Duran Top Yakan Top

Türk futbolunun kanayan yarası, defansif futbol oynayıp da izleyeni sıktığı iddia edilen takımların güvencesi, sıkışık maçların kilidi, uzun boylu futbolcuların tercih sebebi, ön direğe adam koyma teriminin gerekçesi; savunan takımın, hücum eden takımı engelleme amacıyla oyun kurallarını ihlal ederek rakibe kazandırdığı ikinci toplar... yani duran toplar. Genelgeçer, uluslararası kabul edilen terimin (set pieces) özünü yansıttığı futbol kavramı. Ölü top denen kavram ise başka bir şey, oyun herhangi bir sebepten dolayı durduğunda oyun tekrar başlatılana kadar geçen bölümde topun vasıfsızlığını işaret eder. Kavram ayrımına devam edersek, bizim bahsettiğimiz anlamdaki duran top kavramının içerisinde penaltı atışı yoktur. Rakip kaleye uygun uzaklıktaki direkt ve endirekt serbest vuruşlar ile kornerler vardır, bir de bu üçlüye son zamanlarda taç atışları eklenmiştir. Çerçeveyi daha da daraltmak gerekirse, direkt serbest vuruşlardan direkt olarak kaleye gönderilen toplar da sıklıkla ''set piece'' kavramının içerisine girmez.

Yıllardan bu yana tekrar edilen bir istatistik var, sanıyorum geçmişi en az 5 yıllık: Dünya futbolunda atılan gollerin yüzde 25'i duran toplardan... şeklinde. Bunula ilgili taze bir veri bulamadım, bunun yerine tüme varım ile iki ülke üzerinden gideceğim. TFF'nin yayınladığı Tam Saha Dergisi Ağustos sayısından referans ile; Türkiye Süper Ligi'nde geçtiğimiz sezon atılan 787 golün 132 tanesi duran toptan; yani korner, direkt-endirekt serbest vuruşlar ve taç atışlarından geldi. Yüzde 17, yani yaklaşık olarak her 6 golden 1 tanesi duran toplar sayesinde ağlarla buluştu. (Penaltılar ve direkt kaleye gönderilen serbest vuruşları da hesaba katarsak oran %24 oluyor.) Gelelim bize yukarıda verdiğimiz eski istatistik noktasında bugün için fikir verecek olan zirve lig, Premier League'e. Geçen sezon Premier League'de atılan 942 golün 163 tanesi duran toplardan geldi. Oran -küsuratı hariç- aynı, yüzde 17; her atılan 6 golden 1 tanesi duran toplardan.Bu istatistikleri biraz daha açalım. Geçen sezon Premier League'de en fazla duran top golü yiyen takım, 15 gol ile lig sonuncusu West Bromwich Albion. Şaşılacak bir durum yok elbette, lakin bu 15 golün WBA'in yediği toplam gol sayısı içerisindeki oranı %23 ile sınırlı. 11 duran top golü yiyen Tottenham, %30 oran ile ligin duran toplardan en çok sıkıntı yaşayan takımı görünümünde. Oran yönüyle takipçileri Liverpool; yedikleri 7 duran top golüyle %28'e ulaşmışlar. Hemen bu noktada bir es verelim ve şu yazıya pası atalım: Alan mı, Adam mı? Verkaçı başarıyla tamamlayalım ve devam edelim. Köprüdeki postun çıkış sebebi olan Chelsea ise lig istatistiğinden ayrı olarak Scolari ile çıktığı 32 resmi maçta toplamda 9 duran top golü yerken, Hiddink ile çıkılan 23 resmi maçta bu sayı yalnızca 1 idi. Ligde ise toplamda 5 gol yediler, oran yüzde 25 oldu. (Aşağıda bu yazı etrafında çok dolaşacağız.) Arsenal, duran toplardan yediği yalnızca 4 gol ile %12'lik bir oran tutturmuş, bu dalda ligin zirvesine oynayan ekipler arasında lider. EPL'de bu dalda 08/09 sezonun şampiyonu ise kalesinde yalnızca 3 duran top gören West Ham United. Burada da bir es veriyoruz, atak yönünü değiştiriyoruz: Zola ve Clarke; verkaça girdiğimiz linkte bahsettiğimiz üzere Chelsea bu hususta bir dönem harikalar yaratırken, Jose Mourinho'nun yan koltuğunda Steve Clarke oturuyordu. Clarke, Scolari ve Hiddink farkı olarak bu duruma yorum getirmek mümkün.

