı, Arda mı?Arda, fiziken en erken pes eden oyuncumuzdu.Hoca tercihini Semih'ten yana kullandı, yanlış denemez.4-3-3'e, yani Euro 2008 düzenimize.Neye göre doğru-yanlış?Golü yememiş olsak belki etkisini gözleyebilecektik.Semih çıktı, geri yaslandık ya da rakip daha kolay hazırlık pası yaptı falan değil; Fernando Torres işini yaptı ve bir frikik kazandırdı.Nasıl engelleyebilirsiniz ki?Torres'in aksiyonunun başlangıcı solumuzdan, yani daha 10. dakikada sırıtan bölgemizden.Bunun da bugün çözümü yoktu.Golü yedikten sonra ise elbet bir hamle gerekir, o da oyundan düşen Arda yerine ek hücumcu oldu.
Değişikliğin sonucunu görecek zaman olmadı.Skorda geri düşünce bu değişiklik anlamsızlaştı, bugün sonucunu görmüş olmanın etkisiyle ''Semih neden çıktı?'' muhabbetini 2 saat döndürebiliriz.Xavi'nin ortası, Ramos'un dizi, Pique'nin Volkan'ın iki elini de pas geçen şutu ve gol.Yediğimiz gol, rövanşa dair ümitvar olmamızın bir argümanı olamaz.İspanya, 70 dakikasını üstün oynadığı maçta golü duran toptan buldu, o kadar.Doğru final pasını bulana kadar sabırla top çeviren yetenekli ve aynı oranda özgüvenli bir takım; eğer oyun üzerinden gideceksek ''kaçırdık'' gibi bir durum yok.Hayıflandığım nokta maç başı iki gol pozisyonudur.Bir de Arda'nın kötü stopu.İspanya'yı üstün motivasyonlu Türkiye'ye karşı sahasında skorda geride izlemek ve bunun bizim oyuncularımızla nasıl cevaplandırılacağını görmek bu geceyi efsaneleştirebilirdi.Üzüntümüz iki anlık gol vuruşundan, yani futbola dair yalnızca futbol kaynaklı bir üzüntü bu.Keşke...Yapabileceğimizin en iyisiydi belki de, İspanya'ya karşı kaç kez gollük pozisyon yakalanabiliyor ki?Golü yedikten sonra reaksiyon göstermememizin, -mistik bir reaksiyon değil tabii, standart bir mağlup takım reaksiyonu- nedeni de belli iken bu akşam için suçlanacak bir şey ya da birini göremiyorum.Maç önü açıklamaları hiç olmadığı kadar yapıcıydı, Madrid'deki muhteşem atmosfer de eklenince çok güzel bir futbol gecesi oldu.Üzüldüm ama tepkili bir üzüntü değil kesinlikle, kaybetmeyi kabullenen bir tavır gibi.Terim'de ve oyuncularımızda da bunu gördüm.
Sergio Ramos'un tarafından maç boyu 1 tane top taşıyamayışımız, son bölümde sahada 5 tane Ramos olduğu halisünasyonuna dönüştü.Maç boyunca çıkışlarının toplamı 20'yi bulmuştur, 75 sonrası 10 tane var zaten.Bizim Delinho elinden geleni yaptı, ilk yarı Cazorla ile yeterince boğuştu zaten.Pas geçilen bir de penaltı var, sağlam dirsek attı Ramos'a.Genelde standardını oynadı İspanyol oyuncular.Ramos harici şu isim sivrildi diyemeyiz, takım vasıfları bu yönüyle de çok güçlü bir takım İspanyollar.Biz ise halen 5 yıllık geçmişimizden geliyoruz ve o inatçı karekterimizin arkasını fizik güç ile dolduramıyorsak faydası yok.Mantalite bu, ama bu takım buna sahip değil.Bu da olmaz.Kulüp takımlarımız, ligimizde ne denli başarısızlık taşıyorlarsa aynı oranda da umursamazlık taşıyorlar.Bu akşamki fizikseviye bunu gösterdi.Ayakata kalanlar usta profesyoneller, Emre Aşık, Hakan Balta.Bunun mutlaka bir nedeni olmalı.
