Gidişler Sol'dan
Liverpool halen olamadığı gibi bir süredir şampiyon olamıyor; Chelsea de o sıralar tabelanın başaltı sırasında kendine yer bulmaya çalışıyor, 3. sırayı büyük başarı sayıyor. 90'ların sonu ve yeni milenyum'un ilk 10 yılının ilk yarısında Ada'da ''iki büyük'' vardı, her sene bunlara meze niyetine bir başkası ilişiyordu: Newcastle, Leeds, Liverpool... bazen de bir başkası. Arsenal ile Man Utd arasında geçen maçlar her daim yüksek gerilim, bol adrenalin yüklüydü. Maç öncesi iki keskin zekanın atışması vardı, bugün halen sürmektedir. Wenger bugün, ''psikolojiye dair ne öğrendiysem pub'lardan'' manasında cümleler kurarak vatandaşı Albert Camus'ya adeta nazire yaparken, Alex Ferguson en son dördüncü hakemin sırtını sıvazlarken görülmüştür. Esasında çok farklıdırlar, ama laf yarışında asla birbirlerinden geri kalmazlar. Belki Arsenal artık o günlerdeki kadar yarışmacı değil, Sir Alex ise halen zirvede.
Bahsettiğimiz dönemde, şimdilerde mazide kalan Wenger'in takımı ile Ferguson'un bugüne de taşıdığı ''kralın özel muhafızları'' topluluğu kan kokusu almış vampir gibi sahaya çıkarlardı. Bu kaşarlanmış şampiyon/winner oyuncular topluluğu, işin içine Chelsea girip ligin zirvesini bir süre domine ederken de iki kadro arasında yıllar boyu süren rekabetin son demleri yaşanırken de rekabeti yaşamaya devam ettiler. Başta Keane ve Vieira, iki savaşçı orta saha elemanı olmak üzere iki özel kadro arasındaki rekabetin en somut mahsullerini kısa zaman arayla sergilemişlerdi. Öncesinde ''Battle of Old Trafford'' olarak bilinen efsane maç, Arsenal'in 49 maçlık yenilmezlik serisini bitiren bir başka efsane maç, nam-ı diğer ''Pizzagate''; kırmızı kartın eksik olmadığı, topa hamlelerin pek çoğunda krampon çivilerinin kaval kemiğini jilet misali teğet geçişinin normalleştiği, tekmelerin hesabının tutulmadığı maçlar... 2000 sonrası için hepsi bir araya getirilip dvd'si yapılsa hemen koşup alacağım sayısız pek çok harika maç oynamıştır bu iki ekip.
Graham Poll, o dönem iki takım arasındaki maçların ilk tercih edilen hakemiydi. Bu maçların bir tür savaşa dönüşmesinin önemli sebeplerinden birisidir. Ne oluyorsa oluyor, 2006 Dünya Kupası'nda Josip Simunic'i 3 sarı kart ile oyundan atan adam Arsenal-Man Utd maçlarında elini cebine götürmeye sıklıkla eriniyordu. Arsenal taraftarı kendisinden nefret eder, Wenger de ne zaman fırsat bulsa lafını esirgemez. Poll, en son ''hakem yorumcusu'' olarak tv'de Arsenal aleyhine karar veren hakemi onaylamış, ertesi gün Wenger'den sağlam ayar yemişti.
