Beşiktaş 0-3 Wolfsburg

Bir haftadır kafamda sayısız kadro kuruyor, sayısız atak kurguluyor ve günbegün kendimi maça daha da fazla odaklıyordum. Böyle maçların sayısı her sezon iki, en fazla üç olur. Geçen sezon için İnönü'deki Fenerbahçe maçı ve Ankaragücü deplasmanını sayabilirim. Maç saati yaklaştı, yemek yiyip evden çıkacakken gelen haberle bir haftanın emeği(!) uçtu, gitti. Kendimi maç atmosferine sokmak için istemdışı gösterdiğim tüm çaba, Fabian Ernst'in kadroda olamayacağına ilişkin haberle anlamını yitirdi. ''Beşiktaş Mücadeledir'' diyen adam, aynı zamanda Beşiktaş'ın saha içindeki aklı olmayacaktı sahada. Taraf olmak böyledir, ya kalbinize ya da beyninize yalan söylemek zorunda kalırsınız bazen. Eğer içimde halen bir umut vardı ise, bunun tek açıklaması Beşiktaş'tı. Ama futbola ihanet ettim bir süre, ta ki Misimovic uzak köşeyi görene kadar.

Ernst'in, Holosko/Nihat'ın, geçen sezonun Tello'sunun, formda İsmail'in olmadığı; Kaş'ın, Üzülmez'in, Uğur'un olduğu bir günde Beşiktaş'ın üretebileceği iki çeşit aksiyon vardı. İlki, Serdar Özkan'ın kenarına girecek orta saha oyuncuları üzerinden son çizgiyi kullanmak; ikincisi ise Bobo ile buluşturulan toplarda Ekrem, Tabata ve Serdar'dan gelecek dikine koşular ile pozisyon üretmek. Bir de bu iki setin artıklarında Fink şutları... Nihat'ı takımdan çıkararak eldeki planların bir kısmını kaybediyorsunuz. Ersnt'i çıkarıp, yerine Tabata'yı koyduğunuzda futbol aklınızı da kaybettiğinizden yapabileceklerinizin yarısını iptal etmiş oluyorsunuz. Hasebe ve Gentner'iniz var ise Misimovic oynatırsınız; ama eğer elinizdeki adam Misimovic değil de Tabata ise arkasına Uğur'u koyarak belki İnönü deplasmanında iş yaparsınız. Merkezinde Serdar'ın olduğunu seçenek hiç işlemedi, bir tek Bobo'nun önce Serdar'ı, sonra Ekrem'i savunma ardına kaçırdığı paslar var. Beşiktaş hücum adına maçtaki yegane bilinçli üretimi şu iki pozisyondur. E yani, bir zahmet onlar da oluversin; CL maçına çıkmış bu takım. Takımın toplam hücum gücü genel futbol görüşünde 100 üzerinden 30 ise, bugün sözkonusu 30'un üçü-beşi vardı elde. Tabela sürpriz yazmadı, Beşiktaş'ın bu akşamki ederini yansıttı.
Wolfsburg'da bir şey yok, biraz x olsa yeneriz... muhabbetini bütün hafta dinledim. Nasıl bir sanrı ise bu, 10 kişi kalan rakibin son 15 dakika kendi sahasına çekilmesi ile ''mahalle takımı'' mertebesi görülmüş. Beşiktaş 15 gün evvel Almanya'dan 1 puan kazandı, 3'ü kaçırmadı. Rakip her daim kendi oyununu oynayan bir özel-güzel takım, bu akşam tüm silahlar hazır da olsa maç hiç de kolay olmayacaktı. Beşiktaş'ın maçta biraz olsun aktif ve rakip yarı sahada top tutabiliyor göründüğü bölüm, devre ile birlikte asimetrik üçlü savunma düzenine geçilerek Fink, Tabata, Ekrem, Uğur, Tello beşlisini birbirine yakın kullarak orta sahayı ele geçirdiği bölümdür. Sağ kenar adamı Uğur sayısız top ezer iken, sol kenarda Üzülmez topları öğütürken, yalnızca Fink'in şutları bu bölümde gol adına yapılmış hamlelerdi. Yani oyun kontrolü ele alınsa dahi, formsuz-yetersiz ön alan topluluğu üretken olamadı. İkinci forvet oyuna girip daha gelişigüzel toplar kullanılmaya başlanınca orta saha da elden gitti ve maç Gentner'in golüyle bitti. Armin Veh bu bölümde boş durmadı, Martins-Dejegah değişikliğini yaparak tehlikenin farkında olduğunu gösterdi. Maçı kazanabilmek adına ancak maç bittikten sonra yapılabilecek bir değerlendirme olarak, beklerde Erhan ve İsmail'i kullanmak (devre arası mesela) takımın hücum alternatiflerini çoklayabilirdi. Bu geceye dair yegane tercih-taktik eleştirisi budur, takımın eldeki imkanlar dahilinde gol üretebilmesi bek tercihlerine bağlıydı.

