Beşiktaş 0-2 Fenerbahçe

Olimpiyat Stadı'nın insanın maça odaklanmasını engelleyen fiziki şartları ve atmosferinde taraftar için çok eğlenceli bir maç olmadı belki ama futbolsuz geçen günlerin ardından özellikle tv başındakiler için tahminimce iyi bir açılış oldu. İki tarafın da pozisyonlar yakaladığı, birkaç kırılma anının pas geçildiği maçı Fenerbahçe kazandı, 4. kez oynanan Super Kupa'nın sahibi oldu.
Beşiktaş maçlarına maç yazısı yazmak bir süredir zevkli. Hem şablon çözümlemeleri, hem oyuncu tercihleri, hem de maçın seyrine göre yapılan Denizli hamleleri bol malzeme veriyor. ''Ya bu takıma bir 10 numara gerek'' diyerek takımın birlikte ürettiklerinin üstünü çizebiliriz de; fakat ben bu halden memnunum. Savunma dörtlüsü eldeki imkanların ideali, Peace Cup'ta gördüğümüz dörtlü. Önünde Ernst-Fink-Tello üçlüsü; sağda Yusuf, solda Bobo ve merkezde Nobre ile başladı Beşiktaş. Karşıda ise Carlos'un sakatlığında Wederson sol bekteydi, Bilica-Önder ortada, Gökhan sağ bekte. Orta ikilide Emre-Cristian; sol kenar Santos, sağ kenar Kazım; ilerde Guiza ve çoklayıcısı Alex. Sağ taraf Yusuf, tercihi yine Mustafa Denizli'nin tahmin edilemez hamlelerinden biriydi, her derbide en az 1 tane olduğu gibi bu kez de pas geçmedi. Maç öncesi düşüncesinde de başlangıç itibariyle haklı çıktı. Holosko'yu ilk 11'de tercih etmeyişini normal karşıladım, nitekim Porto ve Lyon maçlarında Holosko'nun gösterdiklerine dair düşüncelerimizi belirtmiştik. Beşiktaş'ın bariz artısı orta sahasıydı, bu da kağıt üzerinde göründüğü gibi maç başı aynen sahaya yansıdı.

Fink'i Alex'in civarında gördük, henüz maç başı roller paylaşıldı. Yusuf'u sağ kenarda kullanma tercihi, o bölgeye Ernst'in de yardımcı olacağı düşünülerek sola ek olarak sağı da çalıştırma hamlesiydi. Denizli haklıydı, düşündüğü gibi oluyordu. Beşiktaş geçtiğimiz yılın Şubat ayından bu yana sürdürdüğü oyun anlayışını artık oyun karekteri haline getirdi ve daha ilk dakikada takım olarak tümden topun arkasına geçti. Brezilyalı ağırlıklı yetenekli kadrosuyla pas yapmaya çalışan Fenerbahçe'ye karşı takımın merkezinde oynayan 4 Avrupalı oyuncuyla oyun bozma planı yapıldı. Geçtiğimiz sezon doğru tatbik edildiğinde başarılı olunduğu gibi bu plan yine başarılıydı ve Beşiktaş'ın şablonu, oyun anlayışı desteğiyle çalışıyordu. Sağda Yusuf'un Erhan ile kurduğu etkileşim çok başarılı olmayınca Beşiktaş'ın aksiyonları büyük oranda sola yığıldı. Burada da üç yetenekli oyuncu, Bobo-Tello-İsmail üçlüsü harika işler yaptılar. Günümüz futbolunda beklerin önemine ayrı parentez açılırsa, bu başlık altında bir ayrı parantez de üçlü orta saha beklerine açılmalıdır. İsmail'in daha çok yolu olduğu aşikar olsa da yetenekli dış bek kullanımının getirdiği mekanik yaratıcılık, şablonun hücum aksiyonlarına katkısı yönüyle Beşiktaş'ı geçen yılın üzerine taşıyor. Tello'nun iç oyuncusu rolündeki başarısı, İsmail'in katkısı ve Bobo'nun bilinçli koşuları ve duvar vasfıyla harika setler oynandı. Bu setlerin birinde Nobre'yi pozisyona soktu Tello ama Nobre golü yapamadı. Bir ikincisi, Yusuf'un direkten dönen kafası. Bu iki pozisyon birer kırılma noktası sayılır, not edelim; aşağıda kullanacağız.

