Stephen Ireland
Sezonun gümüş karması, yani çıkış yapan oyuncular ile ilgili yazı dizimize başlıyoruz. Kaç bölüm sürecek, kaç oyuncu olacak; şimdididen net bir sayı belirlemedik. Sezon bitmişken, yeni imzalar birbirini takip eder iken hem çıkış yapan oyuncuları mercek altına alalım, hem de transfer sezonuna yönelik değerlendirmelerimizi yapalım.
Başlarken bir parantez: Portsmouth'un patronu Gaydamak'ların yaklaşık 1 yıldır alıcı aradıkları kulübe yeni patron olarak Süleyman El-Fahim'i bulmuş olmaları önümüzdeki günlerde çok konuşulacak. Man City'nin sahibi, BAE Kraliyet Ailesi üyesi Şeyh Mansur'un sahibi olduğu Abu Dabi United Group üyelerinden Süleyman El-Fahim, Portsmouth kulübünün patronu olmakla birlikte aynı zamanda Man City yönetim kurulunda fahri üye statüsünde. Kağıt üzerinde Man City ile olan ilişkilerini tamamen ayıracak olsa bile bu konu üzerine sayısız polemik dönecektir. Biz de Portsmouth-Arap sermayesi ilişkisini ileriki günlerde Portsmouth'un yapacağı yeni menajer seçimine sakalayarak Man City'den devam edelim.
Stephen Ireland, Man City'nin 1986 doğumlu İrlandalı orta saha oyuncusu. İrlanda'nın en güneyinde yer alan eyalet olan County Cork'un Cobh adlı kasabasında dünyaya gelen Stephen, futbola doğduğu kasabanın takımı olan Cobh Ramblers'da başladı. Lionel Messi benzeri bir hikaye ile dizinde yaşadığı ergenlik problemi nedeniyle Manchester'a geldi. City altyapısına kabul edilişiyle birlikte futbol hayatının İngiltere'de şekilleneceği kesinleşmişti. 2005 yılında, 19 yaşında iken ilk kez A takım formasını giydi. Ona bu şansı veren isim, şimdilerin İngiltere U-21 takımı antrenörü; futbolculuğu sert, menajerliği arıza adam Stuart Pearce'tı. Aynı Pearce bir önceki sezonun son maç haftasında kaleci David James'i oyunun son bölümünde forvet oynatarak futbol tarihinin en fantastik hamlelerinden birine imza atmıştı. Yeri gelmişken 15 Mayıs 2005 günü gerçekleşen hadiseye de değinelim:
04-05 sezonu son haftası, lig 7.si Middlesbrough ile lig 8. Man City karşı karşıya. M'Boro'nun başında Steve McClaren, City'nin başında Stuart Pearce var. Son haftaya girilerken M'Boro'nun 54, City'nin 51 puanı var. Manchester City'nin averajı, üstündeki M'Boro'dan 1 fazla. Yani City bu maçı kazanırsa, önümüzdeki yıl UEFA Kupası'na katılacak. Aksi halde ligi 8. tamamlama sıfatından fazlasını alamayacak. 23. dakikada Hasselbaink ve 46'da Musampa'nın karşılıklı golleriyle maçın 88. dakikasına berabere giriliyor. O dakikada arıza adam Stuart Pearce, Amerikalı orta saha oyuncusu Cluadio Reyna'nın yerine oyuna yedek kalecisi, şimdilerin Charlton kalecisi Nicky Weaver'ı alıyor. Ortada bir kırmızı kart falan da yok. Weaver kaleye yönelirken, as kaleci David James rakip ceza sahasına koşuyor. Uzatmalar da dahil 5 dakikayı aşkın süre forvet oynuyor. Pearce'ın isteği oluyor, James'li hücum hattı uzatma anlarında bir penaltı kazanıyor. Topun başına Robbie Fowler geçiyor; ama kaleci Schwarzer penaltı şutunu kurtarıyor. Maç 1-1 sonuçlanıyor. Middlesbrough, böylelikle ligi 7. bitiriyor ve UEFA Kupası'na katılmaya hak kazanıyor. Pearce, maç sonu James'i bundna sonra da forvet olarak kullanabileceğini söylüyor. Hatırlanacağı üzere Fowler'ın kaçırdığı/Schwarzer'ın kurtardığı penaltı ile UEFA Kupası'na gitmeye hak kazanan Middlesbrough, 05-06 sezonunda UEFA Kupası'nda final oynadı.
