16 Kasım 2005

Ben hala oradayım, aradan geçen 4 yılda neyin değiştiğine dair düşünüyorum. Bu gece Fatih Terim ''veda'' dedi, ben bu kelimeyi bugün için kabul etmiyorum. 4 yıl evvelinin vedasıdır bu. Yanlış oyuncu seçmişsinizdir, doğru seçmişsinizdir; inandığınız oyuncu sizi mahçup etmiştir. Harika seçimler yapıp, harika işler yapmışsınızdır ama bir şekilde olmamıştır. Bunlar var futbolda ki en güzel örneğini biz 2008 yazında sahneledik. Her şey kötü görünüyorken iyi olabilirsiniz de, futbolda bu da var. Ama iyi niyetten ötesi-berisi yok. Bu gidiş, ''Selçuk, 6 numara! Ayağına bas!''ın gidişidir. 2005 sonbaharında federasyonun ''Lütfen'' sloganlı bir kampanyası vardı, bilmem hatırlar mısınız? İsviçre'deki maçta bir net penaltımız güme gitmişti, doğru. Sonra da Tümer'in net kırmızısını pas geçen hakem Frank de Bleeckere'in bizi yaktığı iddia edilmişti. Maç sonu Terim'in ağzını eliyle kapayarak fısıldadıklarından sonra Emre'nin deparını hatırlayanınız var mı? Lütfen, terörize etmeyelim birbirimizi... dememişti kimse. Gerilimi hatırlayalım, nasıl bir psikoloji ile milli marş okunduğunu; Alpay'ı, soyunma odası görüntülerini... Bize cezayı kestiler ama biz kimseye ceza kesmedik; bir tek Şifo Mehmet kendi kendini cezalandırmıştı.16 Kasım 2005 bu ülkenin utanç günüdür. Bu gün ile hesaplaşma adına bir adım atılır mı, yorgan yandıktan sonra kavga sürer mi, bilemeyiz. Veda bir adımdır, herkes üstüne düşen muhakemeyi yapmalıdır. Euro 2008 süreci, mucizeler; Avrupa 3'üncüsü sıfatının fazlasını ileriye taşıyamamış oluşumuz... Bunlar ayan beyan ortadayken ben bu vedayı tepede tercih ederdim. 14 ay evvel şunu yazmışız, bugün için ekleyeceklerimiz değil çıkaracaklarımız var.

Sportif açıdan Mustafa Denizli'yi de Fatih Terim'i de eleştirmeden önce bir soluk almak gerek, keza Şenol Güneş'i. Bugün faal olanlar içerisinde bu ülkede bu üç isimden önde biri yok. Biri rakı-balık, viski, tavşan; öbürü ders veren; öteki ise kimin umrunda. Bu adamlar bu ülkede ve bazen başka yerlerde hep yapılmayanı yapmışlardır, saymaya kalksak yetişemeyiz. Futbol bilgilerinden şüphe yoktur, bizim gördüğümüz çok şeyi onlar kaydadeğer bulmuyorlardır bile. Futbol basit oyun, lakin yapılan iş basit değil. Yanlış tercihtir, olmamıştır. Olabilir. Bu insanlar bunu göze alıyorlar, günü gelince gitmeyi de göze alıyorlar. Bu ülkenin umudu kendi insanlarındaysa eğer, yine bu ülke kendi insanına yaptığı kötülüğü başkasına yapmamıştır. Bunlar tamam, kabul. Öte yanda ise niyeti maksadını aşan'lar üzmüştür, yaralamıştır, soğutmuştur. WC 2006 yolunda her maça nasıl heyecanla çıktığımı düşünüyorum, bir de son kritik Bosna maçına. Belki arada İspanya serisinde benzer hisler ile izledim maçları, ama hiç eskisi gibi olmadı.

