Beşiktaş 1-2 Fenerbahçe

Mustafa Denizli'nin Beşiktaş'ı herhangi bir maçı kadrolar açıklandığında kazanır ya da kaybeder.Ya da şöyle söyleyelim; birkaç seçim galibiyet yüzdesini artırırken, bir seçim de mağlubiyet yüzdesini yükseltir.Bu maç kadrolar açıklandığında şıklardan ikincisi geçerliydi.Maça 15 dakika kala yerimi alabilmişim, boynumu iki yana da çeviremeyecek durumdayım ki hala da öyle ve kadroyu öğrenince beynime fazladan bir ok saplanmış.Yine aynısı olmuş, yine çalışan takım iç edilmiş, sonra yine hoca 2. yarı kendini yalanlamış.Bunlar olurken yalnızca geçmişe bakıyoruz.Tekrar tekrar yazacak durumda değilim şu an, zaten vakit kaybı, ama ortada bir sabotaj var.Beşiktaş'ın yediği 2 gole de bakınız, ne kadar arıza varsa tamamı orada.Tello üç kuruş top oynamadı, Delgado dolandı-gezdi, Bobo zaten sol kenarda ne kadar iyi olabilir, dersiniz.Ama bunların genelde bir sebebi vardır.Hepsi aynı gün alıyorsa mutlaka bir sebebi vardır.Orta sahasız Beşiktaş, rakibinin nicel üstünlüğüne mağlup oldu.Fenerbahçe de eksik kadrosuna rağmen karşısında istediği gibi bir rakip bulunca hedef maç motivasyonunun da etkisiyle bu sezonun en iyi oyununu oynadı.Dakika 60'tı ve Fabian Ernst galiba sahada ölmek üzereydi.Polyanna olsa isyan eder, bütün maç 90 metre koşmak zorunda olan bir adam yine iyi dayandı.Penaltı da yaptırıyordu ki onu da hakem atladı.Takım bir tane atak tazeleyemedi, hiçbir dönen top Beşiktaş'ta kalmadı.Aragnones standardını oynatarak maçın taktik galibi olmuş, Mustafa Denizli ise daha önce denediğini yine denemiş ve yine mağlup olmuş.Fenerbahçe standardıyla kazandı.Beşiktaş yine ligin tepesindeki bir takımı mağlup edememiş; bu maçta yine Sivok orta sahaya çekilmiş, Fenerbahçe yine aşırtma gol atmış, yine maçın ilk yarısında Zan-Toraman savunma tandemi rezil kademe anlayışlarıyla yine rakibin forvetini rehabilite etmişler.Çınarlı yolda yürürken tüm bunların bileşimi taraftarın aklında, kulak misafiri olduklarınız bile yetiyor.İnsan pek çok değişik şekilde öğrenebilir.Lisede eğitim formasyonu aldım, oradan biliyorum.''Her seferinde aynısını deneyip her seferinde kaybederek hala öğrenmemeyi öğrenmek'' diye bir öğretiyi de bir süredir Mustafa Denizli'den öğreniyorum.Şimdi baktım, yine buyurmuşlar ki futbol elektrik işi.Sürekli devreleri yanlış bağlayan, çarpıldıktan sonra yine yanlış bağlayan, sonra bir daha... şeklinde bir hayat sürmüş olan, bu rağmen halen hayatta kalabilen bir elektrikçi yok maalesef.Yine bir fırsat geldi ve Beşiktaş yine bir fırsatı pas geçti.Ben bir kez daha fırsat geleceğini düşünmüyorum, çünkü o takım bu takım değil.

Noat Samisa

04.05.09

17 Fikir, Tenkit, Yorum:

Smyrna dedi ki...

" Ben bir kez daha fırsat geleceğini düşünmüyorum, çünkü o takım bu takım değil. "

yapma be abi :(

ynwa dedi ki...

zan'ın bireysel hatasıyla kaybedilen kaçıncı derbi bu ? ayıptır günahtır. daha kaç maç daha yakmasını beklicez takımı birşeyleri değiştirmek için, yeter artık! noat artık buna değinmeni istiyorum. bu adam oynadıgı butun fener maçlarında takımı dogrudan yakan adamdır. tamam takım bugun hiçbişey oynamadı ama bu her defasında savunmada sıçmasının ve direkt sonuca etki etmesinin mazereti değil. butun sene sivok stoper oynuyor. stoper oynamadığı 3 derbide de defansın hataları ve neticeler ortada. eğer bu takım bu geridörtlüye operasyon yapmadıgı sürece daha çok büyük maç kaybederiz. hesap ortada.