Fink ilk bölümde Alex ile pek yakın münasebet kurunca ileride fazla görünmedi. Ama Ernst her iki kenardaki setlere de yaptığı ''kenar oyuncusu'' yardımıyla orta sahadaki ikincil ofansif eleman rolünü üstlendi. Yani geleneksel tabirle iki ''önlibero'' kullanıyor görünen Beşiktaş, aslında yalnızca bu maç özelinde Fink'i bu role yakın kullandı. Şablonlar değerlidir; Beşiktaş'ın Tello-Bobo-İsmail ile pozisyon ürettiği bu üçlü setler, hem üç oyuncunun dinamik etkileşim kurması, hem de kenarda iki oyuncu ile oynayan rakibe kademe sıkıntısı yaşatması ise şablonun doğru kullanımın ofsayt kuralının geçerliliğini koruduğu futboldaki getirisini örnekler. Oyunun gidişatı İzmir'deki kupa finaline benzemeye başlamıştı. Beşiktaş, topa sahip olduğu kısa anlarda ürettiği aksiyonlar ile Fenerbahçe'nin henüz emeklediği varsayılan yeni düzenine hakim oluyordu. Bu hakimiyet oyuna yansımış olsa da üretkenliğe direkt olarak yansımadı. Yusuf'un savunma yardımında aksadığı soldan geldi Fenerbahçe, Wederson'un üretken olamayışı ve buna ek olarak Santos'u da oyuna sokamayışıyla o boşluk yeterince etkili kullanılamadı. Santos içe kaçarak oynamak zorunda kaldı, yeri geldiğinde iyi işler de yaptı. İsmail'in hatasıyla Guiza'nın taşıdığı top net pozisyondu, fantezi adamı Rüştü yine zor olanı başardı. Sorumluluk almaya gayret gösteren Emre orta sahadan taşıdığı toplar ile pas ile aşılması pek kolay olmayan sağlam kademeli Beşiktaş savunmasını geçmeye çalıştı, başarılı olduğu anlar da oldu. Maçın ilk bölümünü, ki buna ilk yarım saat diyebiliriz; toparlarsak eğer, Beşiktaş rakibine oyununu kabul ettirdi ve gollük pozisyonlar buldu. İki de penaltı-kırmızı kart durumu var; hakem pozisyonları. Öte yanda ise duran top dönüşü kontralar ve ara-ara iyi top dolaştırarak pozisyon bulan Fenerbahçe vardı.

