Akla Düşen Tilki ile Ferrari
Şu ortamdan nefret ediyorum diyebilirim. Bir isim ortaya atılır, bunun yarattığı bi' ilk izlenim olur. Önce ''bomba'' diye manşetlere taşınır, sonra gitgide değeri düşer. Sakatlıkları, form durumu, esasen bidon olduğu(!) da mutlaka bir yerlere yazılır. Başarılı olamazcı'lar ile gelsin 30 gol atarcı'lar karşı karşıyadır. Daha evvel kaç kişi 30 gol atabilmiştir ligimizde, bu pek dikkate alınmaz tabii. Vasat Brezilyalı'lar, kariyeri düşüşteki oyuncular ve menajer yamamalarının hakim olduğu bir yabancı transfer ortamına sahip olduğumuzdan mutlaka daha iyi olduğu iddia edilen isim ya da karşılaştırılan muadili mutlaka manşete çıkacaktır. Gidip yüksek potansiyelli, pazarlanabilir genç oyuncu alamazsın, adını bilmezler; beğenmezler. İlk izlenim iyi değilse futbolcu kulüp tarihinde efsaneleşse bile yine de kabul ettiremezsin. (bkz. Bobo) Uzak liglerden piyasa sahibi oyuncuları alamazsın, adını bilmezler; beğenmezler. Büyük liglerden de oyuncu alırsın, bu da ancak bir şekilde futbol cirosu (kariyer, form, yaş) azalmış adam olur. Takımında yedek kalmıştır, sözleşmesi bitmiş; yaşı gelmiş, bir çuval paraya gelmiştir. Ya da bir başka bir şey. Michael Owen gelseydi Türkiye'ye, ne sakatlığı kalırdı, ne de form durumu. İki günde paçavra olur Dünya Futbol tarihinin gelmiş geçmiş en özel golcülerinden biri. Şimilerde Man Utd idmanında, daha ötesi nedir ki? Şimdi ben desem ki Matteo Ferrari tozunu atar bu ligin, ne anlam ifade eder ki? Ya da bidondur, kiralık gezdi sürekli; etmez 4.5 milyon desem? Referanstan başka bugün ya da ayarın için ne anlam ifade eder ki?
Biz inanırız ki futbola ne egemen olursa olsun, futbol kendi iç dinamiğini sahada gösterir. Ona başkaldıran, futbola ihanet eden mutlaka karşılığını görür. Olması gerekenin dışına çıkana şans da yardım etmez, elindekinden maksimumu çıkaranın yanında futbolun tanrıları da yer alır. Şablonlar vardır ve bizce üst düzey futbolun temelidir. Ofsayt kuralını çıkartırsanız bu oyundan, tüm bu yazılan rakamlar yalan olur. Takımın birlikteliği vardır, oyuncu gruplarının birlikteliği vardır, uyumlu ikililer ile oluşturacak hatlar vardır. Savunma tandemi, kenarlar, orta saha... bu dört bölge günümüz futbol trendinde mutlaka en az iki kişilik birliktelikler ister. Yeni nesil 4-3-3'te komple oyuncular bu sayıyı 3'e çıkardılar, bu şablon doğru oyuncular ile kurulduğu müddetçe günümüzün trendidir, idealidir. Şablon temeldir, üstünü doğru inşa etmez iseniz anlamsızdır. Takımların genel oyun anlayışları vardır, maç-maç değişimler vardır ve maç içi değişimler vardır. Orta saha oyuncusunu sağ beke alacak değişikliği yapmak, sol bekin yerine orta saha oyuncusu almak bugünün zirve futbolun en uç iki taktiksel hamlesidir. Bu değişimleri yapabilen takımların oyun planları çeşitlenir, sıklıkla şablon getirisi goller bulurlar. Oyuncuları nasıl seçtiğinizin önemi kadar nasıl dizdiğiniz de önemlidir. Bir oyuncu, -üstün yetenekli ya da vasat teknik becerilere sahip olsun, çok önemli değildir- şablondaki konumunun doğruluğuyla veya yanlışlığıyla, üstlendiği rolle, buna bağlı olarak harekete geçirdiği, birliktelik kurduğu takım arkadaşı ile (mesela Ramos, Maicon gibi süper bekler) takımının en etkin gücü olabilir veya tüm şablonu yalanlayabilir. Biz de tüm bunlar ve daha pek çoğu ışığında Matteo Ferrari'nin kariyerinden, geçmişinden, bedelinden daha da ilerisini düşünüyoruz. Ferrari, Beşiktaş'ta ne oynar? Ferrari'li Beşiktaş ne oynar?
Stoper stoperdir, bunun tartışması mı olur? Olur. Birincisi, Beşiktaş Cisse'den sonra Gökhan Zan'ın da kaybıyla boyca kısaldı. Cisse'nin pozisyon bilgisi de göz önüne alınınca rakipten gelen yüksek birinci topların Beşiktaş yarı sahası ortasında karşılanma oranı geçtiğimiz yıllara göre düşecektir. Matteo Ferrari'nin boyu 1.85, Sivok ile eşit. Partner olabilecek diğer isim Toraman, zaten takımın başka hazır stoperi yok. Toraman da ligin başını kaçıracak. 6+4 takım görüntüsünde defansif rolü öncelik olan arka 6'lıdan boyu 1.85'in üzerinde olan yok. Bu bir sıkıntıdır. CL'de daha da büyük bir sıkıntıdır. Ferrari'nin hava topu hakimiyeti ne denli iyi olursa olsun, Cisse-Zan ikilisinin yarattığı fizik üstünlük etkisi oluşmayacaktır. Birinci topların karşılanma oranının düşüşü birincil görüntüyü verecek, Ferrari'nin partnerine göre bu durum duran toplarda da Beşiktaş'ın başına işler aşacaktır. Takımın alan hakimiyetini artırmak adına bizim yerli piyasadan bir tek önerimiz var, Anadolu'da Beşiktaş'ın ihtiyacını karşılayabilecek bir başka yerli stoper göremiyorum: Ahmet Görkem Görk. Bizce ıskalanan bir oyuncu, Beşiktaş'ta pekala dörtlü savunma partneri olabilecek bir savunmacı. Geçtiğimiz günlerde Kenan Özer için Rizespor Beşiktaş ile bağlantı kurmuştu, keşke geçen yıl yapılan teklif yinelenseydi. Ahmet için takımına ödenecek 2 milyon avro mevcut şartlarda iyi bir ticaret olur.
Ferrari değerli bir oyuncu, transferin pek çok bileşeni arasından kalite kısmını ayırırsak Beşiktaş'ın ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir oyuncu. Bize göre Zapo da Beşiktaş'ın ihtiyacını karşılayabilirdi, Ferrari kariyer olarak birkaç basamak yukarıda sayılır. Ferrari transferiyle geçen yıla göre takım savunmasında bir iyileşme olacağına dair inancım çok çok zayıf. Bahsettiğim alan hakimiyetinin azalması bir faktör, bir diğeri de takımın şampiyonluğundaki en önemli etken olan orta saha yapısının ve bunun direkt etki ettiği, hücum oyuncuları işler hale getiren, ikinci topları tolayarak Beşiktaş'ın güçlü yanlarını ortaya çıkarabilen orta saha kurgusunu, bu mevkiideki oyuncu seçimlerine dair şüphelerim bir diğer önemli etkendir. Yeni sezonda Beşiktaş'ın şablonunun şampiyonluğu getiren takım tertibinin devamı olacağına ve takımın bu sayede yapılan yeni transferler ile bir adım yukarı çıkabileceğine dair ciddi şüphelerim var. Eğer takım, şampiyonluğun üzerine bir şeyler koyabilmek adına şampiyonluğu getiren yolda ısrar edecek ise, ben bu takıma sonuna kadar güvenebilirim. Bana bu hissi yaşamam için birkaç kez güvence verdi bu takım. Ama şüphelerimin sebepleri, sezon içinde görünen pek çok hayal kırıklıkları gibi etkenler de var. Takım savunmasının geçen yılın üzerine çıkamaması olasılığı ve buna bağlı olarak takımın geçen sezonun üzerine koyamaması ile alakalı şüphelerim dayanağı da Mustafa Denizli, bir bakıma başlıkta dediğimiz gibi ''Akla Düşen Tilki''...