Yeniden Ireland'a dönelim. Pearce'ın ona Man City formasını vermesinin ardından ülkesi İrlanda'nın U-21 takımından davet aldı. İlk sezonunda, henüz 19 yaşındayken City formasıyla 25 maç barajına yaklaştı. Sven-Goran Eriksson ile birlikte artık forma onundu, emektar Alman Dietmar Hamann'ın rolü artık Ireland'ındı. İrlandalı genç orta saha oyuncusu için işler iyi giderken 2007 Eylül'ünde bir garip olay başına geldi. 8 Eylül 2007 günü İrlanda ulusal takımı, Euro 2008 elemeleri için Slovakya ile Bratislava'da karşılaştı. Hafta sonu- hafta içi fikstüründe bir sonraki rakip Çek Cumhuriyeti idi. Slovakya maçı sonrası İrlanda Federasyonu'na bir telefon gelir ve Ireland'ın kız arkadaşı Stephen'ın büyükannesinin öldüğünü söyler. Hemen özel uçak ayarlanır, kamptan ayrılan Ireland ülkesine yollanır. Lakin bir gün sonra federasyon yetkilileri Ireland'ın İrlanda'daki ninesinin halen hayatta olduğunu öğrenirler. Ireland'a telefon açılır, ne ayaksın? diye sorulur. Stephen Ireland ise baştan bir halt yemiştir, devamını da getirir: Annemin annesi değil de babamın annesi olan Londra'daki ninem ölmüş, der ve telefonu kapatır. Böylelikle işler daha da boka sarmış, Ireland'ın yalanı boyunu aşmıştır. Çek Cumhuiyeti deplasmanından kaytaran Ireland'ın yaşadığı olayın esası şudur ki, Ireland'ın gençlik bunallımları yaşayan kız arkadaşı kendini yalnız hissetmiş ve Stephen'ı yanına getirmek için böyle bir yola başvurmuştur. Ireland ise henüz haber ilk geldiğinde bunun yalan olduğu öğrenmesine, kız arkadaşının derdini bilmesine rağmen bu yalana uymuştu. Üzerine bir de yalanı yalan ile kapatınca işler çığırından, ikinci yalanın da ortaya çıkmasıyla Ireland'ın foyası ortaya çıkmıştı. Eriksson, bu olay üzerine oyuncusuna ''aptal'' dedi. İrlanda Federasyonu ona yüklü cezalar vermeyi düşünürken yoğun özür bombardımanıyla ceza hafifledi. Stephen Ireland, o günden beri ulusal takım formasını giyemiyor. Ulusal takımdan dışlanan Ireland, önce Eriksson; bu yıl da Mark Hughes'ün değişmez oyuncusu oldu.
Artık esas konuya girelim. 2007 Kasım'ında Man City'nin iç sahada firesiz ilerlemeye devam ettiği Sunderland maçında attığı gol sonrası şortunu indirerek altındaki Superman donu ile golü kutlayan Ireland, yeteneklerinin yanına koyduğu renkli, spekülatif, kötü profesyonel kişiliği; pembe jantlı arabası ve dövmeleriyle birlikte bir süredir performansı sayesinde hem futbolseverlerin zihninde, hem de gazete sayfalarında fazladan yer teşkil ediyor. Adı ile müstesna İrlandalı orta saha oyuncusu, dün tibariyle Man City ile yeni bir 5 yıllık kontrat imzaladı. Bu imzanın Ireland'ın muhteşem sezon performansını onore etmekten fazla anlamı var. Aşağıda bu cümleyi açacağız, ama önce Ireland'ın bireysel performansına bakalım. Mark Hughes'ün takımında 34 EPL maçına ilk 11 çıkan Ireland, sezonu 9 gol 9 asist ile tamamladı. Takımının en çok asist yapan oyuncusu, Robinho'nun ardından takımının en çok gol atan elemanı; hem de bunları yapan bir orta saha oyuncusu. Sezona Vincent Kompany'nin önündeki 4'lünün ortasında başlayan Ireland, Nigel De Jong'un takıma katılmasıyla birlikte City orta sahasında pozisyon aldı. Man City'nin kazandığında farklı kazanan, kaybettiğinde gol atamadan kaybeden aykırı futbol düzeninde en önemli çarklardan biri oldu.