Bosna'nın deplasman galbiyeti, preview'de bahsettiğimiz korkularımızla yüzleşme ihtimalini doğurdu.Eğer Boşnaklar sahalarında da kazanırlarsa, tüm maçlarımız birer final olacak.Aynı İspanya, çarşamba İstanbul'da.Bu gece bir kez daha rakibin gücünü farketmiş olmamıza rağmen ümit doluyuz.Belki onlara bu maç angarya gelir ve kazanmak için şansımız olur.
Noat Samisa
29.03.09
Subs: Reina, Marchena, Arbeloa, Silva, Riera, Llorente, Mata
Türkiye: Volkan, Gonul, Emre Asık, İbrahim Uzulmez, Hakan Balta, Tuncay, Aurelio, Emre Belozoglu, Arda, Semih, Nihat
Subs: Rüştü, Kas, Kazım, Nuri, Sabri, Ayhan, Gokhan Unal
Üzücü...Ertesi güne aşmış bir maçta en son ne zaman taraf olduk?Bir de bu gece saat uygulaması değişiyor, eğer bu geceden ileriye bir şeyler kaldıysa bu maçın saati yıllar sonra hatırlanacaktır.İlk 10 dakika kaleyi bulan -Nihat'ınkini de buldu sayıyorum, hakemler Casillas'ın parmaklarını pas geçti- iki topumuzdan birini içeri sokmak zorundaydık.Rakip, o dakikaya kadar ''Euro 2008 şampiyonu'' sıfatını yalanlayacak bir kurgu hatası yapmış ve Tuncay-Nihat-Semih üçgeni, bizi tam da planladığımız pozisyona sokmuştu.Değerlendirmek zorundaydık, yapamadık.Sonucunda da gayet beklendiği üzere kaybettik.İspanya takımının çapı sınırsız.Bu akşam buna bir kez daha inandım.Bahsedeceğimiz kurgunun getirileriyle yeteneklerini sergileyen futbolcular topluluğu; oynayanı, gireni-çıkanı, rolleri belli olan oyuncularıyla zamanın en iyi ulusal takımı.Tüm takım sporları içerisinde de bir yeri olmalı bu takımın, nitekim maç içi değişimleri ayrıca hayranlık uyandırıcı.Yeni mi gördük?Hayır, Euro 2008 boyunca şahitlik ettik.Bugün daha da yakından bakabildik.Savunmada Puyol olmayınca alternatifleri Puyol seviyesinde değiller.Cazorla da çok iyi bir orta saha oyuncusu; ama o da İniesta değil.Fakat tarz olarak çok benzer oyuncular, düzene çok kolay entegre oluyorlar.Savunma tandeminde ise bu uyumu yakalayabilmek çok daha zordur.Pique-Albiol ikilisi bir yerleşim hatası yaptılar ve hemen maçın başında pozisyon bularak rakibin iştahını önce törpüledik.Stoperde Servet, orta sahada Hamit'in olmasından daha da önemliydi bu pozisyonu yakalamak, gol olsa bambaşka şeyler konuşuyor olabilirdik.Yine de önemli katkısı oldu ve en azından İspanya'nın iki bekini birden oyuna sokmasına engel olduk.İlk 15 dakika orta sahada da gerekli cevabı verdik.Aurelio ilk hamleyi yaptı, Emre arkayı toplayarak takımı çıkardı.İki eş şablonun kapışmasında kurgusal fayda ve zarara getiren belirgin farklar vardı.20. dakikadan sonra bu durum oyuna egemen olmaya başladı.
