Beşiktaş 1-0 Ankaragücü

Önce saha dışı gündeminden başlayalım. Mustafa Denizli bayağı uzun konuşmuş. Dinleyemedim pek tabii, okudum. Bazı cümleler çok ilginç geldi, konuşurkenki kelime vurgularını merak ettim açıkçası. Ayrıntılar bir kenara, federasyonla olan ilişkide açıklamayı Denizli'nin yapması olması gereken görüntüdür. Konuya dönersek, bu maçı Cuma günü oynamak pek çok açıdan iyi olacaktı. Asla bir art niyet bahsi açmayacağım, zaten tarafgirlikten gözün kör olduğu günler yaşıyoruz. Cuma maç yayını yoktu ve boş gündü. Hafta içi kupa vardı, Beşiktaş'ın yer almadığı turu Ankaragücü oynadı. Hikmet Karaman'ın kadrosunda 35'ten fazla oyuncu var ve sakatı bile yok. Böyle şişkin bir kadroda birkaç sakatlık takıma artı etki bile yapabilirken, her seferinde birkaç tane saatli bomba ile kuruluyor Ankaragücü kadrosu. Rica edilir, dönüş alınırdı. Ne Ankaragücü'nün ne de Karşıyaka'nın maçlarını bir hafta sonra oynama teklifine ''hayır'' cevabı vereceklerini sanmıyorum. Olsaydı çok iyi olurdu, ama uygun görülmedi. Bazen şartları zorlamak gerekir, Beşiktaş bunu denedi. Salı günü çok önemli bir maça çıkılacak ve burası İngiltere değil.Takımın aralıksız yağan yağmurun ritmine ayak uydurduğu bir maç oldu. İlk 20 dakika baskın oyun, sonrası rölanti. 60'tan sonra bir kısa tempo dönemi, sonrası yine rölanti ve çizgiden çıkan toplar... Yağmur da ara ara hızını artırdı, takım da. Sonuçta yine tek farklı galibiyet, art arda 5. üç puan; maç fazlasıyla Galatasaray'ın 1 puan ardına yerleşti takım. Sezon başından bu yana çizgisini koruyan Sivok-Ferrari savunma tandemi, Beşiktaş'ın en güçlü yanı olma özelliklerini bu maçta da devam ettirdiler. Fink sahada olduğunda standardının da üzerine çıkan Ernst, yine iyi bir maç çıkardı. Bu dörtlüyü bir kenara koymak gerek, bu isimler bir arada sahada olduğunda pek çok şeyin düzene girdiği görülür. Tello'yu ayırıyorum, geçmiş günlerine göre bayağı kötü gidiyordu; bugün itibariyle dibi gördü. Facia bir Tello vardı sahada, düşman başına. UEFA finalisti takımın güçlü sol bekinden, CL takımı Beşiktaş'ın facia ''10 numarası''na evrimini herhangi bir misalle dahi açıklamak mümkün değil. Geçen sezon harika maçları olmuştur, lakin gelinen şu nokta en azından üzüntü vericidir. Yusuf, geçen sezonki kadar efektif işler yapamıyor, tabii bunda kullanım şekli de önemli. Toraman sakatlıktan döndü, ondan da fazla şey beklenmiyor. Böylece elde bir adet Nobre ile ne göstereceği asla belli olmayan bir Rüştü kaldı. Eğer bugün sol bekte Üzülmez oynasaydı, kadroyu bu şekilde tanımlayıp bitirirdim. Bahsetmenin anlamı olmazdı, bildiğimiz Üzülmez'di çünkü. Ama bugün Beşiktaş'ın sol bekinde açıkça fark yaratan bir isim vardı ve harika oynadı. Attığı gol sonrası kapalıya koşan İsmail Köybaşı, bugünkü oyunuyla gönlümün sol bekindeki yerini tapulamıştır; bir de üzerine imar izni almıştır. Çok tekme yedi, Yusuf çok kez kaytardı; hiçbirini mazeret görmeden 90 dakika boyunca elinden geleni yaptı. Sağ ayağıyla attığı şut, maç sonu Ankaragücü atağında kale ağzında -sanıyorum- Adem'in pozisyonunu bozan adam oluşu, atak katılımları, sol kenarda yaptığı hamleler, oyun temposu... Eğer illa x oyuncu izlemeye gidelim deniyorsa, İnönü'ye ''sol bek'' İsmail Köybaşı'yı izlemeye gidilir.

