Ireland'dan Elano Fikirleri

Stephen Ireland'a ve benzer tarzdaki orta saha oyuncularına neden sempati duyduğumuzu defalarca anlattık. Aynı şekilde Elano'yu da Eriksson'lu günlerden bu yana çok kez övmüşümdür, şimdilerde ara ara yüzünü görebildiğimiz Michael Johnson ile bir dönem kurdukları birlikteliğe hayran olmuşumdur. Tüm bunların yansımaları blog arşivinde vardır, merak eden bakabilir. Man City'nin bir diğer gündem adamı Robinho için de en son, ''Her final pasını karavana atan bir Robinho, takımın oyun planını şekillendiren oyuncu olarak fazlasıyla lüks.'' demişiz aylar evvel. Uzun zamandır sakatlığı nedeniyle takımdan ayrı olan Robinho'nun en yakın dönüş tarihi olarak iki hafta sonraki Liverpool maçı öngörülüyor. Sakatlık sonrası Bellamy'nin sezon başı formundan uzak olması veya bir alt postta anlatıldığı üzere son zamanlardaki Wayne Bridge etkisi, yeniden gözleri Robinho'ya çevirmiş durumda. Ama Eastlands'te 6 aydan fazla kalacağını söylemek büyük kehanet olur. Nedenini Ireland anlatmış, biz de açıklamaya çalışalım.

Man City takımı birkaç gündür yeni patronun takım için Abu Dabi'de yaptırdığı idman tesislerinde kampta. Yarın Birleşik Arap Emirlikleri ulusal takımı ile bir hazırlık maçı oynayacaklar, futbolcular muhtemelen güneş gördükleri için mutlu olsalar da play-off arasındaki tatil sürecini pas geçmenin huzursuzluğunu yaşıyorlardır. Zaman parayla satın alınmıyor, yoğun tempodaki bir boşluk böylesi bir seyahatle belki de vücutlara daha çok yük bindiriyor. Hafta sonu Elano da Arap yarımadasında olacak, Robinho'nun da listesinde adı olan Brezilya takımı ile İngiltere karşısına çıkacak. Ireland ise uzun süredir yer almadığı Irlanda ulusal takımının Fransa ile yapacağı play-off mücadelesini yine tvden takip edecek. Guardian'dan Daniel Taylor, Mancunian'lar için önemli bir köşe yazarı. Dünkü yazısında Stephen Ireland'dan alıntılar yapmış ve ben bu sözleri ilk kez okuyorum. Yeni ise çok ses getirebilir, eski ise ben atlamışımdır.
Elano bir dönem harika işler yapıyordu Manchester'da. Yüksek bonservisini umursamazcasına oynuyor, oynatıyor, atıyor ve attırıyordu. Bir Middeslbrough maçı vardır, akıllara zarar. Tuncay Şanlı da anlatabilir o maçı, eminim o günkü Elano performansı aklındadır. Eriksson'un ona tanıdığı serbestiyeti sanmıyorum ki Lucescu tanımış olsun; hem de Premier League'de. United zaferi ile başlayan 2 sezon evvelinde şampiyonluk sesleri yükseliyordu City'den, hatta belki de şimdiden daha gür şekilde. Olmazdı tabii, olmadı da. Ama aslen takımın teklediği dönem, Elano'nun sakatlandığı Kasım ayı civarıdır. Sonra Johnson da sakatlandı ve bir süre kendini toparlayamadı City. Dönemin patronu Shinawatra'nın da Eriksson'un biletini kesişi bu zamana rastlar. Uygulama gecikse de karar bu süreçte alınmış olmalı. Ireland, bu süreç için ''Elano o dönem her şeyden kolayca sıyrılıyordu, dürüst olmak gerekirse bu (Eriksson'un takımı) adeta Elano'nun (hükmettiği) dünyasıydı.'' diyor. Eriksson'un işine gösterdiği özeni Mark Hughes ile kıyaslıyor ve Elano'nun Eriksson zamanındaki hem saha içi hem de saha dışı serbestiyetin Hughes tarafından elinden alınmasından memnun olmadığını, Mark Hughes'ün çalışma şartlarına adapte olmak adına hiçbir çaba sarfetmediğini söylüyor. Elano ile kişisel bir sorunu olmadığını belli eden cümleleri de var, ayrıca bu sözler yazarın ''Man City'deki gruplaşma sorunu'' tezine argüman olarak kullanılıyor. Ortada kin kusma durumu yok yani. Santos'ta beraber oynayan Robinho-Elano ikilisinin ve bunlara katılan Jo'nun takım içerisinde apayrı bir grup olduğu, Mark Hughes'ün ilk olarak bu kömün ile başetmeye çalıştığından ve takımı kontrolüne alabilmek adına zaman ihtiyacı olduğundan bahsediliyor. Çok doğrudur. Elano gittiğinden veya forma alamadığından bu yana Robinho'nun iyi maçını hatırlamıyorum. Jo zaten kulüpten uzaklaştırıldı, artık City of Manchester'a dönmesi zor görünüyor. Elano da Ireland'ın bahsettiklerinde genel görüntüde tamamen bağımsız olarak, forma bulamayacağı Man City'den Güney Afrika hayalini gerçekleştirmek üzere ayrıldı. Artık Mark Hughes'ün önünde daha başka sorular ve sorunlar var.

