Keulraesik
2003 yılı ve Güney Kore Sineması... bu başlıkla kitap bile yazılabilir. Biz de daha evvelki yazılarda defalarca bu bahsi açtık. Artık nasıl bir ortam oluştuysa, ülkenin sinema emekçileri sanki kafa kafaya verip bir ortak fikir üretmişçesine temel sinema filmi konseptlerinde en az 1'er tane Hollywood ve Avrupa muadilleriyle kafa kafaya yarışan, hatta onları aşan yapımlar üretmişler. Chan-wook Park'ın Oldboy'unun peşine takılmışlar; hepsi kendi çapında birer lokomotif olmuşlar. Yol açmışlar, katalizör olmuşlar.
Çarşamba günü UEFA Kupası finalinin devre arasında cnbc-e'de Ki-duk Kim'in son filmi Bi-mong/Dream/Rüya'yı gördüm, dedim bir Asya Sineması derlemesi daha yapayım. En son Kore Sineması yazalı da 3 ay olmuş, bu kez sırayı ona vereyim istedim.
Yine bir 2003 yılı filmi, janrımız romantizm. Arşivimdeki yaklaşık 500 Uzakdoğu menşeyli filmi ayırırken 3 ana başlıkta topluyorum: İlki ağırlığını Çin yapımlarının oluşturduğu tarihi savaş, dövüş sanatları, mafya, suç odaklı çoğunluğu aksiyon temalı filmler. İkinci kategori, romantizmin ağır bastığı, içerisinde Cat III filmlerinin de yer aldığı dram janrına sahip filmler. (Bunlar çoğunluğu oluşturmaktadır.) Bu kategori içinde tıpkı ilk kategori gibi pek çok alt başlık vardır ve bunlar aslında Asya Sineması'nın yakın çekim fotografı sayılır: Saf aşk dramaları, şehir aşkı öyküleri (Soya soslu Issız Adam'lar), ağlamazsan darılırım temalı vasat filmler, garip ilişkili aşklar (öğretmen-öğrenci, kız kardeş-erkek kardeş, anne-oğul, baba-komşu baba, bahçıvan-uşak vs.), ben güzel film yaptım; ağlayıp-ağlamamak sana kalmış filmleri, melodramlar ve romantik-komediler. Üçüncü kategori ise hayranı olunan yönetmenlerin külliyatları. Başlıkta adını yazdığımız film olan Keulraesik, esasen üçüncü kategoriye girse de ikinci kategoriden romantik-komedi janrını da üzerine çeker. Yönetmen Jae-yong Kwak, Kore Sineması'nın Kurosawa'sı sayılan Kwon-taek Im'in peşinde geçen kamera arkası günlerden sonra 2001 yılında yazıp yönettiği Yeopgijeogin Geunyeo (My Sassy Girl) ile ofsaytta geçen günlerin ardından golü atmıştı. Hayranlarının dünyaya yayıldığı, Güney Kore'nin yeryüzünde en çok bilinen 2. filmi sıfatlı Yeopgijeogin Geunyeo'dan 2 yıl sonra bu kez sahneye Keulraesik çıktı. Yani İngilizce adıyla The Classic. Adından anlaşılan şey doğru, riya yok; bildiğiniz, defalarca izlediğiniz şekilde şekillenen klasik bir aşk hikayesi işte. Şimdi burada filmin sonunu söylesem spoiler hükmüne geçmez, bilseniz de -ki filmin yarım saati geçtiğinde pekala tahmin edilebilir- alacağınız zevk, vereceği tat pek değişmez. Nelerin farkı, nelerin ''klasik'' olmadığını ancak izleyip görebilirsiniz. Açılışında Johann Pachalbel'den Canon in D çalmazsa da olmaz; hatta bir de eskilerden bir meşhur parça daha olmalı. Hem de 60'lardan: Do Wah Diddy Diddy. Bunlar Jae-yong Kwak'ın melodram anlayışının olmazsa olmazları. My Sassy Girl'de Gianna Jun'u yıldız yapmıştı, bu kez sıra bir başkasındaydı: Ye-jin Son