Buradan sonrasına Beşiktaş'a dair övgüler azalıyor. Şampiyonluk yolunda Beşiktaş'ın en büyük destekçisi 90 dakika teklemeyen fiziki yeterlilik idi, fakat takım henüz o seviyede değil. Kazım üretken olamasa da Sivok hariç herkesten kafa topu aldı, bu da bizim Ferrari transferi ile sıkıntı olacağını düşündüğümüz konuya dair bugünden bir argüman sayılır. Beşiktaş orta sahasını ilk bölümde pas ile geçemeyen Fenerbahçe, Fink'in yakın ilişki kurduğu Alex'i de top ile birlikte yeterince aksiyon alanına sokamayınca uzun toplar denedi. Yarının son bölümünde Yusuf'un yeri değişti; oyun kontrolü yavaş yavaş Beşiktaş'ın elinden kaymaya başladı.
İlk yarı skora yönelik üretkenlikte başarı olunmuştu ama gol gelmedi. Hem bireysel, hem de genel olarak takımın üretkenliği böylesi bir maç için yeterliydi ama eksik olan şey gol vuruşuydu. Yusuf'un kullanım şekli belli, oynadığı bölümde istenen hücum katkısını da verdi. Solda oynasa Beşiktaş soldan bu denli üretken olamazdı ve Kazım-Gökhan ikilisi sıkıntı yaşatırlardı. Gökhan'ın ilk yarı yaşadığını İsmail yaşar, hücuma katılamazdı. Devreye kadar gol çıkmayınca hedef maçlarda oyunu maç dinamiklerine endeskli olan Beşiktaş'ın planı bozuldu. Ben 60'a kadar bekleneceğini düşünüyordum, lakin Nihat hamlesi henüz devre başında geldi. Bu da takımın mevcut maç kondisyonu seviyesi ile alakalı olabilir. Takımın fiziken düşüşüne bağlı olarak orta saha yumuşadı ve Fenerbahçe pas yapmaya başladı. Cristian da öne çıktı, Alex'in markajda olduğu anlarda top kullandı. Bu bölümde ligdeki Fenerbahçe maçına benzerdi. Maç dinamikleri lehine gelişmeyen Beşiktaş, oyunda insiyatifi Fenerbahçe'ye bıraktı. Üst üste kazanılan kornerler bir de frikik kazandırdı, oyundaki üstünlüğün yansıması Sivok'un yaptırdığı penaltıyla tabelada gözüktü. Bu dakikadan sonra oyunun Beşiktaş'a dönmesi imkansızdı, Holosko hamlesi de bir şeyleri değiştirmedi. Tello'yu çıkarmak ve orta sahadan eksiltip sahaya 4. forveti sokmak bir işe yaramadı. Skor üstünlüğü ilk yarıdaki üretkenlik ile gelmiş olsaydı eğer, Nihat-Nobre, Bobo-Holosko, Yusuf-Uğur önceden planlı değişiklikleriyle Beşiktaş hem oyunu tutacak, hem de skoru artırabilecek hamleleri yapabilecekti. Bu bir tercih, topsuz oyunda egemen olup topla münasebet kurulan kısa sürede efektif işler yapabilen bir takım olmayı seçmek zoru denemek. Maç dinamikleri lehinize gelişmediğinde ise ekstra yeteneğe ihtiyaç duyuyorsunuz ve maç kondisyonu bunun olmazsa olmazı. Fenerbahçe daha çok hazırlık maçı yaptı ve bir de resmi maç oynadı. Beşiktaş ise son 8 günde 3. ciddi maçını oynadı. Peace Cup bir hazırlık turnuvası olsa da Ntvspor'da izlenebilen Emirates ve Wembley Cup'a kıyasla çok daha çetin maçlara sahne oldu. Lyon ve Porto ile sert iki maç oynadı bu takım, büyük oranda o gün sahada olan isimler Fenerbahçe'ye karşı oynadı. İkinci devre ile baş gösteren ve git gide belirginleşen fiziki düşüşte mutlaka etkisi vardır.

Fenerbahçe son bölümde Deivid'in de eklenmesiyle iyice havasını buldu ve oynadığı oyundan zevk alan oyuncular sahaya iyi şeyler koydular. Henüz uyumlu ikililer noktasında Bilica-Önder de dahil olmak üzere ortaya net bir veri konulamasa da eldeki yetenekli oyuncular topluluğu birliktelik kurduğunda istenen üretkenlik sağlanacaktır. Yeni transfer Santos bu akşam Wederson ile hiç bağlantı kuramadı, Konfederasyon Kupası performansı halen en iyi referansı. Cristian ise ilk yarı Beşiktaş'ın orta saha etkinliğinde kayboldu ama Fenerbahçe ikinci yarı oyunda egemen olduğunda ortaya çıktı.

Toparlarsak, maç dinamiklerinin mutlak etki ettiği çift taraflı üretkenlik görülen maçı Fenerbahçe kazandı. Maç başı tartışmalı penaltı-kırmızı kart düdükleri gelseydi ya da Beşiktaş erken dakikalarda girdiği gol pozisyonlarından birini değerlendirseydi oyun çok büyük olasılıkla Beşiktaş lehine gelişir ve öyle de biterdi. Maç dinamiklerinden kastımız bu, Nobre'nin kaçırdığı golü ve Yusuf'un direkten dönen kafasını da burada hatırlatmak üzere not ettik. Tersi oldu, Fenerbahçe'nin oyun üstünlüğünü ele geçirdiği anlarda bir serseri kol kalktı havaya ve gol şansı getirdi. Sonrası zaten tamamen Fenerbahçe özelinde, oldukça baskın bir oyun oynandı. Beşiktaş ise çaresizleşti, bir hamle dahasını yapamadı. Yapamazdı da. Beşiktaş'ın hedef maç klasiği budur, oyun Beşiktaş lehine gelişecek ise her şans çok değerlidir. En net örneği de 2-1 kazanılan Galatasaray maçı. Ekrem ve Toraman'ın gelişiyle takımın sertliği artacak, bir de malum 10.5 numara takviyesi Denizli'ye hareket alanı kazandıracaktır. 0-2'lik bir mağlubiyet gelmiş olsa da enseyi karartacak bir durum yok. Rakibi kutlamak ve devamına bakmak gerek.