Elano'nun Mark Hughes ile iki kez sürtüşme yaşadığını hatırlatalım. Daha doğrusu sürtüşmelerden ikisinin basına yansıdığını söyleyelim. İlki pek çok Güney Amerikalı'da olduğu üzere milli takımdan geç dönme durumu yaşandı. Standart prosedüre binaen para cezası aldı Elano. İkincisi ise geçen yıl Kasım ayı ortalarında yine SWP'nin Elano'ya tercih edildiği ve takımın klasik orta saha düzeni ile sahaya çıktığı bir maçın ardından yedek bekleyen Elano'nun maç sonrası uzatılan mikrofona ''iki maçtır neden yedek beklediğimi bilmiyorum, Man City taraftarı bunun nedenini, yani doğruyu öğrenmek istiyor'' sözleri sonrasıdır. Mark Hughes, bu sözler sonrası Elano'nun bir haftalık maaşını kesti. Bu ceza kararı sonrası açıklamasında ''Elano duygusal biri ve her maç oynamak istiyor.'' demiştir. Sonra da Bellamy transferiyle birlikte yeni oluşturulan takım düzeninde Elano önemli bir parça olmuştur. Mark Hughes'e neden sempati duyduğumuzu da onun başarısını ve City'de başarılı olacağına dair inancımızı da çok kez anlattık. Bu da bir başka Mark Hughes portresidir. Elano ile sürtüşmesine, açıkça takımda diğer oyuncuları rahatsız eden Robinho ile oluşturdukları ''Brezilyalı ikizler'' grubunun varlığına rağmen takımı en uygun şekilde kurgulamıştır. Elano sahadayken Robinho'nun kendi kale çizgisinden top çıkardığı görülmüştür, şehir efsanesi değildir. Daha Mayıs ayında Elano'nun ''Manchester'da kalmak istiyorum'' minvalinden sözleri de vardır. Ama City takımı yaz döneminde öyle bir noktaya gelmiştir ki, Elano Blumer'e şimdilerde Martin Petrov'un yaşadıklarından daha fazlası öngörülmüştür. İyi oynasa bile 3-4 maç sonra ancak formayı görebilecektir. Gareth Barry'nin lideri olduğu orta sahaya girmesi imkansızdır, Shaun Wright-Philips'in teklemesini bekleyecektir. Manchester'a gelişine çok sevindiği Robinho ile yolları ayrılmıştır artık.
Galatasaray'a transferini ilk öğrendiğimde o anki düşüncelerimi paylaştığım dostlar bilirler, hayranlığımı dillendirmişimdir. Böyle bir oyuncunun EPL'den kopup Türkiye'de top oyayacak olması başlı başına muazzam bir hadisedir. Maliyet hesabı da keza, işin taktik boyutu hariç kafaları karıştırıcak hiçbir şey yoktu şu transferde. Ama gel gelelim, Elano bugün itibariyle kendini fazlasıyla sorgulatıyor. Elano'nun kalitesi tartışılır mı? çıkışlarına hiç gerek yok, açık bir sıkıntı var ortada. Sorunun tam kaynağı nedir, sorusuna verebileceğim bir ideal cevap yok. Lakin izlediğim en az 5 adet Elano'lu Galatasaray gözlemim; daha fazla oynamak, formda kalmak üzere Türkiye'ye gelen Elano'nun Man City günlerinin çok çok gerisinde olduğudur. Fiziki bir sıkıntısı mı var, psikolojik mi; bilemiyorum. Kimi maçlarda (benim izleymediğim Dinamo Bükreş maçı mesela) iyi oynadığından bahsediliyor, ben henüz hayranı olduğum Elano'ya sarı-kırmızı veya mor forma ile rastlamış değilim. Bunun adını ''uyum sorunu'' koymak da çok akılcı değil bana kalırsa, Premier League'e 1 ayda ısınan bir Brezilyalı'dan bahsediyoruz sonuçta. Tüm veriler ışığında eğer fiziki veya taktik bir neden yok ise Elano'nun sorununun açıkça psikolojik olduğunu sanıyorum. Aslında Manchester'da mutluydu ama bir daha önüne gelmesi pek mümkün görünmeyen Dünya Kupası'na gitme rüyası daha ağır bastı. Huzurundan feragat etmek zorunda kaldı, belki bu sebepten ailevi problem yaşıyordur. Bilemeyiz. Bugünkü Elano ile geçen sezon Ocak-Mart arası ve öncesi Eriksson zamanındaki sezon başı Elano'su arasındaki uçurum o kadar büyük ki, bunu taktik nedenlerle açıklamak çok zor.