MOURINHO dedi ki...

4-3-3 denemeleri,Cisse-Ernst ıkılısını oynatıp orta alanda bir eli güçlü olmak varken butun alanı sadece Ernst'ten sorumlu tutmak,Sahada sadece gölgesi olan bir Delgado'da ısrar etmek ve kaçan 3.liderlik şansı.

Denizli'nın buna benzer kumarı Inonu'de ki Trabzon macında da oynamıstı.Sonradan hatasının farkına vardı ve beraberlıgı aldı ama bugun tutmadı...

Ceren dedi ki...

Sabah kalktığımda çok neşeliydim bir çocuğun haftasonu sevinci gibi. Saatler ilerledi Sivas maçı başladı ona kitlendim derken sivas gol attı ve o sabahki neşem yarının pazartesi olduğunu hatırlayan pazar günü çocuğunun iç sızıntısına dönüştü. Derken dakikalar geçti ve sivas gol yedikçe sabahki haftasonu çocuğu neşem kılıf değiştirdi ve sadece bayram sabahları beni çocukken saran o heyecan ve çoşkuya dönüştü.

İnönü'nün yolunu tutarken kulaklığım takılı hayattan kopmuş vaziyetteyim. Kulağıma dalgalar halinde gelen "şampiyon olacağız Beşiktaşım bu sene" şarkısı. Yola çıkmadan önce galibiyete emin ben, "şampiyon olmazsak bu sene" sözleriyle hafif bir korkuya dönüştü ama yinede galibiyetten başka birşey düşünmeyen benim içimdeki sevinci alıp götüremiyor.

Evet bende kadrolar açıklandığında cisse ve ernst isimlerini duymak istedim ama isimler bir bir gittikçe cisse ismide kulaklara gelemyince aklıma bu kadronun Bursaspor maçındaki ilk yarısı takıldı.Ve maç başladı...

Taraftar derbi olması ve liderliğin gelmesiyle aldığı gazı ilk dakikalar içinde sahaya kelam ve nefes olarak yansıttı. Karşında bir Fenerbahçe takımı. Ligden kopmuş bu maçta bişeyler yapsamda bu maçtan bir sıyrılsam diyor ciyak ciyak. Sen nabıyorsun? Maça anlamsız bir rölanti halinde başlıyorsun. Ya hepimiz biliriz taraftarın en ateşli olduğu anlar maç başları ve gol sonralarıdır. Ee o zaman taraftarı arkana alıp oyunu rakip sahaya yıksan, karşındaki "Ben burdayım, evimdeyim, güçlüyüm , bu maçı alacam" desen hangi rakip olursa olsun "ya ben nereye düştüm" demez mi(?) Top yekün saldırın demiyorum sadece bu maçın ilk dakikalarından ben sen yeni yenecem, doksan dakika rahat bırakmıcam mesajı versin istiyorum. Ama yok... Gözümüzün önünde rakip pas yapmaya başladıkça, o pamuk ipliği gibi olan oyuna inançları giderek prangalaşmaya başlıyor rakibin. Ben rakipte bu direncin gelişimini her an giderek dahada hissediyorum. Zaten stresli olacağını düşündüğüm oyuncularımızda bu hastalık giderek sahaya adım adım yayılarak kanserleşiyor. En basit pasları yapamayan oyuncuları görünce içim acıyor. Onları tutup sarmak o yılların stresini kucaklayarak almak geçiyor içimden. Holosko' nun her topu tutamayışında, Delgado'nun her basit top kaybında kızamıyorum açıkçası. Hüzünleniyorum. Sağımdan solumdan küfürler yükseliyor sahaya bireysel olarak. Dahada üzülüyorum. O an şunu düşünüyorum, esasında sahada bir stres modası yok çünkübu modayı başlatan taraftar maalesef. Biz stresimizi shaay verdikçe onlar dahada kamburlaşıyor yüklerinin altında. Esasında bunun altında birazda güvensizlik var bence. "Ya yine mi bu çocuklar yenilcek yine mi yine mi? soruları" O bizim evladımız gibi biz onlara ne verirsek onlarda onu alıyorlar. Güven verirsen başkalaşıyor, negatif enerjiyi verirsen başedilemez bir başkalaşma yaşıyor. O an gol ve goller geliyor arada bir gol atıyoruz ümitleniyoruz, dahada ileri gidemiyoruz maalesef.