Filmin değerine değer katan şahsiyet, o zamanlar henüz 20 yaşında olan Ye-jin Son. Geçen yıla kadar benim için tanrıça hükmündeydi, son oynadığı 2 film ile gözümdeki değerini yerle bir etti. Son filminde Koreli'ler futbol filmi yapmak istemişler, Ye-jin Son Barcelona taraftarı olmuş. Esas oğlan da Real tarafında. Hem rekabeti anlatmayı becerememişler, hem de Ye-jin son'un oyunculuğu yerlerde. Bu üstün şahsiyeti ısrarla melodramlar dışına çıkarmak isteyen yapımcı ve yönetmenleri kınıyorum. Keulraesik'te filmin 2 saatlik süresince 15 kez ağlayan bir karekterden bahsediyoruz. Bir yıl sonra A Moment to Remember'da kendi 10 kez ağlayan, dağ gibi adam Woo-sung Jung'u da 5 kez ağlatan, seyirciye de 1 paket selpak harcatan; bu haliyle sinema sahnesine çıkmış, tanrıça mertebesine yükselmiş bir bayanı sen gidip de yan kesici çetesinin başına koyarsan iç piyasada iş yaparsın da beni, bizi üzersin. Yazıktır. Keulraesik'te iç içe geçmiş iki hikaye var, ikisinde de Ye-jin Son başrolde. Sonu başından kestirilebilen hikayemiz önce güldürüyor, okul günlerinde bir gezinti yaptırıyor. (Klişe mi istiyorsunuz? Hemen hemen hepsinden var, zaten filmin adı Klasik.) Başlarda önemli görülenlerin sonradan önemsizleşmesiyle hikayedeki ilişkiler karmaşıklaşıyor ve sonu drama doğru kayıyor. (Bildiğin Türk filmi bu? Evet, öyle. Hatta Kore usulü Sezercik bile var, bir dahaki sefere o filmden de bahsederiz. ''Payam olsun şekey alıcam'' bile diyor.) Ama farklı bir şeyler var. Daha önce görmediğin, ilk başta anlamlandıramayacağın pek çok şey var. Bu farklardır zaten ayrılığı, farkları oluşturan; bazı filmler neden daha x'tir sorusunu cevaplayan. Başta Güney Kore olmak üzere Asya'da (Japonya halen kendi yolunu takip etmekte, hatta daha batıya kaymakta) 2000'lerin başlarında Cat III filmleri kadar bu tip melodramların da iş yapabildiğinin görülmesiyle sonraki yıllarda bu hikaye akışının da içine edenler oldu. Ağlatana kadar kasanlar, başına öylesine iki komik öge ekleyip filmin sonunda esas kızın kanser olmasıyla izleyiciyi de kanser etmeye çalışanlar oldu. Dram ögesi Asya'da romantizm temelli sinema filmlerinin imzasıdır da abartısı çekilmez olur. Kararındaysa bir daha bayağı melodramları izleyemez olursun. Bu kez kararında, zaten The Classic türünün en güzel örneklerinden biri olmasa buraya taşımazdık. Biri bu filmlerin meraklısıysa ya animecidir, ya zamanında Bruce Lee'nin peşinden gitmiştir, ya x bir yönetmene hasta olmuştur ya da melodramlar ile kurduğu bağ iyidir. Bu yazı ile son kısma vurgu yapıyoruz, yanımıza bu yolla yandaş eklemeye çalışıyoruz.
Ben bir tek Oldboy'u izledim ya da Tsubasa, Slam Dunk vs. spor animelerini aşıp Cowboy Bebop kovalıyorum diyen varsa geçmişte yazdıklarımıza ek olarak bizden bir çıkış noktası daha. Bundan sonrası artık meraklısınadır. İyi melodram arayanlara; ailesiyle, sevgilisiyle, eşiyle izlemek için film arayanlara tavsiyedir. Filmin soundtrack albümünden iki parça saydık, en değerlisini sona bıraktık. Daha önce de blogda yayınlamıştık, albümün 7 numaralı parçası: Me To You, You To Me. Filmi izleyeli ne kadar oldu hatırlamıyorum ama bu parçayı ne zaman playlistte yakalarsam mutlu oluyorum. Şuursuzca tekrar tekrar dinlediğim günler de oldu ama zerre bıkma emaresi görünmedi. Bundan sonra da olacağını sanmıyorum. Harika sözlere sahip, başında bir gitar solosu bulunan enfes bir düet.