Yusuf-Tello rol değişimi, geçen sezon pek çok kez pozitif sonuç vermiştir. Şu bitik haldeki Tello'dan atakları yönlendirmesini beklemek hayal, Ernst eğer Fink sahadaysa o işi bir noktaya kadar yapabiliyor. Bu tip bir maçta karşınızda ne olacağını bilemezsiniz, rakip Galatasaray'a 3 atmıştı nihayetinde. Adem, Hürriyet, Weeks; üç orta saha karekterli oyuncu sahadaydı. Önünde Ceyhun-Murat ve en ileride Meye gibi bir diziliş vardı. Sahada kenar oyuncusu olmayınca iyice Ceyhun bağımlılığı ortaya çıkmış, hatta kaleye yakın taçları bile Ceyhun kullandığından Hikmet Karaman'ın zihninde sanırım içerisinde Ceyhun Eriş'in yer almadığı bir gol hayal dahi edilemiyordur. Ankaraspor destekli kadronun şu durumu madde bağımlılığı gibi, Ceyhun'suz da bir şeyler olabileceği halde adeta Ceyhun'un esiri olunmuş. Haksızlık olmasın, Ceyhun da harika bir sezon geçiriyor. Galatasaray maçındaki Ceyhun ile yine Galatasaray maçındaki Colman, sezonun şu vakte kadar ki zirve bireysel yaratıcı orta saha maç performansı olarak bir kenarda duruyor. İkisinin de Galatasaray karşısında sahnelenmiş olması bir tesadüf değil elbette, lakin Ceyhun'un evvelinde de çok iyi oynadığı maçlar var. Aydın oyuna girince Ankaragücü rakip kalede top yapmaya başladı; dribling yetisi sahibi Aydın ile Beşiktaş'ı bir nebze geri itebildiler. Ceyhun'un iki kötü final pası kalmış aklımda, gerçi pozisyonlar uzak kalede olduğundan çok da net konuşamıyorum. Aydın oyuna girişiyle birlikte çok pozitif etki yaptı, benzer bir etkiyi Yusuf-Tello rol değişimi ile görebilirdik. Yusuf'un merkezde kullanımı, özellikle hücumda daha geniş alan kullanımını sağlar ki bu noktada geçen sezon İnönü'de 1-0 kazanılan Kayserispor maçını örnek vermek gerekir. Yusuf'un orta üçlüde pozisyon alarak oyuna başladığı bir günde tam da son çizgide gerçekleştirilen bir Serdar Özkan aksiyonu ve sol iç oyuncusu Yusuf'un golü. Beşiktaş'ın elinde bugün itibariyle iç sahada standart TSL takımlarına karşı 2 alternatifi var. Tabata-kun'dan standart üstü maçlarda orta saha mücadelesine katılım ile birlikte yaratıcılık bekleniyor, 10.5 numara tasvirinde bu vardı; lakin Tabata-kun'ın halen ideal rolünü algılayabilmiş değilim. Henüz hiç sol kenarda göremedik, İsmail ile faydalı etkileşim kurabilir mi acaba? Keza Serdar Özkan, şu İsmail ile birbirlerini yüceltirler. Maça dönersek, Beşiktaş maça hızlı başladı ve fazla zorlanmadan ön alanda kazandığı toplarda rakip kale önünde pozisyonlar üretti. İlk 10 dakika hızlı, bir kısa duraklama periyodu sonrası İsmail'in golü geldi. Dönen topu alan Ernst ve rebound topla gelen gol. Oyun karekterinin direkt olarak skora yansımasıdır. Sağ kenardan çok korner kazanıldı, İsmail de diğer yanda Weeks'in adeta başını döndürdü.

