CSKA Moskova 2-1 Beşiktaş

Beşiktaş'ın bu tip zor dönemlerden çok fazla ehemmiyet arz eden karşılaşmaları kazanarak çıktığı yakın zamanda görülmemiştir, bugün de bu açıdan herhangi bir sürpriz olmadı. Daha ne kadar uzaklıktayız bilmiyorum ama şu kuyunu dibini yeniden görmeden tekrar bir yükseliş trendi yakalanamayacağına dair fikrim, Kayserispor maçından sonra oluşmuştu. Şu gün itibariyle takımın durumunu bir misalle açıklamak gerekirse; deprem olmuş ve çifte kupalı şampiyon takım üzerine inşa edilen bina yıkılmıştır. Biz de buradan tsunami uyarısı yapıyoruz, bir de tüm bunların üzerine sel bekleniyormuş... Her şeyin nasıl olup da bu kadar kötü gittiğini açıklamak gerçekten imkansız, en azından benim dirayetim buna yetmiyor.Bu maça dair taktik değerlendirmeyi uzatmayacağım ya da yazmayacağım. Ertuğrul Sağlam dönemi, Mustafa Denizli dönemi hep aynı hikayeyi yazdık. Takım geçen süreçte bunun sonucunu da gördü ama hala Ekrem adam markajı oynatılıyor, Fink kenarda oturuyor. Denizli demiş ki, ''...maçtan sonra o oynasaydı gibi düşünceler çok sığ düşünceler.'' Hani bu varsayım olsa, daha önce denenmemiş olsa genel futbol görüşünde sığ düşüncedir, evet. Lakin Ekrem'in adamı Alan Dzagoev henüz 7. dakikada uzak köşeye topu göndermiştir. Galatasaray maçında da Ekrem'in adam markajındaki Arda, henüz maç başında kornerde topu Mustafa Sarp'ın kafasına yollayarak golü yapmıştı. Bu iki golde bir değil iki ortak nokta var, öbürü de Rüştü. Bugüne kadar kendisini sayısız kez takımdan kovdum, yanına da yolda sıkılmasın diye Nobre'yi verdim. Bıktım. Varlıkları pek bir şey farketmiyor çünkü, ben bu durumdan artık bezdim. Rüştü'nün antitezi Hakan, Nobre'nin antitezi de Bobo değil. Bu ikilinin verdiği zararın boyutları ölçülebilir değil. Geçen sene nerede oynadığı belli olmayan Sivok kaleye, bu sene nerede oynadığı belli olmayan Ekrem forvete geçsin; bundan kötüsünü izletmezler bize. Bu iki ''hiçlik hissiyatı veren'' adamı izlemek istemiyorum. Hele kaptanlık pazu bandını bu adamların kolunda görmekten iğreniyorum. Nobre Fenerbahçe'ye dönsün, sezonda 35 gol atsın; zerre hayıflanma emaresi göstermem. Diğerinin ise yanından ''tecrübeli'' sıfatını alırsanız, ki bu melekeleri hiç kullanmadığı açıkça görülmektedir, ortaya vasat bir kaleci bile çıkmamakta. Tello'nun vasat oyunu, Yusuf'un yine karşısında Doğa Kaya olduğunu sanan oyunu, takımın son maçlarda hücumdaki en aktif elemanının maça kulübede başlaması; maçı yaşayan hoca olan Denizli'nin küfür gibi 2-0 sonrası hamleler yapılması ve ortaya çıkan hiçbir halta benzemeyen, gol atamacak aksiyonları yeterince üretemediği gibi takım savunması zayıflayan, arızalar yumağı bir yeni takım. Şu an itibariyle takımı bahsettiğim dibe indirdiğimi umuyorum, sezon başı her şey olabildiğince muntazam görünüyorken bugün daha kötüsünü hayal edemiyorum.