Hazır postun konusu Uzakdoğu Sineması iken iki anektod daha verelim. Karşılaştırmalı posterlerde üzerinde Kore alfabesiyle yazılar olanı 2002 yapımı Yeonae Soseol isimli filmin afişi. Başrolde yine Ye-jin Son var. Esas oğlan ise on parmağında on marifet adam Tae Hyun-cha. Diğeri ise Sinan Çetin'in çekimi yıllar süren filmi Romantik'in afişi. 2007'de vizyona girmiş olmalı. Afişlerin benzerliği tesadüf müdür? Bilmem.
Son not ise oldukça ilgi çekici olsa gerek. 2005 Güney Kore yapımı Mr. Socrates filminin soundtrack albümünde Tarkan Tevetoğlu ismi var. Filmin sonunda tamamı Han-gıl ile yazan cast'te bir tek Tarkan Tevetoğlu - Ölürüm Sana kısmı Latin alfabesiyle. Tesadüfi bir durum yok, para verip şarkının kullanım hakkını almışlar. Bir üst paragraftaki film Ye-jin son ve üç yıl evvel intihar eden Eun-ju Lee için izlenir; Mr. Socrates de finali için. Böylelikle postta adını geçirdiğimiz film sayısı 5'i buldu. Herkese iyi seyirler.
Noat Samisa
22.05.09
Çarşamba günü UEFA Kupası finalinin devre arasında cnbc-e'de Ki-duk Kim'in son filmi Bi-mong/Dream/Rüya'yı gördüm, dedim bir Asya Sineması derlemesi daha yapayım. En son Kore Sineması yazalı da 3 ay olmuş, bu kez sırayı ona vereyim istedim.Yine bir 2003 yılı filmi, janrımız romantizm. Arşivimdeki yaklaşık 500 Uzakdoğu menşeyli filmi ayırırken 3 ana başlıkta topluyorum: İlki ağırlığını Çin yapımlarının oluşturduğu tarihi savaş, dövüş sanatları, mafya, suç odaklı çoğunluğu aksiyon temalı filmler. İkinci kategori, romantizmin ağır bastığı, içerisinde Cat III filmlerinin de yer aldığı dram janrına sahip filmler. (Bunlar çoğunluğu oluşturmaktadır.) Bu kategori içinde tıpkı ilk kategori gibi pek çok alt başlık vardır ve bunlar aslında Asya Sineması'nın yakın çekim fotografı sayılır: Saf aşk dramaları, şehir aşkı öyküleri (Soya soslu Issız Adam'lar), ağlamazsan darılırım temalı vasat filmler, garip ilişkili aşklar (öğretmen-öğrenci, kız kardeş-erkek kardeş, anne-oğul, baba-komşu baba, bahçıvan-uşak vs.), ben güzel film yaptım; ağlayıp-ağlamamak sana kalmış filmleri, melodramlar ve romantik-komediler. Üçüncü kategori ise hayranı olunan yönetmenlerin külliyatları. Başlıkta adını yazdığımız film olan Keulraesik, esasen üçüncü kategoriye girse de ikinci kategoriden romantik-komedi janrını da üzerine çeker. Yönetmen Jae-yong Kwak, Kore Sineması'nın Kurosawa'sı sayılan Kwon-taek Im'in peşinde geçen kamera arkası günlerden sonra 2001 yılında yazıp yönettiği Yeopgijeogin Geunyeo (My Sassy Girl) ile ofsaytta geçen günlerin ardından golü atmıştı. Hayranlarının dünyaya yayıldığı, Güney Kore'nin yeryüzünde en çok bilinen 2. filmi sıfatlı Yeopgijeogin Geunyeo'dan 2 yıl sonra bu kez sahneye Keulraesik çıktı. Yani İngilizce adıyla The Classic. Adından anlaşılan şey doğru, riya yok; bildiğiniz, defalarca izlediğiniz şekilde şekillenen klasik bir aşk hikayesi işte. Şimdi burada filmin sonunu söylesem spoiler hükmüne geçmez, bilseniz de -ki filmin yarım saati geçtiğinde pekala tahmin edilebilir- alacağınız zevk, vereceği tat pek değişmez. Nelerin farkı, nelerin ''klasik'' olmadığını ancak izleyip görebilirsiniz. Açılışında Johann Pachalbel'den Canon in D çalmazsa da olmaz; hatta bir de eskilerden bir meşhur parça daha olmalı. Hem de 60'lardan: Do Wah Diddy Diddy. Bunlar Jae-yong Kwak'ın melodram anlayışının olmazsa olmazları. My Sassy Girl'de Gianna Jun'u yıldız yapmıştı, bu kez sıra bir başkasındaydı: Ye-jin Son