Şampiyonuğun nasıl geldiğini yazdık, bizce tamamiyle saha içinden geçti bu şampiyonluk. Doğru takım tertibi, doğru seçimler sayesinde geldi. Futbolcuları sahada biribirine bağlayan şey futbol topudur, yukarıda bahsettiğimiz ve bu blogda her daim sözünü ettiğimiz şablon getirisi futbol başarısını getiren ''birliktelikleri'' futbol topu sağlar. Sanal bir bağdır bu, dikkatli gözler ancak bir kısmını görebilir. Daha iyisini yapabilmek için elinizdeki bağların yerini, yönünü değiştirmelisiniz, bu da bağlar görünmez olduğundan zor bir iştir. Doğru bir değişim dahi olsa zaman alır. Dedik ya, bir futbolcu şablonu çalıştırır, bir tercih her şeyi yalanlar. Geçen yıl bu tercih Sivok'tu Beşiktaş için. Tahminim, daha iyisini elde etmek adına geçen yıl hiçbir maçta ideal takım tertibinden daha iyisini üretemeyen, bunu da her daim tabelaya negatif yansıtan şablon ve Sivok rolü tercihinin Mustafa Denizli'nin aklındaki tilki oluşudur. Daha iyisinin ortaya çıkacağı inancıyla eldekinden vazgeçme denemesi ihtimalidir. Değişken rollü oyuncu Sivok ve yeni iki yabancı oyuncu Fink ve Ferrari ile bu aykırı yapı sanıyoruz ki Mustafa Denizli'nin aklındaki genel takım tertibidir.
Bir olasılıktan bahsediyoruz, belki de doğru değildir. Ama bu benim aklımı kurcalıyor, pek de mutlu etmiyor. Ferrari üçlü savunma geçmişi neredeyse dörtlü savunma geçmişi ile eşdeğer bir oyuncu. Zapo ve Sivok'un da benzer referansları vardı. Toraman da öyle, üçlü savunmaya yatkın bir oyuncu. Bana göre zaruri haller dışında dörtlü savunmada oynayabileceği tek yer sağ bek; oldukça iyi de bir sağ bek ayrıca. Üçlüde ise sağ stoper rolü onun yetilerine en uygun olanı. Yani şöyle bir yapı bekliyoruz: Sağ stoper Toraman, libero Sivok, sol stoper Ferrari'den oluşan bir üçlü en geride. Kenarlarda Ekrem ve Üzülmez; duruma göre Rıdvan ve İsmail belki; hatta Erhan Güven. Yeni 5'li bir görüntü. Sivok'un rolü orta saha çoklayıcısı, savunma yardımcısı. Geçen yıl sıklıkla denenen ve sıklıkla başarısız olunan rol. Bizce fantezi arayışı...
Bu beş oyuncunun önünde Ernst banko. Öndeki dörtlü için alternatif çok. Nihat, Bobo, Nobre'den ikisi sahada olur; iki kenar adamı seçilir. Holosko veya Nihat sağ kenarda olur, Fink oynar. Tello veya Yusuf sol kenarda olur, sağda Erkan Zangin oynar. Kanat değişirler. Veli Kavlak alınmak isteniyormuş, o da gelirse yer bulur. Delgado sakat, iyileşince yer bulur. Serdar Özkan, bir diğer orta saha alternatifi Uğur İnceman; belki Necip Uysal. Bu takım teribinde tek merkez orta saha kullanıldığından yeterli alternatif var sayılabilir. Keza kenarlar için de bol alternatif var. Ama üç stoperden fazlası yok. Dörtlü savunma için bir atılım yapılan, Beşiktaş bir sol bek transfer etti. Ferrari ile İsmail Köybaşı, Beşiktaş'ın savunmasının kalitesini artıracak isimler olabilirler. Yani takım tertibi, takım savunmasına yaptıtığı katkıyı geçen yıl düzeyinde götürür veya üstüne çıkarır ise bu iki oyuncunun transferi Beşiktaş'ın genel takım kalitesini, yaratıcılığını, istikrarını artıracak hamlelerdir. Eğer olursa, yani şampiyonluğu getiren yapının üzerine konulursa. Tigana sonrası ligi 2. sırada tamamlayan iskeletin üzerine gidilmedi. Oyunu boyca 50 metrede, ence 30 metrede oynamaya çalışan bu takımın yerine 80'e-50, savunmacısıyla forveti arası uçurumlar olan bir takım geldi. Geçen yılın tüm kazanımları da bahsettiğimiz sanal bağın kopuşu, uyumlu birlikteliklerin bozuluşuyla ''yeni transferlerle artan kadro kalitesine rağmen'' yok olup gitmişti. Korkumuz, benzer bir sonu bu takımın da yaşamasıdır. Kadro kalitesi artırımı çalışması sürecinde şablon sadakati gösterildi bize göre, takım şablonu olan 4-3-3'te geçen yıldan fazlasını yapabilecek iki savunma takviyesi yaptı. Bizce en az bir tane daha yapmalı. Nicel artırım mutlaka gerekli, bizce Ahmet Görkem Görk nitel artırıma da katkı sağlar . Olmadığı takdirde sıkıntıdır. Bu sıkıntı sezon boyu pek çok şekilde Beşiktaş'ın karşısına gelecektir. Bazen yabancı kotası sıkıntısı, bazen fizik zaafiyet, bazen alan hakimiyet sorunu...
Ferrari'nin ya da İsmail Köybaşı'nın transferlerinin benim için değeri bu. Rolleri ne olacak ve Beşiktaş ne oynayacak? Maliyetleri, transfer arayışı; bunları ayrıca değerlendirmek gerek. Maliyetler konusunda Beşiktaş kulübü vergi kaçırmadığı için suçlanıyor adeta, ulusal medyamız bu aralar iyice yerlerde sürünüyor. Örneğin Galatasaray'ın transferlerini resmi siteden öğreniyorlar ve transferlerin gerçek bedellerini ya da futbolcuların yıllık ücretlerinin aslını ortaya koyamıyorlar. Acziyet içerisinde bu durumda imdada 2000'lerin başında birkaç akil insanca şeffaflaştırılmaya çalışılan Beşiktaş yetişiyor, basına haber yapsınlar diye malzeme veriyor. Eninde sonunda açıklayacak maliyetleri Beşiktaş, ne lüzum var ki okul okuyup da haberci olmaya? Gayet net, anlaşılır bildirimler; çözümlemeye dahi gerek kalmıyor. Erdoğan Demirören'e yine £10 milyon civarı borçlandı kulüp, sezon içinde CL gelirleri şükür ki mevcut harcamaları amorti edecektir.