İkinci gol öncesi İsmail'in sarı kartı olmasa Krasic'in gitmesine izin çıkmayabilirdi. Ferrari de rakibin açısını kapadı, yakın direğe sürükleyerek şut açısını bozdu ama kalede kimse olmayınca durum 2-0 oldu. Bana göre maçı alabilecek hamle devre arası İsmail-Fink değişikliğiydi. Holosko'nun kaçırdığı bir kırılma anı, Holosko'nun etkin olabileceği bir günde sakatlanması bir başka talihsizlik. CSKA pek bir şey oynamıyorken ya da durumu idare ediyorken bir gol bir şeyleri değiştiridi belki. Ramos, Aldonin-Rahimic ikilisini yanında tutarak başladı maça. Her ikisinin de kenarda olması büyük sürprizdi, lakin bunun Beşiktaş adına avantaj olabilmesi ancak uygun seçimler ile mümkündü. Semberas'ın bekten alıp orta sahaya koymuş, CSKA'yı ara ara takip ettiğim maçlar haricinde Zico döneminde izlemediğimden bu tercihe dair bir fikrim yok. Ama rakibe karşı yeterli direnci sağladılar. 1-0 iken maç Ramos, Rahimic'i de sokuyordu ki gol geldi.

Ekim ayı geldi, Beşiktaş hala hazırlık maçı oynuyor gibi. Sezon başı hazırlık kampındaki denemelerden, o günki takımdan bugün eser yok. Durum bu maç özelinde bu kadar karamsar değil belki, fakat ortaya çıkan tablonun toplamını çifte kupalı şampiyon sıfatı ile birleştirince durumun vehameti ortaya çıkıyor. Kazanan kadro üzerinde yap-boz oynandı, gelinen durum budur. Şampiyon kadro, bundan 6 yıl evvel olduğu gibi 2 ay gibi kısa bir sürede enkaza dönüşmek üzere. Bu akşamki 90 dakika tam bir işkenceydi, tabelanın yazdığının gerçeği yansıtmadığı bir maç daha. Denizli 8'de 0 yaptı böylece. Daha kötüsü olana kadar en kötüsü bu galiba...

Grubun diğer maçında Wolfsburg Old Trafford'dan 1 puan koparmaya çok yaklaştı ama başaramadı. Grafite'nin Vidic'i de bezdirmiş oluşu akşamdan kalan en çarpıcı argüman. Grafite yordu, Dzeko golü attı. Sonra Ryan Giggs çıktı yine sahneye, bu gece de kendisini tüm saygılarımla selamlıyorum: Yüce Efsane Sir Ryan Giggs...

Noat Samisa

01.10.09

17 Fikir, Tenkit, Yorum:

gökhan dedi ki...

hani kayseri maçından sonra demiştin ya denizlinin en büyük savunucu benim diye, kısmen katılırım buna. ama adamda harbiden kaşınıyor yahu. gönderin beni diye bağırmaktır bu, başka birşey değil. evet beşiktaşın saha dışında, yönetim bazında birçok problemi vardır ama saha içinde olan bitenin tek sorumlusu da denizlidir. tıpkı geçen seneki şampiyonluğun benim gözümde bir numaralı adamı olması gibi. o zaman arkasında olduk, tebrik ettik ama bugünde sonuna kadar eleştirmek, hatta istifasını dahi istemek hakkım(ız) diye düşünüyorum.

yani denenmiş bir ton şey varken, neyin başarılı neyin başarısız olduğu ortadayken bu kadar ısrar, bu kadar inat niye. vallahi bir açıklaması yok bunun. hala nobre, hala tek orta saha, hala rüştü. 3 yaşındaki çocuk farkındadır bunlardan bir halt olmayacağının. ama yok arkadaş, adam keçi yahu vazgeçmiyor bir türlü.

sıkıldım yemin ederim...

Noat SamisA dedi ki...