İspanya'nın ''trend şablonu''nu biliyoruz.Beklerde üstün insan, muhteşem bek Sergio Ramos ve onun bir boy küçüğü Capdevilla.Orta sahada Senna-Xavi; solda Silva, sağda İniesta; ileride Villa-Torres.Final maçında Villa yokken Fabregas, Cazorla, Xabi...Kimi koyarsan takımın silahları çok da fazla değişmiyor aslında.İniesta olmayınca gücünü koruyor, belki ekstrası azalıyor.Ayaktan değil, deha beyninden çıkan pasları yalnızca Xavi atabilirken, Alonso da fazladan şut tehditi oluyor mesela.Orta dörtlüden biri orta saha oyuncusu vaısflı, diğeri kenar oyuncusu meziyetleri sahibi.Böylece değişmeleri olarak beklerden birine yer açılırken, diğeri fazladan kademe ve orta saha desteği rolü üstleniyor.Senna, defansif orta saha rolünde ne kadar başarılıysa yardımı da o denli fazla.Sol ya da sağ taraf boş kaldığında doğru pozisyonu alacak kadar da fazla sorumluluk sahibi biri Senna, gerektiğinde Senna'nın yerini de alabilen beklere sahip bir takım İspanya.Bunları maç içerisinde bölüm bölüm yakalamak mümkün.Bugün biraz farklıydı.Cazorla sahadaydı ve kenar oyuncusu tercih edilmemişti.Premier League sezonunun ilk aylarında çok Arsenal yazısı yazdık, sürekli bir sıkıntıdan bahsettik.Arsenal'in hızını, muhteşem pas trafiğini sağlayan öncül elbette oyuncu kalitesi.Fakat dar alanda çok adamla bulunmak için standart şablonlar oyuncu seçimleri önemlidir.Geçtiğimiz sezon, özellikle ligin ikinci çeyreğinde Arsenal fırtınası eserken, Arsenal'in sağ ve sol kenarında Hleb-Rosicky ikilisi vardı.Bu oyuncular tıpkı Xavi ve Cazorla gibi orta saha oyuncusu vasıfları sahibi oyuncular, hem de daha hücumcu tarza sahip isimler.Topla ilişkileri iyi, oluşturdukları tehdit dikkat değer.Sürekli içe kaçarak oynuyorlardı ve bu sayede beklerine gerekli boşluğu açıyorlardı.Fit durumdalar ise Fenerbahçe'de Deivid-Gökhan ilişkisi de buna örnek sayılabilir.Beklerinizi oyuna sokabilmek için, öncelikle top rakip sahada kalacak.Sonra kenar oyuncularınız bekiyle iletişim kurcak, 2-1 kenar varyeteleri yerine forvetinizin bekin öncülü olmasını bekleyeceksiniz.Semih bu işi harika yapıyor örneğin.İngiliz futbolunu, özellikle de Premier League'i şu yıllara geldiğimizde uzun toplarla da 2-1 kenar varyetelerinin bolluğuyla da değerlendirmek, ligin ağırlığının bu yönde olduğunu söylemek uzaktan bakmaktır.Arsenal örneği ortada, Giggs'in dönüşümü ile Evra'nın; Kuyt'ın varlığıyla Arbeloa'nın çıkışları ortada.Şimdi bir de Arshavin etkisi göreceğiz, Tottenham'da Modric örneği var.Trend bu, İspanya da bunun en değerli temsilcilerinden biri.Kenarlara yerleştirilen ve üstdüzey oyunda top rakipteyken mutlaka pozisyon almak zorunda olan bu oyuncular ve bu yapıyı kuran takımlar günümüzün üstün vasıflı yaratıcı oyuncu rolü.Orta sahada yer almalarına göre bekleriyle kurdukları iletişim bu takımların kompakt yapılarında, kupalarında çok çok değerli bir etkendir.Del Bosque'nin Cazorla tercihini bu doğrultuda düşünmeliyiz.Ama maç başı girdiğimiz gol pozisyonuyla buna cevap verdik.Rakip hücuma çıkışlarda daha temkinli olmak zorundaydı.Sağımız hem rakibe kapalı, hem de Gökhan ile tehdit sahibiydi.Capdevilla oyuna giremedi, Tuncay'ın da katkısıyla rakibin solunu tıkadık.Fakat dakikalar ilerledikçe oyun solumuza yıkıldı.Arda'nın sürekli biraz önde kaldığını, doğru pozisyon alamadığını gören Cazorla, ani bir kararla sağ taraf geçti.Sola da Villa'yı soktular, 5 dakika kadar bunu denediler.Emre Aşık ve Hakan Balta'nın maç boyu süren muhteşem performansları o dakikalarda fazlasına engel oldu.Cazorla bizim solumuza girip, Ramos'un daha da serbestiyet kazanmasıyla oyun oraya yığıldı.Yine de orta sahamızı mümkün mertebe savunma hattımızdan uzak tutarak topun final pası noktasına gelmesini engelledik.Maç boyu 3 ya da 4 kez final pası yapabildiler, bu veri dersimizi çalışmış olduğumuzun göstergesi.