Noat Samisa
13.07.09
Biz inanırız ki futbola ne egemen olursa olsun, futbol kendi iç dinamiğini sahada gösterir. Ona başkaldıran, futbola ihanet eden mutlaka karşılığını görür. Olması gerekenin dışına çıkana şans da yardım etmez, elindekinden maksimumu çıkaranın yanında futbolun tanrıları da yer alır. Şablonlar vardır ve bizce üst düzey futbolun temelidir. Ofsayt kuralını çıkartırsanız bu oyundan, tüm bu yazılan rakamlar yalan olur. Takımın birlikteliği vardır, oyuncu gruplarının birlikteliği vardır, uyumlu ikililer ile oluşturacak hatlar vardır. Savunma tandemi, kenarlar, orta saha... bu dört bölge günümüz futbol trendinde mutlaka en az iki kişilik birliktelikler ister. Yeni nesil 4-3-3'te komple oyuncular bu sayıyı 3'e çıkardılar, bu şablon doğru oyuncular ile kurulduğu müddetçe günümüzün trendidir, idealidir. Şablon temeldir, üstünü doğru inşa etmez iseniz anlamsızdır. Takımların genel oyun anlayışları vardır, maç-maç değişimler vardır ve maç içi değişimler vardır. Orta saha oyuncusunu sağ beke alacak değişikliği yapmak, sol bekin yerine orta saha oyuncusu almak bugünün zirve futbolun en uç iki taktiksel hamlesidir. Bu değişimleri yapabilen takımların oyun planları çeşitlenir, sıklıkla şablon getirisi goller bulurlar. Oyuncuları nasıl seçtiğinizin önemi kadar nasıl dizdiğiniz de önemlidir. Bir oyuncu, -üstün yetenekli ya da vasat teknik becerilere sahip olsun, çok önemli değildir- şablondaki konumunun doğruluğuyla veya yanlışlığıyla, üstlendiği rolle, buna bağlı olarak harekete geçirdiği, birliktelik kurduğu takım arkadaşı ile (mesela Ramos, Maicon gibi süper bekler) takımının en etkin gücü olabilir veya tüm şablonu yalanlayabilir. Biz de tüm bunlar ve daha pek çoğu ışığında Matteo Ferrari'nin kariyerinden, geçmişinden, bedelinden daha da ilerisini düşünüyoruz. Ferrari, Beşiktaş'ta ne oynar? Ferrari'li Beşiktaş ne oynar?Stoper stoperdir, bunun tartışması mı olur? Olur. Birincisi, Beşiktaş Cisse'den sonra Gökhan Zan'ın da kaybıyla boyca kısaldı. Cisse'nin pozisyon bilgisi de göz önüne alınınca rakipten gelen yüksek birinci topların Beşiktaş yarı sahası ortasında karşılanma oranı geçtiğimiz yıllara göre düşecektir. Matteo Ferrari'nin boyu 1.85, Sivok ile eşit. Partner olabilecek diğer isim Toraman, zaten takımın başka hazır stoperi yok. Toraman da ligin başını kaçıracak. 6+4 takım görüntüsünde defansif rolü öncelik olan arka 6'lıdan boyu 1.85'in üzerinde olan yok. Bu bir sıkıntıdır. CL'de daha da büyük bir sıkıntıdır. Ferrari'nin hava topu hakimiyeti ne denli iyi olursa olsun, Cisse-Zan ikilisinin yarattığı fizik üstünlük etkisi oluşmayacaktır. Birinci topların karşılanma oranının düşüşü birincil görüntüyü verecek, Ferrari'nin partnerine göre bu durum duran toplarda da Beşiktaş'ın başına işler aşacaktır. Takımın alan hakimiyetini artırmak adına bizim yerli piyasadan bir tek önerimiz var, Anadolu'da Beşiktaş'ın ihtiyacını karşılayabilecek bir başka yerli stoper göremiyorum: Ahmet Görkem Görk. Bizce ıskalanan bir oyuncu, Beşiktaş'ta pekala dörtlü savunma partneri olabilecek bir savunmacı. Geçtiğimiz günlerde Kenan Özer için Rizespor Beşiktaş ile bağlantı kurmuştu, keşke geçen yıl yapılan teklif yinelenseydi. Ahmet için takımına ödenecek 2 milyon avro mevcut şartlarda iyi bir ticaret olur.
Ferrari değerli bir oyuncu, transferin pek çok bileşeni arasından kalite kısmını ayırırsak Beşiktaş'ın ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir oyuncu. Bize göre Zapo da Beşiktaş'ın ihtiyacını karşılayabilirdi, Ferrari kariyer olarak birkaç basamak yukarıda sayılır. Ferrari transferiyle geçen yıla göre takım savunmasında bir iyileşme olacağına dair inancım çok çok zayıf. Bahsettiğim alan hakimiyetinin azalması bir faktör, bir diğeri de takımın şampiyonluğundaki en önemli etken olan orta saha yapısının ve bunun direkt etki ettiği, hücum oyuncuları işler hale getiren, ikinci topları tolayarak Beşiktaş'ın güçlü yanlarını ortaya çıkarabilen orta saha kurgusunu, bu mevkiideki oyuncu seçimlerine dair şüphelerim bir diğer önemli etkendir. Yeni sezonda Beşiktaş'ın şablonunun şampiyonluğu getiren takım tertibinin devamı olacağına ve takımın bu sayede yapılan yeni transferler ile bir adım yukarı çıkabileceğine dair ciddi şüphelerim var. Eğer takım, şampiyonluğun üzerine bir şeyler koyabilmek adına şampiyonluğu getiren yolda ısrar edecek ise, ben bu takıma sonuna kadar güvenebilirim. Bana bu hissi yaşamam için birkaç kez güvence verdi bu takım. Ama şüphelerimin sebepleri, sezon içinde görünen pek çok hayal kırıklıkları gibi etkenler de var. Takım savunmasının geçen yılın üzerine çıkamaması olasılığı ve buna bağlı olarak takımın geçen sezonun üzerine koyamaması ile alakalı şüphelerim dayanağı da Mustafa Denizli, bir bakıma başlıkta dediğimiz gibi ''Akla Düşen Tilki''...
Şampiyonuğun nasıl geldiğini yazdık, bizce tamamiyle saha içinden geçti bu şampiyonluk. Doğru takım tertibi, doğru seçimler sayesinde geldi. Futbolcuları sahada biribirine bağlayan şey futbol topudur, yukarıda bahsettiğimiz ve bu blogda her daim sözünü ettiğimiz şablon getirisi futbol başarısını getiren ''birliktelikleri'' futbol topu sağlar. Sanal bir bağdır bu, dikkatli gözler ancak bir kısmını görebilir. Daha iyisini yapabilmek için elinizdeki bağların yerini, yönünü değiştirmelisiniz, bu da bağlar görünmez olduğundan zor bir iştir. Doğru bir değişim dahi olsa zaman alır. Dedik ya, bir futbolcu şablonu çalıştırır, bir tercih her şeyi yalanlar. Geçen yıl bu tercih Sivok'tu Beşiktaş için. Tahminim, daha iyisini elde etmek adına geçen yıl hiçbir maçta ideal takım tertibinden daha iyisini üretemeyen, bunu da her daim tabelaya negatif yansıtan şablon ve Sivok rolü tercihinin Mustafa Denizli'nin aklındaki tilki oluşudur. Daha iyisinin ortaya çıkacağı inancıyla eldekinden vazgeçme denemesi ihtimalidir. Değişken rollü oyuncu Sivok ve yeni iki yabancı oyuncu Fink ve Ferrari ile bu aykırı yapı sanıyoruz ki Mustafa Denizli'nin aklındaki genel takım tertibidir.