Filmin değerine değer katan şahsiyet, o zamanlar henüz 20 yaşında olan Ye-jin Son. Geçen yıla kadar benim için tanrıça hükmündeydi, son oynadığı 2 film ile gözümdeki değerini yerle bir etti. Son filminde Koreli'ler futbol filmi yapmak istemişler, Ye-jin Son Barcelona taraftarı olmuş. Esas oğlan da Real tarafında. Hem rekabeti anlatmayı becerememişler, hem de Ye-jin son'un oyunculuğu yerlerde. Bu üstün şahsiyeti ısrarla melodramlar dışına çıkarmak isteyen yapımcı ve yönetmenleri kınıyorum. Keulraesik'te filmin 2 saatlik süresince 15 kez ağlayan bir karekterden bahsediyoruz. Bir yıl sonra A Moment to Remember'da kendi 10 kez ağlayan, dağ gibi adam Woo-sung Jung'u da 5 kez ağlatan, seyirciye de 1 paket selpak harcatan; bu haliyle sinema sahnesine çıkmış, tanrıça mertebesine yükselmiş bir bayanı sen gidip de yan kesici çetesinin başına koyarsan iç piyasada iş yaparsın da beni, bizi üzersin. Yazıktır. Keulraesik'te iç içe geçmiş iki hikaye var, ikisinde de Ye-jin Son başrolde. Sonu başından kestirilebilen hikayemiz önce güldürüyor, okul günlerinde bir gezinti yaptırıyor. (Klişe mi istiyorsunuz? Hemen hemen hepsinden var, zaten filmin adı Klasik.) Başlarda önemli görülenlerin sonradan önemsizleşmesiyle hikayedeki ilişkiler karmaşıklaşıyor ve sonu drama doğru kayıyor. (Bildiğin Türk filmi bu? Evet, öyle. Hatta Kore usulü Sezercik bile var, bir dahaki sefere o filmden de bahsederiz. ''Payam olsun şekey alıcam'' bile diyor.) Ama farklı bir şeyler var. Daha önce görmediğin, ilk başta anlamlandıramayacağın pek çok şey var. Bu farklardır zaten ayrılığı, farkları oluşturan; bazı filmler neden daha x'tir sorusunu cevaplayan. Başta Güney Kore olmak üzere Asya'da (Japonya halen kendi yolunu takip etmekte, hatta daha batıya kaymakta) 2000'lerin başlarında Cat III filmleri kadar bu tip melodramların da iş yapabildiğinin görülmesiyle sonraki yıllarda bu hikaye akışının da içine edenler oldu. Ağlatana kadar kasanlar, başına öylesine iki komik öge ekleyip filmin sonunda esas kızın kanser olmasıyla izleyiciyi de kanser etmeye çalışanlar oldu. Dram ögesi Asya'da romantizm temelli sinema filmlerinin imzasıdır da abartısı çekilmez olur. Kararındaysa bir daha bayağı melodramları izleyemez olursun. Bu kez kararında, zaten The Classic türünün en güzel örneklerinden biri olmasa buraya taşımazdık. Biri bu filmlerin meraklısıysa ya animecidir, ya zamanında Bruce Lee'nin peşinden gitmiştir, ya x bir yönetmene hasta olmuştur ya da melodramlar ile kurduğu bağ iyidir. Bu yazı ile son kısma vurgu yapıyoruz, yanımıza bu