Trabzonspor 0-2 Beşiktaş

Maç başlangıcı itibariyle Beşiktaş'ta ''gol'' kelimesini aklında ilk sıraya koyan veya koyma ihtimali olan üç adam var: Tabata, İsmail ve biraz Nobre. Takımda bir adet komple futbolcu var, o da zaten kazandığı topu sol ayağıyla uzak köşeye enfes gönderdi ve takımı bu sefaletin içerisinden çekip çıkardı. Bugün attığı gol bir çeşit sihirdir, ''skoru değiştirebilen oyuncu'' sıfatının geleneksel deyim ile ''önlibero'' halidir; hangi tırnak arasında daha çok vurgu olduğunu herkesin kendi fikrine bırakıyorum. Alın size iki yönlü orta saha... En son Wolfsburg deplasmanında ''şampiyon takım yaşıyormuş'' dedik, bu akşam ise dört kolluya bindirilmiş olduğunu gördük.

Geçen senenin kabusu olan değil, bundan 6 yıl önceki takımın bir kötü kopyası olan üçlü savunma ile başlandı maça, hafta içi kısa bir bölüm takımın bir-iki orta yapabildiği düzenin de bir kötü kopyası idi. Sağ stoper Toraman, sol stoper Ferrari; solda Ekrem, sağda İsmail; ortada Ernst-Fink-Uğur üçlüsü, onun önünde Tabata ve en ileride Nobre. Takımın omurgasını sayalım: Sivok-Fink-Tabata-Nobre. 6 yıl öncenin omurgasını sayalım: Ronaldo-Giunti-Sergen-İlhan. Bu omurganın yanına kimlerin serpiştirildiği de ayrıca değerlendirilir. Derdimiz nostalji değil, bugünkü takım tertibi yıllar öncesi ile birebir eşleştiğinden örnekledim. İki takımdan da dört oyuncunun topla münasabet becerisini ortaya koyalım, ondan sonra sayıları yazarız. Şu maç yazısının son paragrafında bir şey anlattık, aynen bugün bu ayrımı anlatabiliriz. Beşiktaş bugün 5-4-1 dizilmiştir ve ortada bir şablon yoktur. Ben bunu diyorum, sen 6-4-0 dersin; hiç önemli değil bugün için. Eğer bir tane dahi orta saha oyuncularının kenarlara girerek top aldığını görseydim 3.5.2 yazardım, ama Beşiktaş bugün 1 tane bile bilinçli hücum geliştiremedi. Sayılar önemlidir futbolda, ama gelir bugüne sistem falan derseniz haftasonu televizyonda yayınlanan onca maça hakaret edersiniz. Hafta içindeki umutsuzlukla farkı yaratan Ernst'in varlığıydı işte, daha fazlası yoktu. Bugün sahaya çıkan kadroyu istediğiniz şekilde dizin, hatta içine Yusuf'u da ekleyin ve 12 kişi olarak dizin, fazlasını göremezsiniz.