İlk 20 dakika oyunu bayağı iyi götürdük.İbrahim Üzülmez maç başı Ramos'u çalımladı; iki düz, bir ters kademe bile aldı.Yukarıda bahsettiğimiz ilk hamlenin Aurelio üzerine kalması, Emre'yi de biraz pasifize etmiş olabilir.İlk bölümde hiç oyunda görmedik.Eğer Hamit ile oynayabilseydik, Aurelio orta saha müdafasında ikinci adam olacak ve asıl gücünü gösterebilecekti.Bu rolde de çok iyi bir maç oynasa da bunun partnerine, dolayısıyla takıma eksisi olduğunu düşünüyorum.Rakip Aurelio'yu geçtiğinde -ki bu pek fazla olmadı- Emre Aşık önderliğinde savunmamız mutlaka önde pozisyon aldı.Keşke topa sahip olabilseydik ve savunmamız bunun takımımız topu 3. bölgeye taşımışken yapabilseydi.Mümkün olamadı.Sebebi elbette ki rakip.İlk 20 dakika ancak oyunun dengelediğinden bahsedebiliriz.Devre arası ise mutluyduk, oyunu tutabileceğimize dair inancımız vardı.35-45 arası yine rakiplerine top göstermeden oynadılar ve bu bizim direncimizin düşürdü.Dakika 60 olduğunda artık fizik olarak bitmiştik.Reaksiyon gösterebilecek iseniz, yine inançtan fazlasına ihtiyaç var.Amerikalı kondisyonerler?Bizi bitiren İspanya'nın oyun karekteri, öldürücü pas trafiği ve bu pas trafiğini kesmeye yönelik yapacağınız baskıyı boşlamanıza bir an dahi imkan vermeyen, saniyenin onda birinde alacağı bir kararla aniden oyunu hızını katlayıcı bir pas ile oyunu değiştirebilen kaliteli ayaklar.Eğer diyorsak ki arayışlarımız ve geri dönüşlerimiz bizim oyun karekterimiz; mutlaka önde pozisyon alabilmeliyiz ve skorda geri düşsek dahi üstün inancımızla reaksiyon gösteririz.Bunun için inançtan fazlasına ihtiyaç var.Eğer tekniğinizi yeterli görüyorsanız fizik durumunuz mutlaka isteğinizle uyum göstermek zorunda.Ama bugün pek de öyle değildi.Bundan sonra da parelellik göstermesi pek kolay olmayacak.Turnuva başka, sezon arası maçlar başka.Pique-Albiol ikilisine karşı, eğer oyun sete sete döndüğünde rakibin yardımlı orta sahasını geçebilseydik mutlaka bir final pası çıkardı.Maç başı oyun sete sete geçmemişken bulduğumuz iki pozisyon kapsam dışı, reaksiyon ile alakalı yaptığım tespite argüman olsun diye örnekliyorum.Biz topu oraya getiremedik ve bir final pasını verecek, bir boş koşu ile markaj boşlatacak, bir de golü atacak 3 adamı ilk 10 dakika sonrasında rakip kale önüne getiremedik.Son yarım saat de rakibin İspanya olduğu gerçeği yüzümüze çarptı.Oyunun 1-0 gitmesinin etkisiyle bir serseri toptan gol buluruz ümidi vardı ama o serseri topu atabilmek için de topa az da olsa sahip olmak gerekir.Bu imkanı vermediler.Gol sonrası önce Villa yerine Mata ile esas düzenlerine döndüler, sonunu da Guiza'nın rolünü çalan Llorente ile bitirdiler.Aynen devam yani, değişen bir şey yok.Aragones sonrası Del Bosque'den farklı biri, eğer egosu yüksek biri eğer otursaydı o koltuğa, sanıyorum hem bu maça dair hem de öncesine dair farklı şeyler konuşuyor olurduk.
