Boxing Day 2009
Pek çok Commonwealth ülkesi ve Ada'da özel addedilen 26 Aralık günü, yani Boxing Day, uzunca bir süredir tüm insanlık için bir futbol bayramına dönüştürülmüş durumda. Ne mübarek günsün sen, diyesi geliyor insanın ama bu sezon biraz farklı. Christmas bu sene cuma günü olunca İngilizler'in bu kutsal gün etrafında şekillendirdiği Premier League yıl sonu fikstürü biraz şekil değiştirdi. Genelde EPL'deki tüm takımlar bugün sahaya çıkarlardı; fakat bu sezon, takip eden tatil günü boş geçmesin diye yarına da maç koyuldu. 26 Aralık gününün Cumartesi'ye denk gelişinin acısı pazartesiden çarşambaya, daha doğrusu cumartesiden çarşambaya kadar uzanan kesintisiz Premier League keyfi ile çıkacak. Fikstür planlaması yapılırken en başa bu dönem yazılır ve fikstüre uzak deplasman yazılmaz. Bu uygulamaya League Two bile dahildir, taraftarların Christmas gününü uzak deplasman yolculuklarında geçirmemeleri -imkanlar dahilinde- amaçlanır. Bugünün fikstürüne bakılırsa Kuzeybatı takımlarının, Londralı'ların, Midlands takımlarının kendi aralarında maç yaptıkları görülür. Haftanın en uzak deplasman maçı olan Aston Villa-Arsenal karşılaşması yarın oynanacak, bu da şu planlamanın bir parçası saylır.
En son Nisan'daki Barcelona eşleşmesinde tam yol ilerleyen rakibini yalnızca durdurmak adına çıktığı Nou Camp deplasmanında Victor Valdes'in ekstra çabasıyla gol atamayan Chelsea, bu maçın ardından oynadığı tüm resmi maçlarda da gol atmayı başarmıştı. 34 maç sonra Birmingham City deplasmanında gol bulamadılar. Günün ilk maçı için şu veriyi en öne koymak gerekir. Son 6 maç baz alındığında ligin en formda iki takımı ezeli rakipler Aston Villa ve Birmingham City idi, Chelsea ise bu süreçte yalnızca 2 galibiyet alabildi. Artan-azalan form durumlarıyla şu maçta Chelsea galibiyeti benim için sürpriz olurdu. Oyuna bakıldığında ise Joe Hart ulusal takımın birinci tercih kalecisi standardında bir maç çıkarmamış olsa, tabela üç farklı Chelsea galibiyetini bile yazabilirdi. Birmingham'a karşı St. Andrews'ta hiç de azımsanmayacak kadar pozisyon yakaladılar. 10 maçtır kaybetmeyen Blues, bu seriyi yaparken her maç bu kadar fazla pozisyon vermiyordu. Neticede rakip liderdi, kadrosu eksik-aksak olsa da topu 5 kez net bir son vuruş imkanına kadar getirdiler. Joe Hart'ın harika yer tuttuğu, ayak dibinden müthiş bir refleksle çıkardığı; hatta yetişemeyip ancak topun direkle buluştuğunda çıkardığı sesi duyabildiği pek çok Chelsea atağı vardı. Karşı kalede de sayılmayan Birmingham golü vardı, Drogba'nın kale sahasında boylu boyunca yatıyor olmasının yarattığı fırsattan istifade eden Chucho bir gol buldu. Yardımcı golü iptal etti, evvelinde bir de pasif-aktif yorum hatasından gümbürtüye giden pozisyon var. Chelsea, maç boyu her bölümde pozisyon bulabildiği maçı kaybedebilirdi; lakin son maçlardan çok daha istekli göründüler. Fiziksel zaafiyetten Ancelotti de söz ediyor, bir süredir Ekim-Aralık periyodundaki kadar hızlı değiller.
