Siyah 2-1 Beyaz

Futbolculara soruluyor, insanlar birbirine soruyor; ForzaBeşiktaş'ta da böyle bir soru var: Şampiyonuz, dediğiniz an hangisi? Her başarının bir hikayesi vardır, bizim futbola dair bildiğimiz başarı hikayeleri toplamın ne kadarını teşkil eder ki? Barcelona'nın kazandığı CL şampiyonluğu ile Afrika'nın bir köşesindeki okul takımının kazandığı turnuvanın değeri karşılaştırılabilir mi? Okul takımında yer almış olanlar az-çok bilirler. Zamanınınızdan artırmak zorundasınızdır, bütün gün o anı düşünürsünüz. Çabalarsınız, bazen pek çok şeyi feda etmek durumunda kalırsınız. Çabanız, verdiğiniz emek ölçütünde değerlidir o kupa. Profesyonellerin uğruna mücadele verdiği para gibi kimse size 3 kuruş para vermeyecek, hatta sırtınızı sıvazlamayacaktır belki de. Sınava çalışamayacak, kimyadan sıfır alıp evden binbir türlü azar işiteceksinizdir. Gün geldiğinde kimyanız da fiziğiniz de topa odaklanacak, başkası umrunuzda olmayacaktır. Belki binbir zorluklarla, patlak topun yerine yenisini koyamayıp çalışamadığınız günler geçireceksiniz. Bileceksiniz ki, senin yaşadığın başarı en değerlisidir, senin çaba harcağının yol en çetin yoldur. Okul takımıyla kazandığın kupa, içerisinden ''sen'' olduğun için en değerlisidir. Peki ya sonra? Kazandıktan ya da kaybettikten sonra? Kupayı paylaştırabilecek, hak ettiğin kadarını sahiplenmek ile yetinebilecek misin? Sizin verdiğiniz emeğin en büyüğü olduğuna mı inandıracaksınız insanları? Ya da kaybettiğinizde bunun sebebini imkanlara ve imkansızlıklara; buna bağlı olarak başarının değerine mi odaklayacaksınız?Bu oyunun içinde hep bir zirve an vardır, aslında tüm 90 dakikaların içerisine gizlenmiş bu göçeri sırrın cazibesi içine çeker insanları. Ben buna inanırım. Bu sır genellikle gollere gizlenmiş olsa da 0-0 biten bir maç da pekala içerisine bu sırrı yerleştirmiştir, ama biraz daha seçkin arayıcısını bekler. Belki de 0-0'lar üzerinde yapılan ''sıkıcı'' değerlendirmeleri de biraz bu yüzdendir. Garip bir tılsımı olduğuna inanırım bu maçların, tabii istisnalar dışında (mesela bu sezonki Konyaspor 0-0 Beşiktaş maçı). Gol olmasa da bu oyunun bir güzelliği vardır, öyleyse daha başka bir şey aranmalıdır. Futbol basit oyun, evet oynayan için fazlasıyla basit. Yalnızca bir tek top; maçta da şut, pas... takım arkadaşın için böyle. Yetenekli oyuncular ile kazmalar; esas çocuklar ile yancılar. Herkes esas çocuk olamadı ama bir yerine tutundu bu oyunun ve o yetenekli çocuktan üstün olabilmek için hep bir fazlasını yaptı, bir fazla çalıştı, bir fazla düşündü. Yetenekli çocuğun kolayca yapabildiği şeylerin sırrını çözmek için çok uğraştı ve bir şekilde bu oyunun içinde kalmaya çalıştı. Taraftar oldu, izleyen oldu; yöneten olmaya çalışıyor. 90 dakikanın içerisindeki zirve anları çoğaltmaya çalışıyor, futbola böyle bakıyor. Bu bağlamda benim için ''İşte O An'' 14 Mart 2009 tarihinde İnönü'de oynanan Gençlerbirliği maçıdır.