Maçın kırılma noktası yediğimiz gol, Semih-Ayhan değişikliği kesinlikle değil.Futbolu cesaret-korkaklık hasletleri üzerinden değerlendirmek bana hiç bir zaman sevimli gelmemiştir, zaten doğru da değildir.Belli ki oyunda düşüyoruz, bas bas bağırıyor ki rakip bizde teknik olarak, kurgusal olarak vs. pek çok yönden çok üstün.İlk 20 dakika sonrası rakibi bozamamışız, ancak dersimizi iyi çalışmış oluşumuzla savunma-orta saha arasını mümkün olduğunca kısa tutuyor ve Aurelio'yu asla yay civarına yaklaştırmıyoruz.En uygun hamle Ayhan olurdu, zaten Nihat ve Tuncay ile kazanılan toplardan zaman kazanmak pek mümkün değil.Belki bu noktada Semih'in oyunda kalması, sırtı dönük oyun ile bize yardımcı olabilirdi.Tabii antitez olarak Nihat ve Tuncay hızlı oyun tehdidir.Orta sahadaki trafik düzenlensin ve oyun kenarlara taşınsın amacı güdülebilir.Sonuçta bir tercihtir.Ayhan girecekse kenarlardan kazanılan toplar hızlı kullanılmalı, bunu da yapacak isim Semih mi, Nihat mı, Arda mı?Arda, fiziken en erken pes eden oyuncumuzdu.Hoca tercihini Semih'ten yana kullandı, yanlış denemez.4-3-3'e, yani Euro 2008 düzenimize.Neye göre doğru-yanlış?Golü yememiş olsak belki etkisini gözleyebilecektik.Semih çıktı, geri yaslandık ya da rakip daha kolay hazırlık pası yaptı falan değil; Fernando Torres işini yaptı ve bir frikik kazandırdı.Nasıl engelleyebilirsiniz ki?Torres'in aksiyonunun başlangıcı solumuzdan, yani daha 10. dakikada sırıtan bölgemizden.Bunun da bugün çözümü yoktu.Golü yedikten sonra ise elbet bir hamle gerekir, o da oyundan düşen Arda yerine ek hücumcu oldu.
Değişikliğin sonucunu görecek zaman olmadı.Skorda geri düşünce bu değişiklik anlamsızlaştı, bugün sonucunu görmüş olmanın etkisiyle ''Semih neden çıktı?'' muhabbetini 2 saat döndürebiliriz.Xavi'nin ortası, Ramos'un dizi, Pique'nin Volkan'ın iki elini de pas geçen şutu ve gol.Yediğimiz gol, rövanşa dair ümitvar olmamızın bir argümanı olamaz.İspanya, 70 dakikasını üstün oynadığı maçta golü duran toptan buldu, o kadar.Doğru final pasını bulana kadar sabırla top çeviren yetenekli ve aynı oranda özgüvenli bir takım; eğer oyun üzerinden gideceksek ''kaçırdık'' gibi bir durum yok.Hayıflandığım nokta maç başı iki gol pozisyonudur.Bir de Arda'nın kötü stopu.İspanya'yı üstün motivasyonlu Türkiye'ye karşı sahasında skorda geride izlemek ve bunun bizim oyuncularımızla nasıl cevaplandırılacağını görmek bu geceyi efsaneleştirebilirdi.Üzüntümüz iki anlık gol vuruşundan, yani futbola dair yalnızca futbol kaynaklı bir üzüntü bu.Keşke...Yapabileceğimizin en iyisiydi belki de, İspanya'ya karşı kaç kez gollük pozisyon yakalanabiliyor ki?Golü yedikten sonra reaksiyon göstermememizin, -mistik bir reaksiyon değil tabii, standart bir mağlup takım reaksiyonu- nedeni de belli iken bu akşam için suçlanacak bir şey ya da birini göremiyorum.Maç önü açıklamaları hiç olmadığı kadar yapıcıydı, Madrid'deki muhteşem atmosfer de eklenince çok güzel bir futbol gecesi oldu.Üzüldüm ama tepkili bir üzüntü değil kesinlikle, kaybetmeyi kabullenen bir tavır gibi.Terim'de ve oyuncularımızda da bunu gördüm.
Sergio Ramos'un tarafından maç boyu 1 tane top taşıyamayışımız, son bölümde sahada 5 tane Ramos olduğu halisünasyonuna dönüştü.Maç boyunca çıkışlarının toplamı 20'yi bulmuştur, 75 sonrası 10 tane var zaten.Bizim Delinho elinden geleni yaptı, ilk yarı Cazorla ile yeterince boğuştu zaten.Pas geçilen bir de penaltı var, sağlam dirsek attı Ramos'a.Genelde standardını oynadı İspanyol oyuncular.Ramos harici şu isim sivrildi diyemeyiz, takım vasıfları bu yönüyle de çok güçlü bir takım İspanyollar.Biz ise halen 5 yıllık geçmişimizden geliyoruz ve o inatçı karekterimizin arkasını fizik güç ile dolduramıyorsak faydası yok.Mantalite bu, ama bu takım buna sahip değil.Bu da olmaz.Kulüp takımlarımız, ligimizde ne denli başarısızlık taşıyorlarsa aynı oranda da umursamazlık taşıyorlar.Bu akşamki fizikseviye bunu gösterdi.Ayakata kalanlar usta profesyoneller, Emre Aşık, Hakan Balta.Bunun mutlaka bir nedeni olmalı.Bosna'nın deplasman galbiyeti, preview'de bahsettiğimiz korkularımızla yüzleşme ihtimalini doğurdu.Eğer Boşnaklar sahalarında da kazanırlarsa, tüm maçlarımız birer final olacak.Aynı İspanya, çarşamba İstanbul'da.Bu gece bir kez daha rakibin gücünü farketmiş olmamıza rağmen ümit doluyuz.Belki onlara bu maç angarya gelir ve kazanmak için şansımız olur.