20. dakikadan sonra tempo düştü, Ankaragücü savunmayı biraz daha önde kurmaya başladı. Bu dakikadan sonra Nobre-Nihat birlikteliğiyle üretilen yalnızca 1 aksiyon hatırlıyorum, bu da salı günü için değerli bir not olsun. Tello'nun bitik olduğu bugün İsmail'i de sahadan çıkarsanız, elde bir tek yarım saatlik Yusuf kalacaktı. Denizli bu kadroyu yaparken ne düşündü bilemiyorum, bireysel performanslar ve uyumsuzluklar arası bu denli uçurum olan bir takımda umarım günü kurtaranın asla kendisi olmadığının farkındadır, tıpkı Eskişehirspor maçındaki Ekrem-Erhan değişimi gibi. Ama tabela bir şey söylüyor ve buna kulak asmak gerek. Tello çıkıp Tabata-kun oyuna dahil olunca Beşiktaş'ın hızı yükseldi. Tello'nun doğru kullanamadığı topları Tabata-kun iyi kullandı, Ekrem'i iki kez kaçırdı. Ekrem ise en az Kasımpaşa karşısındaki Uğur İnceman gol vuruşu kadar kötü bitirdi. İsmail'in şutu ve Bobo'nun Tabata-kun'a yaptığı sayılmayan asist; yine oyunu koparmak için pek çok şans gelmişti. Oyunun kontrolü her dakika Beşiktaş'ın elinde olsa da son dakikalarda yaşanmaması gereken 2 pozisyon var. Fink neden o pozisyonda Aydın'ı düşürmedi bilemiyorum, Meye'nin şutunda Rüştü'yü kutlamak gerek.

İlk 20 dakika ve 60 sonrası berbat bir efektiflik yüzdesiyle geçilen bölüm bir kenara, geri kalanında her iki takım adına da vasat maç oldu. 3 ayaklı bir seri neticede, Wolfsburg maçı ve Trabzon deplasmanı öncesini en az hasarla geçmek önemli. Nihat sol kasığını tutarak sahadan çıktı, umarım Salı günü sahada olur. Kadro olarak adım adım ideale yaklaşılıyor, hocadan altı yüz ellinci defa bizden daha çok bildiğini ispatlamamasını rica ediyorum.

Noat Samisa

01.11.09

11 Fikir, Tenkit, Yorum:

gökhan dedi ki...

maçı izlerken aklıma geldi. hani bazı takımların gelenekleri vardır. ne bileyim barcelonanın pasa dayalı futbolu, italyanların defansif oyunu falan. golü attıktan sonra "hadi şu skoru koruyalım" olayıda bizim geleneğimiz oldu gibi. tigana döneminde de böyleydik, sağlam döneminde de, denizli döneminde de. teknik direktör değişiyor, oyuncular değişiyor ama anlayış değişmiyor.

anladığım kadarı ile sen bunun bilinçli yapıldığını söylüyorsun. belkide yanlış anlamışımdır seni ama bana pekte bilinçli gelmiyor. oyuncularda bir telaş var sanki. hadi geçen sene uzun süredir gelmeyen şampiyonluğun stresi falan diyorduk ama bu sene için pekte normal değil. yani rölanti ama telaşlı bir rölanti. böyle olunca da karman çorman bir futbol ortaya çıkıyor. ha dün gece yine kanserojen madde nobre, kötü tello ve yusufunda bu telaşta etkisi vardır ama genelde de böyleyiz yahu.

birde serdar özkan iyi giderken kesildi, bu maçta kadroda bile yoktu. nihat-bobo-serdar 3lüsünü çok merak ediyorum. hatta wolfsburg maçında bu üçlüyü görmek istiyordum ama olmayacak sanırım.

ismaile nazar değmesin, demirkolda ferrarinin kelini öpmeye devam etsin.

Noat Samisa dedi ki...

Bilinçli değil, faydacı. Çok kez oyunu bitirme fırsatı elimize geldi ama son pozisyonda maç berabere de bitebilirdi. Bir şekilde şu fırsat gelmesine rağmen skoru artıramama basiretsizliğini aşmak lazım.