Çift haneli kırmızı kart sayılarıyla lig tarihine geçmiş olan ikili, bir zamanların en çok birbirleriyle kıyaslanan orta saha adamları: Roy Keane ve Patrick Vieira. Takımların rekabetine ek olarak iki futbolcunun aralarındaki rekabet de fazlasıyla ateşliydi. İki kaptanın 99/2000 sezonunda saha ortasındaki kapışmalarından yıllar sonra maç öncesinde yaptıkları kısa sohbet efsanedir. Arsenal'in ''The Invincibles'' zamanları, yıl 2004. Yer Highbury soyunma odası koridorları, iki takım dar koridorda yan yana dizilmişlerdir. Vieira, yanında duran ve gözlerinden ateş fışkıran Keane'e ''Sadece gülümse adamım.'' der ve kıskıs gülmeye başlar. Keane rakibinin yüzüne bakmadan cevap verir: ''Eğer 12 puan önde olsaydık gülüyor olurdum, ama değiliz.'' Vieira bu cevap sonrası artık gülemez. Bu muhabbetin 1 yıl sonrası, yer yine Highbury. Lider Chelsea'ydi; United sezonun ilk yarısında bolca hakem tartışması (Mike Riley bu maçı katletmiştir) yaşanan maçta Arsenal'i 2-0 yenmiş ve rakibinin 49 maçlık yenilmezlik serisini bitirmişti. Bu şartlar altında iki takım da normalde olduğundan daha gergindi. Vieira bu kez Gary Neville'a yanaştı; sesler yükselince ufak çapta itişmeler başlıyor derken Roy Keane girdi araya: ''Gary kolay lokma, bana gel bakalım.'' Seramonide Vieira'nın Scholes'u pas geçişi, Gary Neville'ın sokak çetesi lideri misali tokalaşırken Vieira'nın elini kırma çabası sahaya 2-4 Man United galibiyeti olarak yansıdı. O yıl sonunda iki kaptan da takımlarından ayrıldılar ve bir bakıma Man United-Arsenal rekabeti ruhunu kaybetti. Bu ikili sürekli sahada, bazen de saha dışında dalaştıkça rekabet yaşıyordu; her geçen gün daha da güçleniyordu. Bazen ortaya çirkin görüntüler çıksa da bu yerel olmayan derbi, bir döneme damga vurmuş kadroların ve bu döneme damga vurmuş menajerlerin savaşıydı. Asla taraftarın savaşı olmadı, sahadaki rekabet saha dışına ayne yansımadı. Bu oyuncular bunu yarattılar, iki efsane menajer yardımcı oldu ve zamanla bu rekabetin ateşi söndü. Şimdilerde bu rekabet, Ferguson-Wenger kapışması olarak reyting alıyor.
Aslında bu post Sol Campbell üzerine olacaktı ama bu gecikmiş hikayeyi de aradan çıkaralım dedik. Campbell'ın yukarıda anlatınlar içerisindeki varlığı önemlidir. Tıpkı Campbell gibi bu rekabetin önemli oyuncularından pek çoğu futbol sahnesindeki yaşamını sürdürüyor, yalnızca roller değişmiş durumda. Roy Keane mesela; başı mükemmel, sonu acı bir hikayedir Sunderland geçmişi. Şimdi ise yeni bir hikayenin önsözünü yazmakta, lakin durum pek iç açıcı değil. Tony Adams geçen yıl bayağı kötü bir hikaye yazdı ve Arsenal'de scout olarak çalışıyor. Martin Keown ise BBC'de çalışmaya devam ediyor. İlk zamanlar bu ikili yedekleyen, sonradan Arsenal savunmasının merkezi olan adam Sol Campbell ise sezon sonu Portsmouth ile olan sözleşmesini uzatmadı. Vassell ile birlikte Ankara'ya ineceği iddia edildi, ama daha evvel İstanbul'a inmediği gibi Ankara'ya da gelmedi. Ada'da kalmayı tercih etti, Notts County'ye 5 yıllık imza attı. Bu tercihine dair sayısız olumlu demeç verdikten sonra maç günü geldi, Campbell yeni takımının formasını ilk kez giydi. League Two fikstürü dahilinde Lancashire ekibi Morecambe'nin 6400 kişi kapasiteli Christie Park Stadı'nda oynanan maçı 2-1 kaybettiler. Ertesi gün Sol Campbell kulüp binasına geldi; yönetim ile sözleşme feshi için anlaştı ve akşam hazırladığı bavullarını toplayarak Nottingham'dan ayrıldı. Kesin sebebini kimse bilmiyor, ama sonuçta Campbell yalnızca 1 maça çıktı ve Notts County'den ayrıldı. 1975 doğumlu Campbell, şimdilerde İpswich yolunda. Manchester United-Arsenal rekabetine sonradan dahil olan Campbell, bir zamanların Ada'nın 1 numaralı stoperi idi. Böyle oyuncuları alıştıkları rekabet ortamının dışına çıkarmak istenmedik sonuçlar doğurabilir; onun Portsmouth kariyeri bir başka zıt örnek. Campbell kazanan adamdır, bu çok özel rekabeti hissetmiş adamdır. Soyunma odasındaki varlığı bile bazen önemlidir. Ada'da gidişler soldandır, şu sıralar Sol Campbell'ın nereye gideceği ise meçhul...