Geçelim yeniden bizim ligimize. Çerçeveyi daha da daraltıyoruz böylelikle. Bizim ligimiz takımlarına dair bu tip detaylı istatistikleri bulmak kolay değil. Kendi notlarımız, arşivimiz, hafızamız sayesinde ligin son şampiyonu Beşiktaş üzerinden değerlendirmemizi yapacağız. Önce bir not: TFF'nin istatistik kıstası ile benimki aynı olmayabilir; ben duran toplar sayesinde kazanılan ikinci top gollerini de saydım. Mesela İnönü'deki Hacettepe maçı ve Kadir Bekmezci'nin golü bence duran top golüdür, TFF bunu değerlendirmeye almamış. Verdiğimiz Premier League istatistikleri büyük oranda bizim düşüncemiz ile parelel olduğundan ligimiz duran top istatistiği biraz törpülenmiş sayılabilir.
Beşiktaş takımı geçen sezon toplamda 8 adet korner, 2 adet de serbest vuruş golü yedi. Ligin 7. haftasında oynanan Sivasspor maçına kadar yenen 5 golün 1'i penaltı; diğer 4'ü duran top. Bu dönemde Beşiktaş, tamamının hazırlanışı 3 pası aşmayan goller yedi. Geçen sezonun Ertuğrul Sağlam dönemindeki görüntü bu. Ligin ilk 6 haftası 4 duran top golü yiyen Beşiktaş, kalan 28 haftada duran toplardan 6 gol yedi. Sezon sonu yenilen toplam gol sayısı 30, bunun içerisindeki duran top yüzdesi %33 oldu. Yani Beşiktaş'ın geçen sezon yediği her 3 golden 1 tanesi duran toplardan geldi. Bu durum bir noktada takım savunmasının genel olarak sağlamlığını işaret ederken, %17 olan lig ortalamasını iki ile çarpmış olmak duran top aciziyetini de ortaya koyuyor. Ligimizde atılan gollerde pas ortalaması 2.5 pası aşmaz iken, Beşiktaş'ın yediği bu 10 gol bu ortalamanın da altında. Takım savunmasının gücü ile şampiyon olan bir takım için yine bir bakıma negatif bir veri. Rakiplerin oyun içi organizasyonlarını bozma saptamasında ise pozitif sayılabilecek bir gösterge. Yine bu doğrultuda sezonu 60 gol atarak kapatan Beşiktaş, gol başına +1.2 puan ortalamasına sahip iken; yediği 30 gol, yenilen her gol başına -1 puan ortalamasını göstermekte. Yani düz mantık, kaba hesapla Beşiktaş'ın yediği duran top gollerinin sayısını yarıya indirmesi demek, istatistiksel olarak 75 puan barajını aşmış olması anlamına gelmekte. Listelersek:

08/09 sezonunda;
  • Premier League duran toptan yenen gol oranı: %17
  • Türkiye Süper Ligi duran toptan yenen gol oranı: %17
  • EPL Şampiyonu duran toptan yenen gol oranı: %21 - (5/24)
  • TSL Şampiyonu duran toptan yenen gol oranı: %33 - (10/30)
  • EPL maksimum duran toptan yenen gol oranı: %30
  • TSL maksimum duran toptan yenen gol oranı: ???*

*Eğer ligimizin diğer takımlarına dair istatistikler edinebilirsek, bu hususta yakın plan bir TSL değerlendirmesi yapılabilir.

Her iki ligde de şampiyonların duran toptan yediği gol ortalamasının lig ortalamasını aşmış olması gayet doğal. Şampiyonlar genellikle güçlü savunmacılardırlar, duran topların akan oyuna göre gol şansını artırması etkeniyle takım savunmaları bu anlarda nispeten zayıflar. Peki ya duran toptan az gol yiyen alt sıra takımları ya da duran toptan yediği gol sayısı fazlalığı nedeniyle sıra düşen takımlar? Nedir yolu, var mıdır ''uzun boy, uygun markaj, doğru zamanla''dan fazlası?

