Galatasaray 3-0 Beşiktaş
Hani geçens ezonun ikinci yarısında Fenerbahçe'ye kaybeden Beşiktaş için ''o takım bu takım değil'' demiştik ya, işte bu Galatasaray'a karşılık verecek takım da bugün sahaya çıkan takım değildi. Kadro daha sahaya çıkmadan geçen yıllardaki tecrübeler bize yeterli veriyi sunuyordu.İlk yarının orta bölümünde yakalanan hız belki de bu kadro için fazla iyimser bir tabloydu. İlk yarının son 15 dakikası ise tam Beşiktaş'ın istediği tempoydu, tabii eğer uygun kadro çıksa idi. Devreye girildi, iki oyuncu değişikliği gördük. Ben tahmini yapmıştım, oyuna girecekler tuttu. Yani Mustafa Denizli de aslında neyin doğru olduğunu biliyor da bizden daha çok bildiğini ispatlamak adına bazen fena sallıyor! Takım sahaya merkez santraforu ve orta sahaya ikinci adamı koyunca Galatasaray'ın orta sahasına üstünlük kuruldu. Tüm ikinci toplar Beşiktaş'ta kaldı, Galatasaray geri itildi. Buna karşı reaksiyon göstermeye çalışan Galatasaray savunması çok öne çıktı ve Beşiktaş oluşan bu boşluğu kullandı. İkinci yarının ortalarına kadar takım sezonun en iyi oyununu, belki de üçlü orta saha düzenine geçildiğinden beri en iyi kısa periyot performansını sergiledi. 60'a yakın Serdar Özkan'ın ittirdiği topa Leo Franco'nun müdahalesi net olarak dışarıda ve kırmızı kart. Galatasaray sahasından çıkamıyorken, tüm ikinci toplar Beşiktaş'ta toplanıyorken ve Beşiktaş pozisyonlar üretiyorken Galatasaray'ın son yarım saatte 10 kişi kalması maçı pekala Beşiktaş'a getirebilirdi. Bülent Yıldırım'ın bu hususta sabıkası sahihtir, iki sezon evvel Rüştü'ye alakasız bir kırmızı kart göstermişti.
Rüştü demişken, kendisinin ''tecrübesi'' galiba kaporta ustalığından. Ne menem bir kalecilik tecrübesi ise bu, biz onu sahada göremiyoruz. Aksine torna tezgahına yeni geçmiş çırak gibi her serferinde çekici eline vuruyor. Oğlum dikkat et, diyorsun ama yine o saçma sapan çıkışları yapıyor ve bir topu nasıl tutması gerektiği konusunda hala sıkıntılı. Kale çizgisine düşen ilk gol ise skandaldır. Bu golü halı sahada yiyen kaleciyi döverler. Bugüne kadar Hakan'da ısrar edilseydi Liverpool'dan 8 gol yiyerek hayata 18-0 yenik devam eden bu genç adam Beşiktaş'ın kalecisi olmuştu, hem de Rüştü kadar maç katletmeden. 4 maçtır gol yemeyen Hakan'ın ahı hem Rüştü'nün, hem de Denizli'nin üzerinde. Galatasaray'ın ilk attığı gol için iyi bir orta ve bir adet Rüştü yeterli. Arda kaleyi düşünse direkt kornerden goldü, Mustafa Sarp'a yazıldı.
Galatasaray ilk 5 dakika çok iyi, sonraki 10 dakika üretkendi. Galatasaray'ın pas yapması için yeterli imkan vardı. Beşiktaş'ın oyundaki dengeyi kurması zaman aldı. Toplar Beşiktaş sahası ortasında veya ceza sahası civarında kazanıldı ve kenarlara taşınmaya çalışıldı. Serdar Özkan'ın mükemmel düzelttiği ve iyi vurduğu pozisyonun gol olmaması büyük talihsizlik. Serdar için müthiş bir şanstı, olmadı. İlk yarı oynanan oyun, Beşiktaş'ın karekteri değildi. Galatasaray'ın bu bölümde bulduğu pozisyonlar ile farkı artırması gecenin Beşiktaş adına erken kapanışı olabilirdi.
45-65 arası sahadaki takım benden defalarca alkış aldı. Beşiktaş'ı şampiyon yapan oyun karekteri buydu ve sakat-aksak oyuncular haricinde Galatasaray'a karşı işliyordu. Leo Franco'nun kırmızı kartı bir ögedir, yok sayılamaz. Beşiktaş'ın baskılı olduğu bu anlarda gol bulması demek, psikolojik olarak da maçı eline alması demekti. Nitekim karşı tarafta Arda oyundan düşmüştü, orta saha geri itilmişti. Baskı yiyen savunma göbeği de önde yakalnıyor ve aksıyordu. Serdar'ın yine mükemmel yaptığı ilk hareket ve sonrasında auta giden şutu... bu da maçın bir diğer kırılma anıdır. 20 dakika harika oynayan Beşiktaş, 65'te Rüştü hediyesi bir golü kalesinde gördü ve maç o anda Beşiktaş adına bitti. Maça başlayan kadronun fazlaca ofansif orta saha oyuncularından oluşması hücumda bir üretkenlik sağlamadı, onun yerine orta saha blokunun kurulması ve savunma hattının bu sayede öne çıkışı Beşiktaş'ın güçlü silahlarını devreye soktu. Bu yapıda üçlü orta sahada Ekrem tercihi yadırganmaz. Ama sahada bitkin olmayan bir Yusuf, sakatlığı olmayan bir Bobo ve formda bir Holosko yoktu. Şampiyonluğun mimarları, oyun karekterini skora dönüştürecek adamların yerine Serdar Özkan vardı. Rakibi eksik bırakacak işi yaptı ama onu da hakem atladı. Mustafa Denizli en baştan maçı verdi, sonradan almaya çalıştı. Alıyordu da; ama biz bu filmi defalarca seyretmiştik. Artık replikleri önceden söylüyorum. Takımın neler değiştiğinde üretken olduğu ortada. Oyun karekterinden ödün verilmedikçe hücumlarının sakatlık, formsuzluk vs. gibi sıkıntılarının çözümü Beşiktaş'a gerekli skor katkısını sağlayacaktır. Bugün Beşiktaş, 60. dakikası itibariyle oyunu beraberliğe getirip sonrasında ardına aldığı rüzgarla kazanabileceği maçı 3-0 kaybetti. Skor farkında Rüştü Reçber ve yaratıcılık farkı imzası var.