Son Fatih Terim dönemi, ulusal takımımızın en yüksek galibiyet yüzdesine sahip olduğu ve Avrupa 3.lüğü sıfatını aldığı dönem olmakla birlikte 16 Kasım 2005 gününü de içinde barındıran bir dönemdir. Bugün Terim'in gidişinin tabelaya bir yansıması olacak ise, bugün düşünülenden çok farklı kararlar alınması gerekir. Mevcut iskelet 2014'e mi hazırlanacak, yoksa 2012'ye mi? 2006 yazında Almanya'ya turnuva takımlarına idman vermeye giden takımı hatırlarsak eğer, geçen 3 yılda ne denli yoldan -eğer bir yol vardıysa- saptığımızı görebiliriz. Bu vedanın salt sportif açılımlarında çok da olumlu bir şey göremiyorum. Eğer vedanın nedeni Güney Afrika'ya gidememek ise yarın bir başkasının da istifası istenir, bu döngüye girmek genel futbol düşüncemde asla kabul edemeyeceğim bir süreç olsa da gelinen noktada bu aşamayı dahi kabullenebilirim. Hayallerimiz ise bu ülkenin futbol ortamında pek kolay değildir, daha çok zaman ister. 60 yılda yalnızca bir kez Dünya Kupası'na katılmış bir ülke futbolunun takipçisi olarak, gerekirse yalnızca sportif nedenlerden dolayı şampiyonaları pas geçmeyi kabul ediyorum. Ne ise potansiyelimiz sonuç ona yakın olsun, oldu-olmadı'yı tartışalım. Mesela Hırvatistan. İngilizler ayıp etti, diyelim. Teşekkür edelim, bence yetecektir. Turnuvalara gideriz-gidemeyiz, ama kaybederken de oyundan bahsedebilelim. Keşke yalnızca bu gruptan çıkamadığımız için değişim beklentimiz olsa, ama öyle değil. En azından ben böyle düşünemiyorum. Bize düşen yine destanlar arası 6 yıl, yine bir yaz daha taraf olamamak. Bosna'nın yolu açık olsun.

Noat Samisa

11.10.09

11 Fikir, Tenkit, Yorum:

ti esti to dedi ki...

sayın noat samisa. gerçekten mükemmel bir dile getiriş. inanılmaz bir yazı. yalnız fazla ümitkar değilsiniz. ben de değilim. ve bunun basınımıza bağlıyorum. belki kolaycılık yapıyorum ama terimi iki gün önce göklere çıkaran rıdvan-ki ülkenin en kayda değer yorumcusu olarak görülmekte- dün milli kimlik eksikliğinden dem vuruyor. bu şekilde nereye kadar ümitkar olunur o da şüpheli.

tek korkum bülent uygunun ülkedeki en milliyetçi adam görüntüsüyle milli takımın başına getirmeleri.

ti esti to.
ulanfutbolseviyoruzseni.blogspot.com

Alper Öcal dedi ki...

Sen epey geriye gitmişsin Salih.

Aslında gittiğin yer doğru ama basit sportif saha içi vakalarla dahi boyumuzun ölçüsünü çoktan almış olurduk biz bu mantaliteyle. Alsaymışız da keşke, hala hesap vermeyeceğim demezdi belki FT.

Aptal Cech, hayatında yapmadığı hatayı yapacak maçı buldu.

sy dedi ki...

http://img61.imageshack.us/img61/6781/nakwyrgfla3.jpg

Serhat dedi ki...

Dünya kupasına katılamamak net bir başarısızlıktır. Bundan sonraki elemelere üçüncü torbadan fikstüre girme tehlikeside. Ancak bu başarısızlıkların halen "O MAÇ" ile bağdaştırılması doğru değilmiş gibi geliyor.

Şuanki durum nasıl bir başarısızlıksa son Avrupa Şampiyonası'ndaki üçüncülükte bir o kadar başarıdır.

Fatih Terim'den bahsedilirken eleştirilemez, hesap vermez olarak yazılıyor. Acaba hangi gazeteci Chalk Board'daki gibi veriler ile Fatih Terim'in karşısına çıkmıştır? Kaç gazeteci o tip verileri analiz ederek Fatih Terim'i eleştirmiştir. Bunlar yerine eleştirmek için Fatih Terim'in kızı bile kullanılmıştır. Maalesef Türk spor gazeteciliği, Emre'ni Fatih Terim'in kızı ile beraber olduğu için torpilli olduğunu yazacak/konuşacak kadar basitleşmiş, bu basitliğe gerekli tepkiyi vermeyerek bu insanaları halen içlerinde barındırarak bu tarz eleştirileride desteklemiştir. Konuşulan kişi ulusal takımın bir numaralı ismi olması onlar için maalesef önemli değildir.

