Bosna-Hersek 1-1 Türkiye
Bu noktaya geldikten sonra bir hedef maça çıkıyorsunuz, dolayısıyla başka dinamikler de işin içine giriyor. Hatırlar mısınız 2001 sonbaharındaki Avusturya baraj maçı serisini? Viyana'yı fethetmeye gitmiştik. O zamanki şuur başkaydı, toplamda imkansızı zorladığımız düşünüyorduk. Bosna takımının ve Bosna halkının hissiyatı da aşağı-yukarı öyleydi bu gece. Genç devletlerinin ulusal futbol takımına tarihte ilk kez gelen şanstı bu, ilk kez uluslararası bir turnuvaya gitme şansı onların elindeydi. 2007 Kasım ayında Ali Sami Yen'de mağlup ettiğimiz takım değildi karşımızdaki, pek çoğu yüksek özgüven sahibi oyunculardan oluşan yeni bir takımdılar. Sahadaki pek çok oyuncu için bu maç kariyer zirvesiydi ve istediklerini elde etmek için her şeyi yaptılar.
Hırvatistan'ı Euro 96'da çeyrek finale taşıyan, Fransa 98'de Dünya Üçüncüsü olan takımın başındaki adam Miroslav Blazevic, neredeyse tüm Orta Avrupa'yı dolaştıktan sonra menajer dayatması ile oluşturulduğu iddia edilen takıma gelerek yeni bir kariyere başladı. Bugün saha kenarında sigara tüttüren hali, Aragones'in Fenerbahçe kulübesindeki halinden pek farklı değildi ama sahadaki takımın bir yolu olduğu belliydi. Ön taraftaki yetenekli ayaklar ile arkadaki savunmacı üçlüsü arasında kalibre farkı çok büyük. Bunları doğru şekilde birbirine uyuşturmak gerekiyordu. Vasat stoperlerden bek yapmaktansa üç stoperin önüne iki orta saha koyma çözümü bulunmuş. Takımın maç içinde en çok göze batan savunmacısı Nadarevic, o da ligimizde Eskişehirspor forması giyiyor. Ön taraf ise geçen yıl Bundesliga'ya damga vuran oyuncu topluluğu. Salihovic halinden pek memnun görünmese de orta sahanın solunda pozisyon alıyor. Üçlü savunmanın önünde çakılı Rahimic; ileride üç hücumcu. Geçen sezonki form durumunda olmasalar özel yetenekler. 10 numaralı bir takım Bosna ve iki hareketli forvete sahipler. Rakibi bozduklarında kolay üretiyorlar ama arkada arızaları çok. Rakibin ne oynayacağı belli iken bizimkisi belirsizdi.
Takımın Euro 2008'de oynayamak istediği düzen buydu ama kısmet olmamıştı. Aurelio'nun yerine Ceyhun vardı, kornerlerde takıma yardımcı olması ek göreviyle orta sahaya konuldu. Yanında Emre ve Hamit; ileride Arda-Semih-Tuncay üçlüsü. Elde Arda, Tuncay ve Semih varsa, Nihat'ın form durumu göz önüne alınarak bizim takım bunu oynar. Hamit ve Emre ideal iç oyuncular, arkalarını da Ceyhun toplayacaktı. Savunmada İsmail-Hakan tercihi konuşuluyordu, Terim'in idmanda bu tercihe denemeler ile karar verdiği söylendi. Takım skor avantajını elde ettiğinde Nuri Şahin alternatifi, takımın skora ihtiyacı olduğunda Sercan-Nihat alternatifleriyle maç dinamikleri de düşünülerek sahaya sürülmüş bir kadroydu. Hesap yapılmıştı, özellikle ikinci yarı başı skoru elde etmiş olmamız düşünülüyordu. Daha doğrusu ben maçtan evvel kadroyu gördüğümde bunu düşündüm. İhtiyatlı başlayacaktık. Topa sahip olacak, pas yapacaktık. Oyun kontrollü gittiğinde Bosna'nın silahları devre dışı kalacaktı.