90 dakikalık maçın 3'te 1'lik bölümünde Beşiktaş'ın oynadığı oyun ile kalan bölümde Galatasaray'ın aksiyonları, tabelada yazan 3-0'lık skoru yalanlar nitelikte. 3-0'lık bir maç olmadı ama oyunu direkt olarak maç dinamikleri üzerinden oynuyorsanız bazen bu tip durumlar ile karşılaşmak doğaldır. Doğal olmayan Denizli'nin yanlış olduğunu kendi de bildiği, aynı zamanda test edip yeniden teyit ettiği fantezi tercihlerinin tüm kaybedilen tüm derbilerde ortak nokta oluşudur. Kazanılan maçlara veya şampiyonluk yoluna bir bakınız, acaba ne gibi ortak yanlar göreceksiniz? Evet, doğru bildiniz.
Galatasaray ile ilgili daha geniş değerlendirmeler yapmak gerek ama bu maç özelinde yalnızca dikkatimi çeken ve beni cezbeden bir husustan bahsedeyim. Topa sahip olduğunda oyunu ence oldukça geniş alanda oynamaya gayret ediyor. Bu durum orta saha kontrolünü Beşiktaş ele geçirdiğinde büyük sıkıntı oluşturdu, lakin Rijkaard'ın istediği hıza ulaşabilmek için takımın oyun kontrolünü ele geçirdiği anlarda bu bir zorunluluk. Takım zamanla gerekli mesafe değişimlerini duruma göre değiştirir duruma gelebilir; ama henüz değil. İdealleşme yolunda bir deneme ve bu bir süreç işi. Şimdi ise takımın hızı ve üretkenliği ön 4'lüde, Arda ve Keita'nın ayaklarında. Anlatılan o özel takım şimdiki değil, belki 6 ay sonraki. Bugün bölüm bölüm gerçekletirilen aksiyonlarda yüksek oranlı bir efektiflik yakalandı ve 3 gol geldi. Goller hariç; Mustafa Sarp, Sabri ve Leo Franco maçın adamları.
Beşiktaş adına skor bu maç için doğru veri değil. Sonuçta bir derbi kaybedildi, elbet belli sonuçları olacaktır. Bu maçtan ilerisi adına çıkan ders, geçen sezon Şükrü Saraçoğlu deplasmanında çıkan ders ile aynı, yani 9 ay evvelden gelmekte. Hatta daha geri, Ertuğrul Sağlam'ın Cisse-Delgado ya da Tello orta sahasından çıkan ders ile aynı. Genel sezon seyri ile alakalı tabeleda görünenin işaret ettiği 9 puanlık fark, büyük oranda Beşiktaş'ın doğru yoldan sapması ile alakalı. Geri dönüş, aynı yola giriş; sıfır sabotaj ve sakatların fit durumda geri dönüşü ile bu kısırlık aşılacaktır. 5 maçta 6 puan, son kaç yılın en kötüsü acaba? Salı günü için akılda Çeşme'de rakı-balık ve kalede Rüştü yoksa ümitvarım. Varsa da bi' zahmet yediği haltları temizleme yolunda ilk adımı atsın.
Son olarak gelelim Ali Sami Yen Stadı rezaletine. Turnike skandalı, bilet okuma sisteminin yavaş işleyişi, oluşan izdiham; rezil muamele, berbat organizasyon...
Noat Samisa
13.09.09
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Arşiv
-
►
2011
(77)
-
►
Mayıs
(8)
- CL Finali'nden Geriye Kalan 5 Şey
- Fernandes Transferi Hakkında
- #1 - Skandalın Gölgesi Üzerinde
- Andre Villas ''Şüphesiz Special'' Boas ve Gölgenin...
- Belediye'nin Geçmişteki Büyük Rantı - Türkiye Kup...
- Premier League'de Sezon Finali: Manchester United ...
- El Clasico 4'lüsünden Öğrendiğim 4 Şey
- Büyük Dinozorlar Çağı: IFABaurus!
-
►
Mayıs
(8)
-
▼
2009
(501)
-
▼
Eylül
(30)
- Man City 3-1 West Ham
- Fernando Torres #15
- Carling Cup 2010 R4
- Magpies Artık Gülüyor
- Yeni Lider Man Utd
- Portsmouth 0-1 Everton
- Premier League 09/10 #7
- Yirmi Bir
- Gidişler Sol'dan
- Beşiktaş 0-1 Kayserispor
- Premier League 09/10 #6
- Lucas Neill
- Chelsea Akıllanınca
- Duran Top Yakan Top
- Beşiktaş 0-1 Man United
- Ruhani Lider
- Beşte Beş Defoe
- Lanet Devam Ediyor
- Galatasaray 3-0 Beşiktaş
- Premier League 09/10 #5
- Salı Günü Dolmabahçe'de
- Walcott Yerine Lennon
- Bosna-Hersek 1-1 Türkiye
- Hayalbozan Masalları
- Robinho'lu Günler
- Tabata-kun
- Yılmaz Hoca Takla Atsana
- Hesap Ver Arnesen
- İki Buçuk Milyon Sterlin
- Michael Turner
-
▼
Eylül
(30)
Blog
- Aceto Balsamico
- Ali Sami Yen
- Amerika Deplasmanı
- Anadolu'dan Futbol
- Artemio Franchi
- Banlieue
- Bizim Taraf
- Borges
- Cartalete
- Ceza Sahası
- Di Massimo Talento
- Ekşi Beşiktaş
- Flying Dutchman
- Gol Atan Kaleye
- Hakiki Tosun Blog
- Hayat Sensin
- Hayat Yuvarlaktır
- Klasik Futbol
- Lambuja
- No Pain No Gain
- Papa Bouba Diop
- Papazın Çayırı
- PCLion FC
- Pennearabiata
- Rakamla 10
- Salsa Basket
- Scugnizzi
- Stalker
- Tardini Büfe
- Total Futbol
- Ultras Movement
- Uludağ Beşiktaş
- Uzun Paslar
- Şairler Parkı
Yazarlar
Columnists
Columnists
- Alan Smith
- Andy Hunter
- Barry Glendenning
- Ben Lyttleton
- Daniel Taylor
- David Hills
- David Hytner
- David James
- David Pleat
- Dominic Fifield
- Fernando Duarte
- Henry Winter
- John Ashdown
- Leander Schaerlaeckens
- Marcela Mora y Araujo
- Matt Scott
- Paul Doyle
- Paul Fletcher
- Phil McNulty
- Robbo Robson
- Sean Ingle
- Shaka Hislop
- Steve Claridge
- Tim Vickery - BBC
- Tim Vickery - SI
Dizin
- Ada Futbolu (1047)
- Beşiktaş (340)
- Dünya'nın Futbolu (263)
- Türkiye'nin Futbolu (214)
- Ulusal Futbol (180)
- Asya Sineması (16)
- Futbolun Kutsalı (13)
- Anime (6)
- Ligue 1 (4)
- Teknik Futbol (4)
- Basketbol (2)
- Formula 1 (2)
- Harry Potter (2)
- Sinema (2)
- BİY United (1)
- FD (1)
52 Fikir, Tenkit, Yorum:
"60'a yakın Serdar Özkan'ın ittirdiği topa Leo Franco'nun müdahalesi net olarak dışarıda ve kırmızı kart."