Yine de futbol idealimizin büyük bölümünü oluşturan taktik kısma ilişkin bir değerlendirme yapmak gerekirse, Rijkaard'ın son dönemde üçlediği orta sahanın bir adet safkan orta sahaya ihtiyacı olduğunu söyleyebilirim. Bunun hem genel futbol görüşümde, hem de Elano'ya ilişkin değerlendirmeler yansıması vardır. Elano'nun Eriksson döneminde üçlü orta sahada sağ iç pozisyonunda oynamışlığı var ama bu süre hiç uzun olmadı, 1-2 maçı aşmadı. Elano transferi bir hücum hamlesidir ve Arda'nın var ve lider olduğu bir takımda mutlaka ince ayar gerektirir. Elano'nun büyük oynadığı dönemdeki rolü 4.3.3 şablonunda sağ kenar adamı olduğu roldür, önce bunu bir teraziye koymak gerek. Hughes ile parladığı dönemde ise tek forvet Bellamy'nin ardında ikinci forvet veya genel tabirle ''10 numara'' rolüdür. Ne hep adları anılan Xavi-İniesta modelinde, ne Alex tarzında, ne Lincoln örneğinde bir oyuncu değildir Elano; Gareth Barry gibi de değildir. Yeterince dinamik, şablona entegre bir ''hücuma dönük orta saha elemanı'', demişiz Elano'nun transferi açıklandıktan sonraki gün. Bizim için Elano'yu en doğru tarif eden cümle budur. Bu doğrultuda Elano'ya biçilecek olan rol, şablon standardı üçlü orta saha içerisinde değildir.
Tahtaya yazdığınız sayılar değil, oyuncuya biçtiğiniz rol ve bunun yansımaları bir anlam ifade eder. Sezon başından bu yana Galatasaray'da Kewell-Arda-Keita-Baros üçlüsünü bir arada kullanarak nasıl bir 4.3.3 oynuyordur, ben akıl erdiremiyorum. Trabzonspor maçında Arda'nın attığı gol mesela, ne çeşit bir hücum setidir? Keza aynı maçtaki Kewell golü ve sezon başından bu yana Sabri'yi parlatan sağ kenar merkezli hücum setleri, nasıl bir birlikteliğin ürünüdür? Sayılar arası farkları bunlar belirler. Çok adı anılan ''Total Futbol'' sıfatının ilk demlerinde tahtaya 4.3.3 yazılmaz idi, ki şu zamanda en ileri Cruyff'ü, ardına Neeskens'i, arkasına Blankenburg'u ya da 15 yıl sonrasında Rijkaard, Gullit ikilisinin ardında Sir Bobby Robson'ın da tornasından geçmiş Arnold Mühren'i oynatın, geriyi de Koeman toplasın; bu düzenin bugünkü adı değişir. Bırakın 35 sene öncesini, futbol 5 yıl önceki yerinde değil. Bugün basit bir futbol idmanında yapılan 5'e 2 pas çalışmasın neden 6'ya 2 veya 4'e 2 olmadığını hiç düşündünüz mü? Bizden öncekiler çok düşünmüşler, artık biz düşünmüyoruz. Total Futbol da böyle. Yaşadı ve öldü, bir sonraki trende zemin hazırladı. Futbol zamanla hep kendi kurallarını koydu, kendi içinde sürekli değişti ve bugüne geldi. Yarın Rafael Benitez Liverpool'dan gittiğinde Liverpool'un sakatı olmadığında nasıl olup da gezegenin en korkutucu baskısını yaratan futbol takımına dönüştüğünü tarih yazacak, biz anımsayacağız. Benitez herhangi bir felsefe üretmiş değil, herhangi bir öğretiye yaslanmış değil. Rinus Michels gibi o da biraz kaçık bir adam, geçmişi özümseyerek ortaya bir yeni düzen koyan bir özel futbol aklı. Rijkaard da biraz böyledir, kıyasını yapmayayım. Arrigo Sacchi'den fazlasıyla etkilenmiştir, keza Ancelotti de kısa zamanda Chelsea'de benzer yansımaları göstermiştir. Benitez'i de Ancelotti'yi de Steve McClaren'ı da Rijkaard'ı da ''oyuna müdahale'' noktasında eleştirebilirsiniz, eleştirilmişlerdir. Bu isimler birer Hiddink veya Mourinho sihri yaratamazlar, hatta Benitez'in şu zamanda eleştirildiği başlıklara bakmak bile yeterli. Ama zirve futbol vaat ederler. Bu vaatler ortamla, malzemeyle ve önemlisi zaman ile doğrudan ilişkilidir. Eğer Kasım ayına gelindiğinde ortaya bir ideal takım çıksa idi, bugün Rijkaard Türkiye'de olmazdı. Çok daha acil kısa süreli başarıya ihtiyacı olan bir dev bütçeli kulüp imzayı attırmıştı, ki bu en fazla bir sanal gerçeklik olabilir. Bugün üst düzey takımlarda dahi şablon geçişleri sancılı olurken bir felsefe devrimine 3 ay süre tanımak da bunun henüz Kasım ayına gelindiğinde gerçekleştiğini iddia etmek fazlasıyla hayalperestlik olur. En yakın Ocak'ta, belki Mart ayından sonra.

Son olarak yine Elano'ya dönersek, şu Galatasaray'da alacağı pozisyon Barış'ın da dahil olduğu düzende Keita'nın pozisyonudur. Eğer Sarp, Topal, Ayhan üçlüsünün üzerinde bir yabancı orta saha oyuncusu transferi gerçekleşirse diğer alternatifler için zemin oluşacakır. Tam hazır bir Linderoth ile olabilir ama bunca zaman sonra İsveçli için ümitvar olmak zor.

Noat Samisa

12.11.09

52 Fikir, Tenkit, Yorum:

ive dedi ki...

sonunda elona'yu bilen bir adam... herker birşeyler sallıyor...

takımın 1 ay içerisinde (umarım)

arda-----------------keita
linderoth-elano
topal

ortasahası ile oynayacağını ve çok başarılı olacağını düşünüyorum...

2. yarı elano'nun performansı artacaktır. 2010 afrika için bunu yapmak zorunda.

CaRtMaNtR dedi ki...

Bana kalırsa Elano, Ayhan'ın rolünü fizik kondüsyonunu EPL'deki seviyesinin %70'ine çekebilirse gayet güzel kıvırır. Ayrıca isabetli pas ve top kontrolü konusunda Ayhan'dan daha etkili olduğundan Topal, Barış ve Linderoth üçlüsünden herhangibir ikili ile son derece efektif oynayabilir yeterki fiziken devre arasında gerekli yüklemeler yapılabilsin.

barış dedi ki...

galatasaray ile ilgili de bir post yazman gayet mutluluk verici. yorumlardan şikayet ettiğinden mi yazmıyorsun bilemiyorum ama öyle olsa da yaz lütfen. çünkü senin kadar futbolu iyi analiz eden adam çok az sadece beşiktaş maçlarında seni okuyabilmek üzüyor.