Maç başladı, art arda bulduğumuz iki pozisyondan biri gol oldu. Ceza sahası içine 4-5 oyuncuyla gitmiştik, Bosna savunması o anlarda adeta paralize olmuştu. Golü attık. Sonra Fatih Terim geldi ekrana, Emre'ye bağırıyordu. Takımın lideri Emre'ye pas yapmaları gerektiğini işaret ediyordu. Tempoyu düşürmeyi başardık, ama ikinci toplarda etkisiz kaldık. Oyun orta alana yığıldı. Biz kenar oyuncularımızdan aksiyon beklerken hem Arda hem de Tuncay'ın ortalamalarının çok altında oluşu oyunu zora soktu. Bir uzun top daha attılar, faul oldu. Servet'in kolu rakibin omzunda gibi göründü uzak çekimden. Fatih Terim bu faule itiraz ederken atıldı, ardından golü yedik ve kriz başladı.
Salihovic muhteşem vurdu. Sonrasında akıl almaz bireysel hatalar... kaptırılan, seken serseri toplar. Devre arasına berabere girdik, bu bizim şansımızdı. Biraz da Volkan'ın çabası. Takım Arda ve Tuncay'dan yeterli katkı alamıyordu. Semih, üç Boşnak stoper arasında kayboldu. Geri gelip top alamadı, aşırı kalabalık Boşnak ceza sahası ön alanı Semih'in top almasına izin vermedi. Topu kenarlara sistem içinde taşıyamayınca hızlanamadık, beklerimizi oyuna sokamadık. İlk yarı biterken fazlasıyla kötümser bir tablo vardı. Hem üretemiyorduk hem de kalemizde gol pozisyonları görüyorduk. Maç açıkça Boşnak'lar lehine gelişiyordu. Bu noktada ikinci forveti oyuna sokma fikri akla ilk geleni. Böylelikle Semih o kalabalıktan çıkacaktı. Ama esas olarak mutlaka kenarları çalıştırmalı, Estonya'ya attığımız ilk gol misali üçgenler kurarak kalabalık göbeğin arkasına geçebilmeliydik. Maç boyu sadece Sercan'ın verkaç ile girdiği pozisyon var, bir başkasını yapamadık. Fiziken kuvvetli rakip karşısında yüksek top şansımız zaten yoktu. Cepheden kazanılan duran toplarda da barajı aşamadık. Fatih Terim devrede üçlü savunma hattına döndü. Ceyhun geri geldi, İsmail sol kenar adamı oldu. Orta sahada nicel eşitliği sağladık ve pas yapmaya başladık. Arda oyuna girdi, Sercan gezgin oyunuyla kenarlarımızı hareketlendirmeye çalıştı. Arda'nın soldan yarattığı aksiyonlardan trailer olarak arka direğe gelen Gökhan Gönül'ü 2 kez demarke pozisyonda gol pozisyonuna soktuk. İkinci topları toplamaya başladık. Semih oyuna katıldı ve pozisyonlar ürettik. Kimisi bilinçli, kimi rebound toplardan; son yarım saat pek çok net pozisyonumuz vardı. İyi bir Hamit'i ikinci yarı çok aradık. Dönen topları olumlu kullanan ikinci bir orta saha adamına ihtiyacımız oldu, Emre'ye çok yük bindi. 60'tan sonra sadece kontrol-pas oyunu oynadı Emre, fiziken çok düştü. Rakip ise yorulan orta saha elemanlarını tazelemeye çalıştı. Arda ve Tuncay sorumluluk almaya çalıştılar, ama ikisi de ortalamalarının altındaydı. Arda çok tekme yedi, son bölümde iyice bezdi. Estonya maçındaki aşırı tempolu oyun nedeniyle Hamit'i bugün hiç kullanamadık. Emre, Arda ve Tuncay ise ancak bu kadarını yapabildiler.