Birmingham City şu dar kadrosuna rağmen fizik gücü ve sahada 3 adet santrafor orijinli oyuncu bulundurmasına karşın savunma disiplini ile benim için hayran olunası bir takım konumunda. İkinci devrede Bowyer ve Ferguson'un ileride kaldığı bir pozisyonda Chelsea sağdan top taşıyordu. Ters tarafa gönderilen topa takımın sağ ön oyuncusu Larsson müdahale etti. Birmingham'a göre soldan gelişen bir atakta sağ ön oyuncusu beşinci kademedir. Diziliş tahtaya yazılır da oyuncu buna uymaz ise anlamı olmaz. Birmingham sene başından beri aynı oyuncular ile aynı düzeni oynuyor ve kendi içinde her maç farklı bir şey deniyor. Kaleci Joe Hart sol kenara uzun oynuyor, Jerome ve McFadden'ın indirdiği topları Bowyer-Ferguson ikilisi alarak oyun kuruyorlar. Eğer rakip kendi solunu kapatır ise hiç beklemeden Chucho'yu savunma arkasına kaçırmaya çalışıyorlar. Genelde başarılı olamıyorlar, Benitez'in gol sayısında da belli oluyor. Beklerden birini oyuna sokabildikleri takdirde Bowyer'ın santraforların boşalttığı alana koşularını kolluyorlar. İç sahada 10. maçı oynadılar; attıkları 8 iken yedikleri yalnızca 5 gol. Chelsea ile birlikte iç sahada en az gol yiyen EPL takımı konumundalar. Ezbere oynadıkları çalışır hücum setleri var, duran top setleri var; bu şekilde kazanıyorlar. Tüm takımın müthiş bir efor ve özveri ile bağlı kaldığı taktik bilinç ve savunma disiplini var, bu sayede kaybetmiyorlar. Sezonun ilk yarı yılının yıldızı oldular.
Ancelotti sahaya Malouda-Mikel-Belletti orta üçlüsü ile çıktı. Takımın ikinci orta sahasının önünde, Anelka'nın sakatlığında ilk 11'e giren sturridge ve demirbaş Drogba'nın arkasında Lampard oynadı. Manasızca sürekli karşılaştırılan ama pek çok yönden farklı meziyetlere sahip iki özel İngiliz orta saha oyuncusundan Kızıl forma giyenin rolü, Londralı Maviler'in bayrak adamı olma yolunda emin adımlarla ilerleyen Frank Lampard'a uymadı. Sezon başı yaptığı denemeden verim alamayan, sonraki tercihlerinden (Deco ve JCole) çok daha olumlu geri dönüşler alan Ancelotti, Milan'da iken bir çeşit ters dönüşüm yaratarak Andrea Pirlo'yu halihazırda olduğundan daha geride kullanmıştı. Gattuso ve Ambrosini veya Seedorf, CL finaline ilerleyen yolda Pirlo ile beraber Milan orta sahasını taşımışlardır. Zaman içinde bu üçlünün veya 1-2 şeklinde konumlanan üçlü orta saha topluluğunun önünde Rui Costa, Kaka ve son olarak Gourcuff yer almıştı. Ancelotti'nin Milan günlerinde Pirlo'yu forvet arkasına yolladığı veya Seedorf-Ambrosini ikilisini bir arada sahaya sürdüğü maçlar vardır. (Bunlardan biri de esas düzen ile çıkılıp efsanevi bir hikaye ile sonlanan 2005 İstanbul CL finalinden 2 yıl sonra Atina'da oynanan 2007 CL finalidir. Ancelotti'nin Milan geçmişinde, hatta Arrigo Sacchi'nin Ancelotti'nin futbolcu olduğu takımda gerektiğinde uyguladığı bir değişim olan ''forvet arkası rolü sahibi oyuncuyu ileride tek santrafora yanaştırarak ona ikinci forvet rolü vermek ve dışarıda kalan santraforun yerine fazladan bir orta saha oyuncusu koymak'' hamlesi, -diğer bir deyişle yakın zamana damga vuran Rafael Benitez'in 1 kez UEFA kupası, 2 kez CL finalisti şablonu- Ancelotti'nin 2 yıl evvel kaybeden takımını Benitez'in esas düzeni ile eşleştirme, daha da net ifade ile trend futbol frekansına ulaşma hamlesi olarak da değerlendirilebilir. ) Andrea Pirlo'nun yaşadığı bu değişim 2006'da Dünya Kupası kaldıran İtalya ulusal takımına da fazlasıyla yardımcı olmuştur. Fakat Ancelotti, Pirlo'nun