Faruk Alpaslan dedi ki...

Sizin gibi futbolun teknik ve taktik bölümünü çok iyi okuyabilen bir kişinin Galatasaray hakkında bir kaç şey karalaması benim için vede biz Galatasaray'lılar için oldukça mutluluk verici bir olay.

Malum Türkiye liglerinde sadece Beşiktaş üzerinde yazıyorsunuz.

Umarım Galatasaray isimli postlarınız vede analizlerinizin devamı gelir ki ciddi bir kitle sizi okumak için hevesleniyor :)

Al lee dedi ki...

güzel analiz olmuş, zaten Rijkaard da onu bir hücum oyuncusu olarak düşünüyor daha çok. Ama ben oyunu daha geriden yönlendirebilecek oyun görüşüne sahip olduğuna inanıyorum. bakalım nolacak..

aşkın dedi ki...

Bildiğin Sasa İlic tarzı, ondan 1-2 gömlek üstün bir 10 numarayı Seleçao etiketiyle yurtdışına ilk nereye gönderirsin? En fazla parayı verene, Allah'ın Ukrayna'sına.
Bu esnada Seleçao etiketi devam etmektedir, bir sonraki durak menajerlerin Brezilyalılara yönlendirdiği ve milli takımda oynayan yabancı futbolcu almak zorunda olduğu için fazla seçeneği olmayan orta sıra bir Premier Lig takımına ama yağlı müşteri olan cinsinden M.City'e..
Bir Brezilyalının Ukrayna ve İngiltere gibi yerlerde olması futbolun globalleşmesiyle mümkün elbette, yalnız bir an filmi geriye saralım.Brezilya Futbolunun gözünü para hırsı bürümemiş, Doğu Avrupa ve Premier Lig para babası kodamanların tekelinde olmamış olsun.Elano nereye giderdi?
İspanya'da orta veya üst sıraları zorlayan bir takıma, Deportivo'dan Sevilla'ya uzanan skaladaki bir La Liga kulübüne.
Kötü oyuncu mu? Hayır.İsterse Türkiye'de katkı yapar mı? Evet.
Peki ister mi? Sanmıyorum.

Faruk Alpaslan dedi ki...

Aşkın

''Peki İster mi? Sanmıyorum.''

Pardon ama neden sanmıyorsunuz ortaya bir teori atıyorsanız gerekçelerinide sunarsanız daha bir aydınlatıcı olur!

Aksi takdirde paylaştığınız fikirler sadece kahkalarımın biraz daha artmasına yardımcı olacak.

Dipnot : He bu arada Elano, Sasa İlic tarzı bir oyuncu demek? Buda enteresan...

aşkın dedi ki...

Aslında Lampard tarzı ama klavye sürçtü.Gülmek ömrü umzatır, iyidir.

Ousan dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
yigit dedi ki...

geçmiş olsun noat.

Ousan dedi ki...

Geçmiş olsun Noat,üzücü ve çirkin bir durum gerçekten başına gelen.Yorum olarak pek katılım göstermesem de en çok ne yazmış acaba bugün dediğim ilk blog bu blogdur.Umarım site arşivinde vs bir problem yoktur.

Lappapzade dedi ki...

"total futbol da böyle. yaşadı ve öldü"

mükemmel bir tespit.

baggio dedi ki...

neler oldu öyle..ne saygısız adamlar var.. geçmiş olsun hocam..

designerk dedi ki...

noat devamlı seni takip ederim. her beşiktaş maçı sonrası muhakkak ilk okuduğum yazarsın. Duyarlı, aklı başında yazılar yazan ender blog sahiplerinden birisin. az önce tekrar reader dan takip ettiğim bloglara bakarken bir yazıya denk geldim. bloguna grdiğimde ise o yazıyı göremedim. eğer bizleri o yazıdan mahrum ediyorsan inan büyük bir hayalkırıklığı yaşayacağımı bil.
Saygılarımla
Korkmaz

YO dedi ki...

noat noldu? önce kapanmis oldugunu blogumdan gördüm..
bisey anlamadim.. tskler..
umarim kapanmaz!

hagi dedi ki...

analiz harikulade..

transfer doneminde box-to-box beklerken elanonun gelmesine bir hayli sasirmis ama kamuoyundaki genel coskunun da etkisiyle bu garipligi gormezden gelmistim.

su an itibariyle rotasyon oyunculugundan ote bir yol gorunmuyor elano'ya.eger sene sonunda arda falan ayrilirsa belki o zaman faydalinabilir.benim kafamdaki soru ise rijkaard'in bu adami neden,hangi rol icin aldirmis oldugu..

Faruk Alpaslan dedi ki...

@ Aşkın

Aydınlatıcı bilgiler için teşekkürler, he bu arada 3 ay fazladan yaşarsam bilki sebebi sensin Allah bereket versin.

aşkın dedi ki...

Böylesine bir tepkiniz vardı da neden bizzat o siteye (Biy midir nedir) değil de şurada kendi halinde bir insana geldi anlayamadım.
Aslında anladım, gücünüz yettiğine.
Şu ana kadar en korkunç görüntüleri, kaza veya saldırı sonucu parçalanmış cesetleri izlemiş biriyim, paso Cs oynuyorum.
Bu beni psikopat yapar mı?
Yaptığınıza değdi mi? Amacınız ego sahibi insanlarsa bu site o türden bir insanın sitesi midir? Yazıklar olsun anlayışınıza.
Faruk sen de bak nasıl insanlar var, dua et benim gibi ömür uzatan insanlara rast geliyorsun.