Bellamy. dedi ki...

Defans ve orta saha hattı bir değişiklik dışında idealdi, ama Mustafa Denizli'nin ideali değil, Beşiktaş taraftarının ideali. Şu güzel arka tarafı eminim kurcalaya kurcalaya yine bozacak Denizli.

Hücumda Tello ve Yusuf el frenlerine rağmen ilk yarıda sezon başından beri ilk defa organize işler yapıldı. Yusuf yerine Serdar Özkan, Tello yerine Tabata oynatılıp kendilerini hala kupalarda unutan iki oyuncunun aklının başına getirilmesi gerek.

Federasyon ne zaman tarafsız olmuş da şimdi veryansınımıza tepki vermesini bekliyoruz anlamış değilim. Yine de bu kadar sert konuştuğu için ve Köybaşı ve Fink'i oynattığı için Denizli bugün sınıfı geçti.

tanju dedi ki...

ismail adına çok sevindim. formayı tam olarak üzibo'dan alabilmesi için böyle bir gole ihtiyacı vardı. artık bırakmaz diye tahmin ediyorum.

dünkü savunma bence beşiktaş'ın ideal savunması. belki sivok, fink'in pozisyona kaydırılıp, oraya toraman, sağa da ekrem monte edilebilir.

serdar özkan'ın da artık bir şekilde -rıdvan dilmen'in deyimiyle- geberik yusuf ve tello'dan formayı alması lazım. ne kadar kötü olursa olsun, bu ikiliden daha kötü olamaz serdar. wolsburg maçında kesinlikle sahada olmalı. yusuf'u şampiyonlar ligi maçında izlerken turnuvaya haksızlık ettiğimizi düşünüyorum. mustafa denizli'de görür artık umarım.

hakan(ısrarla)
toro-sivok-ferrari-ismail
ekrem-fink-ernst-serdar
nobre-bobo

şu kadroyla çıkalım, en azından bir maç kimin nerde oynadığı belli olsun. başka bir şey istemiyorum.

M.A.F dedi ki...

ilk 20 dakika EPL kalitesinde bir takım vardı sahada. muhteşem hızlı bir oyun minimum top kayıpları vs. ve gene EPL kalitesinde muhteşem bir gol. bunları daha çok denemeliyiz. netekim Ernst'in şutu da oldukça iyiydi. kafa olarak sahada olan bir tello ve nihat da bu şutları atabilecek oyuncularımız aslında.
ilk 20 dakika dışında takım gene kötüydü. en azından 2. golu bulabilseydık daha rahat bir maç olabilirdi. ama hucum hattımız ısrarla çok kötü oynamaya devam ediyor.tabata gün geçtikce bu takımın oyunsucusu olamayacağını haykırıyor sanki.umarım yanılırım.
ismail Allah nazardan saklasın diyorum. uzun yıllar sol bek sorunumuz olmadığı gibi o hep özlemini çektiğimiz ve modern futbolun en büyük gereklerinden olan hucuma katkı yapan bek oyuncusunun en iyi örnekelrinden biri olma yolunda.

l_f_celine dedi ki...

bu ceyhun eriş'e esaret durumu kendisinin takımdaki en yetenekli oyuncu olmasından değil , takımdaki en çirkef ve en çok sorun çıkaran adam olmasından kaynaklanıyor.

e buna bir de hikmet karaman gibi çok konuşup az eylem yapan bir hoca eklerseniz takım yemekteyiz programına dönüyor haliyle , ceyhun'un istemediği yabancılar kadroya bile giremiyor.hadi çok iyi olsa, her maçta en kötü birkaç tane pozitif olayı olsa eyvallah ama sezon başlayalı kaç hafta olmuş hala bir çizgi yakalayamadı , bir maç oynayıp 4 maç yatıyor.

galatasaray maçında iyidi ama bunda servet ve hakan'ın o günkü performansları da etkiliydi , zira dün akşam izlediğimiz üzere bjk'nin almanları arasında ezildi kaldı.aynı şeyi g.birliği'nin ve kayseri'nin sert müdafacılarına karşı da yaşadı.

belki bilal kısa iyileşince o bölgeye alternatif olur.