Noat Samisa

03.08.09

8 Fikir, Tenkit, Yorum:

gökhan dedi ki...

nobreyi izledikçe artık üzülüyorum. bu kadar iyi niyetli ve çalışkan bir adamın bu kadar verimsiz olması gerçekten acı. ilk yarıda bir pozisyon vardı, fener savunmasını az adamla yakalamışız top nobre de, pas verebilsin diye bekledim ama çalıma girdi ve kaybetti. hoş pas vermeye kalksa da büyük ihtimal kaybederdi. önemli bir pozisyon olabilirdi ama harcandı. maalesef nobre santrafor iken bunları çok gördük ve görmeye devam ederiz. tabi bu olanlar batuhan ve 2.4 için olan üzüntümüzü de iyice perçinliyor.

herneyse bobonun son iki maçtır performansı iyi. daha da iyi olacaktır, zaten bu takım bobo santrafor iken 2 kupayı aldı. hiç maceraya gerek yok bobo bu takımın santraforudur.

güzel analiz(her zamanki gibi), taş gibi takımız, 10.5 numarada alınabilirse çok daha iyi olacağız. tello bu işi 90 dakika yapabilse ona bile gerek yok ama fiziken çok erken çöküyor. ben çok umutluyum bu takımdan.

Volkan dedi ki...

Bu sezon için Beşiktaş'ın en büyük sıkıntısı genel oyun temposu ile Yusuf'un temposunu aynı ayara getirmek olacak gibi gözüküyor. Ernst, Holosko, Tello ve Nihat hızlı tempoyu seven oyuncular; Bobo ve Nobre, doğal tarzları olmasa da bu tarz oyuna da uyum sağlayabiliyorlar, fakat Yusuf yapısı ve yaşı gereği oyunu biraz da topu ezmek pahasına daha sakin oynuyor. Ligde bu durum çok problem yaratmayabilir fakat Avrupa'daki maçlarda rakip temponun düşmesine izin vermezse, Yusuf pozisyon yaratmakta çok zorlanabilir. İkinci yarı başında yapılan Nihat - Yusuf değişikliği aslında Denizli'nin bu konuyla ilgili vizyonunu göstermesi açısından ilginç bir örnek. Denizli haliyle bu sorunun uzun bir süredir farkında, ve Nihat transferi ile takıma, bir zamanların Bergkamp'ı, Litmanen'i gibi, "çok özellikli forvet" oyuncusu monte etmek istiyor. Bu oyuncu klasik 10 numara tarzı oynamak yerine, gerekirse hücumu tek başına alıp taşıyacak bir oyuncu olacak, koşacak, şut atacak, pozisyon yaratacak, sonuçta ne yaparsa yapsın takımın hücum hattını diri tutacak. Eldeki seçenekler düşünüldüğünde Nihat bunu yapacak tek oyuncu, takıma bu anlamda sahada liderlik yapabilecek, tıpkı Bergkamp'ın Arsenal'deki evrimi gibi, Nihat da kariyerinin sonunda böyle bir "geri forvet" pozisyonuna doğru evrilebilir.

Aslında yazacaklarım çok daha uzundu fakat devamını burada yazdım
http://civilikrampon.blogspot.com/2009/08/bjk-0-fenerbahce-2-panige-gerek-yok.html

10-10,5 hikayesi ile ilgili bunları düşünüyorum sence deco tarzı bi adam bu takıma ne kadar katkı yapabilir ki? Ya da soruyu şöyle cümlelendirmek lazım belki de: transfer olacak bir maestro şu anki kadroyu bir seviye yukarı çıkartabilecek mi? Yoksa tempo uyuşmazlığı ile sabote mi edecek?

Ege Sezen dedi ki...

Takımın ikinci yarıdaki fiziki düşüşü üzerinde durulması gereken en önemli nokta sanırım. Burada, "sezon başı fiziki yüklemeye bağlı olarak oluşan yorgunluk" başlığı altında iyimser bir ruh halinde kalmak istiyorum. Düzelecektir.

Takımın oyun mantığı, 31 Mayıs'ta bıraktığımız takıma göre ilerlemiş ki bu baskınlaşmaya, kimliği belirgin hale gelmeye başlamış bir oyun şeklini ifade ediyor. Pas otomatiği daha iyi, yardımlaşma daha üst düzeyde. Stil, kıvama geliyor artık. Bu bağlamda çok umut veriyor, cidden sevindim. İstikrarlı şekilde devam ederse, Lucescu'nun makina düzenindeki Beşiktaş'ı gibi oyunu kontrol eden efektif bir takım yaratılabilir, karşı tarafı ciddi olarak tedirgin edebilir. Zaman zaman Fenerbahçe defansına organize bir şekilde iyi baskı yapıldığını ve bunun karşı tarafı zor duruma soktuğunu gördüm.