... dedi ki...

Gecmis Olsun

zenmaster dedi ki...

Böyle savunması zayıf sitelere basit saldırılar yapanlara internet aleminde "lamer" derler. Bir de düşünceli gibi şifre iade edilecek denmiyor mu... Çok komik gerçekten.

Muhtemelen BİY'e saldırı denediler, beceremediler. Blogspot'un açıklarından faydalanıyorlar. Allah akıl fikr versin diyorum.

Bir de, hangi ip'den login olunduğu görünüyor bu sistemde bildiğim kadarıyla. Salaklığının kurbanı olacak muhtemelen bu arkadaş(lar).

Lamer işte...

haute_couture dedi ki...

Faruk Alpaslan

Elano'nun menajeri misin bu ne hiddetli çıkış? :)

Noat Samisa dedi ki...

Buraya da bir teşekkür, herkese.

Faruk Alpaslan dedi ki...

@ haute_couture

Genciz, hırslıyız, ateşliyiz baba :P

Bu arada geçte olsa geçmiş olsun Noat

hayyam dedi ki...

Kesin Wayne Bridge'dir adama bu kadar giydirdikten sonra:)

sampi dedi ki...

Gecmis olsun.

Delinho gibi onundeki maclara bakip devam etmeni dilerim. Arsivini de zahmet edip yuklersen emegin bosa gitmemis olur. Umarim inbox'tan silmemissindir.

extensor dedi ki...

Geçmiş olsun Noat Samisa,
Ahlak ebeliği yapan şerefsiz heriflere önce kendi yaptıkları hırsızlığı çok iyi göstermişsin.

Hırsız gelmiş egodan bahsediyor.
Emeğe saygısızlık ediyor, belden aşağı vurmaya çalışıyor.
Muhtemelende çoluk çocuk işi.

Arşiv gitmiş, gitsin boşver. Zeka sende değil mi, toplarsın yine Arşiv falan. Üstüne de çıkarsın... Ama düşme, geri çekilme, kırılma... O zaman hırsızın istediği olur.

Yazmaya devam. Okuyanlar için, güzel bir yazı sonrasında oh be şahane oldu diyebilmek için. Kendin için.

matiasemilio dedi ki...

futbol adına çok şeyler kazandığım ve kazanmaya devam ettiğim bu platformun aktifliğinin devamı temennisindeyim..haberi aldığımda korktum,üzüldüm,sanki benim olan bir şeyi bir nesneyi ya da kişiyi kaybetmiş gibi..birlikte yürüyelim abi..
we will never walk alone!!

theotheo dedi ki...

noat geçmiş olsun, her ne kadar yorumlarımı yayınlamasan da her zaman arkanda olduğumuzu bilmeni isterim. teşekkürler.

PENNEARABIATA dedi ki...

@noat samisa

geçmiş olsun, son olsun...

everblack dedi ki...

geçmiş olsun noat..

gayin-sin.net dedi ki...

Selamlar.

İzninizle bazı kritiklerde bulunmak istiyorum, Elano dışında yazıda kullanılan ama gerçeği yansıtmadığını düşündüğüm fikirler için.

1. Total futbol yazıda ileride sürüldüğünün tersine 4-3-3'le hayat buldu dünyada. Hollanda 1974 Dünya Kupası'nda net bir 4-3-3 oynuyordu. Zaten o dönem bütün dünya 4-3-3 oynuyordu. Türkiye'deki bütün takımlar da.

Total futbolun şöyle bir farkı oldu. Bütün dünya 4-3-3'ü terkettiği zamanda bile total futbol elçileri hep 4-3-3 oynattılar takımlarını.

(Sanırım 4-3-3'ün yeni bir sistem olduğu algısı var burada. Oysaki eski bir sistem 4-3-3. 1962'de Brezilya, 1966'da İngiltere, 1970'te Brezilya, 1974'te Almanya hep 4-3-3'le dünya şampiyonu oldular.)

2. Total futbolun yaşanıp bittiği doğru değil. Total futbolun rakamları aşan başka bir felsefesi var. O felsefe hiçbir zaman yok olmadı, Rijkaard ve Pep Guardiola üzerinden de devam ediyor dünyada.

3. Frank Rijkaard'la bugüne kadar yapılmış tüm söyleşileri okudum, ve dinledim. (GSTV her hafta kendisiyle bir söyleşi yapıyor.) Bu kendisini en çok etkileyen teknik direktörler meselesi GSTV'de ısrarla soruldu Rijkaard'a. Birinci sıraya Marinus Michels'i yazdı Rijkaard. İkinci sıraya da Johan Cruijff'u. Daha sonra Arego Sachhi ve Capello'yu ekledi. Ama sonra yeniden Michels ve Cruijff'un ismini öne çıkarmak gereğini hissetti.

4. Elano meselesine pek girmek istemiyordum ama Elano'nun oynayabileceği son yer Keita'nın pozisyonu olur. Daha doğrusu Rijkaard'ın bu seçenek hiçbir zaman aklına bile gelmez. Çünkü Rijkaard (ve total futbol ekolü) mutlaka ve mutlaka bir hızlı kanat oyuncusuyla oynamak azminde bir teknik direktör.