Evet kalbim kırıldı şu an hemde çok hayal kırıklığımı gözyaşlarım bile anlatamaz. Şampiyon olup olamamayı cidden geçtim zaten biz ne kadar çok şampiyonluk gördük. İçimdeki sevgiyi başarılara bağlayamam hiç bir taraftarımız bağlayamaz. Bana "Beşiktaş" dendiğinde, ilk olarak başarı, güç ve iktidar kelimelerini hatırlatmıyorki bu isim. Çok çok farklı kelimeler geliyor aklıma ama onlar gelmiyor, sevgimi bu sığ ve bencil kişilikli kelimelerin çıkmazlarına bağlayamam.

Yine Beşiktaş sonunu getiremedi denebilir. Oyuncular yine kaldıramadı bu yükü denebilir. Bunları kesinlikle kabul etmiyorum. Hiç bir oyuncunun doğuştan winner olduğuna inanmıyorum, bunun zamanla ve tecrübeyle kazanabilecek birşey olduğunu düşünüyorum. Biz taraftar olarak onları winner yapmalıydık. Onları buna inandırmalıydık, hata yapsada yere düşsede tutup elinden kaldırmalıydık. Ama her denememizde, bu çocukların takılıp düştüğü o çukura yaklaştığımızda biz kafamızda zaten acaba takılcakmı? sorusunu aklımıza getiriyoruz. Getirmekle kalmıyoruz, bu sruların verdiği güvensizliği o çukura gelene kadar ona hissettiriyoruz. Ve çukur geliyor çocuk yine düşüyor. Buraya kadar getirdik sende hep burda takılıp düşüyon daha ne yapayım? sorusunu çocuğa daha düşme halindeyken hissettiriyoruz. İşte o çocuk belkide sendeleyip düzelceğine yerin dibine doğru demir atıyor. Sonuç yine hüsran faso fiso..

Biliyorum çok zor ve uzun anlattım ama şu an daha başka nasıl anlatırımda bilmiyorum. Bugün biz en baştan tribün olarak yenildik. Aşırı alkol almış bünyeler, her hatasında topçuya uyarlanmış ilginç küfürler. 20. dakikadan sonra gol ve devre başı haricinde saman alevi gibi yanıp sönen tezahuratlar taraftarın zaten stresine yenik düştüğünü gösterdi.
Ve kale düştü...

Kimse bana lütfen bunlar milyonluk eşekler ne stresimiş dünyanın en güzel taraftarını arkasına almışlar falan demesin. Maalesef onlarda hepimiz gibi insan bu gerçeği kabul edelim. Onlarda herşeyin farkında hangi hareketin ne anlama geldiğini çok çok iyi biliyorlar. Bu stadın nefes alış şeklinden psikolojisini çözen kişiler onlar. Artı olarak buraları ya oynamamış ya da oynayıp başarısız olmuş kişiler...

Daha çok şeyler yazılır bu gece üzerine ama uzatmak ve sıkmak istemem kimseyi.