Bu durum sizce "eleştirilemeyen" Fatih Terim'e darbeyi ancak böyle vururuz değilmidir? Sonrada bir adamın ülke gazetecileri ile sorunu olduğundan bahsediliyor. Olmaması biraz garip olmazmı?

Bir blogda okudum Fatih Terim'in kendini geliştiremediği yönünde eleştirilmiş. Adana'nın gecekondu semtinden hurdacı bir babanın oğlu olarak doğan ve ortaokul mezunu olan bir kişinin Galatasaray'ın şampiyonluk kazanamamış akaptanı olarak yada ligin orta sıralarında mücadele eden takımlarının teknik direktörlüğü yerine; günümüzde ingilizce, italyanca konuşabilen, mesleğinde dünyanın en iyi takımlarından birinin başına geçebilen birisi haline gelmesi kendini geliştirmek değildir de nedir?

Birde Fatih Terim'in ikinci döneminde elde edilen başarıların hep rakip kalecilerin hediyesine bağlanması (hatta yukardaki yorumlarda "keşke Cech o hatayı yapmasaydı da biz gruptan çıkamasaydık" düşüncesi varki çok ama çok yazık) çok zayıf ve anlamsız bir görüş değilmidir? En nihayetinde sporlarun içinde hata var ve birisi hata yapmalıki sonucunda skor oluşabilsin. En basitinden bir şanstan yada kaleci hatasından bahsedebilmek için topu ilk oraya ulaştırmak ve o hatayı yaratacak şutu yada ortayı yapmak gerekmektedir. Son Belçika maçında Önder'in yaptığı çok basit hata ile geriye düştük. Şimdi Dick Advocaat'ın bu galibiyeti Önder sayesindemi oldu?

Bu arada Fatih Terim'in aylık 260,000 TL.'lık maaşını çok bulanlar bu aralar Rusya'da yılda 7,000,000 € kazanan Hiddink'den bahsediyorlarki çıldırmamak elde değil.

Ancak artık herkes rahatlayabilir Fatih Terim görevini bıraktı. Yorgan gitti kavga bittimi? Hiç sanmıyorum. Fatih terim gibi sert bir karekteri bile çileden çıkartan basın varken yerine kim gelse çok uzun ömürlü süreceğini sanmıyorum.

Noat SamisA dedi ki...

Serhat,

Zaman zaman Terim'e dair sayısız yergi yapılmış, yazılmıştır. Pek çok zaman ise ve çoğunlukla övgüler söylenmiş, yapılmıştır. Dönem dönem değişir ve bu dönemin de yalnızca tabelaya bakmaksızın başarısız bir dönem olduğu açıkça ortadadır. Lakin toplamına baktığınızda ortada bir tablo vardır ve terazide ağır basan tarafın Terim'in artıları olduğu açıkça bellidir. Bunu postta da açıkça belirttim, bence bu pek tartışılmıyor. Keza benim çok eleştirdiğim Denizli. Yine gelinen bu noktada her eleştiri başlığına dair bir genel tablo ortaya konursa, ortaya net bir dönem portresi çıkabilir. Mesela Fatih Tekke konusu. Hoca elbet bir şey düşündü, bizden mutlaka en az bir fazla düşündü ve bu tercihi yaptı. Lakin -yalnızca örnek başlık olduğu için söylüyorum- bu tercihlerdeki isabet oranı hakkında ortaya çıkan tabloda bir arıza olduğu kesindir. O MAÇ, bence Terim'in kariyerindeki en kötü gündür. Ülke futboluna yaptığı onca, saymaya yetişemeyeceğimiz katkıların, özverinin yanında bir de ''O MAÇ'' vardır. Bir anlık bir gafletten bahsetmiyoruz, o gün ortada açıkça sistematik bir kaos kampanyası vardı. Bunun başını da Terim çekiyordu. Hoca o an bir durdursun zamanı ve baksın; biz de bakalım. Nereden nereye... 2000 yılından 6 sene sonra gelinen nokta acziyetti. Saha içi başarı olur, başarısızlık olur; her takımdan 8 yeriz falan ama ne olursa olsun ben o gün yaşananları kabul edemem. Buyrun, o gün aldğı talimatla son düdük ile dayak deparına kalkan Emre Belözoğlu'nun bugüne değin geçen süreçteki vukuatlarına bakınız. Sadece bir örnek. O MAÇ'ın izdüşümü görünmüyor mu? Sonra eğrisiyle doğrusuyla bir Euro 2008 hikayesi. Buyrun, benim daha turnuva bitmeden Terim hakkındaki düşüncelerim bellidir. Keşke o gün veda etseydik, ki gördüğünüz üzere ben yazıda ''istifa'' kelimesini kullanmadım. Kendisi veda dedi, en doğru tabir budur. Bu kelime seçimini de yine doğru okumak gerektiğini düşünüyorum. Keşke daha mutlu vedalaşsaydık, açıkça işler pek yolunda gitmez iken birbirimizi kırmasaydık. 2006 sonbaharında biz gitmesini isterken, aradan geçen 3 yılda Terim kendi yolunu kendi tayin etti.