yaşadığı değişimi Lampard'a tersten yaşatmayı planlıyor. Her vasfı ile safkan British orta saha emareleri gösteren Lampard'ın oyun zekasının pek çok mevkiidaşının üzerinde olduğu bir gerçek olsa da üstün yetenekli bir hücum oyuncusuna savunma rolü yüklemek ile üstün nitelikli bir orta saha elemanına ağırlıklı olarak hücumcu rolü biçmek, hedefe ulaşma ihtimali arasında uçurumlar olan iki tercihtir. Frank Lampard, en son yine forvet arkası rolünde başladığı sezon başındaki Fulham maçında 90 dakikayı tamamlayamamıştı; Birmingham maçında da 80. dakikada oyundan alındı. Fulham maçından da evvel son olarak oyundan alındığı karşılaşma, 34 maç evvel oynadıkları, yukarıda bahsettiğimiz Barcelona deplasmanıdır. Frank Lampard'ın ne olmadığını 90 dakikayı tamamlayamadan oyundan alındığı iki maç bize anlatıyor. Frank Lampard: Salt savunma rolü sahibi bir ağır işçi değil, bu rolde Nou Camp'ta ıskartaya çıktı. Keza rakip kaleye yakın pozisyon alan, top rakipteyken alanını değil, topu kovalaması gereken ve top ayağındayken ince işler yapması istenecek bir hücumcu değil. Bilakis, bir futbolcudan istenen her şeyi aynı maç içerisinde yeterli ölçüde yapabilen ve daha fazlası ile birlikte mevkisinin gereklerini yerine getiren bir klasik orta saha/British modeli, dünyada eşi olmayan bir zirve orta saha oyuncusudur. 10 numara işini yapacak birinci isim Joe Cole'dur, ardından Deco gelir. Açıkça görünüyor ki, Lampard'ı orta saha haricindeki bir rolde görevlendirmek hem onun için, hem de bizler için eziyet. Angola'ya gidecekler 1 hafta daha takımla beraberler, hafta içi maçlarına çıktıktan sonra FA Cup fikstürü ile birlikte takımdan ayrılıyorlar. Ancelotti için takviye vakti...
Günün ikinci maçında Roberto Mancini sahne alıyordu. İngiltere'ye gelen İtalyan menajerler mutlaka ortaya farklı bir şey koyuyorlar, bu da İngiliz futbolunun bazı değişmez teammüllerine zıt gelebiliyor. Belki 20 sene evvel bu çeşit bir göç yaşanmış olsa sonuçları hüsran olacaktı, ama şu zamanda geniş çerçevede değerlendirme yapılacaksa eğer ekoller arası uçurumların git gide azladığı gerçeği esas kabul edilmelidir. Farkılıklar artık çok keskin değil. Önemli bir noktaya ulaşmak üzere Arrigo Sacchi adıyla başlayan ve takip eden dönemde Serie A'da ve İtalya futbolunda zirveye çıkan isimleri bir sayalım öncelikle: Fabio Capello, Marcelo Lippi, 99-00'da Lazio ile Sven-Goran Eriksson, tekrar eden Capello dönemi, tekrar eden Lippi dönemi ve Lippi ile gelen Dünya Kupası; Calciopoli'nin imajını kirlettiği bir döneme rağmen 3 kez CL finali ve 2 CL kupası ile Carlo Ancelotti ve son olarak Roberto Mancini. Sampdoria'nın 91'de tarihindeki tek şampiyonluğu kazanması, Sacchi'nin Milan kariyerinin sonunu getiren etkenlerden biri olan tabela sonucudur ve o dönemki Sampdoria'nın golcüsü Gianluca Vialli, henüz bu isimlerin hiçbiri Ada'ya gelmeden evvel geçen yüzyılın sonunda Chelsea'de iki yıl futbolcu-menajer olarak görev yapmıştı. Şu sayılan isimlerden yalnızca Marcelo Lippi bir kenara ayrılır, onun da yeri İtalya ulusal takımı. Diğerlerinin yolu mutlaka bir şekilde İngiltere'ye düştü. Bu bağ epey keskin ve mutlaka sonucunda olumlu geri dönüş alınan bir sebebi olmalı. Bu sebebi, bir özel dosya olarak eğer Mancini, Ancelotti veya Capello sezon sonu itibariyle başarılı olurlarsa detaylıca açmak üzere şimdilik rafa kaldıralım. Jose Mourinho'nun da yeniden Ada'ya dönüşü bu dosyaya bir yeni sayfa daha ekleyecektir.