Bu bir final maçı, ''winner takes all'' durumu vardı. Golü üretecek pozisyonları bulduk, lakin kalemizde de öyle pozisyonlar verdik ki oyunun son bölümde dahi bizim inisiyatifimizde kalışı ufak çapta bir mucizedir. Fatih Terim, sahaya çıkan kadro ile gemileri yakmamıştı. Kazanmak zorunda olunan maça tek forvet çıkılır mı, sözü belki bu akşam için sığ bir klişe değil. Çakılı üçlü savunma oynayan Bosna, bizim ileri üçlümüzü pasifize etti. Özellikle de Semih'in oyunun dışına atarak topun bizim yetenekli ayaklarımıza kolay ulaşmasını engellediler. Bizim çözümümüz Arda ve Tuncay'ı biraz daha kaleye yaklaştırmak oldu. Beklerden birini de arka direk oyunuyla oyuna sokunca yeterli üretkenliğe sağladık. Kaleci kurtardı, direkten döndü, kötü şutlar atıldı. Golü yapamadı oyuncularımız. Lakin maçın bu noktaya gelmesi bizim adımızı bir şanstır. Çok şey beklediğimiz hücumculardan yeterli katkıyı alamamamız kenar yönetimin hamle alanını da çok kısıtladı. Şablon değişimi ile bir taktik hamle yapıldı, hücum tarafında başarılı da olundu. Ama sonuç gelmedi. Kazanamadık, bir hedef maçı bu kez ıskaladık.
Arda'nın direkten topu ile kaybedilmedi Afrika bileti. Öncesinde Estonya ve içeride Belçika ile berabere kalınarak, sonrasında art arda oynanan İspanya maçlarını kağıt üzerinde düşünmeyerek kaybettik. Daha da evvelinde Semih'in Hırvatistan'a attığı gol, daha da evvelinde Ali Sami Yen'deki Bosna maçı, daha da evvelinde İsviçre maçları... Takım zaman içinde sakatlıklardan çok çekti, Fenerbahçe ve Galatasaray'ın oluşturduğu iskeletin iki takımın geçen sezonki sezon seyrinde çok etkilendiği yönetim kademesince söylendi. Evet, hepsinde haklılar belki. Ama ''gidemezsek dünyanın sonu değil'' uç noktasında ya da ''nasıl gidemeyiz ulan!'' boyutunda değil. Bunun bir ortası var. Bu takımın bir potansiyeli var, iyi bir takımımız var. Bu ülkenin potansiyeli bunun da üzerinde. Bugün 4 yıl evvel dalga geçtiğimiz Letonya'nın Dünya Kupası şansı bizden çok çok yüksek ise pek çok soru sormak gerekir ve bunlar cevap bekler. Geçmişimiz fazlasıyla karanlık ve bunla hesaplaşmak hiç de kolay olmayacak. Şehitlere hediye edilerek zafer kutlanmaz, devletimiz büyüktür mesajı ile selin yaraları sarılmaz. Galiba esas idrak etmemiz gereken bu. 2014 Brezilya'ya kısmet...
Noat Samisa
10.09.09
Hırvatistan'ı Euro 96'da çeyrek finale taşıyan, Fransa 98'de Dünya Üçüncüsü olan takımın başındaki adam Miroslav Blazevic, neredeyse tüm Orta Avrupa'yı dolaştıktan sonra menajer dayatması ile oluşturulduğu iddia edilen takıma gelerek yeni bir kariyere başladı. Bugün saha kenarında sigara tüttüren hali, Aragones'in Fenerbahçe kulübesindeki halinden pek farklı değildi ama sahadaki takımın bir yolu olduğu belliydi. Ön taraftaki yetenekli ayaklar ile arkadaki savunmacı üçlüsü arasında kalibre farkı çok büyük. Bunları doğru şekilde birbirine uyuşturmak gerekiyordu. Vasat stoperlerden bek yapmaktansa üç stoperin önüne iki orta saha koyma çözümü bulunmuş. Takımın maç içinde en çok göze batan savunmacısı Nadarevic, o da ligimizde Eskişehirspor forması giyiyor. Ön taraf ise geçen yıl Bundesliga'ya damga vuran oyuncu topluluğu. Salihovic halinden pek memnun görünmese de orta sahanın solunda pozisyon alıyor. Üçlü savunmanın önünde çakılı Rahimic; ileride üç hücumcu. Geçen sezonki form durumunda olmasalar özel yetenekler. 10 numaralı bir takım Bosna ve iki hareketli forvete sahipler. Rakibi bozduklarında kolay üretiyorlar ama arkada arızaları çok. Rakibin ne oynayacağı belli iken bizimkisi belirsizdi.