Ege Sezen dedi ki...

Yorum yapmayacaktım çünkü çok güzel bir yazı ancak dördüncü yorumu görünce tüylerim ürperdi. Nasıl bir körlüktür ki bu anlamakta zorlanıyorum. Işığa ihtiyacınız var sizin hem de saf, bildiğin güneş ışığına...

Ben de hala dört yıl öncesindeyim. Balık hafızalılara, imparatorlara tapınanlara, put yapıp onlara biat edenlere inat, hala dört yıl öncesindeyim.

"Hangi gazeteci Chalk Board'daki gibi veriler ile Fatih Terim'in karşısına çıkmıştır?"

Güzel bir söz vardır, "Görünen köy, kılavuz istemez" derler. Fatih Terim'i eleştirmek için Chalk Board'a gerek yok. Ayan beyan bu takımın 2005'ten beri "top oynamadığı" ortada. Öncesinde oynuyor muydu? Hayır. Ama Ersun Yanal'a karşı her türlü eleştiri yapılıyordu. Yapılabiliyordu demek daha doğru olur. Fatih Terim'in karşındaki basın mensuplarını görüyoruz. Hepsi denetlemede albayın karşısına süt dökmüş kedi misali çıkan bölük komutanlarına benziyorlar.

Bundan daha da ötesi ortada var olan skandallar... "Organize işler" İsviçre maçları, kol hareketi yapan milli akım kaptanları, ders almayan ama ders verenler... Sportif başarısızlığın çok daha ötesi. Kaybedilen saygınlık. Bunu kazanmak bir iki kupa kazanmaktan daha zordur. Neyi anlatıyorsunuz hala? Kendinize gelin! Rezilliği mi savunuyorsunuz?

Kendi takımında oynayamayan adam gelir milli takımda kendine yer bulur, üstelik bir maçta da tribüne el kol hareketi çeker. Aynı stadta Nouma aynı terbiyesizlikte bir hareket yaparken, bu kendini bilmez bir de kaptanlıkla ödüllendirilir.

İsviçre'yi yenemeyince onları dövdüren bir teknik direktörden, rakip teknik adamla, dördüncü hakemle ve herkesle aldığı kabadayı kültürü ile "iletişime" geçebileceğini zanneden bir teknik adamdır Fatih Terim. Aslında Türkiye'yi yansıtır bu haliyle. Biz işlerimizi böyle hallederiz çünkü.

"Adana'nın gecekondu semtinden hurdacı bir babanın oğlu olarak doğan ve ortaokul mezunu olan bir kişinin Galatasaray'ın şampiyonluk kazanamamış akaptanı olarak yada ligin orta sıralarında mücadele eden takımlarının teknik direktörlüğü yerine; günümüzde ingilizce, italyanca konuşabilen, mesleğinde dünyanın en iyi takımlarından birinin başına geçebilen birisi haline gelmesi kendini geliştirmek değildir de nedir?"

Demagojiye bakınız hele... Sanki bütün futbolcular şatolarda bir eli yağda bir eli balda birer asilzade olarak doğdu da bir Fatih Terim binbir zorluklar içinde zorlu bir hayatta var olma mücadelesi verdi. Güldürmeyin...
Fatih Terim, İngilizce falan konuşuyormuş. Açın bakın malum videoyu da hangi dilde konuştuğunu bir idrak edin. Hoş, idrak edebilseydiniz zaten Terim'in İngilizce konuştuğunu da iddia edemezdiniz. Fatih Terim'in nerden geldiği, kendisini ne kadar geliştirdiği meselesi ayrı bir tartışma konusu olmakla birlikte bizi bu konuda hiç enterese etmez. Yaptığı iş önemli!