Bu noktada şu zamanda akla gelen ilk isim Rafael Benitez. Bu ''duran top'' hususunda İspanyol'un kulakları bu aralar biraz fazla çınlatılıyor. Liverpool'un farkına veya artık sıradanlaşıyor olmasına aşağıda değineceğiz de önce bi' Benitez'in neyi farklı yaptığına bakacağız:

Zonal Marking (Duran Toplarda Alan Savunması)

Duran toplar, futbol oyunu içerisinde özerk statüdeler. Oyunun esas ögesi sayılan pek çok futbol gerçeği, top durduğunda yalan oluyor. Bunlardan ilki şablonlar ve takım-birliktelik olgusu. Top durduğunda o anki yerleşim, düzen tamamen bozuluyor ve futbol oyununun iki yönü de başka bir formata giriyor. Hücumcular için kornerde ofsayt sorunu yok örneğin, bilakis savunmacılar için topun son çizgide oluşunun yarattığı bildik sıkıntı var. Sezgi, yerleşim, birliktelik; hepsi başka bir forma bürünüyor. Yeni kurallar giriyor devreye, aslında oyun baştan yazılıyor.

Duran toplarda alan savunması meselesinin futbol literatüründeki geçmişi eski olsa da yoğunluğu yeni. Geçmişe göre oyun içerisinde duran topların rolü artınca buna bağlı olarak geliştirilen, yoğunlaşılan ögeler de değişim gösterdi. Oyundaki fizik güç-hız evrimi, trend futbol gerçekleri etrafında şekillenerek bazı mevkiilerde yapılacak olan oyuncu seçiminde öncelikli kıstasları belirledi. Duran toplardaki gol oranın genel toplam içerisindeki payının artması, çokça trend futbol düzeni ile alakalıdır.

İlk şemada hücum yönüne göre sağ taraftan kullanılan bir kornerde sol ayaklı bir hücum eden takım oyuncusunun çeyrek daireye topu diktiğini varsayıyoruz. Bu tabloda içe kavisli olarak kullanılacak olan korner atışında topun ağırlıklı olarak düştüğü alanlar 4'e ayrılmış. Birincisi yakın direk, dördüncüsü uzak direk; ikincisi yakın direği aşan toplar ve üçüncüsü bir kornerde gol için en uygun bölge. Korner soldan atılıyorsa yuvarlaklar yer değiştirir, keza içe değil dışa kavisli şekilde düz ayak ile atılıyorsa ona göre yerleştirilir. Velhasıl, herhangi bir kornerde savunma takımı oyuncularının markaja aldığı oyuncular, ceza sahası içerisinde hareketlenerek bu dört bölgeye girmeye çalışacaklardır. Markajında olduğunuz hücum oyuncusunu eğer bu dört bölgeden uzak tutarsanız, gol yeme olasılığını büyük ölçüde azaltırsınız... önermesi kabul edilmiştir.Kornerlerde yenilen gollerin bu dört bölgeye yığıldığını tespit etmiş olan birileri; takım ve birliktelik olgusunu, oyun içerisinde özerk ilan edilen duran toplara da yerleştirmeyi düşünmüşler. Fikir babası belli değil, ama 70'lerde İngiltere'de bu düzeneği kurmuş olan pek çok takımın varlığından söz ediliyor. Muhtemelen geçmişi daha da eskidir. Yukarıdaki şemada üç hat görünüyor, eğer postun ilk görseline bakılırsa Liverpool savunmasının yerleşiminde de üç hat görülecektir. Burada bir es daha, farklı bir spor dalına geçiyoruz.