İlk yarı 5 tane Trabzonspor aksiyonu hatılıyorum. Pek çoğunda başrolde Umut Bulut var. Uzun toptan iki pozisyon buldular, Ferrari'nin savunmanın merkezinden uzaklaşmasının getirdiği alan hakimiyeti zaafiyetini kullandılar. Maça standart düzende, geçen hafta geriden gelerek maçı alan takımla başladılar. Beşiktaş'ın 11 kişiyle kendi yarı sahasında olduğu bir günde ve savunma merkezli futbol oynayan 4 Avrupalı'nın yer aldığı bir takıma karşı hiç de fena sayılmayacak pozisyonlar buldular. Savunmanın aşırı geride pozisyon almasının, tek hamle şansı kalmasının bir zaafı olarak Beşiktaş savunması son 3 lig maçında vermediği kadar pozisyon verdi Trabzonspor'a. Takım savunmasının iyi olabilmesi için savunmacıların ara ara akıl tutulması molası alması gerek, biraz olsun rakibe tehdit oluşturmalı ve oyun içinde en az birkaç kez çift haneli pas sayısını görebilmeniz lazım. Ama bu şekilde Ernst-Fink birlikteliğinin hiçbir anlamı olmadı, hatta İsmail Köybaşı da özel bir oyuncu olmaktan çıktı. Beşiktaş ilk yarı kadronun ederini yaptı, elden bu gelirdi ama bu kadar pozisyon verip de tabela değişmemişse apaçık bir şeyler yanlıştır. Devreye yine 2 oyuncu değişikliğiyle girildi, Mustafa Denizli ritüeli olarak kabul ediyorum. Daha ilk yarı ortaların top yine iki takım arasında gidip-geliyorken ben ''giren-çıkan toto'' isimli garip oyunu oynamaya başlamıştım. Yusuf günün bankosuydu, takımda her kanatta tek kenar adamı olduğundan Yusuf'un merkezde pozisyon alacağını tahmin etmenin de oranı düşüktü. Yani bu bir tavşan değildi. Denizli bu değişikliğinden tahmin edileceğini bildiğinden Kaş-Uğur değişikliğini yaptı, bizim kupon tekten yattı. Üçlü savunmanın kenar adamı İbrahim Kaş? Diziliş asimetrik bir hal aldı, bu hamle sonrası Cale ataklara hiç katılamadı Beşiktaş'ın sağından. Oyun Beşiktaş soluna, Colman'ın kenarını yığıldı. Denizli maç sonu ''... amacımız oyunu küçük bir alana sıkıştırmaktı'' dedi, Kaş-Uğur değişikliğinin de anlamı bu olsa gerek. Colman da beni büyüleyen Galatasaray maçı performansını mumla arıyordu, sahada gezindi adeta. Ernst'in harika golü Beşiktaş adına tam zamanında geldi, bu ana kadar hücumda ancak elinden geleni oynayan kadro tamamıyle savunmaya şartlandı. Yine çok pozisyon buldu Trabzonspor, yine aynı yolla aksiyon kovaladılar. Hugo Bross orta sahada fazla adam bulundurmanın bu denli baskın oynanan bir oyunda anlamsızlığına kanaat getirdi, zaten stoperler rakip yarı sahaya kadar girerek ikinci topları alabiliyorlardı. Beşiktaş'ın soluna üçüncü oyuncu olarak Ergin Baytar'ı da soktu. Skorda geride iken orta saha çıkarıp hücumcu almak ancak bu ortamda doğru hamledir. Oyun hakimiyeti elinizde değilken ''tek önlibero-çift forvet'' çığırtkanlığı ancak skor farkını açar. Bir de üzerine Alanzinho girdi, bu değişikliklerin tamamı bir şekilde üretilen pozisyonlarda rol aldı. Trabzonspor'un belki de bu sezon sahasına en üretken olduğu ve kalesine bu kadar az pozisyon verdiği bir günde Hakan Arıkan çıktı sahneye, maçı Beşiktaş'a getirdi. Bobo'nun kaçırdığı pozisyon gol olsa maç çok önce bitecekti ama bi' 15 dakika daha işkence çekildi. Trabzonspor, 90 dakika etkin olduğu oyunda Hakan Arıkan'ı geçemedi ve 0-2 mağlup oldu.Mustafa Denizli maçı kafasında oynamış ise eğer aynen bunun rüyasını görmüştür. Belki Bobo'nun bu denli kötü vuracağını hesaba katmamıştı, maçı 80'den evvel 0-2'ye getireceğini hayal etmiştir. Biraz geç oldu ama oldu. Kendisinin lakapları arasına bu senaryodan sonra ''Polyanna Mustafa'' da eklenmiştir. Teşbihte hata, bizde kötü niyet olmaz. Bu sezon bugüne kadar gol yollarında yüzde 5 efektiflikle oynayan Beşiktaş, takım savunması adına berbat geçirdiği bir günde savaştı ve biri kaçan, diğeri gol olan Bobo ile sonlanan aksiyonları haricinde üretken olamadığı maçta yüzde 50 efektifle 3 puanı aldı.

Şu maç yazısının üçüncü paragrafında Yusuf'un kulübede başlaması gerekliliği tezine ek olarak takımdaki rolüne ilişkin fikrimizi belirtmiştik. Her maç apayrı birer deryadır, elbet kalıbı yoktur; ama genel görüntüde Yusuf'a merkez rol daha uygun olabilir. 90+3 olduğunda Bobo'nun yakınına sokulan 2. oyuncunun İsmail Köybaşı olması önemlidir. Akılda yaratılan sanal gerçekler değil, sahada görünendir fikri yaratan. Biz bu formanın peşinden gidiyoruz, hayatın başka bir alanında karşılaşıp da hiç umrumuzda olmayacak nice insanlara sırf bu formayı giyiyor, üzerinde Beşiktaş armasını taşıyor diye değer verdik, veriyoruz. Başkan, yöneticiler de buna dahildir. Bugün üçlü savunmalı dizilişte kenar adamı olmuştur İsmail, 4.3.3'ün ideal kanat beki olarak bu görevi de kotarmıştır. 90+3'te de koşuyu yapan adamdır, asist yapmıştır. Son 2 lig maçı, 1 gol 1 asist. Takım bu iki maçta da gol yememişse bir bekten başka ne beklersiniz ki? Hakan Arıkan da bugün Beşiktaş'a 3 puanı getiren adamdır. Hafta içi olmayan Ernst, yine hücumda sefaletin hüküm sürdüğü bir günde farkı yaratmıştır. Benim açımdan her tercih farklılığının sebebi geniş çerçevede veya bugün İsmail'in son dakika deparı gibi, perde arkasında görünenlerin zihnimde oluşturduğu algıdır. Beşiktaş bu maçta ve her maçtaki iyilerini yazmak için maçın bitmesini beklemeye gerek yok, kadrolar açıklandığında belli oluyor zaten: Ernst, Ferrari ve Sivok. Maçın en iyisi ise Hakan Arıkan.