Bobo'nun ilk yarım saatte elinden eleni yapmaya çalışması ama yorulduktan sonra ise müthiş top ezmesi, sahada gezinmesi insanı izlerken açmaza sürüklüyor. Dün çok gayretli gördüm Bobo'yu ama bu kadar da bitap olmamalı bir oyuncu. Galiba bunun nedeni isteksizlik, buna yol açan şeyse "durumunun" belirsizliği. Tabii sol açıkta kullanılacak oyuncu Holosko gibi daha sprinter özellikli veya Tello gibi içeriye isabetli bir şekilde yüksek top atabilecek bir nitelikte olmalı. Bobo bu bağlamda merkez santrafor rolüne daha uygun gibi duruyor. Hoca mutlaka düşünmüştür, ona bir şey öğretecek bir halimiz yok ama eğer Holosko fizik olarak Bobo'ya göre daha kötü durumdaysa ve bu yüzden tercih edilmemişse, o zaman başa dönmekte fayda var. Takım niye bu kadar takatsiz?

Merak ediyorum, hücum hattı için yapılan yerleşimlerde arayışlar var, alternatifler de var ama sanki hiçbir şekilde kafalarda belirgin bir düzen yaratılamıyor, yaratılsa bile bu sefer de yabancı sınırı ortaya çıkıyor. 10.5 numara evet gerekiyor ama Fink-Ernst, Ferrari-Sivok bozulmaz gibi görünüyor. Tello'yu da eklersek, bir 10.5 numara ile ileri üçlü tamamen yerli olacak demek. Tello yedek olsa, Bobo mu Holosko mu? Bobo merkez oyuncu olursa kanatlar nasıl olur? Nihat nerede oynar? Bunlar hep kafamı kurcalıyor. Bir dengesizlik var veya sistem bu yapıya uygun değil.

İlk yarıda Yusuf'un varlığı takımı hücuma taşıdı, pek çok pozisyon bulundu ve maç kopabilirdi. Bir şeyi gözardı etmiyorum, yanlış anlaşılmasın, Yusuf'un varlığı önemli ama acaba geçen seneki gibi ikinci yarının ortasında oyuna sokulsaydı ve maçın o zamana kadarki bölümündeki oyun planı buna göre ayarlansaydı nasıl olurdu? Çünkü Yusuf iyi oynamasına karşın onunla başladığınızda var olan yaratıcı silahınızı baştan kullanmış oluyorsunuz. Sonrasında ise altenatifiniz kalmıyor bu yapıda.

matiasemilio dedi ki...

nihat hamlesi erken oldu;hazır olmadığı görüldü.. tamam nihat abilik yapsın ama egosunu sahada tatmin etmeye çalışmasın,aksi takdirde tehlikedir bizim için..
**fink'i cok beğendim..iyi top çalıyor;müdahaleleri yerinde..

matiasemilio dedi ki...

tabi bir de bobo'yu unutmamak lazım..böyle oynasın canımı yesin;ruhsuzluk hiç yakışmıyo ona..bir de maç seçmek tabi..

guavera dedi ki...