Bir olasılıktan bahsediyoruz, belki de doğru değildir. Ama bu benim aklımı kurcalıyor, pek de mutlu etmiyor. Ferrari üçlü savunma geçmişi neredeyse dörtlü savunma geçmişi ile eşdeğer bir oyuncu. Zapo ve Sivok'un da benzer referansları vardı. Toraman da öyle, üçlü savunmaya yatkın bir oyuncu. Bana göre zaruri haller dışında dörtlü savunmada oynayabileceği tek yer sağ bek; oldukça iyi de bir sağ bek ayrıca. Üçlüde ise sağ stoper rolü onun yetilerine en uygun olanı. Yani şöyle bir yapı bekliyoruz: Sağ stoper Toraman, libero Sivok, sol stoper Ferrari'den oluşan bir üçlü en geride. Kenarlarda Ekrem ve Üzülmez; duruma göre Rıdvan ve İsmail belki; hatta Erhan Güven. Yeni 5'li bir görüntü. Sivok'un rolü orta saha çoklayıcısı, savunma yardımcısı. Geçen yıl sıklıkla denenen ve sıklıkla başarısız olunan rol. Bizce fantezi arayışı...
Bu beş oyuncunun önünde Ernst banko. Öndeki dörtlü için alternatif çok. Nihat, Bobo, Nobre'den ikisi sahada olur; iki kenar adamı seçilir. Holosko veya Nihat sağ kenarda olur, Fink oynar. Tello veya Yusuf sol kenarda olur, sağda Erkan Zangin oynar. Kanat değişirler. Veli Kavlak alınmak isteniyormuş, o da gelirse yer bulur. Delgado sakat, iyileşince yer bulur. Serdar Özkan, bir diğer orta saha alternatifi Uğur İnceman; belki Necip Uysal. Bu takım teribinde tek merkez orta saha kullanıldığından yeterli alternatif var sayılabilir. Keza kenarlar için de bol alternatif var. Ama üç stoperden fazlası yok. Dörtlü savunma için bir atılım yapılan, Beşiktaş bir sol bek transfer etti. Ferrari ile İsmail Köybaşı, Beşiktaş'ın savunmasının kalitesini artıracak isimler olabilirler. Yani takım tertibi, takım savunmasına yaptıtığı katkıyı geçen yıl düzeyinde götürür veya üstüne çıkarır ise bu iki oyuncunun transferi Beşiktaş'ın genel takım kalitesini, yaratıcılığını, istikrarını artıracak hamlelerdir. Eğer olursa, yani şampiyonluğu getiren yapının üzerine konulursa. Tigana sonrası ligi 2. sırada tamamlayan iskeletin üzerine gidilmedi. Oyunu boyca 50 metrede, ence 30 metrede oynamaya çalışan bu takımın yerine 80'e-50, savunmacısıyla forveti arası uçurumlar olan bir takım geldi. Geçen yılın tüm kazanımları da bahsettiğimiz sanal bağın kopuşu, uyumlu birlikteliklerin bozuluşuyla ''yeni transferlerle artan kadro kalitesine rağmen'' yok olup gitmişti. Korkumuz, benzer bir sonu bu takımın da yaşamasıdır. Kadro kalitesi artırımı çalışması sürecinde şablon sadakati gösterildi bize göre, takım şablonu olan 4-3-3'te geçen yıldan fazlasını yapabilecek iki savunma takviyesi yaptı. Bizce en az bir tane daha yapmalı. Nicel artırım mutlaka gerekli, bizce Ahmet Görkem Görk nitel artırıma da katkı sağlar . Olmadığı takdirde sıkıntıdır. Bu sıkıntı sezon boyu pek çok şekilde Beşiktaş'ın karşısına gelecektir. Bazen yabancı kotası sıkıntısı, bazen fizik zaafiyet, bazen alan hakimiyet sorunu...
Ferrari'nin ya da İsmail Köybaşı'nın transferlerinin benim için değeri bu. Rolleri ne olacak ve Beşiktaş ne oynayacak? Maliyetleri, transfer arayışı; bunları ayrıca değerlendirmek gerek. Maliyetler konusunda Beşiktaş kulübü vergi kaçırmadığı için suçlanıyor adeta, ulusal medyamız bu aralar iyice yerlerde sürünüyor. Örneğin Galatasaray'ın transferlerini resmi siteden öğreniyorlar ve transferlerin gerçek bedellerini ya da futbolcuların yıllık ücretlerinin aslını ortaya koyamıyorlar. Acziyet içerisinde bu durumda imdada 2000'lerin başında birkaç akil insanca şeffaflaştırılmaya çalışılan Beşiktaş yetişiyor, basına haber yapsınlar diye malzeme veriyor. Eninde sonunda açıklayacak maliyetleri Beşiktaş, ne lüzum var ki okul okuyup da haberci olmaya? Gayet net, anlaşılır bildirimler; çözümlemeye dahi gerek kalmıyor. Erdoğan Demirören'e yine £10 milyon civarı borçlandı kulüp, sezon içinde CL gelirleri şükür ki mevcut harcamaları amorti edecektir.
Noat Samisa
13.07.09
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Arşiv
-
►
2011
(77)
-
►
Mayıs
(8)
- CL Finali'nden Geriye Kalan 5 Şey
- Fernandes Transferi Hakkında
- #1 - Skandalın Gölgesi Üzerinde
- Andre Villas ''Şüphesiz Special'' Boas ve Gölgenin...
- Belediye'nin Geçmişteki Büyük Rantı - Türkiye Kup...
- Premier League'de Sezon Finali: Manchester United ...
- El Clasico 4'lüsünden Öğrendiğim 4 Şey
- Büyük Dinozorlar Çağı: IFABaurus!
-
►
Mayıs
(8)
-
▼
2009
(501)
-
▼
Temmuz
(41)
- Fantasy Premier League
- Yok Pahasına Arbeloa
- Toure - Lescott ve Elano
- Beşiktaş 0-0 Porto
- Anderlecht 5-0 Sivasspor
- Crouch ve Bent Kardeşler
- Denizkızı Ponyo
- Kötü, Daha Kötü, En Kötü
- Beşiktaş 1-1 Lyon
- Bir Yalnız Adam #1
- Sam Ricketts
- Downing'i Beklerken
- Man City'de Temizlik Günleri
- Marquinhos
- Eriksson'dan Önce
- Deniz, Kum, Güneş: Peter Crouch
- Paul Hart ile Championship'e
- Lee Chung-Yong Bolton'da
- Hayatın İki İhtimali
- Beşiktaş 1-1 Catania
- Yeniden McLeish ile Birlikte
- Beşiktaş 09/10
- UEFA Referee Convention
- Sen de Gel Adebayor
- Bu Kez Gol Oldu
- Hazırlık Maçı Rekabeti
- Michael Owen - #7
- Footballer's Wife
- Akla Düşen Tilki ile Ferrari
- Mu Kanazaki
- One Night in İstanbul
- Çiftliğe Yakın
- Domuz Gibi Güçlü
- Michael Owen Manchester'da
- Futbol Halkın İdare Devletin
- Çağırın Gelsin Barton
- Kasımpaşa Kümede Kalır mı?