Mustafa Denizli 4 ay dayandı, galiba bu da bir rekordur. Bizim daha Ferrari transferinde aklımıza düşen tilkiyi 4 ay sonra sahaya koydu. Değişim ile sonuçlanacak kongre sonrası takımın durumuna göre acilen ya da sene sonunda birbirimize teşekkür etsek iyi olacak. Diğer yanda bu akşam oyunu çevirmek için pek çok doğru hamle yapan Hugo Broos'a ve güçlü Beşiktaş savunmacıları karşısında elinden geleni sahaya koyan Trabzonspor oyuncularına yazık oldu.

Toprağın bol olsun İlker Ateş...

Noat Samisa

07.11.09

7 Fikir, Tenkit, Yorum:

UyAha dedi ki...

abi her zaman güzel ve doğru şeyler söylüyorsun. yüzlerce bloğun içinden gerçekten zevk alarak okuduğum bir kaç yazardan birisin. hiç bir karşılık beklemeden verdiğin bu emekler için teşekkür etmek istiyorum ben sana.
ayrıca bir trabzonspor taraftarı olarak da tebrik ediyorum beşiktaş'ı.

ama açık söyleyeyim koskoca beşiktaş'ın bu kadar kapanık ve mahkum oynamasına hem bir anlam veremedim hem de içime sindiremedim. hatta birlikte maç izlediğim beşiktaş'lı arkadaşlar utandılar 9 defans oyunculu takımlarından.

gökhan dedi ki...

"Değişim ile sonuçlanacak kongre"

bir ben umutsuzum heralde bu kongreden. neyse umarım değişim gerçekleşir ama zor gibi geliyor bana.

ayrıca bu takım antremanlarda neler yapıyor acaba çok merak ediyorum. bu kadar salaş, ne yaptığını bilmez bir oyuncu topluluğu ertuğrul sağlam döneminde bile yoktu.

alper dedi ki...

nihayet bu takımın bu maç özelinde 5-4-1 oynadığını duydum ya ölsemde gam yemem.:))

önceki maçlarda da bana göre 4-3-3 değil 4-5-1 oynuyorduk tabi o ayrı mesele.

ilk yarı ernst'i ismailin önünde kullanmak bence takımın hücum gücünü tamamen baltaladı.netekim 2.yarı ernst biraz daha ortaya geldi takım en azından ileri çıkar oldu.

bu arada kim ne derse dedin ikinci yarı oynanan futboldan memnunum ben.benim futbol doğrularıma göre güzel bir ikinci yarı çıkardık.çünkü trabzonun üzerime geleceği çok belliydi.yemediğimiz her dakika tehlikeli kontra fırsatlarının elimiz egeçeceğini öngörmek için maçı önceden yaşamaya da gerek yoktu.ben 1-0 skor bekliyordum 70 lerde atacağımız bir golle kazanırız diyordum önceden yaptığım maçta.ernst in golü farkı 2 ye taşıdı.

bu arada incemandan sonra kesin olarak ekrem dağın da iyi bir futbolcu olmadığını söyleyebilirim artık.

tanju dedi ki...

toraman,sivok,ferrari,ismail

maçın başında böyle dizmiş, ve en sonunda olması gerekenin olduğunu düşünmüştüm. ama denizli, sağolsun gene yanılttı bizi.

futbol dedi ki...

valla! ne olursa olsun ocak ayında uğur inceman serdar özkan ve tabta gönderilmeli.ernst ferrari ismail ekrem bu oyunculardan başka kimse ruhunu koyarak oynamıolarlar.

gurhan dedi ki...

Dün Trabzon'lu olsaydım kafayı yemiştim..Sezon başından beri sergilediğimiz vasat futbolu bile dün tutturamamışken üstüne bir de 2 farkla galip gelmek olsa olsa kaderin bir cilvesi olabilir.
Aynı kader,son yıllarda İnönü'de Fenerbahçe'nin bize karşı skor üstünlüğü kurması ile devam edecek mi göreceğiz.
Gelecek hafta bakalım son yıllardaki kaderi değiştirecek kadar büyük müyüz? Fenerbahçe'yi yendiğimiz anda ( umarım bu defa şereften yoksun olmayan bir hakem gurubu izleriz ) 2009 şampiyonluğundan sonra, 2010'da da en büyük şampiyonluk adayı olduğumuzu dosta düşmana ıspat etmiş oluruz.Böylece son 10 yılda 3 şampiyonluk ile beli doğrultma ihtimalimiz olabilir.Asıl ilginç olan ise eğer ocak ayında Demirören yeniden seçilirse ki seçilmese bile, 3 şampiyonlukta da payı olan ama camisasının büyük kısmı tarafından nefret edilen adam olma ünvanını almış olacaktır.Kaderin cilvesi...

CDiS dedi ki...

beşiktaş'ın oyun sistemini hiçbir bilindik sistemle açıklayamayız kanımca. Tamamen kaotik bir futbol, basiretsiz bir hücum hattı, müthiş bir savunma, istikrarsız bir kaleci. ne 4-5-1'i, ne 4-3-3'ü, sözkonusu Beşiktaş olunca hepsi hikaye..

http://casteldisangro.blogspot.com

Arşiv

Hayatım Futbol

Arama

Yükleniyor...

Jean Tigana