O kadar net değil.
Hatta milimlik.
Ben slow haliyle bile 2 izlemede çözemedim.
Yazının kalan kısmı çok çok iyi. Benimkiyle de hayli benzer.
Eline sağlık.
Tribünden, dandik açılı Ali Sami Yen deplasman tribününden bile gayet netti. Sonra tv'de milimini piero ile ölçsen ne olur ki?
mustafa denizli tam milli takım hocası valla. arada bi maça çıkacak, elindeki milyon tane oyuncu ile abidik gubidik fantezilere koşacak, maç olmadı mı çeşmede rakı balık yapacak.
uzun dönemde kulüpler düzeyinde başarılı olabilecek bir profil çizmiyor maalesef. şu önümüzdeki 3-4 ay baya hareketli geçecek beşiktaş adına.
bizim izledigimizi rüştü oynadı,2 tane hata yaptı diye sallarsınız anlarım da tecrübesine de sallanmaz ki canım.
rüştüye ayıp etmemek lazımm kaporta vs.. 10 yıla damgasını vurmuş bi kaleciden bahsediyoruz balık hafızalı olmamak lazım
*denizli rakı değil viski içer ... istifa etsin cihangirde kırmızı suratıyla yerini alır ...
*milimetrik ya da santimetrik falan değil . kırmızı kart .
*ayrıca bobonun penaltısı da atlanmasın . ayrıca sivok ve tabata neden sarı kart gördü biri açıklasın lütfen . hakem sarp'a yaptığı harekete faul vermemeişti . baross sivok'u iki kere itiyor , sarıyı sivok görüyor . allah allah .
*tribünü yetiştirememişler bak sen ! koskoca eski açık kapanıyor ufacık yer kapanamıyor . yakıştı ama ...
*mustafa denizlinin ikinci yılları ile alakalı bir yazı bekliyorum senden kardeşim . alamania achen , g.saray , kocaeli , f.bahçe vb .
*hay tavşanına senin be !
franconun pozisyonu öncesindeki el niye görülmez hayret doğrusu
Tribünden Leo Franconun pozisyonunu çözmüşsün helal olsun, muhteşem ötesi bi göz var heralde eski açık sağ çapraz'dan bu kadar net görebildiğine göre. Ah hakemler ah, her maç aynı terane.
Beşiktaş tribününden Ali Sami Yen'e edilen küfür neydi? Peh Beşiktaşlılık duruşu...
ama unutulmamalı ki, leo franco'nun elinden önce fabian ersnt'in eli de var orada.. hani amacım kırmızı kart değil demek değil, bence de kırmızı kart ama ondan önce ernst var, gerçi ernst'in eli çarpma olarak ta değerlendirilebilir ama..
Tecrübe edinilerek olur. Her 10 sene top oynayan tecrübeli oyuncu olmaz.
Hakan Şükür 20 yaşında da, 35 yaşında da soğukkanlı olmayı öğrenemiyorsa, tecrübeli olmuş olmaz.
Hasan Şaş 32 yaşında sakatlık sürecinden 90 kilo dönerse tecrübeli oyuncu olmaz.
Rüştü 15 sene sonra bile yan topa nasıl çıkacağını tecrübe edinemiyorsa tecrübeli olmaz.
Tabata'nın neden sarı kart gördüğü şu fotografta çok belli http://4.bp.blogspot.com/_AiWcEdKWfHo/SqxiNxRO0EI/AAAAAAAABk0/OXEJvKCn_r0/s1600-h/tabata.jpg Dua etsin kırmızı görmediğine. O zamanda 30 küsur dakika da Beşiktaş 10 kişi kalmış olacak, bu seferde Beşiktaş için olaylar farklı gelişebilecek.
Ama anlık reaksiyonlara, hakem kararlarına, böyle büyük tepkiler verirsek... Ve bunları yorumlarda sidik yarıştırır gibi anlatırsak, üstüne mağlübiyeti ve yetersizliklerimizi bunlara bağlarsak biz blogçuların Erman Toroğluculardan ne farkı kalır?
serdar özkan a da sahip çıkalım, nede olsa bizim evladımız 30 yaşına kadar beklenmeli elbet bir gun o topun dibine girebilecek, saate 10 km den daha hızlı vurabilecek.
ha gayret genç serdar.
kaptanlığı ile ilgili olarak ta "imam osurursa cemaat sıçar" dan başka bişey gelmiyor aklıma
Maglubiyetin bir cok sebebi bulunabilir ki zaten bunlara yazida yerverilmis. Yalniz unutulan bir durum var ki bu da diger takimin ileri uc tayfasinin bizimkilerden hem daha kaliteli, hem daha formda, hem de daha istekli olduklari gercegidir. Bu noktada Denizli'ye cok da fazla birsey soylenemez. Elinde Kewell ver ve oynatmadiysa hakli olabilirsiniz ama maalesef bitik ve cok elestirilen tabata'dan 3 kat fazla ucret alan bir Nihat var! Nihat yalniz oynar mi geyiklerine de hic girmeyecegim. Yillardir mukemmele yakin top kaybiyla oynayan ve elestirilerin ilk hedefi serdar ozkan 2 net gol pozisyonuna girebiliyorsa musaade ediniz de nihat da birseyler yapiversin. Bu 1973'ten beri alinmis en farkli maglubiyetin sonuclarindan birisi forvetimizin yetersiz olmasinin acikca ortaya cikmasi ve bir ihtimal yonetimin bu oyuncaktan sikilip birakmasidir.
ah rüştü ahhhh.
45-65 arası her haliyle gol atacağı belli olan ,gole giden ve şampiyon gibi oynayan b,r takımı yaktın be.
net kırmızı kart verilmedi.ve bobo ya yapılan net bir penaltı var gözlerden kaçan.
ama hakem ne yaparsa yapsın çok övülen gs yi kalecisiz yenme noktasına gelmiştik.takımın hocası tarafından 45 dakika sabote edilmesine rağmen.
@t2
Sivok'un kart saçma ama Tabata'nın ki normal. Kavalı kırabilirdi.
@Noat Samisa
Türk futbol tarihinde bir ilki gerçekleştirerek dakikalarca Ali Sami Yen'e küfredenler arasında sen de var mıydın?
Varsan da, yoksan da bu konuı hakkındaki yorumlarınıo merak ediyorum. Turnike skandalı, bilet okuma sisteminin yavaş işleyişi, oluşan izdiham; rezil muamele, berbat organizasyon... çok haklısın da, bu konuda da bir çift laf bekliyor insan.