Noat Samisa
29.03.09
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Arşiv
-
►
2011
(77)
-
►
Mayıs
(8)
- CL Finali'nden Geriye Kalan 5 Şey
- Fernandes Transferi Hakkında
- #1 - Skandalın Gölgesi Üzerinde
- Andre Villas ''Şüphesiz Special'' Boas ve Gölgenin...
- Belediye'nin Geçmişteki Büyük Rantı - Türkiye Kup...
- Premier League'de Sezon Finali: Manchester United ...
- El Clasico 4'lüsünden Öğrendiğim 4 Şey
- Büyük Dinozorlar Çağı: IFABaurus!
-
►
Mayıs
(8)
-
▼
2009
(501)
-
▼
Mart
(57)
- Başkaldırı Denemesi
- Sylvan Ebanks-Blake
- Boruc'u Nasıl Bilirdiniz?
- Şükür Kavuşturana
- Toshack Rüyasının Sonu
- Güney - Kuzey
- İspanya 1-0 Türkiye
- F1 2009 - TRT1
- Trend'e Karşı
- Fernando Torres #13
- Capello vs Redknapp
- Son Sekiz
- Big Four Yenilmezi
- Ne Oldu Sana Aston Villa?
- Zirvede Bomba İhbarı!
- Sivasspor 1-1 Beşiktaş
- Premier League 08/09 #30
- God Townsville'e İndi
- UEFA Cup 2009 Final Yolu
- 5-7 ile 7-9
- CL 2009 Final Yolu
- In Rafa We Trust
- Bizim Damatlar
- Kazım'ın Payı
- Saç Kesimi Dahil £15 Milyon
- Ki Sung-Yueng
- Essien - Arshavin
- Mascherano'nun Gazabı
- Beşiktaş 3-0 Gençlerbirliği
- Manchester United 1-4 Liverpool
- Camp Nou'dan Portman Road'a
- Premier League 08/09 #29
- Red Cliff
- Sheffield United v West Ham #2
- Manchester United 2-0 Inter
- Fernando Torres #12
- 5 Yıldır Formda: Marcio Nobre
- Liverpool 4-0 Real Madrid
- Kitson - Beattie
- Kasımpaşa'da Neler Oluyor?
