Beşiktaş 0-1 Man United

Gün güzel başladı, güzel devam etti ama sonu gelmedi. Scholes'un kafasına kadar olan kısmı tamamen keyif, yatay seyirde giden maçta göze çarpan sayısız detay... Scholes golü attığında Mustafa Denizli başını kollarının arasına mı almıştı? Ben Beşiktaş kulübesine geçtiğinden beri ilk kez görüyorum ya da yanılıyorum. Benim için de öyleydi. Bu akşam takım gol atamıyor olmaya rağmen yücelebilme imkanı vardı, olmadı. Takım winner ruhunu her geçen gün daha da kaybediyor, uyumlu ikililerin sayısı her geçen gün daha da azalıyor. Ya da bize bu hissiyat yansıyor.Ferdinand hazırdı hazır olmasına ama bu takım 60 maçı aştığı sezonları Ferdinand-Vidic ikilisine bağımlı geçirmiyor. Takıma tam anlamıyla adapte olmuş, süpürücülük işini çok iyi yapan bir genç Kuzey İrlandalı oynadı bugün İnönü'de. Ferdinand'ın uzun süreli sakatlık sonrası maç kondisyonu yeterli görülmedi ve Jonny Evans tercih edildi. Milli takımdan sakat dönen O'shea de aynı düşünceyle kadroda yoktu. Artık yavaş yavaş futbol sahnesinden çekilmeye hazırlanan o bölgenin dördüncü alternatifi konumundaki Gary Neville sağ bekteydi. Solda ise takımın yeni düzeninin ateşleyicisi rolündeki üstün nitelikli bek Evra. Haftada 3 maçı değil, 5 maçı bile çıkarır. Orta sahada ise yine üç adet orta saha oyuncusu nitelikli oyuncu vardı. Tottenham'a karşı Fletcher sağ kenarda oynamış, klasik şablona bağlı kalınmıştı. Bu akşamki düzen ise Ferguson'un Avrupa deplasmanı düzeniydi. Üç orta saha, iki kenar adamı ve merkez forvet. Seviye çeyrek final olduğunda ilerideki tek adam Ronaldo olurdu, Rooney kenar oyuncusu rolüne geçerdi. Bu seneki takımda Rooney'in tek rolü var, o da olabildiğince fazla gol atmak ve attırmak. 4-3-3 gibi dizilmişleri ama şablonun bilindik hücum setleriyle pek yakın ilişki içerisine girmediler.

Rüştü'nün yine bir kritik maç evvelinde sakatlanması garip mi? Bence komik. Marsilya deplasmanında Niang ile iyi güreşen ve belki de bu maç sayesinde Getafe'ye transfer olan İbrahim Kaş sağ bekteydi. Savunma tandemi Sivok-Ferrari, burası açık ara Beşiktaş'ın en kuvvetli bölgesi. Daha da geniş çerçevede bakılırsa ligimizin en özel ikilisi bile olabilirler. Rooney'i pasifize etmeyi başardılar. Sol beke yine Üzülmez konulmuştu, Galatasaray maçında akla gelen bu kez başa geldi. Orta üçlüde Ekrem-Ernst-Tabata; sağ kenar Holosko, sol kenar Serdar ve ileride Nobre. Takım yine Serdar'ın ayağına, çalışkanlığına yaslandı. Serdar top kazandı, Serdar üretti, Serdar şut attı. Bunca verimsiz hücum elemanı içerisinde, şablon getirisi bir tane pozisyonun üretilemediği maçlar sonrasında Serdar parlamaya devam etti ama yine oyundan çıkan Serdar oldu.
Man Utd aklına galibiyeti koymuş ama önceliğini belirleyerek gelmiş. Ferguson'un kadro tercihi zaten bunu gösteriyor. United ile başbaş mücadele etme imkanı olan takımlara karşı da bu takım tertibiyle oynayacaklar. 60 dakika, sanki Old Trafford'da sezon başı Blackburn Rovers'a karşı 2-0 öne geçmiş gibi oynadılar. Düşük viteste, asla macera aramadan. Ağır ve sakin. Az adamla hücum ettiler, orta saha oyuncularını da beklerini de ataklara dahil etmediler. Önde kazandıkları toplarda hızlanmaya çalıştılar. İlerideki üçlünün yaratıcılığına yaslandılar. Bir kaza golüne dahi fırsat vermemeye çalıştılar, golü çıkarmak adına harcayacakları ekstra eforu hafta sonuna saklamayı planladılar. Bu durum bir bakıma Beşiktaş adına avantaj ya da skorun ana sebebi olarak değerlendirilse de zaten hücum gücü sınırlı olan Beşiktaş'ın hücum imkanları rakibin bu anlayışına karşı daha da sınırlandı. Avantaj veya dezavantaj oluşu neresinden baktığınızla alakalı, neticede bu maçın kendi içerisinde eşsiz bir hikayesi var; tıpkı her maç gibi. Nani topu ayağına aldığında son çizgiyi hedefledi, Valencia içeri dalmaya çalıştı. Karşısında Üzülmez'i görünce bir sağ bir sol yaptı; Yusuf da Vidic'e karşı sirk cambazı hareketleriyle alkış aldı. Aradaki fark Valencia'nın son çizgiyi her denemede bulması, Yusuf'un ise bu hareketin sonunda pası yana vermesidir. Üçlü orta sahadaki iç oyuncuları ataklara katılmadı, kenar oyuncularına yardım etmediler. Bekler oyuna girmedi, 2'ye 1 kenar hücumlarını düşünmediler bile. Beşiktaş'ın üzerlerine gelmesini beklediler ve ilk gol gelmeyince oyun sıkıştı. Beşiktaş gol açısından şu sıralar kısır olmasa da çok farkı olmazdı, neticede rakip Manchester United. Muhabbaetin tribünde de olduğu gibi dönüp dolaşıp gol sorununa gelmesi anlamsız, onu ligde konuşmak gerek. Yine de gollük pozisyon noktasında bu kısır maçta rakiple başabaş bir oyun oldu.