Basketbolda top ile içeri katetmenin ve fast break oyununun belli başlı nedenleri ve sonuçları vardır. Oyun ile az-çok ilgili olan herkesin aşina olduğu şeyler bunlar. Guard'ın kendine bir koridor yaratarak dip çizgiye inmesiyle basketbol oyunu da başkalaşır, savunma setleri yalanlanır. Hücumun başlangıcında rakibe dip çizgi şansını vermemek savunmanın önemli bir adımı olabilir, keza futbolda da son çizgi fazlasıyla değerlidir. Walcott Yerine Lennon başlıklı postta anlatılan ''son çizgi'' golleri, futbolda hıza ve son çizginin kullanımına dair önemli birer veridirler. Ofsayt kuralı ortadan kalkmış, orta saha oyuncularına zaman kazandırılarak onların kale sahasına kadar girişi sağlanmış. Hani Bülent Uygun geçen sene Aydın Örs ile taktik konuştuğunu söylüyordu ya, yalan söylemiyordu. Mehmet Yıldız kenarlara açılır, onun boşlattığı alana Herve Tum girerdi; Sivasspor kazanırdı. Bu oyunu aynen basketbolda da oynayabilirsiniz. Keza basketbolda da 2-1-2 alan savunması, son çizgi oyunlarını; bir başka deyişle drive'ları engeller. Bizi esas ilgilendiren kısım bu. Duran top alan savunması ekolünün yaratıcıları basketboldan mı esinlenmişlerdir bilinmez, lakin iki savunma düzeninin birbirine çok benzediği aşikar. 2-1-2 alan savunmasında toplamda dört, bizi ilgilendiren iki adet üçgen var. Potaya yakın olan ilk üçgen, bizim için rebound üçgeni. İkinci üçgenin ise ortasındaki boşluk, yüksek post oyunu için fırsat. 2-1-2'deki rebound üçgeni, topun ağırlıklı olarak düştüğü bölge civarına 3 oyuncuyu yerleştiriyor. Önceki üçgen ise buralarda alınacak reboundlarda hızlı hücum, fast break oyununa imkan tanıyor. Futbolda duran top alan savunması da aynen bu şekilde işliyor. Alanı savunmak, önce rakibin aksiyon bölgesine girişine mani olmak; sonra topa rakipten önce dokunmak ve boşta kalan top ile hızlı hücuma çıkmak. Duran top alan savunmasının özeti bu. Bir kornerden nasıl kontra atak yapılır? sorusunun cevabı ise geçen sezon 4-4 biten Liverpool-Arsenal maçında Arshavin'in 4. golünde saklı. Alan savunması ile uzaklaştırılan bir kornerden nasıl kolayca rakip kaleye gidilir? sorusunun örneklemesi ise geçtiğimiz hafta sonu oynanan Liverpool-Burnley maçında Dirk Kuyt'ın attığı goldür.İkinci şemadaki üçgenler, ilk şemadaki yuvarlakları parsellemiş durumda. Top o dört yuvarlaktan birinin içine düşecek ve rakip oyuncular bu üçgen içine girmeye çalışacaklar. 2-1-2 basketbol alan alan savunmasında boyalı bölgeyi kontrol eden üçgenden futbol sahası ceza alanında 4 adet var. Sanki basketbolda çemberden seken bir top ve amaç o topa daha önce müdahale etmek, hesap aynı. Topa mutlaka rakipten önce dokunmak zorundasınız. Önce fizik güç, sonra hız ve çabukluk gerek. Duran top alan savunmasının esasını bu şema gayet net açıklıyor. Her bölge için en az üç oyuncu, büyük ölçüde topa odaklanmış halde topa daha önce kafa vurmayı amaçlayarak yerleşiyor. En öndeki hat ise ikincil görev olarak, ki bu şemada bir oyuncu da ceza sahası dışına konulmuş, uzaklaştırılan kornerde hızlı atak kovalıyor. Duran top alan savunmasında, savunan takımın tüm oyuncuları görev alır. Bunun bir açıdan dezavantaj olduğu iddia edilse de 10 oyuncuyla ceza sahası civarına yerleşen bir rakibe karşı çok adamla ceza sahasına gidilmesi, arka alanda bir boşluk oluşturur. Kornerlerde durum bu iken, çaprazdan kullanılacak serbest vuruşlarda 3 hata yerine 2 hat olur ve bu kez rakibi bozma amacı da vardır. Daha fazla uzatmayalım, bilahare örneklendiririz.

Beşinci aksiyon görevi ise kaleciye ait. Yerleşim stabil olduğunda kale önü kaleciye ait. Yalnızca kale sahasının orta bölümüne düşen toplarda kalecinin çıkış şansı var ve en az 3 oyuncuyla savunulan üçgenler yerine el avantajıyla kale önünde tek başına. Kaleci de bölgesini kontrol etmek zorunda. Eğer bir hücum oyuncusu kaleciyi nizami şarj ile engellemeye çalışıyorsa bu anda yine bir basketbol örneklemesi yapılır. Bir nevi ''box-one'' uygulanır. Kalecinin alan hakimiyetini engelleyen oyuncuya adam markajı verilebilir. Basketbolda alan savunmasının yumuşak karşının dip çizgiye indirilen toplar olması da bu durum ile benzeşir. Everton'ın korner hücum setlerinde Phil Jagielka'nın görevi budur örneğin. Geçtiğimiz hafta sonu Galatasaray'ın attığı ilk gol bir başka örnektir. Maç boyu Ekrem Dağ, Arda Turan ile adam markajı oynadı ama korner kullanan oyuncuya da markaj yapamazsınız. Kaleci Rüştü yapması gerekeni yapmadı, Mustafa Sarp markajından kaçtı ve gol geldi.
Box-one örneği gibi, alan savunması-adam savunması karışımını uygulayan pek çok takım var. Son CL şampiyonu Barcelona da bunlardan biri. Everton keza, bazı maçlar adam markajı kullansalar da Moyes'in de favorisi alan savunması. Ön direk ve arka direğe dikilen oyuncular da bir nevi alan savunması örneklemesi ama bu düzeni en radikal uygulayan isim Liverpool'un İspanyol hocası Rafael Benitez. Arrigo Sacchi gibi, Jose Mourinho gibi futbolculuk kariyeri hiç de yaldızlı olmayan biri; belki de bu sebepten bu tip farklılıklara çok büyük merak duyan bir futbol adamı Benitez. Valencia'yı duran top alan savunması ile La Liga şampiyonu yaptı, bu düzen ile UEFA Kupası'nı kazandı. Liverpool, 2005'te İstanbul'a CL finali için geldiğinde cebinde yine ''duran top alan savunması'' kartı vardı. 2007'de final oynanadığında da, Tenerife ile La Liga'ya çıktığında da. Lakin bu sezon Liverpool, ligin 4. maç haftası itibariyle 7 gol yedi ve bunların 4'ü duran toplardan geldi. Yine eski dosyalar açıldı, yine duran top alan savunması eleştirildi. Her zamanki gibi Benitez yine kendini savundu, bildiği yoldan devam etti. Çerçeveyi yine daraltıyoruz ve bu yazının çıkış noktası olan takıma daha da yaklaşıyoruz.