Tarihe not düştüğümüz maç yazısını bu vesileyle az önce okudum. Şampiyonluk o günkü Beşiktaş ile geldi, tüm görmek istediklerimiz ile yaşadığımız sayısız zirve an sayesinde bizi inandırdı. Orta sahası olan, Bobo'yu merkez forvette, Holosko'yu forvet çoklayıcısı oynatan, Sivok'un stoper oynadığı; ilk bir saat oyunu tutan, kalan zamanda da yaptığı hamleler ile oyunu çevirebilen, baskın gözükmediği oyunda kontrolü elinde tutabilen, herkesin özverisiyle şablona uyduğu; bu sayede şablon getirisi gollerin atıldığı ve skorda öne geçildiğinde skoru artırabilen bir takım... Sonra Bursaspor maçı. İkinci yarıda 10 kişi ile sergilenen futbol bir başka ''o an'' idi. Sonradan pek çok hayalkırıklığımız oldu, gün geldi ''yine olmadı'' dedik; ama sonunda yine 14 Mart günüyle başlayan rüzgara bıraktık kendimizi. 30 Mayıs gecesi hasadımız topladık, nadasta geçen günlerin acısını çıkartırcasına bir kısmını dışarıya yansıtırak, büyük kısmını da içimizde yaşayarak kutladık çifte kupayı. Belki futbolcular daha çok mutlu oldular. Belki Mustafa Denizli, belki Revna Demirören... O kadar çok kişi tuttundu ki o kupaların kulbuna, öyle yayıldı ki bu çoşku; hiç pay almadım diyen bir en azından o gece hissesine düşeni aldı. Sezon boyu tüm deplasmanlara giden belki benden büyük bir çoşku yaşadı, dedik ya herkesin emeği ölçütünde büyüktür diye. Kimi uzaktan izledi, ''benim payım budur'' dedi. Hentbol takımı da şampiyon oldu ama ben fazla bir şey hissedemedim. Dedik ya, ''herkesin emeği ölçütünde'' diye. Taraf olduğun için sevindiysen bizce sorgulamalısın kendini, bu kadar aciz misin? Ağrı'daki Beşiktaşlı da bir emeği olduğunu düşündüğü için sevindi. Maç saati geldiğinde pencerenin dibindeki divana oturdu, her maçı böye radyodan dinledi belki. Onun da totemi bu oldu, Beşiktaş o divanda dinlenilen maçları kazandı. Meselenin taraftarlık kısmında bir seçim yaptın ya da senin için o seçimi başkaları çoktan yapmıştı. İnandın, sen de emek verdin. Bu kez başardın. Bu kez payını aldın. Peki ya alamadığın zamanlarda ne yaptın?