Mancini gelir-gelmez Martin Petrov'a forma verdi, sezonun flaş adamı Craig Bellamy'ye kulübe yolu gösterdi. Ireland'ı De Jong ile aynı hizzaya çekti ve Barry'yi ileri attı. İki dış bek kullandı, ama savunma dörtlüsünü maç boyu tek hat olarak oynattı. Bekleri oyuna çok az katıldılar. Maç esnasında İbrahim Altınsay tüm bu açıkça görülebilen farklılıkları detaylıca anlattı, tekrar etmiş olalım. Man City'nin 8 maç sonra gol yememesinde, 16 maç sonra gol yemeden kazanmasında bugün Mancini'nin uyarılarına pay biçilebilir. Robinho yine pek bir şey oynamadı ama Petrov ile sürekli yer değiştiriyor olmaları, City'ye bugün için yeterli mekanik çeşitlilik sağladı. Arka direği maç boyu çok sık kullandılar, Pulis'in otobana dönen sağ beke ters kademe için Huth takviyesi geldi. Mark Hughes'ün takımı kadar hücum çeşitliliği vaat etmedi Mancini, ama ilk maçtaki öncül hamleleri ile arızayı tespit ettiğini gösterdi. Neticede takımın sorunu dizilişle, oyuncu tercihleriyle açıklanır boyutta değildi; artık Hughes'ü, daha doğru tabirle menajeri aşmıştı. Yan koltuğun sahibi Brian Kidd ile bütün maç konuştular, Mancini'nin önceliği bir süre daha takımla ilgili bilgi almak olacak. Kidd şimiden epey aktif rol yüklenmiş görünüyor. Stoke City karşısında alınan 2-0'lık galibiyet iyi bir başlangıç oldu.
Tony Pulis bu kez de Fuller-Beattie ikilisini yanında oturttu. Rory Delap'ı da yanında oturtup, sağ kenara Dean Whitehead'i koyarak Mancini'ye hoşgeldin hediyesi verdi! Tuncay eğer maç başında yakaladığı pozisyonu gol yapabilse, ruh hali pek iyi olmayan City takımı bir çeşit psikoza girebilirdi. Maç boyu Stoke'un yakaladığı tek net pozisyon buydu. Man City iki güzel gol buldu, savunmayı geçmişe göre disiplinli yapıp skorda geri düşünce acizleşen rakibine karşı nispeten rahat bir galibiyet aldı. Tuncay'ın ilk 20 dakika oyunu fena değildi, ama geri kalan bölümde birbirine yakın oynayan orta saha-savunma hattı arasına sıkışınca 90 dakika sahada kalamadı.
Günün son maçında son sözü söyleyen hoca ile bir süredir söyledikleri pek umursanmayan adam karşılaştı. Wolves takımı esas düzeni ile sahadaydı ama karşısında geçen hafta aldığı kırmızı kart ile cezalı duruma düşen Mascherano ve kesik yiyen Kuyt hariç olmak üzere hayati ikilileri sahada olan Liverpool vardı. Gerrard-Torres, Aurelio-Johnson ve sağlam bir orta saha ikilisi Liverpool için hayatidir. Vasat bir maç oldu, Masch cezalı olmasa hala kulübede olması muhtemeln Aquilani sonunda takıma girdi; Insua'nın enfes ortasına kaptan muhteşem yükseldi ve Liverpool kazandı. Wolves oyuncusu Stephen Ward'ın kırmızı kart ile atıldığı pozisyonda Wolves oyuncularının cin olmadan adam çarpma hesabı yardımcı hakeme takıldı, Ada hariç futbolu boş olan şu haftanın en ilginç hadisesi budur.
Son yılların futbol adına en vasat Boxing Day'i olarak tarihe geçen bir gündü; son iki gün eve sadece uyumak için dönüşün ardından tüm günü evde geçirmeye değer miydi? Everton yine kaybetmemiş, günün futbol adına en güzel hadisesi bu galiba... Yarına ve pazartesiye niyet...