Maçın seyrini değiştiren hamle Mustafa Denizli'den geldi ve oyun kazan-kazan moduna girdi. Sonra Ferguson kazanmak adına klasik 4-4-2'sine döndü ve Beşiktaş'ın stoperleri beklerin kademesine gidememeye başladı. İkinci devre başı Holosko geriye çok kez yardım getirse de bir süre sonra oyundan düştü. Soldan gelmeye çalıştı United, Kaş orada Nani'yle iyi boğuştu. United sağı ise Serdar Özkan etkisiyle Valencia'ya yeterince top geçiremiyordu. Serdar çıktı, Yusuf girdi; United sağı çalışmaya başladı. Golden önce 2 kez daha Valencia'nın dalış denemesi var. Bunları ikinci yarı hiç deneyememişti. Yusuf oyuna girdi, karşısında vasat bir TSL takımı varmışçasına cambazlıklara kalkıştı. Toplar ezdi ve yalancı dönüşleri kar etmedi. Valencia'nın getirdiği topta belki de maç boyu ilk kez Beşiktaş ceza sahasına koşu yapan Neville, boş koşusu ile Valencia'ya kulvar açtı. Top ters kanada geçirildi, tek hareketle hamle üstünlüğünü ele geçiren Nani de şutu attı. Scholes arkadan 40 metrelik deparla geldi ve tam da Hakan'ın topu çeldiği yerdeydi. United'ın hızını artırdığı yalnızca kısa bir bölümdü, üçüncü denemede gol geldi. Bu özel takımın vites yükselttiğinde öyle ince paslara, mucize dokunuşlara ihtiyacı yok. Önemli olan buna imkan yataracak boş alanları vermemek ve kademe sıkıntıları yaşamamak; aksi halde engellenmeleri imkansız.
Beşiktaş'ın denemeleri çokça nafile olsa da oyun yatay seyirde gittikçe 1 puana daha yakın olunuyordu. Son 10 dakika elbet stresli geçecekti, Man United zorlayacaktı. O dakikalarda da ''Çanakkale Geçilmez''i oynamak ve 1 puanı sonuna kadar haketmek gerekirdi. Henüz o baskı gelmeden gol geldi, nedeni apaçık bir öngörü hatası. Yusuf yanlış attı, Denizli kuponu yırtmak zorunda kaldı. Beraberliğe sıkışan, maçın seyrine bakıldığında da hakkı bu olan maç Manchester United'ın galibiyeti ile sonuçlandı. Sahanın en iyisi açık ara Fabian Ernst. Muhteşem oynadı.