- Sert
- Beşiktaş'ı Anlatmak
- FC Seoul 2009
- Hacettepe 2-3 Beşiktaş
- Brezilya Yemekleri
- Roy Essandoh
- Keane - Manucho
- Danny Gabbidon
- Yemek Pozları
- Bir Cisim Yaklaşıyor
- K-League 2009
- Sağ Bek Mascherano
- Europa League Hesapları
- Adem Ljajic Manchester'da
- 6 Ay Sonra Essien
- Satna Cruz
- League Cup 2009: Manchester United
-
▼
Mart
(57)
Blog
- Aceto Balsamico
- Ali Sami Yen
- Amerika Deplasmanı
- Anadolu'dan Futbol
- Artemio Franchi
- Banlieue
- Bizim Taraf
- Borges
- Cartalete
- Ceza Sahası
- Di Massimo Talento
- Ekşi Beşiktaş
- Flying Dutchman
- Gol Atan Kaleye
- Hakiki Tosun Blog
- Hayat Sensin
- Hayat Yuvarlaktır
- Klasik Futbol
- Lambuja
- No Pain No Gain
- Papa Bouba Diop
- Papazın Çayırı
- PCLion FC
- Pennearabiata
- Rakamla 10
- Salsa Basket
- Scugnizzi
- Stalker
- Tardini Büfe
- Total Futbol
- Ultras Movement
- Uludağ Beşiktaş
- Uzun Paslar
- Şairler Parkı
Yazarlar
Columnists
Columnists
- Alan Smith
- Andy Hunter
- Barry Glendenning
- Ben Lyttleton
- Daniel Taylor
- David Hills
- David Hytner
- David James
- David Pleat
- Dominic Fifield
- Fernando Duarte
- Henry Winter
- John Ashdown
- Leander Schaerlaeckens
- Marcela Mora y Araujo
- Matt Scott
- Paul Doyle
- Paul Fletcher
- Phil McNulty
- Robbo Robson
- Sean Ingle
- Shaka Hislop
- Steve Claridge
- Tim Vickery - BBC
- Tim Vickery - SI
Dizin
- Ada Futbolu (1047)
- Beşiktaş (340)
- Dünya'nın Futbolu (263)
- Türkiye'nin Futbolu (214)
- Ulusal Futbol (180)
- Asya Sineması (16)
- Futbolun Kutsalı (13)
- Anime (6)
- Ligue 1 (4)
- Teknik Futbol (4)
- Basketbol (2)
- Formula 1 (2)
- Harry Potter (2)
- Sinema (2)
- BİY United (1)
- FD (1)
4 Fikir, Tenkit, Yorum:
Olayı cesurluk-korkaklığa dayandırmadan, elbette yenilen golün bu değişiklikle alakası olmadığını da düşünerek; Ayhan-Semih değişikliğini bana kalırsa yanlıştı. Evet belki gole mal olmadı ama 70'lere kadar bu oyun şablonun korunması gerekirdi veya madem 55te oldu, bilinçlice oyun soğutulabilir, top bizde tutulabilirdi, Volkan kaç tane kaleden kaleye top attı sayamadım. Rakibi nispeten bozan bir dizilim vardı ilk 30 dakika ama işte Torres gibi futbol dışı unsurlar var ne yazık ki.
Golün duran toptan gelmesi önemli değil Noat. O topun oraya çok sık gelmesi önemli. Semih çıktıktan sonra topun sürekli peşinden koştuk. İlk devre 3 öldürücü pas atan Tuncay alışverişe gireceği Semih'i göremeyince her topu ezdi. Arda'nın fizik olarak tükendi, peki Tuncay ?
Semih - Borges'in bloguna da yazdım - sahada 10 numara karakteriyle oynayan, yerleşmemizi sağlayan, pas bağlantılarımızı yapan ve hücum oyununu kuran adamdı.
O değişiklik maçın kırılma anıdır ve kimse kusura bakmasın ortasında Nihat'ın olduğu bir 4-3-3 fezada hayat aramak gibi birşey.
İlla ben Albiol - Pique ikilisinin ardına koşu yapacak oyuncu lazımdı, ondan çıkarmadım diyorsanız gene yanlış. Semih yine çıkmaz. Nihat - Tuncay - Arda var zaten elinizde, kenarda Kazım - Mevlüt filan da var. En alternatifli olduğumuz yerde en alternatifsiz oyuncuyu değiştirmek ancak Terim'in yapabileceği birşey.
Orada alacağımız 1 puan bie belki pek birşey kazandırmayacaktı ama en azından Bosna, Belçika deplasmanları için umut olacaktı.
Artık yok.
Tahminimce İspanya'ya evimizde yenilir, Belçika - Bosna deplasmanlarından 1 puan alır ve Estonya - Ermenizstan galibiyetleriyle grubu 15 puanla kapatırız
Bu da bizi ancak 4., en iyi ihtimalle 3. yapacaktır.
Sevgili Alper Öcal, odaklandığım nokta duran top golü değil.Bu ancak kurgusal bir arıza oluştuğuna dair düşünceye yönelik bir antitez olur.Benim hayıflandığım nokta hamlenin karşılığını hiç görememiş olmamız.Değişikliği yaptığımız dakika 57, Torres'in serbest vuruş kazandırdığı dakika 59.Yalnızca iki dakika içerisinde gerçekleşen ''Semih dışarı'' hamlesinden bağımsız bir aksiyon.Bir oyuncunun fazladan bir çalımı.Değişikliğin cevabını görebileceğimiz zaman olmadı.Golü yiyince zaten değişiklik amacından saptı, bunu da belirttim.Ayhan-Semih hamlesi, en geniş futbol düşüncesinde düşen mücadele tempomuzu, fizik seviyemizi artırma amaçlıydı.Bence doğru hamle.Yediğimiz gol sonrası hiçbir reaksiyon gösterememizin bir nedenini Semih-Ayhan değişikliğine bağlasak da, asli sorun oyuncularımızın ekstra hamle yapacak güçlerinin olmayışıydı.Bu da kulüp takımlarımıza bakar.Bunun yan etkenleri de var tabii, yazıda etraflıca belirtmeye çalıştım.