- Saldır Big Sam
- Sean Davis
- Santa Cruz - Vassell
- Luis Antonio Valencia
-
▼
Temmuz
(41)
Blog
- Aceto Balsamico
- Ali Sami Yen
- Amerika Deplasmanı
- Anadolu'dan Futbol
- Artemio Franchi
- Banlieue
- Bizim Taraf
- Borges
- Cartalete
- Ceza Sahası
- Di Massimo Talento
- Ekşi Beşiktaş
- Flying Dutchman
- Gol Atan Kaleye
- Hakiki Tosun Blog
- Hayat Sensin
- Hayat Yuvarlaktır
- Klasik Futbol
- Lambuja
- No Pain No Gain
- Papa Bouba Diop
- Papazın Çayırı
- PCLion FC
- Pennearabiata
- Rakamla 10
- Salsa Basket
- Scugnizzi
- Stalker
- Tardini Büfe
- Total Futbol
- Ultras Movement
- Uludağ Beşiktaş
- Uzun Paslar
- Şairler Parkı
Yazarlar
Columnists
Columnists
- Alan Smith
- Andy Hunter
- Barry Glendenning
- Ben Lyttleton
- Daniel Taylor
- David Hills
- David Hytner
- David James
- David Pleat
- Dominic Fifield
- Fernando Duarte
- Henry Winter
- John Ashdown
- Leander Schaerlaeckens
- Marcela Mora y Araujo
- Matt Scott
- Paul Doyle
- Paul Fletcher
- Phil McNulty
- Robbo Robson
- Sean Ingle
- Shaka Hislop
- Steve Claridge
- Tim Vickery - BBC
- Tim Vickery - SI
Dizin
- Ada Futbolu (1047)
- Beşiktaş (340)
- Dünya'nın Futbolu (263)
- Türkiye'nin Futbolu (214)
- Ulusal Futbol (180)
- Asya Sineması (16)
- Futbolun Kutsalı (13)
- Anime (6)
- Ligue 1 (4)
- Teknik Futbol (4)
- Basketbol (2)
- Formula 1 (2)
- Harry Potter (2)
- Sinema (2)
- BİY United (1)
- FD (1)
16 Fikir, Tenkit, Yorum:
cisse neyse de, g zanın hava hakimiyeti konusuna katılmıyorum. yerde olduğu kadar havada da dengesiz bu adam. gereksiz yere rakibinin üzerine basarak yükseldiği ve faul yaptığı pozisyon sayısı çok fazla. kritik yerlerde de şaşkın bir arkadaştır ki alexe attırdığı meşhur kafa golü doruk noktasıdır.
Öncelikle haklısın hocam, Lyon'da adamlar rakam söylüyor bizimkiler hala ''yok yok onların söylediğinin 1 milyon eksiği'' diyor.
Gökhan Zan geliyor davullu zurnalı eğlence yapılacak neredeyse.Geçen sezon ne çabuk unutuldu? Hamburg'un ve son dakika golü atamazsan Bordeaux'un karşısına Gökhan Zan'la çıkarsan neler olacağını düşünmüyor musun?
Ferrari hususunda benim şüphelerim var, adı üstünde şüphe, belki yeni bir defans efsanesi görecek Türkiye.
Bugüne kadar çıkardığım sonuç, bu ülkeye kendini ispat etmesi gereken yahut mücadeleci özelliği olan futbolcular gerekli.
Ben Ferrari'yi Zago ile bir tutamıyorum.Zago Beşiktaş'ta bir sistem içerisinde oynayan bir futbolcuydu, Matteo (çocukluğunu bilirim) ise bir kaosa geliyor.
Bir örnek vermek gerekirse Dünya Şampiyonu ve altın top alan ilk defans olan Cannavaro hemen ardından gittiği Real Madrid'de paspas oldu.
Keza maliyet tuzlu, yıllık ücret ve bonservis cidden fazla zira yaşı 30'u devirmiş bir futbolcu.Burada Beşiktaşlılar kavram karmaşası yaşıyor, bu parayı yaşa bağlamamamız gerektiğini söylüyor.Yanlış; beklenti ve performans yaşa bağlanmaz, hele ki defans oyuncusuysa, ödenen bonservis bedeli ise bağlanır zira son veya sondan bir önceki transferini yapıyor bu futbolcu ve sonuncusunun bedelsiz veya çok düşük bir bedelle olacağı öngörülebilir.
Tek başına Ernst, en kötü oynanan maçta fazladan bir veya iki gol yenmesini önler.Ferrari de böyle çıkarsa ne ala.Aksi taktirde Juanfran ve Diatta geliyor aklıma.
Peki bu ikisinin ortası yok mu? Var ama o zaman Ferrari gereksiz olur, Beşiktaş'ın elinde zaten belli bir standardı olan Zapo var.
Ferrari' yi bidonlukla veya en hafifinden ise yaramazlikla suclayanlari anlamiyorum. Yillardir stoperi Italya' dan alacaksin arkadas diyen herkes kayboldu ortadan. E aldik iste Italyan stoper? Ama o kiralik gitmis hep! Boyle dengesizlikler can sikici gercekten. Ferrari iyidir ama keske 4,5M+2,5M vermek yerine 2,5M+1,8M verilerek Mellberg alinsaydi diye de dusunmuyor degilim. Ne var ki bu hicbir zaman Ferrari cercoptur demek degildir!..
bu tilkilerin benzeri geçen devre arası benim aklıma düşmüştü. ersnt ve yusuf alınınca orta üçlü delgado-ernst-yusuf olacak korkusuyla yaşamıştım bir süre. neyse ki olmamamıştı. umarım senin tilki de haksız çıkar.
bu takıma da yamuk yumuk bir 4-3-3tense 4-2-3-1 daha çok uyar gibi. ancak eldeki oyunculara bakınca - enrst-fink ikilisi ve delgadonun yokluğu ile - yaratıcılık konusunda sıkıntı yaşanacak sanki. tabi fink e bağlı olay. eğer anlatıldığı gibi iki yönüde iyi oynuyorsa pek sorun olmaz ama defansif çıkarsa al başına belayı.
@Noat Samisa,
Yine güzel bir yazı olmuş. Genelde yorum yapıp kalabalık yapmak istemem fakat şimdi burada katılmadığım noktalar var.
Gökhan Zan-Cisse ikilisini kayıp olarak görmüyorum. Gökhan Zan, istikrarsız, pozisyon ve futbol bilgisi zayıf, tekniği yetersiz bir oyuncu. Yıllarca insanlar onun gelişmesini bekledi -ki kişi aslında anında belli eder hangi özelliklere sahip olduğunu. Olmayacağı çoktan belliydi. Böyle bir oyuncu ile bir takım sınıf atlayamaz.
Buna karşın Cisse, futbol kumaşı cidden iyi ve bunu futbol bilgisi ile belli eden, belli bir kariyeri olan bir futbolcu. Ama o bütün iyi meziyetlerini çok az sayıda maçta göstermeyi tercih etti. Fransa'da kendisine tembel lakabını yakıştıranları bir anlamda doğruladı. Sahada genelde kayıpları oynadı. Sahada görünmeyen oyuncu size hiçbir şekilde artı değer katamaz.