Deniyor ya hani ''küfürle giden başkanlar''... Topyekun, tüm tribünden küfür yiyen bir başkanı var Beşiktaş'ın. Ben bugün hiçbir protestoya eşlik etmedim. Makoto Hasebe'yi izlemek üzere ellerinde Japon bayrağıyla tribüne gelen Japon'lar bile son 10 dakika yaşananlardan sıkıldı ve tribünü terk ettiler. Ben de o anlarda aynı şeyi düşündüm. Sahada gördüklerimiz ne kadar kötü ise kaosa İsmail'in bir yanlış pası kadar yakın olmak da o kadar kötü. Bugün takım ederini almıştır, rakip de hakettiği 3 puan ile ülkesine dönmüştür. Hoşgeldin kaos, hoşgeldin simsiyah...

Noat Samisa

04.11.09

9 Fikir, Tenkit, Yorum:

sampi dedi ki...

Taraftarin maglupken yonetime dalmasini cok antipatik buluyorum. Cifte kupa zamaninda da bu beceriksizler vardi. O zaman bircok kisi, siz de dahil, simdi bunlari tartismanin zamani degil diyordu. Geldigimiz noktada gol yiyince baskanina girisen, mactan kopan, kaotik, ne yaptigini bilmeyen bir taraftara ve onun aynasi bir futbol takimina sahibiz.

Cok yazik. Tek olumlu yan yonetimin tepkiye yanit verip daha nefret kazanmasi. Ocaga kadar idare etmek durumundayiz artik cakma Macbeth'le.

Ömer dedi ki...

Kasimpasa, Ankaragucu ve Eskisehirspor maclarinda gol attigi anda dahi yonetim aleyhine bagiranlar Fenerbahcelilerdi herhalde.

can ulusoy dedi ki...

maç sonu yorumlarını takip ederken ersin düzen ntvspor da oyuncuların paslaşma trafiğinden bahsetti tabata ençok hakan ferrari ve sivokla paslaşmış sanırım problemde çözümde sonuçta burada.

ama ben uefa sitesinden bakıyorum dediği bu bilgilere bir türlü ulaşamadım bilen birisi varsa yol gösterirse çok sevinirim.

Pamukk dedi ki...

ernstin yokluğunu duyduğum anda birazcık olan umudum tamamen bitmişti aynen.

verde dedi ki...

Beşiktaş taraftarı zaman zaman bazı oyuncuları çok abartıyor ve hak ettiğinden fazla değer yüklüyor. Ernst de bunlardan biri bana göre... Bugün olmayışı elbet takımın işleyişini etkiledi ancak kabul etmek gerekir ki, sakatsız bir Beşiktaş'ın bile hücum hattı çözülebilir bir hat ve iki maçtır Wolfsburg'a karşı pozisyon yok, dört maçta tek gol var ve o da 90. dakikada, bitmiş bir maçta...

salih dedi ki...

Beşiktaşla alakalı keyif veren tek şey maç öncesi denizlinin çıkaracağı kadroyu tahmin edebilmek ama bu konuda ben şu ana kadar başarılı olamadım.H.sonu 3 puanı alan ismail 75 de maçı kurtarmak için oyuna giriyo ki ben geride olan bi takıma sol bek değişikliğinin ne gibi olumlu katkı yapabileceğini anlayamıyorum.Sahada yavaş çekimde gezinen Uğur, sağ bekle alakası olmayan İbrahim Kaş,santrfor olup sağ açık oynayan bobo,her zamanki gibi bal yapmayan arı serdar özkan ,top her ayağına geldiğinde aklımıza 8 milyon euro gelen tabata vs. vs. den ibaretti denizlinin takımı.rakip nasıldı dersek her zamanki wolfsburg du. taraftar yine harikaydı ama wolfsburg u alkışlamları biraz içimi acıtır gibi oldu..