Ben hala önceki haftaki kanıdayım. Mustafa Denizli'yi göndererek yeni hoca, yeni heyecan, yeni yalanlar tantanasına girmek yerine 1 adet Tabata maliyetine Rüştü ve Nobre'nin sözleşmelerini feshetmeyi öneriyorum. Böylece hocanın saçmalama alanı daralır.

gökhan dedi ki...

bende istemiyorum değişmesini ama yaptıklarına bakarak değişim isteyenide yargılayamam. kongreye 3-4 ay kalmışken takımın kötü gitmesini olumlu bile karşılayacak durumdayım. ama bir yandan da kötü gidişat içimi sızlatıyor. yani bu takımın hakkı bu değil. doğru düzenle neler yapılacağını daha 3-5 ay önce görmüşken daha güçlü bir kadro ile bu çöküşü tarif etmek dediğin gibi imkansız.

bazen düşünüyorumda şu takımın başında doğru düzgün bir teknik direktör olsa nobre ilk 18e girebilir mi? bence zor...

sb21 dedi ki...

Hakikaten maçtaki hatta bu seneki hücumumuzun büyük oranda özeti olmuş koyduğun foto. Nobre'ye top şişirilir, rakip stoper beraber çıkar, %90 ihtimalle vurur, en kötü vurdurmaz top arkaya düşer, rahat şekilde başka bir savunma oyuncusu veya kaleci sahip olur topa. Hakikaten Rıdvan'ın dediği gibi stoper olsam hep Nobre'yi görmek isterim karşımda. Rakip stoperi parlatmak gibi ekstra bir özelliği var.

8 milyon euro verilen adamın şu maçta kenarda oturmasının nasıl bir skandal oldğunun tarifi yok. Bir de bunun teknik direktör hatası olmaması skandalı daha da büyütüyor. Real Madrid miyiz lan biz.

sampi dedi ki...

Selamlar,

Yorumum uzadikca uzadi, gitti post oldu. http://amerikadeplasmani.blogspot.com/2009/10/noat-samisaya-yorum.html

uhforf dedi ki...

G.Amerika'dan bir yorumcu birbirini tanımayan 11 oyuncu demiş Beşiktaş için, aynen katılıyorum, senin "Ekim ayı geldi, Beşiktaş hala hazırlık maçı oynuyor gibi." sözünle de destekliyorum.
Manu-Wolfsburg maçını da izledikten sonra, bu 2 takımın BJK ve CSKA'nın çok çok önünde olduğunu söyleyebilirim. Şu kötü futbola karşın CSKA'dan puan alacak konuma geldik ama beceriksizlik, olmadı, bundan sonra deplasmanda mucize olmazsa puan alamayız, İnönüde de 1 ila 4 puan marjında değişim gösterir. Son sırada Avrupa defterini kapatırız.
Saygılarımla

hücum futbol dedi ki...

beşiktaşın en büyük hatası geçen sezonki şampiyonluğu baz alıp elindeki kadroyu, teknik direktörünü hatta yönetim kurulunu yeterli görmesiydi. geçen seneki şampiyonluk herhangi bir sistematik, uzun vadeli, planlı bir çalışmanın ürünü olmayan tamamen mustafa denizli'nin her zamanki gibi ufak tefek cinlikler, süprizler, biraz şans, palyatif kısa vadeci çözümlerle (devre arası yusuf, ernst transferi) buna ilaveten rakipleri galatatasaray ve fenerin çok iyi kadrolarına rağöen olağanüstü teknik ve yönetim hatalarının yardımı ile elde ettiği bir 'başarı' idi.

bu sezon başından beri yaşananlar bir süpriz değil. aslında beklenen bir şey. yıldırım demirören bu!!! saçma sapan transfer hataları yapan 5-6 yılda 100 milyon euro kulübu zarara uğratıp aldığını bedavaya veren, çeşitli tutarsızlıklar içerisinde asla beşiktaş başkanı olabilecek kalibrede biri değil. mustafa denizli uzun vadeli planlama, sistem nedir bilmeyen, maç maç çeşitli süprizlerle iş yapmaya çalışan kısa vadeci bir teknik direktör. kafası hala adam markajı, 10 numara orta saha gibi kliklerle çalışan modern futbolu takip dahi etmeyen bir teknik direktör.

mevcut kadro, sonradan yapılan transferler bırakın şampiyonlar ligini ligde bile istikrarı yakalayamacak bir sürü vasat veya vasatın biraz üstü oyunculardan kurulu.

bu yönetim zihniyeti ve bu tarz bir teknik direktörlük zihniyeti değişmedikçe beşiktaşın bir daha başarılı olması mümkün değil.