SİYAH ULAN! dedi ki...

buradan tüm beşiktaşlılara sesleniyorum; artık bir imza kampanyası mı başlatırız, kulüp binasını mı basarız anlaması için ama şu denizli artık lütfen maçlara ortasahasız çıkma takıntısından vazgeçsin! ya bir insan, hele ki böyle tecrübeli ve başarılı bir t.direktör niye böyle saçma sapan bir inat uğruna şampiyonluğu göz göre geri çevirir? bursa maçından sonra 2. kez büyük bir avantajı değerlendiremedik ve maalesef bunun 3. kez tekrarlanacağını sanmıyorum sivas kalan 4 haftada tepetaklak gitmezse. derbi maçlarını geçtim (en son hangi derbiyi kazandığımızı unuttum) ilk 6daki hiçbir takımı içeride dışarıda yenemiyorsan şampiyonluktan da bahsetmeyeceksin kardeşim. başta denizli olmak üzere sahada varını yoğunu (!) ortaya koyan tüm futbolcu kardeşlerimi tebrik ediyorum..

bjkmad dedi ki...

daha önce de denizli bu takımı çok sabote etti.
dünkü yaptığı da öldürücü darbeydi.
demirören ve ekibi beşiktaş'ı bitirme görevlerini layıkıyla yerine getirdiler.denizli de bunun son perdesiydi,o da görevini başarıyla yapıyor.yoksa o da herkes gibi biliyor ve görüyor ki;sivok'un stoper, cisse-ernst ortasahasıyla bu takımın karşısında durabilen olmadı.bunun adı ihanetttir,sabotajdır.başka açıkmalaması yok.
maçtan saatler önce semt bayram günüydü.özellikle antep'in 2. golünden sonra tam şenlik havası vardı.belki staddaki insan kadar dışarda kalan var.herkes kenetlenmiş.ama maç başladı,işkence de başladı.
3 senedir aynı golü yiyoruz.yuh be kardeşim.baş aktör gene zan.ilk yarı ulan şu çocuğun emeklerine yazık oluyor diyebileceğim bir tane adamımız yok.sol bek nerde,sağ bek nerde,kim forvet,kim ortasaha belli değil.beyzadelerimiz de dolaşıyor ortalıkta.ama ana faktör gene kırılgan orta saha bence.
sinir krizleri geçirdim,.sinirden hüngür hüngür ağlayan adamlar gördüm yanımda.
ne hakkınız var kardeşim insanları bu hale getirmeye.fitil fitil çıkar inş bi yerlerinizden.

Ismail Arslan dedi ki...

Gokhan Zan; once Alex'e kafa vurdurdu sonra ofsaytı bozup kezman ın asırtmalık gol attırdı simdi de ayagının altından kacırıyor donem donem bjk performansları ile milli takım forması ile de performanslarını goruyoruz açıkcası Gokhan Zan'ın besiktas lı oldugundan supheliyim. Duyguları macın onune geciyormus gibi cunku bu kadar hata da olmaz.

Delgado bence bu takımda miladını doldurdu. Bugune kadar takımı tek basına kazandırdıgı mac sayısı bir elin parmaklarını gecmez. Ama gel gor ki takımda ki oyuncular arasında en cok masraf yapılan oyuncu. (bonservis + ucret)

Ibrahim Toraman keske bize imza atmadan Shaktar'a imza atsaydın cunku orada belki de futbolunu daha fazla geliştirirdin. Ama besiktas'a geldiğinde ne ise hala aynı oyununu bir gram geliştiremedi gorusundeyim.

Bu takıma Sivok ile Zapo transer edilmesinin nedeni Toraman ve Gokhan'ın hatalarından artık kurtulmak icin degil mi ?

Son olarak dun ki macı canlı izlediğimde farkettim bu takım cisse yi cok arayacaktır. Pek tuttugum bir oyuncu degildi dun ki maca kadar cunku pek dikkat etmiyordum ama yer tutusu basit oynaması vs.. yumusak kalsada neden CL finaline yukselmiş bir takımda 11 cıktıgının gostergesi bunlar olsa gerek. Oturmus bir sistemde yapması gerekenleri yapıyor.

La Valse Des Monstres dedi ki...

Dün geceden beri göğsümün ta orta yerindeki sızının sebebidir Mustafa Denizli.. Orta sahada sadece 1 tane adam, maç boyu 60-70 metre koşuyor durmaksızın.. Gerisi bam-güm...

2 sene önce Kezman, şimdi de Guiza.. Aynı yer, aynı pozisyon, aynı gol.. Fenerbahçe'deki istenmeyen adamlara verilen 1 senelik kredi.. Gene kaçan bir şampiyonluk..

EnisteKolaKoy dedi ki...