Ayrıca deplasman tribününden Tabata'nın hareketi de görülüyor muydu acaba?
Ali Sami Yen Stadı rezaleti değil Ali Sami Yen'e yapılan rezalet daha önemlidir kanımca
Ali Sami Yen'de ki rezillik demişken! Beşiktaş tribünlerinin Ali Sami Yen'e ettiği küfürleri atlamamak lazım sanırım...
Çok alakasız olacak ama "İddaa"nın bir bildiği varmış.
Bu blogla ilgili çok olumlu şeyler gelmişti kulağıma, öyle olunca da bir Beşiktaşlı gözüyle yazılmış maç yazısını okumak istedim. Tabata'nın kırmızı kartını Beşiktaş tribünlerinin muhteşem yaratıcılıktaki küfürlerine ve İnönü'nün dünyanın en konforlu deplasman tribününe/turnikelerine sahip olmasına girmeden şunu söylicem. Klasik Galatasaray kompleksine sahip kaybedilen her maç sonu hakeme söylenen klasik bir Beşiktaşlının bloğuymuş bu. Böyleleriyle Galatasaray maçları sonrasında makul bir şeyler konuşmak deveye hendek atlatmaktan zor ne de olsa. Dandik açıdan milimetreleri seçen muazzam gözlerinle hayırlı maç izlemeler sana.
Galatasaray tribünü de x şekilde Beşiktaş'a küfretti, kahrolsun Galatasaraylı'lar mı? Hala ''herkes tek tiptir'' sığlığında mısınız? Böyle bakıyorsanız hamasi ithamlara verilecek cevabım yok.
Ben maçtan önce ezilme tehlikesi geçirmişim, canıma kastedilmiş polis ve stad idaresince. Gelmiş sonra bunu buraya yazmışım, o da 2 satır. Vay efendim İnönü'de turnikeler muhteşem mi? Banane yahu. Stad idaresine dahi içerisinde Galatasaray olduğu için savunma refleksi üretiliyorsa, galiba insani hasletler göz ardı edilmiştir. Bunun küfür ile ne alakası var? Ne gibi bir bileşimi var? Veya Leo Franco'nun pozisyonunu benim tribünden görmüş olmamla ne ilgisi var. Bel altı vuracaksanız, böyle yapmayın bari. Fena demogogluk var. Küfür ise her zaman ayıptır, genellikle de kutsallara edilir. Namus, ana, Ali Sami Yen; birine veya bir şeye yönelik edilen küfürlerin birbirinden pek farkı yoktur. Hepsi çok çirkin ve yanlıştır. Anne'ye edilen küfür artık kanıksandığından olsa gerek, kulübün kutsalına edilen küfür farklı algılanmış. Aynı şeydir, ikisi de gayet iğrençtir. Buna ne dememi bekliyordunuz ki, benden ne gibi bir açıklama istiyorsunuz ki?
Pads,
Bu soruyu sorulmamış kabul ediyorum.
extensor,
Blogcu ve sidik yarışı? Maçı yaşıyorum ben, taktik notlar falan tutmuyorum izlerken. Maçın skorunu belirler dediğiniz şeyde ya da yaptığınız analizde bir iyi niyetli hakem kararı da çok büyük yer teşkil edebilir. Maçın genel seyri, hocaların seçimleri, şablonlar vs. ana ögedir. Bir de maç dinamikleri vardır, dipsiz bir kuyudur maç dinamiği denen şey. Beşiktaş o bölümde net olarak oyunu kontrolüne almışken, bu kırmızı kart gelse idi oyun açıkça Beşiktaş yönüne evrilebilirdi. Durum bu, bu kadar. Yazıda beğenmedin bir yeri alıp, yazıyı buna odaklıyorsun. Okumak lazım ya da bir nüans farkı vardır deyip geçmek. Ha bir de çıkıp ''yenilgiyi hakeme bağladın'' dersen işte bu duvara işemektir, sidik yarışı olmaz. Okumak gerek, öylelikle varsa eğer karşıtını söylemek gerek.
Burda uzun uzun maç yazıları yazıyoruz, şudur-budur kendimizce anlatıyoruz. Lakin her maça hakem şöyle, taraftar böyle yazsak hit 10 ile çarpılır, her posta n tane yorum gelir. Çünkü ülkenin ortalaması bu.
atan kazandı ve atamayan kaybetti,tabii ki gs hakederek kazandı.fakat burada maçı tartışıyoruz, yorumluyoruz ve olanların söylenmesi lazımdır.ne yani adam stada girerken çektiği sıkıntıyı,yaşadığı tehlikeyi anlatmasın mı?inönü'nün turnikeleri ve deplasman tribününden bahsederek asy'deki ayıbı mı örtüyorsunuz?sen de inönüye gelirsin yaşadığın sıkıntıları anlatırsın.ayrıca hakem hataları olmamış gibi nasıl yorumlayabilirsiniz dün akşamki maçı?gs 3-0 kazandı fakat bu skor sahadaki oyunu yansıtmıyor.oyunun büyük kısmında oyuna beşiktaş hükmetti ve pozisyonlar buldu.atamayınca olmadı işte.noat'a katılıyorum eğer forvetler iyileşir ve lütfedip de form tutabilirlerse bu takım yüzümüzü güldürecektir.rüştü hakkında söylenecek çok şey yok,ilk 2 golde aslan payı onda.serdarın geçmişine baktığımızda şu iki maçta yaptıkları düşünülünce gelişimi umut verdi.nihat'ın etkisizliği çok üzücü.umarım bir an önce gol atabilir.saygılar..
Adsız
beşiktaşlıların "al işte yine hakem.." ile başlayan cümleleri gs li lere ne kadar klişe geliyorsa gs lilerin "al işte gene ağlıyorsunuz.." ile biten cümleleri bir o kadar klişe oldu. daha okumadan , anlamadan, sadece skora bakarak, "leo franco atılsa 10 kişi de 3 tane atardık" a gidebilen cümlelerin temel nedeni skor tabelasında yazan rakamların gözlere perde gibi inmesidir.
bırakalım bunları millet, sırf skor 3-0 gs lehine bittiği için aslanlar dağıttı , parçaladı , beşiktaş şöyle aciz böyle bilmemne diye yazmakla mı objektif blog oluyor ?
herkes leo franco atılsa demiş o pozisyon gelişiminde ernst de eliyle kontrol ediyor topu. varsayımlarla konuşmak yerine sonuçları konusmak daha mantıklı sanırım.
tamam beşiktaş iyi futbol oynamamış olabilir ama galatasaray hiç bişe yapmadı 3 0 kazandı demek ya da lafı buna getirmek de yanlş.