Rafael Benitez ile Liverpool:

2004/2005:
Yenilen toplam gol: 56 - Duran top golleri: 16/EPL: 6 - Penaltılar hariç: %29
2005/2006:
Yenilen toplam gol: 44 - Duran top golleri: 9/EPL: 4 - Penaltılar hariç: %16
2006/2007:
Yenilen toplam gol: 52 - Duran top golleri: 11/EPL: 4 - Penaltılar hariç: %19
2007/2008:
Yenilen toplam gol: 51 - Duran top golleri: 24/EPL: 9 - Penaltılar hariç: %35
2008/2009:
Yenilen toplam gol: 46 - Duran top golleri: 16/EPL: 7 - Penaltılar hariç: %30

En çok göze çarpan dönem 2005-2007 arası. CL Şampiyonu sıfatlı takım, 2 yıl içerisinde ikinci kez CL finaline yürürken en büyük desteği savunmasından, çokça da duran top alan savunmasından almıştı. Bu bölümde şimdi takımda olmayan üç özel oyuncudan bahsetmek gerek. İlki Sami Hyypia. Bu dönemde Liverpool formasıyla bir sezonda 60 maça yaklaştı Fin kule. İkincisi Peter Crouch. 2 metreyi aşkın boyuyla birinci direkte topları karşılayan adam. Üçüncüsü üstün fizikli orta saha oyuncusu Mohamed Sissoko. Bir başkası, John Arne Riise. Bir başkası, Xabi Alonso. Artık takımda değiller. Gerrard'ı da ekleyeceğimiz bu topluluk, bahsi geçen 4 üçgenin birincil adamı konumundaydılar. Şimdi ise Lucas-Mascherano orta saha ikilisi, bücür bek Insua; rotasyonda Benayoun ve Voronin gibi yüksek toplarda zayıf oyuncular takımın asli elemanları oldular. Son 2 sezonda ve bu sezon başında yenilen duran top gollerinin sayısının artışının temel etkeni budur. Kaybedilen, bu mevkiilerine göre dört üstün fizikli oyuncunun yerine fizik yönüyle muadilleri konulamadı. Arbeloa sezgileri yüksek bir oyuncuydu, o da artık yok. Bir tek Martin Skrtel eklemesinin artısından bahsedilebilir, onun da genel görüntüde ortaya koydukları pek de pozitif görünmüyor.

Sonuç: Duran topların futboldaki önemi ortada, artık menajerlik oyunları bile bu konuya el atmaya başladılar. Bir takımın 21. yüzyılda hafta içi idmanlarında duran top çalışmama gibi bir lüksü yoktur, olamaz. Bazı takımlar oyunu forse etmeye yönelik kadrolarıyla maç dinamiklerini yanlarına çekmeye çalışırlar, bazıları ise kontrol oyununda başarılı olurlar. Bu noktada farkı duran toplar yaratabilir. Duran toplar, maç dinamikleri içerisinde yıllardan bu yana çok değerli bir yere sahipti, şimdilerde bu değer daha da artmış durumda. İster adam savunması, ister alan savunması olsun; eldeki malzemeye göre bir seçim yapmak gerek. Tıpkı kadroya göre şablon, oyuncuya göre rol örneklerinde olduğu gibi. Eğer elinizde boyu 1.90'a yakın 4 oyuncu var ise, duran top alan savunmasıyla fark yaratabilirsiniz. Esas amaç da budur zaten, standartların herkesçe bilinmeye başladığı bir futbol ortamında fark yaratarak bir adım öne çıkabilmek.