Man City özellikle Craig Bellamy transferi sonrası iki ceza sahası arasını 5 saniyede geçebilen bir takıma dönüşmüştü. O dönem ve hala gündemde olan Santa Cruz yerine yapılan Bellamy transferi, Kaka'nın red cevabı sonrası gelince tepki çekmişti. Lakin görüldü ki Bellamy takıma uydu, takım Bellamy ile uzlaştı. Santa Cruz ile bu denli hızlı bir takım olamayabilirlerdi, Robinho bu istatistikleri tutturamayabilirdi. Robinho ve SWP kenarlarda, Ireland ortada, önünde Elano ve Bellamy ile ligin en hızlı hücum hattına sahip oldular. Bellamy, sakatlanana kadar kısa zamanda gollerini sıraladı. Sona doğru bu rolü Felipe Caicedo ele aldı. Robinho, bu ligde yapmak zorunda olduklarını da yapmaya çalışarak ilk sezonunda 14 gol 5 asistlik bir performans sergiledi. Bu düzenin oyun kurucusu Ireland'dı, takımın temposunun baş mimarıydı. İkinci devre yanına De Jong gelince daha da rahatladı, sistem adamı Mark Hughes'ün takımında sistem elemanı kimliğinin yanına hızını, çalışkanlığını ve yeteneklerini koyarak takımına hücum katkısı da sağladı. İngiliz futbolunun övündüğü iki ceza sahası arası gidip gelen savaşkan orta saha elemanlarının son nesil ürünlerinden biri Ireland, ''çift yön'' mitini çoktan aşmış bir oyuncu. Tam bir Premier League orta saha oyuncusu, ilginç kişiliğiyle de bir fenomen olma yolunda ilerliyor. Ada'da bir süredir tartışılagelen konu, özellikle ilk 10 sıra altındaki takımların orta sahaların zayıflığı noktasında tek forvetli düzenlerin Premier League'e trend olarak yerleşmeye başladığı yönünde. Ireland gibi iki ceza sahası arası gidip gelen Premier League tipi orta saha oyuncularının sayısı, yerel bazda çok sınırlı. Dışarıdan ithal edilen orta saha oyuncularında ise bu aranan özellikler yeterince yok. Portsmouth ve Middlesbrough bu yönüyle en zayıf iki takım görüntüsünde. Ireland'ın böyle bir vasfı var, özellikleri onu ligin özel oyuncularından biri yapıyor.
Sezon başı beklendi, olmadı. Devre arası beklendi, olmadı. Ne zaman açılacak şu para musluğu? Yoksa ''Arap'lar'' bol buldukları yağı yalnızca lazım olduğunu düşündükleri yerlerde mi kullanıyorlar? Man City, Christmas fikstürüne sondan 3. girmişti. Sezonu 50 puanla, 10. sırada bitirdiler. Bellemy ve De Jong transferlerinin etkisi ve Mark Hughes ile devam edilmesi bunu sağladı, denilebilir. Bugün gelinen noktada bir karar verilmeli: Man City ne kovalayacak?
Şeyh Mansur ve El-Fahim parayı ikiye bölerler mi? Bugünden bilemeyiz. Stephen Ireland ile sözleşme yenileyen bir takım, bu nadide oyuncunun etrafına bir takım kurmalı. Etrafına takım kurmak yerine kulübede turşusunu kuracaklarsa zaten Ireland gitmek ister, gideceği yer de Big Four'dan aşağısı olmaz. En azından orada kulübede oturur. Görünen o ki City, önümüzdeki sezona De Jong-Ireland orta saha ikilisiyle girecek. Solda Robinho, sağda SWP tamam; Elano'dan da Mark Hughes memnun. Forvet transferi yapacaklar, o tamam. Peki başka? Bu takım da ancak başaltı'na oynar. Elano'nun yerine Kaka geldi diyelim, en fazla ilk 4'ü zorlar ki önümüzdeki sezon bu bağlamda bu sezondan daha zor geçecek. Mevcut haliyle istikrarı yakalaması mümkün görünmeyen bu kadroya sokulacak yıldız oyuncular, takımın yükünü artırmaktan fazlasına yaramayacaktır. Mark Hughes'un eline Robinho'lu, SWP'li, Elano'lu bir kadro verilip de bu takımı Blackburn disiplinde oynatması istenirse ancak bu kadar olur. Fazlası da yine oyuncu yetenekleriyle alakalı. Man City'nin hedefi ne olacak, sorusu çok önemli. Arap'lar para saçıyor mu, yoksa Araplar Mark Hughes'dan planlı bir başarı öyküsü yazmasını mı istiyorlar? Mark Hughes ikincisini yapar da ilki için hem Ireland-De Jong orta sahası ve etrafı, hem de Mark Hughes doğru isimler/tercihler değiller. Ya da beklenen etki asla olmayacak, yeni patronlar kulübün belli bir politika dahilinde yükselmesini sağlamaya çalışacaklar. Mark Hughes da bu ilginç kadrodan bir garip harman yapıp, elindeki hızlı oyunculardan (Robinho, Ireland, SWP, Onuoha, Richards vs.) bir takım çıkarmaya, sezonun ikinci yarısındaki oyunun üzerine özellikle defansif yönde eklemeler yapmaya çalışacak. Bugünden ne olacağını kestirmek zor, City2nin ilki Ireland ile sözleşme yenilemek olan hamlelerini görmek gerek.