Noat Samisa
26.09.09
Bahsettiğimiz dönemde, şimdilerde mazide kalan Wenger'in takımı ile Ferguson'un bugüne de taşıdığı ''kralın özel muhafızları'' topluluğu kan kokusu almış vampir gibi sahaya çıkarlardı. Bu kaşarlanmış şampiyon/winner oyuncular topluluğu, işin içine Chelsea girip ligin zirvesini bir süre domine ederken de iki kadro arasında yıllar boyu süren rekabetin son demleri yaşanırken de rekabeti yaşamaya devam ettiler. Başta Keane ve Vieira, iki savaşçı orta saha elemanı olmak üzere iki özel kadro arasındaki rekabetin en somut mahsullerini kısa zaman arayla sergilemişlerdi. Öncesinde ''Battle of Old Trafford'' olarak bilinen efsane maç, Arsenal'in 49 maçlık yenilmezlik serisini bitiren bir başka efsane maç, nam-ı diğer ''Pizzagate''; kırmızı kartın eksik olmadığı, topa hamlelerin pek çoğunda krampon çivilerinin kaval kemiğini jilet misali teğet geçişinin normalleştiği, tekmelerin hesabının tutulmadığı maçlar... 2000 sonrası için hepsi bir araya getirilip dvd'si yapılsa hemen koşup alacağım sayısız pek çok harika maç oynamıştır bu iki ekip.Graham Poll, o dönem iki takım arasındaki maçların ilk tercih edilen hakemiydi. Bu maçların bir tür savaşa dönüşmesinin önemli sebeplerinden birisidir. Ne oluyorsa oluyor, 2006 Dünya Kupası'nda Josip Simunic'i 3 sarı kart ile oyundan atan adam Arsenal-Man Utd maçlarında elini cebine götürmeye sıklıkla eriniyordu. Arsenal taraftarı kendisinden nefret eder, Wenger de ne zaman fırsat bulsa lafını esirgemez. Poll, en son ''hakem yorumcusu'' olarak tv'de Arsenal aleyhine karar veren hakemi onaylamış, ertesi gün Wenger'den sağlam ayar yemişti.
Çift haneli kırmızı kart sayılarıyla lig tarihine geçmiş olan ikili, bir zamanların en çok birbirleriyle kıyaslanan orta saha adamları: Roy Keane ve Patrick Vieira. Takımların rekabetine ek olarak iki futbolcunun aralarındaki rekabet de fazlasıyla ateşliydi. İki kaptanın 99/2000 sezonunda saha ortasındaki kapışmalarından yıllar sonra maç öncesinde yaptıkları kısa sohbet efsanedir. Arsenal'in ''The Invincibles'' zamanları, yıl 2004. Yer Highbury soyunma odası koridorları, iki takım dar koridorda yan yana dizilmişlerdir. Vieira, yanında duran ve gözlerinden ateş fışkıran Keane'e ''Sadece gülümse adamım.'' der ve kıskıs gülmeye başlar. Keane rakibinin yüzüne bakmadan cevap verir: ''Eğer 12 puan önde olsaydık gülüyor olurdum, ama değiliz.'' Vieira bu cevap sonrası artık gülemez. Bu muhabbetin 1 yıl sonrası, yer yine Highbury. Lider Chelsea'ydi; United sezonun ilk yarısında bolca hakem tartışması (Mike Riley bu maçı katletmiştir) yaşanan maçta Arsenal'i 2-0 yenmiş ve rakibinin 49 maçlık yenilmezlik serisini bitirmişti. Bu şartlar altında iki takım da normalde olduğundan daha gergindi. Vieira bu kez Gary Neville'a yanaştı; sesler yükselince ufak çapta itişmeler başlıyor derken Roy Keane girdi araya: ''Gary kolay lokma, bana gel bakalım.'' Seramonide Vieira'nın Scholes'u pas geçişi, Gary Neville'ın sokak çetesi