Noat Samisa dedi ki...

Sampi,

Ben ''bunları tartışmanın zamanı değil'' demedim hiçbir zaman. Şu vardır ki, ben gole sevinir iken ölçüsünü yönetimin, iç acıtan hadiselerin durumuna göre kontrol edemem. Futboldur bu, her hafta bir adet 90 dakikasından başkası yoktur Beşiktaş'ın. Sanıyorum geçen sezonki Ankaraspor galibiyeti sonrası idi. Bir soru veya konu üzerine takım şampiyonluğa yürür iken bugün takımın altına dinamit koyan sözleşme yenilemelerinin dahi beni bugünkü kadar rahatsız etmediğinden bahsediyordum. Keza tam tersi, olacaksa eğer tepki de o 90 dakikanın içinde yer alır. Bu heyecanı yaşamaz iseniz, bence futbol ve taraftarlık üzerine tüm bu yazılanlar anlamsızdır. Size söylemiyorum bunu, yanlış anlaşılma olmasın.

Çifte kupa gelir iken de YD var idi, evet. Yine size cevap olsun diye yazmıyorum, fikir olarak alınız. Denizli maçında yaşananlar ile ''takım biraz tekledi, skor taraftarlığı başladı'' denildi ki bu skor taraftarlığı muhabbetinin öznel ''iyi oyun'' saptamalarıyla hiçbir alakası yoktur. Kasımpaşa maçında ise gollerden sonra tepki verildi. O gün protesto eder iken gözlerim parlıyordu. Ama dün için öyle değil, ben açıkça futbol olarak kaybettiğimizi düşünüyorum hatta zaten az olan güvencemi de Ernst'in sakatlanmasıyla kaybederek stada binbir tedirginlikle gittim. Yazıda da bahsettiğim gibi, dün akşam Beşiktaş'ın kazanması futbola ihanet olurdu. İşte şu formsuz, şu şöyle böyle; hepsini geçiniz benim nezdimde. Yalnızca Ernst değil Nihat-Holosko yok; Tello bitik, bekleriniz hücumda yok, bir ihtimal sihir yaratabilecek Yusuf'u kullanacak ortam olmamış. Wolfsburg liginde iyi değil, önermesi de bir garip argümandır. Sanki Beşiktaş ligde çok iyiymiş gibi, mutlaka suçlayıcı saptamalar yapmak adına garip bir düşünce bana göre. Hala ''büyüklük'' sıfatı üzerinden futbol tartışmaya çalışıyoruz, ben hayatım boyunca şu sanal büyüklüğü anlayamayacağım galiba. Dzeko, Benaglio, Misimovic, Hasebe, Schafer... bunlar sezon sonu Dünya Kupası oynayacaklar. Ernst, Sivok, Ferrari hariç biraz fark olsun, değil mi? Gelmek istediğim nokta şudur ki, bu maç ortamında ne yönetim ne Denizli ne de Tabata eleştirisi doğru değildir. Ama toplulukları duygusal patlama anlarında yönlendiremezsiniz. Toplu küfür iğrençtir evet, ama bunu yönetemezsiniz.

Bir diğer konu da kongre döneminde Murat Aksu aday iken YD'den nefret boyutuna gelinmesine karşın henüz tribünlere kongre garipliklerinin bulaşmamış olmasıdır.

matiasemilio dedi ki...

lig maçları için yapılan klasik gençleri oynatalım,gençler oynasın geyiğinin dışında bir soru belirdi dün kafamda:
acaba uğurun yerine necip oynasa daha kötü bir performans sergileyebilir miydi ?

helldoradotcom dedi ki...

bir an bos bulunup post'taki fotoyu gorunce ulan bursa ne zaman koydu bize demis bulundum allah'tan departmanda kimse fitbol'den anlamiyor :))

@matiasemilio
bence geyik de olsa bu yil ridvan, necip ve onur kadroda mutlaka yer bulmalilar..

Arşiv

Hayatım Futbol

Arama

Yükleniyor...

Jean Tigana