Takımın Euro 2008'de oynayamak istediği düzen buydu ama kısmet olmamıştı. Aurelio'nun yerine Ceyhun vardı, kornerlerde takıma yardımcı olması ek göreviyle orta sahaya konuldu. Yanında Emre ve Hamit; ileride Arda-Semih-Tuncay üçlüsü. Elde Arda, Tuncay ve Semih varsa, Nihat'ın form durumu göz önüne alınarak bizim takım bunu oynar. Hamit ve Emre ideal iç oyuncular, arkalarını da Ceyhun toplayacaktı. Savunmada İsmail-Hakan tercihi konuşuluyordu, Terim'in idmanda bu tercihe denemeler ile karar verdiği söylendi. Takım skor avantajını elde ettiğinde Nuri Şahin alternatifi, takımın skora ihtiyacı olduğunda Sercan-Nihat alternatifleriyle maç dinamikleri de düşünülerek sahaya sürülmüş bir kadroydu. Hesap yapılmıştı, özellikle ikinci yarı başı skoru elde etmiş olmamız düşünülüyordu. Daha doğrusu ben maçtan evvel kadroyu gördüğümde bunu düşündüm. İhtiyatlı başlayacaktık. Topa sahip olacak, pas yapacaktık. Oyun kontrollü gittiğinde Bosna'nın silahları devre dışı kalacaktı.Maç başladı, art arda bulduğumuz iki pozisyondan biri gol oldu. Ceza sahası içine 4-5 oyuncuyla gitmiştik, Bosna savunması o anlarda adeta paralize olmuştu. Golü attık. Sonra Fatih Terim geldi ekrana, Emre'ye bağırıyordu. Takımın lideri Emre'ye pas yapmaları gerektiğini işaret ediyordu. Tempoyu düşürmeyi başardık, ama ikinci toplarda etkisiz kaldık. Oyun orta alana yığıldı. Biz kenar oyuncularımızdan aksiyon beklerken hem Arda hem de Tuncay'ın ortalamalarının çok altında oluşu oyunu zora soktu. Bir uzun top daha attılar, faul oldu. Servet'in kolu rakibin omzunda gibi göründü uzak çekimden. Fatih Terim bu faule itiraz ederken atıldı, ardından golü yedik ve kriz başladı.
Salihovic muhteşem vurdu. Sonrasında akıl almaz bireysel hatalar... kaptırılan, seken serseri toplar. Devre arasına berabere girdik, bu bizim şansımızdı. Biraz da Volkan'ın çabası. Takım Arda ve Tuncay'dan yeterli katkı alamıyordu. Semih, üç Boşnak stoper arasında kayboldu. Geri gelip top alamadı, aşırı kalabalık Boşnak ceza sahası ön alanı Semih'in top almasına izin vermedi. Topu kenarlara sistem içinde taşıyamayınca hızlanamadık, beklerimizi oyuna sokamadık. İlk yarı biterken fazlasıyla kötümser bir tablo vardı. Hem üretemiyorduk hem de kalemizde gol pozisyonları görüyorduk. Maç açıkça Boşnak'lar lehine gelişiyordu. Bu noktada ikinci forveti oyuna sokma fikri akla ilk geleni. Böylelikle Semih o kalabalıktan çıkacaktı. Ama esas olarak mutlaka kenarları çalıştırmalı, Estonya'ya attığımız ilk gol misali üçgenler kurarak kalabalık göbeğin arkasına geçebilmeliydik. Maç boyu sadece Sercan'ın verkaç ile girdiği pozisyon var, bir başkasını yapamadık. Fiziken kuvvetli rakip karşısında yüksek top şansımız zaten yoktu. Cepheden kazanılan duran toplarda da barajı aşamadık. Fatih Terim devrede üçlü savunma hattına döndü. Ceyhun geri geldi, İsmail sol kenar adamı oldu. Orta sahada nicel eşitliği sağladık ve pas yapmaya başladık. Arda oyuna girdi, Sercan gezgin oyunuyla kenarlarımızı hareketlendirmeye çalıştı. Arda'nın soldan yarattığı aksiyonlardan trailer olarak arka direğe gelen Gökhan Gönül'ü 2 kez demarke pozisyonda gol pozisyonuna soktuk. İkinci topları toplamaya başladık. Semih oyuna katıldı ve pozisyonlar ürettik. Kimisi bilinçli, kimi rebound toplardan; son yarım saat pek çok net pozisyonumuz vardı. İyi bir Hamit'i ikinci yarı çok aradık. Dönen topları olumlu kullanan ikinci bir orta saha adamına ihtiyacımız oldu, Emre'ye çok yük bindi. 60'tan sonra sadece kontrol-pas oyunu oynadı Emre, fiziken çok düştü. Rakip ise yorulan orta saha elemanlarını tazelemeye çalıştı. Arda ve Tuncay sorumluluk almaya çalıştılar, ama ikisi de ortalamalarının altındaydı. Arda çok tekme yedi, son bölümde iyice bezdi. Estonya maçındaki aşırı tempolu oyun nedeniyle Hamit'i bugün hiç kullanamadık. Emre, Arda ve Tuncay ise ancak bu kadarını yapabildiler.