"hep rakip kalecilerin hediyesine bağlanması (hatta yukardaki yorumlarda "keşke Cech o hatayı yapmasaydı da biz gruptan çıkamasaydık" düşüncesi varki çok ama çok yazık) çok zayıf ve anlamsız bir görüş değilmidir?"

Zayıf ve anlamsız mı? Ortada bazı gerçekler var ve siz bu gerçekleri görmek istemiyorsanız siz bilirsiniz. Ancak böyle zayıf ve anlamsız diyerek savuşturmaya çalışırsınız. Aslında yapılan vurgu plan-program vurgusudur. Şansa, tesadüfe yer bırakmama vurgusudur. Bunu anlayabilmek lazım tabii.

Türkiye ne zaman aklın, plan-programın ve liyakatın temsil edildiği bir memleket olur, işte o zaman Fatih Terim ve temsil ettiği zihniyet burada barınamaz. Bu zihniyet öyle bir zihniyettir ki başarısızlığını kabul etmez, kendini herkesten üstün görür, "diğerine" ve "ötekine" saygı duymaz, tahammül edemez.

Serhat dedi ki...

Öncelikle şunu belirtmek isterimki Noat Samisa'nın blogunu okumak keyifli ve bilgilendirici. Kendisine daha öncede pek çok konuda verdiği bilgilerden ötürü teşekkür etmişimdir. Ancak bu Noat Samisa'nın her yazdığı görüşe katılacağım yada onunla aynı şeyleri düşüneceğim anlamın gelmez. Aksi durum biraz garip olurdu. Sanırım Noat Samisa'da blog içindeki yorum kısımlarını "Bu yazınız ne kaddar da güzel olmuş" yorumları yerine, kendi düşünce ve yazılarını tartışmak amacı ile oluşturmuştur.

Bende konu ile ilgili naçizane düşüncelerimi belirtmek istedim ancak Ege Sezen'den tahminiminde ötesinde ateşli ve sert ifadelerle dolu bir cevap geldi.

" "diğerine" ve "ötekine" saygı duymaz, tahammül edemez." şeklinde yazıyı bitiren bir kişinin, kendisi ile aynı düşünceyi paylaşmayan birisini "körlükle, D vitamini eksikliği" ile itham etmesi kendi içinde çelişki yarattığı açıktır. Hatta Ege Sezen'in yorumunun son satırında ki "Fatih Terim ve temsil ettiği zihniyet (bu ben oluyorum) burada barınamaz" cümlesini "saygı duymaz tahammül etmez" cümleleri aynı anda yer alabilmesi entreresan. Sayın Ege, aklın ve liyakatın temsil edildiği bir memleket için sizin ve benim, düşüncelerimizi aynı ortamda saygı çerçevesinde insanları, "sizler ve bizler" diye bölmeden tartışabilmemiz gerekir.

Şunu da belirtmek isterimki Fatih Terim'e saygı duyuyor olmam onu put olarak görüp taptığım anlamına gelmez. Fatih Terim'e saygı duymuyor ve ondan nefret ediyor olabilirsiniz. Onu sevmek ve saygı duyma zorunluluğu da yoktur. Ona saygı duymamanız "körlükle - D vitamini eksikliği" ile itham edilmenizi gerektirmez.

Birisine göre 2005'ten beri kötü oynuyoruzdur başkasına göre iyi oynuyoruzdur. Benim söylemek istediğim görevi boyunca Fatih Terim'e kötü oynadığımız ile ilgili doğru dürüst bir eleştiri gelmemiştir. Sadece "niye bunu oynattın niye bunu oynatmadın" şeklindeki yaklaşım da kusura bkmayın eleştiri değil hesap sormaya girer.

Soru sorulamayacak kişi eleştirilemeyecek kişi tanımıyorum. Milli maç sonrası basın toplantılarında gazetecilerin Fatih Terim karşısında el pençe, soru soramaz hallerinin de sorumlusu Fatih Terim değildir. Bu gazeteci arkadaşların kendi özgüvenlerindeki sorundur.
İlk yazdığım yazıda belirttiğim gibi sağlam argümanlar ile soru sorulduğu zaman, niye kötü oynadığımız yada hataların nerede olduğu ortaya çıkabilirdi.

Serhat dedi ki...