Sir Alex, siyah takımıyla ikinci devre başı kulübeye doğru koşarken aklıma geldi. John O'shea ve Darren Fletcher şimdilerde onun jokerleridir. Geçmişte de benzerlerini sürekli kullanmıştır. Genel futbol görüşünde pek beğenilmeyen, ama Ferguson'un bu işi herkesten fazla bildiğinin ispatı olarak çok tuttuğu oyunculardır. Paul Scholes da bu sınıfa girer, hatta son birkaç yıldır Ryan Giggs de öyle. Bunca yıllık menajerlik tarihinde herhangi bir gün John O'shea'yi elindeki tüm orta saha oyuncuları hazır iken orta sahada oynatmıştır mıdır acaba? Özel bir görev yok iken; farklı bir plan yokken hem de? Bu eğer aynı mevkii oyuncuları arasında bir seçim olsa, ki mesela bugün Nobre-Bobo seçimine fazla söyleyecek söz yok, hocanın futbolcular ile geçirdiği günleri, saatleri göz önüne alarak bir adım geride durulur. Ama yok, bu tercihin izahı yok. Arda'ya adam markajı olarak verildi cumartesi günü, Ekrem bu işi elinden geldiğince yaptı. Fazlası nedir? Yok işte, en fazla durumu kurtardı. Mike Phelan'ın raporunda ''Ekrem Dağ'ı orta sahada oynatabilir.'' yazıyor muydu acaba? Joker Ekrem tamam; ama biz her hafta piştide kaybetmeye devam ediyoruz. Cumartesi günü yaptı, eleştirildi. Hayır siz bilmiyorsunuz dedi ve yine yaptı. Benim penceremden bunun açıklaması budur ve bu da en hafif ifadeyle bana/bize karşı yapılmış koca bir ayıptır. Veya iyi niyet kumkuması olur, ''Sivok-Ferrari ikilisini bozamayacağını gördü, yabancı sınırı adına orta sahaya alternatif arıyor.'' dersiniz. Michael Fink'i neden aldırdın, madem böylesi sert ve safkan bir orta saha oyuncusunu CL'de kullanmayacaksan adamı neden Bundesliga'dan kopardın? Sivok-Ferrari, Ernst-Fink ikilileri bozularak Beşiktaş'ın sıkıntılarını aşacağına inanmıyorum. Keza Tabata. Bu paragraf maç ile çok alakalı değil aslında, Ekrem tercihi skorun nedeni değil. Lakin ortada bir ayıp var ve benim asıl canımı sıkan da bu. Bugün özelinde bir de ''tecrübe'' muhabbeti yapmak gerek. Nihat, Tello, Bobo, Rüştü, Fink... bu oyuncular bugün ilk 11'de yoktular. Peki öyleyse Üzülmez neden vardı?
Man United takımı topluca ısınmaya çıktı ve ben o anda Ryan Giggs'i sahada görmeyince ufaktan da olsa Ferguson'a salladım. Sonra Giggs'i takım elbiseyle de olsa İnönü Stadı'nın çimlerinde gördük, hiç yoktan iyidir. Neville, Scholes, Rooney, Carrick, Berbatov, Vidic (Yer kürenin açık ara en iyi faal savunma oyuncusu. Bu gece bir kez daha tescilledim, onayladım.), Evra, Owen ve diğerleri... ve tabii Sir Alex Ferguson. Bu topluluğu Dolmabahçe'de izleyebilmek büyük keyifti. Geçen yılki takıma, emeği geçenlere sırf bunun için özel bir teşekkür gerek. Lakin kültürünüz vardır, bunu yaşatırsınız. Kültür denen şey yaşantı ürünüdür, anılar ile gelişir. Beşiktaş ise bir süredir kültürsüzlük içerisine çekilmeye çalışılıyor. Bir örnek bu akşamdan; kulüp yine akıl edip de maça dair bir hatıra atkı yaptıramamıştı. Bir kez daha anladık ki bu kulübü yönetenler işportacılar kadar bile zeki ve iyi niyetli değil.

İyi maç olmadı belki, iki tarafça da tatminkar bir oyun oynanmadı. Takım iyi mücadele etti, elinden geleni sahaya koydu. Salt üzüntü duygusu ile dolu bir mağlubiyet izletti bize. Ne hayalkırıklığı vardı maç bittiğinde, ne de zerre öfke. Mağlubiyetin böylesi güzel, kaybedilen maçın ardından takımı alkışlamanın karşılığı aidiyet duygusu. Matteo Ferrari'nin de yine Mehmet Demirkol'a selamı varmış, mutlaka iletmemi söyledi; Dolmabahçe'den Man United geçti.

Noat Samisa

16.09.09

9 Fikir, Tenkit, Yorum:

my jekyll doesn't hide dedi ki...

çok başarılı bir yazı olmuş elinize sağlık. bir galatasaraylı olarak kendi takımım mücadele ediyormuş gibi geldi dün akşam. bu hissiyatın tersini sadece fenerbahçe'nin maçlarında ediniyorum sanıyorum :D. Beşiktaş Denizli'nin tüm garipliklerine rağmen iyi mücadele etti. en az 4 en fazla 7 puanlık bir sonuç bekliyorum bu mücadeleden sonra. bugün işyerinde oldukça iddialı olarak söylediğim "Beşiktaş en fazla 1 gol,united en az 1 gol atar" sözümü de yememiş oldum böylece.