Zago'yu hatırlayalım. 2002'de takıma katıldığında yaşı 33'tü ve doğal olarak o zamanlarda çok daha iyi bir takım olan Roma'da kendine yer bulması zordu. Bize geldiğinde ise kendi kalitesini gösterdi. Rakiple nasıl mücadele edilir, sezgi ve zeka defansta nasıl icraata dökülür bunu gösterdi. Kısaca şunu söylemek gerekirse sahada "etkisi" olan birini görürdünüz. Ferrari böyle bir etkiye sahip mi değil mi çok iyi bilemiyorum ama kariyeri baş ve başaltı takımlardan oluşan bir adamı bir kısım medya gibi hafife almamak gerekir derim. İtalya Ligi'nde yakın zamanda düzenli forma bulmuş bir oyuncudan bahsediyoruz. Ferrari ile Gökhan Zan'ı abuk bir biçimde kıyaslayanlara şu soruyu sormak yeterli olabilir: Gökhan Zan, Serie A'da oynayabilir mi? Hiç sanmıyorum. Ferrari Sivok'un katkısının bir benzerini verse bile kendi açımdan tatmin edici olacaktır. Zago gibi bir "etki" yaratırsa bu da işin "kaymağı" olur derim.
Şimdi tekrar Cisse'ye dönelim. Giunti, Tayfur, Ernst ve Cisse'ye bakalım. Cisse hariç hepsinin oyunda rakibe karşı sahada verdiği kavgayı, hırsı, yanındakileri mental ve fiziki olarak ateşlediklerini görürsünüz. Yoksa kaliteleri çok farklı değil. Cisse'nin gidişine o yüzden sevindim. Takımda hayalet, isyan etmeyen futbolcuların sayısını mümkün olduğu kadar azaltmak gerekecektir. Bu anlamda hemen şu noktaya da geçeyim. Cisse ve Gökhan Zan'ın gidişi ile boy ortalamasının düşmesi beni hiç rahatsız etmiyor. Boy ortalaması önemsizdir demiyorum ama üstünde bu kadar durulacak kadar önemli de değil. Önemli olan sahada "etki"si gözlenebilen, istikrarlı katkı veren, isyan eden futbolculara sahip olmak.
Tam da burada sözü Bobo'ya getirmek istiyorum. "İlk izlenim iyi değilse futbolcu kulüp tarihinde efsaneleşse bile yine de kabul ettiremezsin. (bkz. Bobo)" gibi bir ifade geçiyor. Şunu düzeltelim. Bobo, bir Beşiktaş efsanesi değildir.
Niye?
Bobo'nun istatistiklerine diyecek bir şeyim yok ama siz de bilirsiniz bu iş salt istatistiklere bakıp olmuyor. Yine sözü dönüp dolaşıp yukarıdaki paragraflarda vurguladığıma getireceğim. Bobo, sahada "etkinliğini" hissettiren bir oyuncu değil. Cisse gibi bir hayalet. Oysa yakın tarihe bir bakın. Les Ferdinand, 88'de geldi ve sadece bir sezon oynadı. Oynadığı futbol hala insanların zihinlerinde tazeliğini koruyor. Metin-Ali-Feyyaz'dan bahsetmeye gerek yok. Ruhsal dengesi bozulana kadar Oktay Derelioğlu'na bakın. Daniel Amokachi'yi hatırlayın. İlk maçında, 11 saatlik uçak yolculuğunun ardından Minsk'te oyuna girdiğinde sergilediği etkiyi ve daha sonrasında unutulmazlar arasına giren performansını hatırlayın. Neler yaptığını... En son örnek de Pascal. Sahada ne kadar dominant, ne kadar efekti bir futbolcu olduğunu anımsayın. Aynı şekilde İlhan Mansız'ı... Stefan Kuntz gelsin aklınıza...
Bu bahsettiğim forvetleri anlatmaya gerek yok ayrı ayrı... Yalnız burada vurgulanması gereken bir nokta var. Onlar hiçbir zaman Bobo gibi hayalet olmadı. Tam tersine sahada her daim varlıklarını hissetirdiler. Kimi zekasıyla, kimi gücüyle, kimi bitirişiyle, kimi azmiyle ve hırsıyla, kimi de her şeyiyle... Onları sahada "görüyordunuz". Ben, Bobo'yu çok az maçta -ki buna goller attığı maçlar da dahil- "gördüm".
Bilemiyorum, derdimi ne kadar anlatabiliyorum.
4-2-3-1 oynayalım. Ohh.. mis gibi.
Oratayı sağlama alırız. Elimizde Nihat ve Holosko gibi 3'lünün sağ ve solunda iş yapacak adamlarımız da var. Tello gayet iyi bir şekilde ortada sorumluluk alabilecek seviyede bir oyuncu.
Eğer 4-2-3-1 oynayacaksak hocayı tek zorlayacak konu yabancı sınırlaması olur. Ya stopere 2 yabancı; Nobre forvet. Ya da 1 yerli, bir yabancı stoper; Bobo forvet.
Ege Sezen;
Bunlar değerli görüşler, kalabalık olmaz. Her daim bekleriz efenim :)
Ben bir saptama yaptım daha Zan'ın gittiği ilk gün. Bu bir sıkıntıdır, dedim. Futbola etkiyen sayısız dinamik içinde rakipten gelen birinci topları alma yüzdesi birkaç etkene etkir, bu da ortaya sezon sonunda bir tablo çıkarır. Ülkemizde istatistik bilgiye ulaşma imkanları çok sınırlı. Keşke karşılaştırma imkanımız olsa. Öldük bittik ya da bunu çözersek tamamdır değil. 100 bileşen varsa biri bu, ben de buna dikkat çekmek istedim. Bence önemli bir konudur ve sezon içinde karşılığı görülecektir.
Bobo benim için efsanedir, hiç yoktan istatistikleriyle o mertebededir. Beşiktaş'ta yetişmiş, olgunlaşmış, kulübe hizmet etmiş ve yaklaşık 0.4 lük bir gol ortalaması tutturmuştur. Mesela dediğiniz doğrultuda Nobre sahada varlığını hissettiren biri. Ama bu hissiyatın çok da haz verdiği söylenemez. Ben Bobo'yu tabelada görüyorum sıklıkla ve eminim 10 yıl sonra Ferdinand ile yan yana yazılacaktır Bobo; hatta ondan önde belki.
Noat Samisa,
Stoper rotasyonunda sayisal bir eksiklik oldugu asikar. Erhan Guven'in Besiktas seviyesinde stoper oynayabileceginden supheliyim acikcasi. O yuzden, Toraman'in zaman zaman sag bek, Sivok'un da zaman zaman ortasahada kullanildigi bir ortamda bir ekstra defans oyuncusu daha gerekli bence de.
Ayrica, savunmada ilk toplarin karsilanmasinda Gokhan Zan ve Cisse'nin eksikliginin hissedileceginden bahsetmissin. Gokhan'in belki de Avrupa olceginde basariyla yaptigi tek sey bu ilk toplarin karsilanmasiydi. Fakat oyunundaki diger defolari goz onunde bulundurunca (topu oyuna sokamama, pozisyon bilgisi yetersizligi, mac icinde yersiz konsantrasyon kayiplari), yoklugu, varligindan iyidir diye dusunuyorum. Cisse'yi ise, cok begensem de, hava toplarinda etkili bir onlibero olarak gormedim hic. Bence boyundan daha kisa oynamistir her zaman. Bu noktada Ibrahim Toraman belki guzel bir kiyas olabilir. Aralarindaki 10-12 cm.'lik farka ragmen, Toraman her daim hava toplarinda Cisse'den daha etkili bir oyuncu olmustur benim gozumde. Cisse'nin eksikligini kesinlikle hissedecegiz, ancak bence bu daha cok takimin toplamda eksilen tecrubesi ve oyun aklinda olacak.