O kadar maç analizi yapan adamın stadta çektiği eziyeti söylemesine veya mağlubiyeti bağlamadan "şu pozisyon kırmızı karttı" cümlesine takılıp oradan kompleks mompleks sonucu çıkarıp karakter tahlili yapan insanların beyninin çalışma sistemini gerçekten merak ediyorum. Bıktık ulan sizden, vallahi midem bulandı artık. Forumlara yazmayı, okumayı bıraktık bu yüzden, bloglarda da türediniz. Yorum da okumayacağız bundan sonra demek ki.
Nasıl insanlarsınız arkadaş, hakikaten merak ediyorum. Sıkılmıyor musunuz kendinizden? Renginiz, tuttuğunuz takım farketmiyor, kopya kağıdı gibi her renkten varsınız. Yaptığınız fanatiklik bile değil, taraftarlık hiç değil.
şimdi bu leo'nun pozisyonu deplasman tribününde nasıl net olarak görülebildi onu düşünüyorum ben. leo yere yattığında sırtı, deplasman tribününe doğru olan açıyı kapatmıştı zaten. numaralıdan anlaşılmayan pozisyon eski açıktan nasıl anlaşılır biri bana anlatsın :)
tabatanın pozsiyonunda hakem faul vermedi cümlemi bir daha okuyun . hakem faul vermedi , sonra gitti sarı verdi . (bence direk kırmızı kart tabataya ama neden sarı) ...
okuduğunuzu anlayın mı diyeyim bari ???
Blog bundan böyle adsız yoruma kapalıdır.
http://img11.imageshack.us/img11/4678/adszvs.jpg
yeterlidir umarım..
Maça hamle sırasına göre; MD, Rüştü, beceriksiz ofans. Bu 3ü maçı kaybetmemizin en önemli faktörleridir :(
ASY'de gs-BJK maçı yöneten hakemlerin standardını yaklaşan bir yönetim oldu. Bir tek gs lehine penaltı çalınmadı.
Ali Sami Yen denen herif BJKlilerin anasından daha mı kutsal? Geçiniz.
BJK taraftarına ana avrat küfür edilen ortamda Ali Samiyen'e edilenler az gider.
Amacım seni kızdırmak veya herhangi birşey üzerinden fanatiklik yapmak değil diğerleri gibi.Futbol bilgine ve kısmen de olsa tarafsızlığına, hakem diplomana ve katıldığın seminerlere güvenen biri olarak Tabata'nın Mustafa'yla girdiği pozisyondaki yorumunu istirham edebilir miyim acaba?
Çok fazla konusulcak bişi yok hala çünkü karşındaki insanın senin ne dediğini anlaması gerekiyor ,belliki hayatlarında tv den başka yerde macı izlememiş insan yada bir deplasman ki bu deplasman hemen evinin yanındaki stadda bile olsa seni eşşek gibi mecdiyeköyden fulyaya yürüten zihniyetin eline düşmediği için bilemez. Bilmezler ki Beşiktaş onların 2003 te yaptıgı ve hala konustugu gibi bazı şeyleri konuşmaz. Birgün gelir deplasman tribününden bakar nasıl gözüküo Franconun eli,Mustafanın kafası. He o görmüyor olabilir dogrudur cünkü o gözler zamanında Arifi'de görmüyordu 8-0 larıda.
Alisamiyene edilen küfürlermi konuşuluyor? Şaka yapıyorsunuz dimi. Komik olmayın.
@Tabs
Ali Samiyene edilen küfürlere bende eşlik ettim yukarda sormuşun bi başkasına. Bende sana soruyorum birönceki arkadaşın sordugunu senin için 'önemli' kişilere edilen küfürlermi önemli. Bilelim.
bu arada yusuf bence iyiydi,kritik anlarda oyunu açtı,öldürücü ara pasları vardı.beklenilenden daha formdaydı bence.
"BJK taraftarına ana avrat küfür edilen ortamda Ali Samiyen'e edilenler az gider."
Bunu yazan şahısa yazıklar olsun. Noat'ın yayınlamasına da şaşırdım. Pes artık yahu...
He bu arada, bir kulübün kurucusuna küfretmekle, başka bir şeye küfür etmek arasında çok fark vardır. Bunca yıldır maç izliyorsun stadlarda diye tahmin ediyorum Noat. "Oraya geliriz, bilmem neyinizi bilmem ne yaparız" küfürlerinin, aslında anadan çok, oradaki karşı takım taraftarlarını hedef aldığını biliyorsundur. Yani ben o tarz küfür eden adamların çok çok büyük kısmının o küfür ettiği şeyi düşünürek, küfür ettiğini düşünmüyorum. "En ağır küfürü ben bu adama nasıl ederim" derdinde. Yani, annesiyle falan zerre alakası yok. Adamla derdi. Tabii, annelerin böyle küfürlere meze edilmesi, burada tartışalamayacak kadar uzun ve karışık mevzular, senin de bildiğini tahmin ettiğim üzere.
Diyeceksin, "burada da Beşiktaş taraftarı Ali Sami Yen'in kendisini hedef almıyor herhalde?" Evet, doğru. Ama senin dediğin "kanıksamak" durumu çok önemli burada. Anneye edilen küfürler kanıksanmış bir şekilde ama böyle bir küfür hiç duyulmamıştı. Zira, o anneye edilen küfürlerin büyük çoğunluğu, anneye yönelik değil aslında. Sadece insanın inanılmaz bir nefret içinde yüzmesi ve karşısındaki kişiye en ağır küfürü etme isteği. Doğruluğunu, normalliğini savunmuyorum. Ama bir şekilde normalleştirilmiş bu artık. Ama ben hayatımda bir kulübünün kurucusuna toplu halde küfür edildiğini duymadım. Anneye edilenden bir farkı yok diyorsun, aslında doğru bir mantıkla. Ama kendinin de belirttiğin gibi, bir kanıksama durumu var burada ve onu önemsemek gerekiyor. İlk kez böyle bir şey oluyor Türkiye'de ve insanların buna büyük tepki göstermesine, anaya edilen küfürlerden çok daha fazla abartmasına kızmamak gerekir. Bilakis doğrudur da bu kişilerin yaptıkları. Ne yani, bir de bunu mu kanıksayalım? Anneyi kanıksamışız, gidiyoruz dümdüz. Onu kanıksadık, hadi bunu da kanıksayalım, ikisi de kutsal, bir farkı yok mu diyelim? 10 sene sonra stadlarda karşılıklı küfürleşme olduğunda kulüplerin kurucusu küfürlere meze mi olsun? O yüzden ilk kez yapılan bu şeyi, abartalım. Ve mümkünse de, hangi takım taraftarı olduğumuza bakmaksızın, kınayalım. O yüzden senin "ne yapayım yani ben?" tavrından çok, "evet, doğru değil, yapılmaması gerekir, bir de bunu kanıksamayalım, küfürlere meze etmeyelim kulüp kurucularını" temalı bir duruş almanı beklerdim.