Ronaldo 90 milyon etsin, Ribery'nin sağ ayağı 40 milyon olsun; formanın önünde reklam, lisanslı forma asgari ücretin çeyreği değerinde olsun; yine de futbolun kendi iç dinamikleri yaşayacaktır. Sen yalnızca göz önünde olanları izleyip kolayına kaçacaksın belki, Avrupa Ligleri şifreli kanala geçti diyerek bunun üzerinden ''endüstriyel futbol'' vurgusu yapacaksın. Futbol hep eskisi gibi, hep kendi kurallarıyla bugüne geldi. Birileri esas çocukları aynı takıma topladılar ama karşı taraftaki yancılar esas çocuklara her zaman cevap verdiler. Gün geldi bunun adı bir aksi adamın çıkardığı bir akım oldu, gün geldi ofsayt kuralının ardına saklanıldı. Futbolun kendi içinde barındırdığı hazine arasında bir yanlış hakem kararı hep okyanusta bir damla oldu. Biz de Beşiktaş'ın kadrosu budur dedik ve üzerine düşündük. Mevcut trendleri de göz önüne alarak kadro içinden ideale en yakın olanı budur, dedik. Gün geldi ''Tello sol bek'' ısrarımızdan da vazgeçtik. Şampiyonluk yolunda hep buna inandık, takım kupa finaline bizim hayalini kurduğumuz düzende çıktığında ''o an''lardan birini daha yakalamıştık. Taraf olmanın içinde bir başka taraf olmaktı bu, Beşiktaş'ın yanına bir de futbolseverliği koymaktı. Ya da Beşiktaş'a inanılan bir günde taraftarlığın yaşattığı esaret duygusuyla futbola inancını kaybetmeyişe karşı duyulan mutluluktu. O Beşiktaş'lar daha güzeldi, daha sevimliydi. Ertuğrul Sağlam'a da en çok bu yüzden kızdık. Hayalbozan'dı benim için, gidişiyle de ''Beşiktaş'a Şampiyonluk Yaşatan Adam''dı. Öyle de oldu, Beşiktaş şampiyon oldu; hem de çifte kupayla. Peki bir tek yetkili kişi çıkıp ''Ertuğrul Sağlam'a da teşekkür ediyoruz'' dedi mi?
Bu özel ana dair bulabildiğim tek fotograf bu, o da Anadolu Ajansı'nın editoryal kullanıma kapalı tanıtım nüshası. Gökhan Zan'ın kaptanlık pazu bandını Üzülmez'e verirken ''hadi, hadi al şunu'' dediği ya da Denizli'nin Gökhan Zan'a kolunu işaret ettiği anı ölümsüzleştirecek bir tek fotograf dahi yok, ben bulamadım maalesef. Değişiklik yapılırken takım şampiyondu, o anda Beşiktaş'a dair ne olsa bu çoşkuyu katlayabilirdi ki? Pazar günkü kutlamalarda Ekrem Dağ, kupayı bir özel insanın elinden kaparak çok büyük ayıp etmiş. Bir Deli İbo, bir de Süreyya Soner; daha da doğrusuyla Süreyya Abi. Soyunma odası görüntülerinde ortak olunacak çoşku onunkisiydi. Futbolcusu, yönetimi, Denizli'si onun çoşkusunun yanında yalan. Hele şampiyonluk kutlamalarında sahneye çıkan Demet Akalın ve Mustafa Sandal toptan yalan. Cumartesi gecesi spontane gelişen kutlamaların yanında pazar günkü ''organizasyon'' da yalan. Sözkonusu pazar günü sahneye çıkanların kim olması gerektiğini ya da olup-olmaması gerektiğini bilecek, bunların anlamı düşünebilecek insanlar istiyorum, bunu da ufacık bir kıvılcımla dahi görünce çok mutlu oluyorum. Mustafa Denizli'nin İbrahim Üzülmez'e yaptığı jest de böyle bir şeydi. Utancımdan ağlayamadım... dedi bizim Deli. Neden terlik giydin, diyerek şampiyonluk golünün sahibi Toraman ile sezon başı kavga eden de bizim Deli'ydi. İki İbrahim'in de o gün kulüple olan ilişkilerinin kesilmesi en doğru olandı, bugün bunlar yaşanmış olsa da o günün doğruları bugünün doğruları değildi. Üzülmez'in Puyol'un sağından atıp solundan geçişi de bir anıysa, sezon başı yaşanan ''Terlik Kavgası'' da bir anıdır. Keza Toraman için de. İbrahim Üzülmez, terlik hadisesi sonrası hiçbir zaman eski Deli olamadı, benim nazarımda olamayacaktı da. Nasıl bir Beşiktaş olsun istediysek, bize nasıl anlatıldıysa, hep onu görmek istedik. Böyle bir şey gördüğümüzde de bize bir geldiler, biz on gittik.