Pazar, 27 Aralık 2009
Arsenal v Aston Villa, 15:30 - Spormax
Hull v Man Utd, 18:00 - Spormax
Pazartesi, 28 Aralık 2009
Tottenham v West Ham, 14:45 - Spormax
Blackburn v Sunderland, 17:00
Chelsea v Fulham, 17:00 - Spormax
Everton v Burnley, 17:00
Stoke v Birmingham, 17:00
Wolverhampton v Man City, 21:45 - Spormax
Salı, 29 Aralık 2009
Aston Villa v Liverpool, 21:45 - Spormax
Bolton v Hull, 22:00
Çarşamba, 30 Aralık 2009
Man Utd v Wigan, 22:00 - Spormax / D
Portsmouth v Arsenal, 21:45 - Spormax / D
Noat Samisa
26.12.09

West Ham 2-0 Portsmouth
Sunderland 1-1 Everton
Fulham 0-0 Tottenham
Wigan 1-1 Blackburn
Burnley 1-1 Bolton
Fulham 0-0 Tottenham
Wigan 1-1 Blackburn
Burnley 1-1 Bolton
En son Nisan'daki Barcelona eşleşmesinde tam yol ilerleyen rakibini yalnızca durdurmak adına çıktığı Nou Camp deplasmanında Victor Valdes'in ekstra çabasıyla gol atamayan Chelsea, bu maçın ardından oynadığı tüm resmi maçlarda da gol atmayı başarmıştı. 34 maç sonra Birmingham City deplasmanında gol bulamadılar. Günün ilk maçı için şu veriyi en öne koymak gerekir. Son 6 maç baz alındığında ligin en formda iki takımı ezeli rakipler Aston Villa ve Birmingham City idi, Chelsea ise bu süreçte yalnızca 2 galibiyet alabildi. Artan-azalan form durumlarıyla şu maçta Chelsea galibiyeti benim için sürpriz olurdu. Oyuna bakıldığında ise Joe Hart ulusal takımın birinci tercih kalecisi standardında bir maç çıkarmamış olsa, tabela üç farklı Chelsea galibiyetini bile yazabilirdi. Birmingham'a karşı St. Andrews'ta hiç de azımsanmayacak kadar pozisyon yakaladılar. 10 maçtır kaybetmeyen Blues, bu seriyi yaparken her maç bu kadar fazla pozisyon vermiyordu. Neticede rakip liderdi, kadrosu eksik-aksak olsa da topu 5 kez net bir son vuruş imkanına kadar getirdiler. Joe Hart'ın harika yer tuttuğu, ayak dibinden müthiş bir refleksle çıkardığı; hatta yetişemeyip ancak topun direkle buluştuğunda çıkardığı sesi duyabildiği pek çok Chelsea atağı vardı. Karşı kalede de sayılmayan Birmingham golü vardı, Drogba'nın kale sahasında boylu boyunca yatıyor olmasının yarattığı fırsattan istifade eden Chucho bir gol buldu. Yardımcı golü iptal etti, evvelinde bir de pasif-aktif yorum hatasından gümbürtüye giden pozisyon var. Chelsea, maç boyu her bölümde pozisyon bulabildiği maçı kaybedebilirdi; lakin son maçlardan çok daha istekli göründüler. Fiziksel zaafiyetten Ancelotti de söz ediyor, bir süredir Ekim-Aralık periyodundaki kadar hızlı değiller.
Birmingham City şu dar kadrosuna rağmen fizik gücü ve sahada 3 adet santrafor orijinli oyuncu bulundurmasına karşın savunma disiplini ile benim için hayran olunası bir takım konumunda. İkinci devrede Bowyer ve Ferguson'un ileride kaldığı bir pozisyonda Chelsea sağdan top taşıyordu. Ters tarafa gönderilen topa takımın sağ ön oyuncusu Larsson müdahale etti. Birmingham'a göre soldan gelişen bir atakta sağ ön oyuncusu beşinci kademedir. Diziliş tahtaya yazılır da oyuncu buna uymaz ise anlamı olmaz. Birmingham sene başından beri aynı oyuncular ile aynı düzeni oynuyor ve kendi içinde her maç farklı bir şey deniyor. Kaleci Joe Hart sol kenara uzun oynuyor, Jerome ve McFadden'ın indirdiği topları Bowyer-Ferguson ikilisi alarak oyun kuruyorlar. Eğer rakip kendi solunu kapatır ise hiç beklemeden Chucho'yu savunma arkasına kaçırmaya çalışıyorlar. Genelde başarılı olamıyorlar, Benitez'in gol sayısında da belli oluyor. Beklerden birini oyuna sokabildikleri takdirde Bowyer'ın santraforların boşalttığı alana koşularını kolluyorlar. İç sahada 10. maçı oynadılar; attıkları 8 iken yedikleri yalnızca 5 gol. Chelsea ile birlikte iç sahada en az gol yiyen EPL takımı konumundalar. Ezbere oynadıkları çalışır hücum setleri var, duran top setleri var; bu şekilde kazanıyorlar. Tüm takımın müthiş bir efor ve özveri ile bağlı kaldığı taktik bilinç ve savunma disiplini var, bu sayede kaybetmiyorlar. Sezonun ilk yarı yılının yıldızı oldular.