Stephen Ireland, dengeli orta saha kuramayan takımların damga vurduğu sezonun en büyük çıkışı yapan ismi. PFA'in en iyi genç oyuncu ödülüne de aday gösterildi, lakin ödülü bir diğer çıkış yapan oyuncusu Ashley Young'a kaptırdı. Geleceği Premier League'de olan, İrlanda futbolunun en değerli oyuncularından biri. Önümüzdeki sezonun dikkatle takip edilmesi gereken, izleyene heyecan veren isimlerinden...
Noat Samisa
29.05.09
Başlarken bir parantez: Portsmouth'un patronu Gaydamak'ların yaklaşık 1 yıldır alıcı aradıkları kulübe yeni patron olarak Süleyman El-Fahim'i bulmuş olmaları önümüzdeki günlerde çok konuşulacak. Man City'nin sahibi, BAE Kraliyet Ailesi üyesi Şeyh Mansur'un sahibi olduğu Abu Dabi United Group üyelerinden Süleyman El-Fahim, Portsmouth kulübünün patronu olmakla birlikte aynı zamanda Man City yönetim kurulunda fahri üye statüsünde. Kağıt üzerinde Man City ile olan ilişkilerini tamamen ayıracak olsa bile bu konu üzerine sayısız polemik dönecektir. Biz de Portsmouth-Arap sermayesi ilişkisini ileriki günlerde Portsmouth'un yapacağı yeni menajer seçimine sakalayarak Man City'den devam edelim.Stephen Ireland, Man City'nin 1986 doğumlu İrlandalı orta saha oyuncusu. İrlanda'nın en güneyinde yer alan eyalet olan County Cork'un Cobh adlı kasabasında dünyaya gelen Stephen, futbola doğduğu kasabanın takımı olan Cobh Ramblers'da başladı. Lionel Messi benzeri bir hikaye ile dizinde yaşadığı ergenlik problemi nedeniyle Manchester'a geldi. City altyapısına kabul edilişiyle birlikte futbol hayatının İngiltere'de şekilleneceği kesinleşmişti. 2005 yılında, 19 yaşında iken ilk kez A takım formasını giydi. Ona bu şansı veren isim, şimdilerin İngiltere U-21 takımı antrenörü; futbolculuğu sert, menajerliği arıza adam Stuart Pearce'tı. Aynı Pearce bir önceki sezonun son maç haftasında kaleci David James'i oyunun son bölümünde forvet oynatarak futbol tarihinin en fantastik hamlelerinden birine imza atmıştı. Yeri gelmişken 15 Mayıs 2005 günü gerçekleşen hadiseye de değinelim:
04-05 sezonu son haftası, lig 7.si Middlesbrough ile lig 8. Man City karşı karşıya. M'Boro'nun başında Steve McClaren, City'nin başında Stuart Pearce var. Son haftaya girilerken M'Boro'nun 54, City'nin 51 puanı var. Manchester City'nin averajı, üstündeki M'Boro'dan 1 fazla. Yani City bu maçı kazanırsa, önümüzdeki yıl UEFA Kupası'na katılacak. Aksi halde ligi 8. tamamlama sıfatından fazlasını alamayacak. 