Neyse, senin tercihin tabii.
Oo, şunu görmemişim, daha felaket.
"Ali Sami Yen denen herif BJKlilerin anasından daha mı kutsal? Geçiniz."
Ali Sami Yen denen herif... Ali Sami Yen denen... Ali Sami Yen... Ali Sami...
Sen hayatında "Ali Sami Yen denen herif"i gördün mü? Gördün mü, he?
Nasıl adamlar var yahu, inanamıyorum.
(3 yorum arka arkaya oldu, pardon. Umarım hepsi yayınlanır.)
ercan,
Ali Sami Yen bu ülkenin en büyük uluslararası başarılarını getiren kulubünün kurucusu, bu ülkede futbolun gelişiminin en kritik insanlarından biridir. Bu ülkeye onu yaptığı hizmetin milyonda birini veremeyenlerin ona küfretmesi en aşağısından terbiyesizliktir, daha yukarısına Çarşı'ya ve Beşiktaş'a saygımdan gitmiyorum. Tribünün de bir raconu vardır, her tribünden arada sırada küfür çıkıyor ama aşılmayacak terbiye sınırları da vardır.
Benim anlamadığım Gençlerbirliği maçında ilk yarıda arka direğe iki uzun orta yaptığı için ikinci yarıda oyundan alınan Erhan'ın kesik yemesi oldu. İbrahim kaş ise sadece Antep maçı başında yaptığı bir orta dışında hiç bir şekilde hücuma etkili destek veremiyor.
Hakan Arıkna 1 ve 2. golü yemezdi. tribünde oyuncusuna bağırmamalı (Bu maçık için değil)
Bu tür bir deplasmana tek forvetle çıkılıyorsa Nihat yerine daha farklı bir tercih yapılabilirdi. Zira nihat en formda zamanlarında bile bu tür bir görevi zor yapar.
Bu arada bazı pozisyonların fotoğraflarının linkini vererek akabinde bilgiçlik taslamak hoş değil.
şu Leo Franco'nun pozisyonu neden eski açıktan net görüldü, anlayamayan arkadaşlara anlatalım... Ben Noat Samisa'nın tam yanındaydım. Leo Franco yere indiğinde çizgi arkasında kaldı, çizginin adamın arkasında kaldığını çok net kolayca görebilirsiniz eski açıktan... Yan hakemseniz ve gözünüze perde inmediyse, 30 metreden de kolayca görürsünüz... Ben orada eliyle dokunduğuna bakmadım bile, acaba dışarda mı içerde mi deyip, hemen sordum, "eliyle mi dokundu" diye... NEt cevap alamayınca, eline değmediğini düşünmüştüm. Meğer net kırmızı kartmış!
Russell,
Benim verdiğim cevaptan nasıl oluyorda ''kanıksamalıyız'' anlamı çıkıyor? Ben ''tepki vermeyelim'' mi demişim. Pes doğrusu. Hani bir çok garip yorum geldi bu postun altına, sayısız hakaret ve küfür sildim ama yazmadığım, söylemediğim, aklıma gelmeyen şeyler üzerinden hakkımda yorumlar yapılması noktasında pes ediyorum. Bana küfür soruluyor, sanki sorumlusu benmişim gibi. Bence birine hakaret amaçlı söylenen her küfür aynıdır, iğrençtir. Öteki küfür ise dünyanın bir gerçeği, kaçan gole ben de ''tüh ya'' demiyorum, uzayda yaşıyor muamelesi yapmayalım birbirimize. Ben küfüre meze olmak istemem, ana istemez; kulüp kurucusu da olmasın. Hiçbiri olmasın, durum bu. Bir diğerinin ötekinden br farkı yok ve ayrıca bu yorumlara bir çeşit klişe timi denetimi gerek.
Falagar,
Senin kısmen dediğini ben düzelteyim. Ben objektif olayım derdinde değilim, objektif de değilim. Aradığınız tip birini hayatınız boyunca bulamayacaksınız, her konuda en ortada duran adam bundan sonra gelmeyecek. Ortaya yaklaştıkça yalnızlaşırsınız zaten, esas problem de budur.
Tabata'nın pozisyonunu tribünden net olarak göremedim. Hatta önce Mustafa Sarp ayaklanınca Tabata'ya faul yapıldığını düşündüm. Sonra Mustafa yere düşünce ise o kargaşada bir yumruk vs. olduğunu sandım ve birine kırmızı kart çıkmasını bekledim. Ama hakem faul bile çalmadı, zaten maç hakem atışıyla başladı. Bu sebepten ''bence şudur'' diyemem. Hakemin karar verme şansı tektir. Sonradan bugün tvde izlediğimde ise bunun bir yorum pozisyonu olduğuna kanaat getirdim. Birinci şıkta topun iki oyuncu için de ortada olması ve yanyana olmaları etkeniyle topa iyi niyetli hamle ama anlık aksiyon faulü seçeneği ile sarı kart var. İkincisinde ise topa hamle ama kötü niyet şıkkı ile kırmızı kart var. İkisi de yanlış değildir. Hakemin o anki değerlendirmesidir, Tabata'nın geçmişi vs. bunda pek çok şey hakemin yorumunda etkili olabilir. Ama hakem faul bile vermedi, sonra Tabata'ya faul gerekçesiyle sarı kart çıkardı; en az yarım puan notu düşer. Faul verip de ceza uygulaması yapsa idi ihtar da ihraç da hakemin puanına etki etmeyecekti. Belki pozisyonu maç içinde net görmüş olsam ''şunu verirdim'' derdim ama maalesef mümkün değil.
@Burak
Edep sınırlarını zorlayan yorumlarına ben zorlamadan cevap yazayım. Ben bir Galatasaraylı olarak, üniversite yıllarımda oturduğum Beşiktaş'ın onlarca maçına Şeref tribünü hariç her tribününde izledim. Staddan ve televizyondan gördüklerinin ne kadar farklı olduğunu bilirim. Yalnız Ali Sami Yen'deki deplasman tribününün yerini de avucumun içi gibi bilirim.
Misal Tabata'nın hareketi televizyonda tekrardan önce gözükmez, stadda daha o ayaklar havalandığında anlarsın. Sen anladın mı? Ferrari'nin Hakan Balta'ya dirseğini de göremezsin televizyon zoomlamadıysa. Ama stadda görürsün. Sen gördün mü?