Fatih Terim'in nereden hangi noktaya geldiği Ege Sezen'e göre demagoji olabilir ama gerçektir. Orada anlatmak istediğim "Fatih Terim'in çocukluğu çok çileli olmuştur, binbir güçlükle buralara gelmiştir" kesinlikle değildir. Sadece şatoda doğmamış, asilzade olarak büyümeyen futbolcular aynı seviyede kalmalarına rağmen Fatih Terim'in kendisini sürekli geliştirmiş, kendisini dünyanın en iyi takımlarından birinin başına taşımıştır. Bu net bir gelişimdir. İster beğenin ister beğenmeyin. Yaptığı iş olarak kariyerinde kazandıkları ve yaptıkları ortadadır.

O malum videoyu bende izledim. (Bu arada idrak da edebildim) Hatta Amerikalı bir arkadaşıma da izlettim. (O da idrak edebildi) "Anlatılmak istenen o şekilde ifade edilmeyebilir ama ne söylemeye çalıştığını anladım, bunda gülünecek ne var" diye sordu? Belli ki Ege Sezen'in ingilizcesi William Shakespeare, Charles Dickens düzeyinde. O malum videoya bakıp tatmin olunabiliyordur ancak ingilizce'nin iletişim aracı olduğunun, insanların birbirini anladıktan sonra gramer konularının çok da önemli olmadığını da birilerinin idrak ediyor olması lazım.

Futbol'da şansa inanmam. Tesadüf eseri olan bir gol bana göre ancak taça doğru giden bir topun, aynı anda esen sert bir rüzgar ile kalenin içine girmesidir. Bir topun direkten dönmesi ile kalecinin elindeki topu kaçırması şansızlık değil. Beceriksizliktir. Hatadır. Ve bu spor hatalar oyunudur. Birisi daha yavaş koşacak, birisi rakibinden daha yükseğe sıçrayacak, birisinin ayağı kayacak, bir defans oyuncusu yerini kaybedecek, bunların tamamı futbolun içinde var. Ege Sezen Çek'leri yendiğimiz golu Cech'in yaptığı hataya bağlar, ben ise Hamit'in yaptığı keskin/sert ortaya ve Nihat'ın oradaki varlığına bağlarım. Yani bardağın boş tarafı ile dolu tarafına bakmak gibi.

Türkiye'de üç adet uluslararası teknik direktör var. Fatih Terim, Şenol Güneş ve Mustafa Denizli. Maalesef bu üç kişiye "kent kırosu, ingilizcesi malum videodaki gibi, karizma yoksunu, kişiliğini gösteremeyen, ukala" gibi yakıştırmalar ile gerekli saygı gösterilemedi, kendilerine dayanılamadı ve gönderildiler. Bu değerleri kullanmak yerine onları yok edip; aşağı çekmek için elimizden gelen yapıldı. Şimdide yerlerine yeni birisini arıyoruz. Arayanlara kolay gelsin.

everblack dedi ki...

ben de yorum yapmayacaktım ama dördüncü yorumu görünce benim de tüylerim ürperdi. neyse ki beşinci ve altıncı yorumu gördüm de rahatladım. elinize sağlık..

matiasemilio dedi ki...

premier lig 09/10#9 yazısıyla birlikte noat samisa okumanın özlemini gidermek istiyorum..

M. Alper dedi ki...

Ülke olarak bazı değerlerimizin olması gerekiyor.
Milli takımın hocası maç içinde tekme talimatı veriyorsa, maç çıkışı adam dövdürüyorsa, küstahça demeçler veriyorsa, bu milli takımın bir oyuncusu maç çıkışı hocasına uyup adam dövüyor ve bu hareketi 6 maç ceza ile tescil ediliyorsa, aynı oyuncu başka maçta basın tribününe kol hareketi çekiyorsa, cezalandırılacağı yerde ödül olarak kaptan yapılıyorsa ve bu şahıslar hala milli takım bünyesindeyse ben o milli takımı tutmam arkadaş.
Ahlak, terbiye, insanlık benim için herşeyden önce gelir.
Başarı, kupa vs herşey demek değildir.
Allah'a şükür ki en azından bu milli takımın hocasından kurtulduk. Sıra diğer ahlak yoksunlarından kurtulmaya geldi.

Arşiv

Hayatım Futbol

Arama

Yükleniyor...

Jean Tigana