lideri misali tokalaşırken Vieira'nın elini kırma çabası sahaya 2-4 Man United galibiyeti olarak yansıdı. O yıl sonunda iki kaptan da takımlarından ayrıldılar ve bir bakıma Man United-Arsenal rekabeti ruhunu kaybetti. Bu ikili sürekli sahada, bazen de saha dışında dalaştıkça rekabet yaşıyordu; her geçen gün daha da güçleniyordu. Bazen ortaya çirkin görüntüler çıksa da bu yerel olmayan derbi, bir döneme damga vurmuş kadroların ve bu döneme damga vurmuş menajerlerin savaşıydı. Asla taraftarın savaşı olmadı, sahadaki rekabet saha dışına ayne yansımadı. Bu oyuncular bunu yarattılar, iki efsane menajer yardımcı oldu ve zamanla bu rekabetin ateşi söndü. Şimdilerde bu rekabet, Ferguson-Wenger kapışması olarak reyting alıyor.
Aslında bu post Sol Campbell üzerine olacaktı ama bu gecikmiş hikayeyi de aradan çıkaralım dedik. Campbell'ın yukarıda anlatınlar içerisindeki varlığı önemlidir. Tıpkı Campbell gibi bu rekabetin önemli oyuncularından pek çoğu futbol sahnesindeki yaşamını sürdürüyor, yalnızca roller değişmiş durumda. Roy Keane mesela; başı mükemmel, sonu acı bir hikayedir Sunderland geçmişi. Şimdi ise yeni bir hikayenin önsözünü yazmakta, lakin durum pek iç açıcı değil. Tony Adams geçen yıl bayağı kötü bir hikaye yazdı ve Arsenal'de scout olarak çalışıyor. Martin Keown ise BBC'de çalışmaya devam ediyor. İlk zamanlar bu ikili yedekleyen, sonradan Arsenal savunmasının merkezi olan adam Sol Campbell ise sezon sonu Portsmouth ile olan sözleşmesini uzatmadı. Vassell ile birlikte Ankara'ya ineceği iddia edildi, ama daha evvel İstanbul'a inmediği gibi Ankara'ya da gelmedi. Ada'da kalmayı tercih etti, Notts County'ye 5 yıllık imza attı. Bu tercihine dair sayısız olumlu demeç verdikten sonra maç günü geldi, Campbell yeni takımının formasını ilk kez giydi. League Two fikstürü dahilinde Lancashire ekibi Morecambe'nin 6400 kişi kapasiteli Christie Park Stadı'nda oynanan maçı 2-1 kaybettiler. Ertesi gün Sol Campbell kulüp binasına geldi; yönetim ile sözleşme feshi için anlaştı ve akşam hazırladığı bavullarını toplayarak Nottingham'dan ayrıldı. Kesin sebebini kimse bilmiyor, ama sonuçta Campbell yalnızca 1 maça çıktı ve Notts County'den ayrıldı. 1975 doğumlu Campbell, şimdilerde İpswich yolunda. Manchester United-Arsenal rekabetine sonradan dahil olan Campbell, bir zamanların Ada'nın 1 numaralı stoperi idi. Böyle oyuncuları alıştıkları rekabet ortamının dışına çıkarmak istenmedik sonuçlar doğurabilir; onun Portsmouth kariyeri bir başka zıt örnek. Campbell kazanan adamdır, bu çok özel rekabeti hissetmiş adamdır. Soyunma odasındaki varlığı bile bazen önemlidir. Ada'da gidişler soldandır, şu sıralar Sol Campbell'ın nereye gideceği ise meçhul...Noat Samisa
26.09.09
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Arşiv
-
►
2011
(77)
-
►
Mayıs
(8)
- CL Finali'nden Geriye Kalan 5 Şey
- Fernandes Transferi Hakkında
- #1 - Skandalın Gölgesi Üzerinde
- Andre Villas ''Şüphesiz Special'' Boas ve Gölgenin...