5. Galatasaray'ın oyununa gelince. "Trabzonspor maçında Arda'nın attığı gol mesela, ne çeşit bir hücum setidir" cümlesini çok yadırgadiğimi söylemek istiyorum. Yadırgadiğım şey şu: Galatasaray bu sezon gollerinin yüzde 40'ını bu ve bunun türevi setlerden üretti. Yani bu set esasında Galatasaray'ın en iyi bildiği ve en sık uyguladığı set.

Arda Turan'ın Trabzonspor'a attığı golle, Milan Baros'un Beşiktaş'a attığı ikinci gol aynı hücum setinin ürünü. Her ikisinde de sağ kanattan uzun ve ters top gönderildi rakip 18'e. Burada en soldaki oyuncu kendi sağındaki oyuncuya asist yaptı.

Beşiktaş'a atılan ikinci Baros golünde Elano uzun bir ters topla Kewell'u görmüştü, Kewell da Baros'a asist yapmıştı. Trabzonspor maçında da Keita'nın gönderdiği uzun ve ters topu Milan Baros kafayla kendi sağındaki oyuncunun önüne bıraktı.

Eğer burada şanstan söz ediliyorsa, şunu belirtmek gerekiyor ki, şans da oyuna dahil. Dolayısıyla şanssızlık da.

Saygılarımla.

Melih Şabanoğlu

Noat Samisa dedi ki...

Selamlar Melih Şabanoğlu,

Bence öncelikle yazıda ne anlatılmak istendiğine biraz daha yoğunlaşmanız gerek. Alıntı yaptığınız cümle de dahil olmak üzere maalesef yalnızca muhalif bakılabilecek yönünden, bir kalıp eleştiri olarak ele almışsınız. Üzüldüm.

Ben de maddeleyerek cevap vereyim:

1- Benim eğer Total Futbol başlığında gelişen futbol tarihine dair ileri sürdüğüm bir şey var ise, bu da yazıda üstü kapalı geçildiği üzere başlangıçta dizilişin 4-2-4 olduğudur. Sonradan bu diziliş 4-3-3 şablonuna evrilmiş ve Michels'in oyun aklı ya da felsefesi ile sistem halini almıştır. Diziliş, şablon ve sistem benim fikriyatımda apayrı kavramlardır. Hayır, yeni bir düzen algısı yok, futbolda taktiklerin tarihsel gelişimine ilişkin yeterli ve detaylı bilgim olduğunu düşünüyorum.

2- Aynı mantıkla karşıtı Catenaccio'nun da bittiğini iddia etmek doğru olmaz, az önce izlediğim maçta Trapattoni'nin İrlanda'ya oynattığı oyun ve namağlup yaşanan süreç İtalyan ekolü denilen yapının izlerini taşımaktadır. Ama yanına bir neo- takısı getirmeniz gerekir, çünkü futbol 30 yıl önceki hızda değil. Şu günün oyununda Michels'in has adamları Cruyff ve Neeskens'in o günkü aktivitede olacaklarını düşünmek veya bunların rollerini bugüne uyarlamak ancak varsayımdır. Trend futbol gerçekleri, Total Futbol denilen dönemin pek çok unsurunun bugünkü varlığını yalanlar.

3- Arrigo Sacchi'li Milan dönemi içerisinden pek çok başarılı teknik adam çıkarmıştır. Ben bunların kıyasını yapmadım, Cruyff ve Michels adı kadar Sacchi'nin de Rijkaard'da olan izlerinin gözardı edilmemesi gerektiğini vurgulamaya çalıştım.

4- Elano'nun Man City'de 2 yıl oynadığı pozisyon budur, üçlü orta sahalı düzende sağ kenar adamı rolüdür. Burada ne Total Futbol bahsi geçer, ne de başka bir ekol. Ben konuyu Elano üzerinden ele aldım, Rijkaard değil. Mesele Elano'nun futbol geçmişinde açıkça en verimli olduğu yerdir, ben de bunu anlattım. Rijkaard çıkarır, başka bir şey gösterir; olabilir.

5- Ben ''hücum seti değildir'' demedim. 4-3-3 şablonunun hücum seti olmadığını veya başka bir şablona daha yakın olduğunu gördüğümü söyledim. Yoksa Keita-Kewell birlikteliğini, sağ bek-sağ kenar üzerinden arka direk oyunlarını ve daha pek çoğunu sene başından bu yana görüyoruz. Bunu negatif eleştiri olarak algılamak ilginç bana kalırsa.

Şans ile bitirmek ise tamamen sizin yorumunuz, ben öyle bir şey ima dahi etmedim. Futbol bilginize saygım vardır, lakin blogun üst tarafında ''Beşiktaş'' yazmasa idi ''şans'' eklemesine mağruz kalacağımı sanmıyorum.

Selamlar, detaylı yorum için teşekkürler.

aşkın dedi ki...

Manchester City'nin 2007-2008 ve 2008-2009 kadrolarına bakarsak forvet ve açık oyuncusu mezbul miktarda fakat ortasahanın ortasında Michael Johnson ve Stephen Ireland haricinde direkt as oyuncu kıvamında isim yok.Buna rağmen merkez oyuncu olarak kullanılmamış.
Bu yüzden Noat Samisa'nın önerisi akla yatkın ama uygulaması pek mümkün değil.Türkiye'deki Elano algısı biraz farklı ve bu yüzden sorunlar yaşanacak gibi, yaşanıyor da.Artık kafa yorma kısmını Rijkaard'a bırakıp gidişatı izleyeceğim.İşin sonu 4-2-3-1'e varabilir...