avrupa ile denizli macerası beraber sona erecektir sanıyorum. bundan sonra beşiktaş'ın tek ihtiyacı oturmuş bir kadro, haftada tek maç ve minimal rotasyon bence. Denizli sonrası Güvenç Kurtar dahi yönetebilir bu takımı.
rüştü-ekrem-sivok-ferrari-köybaşı-serdar-ernst-fink-tello-holosko-nobre ile ve klasik 4-4-2 oynayıp şampiyonluk yarışında ciddi bir pozisyon elde edebilir beşiktaş. bu dizilişte oyunun kilitlendiği yerlerde yusuf ve tabata ile orta sahaya üretkenlik getirebilirsiniz. Nihat, bobo, üzülmez, toraman, kaş, uğur da diğer yedekleriniz olur ve for durumuna göre şablonu bozmadan devam edebilirsiniz. bence..

alper dedi ki...

Gücümüz yetmedi denebilir mi kısaca??
Ama gücümüzün de TSL deki puan durumunun aksine çok daha iyi olduğunu söyleyebilirmiyiz??
Defansif manada bu lig için bile yeter seviyede olduğumuzu söyleyebilirmiyiz?
Biz ne zaman gol atacağız söyleyebilirmisiniz??

Cherubim dedi ki...

Rüştü, Fink, Bobo, Tello, Nihat.. Rüştü'nün oynamaması normal, çünkü hayatı boyunca her önemli maç öncesi sakatlanan bir isim, özellikle de Beşiktaş'ta. Ben de Hakan'ı tercih ederdim. Nihat da formsuzluk nedeniyle tek devre düşünülebilir. Lakin Fink, Bobo ve Tello için bir açıklaması olamaz bu adamın. Bu tip maçların adamı Bobo'yu kadroya almaması benim gözümde vatana ihanetten farksız..

Arkhe dedi ki...

Ernst muhteşem oynadı. Galatasaray maçında da muhteşemdi ama her iki maçta da 70. dakikadan sonra çok yoruldu. E normal, o da insan..

"kulüp yine akıl edip de maça dair bir hatıra atkı yaptıramamıştı. Bir kez daha anladık ki bu kulübü yönetenler işportacılar kadar bile zeki ve iyi niyetli değil."

Zeki olmadıkları ve iş bilmedikleri kesin ama kötü niyet neden onu anlamadım..

şambalici dedi ki...

Aceto'nun maçla ilgili dediği güzel bir laf var, kendi liginde kaç maçtır gol atamayan bir takım zaten zor gol yiyen Manchester United'a nasıl gol atacak diye, dolayısıyla bu maçın ederi karambol bir gol haricinde beraberlikti, olmadı. Bu sefer çok dert etmemek lazım.
Alex Ferguson'un zamanında Ronaldo'ya yaptığı gibi Serdar Özkan'a özel şut idmanı yaptırmalı bence, beşiktaş resmen onun ayağına bakıyor.
Şu takımın başarısız olmasına artık sırf ferrari-sivok ikilisi yüzünden üzülüyorum, (mehmet demirkol'a ben de selam edeyim heh), dur bakalım çıkarız bu hallerden de heralde, özellkle nihat'ın forma girmesi bizi tekrar doğru yola sokabilir.

matiasemilio dedi ki...

ernst gönlümü fethetti..alkışlamak istiyorum durmaksızın..
**sırf şaşırtmak için sürpriz kadro çıkarma hoca n'olur..mazallah yarın tandemi bozmaya kalkarsın..

M.A.F dedi ki...

gercekten yazik oldu.bunu ictenlikle soyleyebilmek guzel.
macin skorunu belirleyen faktor bence kalitedir.united 1. sinif takim oldugunu,1. sinif topculara sahip oldugunu cok iyi bir zamanda attigi golle gostermis oldu.evet biz cok kacirdik ama iste sinif farki o kadar olacak.

Quaresma7 dedi ki...

Senin analizin varken bize sadece okuyup kabul etmek düşer. 10 postunun 9 unda olduğu gibi ben bi' kez daha seni ve tespitlerini ayakta alkışlıyorum. Eline, koluna, klavyene sağlık ..

alper dedi ki...

çok güzel bir analiz olmuş,teşekkürler.hem gs,hem de manu maçlarında yenilen gollerden sonra takım resmen çöktü,maçı bırakıp çok erken havlu atıyoruz.ayrıca tello'nun solda s.özkan şu formuyla sağda olduğu nobre'nin mutlaka ilk 11 de olacağı tabata'sız 4-4-2'de sanırım bizi hedeflerimize ulaştırırdı?bide şimdi delgado 2 ay sonra hazır olduğunda kimin ipi çekilecek?devre arasında saçma sapan şeyler olacak gibi.

Arşiv

Hayatım Futbol

Arama

Yükleniyor...

Jean Tigana