M.A.F dedi ki...

yonetim degismeden hocanin degismesi mantiksiz.
once yonetim gitmeli,adam gibi yonetim,adam gibi t.d getirmeli.
denizli gercekten bunamis artik.futbolcular desen, ulan ben bu mac nerde oynuyordum acaba derken mac bitiyo zaten.ortalikda dolasan acemi mangasi sanki.bir takim ard arda 2 top yapmaktan aciz olur mu be kardesim.nobre'yi ve rustu'yu vicdanlariyla basbasa birakacam ama o da yok.bi tane top al be kardesim.ya elle aliyor,ya dusuyor ya da faul yapiyor nobre.ben sayamadim ama en az 10 top vardi sanirim boyle.sampiyonlar liginde oynayan Turkiye sampiyonu takimin kaptani bunu yapan.kaleci diye gecinen sozumona yillarin tecrubesi rutu efendi de gelen geceni almaya devam ediyor.en uretken olabilecek adamlar serdar-tabata-bobo kenarda.yusuf da inonude vasat bir anadolu takiminin oyuncusu varmis karsisinda gibi oynuyor.efendi uyan be,burasi dunyanin en prestijli ligi UEFA CL.
boyle bir ligde oyna(ma)diginiz kalitesiz futbol icin tesekkurker.bu oyun ne kadar sama oynanabilir daha iyi bir ornek heralde olamazdi.
takimin agzina sictigi icin denizli'ye.
yillarinin tecrubesi nobre ve rutu'ye ozel tebriklerimi yolluyorum.daha kotusunu yasatamazdiniz.
takimin agzina sicmasi icin denizli'nin arkasainda duran yonetimi de ayreten tebrik ediyorum.besiktasi bitirm gorevi cok basarili devam ediyor.

guner dedi ki...

Buradaki Beşiktaş taraftarlarından özür dileyerek bir şey eklemek isterim. Dzagoev'in golü muazzamdı, vuruş tekniği muazzamdı, hani Ronaldo'nun ayak üstü sert şutları gibi.

gipsy21 dedi ki...

herşey bu kadar kötü iken birkaç iyi şeyden söz etmek zorunluluğu hissettim kendimde.mesela 600bilmemkaç dakka sonra gol attı takım ve tamamen bireysel çabalarla.yanı oynananmaya çalışılan futbol mantalitesinin bir ürünü değil.ama yinede takım üstünden bu stresi attı ve bu gol belki beşiktaşımızı uefaya taşıyacak.ayrıca bu maçtada kesin kararımı verdim ki SİVOK-FERRARİ 2lisi TSLnin en iyileri..son olarak gelelim bu yazıyı yazmamdaki esas amacıma.belki yıllarca MARKUS MÜNCHTEN başka solbek izlemeyeşimden,belki de beşiktaşımızn busene transferde harcadığı paraların hepsinin sokağa atılmadığına inanmak istememden dolayı 89 doğumlu İSMAİL KÖYBAŞIyı ayrı bir heyecanla izledim.dün akşam MİLOS KRASİC karşısında İBRAHİM ÜZÜLMEZİ düşünemiyorum bile.İSMAİL KÖYBAŞInın eksikleri yokmu tabiki var ama beşiktaş artık dünya çapında bir solbek kazanmıştır bence.umarım beşiktaşla ilgili bütün tahminlerimde yanıldığım gibi bu tahminimde yanılmam...

Ege Sezen dedi ki...

Noat Samisa,

Tello'nun geçen sezon Trabzon maçında sahanın her yerinde oluşunu hatırlıyorum bir de dünkü maçtaki dökülüşünü. Gerçekten ücret farkının verdiği bir huzursuzluk mudur bu? Yoksa sağ açıktan orta sahanın ortasına geçen bir oyuncunun yaşadığı ve sizin de sık değindiğiniz, pozisyon ile ilgili bir problem mi? Tello geçen sezonun sonlarında da epey formdan düşmüştü.