Noat Samisa dedi ki...

aşkın,

Bahsettiğin durum büyük ölçüde Ada'ya özgü bir durum. Elano orta sahada kullanılmaz, şu olur-bu olmaz tamamen geçmişe yönelik bir çıkarım. Brezilya geçmişi koyulabilir ortaya, daha detaylı bir portrelendirme yapılabilir. Elano ismi akla ne getirir, denirse benim aklıma bu yazıda geçenleri getirir. Ayrıca bu yazıda sadece Elano-Galatasaray ilişkisi yok, benim temelde ele aldığım konu çok daha başka. Durum budur benim açımdan.

aşkın dedi ki...

Noat haklısın fakat değerlendirme ve repütasyon genelde City günlerine dayandırılarak yapıldığı için ben de o zamanı baz aldım.
Zaten en büyük karmaşa burada, Premier Lig'de burada talep edilen mevkiide oynamaması bir kıstas değil ama algı hem apoleti hem de bu mevkiinin beklentilerini içeriyor.Mevkii kısmı malum zaten konuşuyoruz, apolet kısmını da ilk yorumumda görüşümü belirttim.
Elbette senin yazı genel bir değerlendirme ama benimki Galatasaray özelinde oluyor ve işin içinden çıkamadım, hocaya havale ettim.

guner dedi ki...

Geçmiş olsun öncelikle.

Taktiklerin tarihsel gelişimiyle ilgili bilgilerime sizinki kadar güvenemiyorum, işe o açıdan bakmayacağım. Lakin, Rijkaard'ın Galatasaray'a gelişinden sonra yaşananlar hakkında bir şeyler söyleyebilirim.

Rijkaard'ın kafasında Elano gibi bir oyuncuyu sağ açıkta kullanmamak istememesi bir yana, bu, Elano'yu Galatasaray yapısında sağ açıkta kullanmayacağı anlamına gelmez. Benim şu süreçte en rahatsız olduğum, devrim konusu oldu. Galatasaray bloglarında gördük sürekli, en küçük bir parıldama, en ufak bir 'total'lik Rijkaard'a mal edildi. Rijkaard geçmişinden yeni bir Galatasaray yaratılmaya çalışıldı. Ama kadro yapısıyla alakalı olarak, Skibbe'nin takımından örneğin çok kesin çizgilerle ayrılmıyor şu anki Galatasaray, keza bu başarılsa zaten çok büyük bir olay olurdu, bu kadar kısa sürede. Galatasaray'ın geçen seneden iyi yaptıkları örneğin duran toplardaki başarı ve daha derli toplu bir savunmaysa -ki bu da tartışılır-, bunlar Rijkaard'a mal edilebilir, doğrudur, fakat bunun haricinde her konunun 4-3-3/Total Futbol gibi ibarelere dayandırılmasının doğru olmadığnı düşünüyorum. Buradan çıkacak sonuç, Skibbe de en az Rijkaard kadar iyi veya buna benzer bir Skibbe-Rijkaard karşılaştırması olmasın, Skibbe dönemi Galatasaray için bir şanstı, keza Uğur Uçar'ın ve nicelerinin net kararla takımın içine sokulması ve bugün oluşturulan kadronun temelinin atılması açısından Kalli dönemi de. Skibbe değil de Rijkaard'ın kulübede bulunması, vizyonun daha da genişlemesi açısından sevindiriyor beni, ama Rijkaard'ın bugüne kadar yaptıklarıyla alakalı bir çıkarımım, bir sevincim yok. Tüm bu durumlara mukabil, işte Elano şu bölgede kullanılamaz, Rijkaard kullanmaz gibi söylevleri de doğru bulmuyorum. Şu an Galatasaray o bahsedilen yapıdan uzakta ve eksiklerini telafi etme adına bazı başka şeylerden feragat da ediyor, orta üçlüde Barış-Topal-Sarp kullanımı gibi, bu yüzden henüz o gereken kadro oluşturulmadan, taktikle ilgili konuların Rijkaard'ın felsefesinden öte oyuncuların yapıları üzerinden dönmesinin daha doğru olduğunu düşünüyorum. Esas olan, Galatasaray'ın 4-3-3 diziliminde sahaya çıktığı, fakat kadro yapısı, bu dizilimin kafalardaki oyun yapısını sergilemesini mümkün kılmıyor. Elano'yla ilgili sorun, kadronun nispeten genişliğinden rotasyona gidilmesi ve oyuncuların bundan muzdarip olmasıyla ve Elano'ya hangi rolün biçileceğinin tam anlaşamamasıyla alakalı bana kalırsa. Elano'nun da çok formda olmadığı aşikar, ama ondan önce bir şeyler oturmadı takımda, bir yapının üzerine ince ayarlar yapılacak seviyeye gelinemedi, ki bu da doğal. Mesela Tabata transferi güya bi ince ayar transferiydi, Aston Villa'nın orta sahayla bütünleşen bir ofansif orta saha oyuncusu alması da, gönül ister Ireland, ama daha kesin olan bir Defour transferi de ince ayar olacak. Ama Galatasaray'da ince ayardan bahsedemiyoruz henüz, oyuncular pozisyonlarını alamamış durumdalar keza. Devrimin kullanılmasından duyduğum rahatsızlığı daha önce dile getirmiştim, linki hemen aşağıda.

guner dedi ki...