- Belediye'nin Geçmişteki Büyük Rantı - Türkiye Kup...
- Premier League'de Sezon Finali: Manchester United ...
- El Clasico 4'lüsünden Öğrendiğim 4 Şey
- Büyük Dinozorlar Çağı: IFABaurus!
-
►
Mayıs
(8)
-
▼
2009
(501)
-
▼
Eylül
(30)
- Man City 3-1 West Ham
- Fernando Torres #15
- Carling Cup 2010 R4
- Magpies Artık Gülüyor
- Yeni Lider Man Utd
- Portsmouth 0-1 Everton
- Premier League 09/10 #7
- Yirmi Bir
- Gidişler Sol'dan
- Beşiktaş 0-1 Kayserispor
- Premier League 09/10 #6
- Lucas Neill
- Chelsea Akıllanınca
- Duran Top Yakan Top
- Beşiktaş 0-1 Man United
- Ruhani Lider
- Beşte Beş Defoe
- Lanet Devam Ediyor
- Galatasaray 3-0 Beşiktaş
- Premier League 09/10 #5
- Salı Günü Dolmabahçe'de
- Walcott Yerine Lennon
- Bosna-Hersek 1-1 Türkiye
- Hayalbozan Masalları
- Robinho'lu Günler
- Tabata-kun
- Yılmaz Hoca Takla Atsana
- Hesap Ver Arnesen
- İki Buçuk Milyon Sterlin
- Michael Turner
-
▼
Eylül
(30)
Blog
- Aceto Balsamico
- Ali Sami Yen
- Amerika Deplasmanı
- Anadolu'dan Futbol
- Artemio Franchi
- Banlieue
- Bizim Taraf
- Borges
- Cartalete
- Ceza Sahası
- Di Massimo Talento
- Ekşi Beşiktaş
- Flying Dutchman
- Gol Atan Kaleye
- Hakiki Tosun Blog
- Hayat Sensin
- Hayat Yuvarlaktır
- Klasik Futbol
- Lambuja
- No Pain No Gain
- Papa Bouba Diop
- Papazın Çayırı
- PCLion FC
- Pennearabiata
- Rakamla 10
- Salsa Basket
- Scugnizzi
- Stalker
- Tardini Büfe
- Total Futbol
- Ultras Movement
- Uludağ Beşiktaş
- Uzun Paslar
- Şairler Parkı
Yazarlar
Columnists
Columnists
- Alan Smith
- Andy Hunter
- Barry Glendenning
- Ben Lyttleton
- Daniel Taylor
- David Hills
- David Hytner
- David James
- David Pleat
- Dominic Fifield
- Fernando Duarte
- Henry Winter
- John Ashdown
- Leander Schaerlaeckens
- Marcela Mora y Araujo
- Matt Scott
- Paul Doyle
- Paul Fletcher
- Phil McNulty
- Robbo Robson
- Sean Ingle
- Shaka Hislop
- Steve Claridge
- Tim Vickery - BBC
- Tim Vickery - SI
Dizin
- Ada Futbolu (1047)
- Beşiktaş (340)
- Dünya'nın Futbolu (263)
- Türkiye'nin Futbolu (214)
- Ulusal Futbol (180)
- Asya Sineması (16)
- Futbolun Kutsalı (13)
- Anime (6)
- Ligue 1 (4)
- Teknik Futbol (4)
- Basketbol (2)
- Formula 1 (2)
- Harry Potter (2)
- Sinema (2)
- BİY United (1)
- FD (1)
1 Fikir, Tenkit, Yorum:
arsenal manchester derbisi adebayor olayından sonra manCity-arsenal boyutunda yasanabilir ama arsenaldeki hırslı oyuncu eksikliği buna engel bir durum malesef..keza city bu tip oyunculara fazlasıyla sahip..
Yorum Gönder