İsmail'i üç defa oldukça iyi bir konumda çizgiye indirebildi takım (zaten mesele de bu değil mi?), paslaşmalar ile, ilkinde yapılan ortada kimse olay yerinde değildi, ikincisinde Nihat vuramadı, diğerinde gol oldu. Kayseri maçında benzeri aksiyon Yusuf ile gelmiş, Fink çok kötü vurmuştu. Bence Yusuf yine kendi durumu itibariyle efektif oynadı (İbrahim Kaş'a attığı pas muazzamdı) ama takımda ona eşlik edebilen bir ikinci oyuncuyu sayamıyoruz. Hem görece yavaş hem de fizik olarak güçsüz kaldığı için Yusuf'u suçlayamıyorum. Elinden geleni yapıyor.

Ayrıca İsmail Köybaşı'yı zaman zaman ön libero gibi gördüm, Ekrem bazen defansın en gerisinde libero gibi oynadı. Adamlarını takip ettiler garip bir şekilde ve bu şekilde müthiş efor sarfettiler. Mustafa Denizli'nin, adam adama markajın çokça çözüldüğünden haberi yok galiba. Neyi düşünüyor gerçekten merak ediyorum. Geçtim artık maç skorlarını.

İsmail-Fink değişikliği diyorsunuz. Peki ben de onun yerine İbrahim Kaş-Fink değişikliği ve Ekrem sağ bek desem? Bence bu takımın sağ beki Ekrem, sol beki İsmail Köybaşı'dır.

Bu sezon çöpe gidecekse bari Sivok, Ferrari, Ernst, Ekrem ve İsmail Köybaşı gibiler harcanmasın. Ellerinden geleni yapıyorlar. Ya diğerleri?

İsmail çok özel bir oyuncu. Dar alanda pres karşısında yılmayan, saha içi görüşü bir sol beke göre bir hayli gelişmiş olan bir oyuncu. Gerektiğinde son derece hızlı, gerektiğinde ise son derece sakin ve soğukkanlı. Zor bulunur... Takıma Ernst, Sivok, Ferrari ile birlikte garanti yazılacak ilk isim. Savunma yapamıyormuş ifadesini gördüm bazı yerlerde. Gülüyorum.

Noat SamisA dedi ki...

Ege Sezen,

Tello Sporting Lisbon'da sol bek, Şili ulusal takımında 3-5-2'nin sol kenar adamı iken Beşiktaş'a geldi. Bu hikaye biliniyordur, UEFA finalisti takımın sol beki Beşiktaş'taki ilk sezonunda orta saha oyuncusu yapıldı. Sonra klasik orta sahada kenar adamı yapıldı ki bu haliyle ya yedek oturur ya da sol bek oynardı. Sonra Denizli ile birlikte daha ofansif rol edindi, ileri 3lü'de pozisyon aldı. Lisbon'a ilk geldiğinde forvetti, süreç Beşiktaş'ta tersten işledi. Mesela İsmail bugün Beşiktaş'ın sol beki, lakin geçen sezon başı Gaziantep'te formayı almadan evvel ''forvet arkası'' geçmişi varmış. Belki vasat bir forvet arkasıdır İsmail, o rolde asla Beşiktaş'a transfer olamayabilir ama iyi bir sol bektir. Tello'nun durumu da bunun gibi. Mevkiilerin özel beklentileri vardır oyunculardan, Tello da sol bekte özel bir oyuncudur. Orta saha içine girdikçe sıradanlaşır. Bu bir faktör, bahsettiğiniz konu da bir diğer faktör olabilir. Ayrı tutamayız. Açıkcası İsmail var iken bu haliyle Tello'nun önümüzdeki sezon takımda kalmasının pek bir anlamı yok gibi görünüyor.