Alan savunmasının da elbet defoları var; bu düzen bir korner paslaşılarak kullanıldığında ve ilk top iyi uzaklaştırılamadığında kabusa dönüşebiliyor. Önceliği rakibi bozmaya veren adam markajında ise herkes kendi kaderi ile baş başa, bu da takım olgusunun çok dışında. Bana göre en özel fark da bu. Oyunun başkalaştığı, teamüllerin farklı bir forma girdiği bu anlarda dahi takım, birliktelik olgusunu korumak. Peki ya takımlarımız ve ligimiz bunun neresinde?

Ligimizde tüm takımlar, kornerleri adam markajı ile savuşturmaya çalışıyor. Beşiktaş ön ve arka direk önlerine birer oyuncu koyuyor, direk diplerini boş bırakıyor. Diğer takımlardan farkı bu. Frank Rijkaard'ın Galatasaray'ı ise rakip sahaya üç oyuncu göndererek rakibin kendi ceza sahasında 5'ten fazla oyuncuyla bulunmasını engelliyor. Her farklılık gibi riskli, ama bu da bir başka yöntem. Daum'un Fenerbahçe'si duran toptan attığı gollerle hatırlanırdı, bu sezon için henüz konuşmak erken. Trabzonspor bu hafta korner golleri attı, rakibi İBBSpor'un hocası Abdullah Avcı bu tip hususlara kafa yoran biri olsa da takımı klasik markaj oyunundan fazlasını uygulamıyor göründü. Bu bir süreç işi ve doğru uygulandığında ''ülke futbolunun klasik hastalığı'' klişesini yalanlayacak, yan top zaafı olan kalecilere yalnızca bölgesinn görevini yükleyerek belki de onların bu zayıf addedilen yönlerini törpüleyecek olan bir düzenek.

Bir sonraki adım şu post referansı ile duran top hücum setleri olabilir ama ne zaman olur bilinmez. Unutulmamalıdır ki futbol sürekli değişir ve futbolda bir dönemde, bir takımda, bir oyuncuda geçerli olan herhangi bir şey, her zaman doğru değildir; asla olmayacaktır.

Noat Samisa

17.09.09

8 Fikir, Tenkit, Yorum:

serdark dedi ki...

cok guzel bir yazi! boyle aciklamalarin yukselen turk futbol blogu akiminin disina cikip spor medyasinda da gozukmesi lazim. bravo!

tecahul u arif dedi ki...

elinize sağlık hocam.müthiş bir yazı olmuş..

Quaresma7 dedi ki...

Müthiş, olağanüstü bir yazı. Blog işi sana çok hafif kalıyor be üstad.

aea dedi ki...

Bir Liverpoollu olarak kafamdaki tüm soru işaretlerini sildiğiniz için çok teşekkür ediyorum. Nefis bir yazı olmuş.

guner dedi ki...

Yorum adedini arttırmak gerek. Teşekkürler.

Ege Sezen dedi ki...

Bu coğrafyada karşımıza nadiren çıkacak futbol yazılarından bir tanesi. Yazının içeriğini tartışmak ayrı bir mesele. Katılırsınız, katılmazsınız... Ortaya atılan savların çeşitli yöntemlerle ve bilgilerle desteklenmesi, içinin doldurulmaya çalışılması çok olumlu. Tebrikler. Ortada ciddi bir emek olduğu hissediliyor.

Doğan Koloğlu gibi bir üstadın yazılarını çok ararım diye düşünüyordum, sanırım çok aramayacağım.

ers dedi ki...

çok çoookk tebrik ediorum,bravo noatsamisa...

ancak ufak bir eleştiri yapalım : üçgenlerle ilgili paragrafları daha açık numaralarla,renklerle,fotolarla açıklaman yazıyı daha hoş kılabilirdi...

dewamının bekliyoruz.. tebrikler tekrardan..

Alican dedi ki...

sığ medyamızı okumaktansa böyle yazıları okumak futbol sevgimi arttırıyor

Arşiv

Hayatım Futbol

Arama

Yükleniyor...

Jean Tigana