İyice karışmadan toparlayalım. Bu şampiyonluk ve kupa, saha içi doğrular sayesinde gelmiştir. Ligin ilk devresi art arda yaşanan puan kayıpları da aynı şekilde saha içi yanlışlar ekseninde gelişmiştir. Sırrı falan da yoktur. Tüm bunların sevabı da vebali de Mustafa Denizli'nin üzerinedir. Bu şampiyonluk Beşiktaş'ın şampiyonluğudur ve asla ''Yıldırım Demirören ve YK'sı tarihinin ilk şampiyonluğu'' sıfatını almayacaktır. En fazla istatistiktir, Beşiktaş'ın sorunlar yumağı YK'sı sahneden çekilmiş, bu sayede sağlanan huzur ortamı şampiyonluk yolunda takıma engel olunmasını engellemiştir. Burada da Mustafa Denizli aslan payını alır. Son günlerde yaşanan hadiseler de kimlerin ön planda olduğuna bakarak ''sukünet şampiyonluğu''nun resmi daha net çizilebilir. Başarıyı nasıl paylaştırdınız? Kazım Kanat'ı andınız mı? Pazar günü nesilden nesile geçen görev eşliğinde Şeref Bey'in mezarı ziyaret edildi, Yıldırım Demirören oraya uğradı mı? Arkasından dolaplar çevirdiğiniz Ertuğrul Sağlam'a bir teşekkürü neden çok gördünüz? Etik dersi vermeye kalktığınız günlerde Aydın Karabulut geldi mi aklınıza? Yoksa iki kupanın kulplarına da sıkı sıkı yapıştınız ve tutunmaya çalışanların ellerine birer birer vurdunuz mu? 6 sene önce de birileri aynen böyle diğerlerinin eline vurmuştu, aklıma o günler geliyor.

Artık bitirelim şu karmaşık hikayeyi. Binbir emek, binbir çaba ile geldi bu şampiyonluk, bizler için çok değerli sayıldı. Öyle de hatırlanacak. Öte yandan çifte kupayla kapatılan sezon, benim için en fazla Beyaz'ın farkı 1'e indiren golü atması ile sonuçlanmıştır. Bir süredir Beşiktaş'ta Siyah etkili oyunuyla skoru 2-0'a taşımıştı, birilerinin çok büyük emekleriyle, inançlarıyla Beyaz'dan farkı 1'e indiren gol geldi. Mehmet Topuz transferi skoru eşitlemeyekti ya da bir başkası. Skoru eşitleyebilecek hamleler yukarıda sorduğumuz sorulara verilecek doğru cevaplardır. Başarıyı doğru paylaştırın, yoksa şiar edindiğiniz başarısızlıkta aynı insanları yanınızda bulamayacaksınız. Daimi sükunet, gerektiğinde en güçlü ses Beşiktaş'ta olmazsa olmazdır, aksi halde Beşiktaş nefes alamaz. Taraftar için de aynısı geçerli. Birileri bunca yanlış, saçmalık yaşanmamışcasına ''Büyük Başkan'' diye bağırabiliyorsa bilirim ki Siyah yediği gol sonrası rakip kaleye baskı kurmuş, 3. golü arıyordur. Sayıları fazla olmayan Beyaz'larınsa fazla şansı yoktur.

Son olarak iki ay önce verdiğim sözü yarın gerçekleştiriyorum. Güle güle Edouard Cissé, acaba ona teşekkür ettiniz mi?

Noat Samisa

17.06.09

4 Fikir, Tenkit, Yorum:

Turgay Keskin dedi ki...

Keşke Beyaz ezici bir üstünlük sağlasa ama malesef birileri bunu engelliyor.

Harika bir yazı gerçekten, eline sağlık.

t2 dedi ki...

Salih Bey (resmiyet) ... Abicim fotoğraf için ...

http://tersmanyel.blogspot.com/

Kalten dedi ki...

Noat Samisa'yı yazılı basında görmek dileğiyle...

Pamukk dedi ki...

Teşekkürler Cisse. Ben seni özleyeceğim.

Arşiv

Hayatım Futbol

Arama

Yükleniyor...

Jean Tigana