Bu bir final maçı, ''winner takes all'' durumu vardı. Golü üretecek pozisyonları bulduk, lakin kalemizde de öyle pozisyonlar verdik ki oyunun son bölümde dahi bizim inisiyatifimizde kalışı ufak çapta bir mucizedir. Fatih Terim, sahaya çıkan kadro ile gemileri yakmamıştı. Kazanmak zorunda olunan maça tek forvet çıkılır mı, sözü belki bu akşam için sığ bir klişe değil. Çakılı üçlü savunma oynayan Bosna, bizim ileri üçlümüzü pasifize etti. Özellikle de Semih'in oyunun dışına atarak topun bizim yetenekli ayaklarımıza kolay ulaşmasını engellediler. Bizim çözümümüz Arda ve Tuncay'ı biraz daha kaleye yaklaştırmak oldu. Beklerden birini de arka direk oyunuyla oyuna sokunca yeterli üretkenliğe sağladık. Kaleci kurtardı, direkten döndü, kötü şutlar atıldı. Golü yapamadı oyuncularımız. Lakin maçın bu noktaya gelmesi bizim adımızı bir şanstır. Çok şey beklediğimiz hücumculardan yeterli katkıyı alamamamız kenar yönetimin hamle alanını da çok kısıtladı. Şablon değişimi ile bir taktik hamle yapıldı, hücum tarafında başarılı da olundu. Ama sonuç gelmedi. Kazanamadık, bir hedef maçı bu kez ıskaladık.Arda'nın direkten topu ile kaybedilmedi Afrika bileti. Öncesinde Estonya ve içeride Belçika ile berabere kalınarak, sonrasında art arda oynanan İspanya maçlarını kağıt üzerinde düşünmeyerek kaybettik. Daha da evvelinde Semih'in Hırvatistan'a attığı gol, daha da evvelinde Ali Sami Yen'deki Bosna maçı, daha da evvelinde İsviçre maçları... Takım zaman içinde sakatlıklardan çok çekti, Fenerbahçe ve Galatasaray'ın oluşturduğu iskeletin iki takımın geçen sezonki sezon seyrinde çok etkilendiği yönetim kademesince söylendi. Evet, hepsinde haklılar belki. Ama ''gidemezsek dünyanın sonu değil'' uç noktasında ya da ''nasıl gidemeyiz ulan!'' boyutunda değil. Bunun bir ortası var. Bu takımın bir potansiyeli var, iyi bir takımımız var. Bu ülkenin potansiyeli bunun da üzerinde. Bugün 4 yıl evvel dalga geçtiğimiz Letonya'nın Dünya Kupası şansı bizden çok çok yüksek ise pek çok soru sormak gerekir ve bunlar cevap bekler. Geçmişimiz fazlasıyla karanlık ve bunla hesaplaşmak hiç de kolay olmayacak. Şehitlere hediye edilerek zafer kutlanmaz, devletimiz büyüktür mesajı ile selin yaraları sarılmaz. Galiba esas idrak etmemiz gereken bu. 2014 Brezilya'ya kısmet...