Ancelotti sahaya Malouda-Mikel-Belletti orta üçlüsü ile çıktı. Takımın ikinci orta sahasının önünde, Anelka'nın sakatlığında ilk 11'e giren sturridge ve demirbaş Drogba'nın arkasında Lampard oynadı. Manasızca sürekli karşılaştırılan ama pek çok yönden farklı meziyetlere sahip iki özel İngiliz orta saha oyuncusundan Kızıl forma giyenin rolü, Londralı Maviler'in bayrak adamı olma yolunda emin adımlarla ilerleyen Frank Lampard'a uymadı. Sezon başı yaptığı denemeden verim alamayan, sonraki tercihlerinden (Deco ve JCole) çok daha olumlu geri dönüşler alan Ancelotti, Milan'da iken bir çeşit ters dönüşüm yaratarak Andrea Pirlo'yu halihazırda olduğundan daha geride kullanmıştı. Gattuso ve Ambrosini veya Seedorf, CL finaline ilerleyen yolda Pirlo ile beraber Milan orta sahasını taşımışlardır. Zaman içinde bu üçlünün veya 1-2 şeklinde konumlanan üçlü orta saha topluluğunun önünde Rui Costa, Kaka ve son olarak Gourcuff yer almıştı. Ancelotti'nin Milan günlerinde Pirlo'yu forvet arkasına yolladığı veya Seedorf-Ambrosini ikilisini bir arada sahaya sürdüğü maçlar vardır. (Bunlardan biri de esas düzen ile çıkılıp efsanevi bir hikaye ile sonlanan 2005 İstanbul CL finalinden 2 yıl sonra Atina'da oynanan 2007 CL finalidir. Ancelotti'nin Milan geçmişinde, hatta Arrigo Sacchi'nin Ancelotti'nin futbolcu olduğu takımda gerektiğinde uyguladığı bir değişim olan ''forvet arkası rolü sahibi oyuncuyu ileride tek santrafora yanaştırarak ona ikinci forvet rolü vermek ve dışarıda kalan santraforun yerine fazladan bir orta saha oyuncusu koymak'' hamlesi, -diğer bir deyişle yakın zamana damga vuran Rafael Benitez'in 1 kez UEFA kupası, 2 kez CL finalisti şablonu- Ancelotti'nin 2 yıl evvel kaybeden takımını Benitez'in esas düzeni ile eşleştirme, daha da net ifade ile trend futbol frekansına ulaşma hamlesi olarak da değerlendirilebilir. ) Andrea Pirlo'nun yaşadığı bu değişim 2006'da Dünya Kupası kaldıran İtalya ulusal takımına da fazlasıyla yardımcı olmuştur. Fakat Ancelotti, Pirlo'nun yaşadığı değişimi Lampard'a tersten yaşatmayı planlıyor. Her vasfı ile safkan British orta saha emareleri gösteren Lampard'ın oyun zekasının pek çok mevkiidaşının üzerinde olduğu bir gerçek olsa da üstün yetenekli bir hücum oyuncusuna savunma rolü yüklemek ile üstün nitelikli bir orta saha elemanına ağırlıklı olarak hücumcu rolü biçmek, hedefe ulaşma ihtimali arasında uçurumlar olan iki tercihtir. Frank Lampard, en son yine forvet arkası rolünde başladığı sezon başındaki Fulham maçında 90 dakikayı tamamlayamamıştı; Birmingham maçında da 80. dakikada oyundan alındı. Fulham maçından da evvel son olarak oyundan alındığı karşılaşma, 34 maç evvel oynadıkları, yukarıda bahsettiğimiz Barcelona deplasmanıdır. Frank Lampard'ın ne olmadığını 90 dakikayı tamamlayamadan oyundan alındığı iki maç bize anlatıyor. Frank Lampard: Salt savunma rolü sahibi bir ağır işçi değil, bu rolde Nou Camp'ta ıskartaya çıktı. Keza rakip kaleye yakın pozisyon alan, top rakipteyken alanını değil, topu kovalaması gereken ve top ayağındayken ince işler yapması istenecek bir hücumcu değil. Bilakis, bir futbolcudan istenen her şeyi aynı maç içerisinde yeterli ölçüde yapabilen ve daha fazlası ile birlikte mevkisinin gereklerini yerine getiren bir klasik orta saha/British modeli, dünyada eşi olmayan bir zirve orta saha oyuncusudur. 