23. dakikada Hasselbaink ve 46'da Musampa'nın karşılıklı golleriyle maçın 88. dakikasına berabere giriliyor. O dakikada arıza adam Stuart Pearce, Amerikalı orta saha oyuncusu Cluadio Reyna'nın yerine oyuna yedek kalecisi, şimdilerin Charlton kalecisi Nicky Weaver'ı alıyor. Ortada bir kırmızı kart falan da yok. Weaver kaleye yönelirken, as kaleci David James rakip ceza sahasına koşuyor. Uzatmalar da dahil 5 dakikayı aşkın süre forvet oynuyor. Pearce'ın isteği oluyor, James'li hücum hattı uzatma anlarında bir penaltı kazanıyor. Topun başına Robbie Fowler geçiyor; ama kaleci Schwarzer penaltı şutunu kurtarıyor. Maç 1-1 sonuçlanıyor. Middlesbrough, böylelikle ligi 7. bitiriyor ve UEFA Kupası'na katılmaya hak kazanıyor. Pearce, maç sonu James'i bundna sonra da forvet olarak kullanabileceğini söylüyor. Hatırlanacağı üzere Fowler'ın kaçırdığı/Schwarzer'ın kurtardığı penaltı ile UEFA Kupası'na gitmeye hak kazanan Middlesbrough, 05-06 sezonunda UEFA Kupası'nda final oynadı.Yeniden Ireland'a dönelim. Pearce'ın ona Man City formasını vermesinin ardından ülkesi İrlanda'nın U-21 takımından davet aldı. İlk sezonunda, henüz 19 yaşındayken City formasıyla 25 maç barajına yaklaştı. Sven-Goran Eriksson ile birlikte artık forma onundu, emektar Alman Dietmar Hamann'ın rolü artık Ireland'ındı. İrlandalı genç orta saha oyuncusu için işler iyi giderken 2007 Eylül'ünde bir garip olay başına geldi. 8 Eylül 2007 günü İrlanda ulusal takımı, Euro 2008 elemeleri için Slovakya ile Bratislava'da karşılaştı. Hafta sonu- hafta içi fikstüründe bir sonraki rakip Çek Cumhuriyeti idi. Slovakya maçı sonrası İrlanda Federasyonu'na bir telefon gelir ve Ireland'ın kız arkadaşı Stephen'ın büyükannesinin öldüğünü söyler. Hemen özel uçak ayarlanır, kamptan ayrılan Ireland ülkesine yollanır. Lakin bir gün sonra federasyon yetkilileri Ireland'ın İrlanda'daki ninesinin halen hayatta olduğunu öğrenirler. Ireland'a telefon açılır, ne ayaksın? diye sorulur. Stephen Ireland ise baştan bir halt yemiştir, devamını da getirir: Annemin annesi değil de babamın annesi olan Londra'daki ninem ölmüş, der ve telefonu kapatır. Böylelikle işler daha da boka sarmış, Ireland'ın yalanı boyunu aşmıştır. Çek Cumhuiyeti deplasmanından kaytaran Ireland'ın yaşadığı olayın esası şudur ki, Ireland'ın gençlik bunallımları yaşayan kız arkadaşı kendini yalnız hissetmiş ve Stephen'ı yanına getirmek için böyle bir yola başvurmuştur. Ireland ise henüz haber ilk geldiğinde bunun yalan olduğu öğrenmesine, kız arkadaşının derdini bilmesine rağmen bu yalana uymuştu. Üzerine bir de yalanı yalan ile kapatınca işler çığırından, ikinci yalanın da ortaya çıkmasıyla Ireland'ın foyası ortaya çıkmıştı. Eriksson, bu olay üzerine oyuncusuna ''aptal'' dedi. İrlanda Federasyonu ona yüklü cezalar vermeyi düşünürken yoğun özür bombardımanıyla ceza hafifledi. Stephen Ireland, o günden beri ulusal takım formasını giyemiyor. Ulusal takımdan dışlanan Ireland, önce Eriksson; bu yıl da Mark Hughes'ün değişmez oyuncusu oldu.