Noat Samisa
10.09.09
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Arşiv
-
►
2011
(77)
-
►
Mayıs
(8)
- CL Finali'nden Geriye Kalan 5 Şey
- Fernandes Transferi Hakkında
- #1 - Skandalın Gölgesi Üzerinde
- Andre Villas ''Şüphesiz Special'' Boas ve Gölgenin...
- Belediye'nin Geçmişteki Büyük Rantı - Türkiye Kup...
- Premier League'de Sezon Finali: Manchester United ...
- El Clasico 4'lüsünden Öğrendiğim 4 Şey
- Büyük Dinozorlar Çağı: IFABaurus!
-
►
Mayıs
(8)
-
▼
2009
(501)
-
▼
Eylül
(30)
- Man City 3-1 West Ham
- Fernando Torres #15
- Carling Cup 2010 R4
- Magpies Artık Gülüyor
- Yeni Lider Man Utd
- Portsmouth 0-1 Everton
- Premier League 09/10 #7
- Yirmi Bir
- Gidişler Sol'dan
- Beşiktaş 0-1 Kayserispor
- Premier League 09/10 #6
- Lucas Neill
- Chelsea Akıllanınca
- Duran Top Yakan Top
- Beşiktaş 0-1 Man United
- Ruhani Lider
- Beşte Beş Defoe
- Lanet Devam Ediyor
- Galatasaray 3-0 Beşiktaş
- Premier League 09/10 #5
- Salı Günü Dolmabahçe'de
- Walcott Yerine Lennon
- Bosna-Hersek 1-1 Türkiye
- Hayalbozan Masalları
- Robinho'lu Günler
- Tabata-kun
- Yılmaz Hoca Takla Atsana
- Hesap Ver Arnesen
- İki Buçuk Milyon Sterlin
- Michael Turner
-
▼
Eylül
(30)
Blog
- Aceto Balsamico
- Ali Sami Yen
- Amerika Deplasmanı
- Anadolu'dan Futbol
- Artemio Franchi
- Banlieue
- Bizim Taraf
- Borges
- Cartalete
- Ceza Sahası
- Di Massimo Talento
- Ekşi Beşiktaş
- Flying Dutchman
- Gol Atan Kaleye
- Hakiki Tosun Blog
- Hayat Sensin
- Hayat Yuvarlaktır
- Klasik Futbol
- Lambuja
- No Pain No Gain
- Papa Bouba Diop
- Papazın Çayırı
- PCLion FC
- Pennearabiata
- Rakamla 10
- Salsa Basket
- Scugnizzi
- Stalker
- Tardini Büfe
- Total Futbol
- Ultras Movement
- Uludağ Beşiktaş
- Uzun Paslar
- Şairler Parkı
Yazarlar
Columnists
Columnists
- Alan Smith
- Andy Hunter
- Barry Glendenning
- Ben Lyttleton
- Daniel Taylor
- David Hills
- David Hytner
- David James
- David Pleat
- Dominic Fifield
- Fernando Duarte
- Henry Winter
- John Ashdown
- Leander Schaerlaeckens
- Marcela Mora y Araujo
- Matt Scott
- Paul Doyle
- Paul Fletcher
- Phil McNulty
- Robbo Robson
- Sean Ingle
- Shaka Hislop
- Steve Claridge
- Tim Vickery - BBC
- Tim Vickery - SI
Dizin
- Ada Futbolu (1047)
- Beşiktaş (340)
- Dünya'nın Futbolu (263)
- Türkiye'nin Futbolu (214)
- Ulusal Futbol (180)
- Asya Sineması (16)
- Futbolun Kutsalı (13)
- Anime (6)
- Ligue 1 (4)
- Teknik Futbol (4)
- Basketbol (2)
- Formula 1 (2)
- Harry Potter (2)
- Sinema (2)
- BİY United (1)
- FD (1)
1 Fikir, Tenkit, Yorum:
"nasıl gidemeyiz ulan" denir mi, bilmiyorum ama, bu grupta İspanya'nın ardından 2. olamamak ciddi manada başarısızlıktır. Estonya'ya deplasmanda puan kaybetmek ve içeride de aynı rakibe karşı ecel terleri dökmek ise komediydi aslında..
Yorum Gönder