yolla yandaş eklemeye çalışıyoruz.Ben bir tek Oldboy'u izledim ya da Tsubasa, Slam Dunk vs. spor animelerini aşıp Cowboy Bebop kovalıyorum diyen varsa geçmişte yazdıklarımıza ek olarak bizden bir çıkış noktası daha. Bundan sonrası artık meraklısınadır. İyi melodram arayanlara; ailesiyle, sevgilisiyle, eşiyle izlemek için film arayanlara tavsiyedir. Filmin soundtrack albümünden iki parça saydık, en değerlisini sona bıraktık. Daha önce de blogda yayınlamıştık, albümün 7 numaralı parçası: Me To You, You To Me. Filmi izleyeli ne kadar oldu hatırlamıyorum ama bu parçayı ne zaman playlistte yakalarsam mutlu oluyorum. Şuursuzca tekrar tekrar dinlediğim günler de oldu ama zerre bıkma emaresi görünmedi. Bundan sonra da olacağını sanmıyorum. Harika sözlere sahip, başında bir gitar solosu bulunan enfes bir düet.
Hazır postun konusu Uzakdoğu Sineması iken iki anektod daha verelim. Karşılaştırmalı posterlerde üzerinde Kore alfabesiyle yazılar olanı 2002 yapımı Yeonae Soseol isimli filmin afişi. Başrolde yine Ye-jin Son var. Esas oğlan ise on parmağında on marifet adam Tae Hyun-cha. Diğeri ise Sinan Çetin'in çekimi yıllar süren filmi Romantik'in afişi. 2007'de vizyona girmiş olmalı. Afişlerin benzerliği tesadüf müdür? Bilmem.Son not ise oldukça ilgi çekici olsa gerek. 2005 Güney Kore yapımı Mr. Socrates filminin soundtrack albümünde Tarkan Tevetoğlu ismi var. Filmin sonunda tamamı Han-gıl ile yazan cast'te bir tek Tarkan Tevetoğlu - Ölürüm Sana kısmı Latin alfabesiyle. Tesadüfi bir durum yok, para verip şarkının kullanım hakkını almışlar. Bir üst paragraftaki film Ye-jin son ve üç yıl evvel intihar eden Eun-ju Lee için izlenir; Mr. Socrates de finali için. Böylelikle postta adını geçirdiğimiz film sayısı 5'i buldu. Herkese iyi seyirler.
Noat Samisa
22.05.09
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Arşiv
-
►
2011
(77)
-
►
Mayıs
(8)
- CL Finali'nden Geriye Kalan 5 Şey
- Fernandes Transferi Hakkında
- #1 - Skandalın Gölgesi Üzerinde
- Andre Villas ''Şüphesiz Special'' Boas ve Gölgenin...
- Belediye'nin Geçmişteki Büyük Rantı - Türkiye Kup...
- Premier League'de Sezon Finali: Manchester United ...
- El Clasico 4'lüsünden Öğrendiğim 4 Şey
- Büyük Dinozorlar Çağı: IFABaurus!
-
►
Mayıs
(8)
-
▼
2009
(501)
-
▼
Mayıs
(35)
- Toraman Attı, Şampiyonluk Geldi
- Pamukkale'de Çay Keyfi
- FA Cup 2009 Final
- Stephen Ireland
- Barcelona'dan Madrid'e
- Şampiyon Barcelona
- Son Bilet: Burnley
- Kuzeydoğu Düşerken
- Weir - Ferguson
- Patronum Beni Baştan Yarat
- Beşiktaş 2-1 Galatasaray
- Hakem Oldum
- Pascal Gibi Forvetin Olsun
- Haydi Gülümse Owen
- Relegation Sunday #3
- Keulraesik
- Tugay'ın Vedası
- Relegation Sunday #2
- Lucescu - Srna
- Relegation Sunday #1
- Garanti NBA Skills Challenge
- Londra'ya Ameliyat Olmaya
- Carragher vs Arbeloa
- Bobo'lu Günler Güzel Günler
- İzmir - Ankara
- Mr Duracell
- Newcastle 3-1 Middlesbrough
- Ankaraspor 1-4 Beşiktaş
- Premier League 08/09 #36
- Chelsea 1-1 Barcelona
- Neredesin Bentley?