Artık esas konuya girelim. 2007 Kasım'ında Man City'nin iç sahada firesiz ilerlemeye devam ettiği Sunderland maçında attığı gol sonrası şortunu indirerek altındaki Superman donu ile golü kutlayan Ireland, yeteneklerinin yanına koyduğu renkli, spekülatif, kötü profesyonel kişiliği; pembe jantlı arabası ve dövmeleriyle birlikte bir süredir performansı sayesinde hem futbolseverlerin zihninde, hem de gazete sayfalarında fazladan yer teşkil ediyor. Adı ile müstesna İrlandalı orta saha oyuncusu, dün tibariyle Man City ile yeni bir 5 yıllık kontrat imzaladı. Bu imzanın Ireland'ın muhteşem sezon performansını onore etmekten fazla anlamı var. Aşağıda bu cümleyi açacağız, ama önce Ireland'ın bireysel performansına bakalım. Mark Hughes'ün takımında 34 EPL maçına ilk 11 çıkan Ireland, sezonu 9 gol 9 asist ile tamamladı. Takımının en çok asist yapan oyuncusu, Robinho'nun ardından takımının en çok gol atan elemanı; hem de bunları yapan bir orta saha oyuncusu. Sezona Vincent Kompany'nin önündeki 4'lünün ortasında başlayan Ireland, Nigel De Jong'un takıma katılmasıyla birlikte City orta sahasında pozisyon aldı. Man City'nin kazandığında farklı kazanan, kaybettiğinde gol atamadan kaybeden aykırı futbol düzeninde en önemli çarklardan biri oldu.Man City özellikle Craig Bellamy transferi sonrası iki ceza sahası arasını 5 saniyede geçebilen bir takıma dönüşmüştü. O dönem ve hala gündemde olan Santa Cruz yerine yapılan Bellamy transferi, Kaka'nın red cevabı sonrası gelince tepki çekmişti. Lakin görüldü ki Bellamy takıma uydu, takım Bellamy ile uzlaştı. Santa Cruz ile bu denli hızlı bir takım olamayabilirlerdi, Robinho bu istatistikleri tutturamayabilirdi. Robinho ve SWP kenarlarda, Ireland ortada, önünde Elano ve Bellamy ile ligin en hızlı hücum hattına sahip oldular. Bellamy, sakatlanana kadar kısa zamanda gollerini sıraladı. Sona doğru bu rolü Felipe Caicedo ele aldı. Robinho, bu ligde yapmak zorunda olduklarını da yapmaya çalışarak ilk sezonunda 14 gol 5 asistlik bir performans sergiledi. Bu düzenin oyun kurucusu Ireland'dı, takımın temposunun baş mimarıydı. İkinci devre yanına De Jong gelince daha da rahatladı, sistem adamı Mark Hughes'ün takımında sistem elemanı kimliğinin yanına hızını, çalışkanlığını ve yeteneklerini koyarak takımına hücum katkısı da sağladı. İngiliz futbolunun övündüğü iki ceza sahası arası gidip gelen savaşkan orta saha elemanlarının son nesil ürünlerinden biri Ireland, ''çift yön'' mitini çoktan aşmış bir oyuncu. Tam bir Premier League orta saha oyuncusu, ilginç kişiliğiyle de bir fenomen olma yolunda ilerliyor. Ada'da bir süredir tartışılagelen konu, özellikle ilk 10 sıra altındaki takımların orta sahaların zayıflığı noktasında tek forvetli düzenlerin Premier League'e trend olarak yerleşmeye başladığı yönünde. Ireland gibi iki ceza sahası arası gidip gelen Premier League tipi orta saha oyuncularının sayısı, yerel bazda çok sınırlı. Dışarıdan ithal edilen orta saha oyuncularında ise bu aranan özellikler yeterince yok. Portsmouth ve Middlesbrough bu yönüyle en zayıf iki takım görüntüsünde. Ireland'ın böyle bir vasfı var, özellikleri onu ligin özel oyuncularından biri yapıyor.
Sezon başı beklendi, olmadı. Devre arası beklendi, olmadı. Ne zaman açılacak şu para musluğu? Yoksa ''Arap'lar'' bol buldukları yağı yalnızca lazım olduğunu düşündükleri yerlerde mi kullanıyorlar? Man City, Christmas fikstürüne sondan 3. girmişti. Sezonu 50 puanla, 10. sırada bitirdiler. Bellemy ve De Jong transferlerinin etkisi ve Mark Hughes ile devam edilmesi bunu sağladı, denilebilir. Bugün gelinen noktada bir karar verilmeli: Man City ne kovalayacak?