Ayrıca Noat Samisa gibi futbol/takım aşıklarını hariç tutarak derim ki, Şairler ve Abbasağa'da içilen/atılanların da insanın görme yetisini nasıl etkilediğini bilirim. Sahada pembe filler görenler bile olmuş olabilir. Neyse.
'Anan mı Ali Sami Yen mi' minvalindeki soruya ise hala gülüyüroum. Cevap C şıkkı Cihan Haspolatlı.
Ali Sami Yen'e kufur eden Besiktaslilara, Galatasaray tarafindan Baba Hakki'ya, Ahmet Fetgeri'ye ya da benzeri bir baskasina kufur eden bir karsilik gelmemesi zaten aradaki farki yeterince ortaya koymaktadir, cok fazla birsey soylemeye gerek gormuyorum. Besiktas zaten budur, taraftari da budur, senelerdir hep boyledir boyle de devam edecektir.
Beni uzen tek sey Premier League, Kore futbolu ya da bir baska konu oldugunda yazilarini sevdirerek okutan Noat Samisa'nin bile sozkonusu Galatasaray oldugunda yukarida "budur" olarak ozetledigim Besiktaslilardan biri haline donusebilmesidir, gerisi onemsiz...
Arkadaşım beni bilen bilir tanıyan tanır. Gsli de fbli de çoookk arkadaşım var. Hepsiyle de maça gitmişliğim var.
Küfür etmeden maç izleyen -ister inan ister inanma-, küfüre karşı olan biriyim.
Ancaaaaak; olayı sadece kendi açısından ele alanlara da uyuz olurum.
3 hafta evvel Kayseri maçında 10-15 dk. kesintisiz ana avrat küfür edince güzeldi değil mi?
@ Russell; gs tribünü küfür ettiği Aziz Yıldırım'ın anasını kaç kere görmüş ?
İşinize gelen taraftan bakmayacaksınız.
noat samisa nın avukatı değilim ama maçla ilgili postundan küfürü onaylıyormuş veya inönu harika ama asy de neden turnikeler böyle diyormuş tarzında çıkarımlar yapılmasının tek nedeni o da "hah bak işte sen de diğerleri gibisin" demek için bahane aramak gibi geldi bana.
bu arada başka bloglarda da herhangi bir galatasarylı nın leo franco nun pozisyonuna "evet dışardaydı , kırmızı olmalıydı" dediğini de göremedim. genelde "iyi ama tabataya ne demeli" karşılığı alınıyor.
birbirini takip eden pozisyonlar olsa gene eyvallah ama elmayla armut karışıyor her zamanki gibi.sanki tabata için atladığı kırmızı kartı leo franco ya da vermeyerek kendini affettirmiş gibi saçma sapan bi yere gitti konu.
@ercan
Yazdığım uzun yazıyı okusaydın keşke analara edilen küfürlerle ilgili. Okuyup oradan anlaman gerekeni anlamadıysan orası başka.
@Noat
Ben sana "kanıksayalım" dedin demiyorum ki. Niye üstüne alındın veya o yorumu, niye bir cevap olarak algıladın, anlayabilmiş değilim. Sadece ortaya yazdım ben onu, senin yazdıklarından bağımsız. Bir tek sonda özel olarak bahsettiğim duruş meselesi sana yönelikti, o kadar. Anlatamadım sanırım ben derdimi, boşver, uzatmaya gerek yok. Ama gerçekten burada zevkle yazılarını okuduğum Noat, bana Beşiktaş konu olunca farklı birisi oluyor gibi geliyor. Tahrik amaçlı yazmıyorum veya öyle biri değilsindir gerçekte, bilemem. Yani sadece benim hissettiğim bu. Eğer yanlışsam, yanlış düşünüyorsam da özür dilerim peşinen, ama kusura bakma, ben baktığımda böyle görüyorum. Özellikle de Galatasaray ile ilgili maç yazılarında...
Teşekkürler,cevap verdiğin için ben de senin gibi bu pozisyonun bir yorum pozisyonu olduğunu düşünüyorum.Ancak Mustafa her ne kadar o anın acısıyla ve maç psikolojisiyle o ağır tepkiyi verdiyse de ben yine de pozisyonun kırmızı kart olduğunu düşünüyorum.Her ne kadar hakemin insafına kalmış gibi görünse de net ihractır o pozisyon.
Russell,
Ben bu maçı televizyondan izlemiş olsaydım, Ali Sami Yen Stadı'ndaki eziyeti yaşamamış olacaktım. Dolayısıyla ''sen de küfür ettin mi?'' diye de sorulmayacaktı bana. İkincisi, ben maçı stadda izlememiş olsaydım Leo Franco'nun pozisyonu için hala milimetre hesaplıyor olurdum. Bu maç yazısı yazılırken maçın özetini dahi izlemedim tvde, 90 dakikada ne gördüysem onu yazdım. Biraz da empati kurmak lazım, okumak ve derdi anlamak lazım. Şu yazılanların karşılığı bana zulümdür. Burada küfür muhabbeti ile muhatap oluyorum yahu, şurada sayısız maç yazısı var iken bir tek Galatasaray'a karşı başkalaşıyorum? Ben ısrarla o sandığınız multi-objektif adamdan dünya üzerinde yok diyorum. Başkalaşma yok, ben buyum ve burada neyin farklı olduğuna dair de bir fikrim yok. Sizin ve diğerlerinin dikkati ile algısı ile alakalı. Üstünkörü geçilen onca yazının yanında iğdiş edilen bir ''mağlup takım taraftarının maç yazısı'' hikayesi işte... O kadar. Daha önce bu ülkedeki başka her yerde, bir süredir de sıklıkla blogda olduğu gibi.
Noat,
Benim, senin girişte yaşadığın sıkıntıya laf etmem gibi bir durum yok. Edemem de zaten. İstediğini yazarsın. Yukarıda bazı kişilerin yazdığı gibi "girişteki turnikeyi boşver, Tabata'ya gel sen" diyenlerden değilim. Ne istiyorsan onu yazacaksın tabii.
Objektif olmanı da rica etmiyorum veya istemiyorum. Beşiktaş ile ilgili diğer maç yazılarını da okuyorum ve onlar, daha farklı geliyor bana. %100 objektif olma gibi bir şey söz konusu olamaz, ama objektif olunamaz tam anlamıyla diyerek de, işin içinden sıyrılmamak gerekir. Benim düşüncem bu.