İsmail-Fink değişikliği fikrimin nedeni, İsmail'in sarı kartı olması. Krasic ile çok yakındı maç boyu, bahsettiğim üzere 2. golde bu sıkıntı yaşandı. Kaş-Fink de tercih edilebilir tabi, farklı düşünmüyoruz. Ben İsmail'den çok Rıdvan transferine sevinmiştim ama henüz İsmail'i bile yeterince değerlendirdiğimiz düşünmüyorum.

CezaSahası dedi ki...

cok ilginctir, sizin saygiyla selamladiginiz giggs'e ben en agir kufurleri sarfettim. cunki o, bir rakibini direkt sakatlayacak en az iki hareket yapti karsilasmada. ikisi de ayni, resmen topu ayagindan almak icin kayarak mudahale yapan rakiplerinin uzerlerine basti. Witsel'in yaptifindan bir farki yoktu hareketlerinin, sdece rakibi ALLAHTAN sakatlanmadi. Illa sakatlanmasi, ayagini eline almasi mi gerekiyor peki?

Noat SamisA dedi ki...

Bahsettiğiniz boyutta, hele ki Axel Witsel ile karşılaştıracak boyutta bir hareket olduğunu sanmıyorum. Bu tip bir eleştiriyi Paul Scholes'a bile yapsanız Axel Witsel ile bir tutulmaz.

uhforf dedi ki...

Noat Samisa,

Ben de yönetim değişikliği olmadan ya da en azından kongreye kadar TD değişikliğine karşı olmakla birlikte gelecekte olası bir değişim için Sergen Yalçın ismi hakkında ne düşündüğünü merak ediyorum.

Yurt dışında Guardiola, Ferrara ve Leonardo gibi hem başarılı hem de başarısız örnekler var önümüzde. Sergen'in A2'deki performansı ortada, yorumlarını da tv programlarından oldukça sık duyuyoruz. Senin fikrini merak ediyorum açıkcası.

Noat SamisA dedi ki...

uhforf,

Bahsettiğin örneklerden Guardiola için henüz futbolcu iken hocası Sir Bobby Robson'ın onun futbol aklına dair övgüleri vardır. Mesela Milan'dan çıkan Ancelotti, Rijkaard, van Basten, Donadoni gibi hocaların bir ortak özelliği de Arrigo Sacchi'nin 87-91 arası efsane kadrosunun oyuncuları olmasıdır. Sacchi çok özel bir hocaydı ve onun takımından pek çok iyi hoca çıktı. Başarılı örneklerde mutlaka bir ayrıntı vardı, bu isimlerin futbol aklının başka çalıştığı veya futbolculuk zamanlarında diğerlerinden başka şeyler yaşadıkları kesindir. Eski futbolcu kontenjanı sık başvurulan bir seçenek olsa da iyi örneklerin deneme-yanılma ile çıktığını söylemek doğru olmaz. Başarılı isimler mutlaka futbolculuk dönemlerinden kendilerini belli etmişlerdir. Leonardo'ya ise üzülüyorum, şu Milan'da hoca olmak çok zor iş.

Sergen Yalçın'ı çok severim. Her türlü arızası olmasına rağmen içten adamdır. Kendisinden geçici görevde pek bir şey beklememek gerekir, kalıcı görevde için ise şu an pek olumlu bulmam. Ha, eğer Denizli ile bir şekilde yollar ayrılır ise, zorunda kalınır ise Gökhan Keskin, Sergen Yalçın, Metin Tekin, Feyyaz Uçar, Ali Gültiken, Tayfur Havutçu gibi isimlerde daha iyi kısa vadeli seçenek yoktur. Umarım bir gün bu isimler ve diğerlerinden birisine gönül rahatlığıyla o koltuğu verebiliriz.

Kalten dedi ki...

Sergen'i takımın başında başarılı görmeyi ben de çok isterim ama öyle bi durumda Maradona'nın Arjantin teknik direktörlüğü gibi bir tecrübe yaşarız gibi geliyor :)

Arşiv

Hayatım Futbol

Arama

Yükleniyor...

Jean Tigana