Şeyh Mansur ve El-Fahim parayı ikiye bölerler mi? Bugünden bilemeyiz. Stephen Ireland ile sözleşme yenileyen bir takım, bu nadide oyuncunun etrafına bir takım kurmalı. Etrafına takım kurmak yerine kulübede turşusunu kuracaklarsa zaten Ireland gitmek ister, gideceği yer de Big Four'dan aşağısı olmaz. En azından orada kulübede oturur. Görünen o ki City, önümüzdeki sezona De Jong-Ireland orta saha ikilisiyle girecek. Solda Robinho, sağda SWP tamam; Elano'dan da Mark Hughes memnun. Forvet transferi yapacaklar, o tamam. Peki başka? Bu takım da ancak başaltı'na oynar. Elano'nun yerine Kaka geldi diyelim, en fazla ilk 4'ü zorlar ki önümüzdeki sezon bu bağlamda bu sezondan daha zor geçecek. Mevcut haliyle istikrarı yakalaması mümkün görünmeyen bu kadroya sokulacak yıldız oyuncular, takımın yükünü artırmaktan fazlasına yaramayacaktır. Mark Hughes'un eline Robinho'lu, SWP'li, Elano'lu bir kadro verilip de bu takımı Blackburn disiplinde oynatması istenirse ancak bu kadar olur. Fazlası da yine oyuncu yetenekleriyle alakalı. Man City'nin hedefi ne olacak, sorusu çok önemli. Arap'lar para saçıyor mu, yoksa Araplar Mark Hughes'dan planlı bir başarı öyküsü yazmasını mı istiyorlar? Mark Hughes ikincisini yapar da ilki için hem Ireland-De Jong orta sahası ve etrafı, hem de Mark Hughes doğru isimler/tercihler değiller. Ya da beklenen etki asla olmayacak, yeni patronlar kulübün belli bir politika dahilinde yükselmesini sağlamaya çalışacaklar. Mark Hughes da bu ilginç kadrodan bir garip harman yapıp, elindeki hızlı oyunculardan (Robinho, Ireland, SWP, Onuoha, Richards vs.) bir takım çıkarmaya, sezonun ikinci yarısındaki oyunun üzerine özellikle defansif yönde eklemeler yapmaya çalışacak. Bugünden ne olacağını kestirmek zor, City2nin ilki Ireland ile sözleşme yenilemek olan hamlelerini görmek gerek.Stephen Ireland, dengeli orta saha kuramayan takımların damga vurduğu sezonun en büyük çıkışı yapan ismi. PFA'in en iyi genç oyuncu ödülüne de aday gösterildi, lakin ödülü bir diğer çıkış yapan oyuncusu Ashley Young'a kaptırdı. Geleceği Premier League'de olan, İrlanda futbolunun en değerli oyuncularından biri. Önümüzdeki sezonun dikkatle takip edilmesi gereken, izleyene heyecan veren isimlerinden...
Noat Samisa
29.05.09
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Arşiv
-
►
2011
(77)
-
►
Mayıs
(8)
- CL Finali'nden Geriye Kalan 5 Şey
- Fernandes Transferi Hakkında
- #1 - Skandalın Gölgesi Üzerinde
- Andre Villas ''Şüphesiz Special'' Boas ve Gölgenin...
- Belediye'nin Geçmişteki Büyük Rantı - Türkiye Kup...
- Premier League'de Sezon Finali: Manchester United ...
- El Clasico 4'lüsünden Öğrendiğim 4 Şey
- Büyük Dinozorlar Çağı: IFABaurus!
-
►
Mayıs
(8)
-
▼
2009
(501)
-
▼
Mayıs
(35)
- Toraman Attı, Şampiyonluk Geldi
- Pamukkale'de Çay Keyfi
- FA Cup 2009 Final
- Stephen Ireland
- Barcelona'dan Madrid'e
- Şampiyon Barcelona
- Son Bilet: Burnley
- Kuzeydoğu Düşerken
- Weir - Ferguson
- Patronum Beni Baştan Yarat
- Beşiktaş 2-1 Galatasaray
- Hakem Oldum
- Pascal Gibi Forvetin Olsun
- Haydi Gülümse Owen
- Relegation Sunday #3
- Keulraesik
- Tugay'ın Vedası
- Relegation Sunday #2
- Lucescu - Srna
- Relegation Sunday #1
- Garanti NBA Skills Challenge
- Londra'ya Ameliyat Olmaya
- Carragher vs Arbeloa
- Bobo'lu Günler Güzel Günler
- İzmir - Ankara
- Mr Duracell
- Newcastle 3-1 Middlesbrough
- Ankaraspor 1-4 Beşiktaş
- Premier League 08/09 #36
- Chelsea 1-1 Barcelona
- Neredesin Bentley?