Son olarak, Sivok-Ferrari ikilisinin havadan cok sorun yasayacagini dusunmesem de, ozel durumlarda ilk toplara mudahale konusunda olusabilecek eksiklik Sivok'un savunmanin onunde, ya da Toraman'in sag bekte oynamasiyla idare edilebilir bence. Oyle umuyorum en azindan.
Ege Sezen,
Efsane tartismasini pas geciyorum. Ancak onun disinda Bobo ile genel goruslerim Noat Samisa'ninkilerle ortusuyor. Onu ozel kilan, biraz da Besiktas'ta yetisip, buyumus olmasi bence de.
Bir santraforun oyun icinde kendisini "gostermesi" gerektiginden bahsetmissin. Katilmamak elde degil. Ancak Bobo ozelinde hep atlanan bir konu da onun yasi ve fiziki durumu malesef. Santraforlarin bir oyunu fizikman forse edebilecek noktaya gelmeleri (cok ozel ornekler haric) 25-26 yasini buluyor genellikle. Verdigin orneklerden Ilhan Mansiz, Pascal Nouma, Stefan Kuntz, Daniel Amokachi hep belirli bir olgunluga eristikten sonra Besiktas'a gelmis isimler. Ayrica, bahsettigin ozelliklerin tamamini bunyesinde barindirdigi icin Besiktas tarihinde benim en cok sevdigim futbolcu olan Ilhan Mansiz, Bobo'nun Besiktas'ta oynadigi yaslarda Munih Turkgucu, Genclerbirligi, ve Kusadasispor'da oynuyordu mesela. O yuzden Bobo'ya bakarken bunu da not etmek gerek diye dusunuyorum - yani hala gelisme payi var bence.
Ama bunun disinda, zaten Bobo bu saydigin isimlerin hepsinden farkli bir forvet oyuncusu. Cogu Brezilyali forvet gibi, kuvvetiyle degil, teknigiyle ve pozisyon alma sezisiyle etkili oluyor. Bir mac Song ile Servet'in uzerinden kafa vurup, bir sonraki macta da kontraatakta 35-40 metre top surup gol atacak cok fazla oyuncu yok dunyada. Ancak bence oyununda hala gelistirmesi gereken iki cok onemli nokta var. Ilki "decision making" yani cabuk karar verebilme yetisi. Cunku eger gelen topa tek vurus yapmayip, kontrol ederse sonuc genellikle husran oluyor. Ikincisi de top saklama becerisi. Ileride sirti donuk top tutabilirse, sahip oldugu dripling ve pas yetenekleriyle beraber taktiksel anlamda cok daha etkili bir oyuncu olabilir diye dusunuyorum.
Nobre'nin durumu çok farklı. Nobre deyim yerindeyse limitlerini zorluyor ama kalitesi, kumaşı o kadar düşük ki, benim sahada "etkisini" gösterdiğine inanıp saydığım forvetlerin yanında esamesi bile okunmaz. Kendisine yıllık ödenen para ise en hafif tabirle skandaldır. Ama bu yönetim şeklinin hüküm sürdüğü bir yerde "skandal" sözcüğü kulağa hiç de tuhaf gelmiyor.
Yabancı sınırlamasının futbolumuza getirdiği sıkıntıların bir sonucudur Nobre'nin varlığı ve aldığı para.
@Redman,
Bense tam tersine bir oyuncunun 20li yaşlarının hemen başında potansiyelini belli edeceğini düşünüyorum. Luca Toni, İlhan Mansız gibi örnekler de kategori dışıdır. Anlaşamadığımız temel nokta bu. Bobo düzenli olarak 3.5 yıl oynadı bizde. Hala rakip defansla fiziki mücadelede yetersiz, ağır, sıkışık anlarda sorumluluk alma yetisi ve isteği zayıf. Bu bağlamda yetmiyor. Ben "sabır" denen şeye çok fazla bel bağlayamam. Bir oyuncu "hazırsa", "hazır" olduğunu belli eder. Katkı verecekse, baştan yapar.
Dediğin iki özellik çok önemli, Bobo'da yok, katılıyorum. Karar verebilme ve top saklayabilme komple bir forvetin olmazsa olmazıdır. Onların hepsini yapabilen futbolculardı Mansız, Amokachi ve Nouma. Fizikman hazır, dayanıklı, yıpratıcı idiler ve tekniklerini de bu özelliklerine eklemleyebilmişlerdi. Kaliteleri üst düzeydeydi. Ama tabii Mansız ve Nouma psikolojik olarak zayıftı, Amokachi ise müzmin sakatlığından dolayı çok çekti. Yoksa Beşiktaş'ta oynarlar mıydı?
Bobo hakkında şu noktayı atlamamak lazım. Silik, heyecansız, isteksiz, hayalet görüntüsünün altında bizim futbol ortamımızın kalitesizliği mi rol oynuyor yoksa Bobo gerçekten de yapabileceğini mi yapıyor? Benim düşüncem bizim rekabet yaratamayan, oyuncuyu zorlamayan kalitesiz futbol evrenimizin Bobo'yu zorlamaması şeklinde. Bu ortam Amokachi gibi bir adamın yarattığı rüzgarı da dindirmişti hatırlarsanız. Hani hep "Bunu da kendimize benzettik deriz."
Bobo, Nobre gibi varını yoğunu ortaya koysa belki kendimce değerli bulduğum forvetlerin yanında yer alabilir. Ama kendi bağnazlıklarından sıyrılmayan (sıyrılamayan demiyorum dikkatinizi çekerim) bir futbol ortamında bu nasıl olacak?
toraman sağ bekte elinden gelen ne kadar şey varsa ortaya koyuyor, ama adamın esas yeri stoper. ve bence de türkiye'de bölgesinin en iyi isimlerinden. gökhan zan'ın gidişini kayıp olarak görüp, toraman'a 4'lü savunmada oynayabileceği tek yer sağ bek demek..bilmiyorum fazla garip geldi bana noat.
k.ö
k.ö,
Gökhan Zan'ın gidişi, yerine yerlisi konulamadığından en baştan kayıp sayılır, Zan'ın futbolculuğu bir kenara. Doğru isim yerine konulursa sezon içerisinde sıkıntı yaşanmaz ama mevcut kadro bana bu konuda sıkıntı veriyor.