Ayhan'ın oyuna girmesi bence doğru hamledir.Fakat çıkacak oyuncu konusunda şu ya da bu şeklinde bir düşüncem yok.Semih çıkmalı demiyorum.Terim'in yaptığı hamleyi, sonucunu gördükten sonra değerlendirmek benim yaptığım.Ben neyi tercih ederdim?Fiziken pes etmiş Arda dışarı, Ayhan içeri yapıp Ramos'un bölgesine Ayhan'ı yerleştirmeyi düşünürdüm.İspanya şablonuna dönerdim.Bu değişiklik yine bir ''belki'' çıkarırdı ortaya: Eğer Ayhan sol taraf için oyuna girmiş olsa, Torres 59. dakikada solda o topu alabilir ve kombine iki çalımı atabilir miydi?Varsayım tabii...
Haklı olabilirsiniz bir yönüyle, evet Semih topun daha fazla bizde kalmasını sağlayabilirdi.Bunu da ilk yarı çok iyi yaptı.İlk yarı pas yapabildiğimiz bölümlerde sırtı dönük aldığı topları harika kullandı Semih, sayesinde Gökhan Gönül birkaç kez hücuma katıldı.Fakat Terim 4-3-3'e dönerek, orta sahada Ayhan'ın etkisiyle kazanılabilecek toplarda kenarlardan tehdit oluşturmayı düşündü.Üzücü dedim, ben suçlayamıyorum.Keşke diyorum.
Dili çok kötü kullanmışım sabah, ne yazdığımı ben bile anlamadım şimdi. Bir daha yazayım.
Bence de Ayhan-Semih değişikliği hatalıydı. Alper Öcal, Semih'in çıkmaması gerektiğinden bahsetmiş; benceyse evet Semih çok önemli bir oyuncu fakat asıl hata 4-4-2 dizilimden dönmek idi. Evet illa ki bir forvet çıkacaksa da Nihat çıkmalıydı, ama dediğim gibi beni asıl ilgilendiren çift forvetten dönüş oldu. Eğer amaç daha dirençli bir yapı oluşturmaksa Ayhan Arda yerine girebilirdi. Ve 4-5-1 ancak 70'den sonra denenmeliydi. Noat, dediğin gibi bu değişikliğin golle hiçbir alakası yok. Ama bu gol olmasa bile, bu kadar erken geriye yaslanmak, eninde sonunda golü getirecekti. İspanya'yı önde rahatsız ettiğimiz zaman, zaman kazanıyorduk ve ayrıca daha da önemlisi oyun ribaundu al-hücum et şeklinde geçmiyordu. Maç öncesi tahminim oyuncu değişikliklerinin Sabri-Ayhan-Sercan olacağı yönündeydi, Arda-Nihat ve Belki Emre yerine. Herkes ikinci yarıda orta saha direncinin düştüğünü söylüyor, benim gördüğüm sadece Arda'nın tarafının aksadığı, asıl basiretsizliğin ön alanda olduğuydu. Ayhan'ı alıp ortayı 3lemek ne işine yarayacak ki? Emre iyi değildi ama ortayı zaten iyi idare etmişsin, orası fazla sırıtmıyor. Ama ileri top götüremiyosun, ileride top tutamıyosun. Benim düşüncem 55'te Arda-Ayhan, 65'lerde de maçın gidişatına göre Sercan (olsaydı)/Sabri-Nihat değişikliği olması gerektiği yönünde.
Neyse, zaten aynı şeyden bahsediyoruz, sen Ayhan'ın girmesi gerektiğinden bahsetmişsin, ben de Ayhan girebilirdi ama 2 forvetten dönülmemeliydi diyorum, Alper de Semih çıkmamalıydı diyor, sonuçta çok uzak değil bunlar.
Yorum Gönder