- Barton - Tugay
- Arsenal 1-3 Man Utd
- Beşiktaş 1-2 Fenerbahçe
- Premier League 08/09 #35
-
▼
Mayıs
(35)
Blog
- Aceto Balsamico
- Ali Sami Yen
- Amerika Deplasmanı
- Anadolu'dan Futbol
- Artemio Franchi
- Banlieue
- Bizim Taraf
- Borges
- Cartalete
- Ceza Sahası
- Di Massimo Talento
- Ekşi Beşiktaş
- Flying Dutchman
- Gol Atan Kaleye
- Hakiki Tosun Blog
- Hayat Sensin
- Hayat Yuvarlaktır
- Klasik Futbol
- Lambuja
- No Pain No Gain
- Papa Bouba Diop
- Papazın Çayırı
- PCLion FC
- Pennearabiata
- Rakamla 10
- Salsa Basket
- Scugnizzi
- Stalker
- Tardini Büfe
- Total Futbol
- Ultras Movement
- Uludağ Beşiktaş
- Uzun Paslar
- Şairler Parkı
Yazarlar
Columnists
Columnists
- Alan Smith
- Andy Hunter
- Barry Glendenning
- Ben Lyttleton
- Daniel Taylor
- David Hills
- David Hytner
- David James
- David Pleat
- Dominic Fifield
- Fernando Duarte
- Henry Winter
- John Ashdown
- Leander Schaerlaeckens
- Marcela Mora y Araujo
- Matt Scott
- Paul Doyle
- Paul Fletcher
- Phil McNulty
- Robbo Robson
- Sean Ingle
- Shaka Hislop
- Steve Claridge
- Tim Vickery - BBC
- Tim Vickery - SI
Dizin
- Ada Futbolu (1047)
- Beşiktaş (340)
- Dünya'nın Futbolu (263)
- Türkiye'nin Futbolu (214)
- Ulusal Futbol (180)
- Asya Sineması (16)
- Futbolun Kutsalı (13)
- Anime (6)
- Ligue 1 (4)
- Teknik Futbol (4)
- Basketbol (2)
- Formula 1 (2)
- Harry Potter (2)
- Sinema (2)
- BİY United (1)
- FD (1)
3 Fikir, Tenkit, Yorum:
Güzel bir değinme olmuş ellerine sağlık.
Vengeance üçlemesi sonrası merak saldım bu Uzak Doğu yapımlarına.Birbirinin kopyası hep iyi adam kötü adam tiplemelerinin yapıldığı Holywood dan bıktığım dönemde ilaç gibi gelmiş devamında oldukça iyi flimlerde izlemiştim ordan.Zaten çok başarılı bulunduğu için Holywood bu flimleri kopyalamaya başlamıştır.
Tekrar ellerine sağlık.
Birader şu sayısı 500ü bulan asya sinemasını bizimle paylaşmayı düşünebilir misin:))Şaka biyana ellerine sağlık.Senin sayende çok güzel filmler izledik.
Muratao, neden olmasın? :)
Dersin ki, noat birader gel sana x mekanda öğle ve akşam yemeği ısmarlıyorum, aynı zamanda o mekanda maç yayını da var ve Muratao'nun harici hard disk'i, büyükçe hddli bir laptopu var. Ben arşivimi toplar getiririm, Muratao bana -tercihen suşi, olmadı kimbap; aslında sukiyaki olsa hiç fena olmaz- iki öğün yemek ısmarlar. Bu sırada ben yemek yerken dvdler birer birer kopyalanır.
Olur yani. :) Ara ara yine yazacağız, aslında hergün bir post atsak yine yetişemyiz de içlerinden seçip seçip tavsiye ediyoruz.
Yorum Gönder