Toraman konusunda görüşlerimi defalarca dillendirdim. İyi bir stoper ama iyi bir tandem oyuncusu değil. Üçlüde sağ stoper oynarsa mesela, çok iyi işler yapabileceğini düşünüyorum. Ama dörtlüde sağ bek için ideal oyuncu sayarım, hele de sol bekte Üzülmez, İsmail ve Tello gibi dış bek alternatifleri varken.
ismail'in harcanmaması dileğiyle..
o açıdan bakıldığı vakit bir kayıp olduğu su götürmez noat. ama, çok paye verdiğini düşünüyorum gökhan zan'a. sonuçta jaba'lara, alex'lere kafa vurduran, savruk, dengesiz, pozisyon alma özelliği gelişkin olmayan, gelişime kapalı bir adam gökhan zan.
mesela bu sene onca korner kullanıldı, tehlike yarattığı korner sayısı ya 2'dir, ya 3. ondan en az 10'ar cm kısa olan sivok'la, toraman'a bakıyorum, her duran topta varlar, her pozisyonun içindeler. topla çıkabilip, hucuma çeşitlilik kazandırabiliyorlar. üstelik sadece hücumda da değil, savunmada da çok iyi bir ahenk içerisinde bu ikili. ferrari transferini yanlış bulmasam da bu bağlamda lüks buluyorum. toraman iyileşene kadar, zapo-sivok ikilisi ile geçiştirilebilirdi orası. şimdi zapo, tamamiyle sırtta yük halini aldı.
k.ö
Ege Sezen,
Yanlis anlasilmasin, "Sabredelim genc cocuga" demiyorum kesinlikle. Besiktas'ta 24 yasina gelmeden 50 gol barajini asmis, (yanilmiyorsam) tarihimizde en fazla gol atan yabanci oyuncu unvanini yakalamis bir forvetten bahsediyoruz. Kendini gosteremedigi, hazir olmadigi, ya da katki yapmadigi goruslerine katilamayacagim o yuzden. Neticede Bobo'dan bahsediyoruz, Serdar Ozkan ya da Mehmet Sedef'ten degil.
Benim gozumde, eger elimizde 23-24 yasinda 40 mac oynadigi her sezon rahatlikla 20 gol atacak bir forvetimiz varsa, ve oyunu gelisime aciksa, bu gelisimi saglamasi icin her turlu imkani saglamaliyiz ona. Besiktas'in hatasi da bu noktada olmustur. Eminim ki Tigana ile devam edilseydi bugun cok farkli noktalarda olurdu Bobo, Serdar Kurtulus, Burak ve digerleri. Ancak malesef bugun 3.5 senede 3. hocasi, 5. idari menajeriyle calisiyor Besiktas, boyle olunca da oyuncularin bireysel gelisiminin eksik kalmasi hususunda kendilerini cok da suclayamiyorum.
4 - 2 - 3 - 1 dörtlü defans,beşli orta saha ve tek santraforlu sistemdir. bu sistemin sağ ve solunda oynayan Nihat ve Holosko var.Bu sistemde Nihat ve Holosko orta saha olarak oynarlar.Ama dedim ya Nihat her ne kadar son senelerde hep forvet oynasa da sistem orta saha ağırlıklı olacaksa sağ kanatta oynatılmalıdır.Ben bu anlayışı desteklerim.Ama Holosko için aynı şeyleri söyleyemem.Holosko kenar oyuncusu değil bana göre.Geçen sezon 4 - 3 - 3 sistemi oynatıldı.Bu sistemdeki ileri üçlüden Holosko ve Bobo tamamen hücum oyuncusuydu.Kalan bir kişide dönüşümlü oynatılıyordu.Ama Holosko asla kenar oyuncusu olarak oynamadı.Sadece kenarlara bindirmelerde bullunda, boş alanlar bulup forvet adamının yapması gerekenleri yaptı.Herkes onu sağ kanat oynadı gibi görüyor ama bence yanılıyor.
Geçen sezon bu takım nasıl şampiyon oldu.En başta azimle.Oyuncuların uzun süredir kazanamadıkları bir şampiyonlukla.Tabi çoğu oyuncu da şampiyonluğa açtı.Yeni gelenleri de katarsak şampiyonluğu görmeyen oyuncular bile vardı diyebilirim.İşte tüm bunların hepsi toplanınca başarıdaki ana noktanın hırs, istek ve azim olduğunu görüyoruz.Zaman zaman iyi maçlar çıkarttık, zaman zaman da kötü.Ama saydığım bu nedenlerdi bizi ayakta tutan.Hiçbir şekilde mücadelemizden ödün vermeden oynadık ve başarıya ulaştık.Geçen sezonki bu başarı bana göre gerçekten zaferdi.
Geçen sezon Mustafa hocanın oynattığı sistem 4 - 3 - 3 idi.Ancak nasıl bir 4 - 3 - 3 derseniz o da şöyle.Dfenas dörtlüsünün üçü stoper, biri bek oyuncusuydu.Ancak Toraman'ın çok yönlü oyuncu olması sağ bekte onun çok fazla sırıtmamasının en büyük avantahıydı.Orta alanın tek ön liberosu Cisse, onun hemen önünde göbek adamı rolünde oynayan ve iki yönlü çalışan Ernst ve Ernst'in birazcık önünde hafif solda oynayan Tello.Forvet hattı ise Holosko, Bobo ve Yusuf'tu.Yani kağıt üzerinde 4 - 3 - 3 ama sahadaki dizlişe baktığımızda 4 - 1 - 2 - 3 gibi bir sistemdi oynadığımız sistem..Bu sistemde hatalar çoktu bana göre.Çoğu oyuncu kendi mevkisinde oynamıyordu ama dedim ya o azim ve o hırs yok mu, başarının temeli buydu.
Bu sezon oynanacak sistem belli.Yine 4 - 3 - 3 oynayacağız.Ancak geçen sezondan farklı bir 4 - 3 - 3 olacak bu.En azından bazı oyuncular kendi mevkisinde oynayacak.özellikle hücum hattında üretkenliğimiz fazlasıyla artacak.Holosko - Nobre (hocamız bu oyuncuyu oynatacaktır ama bana kalırsa Bobo oynamalı) ve Nihat üçlüsünün iyi işler yapacağını düşünüyorum.Ama dediğim gibi santrafor kısmında Nobre yerine Bobo oynamalıdır. Orta alanda ön libero görevini Ernst, göbek adamı görevini ise Fink alacak gibime geliyor.Tello'da orta alanın solunda hücuma destek sağlayacak isim olacak.Defans dörtlüsü hemen hemen belli gibi zaten.Sağda Toraman, ortada Sivok ve Ferrari, solda ise Üzülmez.
Benim düşünceme gelince;
Elimizdeki şuanki mevcut kadronun oynayabileceği en güzel sistem 4 - 4 - 2'dir bana göre.Nihat her ne kadar senelerdir santraforun arkasında forvet adamı gibi oynasa da bu sistemde sağ açıkta oynatılmalıdır.Orta alanın ikilisi şuan itibariyle Ernst ve Fink, solda ise Tello.Forvet hattında ise en uçta santraforumuz Bobo ve arkasında koşucu, hızlı forvet Holosko. Bu sistemde hata eksik yok mu, evet var.Bir kere orta alandaki ikiliden biri fazla.Ernst ve Fink aynı tipte oyuncular.İkisinin de defansif yönü daha ağır basıyor gibi.Bu bakımdan ikisini oynatmaya kalkarsan çok üretkenli bir sistem olmaz.Birinin olması yeterli.Senelerdir sıkıntısını çektiğimiz Giunti tarzı bir orta saha bulamadık.Ernst veya Fink ikilisinden birisini oynattığımızı düşünürsek bu adamlarıdan birinin yanına orta alana Giunti tarzı veya ballack tarzı, Gerrard tarzı, Scholes tarzı tam bir göbek adamı koyduğumuz zaman bu sistem canavar olur.
Ozan Çelemen.
Yorum Gönder