- Barton - Tugay
- Arsenal 1-3 Man Utd
- Beşiktaş 1-2 Fenerbahçe
- Premier League 08/09 #35
-
▼
Mayıs
(35)
Blog
- Aceto Balsamico
- Ali Sami Yen
- Amerika Deplasmanı
- Anadolu'dan Futbol
- Artemio Franchi
- Banlieue
- Bizim Taraf
- Borges
- Cartalete
- Ceza Sahası
- Di Massimo Talento
- Ekşi Beşiktaş
- Flying Dutchman
- Gol Atan Kaleye
- Hakiki Tosun Blog
- Hayat Sensin
- Hayat Yuvarlaktır
- Klasik Futbol
- Lambuja
- No Pain No Gain
- Papa Bouba Diop
- Papazın Çayırı
- PCLion FC
- Pennearabiata
- Rakamla 10
- Salsa Basket
- Scugnizzi
- Stalker
- Tardini Büfe
- Total Futbol
- Ultras Movement
- Uludağ Beşiktaş
- Uzun Paslar
- Şairler Parkı
Yazarlar
Columnists
Columnists
- Alan Smith
- Andy Hunter
- Barry Glendenning
- Ben Lyttleton
- Daniel Taylor
- David Hills
- David Hytner
- David James
- David Pleat
- Dominic Fifield
- Fernando Duarte
- Henry Winter
- John Ashdown
- Leander Schaerlaeckens
- Marcela Mora y Araujo
- Matt Scott
- Paul Doyle
- Paul Fletcher
- Phil McNulty
- Robbo Robson
- Sean Ingle
- Shaka Hislop
- Steve Claridge
- Tim Vickery - BBC
- Tim Vickery - SI
Dizin
- Ada Futbolu (1047)
- Beşiktaş (340)
- Dünya'nın Futbolu (263)
- Türkiye'nin Futbolu (214)
- Ulusal Futbol (180)
- Asya Sineması (16)
- Futbolun Kutsalı (13)
- Anime (6)
- Ligue 1 (4)
- Teknik Futbol (4)
- Basketbol (2)
- Formula 1 (2)
- Harry Potter (2)
- Sinema (2)
- BİY United (1)
- FD (1)
4 Fikir, Tenkit, Yorum:
Eline sağlık yazı için. Fakat bir şey belirtmek istiyorum; o pembe jip kız arkadaşınındı :)
http://www.dailymail.co.uk/sport/football/article-1161824/STEPHEN-IRELAND-EXCLUSIVE-Dead-grandmothers-Daddy-Dick-pink-wheels--A-stories-look-ridiculous-Ive-change-that.html
Acaba kimin parasıyla alındı, diye sormak istiyorum. :)
Düzeltme için teşekkürler.
"Ulusal takımdan dışlanan Ireland,"
cumlenize bir yorum yapmak istiyorum, Stephen Ireland milli takimdan dislanmis degil, Trapattoni kendisi ile defalarca gorustu ve ikna etmeye calisti ancak geri donduremedi Ireland'i. Donmeme sebebi de Irlanda Milli Takimi'ndaki diger elemanlarin Ireland ile yogun bir sekilde dalga gecmesi. Sakalar ise saclariyla belki bilirsiniz problemleri var saclariyla.
Bu bahsettiğiniz bir sonraki aşamadır. 2007 Eylül'ündeki olay sonrası dönemin menajeri Steve Staunton, 8 ay boyunca Stephen Ireland'ı ulusal takıma çağırmamıştır. Geçtiğimiz sezon başında göreve gelen Trapattoni de aynı kararı devam ettirmiş, göreve geldiği ilk aylarda Ireland'a ulusal takım kapısını kapalı tutmuştur. Ancak yıl sonuna doğru, özellikle de bu yılın Şubat ayında Trapattoni'nin kararıyla süreç değişmiş, Ireland'a yeniden kapı açılmıştır. Lakin bu kez de oyuncu ulusal takımı reddetmiştir, ulusal takımdaki takım arkadaşlarının saçlarıyla dalga geçtiği yalnızca spekülasyonlardan biri; nihayetinde ulusa takımın kıdemli oyuncusu Dunne ile aynı zamanda Man City'den arkadaşlar.
Yorum Gönder