http://hayat-yuvarlaktir.blogspot.com/2009/10/devrim-demisken.html

Daha düzgün stoperler kullanımı veya daha komple bir orta saha yapısıyla Elano'nun ve Arda'nın yerleri de şekillenecektir. Elano farklı şekillere girebilecek değerli bir hücum elemanıdır benim gördüğüm. Premier Lig'de ortadan oyun kurucu kullanımı mümkün olmadığından, bknz. Modric, sağda görev aldı ve Brezilya'da da İngilizvari kanatlar yerine sağ açık, sol açık gibi kavramlar olduğundan, Elano, önemli bir orta saha hücum elemanı olarak sağ açık pozisyonunda parladı. Dizilim içinde, ligin yapısına, takımın yapısına uygun olarak en doğru yer neresi olacaksa, orada kullanmak en doğrusu olacaktır, belli bir mevkinin adamı değildir benim görüşüm. Ama mesela Alex'i sağ bölgede başlatamazsınız. Olaylar böyle gelişmiştir, sağ tarafta parlamıştır. Ortada kullanıldığı vakit, eğer Arda gibi saçmalıklara kaçmaz da sadece kendinden bekleneni yaparsa, oyunu yönlendirmesi-zekası-paslarıyla öne çıkacaktır, diğer durumdaysa daha forvetvari özellikleriyle. Arda ve Elano'nun birlikte olduğu 11'de, birine daha geride rol, birine de forvet çoklayıcısı rolü verilmesi veya solu hakkaniyetiyle forvet çoklayıcılığı yapan Kewell'a bırakıp Arda-Elano'nun dönüşümlü kullanılması düşünülebilir. Böyle bir durumda da devamlılık sıkıntısı doğacaktır ve sanırım ikisinden de verim alınamaz. Sakatlıklar ve Afrika Uluslar Kupası,kadronun oturmasında çok önemli rol oynayacaklar aslında. Elano sonrası, Arda'nın rolüyle ilgili sıkıntılar yaşandı, daha önce bu sistemdeki en uygun rolün hangisi olduğu seçilmişti, Elano'yla şüpheler belirdi, oyuncunun kafası dağıldı. Arda çok çabuk dağılıyor zaten, öyle olunca da topu çok ayağında tutuyor, bir sağa bir sola dönmesiyle de oyunu yavaşlatıyor. Ben Arda'yı kişi olarak da sevmedim, sevemedim işin aslı. Daha yukarda oyun kurucu orta sahaların, Premier Ligde kanatta kullanıldığından bahsettim. Estonya maçından sonra, ki bu sene oynadığı en iyi maç olabilir, kanat meziyetleri gelişmiş, kanat oyuncusu olarak yetişmiş Arda'nın, 2 tutucu orta sahalı 4-4-2 düzeninde solda konuşlanmasının onun için en üst olduğunu gördüm. Hem kanattan alıyor topu, hem oyun kuruyor vs. Ama Galatasaray'da böyle bir rol yok ve ortada kullanılıyordu. Elano mu Arda mı, hangisi hangi rolde olacak, bunun bir an önce belirlenmesi gerek diye düşünüyorum.

Bir de yeni yazılar ne zaman gelecek acaba, bunu da öğrenebilir miyiz?

BT dedi ki...

Sadece futbol konuşan insanları seviyorum.
4-3-3'ün 4-2-4 evladı olduğu taraftayım bende.

Noat Samisa dedi ki...

Güner,

Blogun rutininde 3-4 gün güncellenmediği zamanlar olmuştur, acele etmeyelim. :) Dün izlediğim İrlanda-Fransa maçı çok güzel bir taktik maç'tı mesela, fakat elim gitmedi klavyeye. Bu hissiyatın değişmesi gerek, o da ne zaman olur bilinmez. Belki hiç, belki yarın. :)

Faruk Alpaslan dedi ki...

Noat hadi ama patlat 1 2 tane post :))

D.A dedi ki...

Bu hafta fener maçında Denizli'nin şapkasından yeni çıkardığı tavşanları gördükten sorna yazmadan duramazsın sen Noat:)
Şimdilik iyi dinlemeler..

matiasemilio dedi ki...

fenerbahçe zaferiyle inşallah blogumuza da kavusacağız..

yigit dedi ki...

yeni açık bileti 75 tl
kazan önünde 3-4 bira 10tl
kokoreç-köfte vs. 5 tl


noat tan fenerbahçe maçı sonrası analizini okumak paha biçilemez

hadi noat, şu klişe espriyi bile yaptırdın bize.

Arminas Elensar dedi ki...

noat geri dön ve yazmaya başla lütfen... bak feneri de yendik sen dön diye :)

The Glorious Strategist dedi ki...

noat samisayı geri getirirse ancak böyle bir maç getirir, bence.

hayyam dedi ki...

Bu aksamin hayal kirikligi sensin Noat Samisa. Zaten bu maci is dolayisiyla izleyememisim ve bir heyecanla ve merakla eve geldim ki blog kapali. Inan keyfimin yarisi gitti. Isallah Pazar gunu uyandigimizda blogda bir hareket goruruz ki yazilmasi ve anlatilmasi gereken Reds-Mancity macida var. Iyi geceler...

tanju dedi ki...

dön be noat.

vence dedi ki...

peki sorarım noat; bu da mı gol değil?

tarik dedi ki...

Noat,

Bari derbi hatrına bir yazı...

Noat Samisa dedi ki...

Bir yere gitmedik, buradayız. Yazma şevkimiz geri döner ise yine bir yerlerden başlarız. Bu tip telkinler beni zor durumda bırakıyor; ama o gün bugün de değil, yani yine gol değil. :)

Kalten dedi ki...

Aha bunu buraya yazıyorum, totem olsun: Manchester'ı yenince gelirsin geri!

Kalten dedi ki...

Totteeeeeemmmm

Arşiv

Hayatım Futbol

Arama

Yükleniyor...

Jean Tigana