Bence daha fırsat gelecek, yeter ki biz artık değerlendirmesini bilelim. Belediye enteresan bir takım, deplasmanda sürprizler yapabiliyor. Bu hafta beraberlik alması sürpriz olmaz Sivas'ın.

Pamukk dedi ki...

ibbnin kalecileri sezonu kapattı sanırsam. bu saatten sonra elimize fırsat filan da geçmez hatta svs kazanır biz kaybederiz.. hatta artık ilk 2ye girebileceğimizi bile sanmıyorum. kaybetmiş sivasın arkasından maç oynayıp rezil oynuosan yada rezil kadro her neyse, eline gelen fırsatı değerlendiremiyorsan 3.kez artık bu saatten sonra hiç mümkün değil. çok üzgünüm, kızgınım, Mustafa Denizliye kızgınım, Mustafa Denizlicilere kızgınım, kırgınım vs vs. küstüm ben takımıma bu kadar acıdan sonra..Kupayı alırlar ve 4de 4 yaparlarsa affederim.yorulduk 3 senedir aynı şeyler aynı şeyler..

guner dedi ki...

bu arada aklıma gelmişken,kaybedilecek bir şey de yok, fenerin dedeyle bi sene daha götürmesi hayırlarına olur, ondan sonra ne olacak ne bitecek o zaman kararlaştırılmalı. hatta daha da ileri gideyim; bir orta saha, bir kenar adamı bir de savunma elemanı takviyesiyle fener şampiyonluğa da raht oynar. şu 1-2 sene, kadrosunun eli yüzü biraz düzgün, stabil bir ortamın oluştuğu takım şampiyonluk için kafadan aday. ama tabi, kaybedilecek bir şey yoksa... seneye ilk europa cup şampiyonluğu parolasıyla da girilebilir elbet.

ha bi de denizli, biliyoruz, büyük teknik adamsın.

Kalten dedi ki...

Enseler aydınlık olsun --Sivas daha çok puan kaybedecek ve buna rağmen Beşiktaş'ın 4'te 4 yapacağına inanıyorum.

Ayrıca üsttekinden daha da çok inandığım bir nokta var ise o da şu: Beşiktaş'ın Pazar akşamı yaşadığı stresin kat be kat büyüğünü Fenerbahçe kupa finalinde yaşayacak ve biz kazanacağız.

Alex'in geçenlerde spor gazetelerinden birinde tutarken fotoğraflandığı "Fenerbahçe'nin en son aldığı Türkiye kupası" Hitit kalıntıları gibiydi, kim olsa stres yaşar.

Pamukk dedi ki...

keşke ben de bu kadar Polyanna olabilsem :(
öyle bi alıştırdılar ki artık karamsarlık içimize işlemiş

T. Egemen Gul dedi ki...

Sivok orta sahanın adamı da sanki Zapo gözden çıkarılmaya çalışılıyormuş gibi hissediyorum. Halbuki Toraman ve Zapo'dur Beşiktaş'ın savunması. Arayışa ne gerek.?

Adsız dedi ki...

zan-toraman tandemi değil noat, zapo-zan tandemiydi ligin ilk yarısındaki rezil kademe hatalarına sebebiyet veren.
zan sakatlandı, toraman'ı gördük, ne kadar üst düzey bir stoper olduğunu gösterdi.
ama zan ne zamam döndü, toraman'da da formsuzluk başladı. zaten toraman'ın tek şanssızlığı zan gibi bir bombayla oynaması.
çocuğun da önünü kapattı bu zan denen herif. oysa toraman bugün tüm avrupa takımlarında oynar.

o yüzden şampiyonluk için sonuna kadar;

forza toraman-sivok
forza enrst-cisse

Noat SamisA dedi ki...

Adsız, ligin ilk yarısı değil maçın ilk yarısı demişim yazıda.Tigana'lı sezona atfen.Dediğin doğru, Zapo-Zan çıktı Şükrü Saraçoğlu'na.

Kalten dedi ki...

Bir önceki post'umu totem yapmıştım, her maç sonrası girip girip tekrar okuyordum burada, işe yaradı!

Şükür ki ne şükür --iki kupa da bizim!!!

Arşiv

Hayatım Futbol

Arama

Yükleniyor...

Jean Tigana