Derby maclarinin inceliklerini ve kazanilacak her pozisyonun onemini goz onune aldigimizda Besiktas bu macta yeterli degildi bence.Takima net bir transfer ilavesi olmasina ragmen elde bulunan malzemenin imkanlarinin bu tur maclari tasiyabilecek kapasitede oldugu fikrine katilmiyorum.Fenerbahcenin girdigi gol aksiyonu pozisyonlari bizimkilere gore daha bir yaratici daha bir efektivdi.forvet hattinda solda Bobo,merkez Nobre sagda Yusuf bazi standart maclarda guclu ve verimli gozuksede derbylerde zayif kalir.Neden?cunku Bobo safkan kanat oyuncusu degildir.Onun yetileri ve ozellikleri merkez forvettir daha fazlasi degildir.Tamam Sagda veya solda ayaklarina hakim,calim yetenegi olan Yusuf arkasinda deparlari olan bir kanat bekle verimli olur.Bu mactaki gibi sadece iyi bir kesici olan Erhanla degil.Gecen sezon gordugumuz Solda Uzulmez veya daha iyisi Ismail destegiyle gol aksiyonlarina hareket getirebilir.Taraftarlarin Quarisma tezauratlarina Besiktasi iyi inceledigimizde kanat oyuncusuna ihtiyac duymadigini gorursunuz karsiligi vermisti Mustafa hoca.Ama boyle bir derbyde Boboyu kanat oynatti.Yanlis dedim buna ve bir daha yanlis diyorum.Nihatin ve Holoskonun kanat oyuncu ozellikleri olsada bu bolge bu tur maclarda daha baska yetenekler istiyor.Ozellikleri mesala Quaresma gibi,Totenhamli Lennon gibi hatta en yakin ornekler Keita yada Yatara gibi.Hizli dripligleri veya deparlarinin yani sira dar alandan siyrilma becerisi istiyor. 4-3-3 un orta uclusunde,verilen penaltiya kadar Finkin onlibero sifatinda Ernstle birlikte Alexe,Emreye,Santosa ve Kazima karsi cok iyi mucadele etmelerini taktirle karsilamamiza ragmen bazen Ernstin yaratici ve teknik orta saha oyuncusu rolune soyundurulmasini dogru bulmuyorum.Toplu yada topsuz oyunda her zaman taktir ettigim Ernst ofansif anlamda iyi seyler yapmaya calissada yeterli degildi.Ozellikleri uymuyor bir kere.Derbylerde hakimiyetin sizde olmasini istiyorsaniz ozveri ve kademe anlayisini iyi olmasi haricinde yaraticilik anlamindada kapasitenizin ustune cikmaniz lazim.Tellonun varligi bu soruna bir nevi cozum olsada zorlu maclarin adami olmak adina kahraman ilan edemem.45 dakikalik pasa olan Yusuf ve onumuzdeki sezon hic bir verim alamiyacagimiz Delgado bu problemin formulu degil.Eger uc kulvarda alnimizin akiyla mucadele istiyorsak transfer sart.Besiktas bu sezona 17milyon avroluk trasferle girdi(Ismail,Ferrari,Nihat,Ridvan,Erhan).17 milyon avro zaten kafadan devler ligine girmemizle kazanildi.Hic bir sey kazanmadan transfere Fenerbahce 32 milyon,Galatasaray borc havuzunda yuzerken 16,5 milyon harciyorsa bizimde en az bir 10 milyonluk harcama daha yapmamiz ayip kacmaz.Bu 10,5 numaralik Decomu olur yada onun degerinde baska birimi bilmiyorum ama transfer sart.Ondan sonra takimi istedigin sablonda ciz.

Adsız dedi ki...

Bobo yorumuna katılmıyorum.Yine vasattı.2 top sürdü diye iyi oynadı olamaz ya.Kaptırdığı topları sayarsam yorulurum.Kaptırdığı toplar da basit toplar bu kadar güçsüz nasıl olur ya.
İsmail'e artık söylemeleri lazım.Fb ile oynuyosun dakika başı ilerdesin arkan bomboş.İlk işin senin defans yapmak.O kadar ileri çıktı 1 tane orta yapamadan geri döndü.

Noat SamisA dedi ki...

Volkan,

Denizli 10.5 numara dedi, olay oldu. Üçlünün solunda Tello'nun yerine koyacağı birini istiyor. Takım büyük ölçüde oturdu, kadayıfın tadını bozmayacak kaymak isteniyor. Bu Delgado da olurdu, hazır olsaydı onu da kullanabilirdik. Ama şu aşamada bir tecih yapıldı, doğrusu-yanlışı yok. Deco yazılıyor, bilmiyorum doğruluk payı nedir. Deco Chelsea'nin üçlü orta sahasına giremedi, mesela Elano da City'de bu işi yapamadı. Ama arkasında Fink-Ernst olan takımda pek alana Tello'nun yer aldığı asimetrik pozisyonu alabilir. Deco özel bir oyuncu, şablonumuza da uyum sağlayacaktır. Eğer başka bir tercih yapılırsa onu o gün değerlendiririz. Benim genel düşüncem eldeki takımı denemek üzerine. Ucuz maliyetli, rotasyonu artıracak bir orta saha adamı bekliyorum.

Arşiv

Hayatım Futbol

Arama

Yükleniyor...

Jean Tigana