Mesela, yukarıda Tabata'nın pozisyonunu yorumlamışsın. Leo Franco'nun pozisyonunu 2 cümlede net bir yargıya bağlarken, o pozisyonu evirip çevirmişsin, "bir şey diyemiyorum, hakemin yorumu" demeye getirmişsin. Halbuki biraz daha tarafsız gözle bakan bir kişi Leo Franco'nun pozisyonunun dışarıda olduğunu da görür, onun öncesinde Ernst'in yaptığı eli de, Tabata'ya kırmızı kartın gerektiğini de... Tabata'nın yaptığının iyi niyetli diye yorumlanması kadar saçma bir şey olamaz. O pozisyonu eğer görüyorsa bir hakem, kırmızıyı vermeli net olarak. Gerçekten orada tartışalacak bir niyet falan yok, bir futbolcunun ayağına öyle girilmesi inanılmaz... Diğer pozisyonlar da aynı şekilde. Ernst'in eli, Leo Franco'nun eli. Bana göre ikisi de bariz dışarıda. Ama benim bildiğim kaleci, ceza sahası dışında topa her elle müdahele ettiğinde kırmızı kart verilmez. Bu pozisyon da biraz düşündürücü geldi bana. Leo Franco topu kurtarmaya çıkıyor top öne kaçıyor, orada gövde el karışımı karambol bir durum oluyor. Neticede, elle dışarıda değiyor mu topa, değiyor. Bence kırmızı kartlık değil ama, kasıt yok çünkü. Tabii, kural kitabı ne diyor, bilemiyorum. Sonuçta Franco orada net pozisyonu kesti. Kırmızı kart da gerektirebilir. Kuraldan bağımsız benim görerek düşündüğüm bu. Ama o endirekt serbest vuruş verilse kırmızıyı da "ne yaptın hoca" demezdim. Samimi olarak söylüyorum.
Söz konusu Galatasaray olduğunda neden böyle düşündüğüme gelince. Bu yazıdaki hakem olayı malum. Geçen sezon İnönü'de oynanan maçta, yazdığın yazının Beşiktaş'ı yüceltmesi ve maçı hak ederek aldı, çok iyi oynayarak iması. Halbuki, o maçta Galatasaray, gerçekten ezici bir futbol oynamıştı. Beşiktaş'ın o maçı kazanması büyük bir futbol şansıdır. Sen diyeceksin ki, "sen de Galatasaraylıysın işte, ondan böyle diyorsun". Demeyeceksin belki de, hani dersen diye, maksat açıklama yapmak... O maçı izleyen diğer pekçok takım taraftarı daha vardı ve izleyenlerin %99'u Galatasaray'ın daha iyi oynadığı konusunda hemfikirdi, bir kısmı da benim gibi Galatasaray'ın daha iyi olmasını da bırakıp, ezici oynadığını düşünüyordu. Sahadaki futbol, görülenler, algılanan şeyler herkesin gözünde farklıdır ama sen ne dersen de, benim ve çok çok büyük bir çoğunluğun gözünde o maçın hakimi Galatasaray'dır. Ve o gün öyle bir yazı okuyunca, blog'un diğer yazılarıyla da orantılı olarak, Galatasaray'a farklı bakıldığını düşünmeye başladım. Ondan önceki maçta bir Delgado muhabbeti var. O pozisyonu da yorumlardım da, elim çok fena yoruldu gerçekten, burada keseyim. :)
Russell,
Delgado'dan ben başlayayım. Karta haksız falan demedim, tam o sıralar ''bu kural saçmadır'' diye yazdığım ve Oğuz Sarvan'ın bu ülkemize özgü ek kural savunmasını eleştirdiğim bir postun üzerine Delgado dil problemi nedeniyle bu ''kitaba göre haklı'' kartı görünce bir serzenişte bulundum. Bu mu sıkıntı yaratan? Bence değil, yine farklı algı var.
İkincisi geçen sene İnönü'deki maç. Ligin sonu, Galatasaray iyi bir maç çıkarmış. Taraftar tüm sezon göremediği iyi oyunu lider Beşiktaş karşısında görmüş. Ama Beşiktaş da bu maçı belli maç dinamikleri etrafında o güne geldiği şekilde kazanmış. Aynı oyun karekteriyle. Beşiktaş zaten geçen sene hiçbir zaman dominant futbol oynamamıştı. Oyun karekteri bu değildi. Sonra yorumlarda binbir türlü muhabbet döndü. Takım şampiyonluğa gidiyordu ama Galatasaray taraftarı takımlarında neredeyse sezonun en iyi oyunu son maçlarda görünce buna reaksiyon gösterildi; ama sizin bahsettiğiniz gibi hakimiyet düşüncesi yoktur. Maç yazısı denilen şey övgü/yergi değildir. Durum bu.
Leo Franco-Tabata farkına geleyim. Faul dediğiniz şey yorumdur. Ama kaleci çizgi dışında topa müdahale etmişse kasıt aranmaksınızın bu en az sarı karttır. Bu yüzden 2 cümle-paragraf farkı vardır. Sözkonusu pozisyon ise bariz gol şansı ve kırmızı karttır. Maç içinde bir ayrıntı, aslında o kadar. Art niyet de yok bence ama konu nereye geldi. Tv'den kötü niyet görünüyorsa ki hakem bunu hiç görmedi; bunun empatisi olmaz. Bana hakemim diyorsun, empati kur kabilinden bir soru soruldu, ben de canlı görmediğim için iki şık sundum. Tv'den gördüğüm 35. tekrar ile kasıt gördüm ya da görmedim demek benim için samimi değil. Ernst'inki ise çarpma. Ha şimdi Ernst'inkine çarpma deyince ''objektif olmayan adam'' olunur. Başkalaşılır. Kollar açık değil, yanda; top kendi ayağından, 50 cm'den geliyor. Çarpmadır. Hatta hakem seminerinde örnek gösterilecek bir çarpma. Ama siz tam tersi diyorsunuz, bence kural kitabını bir açıp bakın. Varsın tüm bunların yanlı bakış ile söylendiği iddia edilsin, hiçbir önemi yok. Ama hiç aklıma dahi gelmeyen, sözylemedğim sözler üzerinde meselenin kişselleştirilmesi zulümdür.
Fenerbahçe derbisi sonrası da Fenerbahçe taraftarı olan biri gelir, benzer şeyler söyler. Bu durum benimle alakalı değil, sizin algınız. Leo Franco'ya 2 kelime, Tabata'ya bir paragraf; kıstas bu ise bu işin emekçileri gerçekten boşuna uğraşıyorlar.
Hayatımda en uzun süre hakem ve stadlardaki küfür yorumu yaptığım gün bugündür. Halbuki neye değer verdiğimiz ortada.
Neyse ne, daha fazla uzatmanın gereği yok. Teşekkürler cevaplar için.
Son yayınlanmayan yorumlardan sonra bu postun ömrünü doldurduğu açıkça belli oldu. Devam etmek isteyene sağdaki mail adresi göz kırpıyor.
Yorum Gönder