Mel dedi ki...

kaygini anlamakla beraber "burasi ingiltere degil" yorumuna kesinlikle karsi cikiyorum. oncelikle gunluk bir takim basarilar yerine daha uzun vadeli dusunmek gerekiyor - dolayisiyla sali gunu onemli bir mac var diye ondan evvel turkiye futbol takvimini ciddi olcude duzenlemeye yonelik hareketler bence kabul edilemez bir kolaycilik. eger burasi ingiltere degilse, ve evet, degil, o zaman cozum kendimize gore bir yol bulup onu oturtmaya calismaktan degil, aksine ingiltere futbolunda begendigimiz ozellikleri nasil saglayacagimizi, nasil burada uygulayabilecegimizi dusunmekten geciyor. ki takdir edersiniz ki turkiye de bir isvicre degil, oysa sali gunu kritik bir maca cikacak zurich takimi pasa pasa cumartesi gunu lig macina cikabiliyor, sali gunu marseille deplasmaninin onlari beklemesine ragmen. ustune ustluk daha evvelki orneklerden fenerbahce'nin oldukca basarili bir sekilde sampiyonlar ligi ve lig seruvenini bir arada goturebildigini, galatasaray'in sampiyonlar ligi ve uefa kupasinda lig performanisini etkilemeden yol aldigini da biliyoruz. ki turkiye'de yapilan yatirimlarin bir karsiligi da bu olmali - milyonlarca euro harcama yapilmasinin sonucu bizim futbolcu kosamiyor dememek olmali, aksine ne yapip edip tempolarini yukseltmek gerekiyor.

gurhan dedi ki...

tek eksik Fener'i Delgado : gerçek 10,5 numara.
O da gelince şampiyonluk adayları 3,5 atacaktır ;)

Noat Samisa dedi ki...

Mel,

Burası İngiltere değil, der iken bahsettiğin konulara ilişkin bir tespit yapmadım. Bizim fikstür belirleme yöntemimiz haftalık program üzerine iken, İngiltere'de sezon başı her haftanın maçları saatine kadar belirlenir. Sonradan bunlara dokunulmaz diye bir şey de yoktur. Ha, bu tabii bir mazeret değildir ve olsa iyi olurdu. Geçmişte maç ertelemeleri de yaşadık, bu kez istenen yalnızca Wolfsburg maçından önce bir taktik idman fazla yapabilmekti. Bunun da öyle çok kargaşa yaratmayacak bir fikir ile gerçekleşmesi istendi ama yardımcı olunmadı. Durum budur.

vence dedi ki...

Yazılı basına ne kadar yansıdı bilemiyorum fakat Denizli'nin konuşmasında üstüne basarak tekrar ettiği, maçın bir önceki güne alınma imkanı olmadığı durumda hiç değilse gün içerisinde daha erken bir saate alınması isteğinin kabul görmeyişiydi. Saat 22.30'da konuşurken takımın tesislere varış saatinin 12, yemek yedikten sonra evlere dağılma saatinin 1'i bulacağı ve futbolcuların saat 4'ten önce uyuyamayacaklarını söyledi.

Salı akşamı sol bek için bir tavşan çıkacaksa şapkadan, hiç değilse Ekrem olsun. Bu takımın forvet kadar ve hatta daha büyük ihtiyacı sol açıktır. Takımdaki açık tanımına uyan tek oyuncu olan Serdar Özkan'ın da hala düzenli olarak açıklarda oynamıyor oluşu bilmem Büyük Mustafa'nın mı kabahati, kendisinin mi..

matiasemilio dedi ki...

nihat yarın sahada yok ve tello&yusuf'tan birisi c.tesi gecesine rağmen yine sahada olacak malesef..yarın bari serdar'ı düşünse..

Arşiv

Hayatım Futbol

Arama

Yükleniyor...

Jean Tigana