10 numara işini yapacak birinci isim Joe Cole'dur, ardından Deco gelir. Açıkça görünüyor ki, Lampard'ı orta saha haricindeki bir rolde görevlendirmek hem onun için, hem de bizler için eziyet. Angola'ya gidecekler 1 hafta daha takımla beraberler, hafta içi maçlarına çıktıktan sonra FA Cup fikstürü ile birlikte takımdan ayrılıyorlar. Ancelotti için takviye vakti...Birmingham City 0-0 Chelsea
Günün ikinci maçında Roberto Mancini sahne alıyordu. İngiltere'ye gelen İtalyan menajerler mutlaka ortaya farklı bir şey koyuyorlar, bu da İngiliz futbolunun bazı değişmez teammüllerine zıt gelebiliyor. Belki 20 sene evvel bu çeşit bir göç yaşanmış olsa sonuçları hüsran olacaktı, ama şu zamanda geniş çerçevede değerlendirme yapılacaksa eğer ekoller arası uçurumların git gide azladığı gerçeği esas kabul edilmelidir. Farkılıklar artık çok keskin değil. Önemli bir noktaya ulaşmak üzere Arrigo Sacchi adıyla başlayan ve takip eden dönemde Serie A'da ve İtalya futbolunda zirveye çıkan isimleri bir sayalım öncelikle: Fabio Capello, Marcelo Lippi, 99-00'da Lazio ile Sven-Goran Eriksson, tekrar eden Capello dönemi, tekrar eden Lippi dönemi ve Lippi ile gelen Dünya Kupası; Calciopoli'nin imajını kirlettiği bir döneme rağmen 3 kez CL finali ve 2 CL kupası ile Carlo Ancelotti ve son olarak Roberto Mancini. Sampdoria'nın 91'de tarihindeki tek şampiyonluğu kazanması, Sacchi'nin Milan kariyerinin sonunu getiren etkenlerden biri olan tabela sonucudur ve o dönemki Sampdoria'nın golcüsü Gianluca Vialli, henüz bu isimlerin hiçbiri Ada'ya gelmeden evvel geçen yüzyılın sonunda Chelsea'de iki yıl futbolcu-menajer olarak görev yapmıştı. Şu sayılan isimlerden yalnızca Marcelo Lippi bir kenara ayrılır, onun da yeri İtalya ulusal takımı. Diğerlerinin yolu mutlaka bir şekilde İngiltere'ye düştü. Bu bağ epey keskin ve mutlaka sonucunda olumlu geri dönüş alınan bir sebebi olmalı. Bu sebebi, bir özel dosya olarak eğer Mancini, Ancelotti veya Capello sezon sonu itibariyle başarılı olurlarsa detaylıca açmak üzere şimdilik rafa kaldıralım. Jose Mourinho'nun da yeniden Ada'ya dönüşü bu dosyaya bir yeni sayfa daha ekleyecektir.
Mancini gelir-gelmez Martin Petrov'a forma verdi, sezonun flaş adamı Craig Bellamy'ye kulübe yolu gösterdi. Ireland'ı De Jong ile aynı hizzaya çekti ve Barry'yi ileri attı. İki dış bek kullandı, ama savunma dörtlüsünü maç boyu tek hat olarak oynattı. Bekleri oyuna çok az katıldılar. Maç esnasında İbrahim Altınsay tüm bu açıkça görülebilen farklılıkları detaylıca anlattı, tekrar etmiş olalım. Man City'nin 8 maç sonra gol yememesinde, 16 maç sonra gol yemeden kazanmasında bugün Mancini'nin uyarılarına pay biçilebilir. Robinho yine pek bir şey oynamadı ama Petrov ile sürekli yer değiştiriyor olmaları, City'ye bugün için yeterli mekanik çeşitlilik sağladı. Arka direği maç boyu çok sık kullandılar, Pulis'in otobana dönen sağ beke ters kademe için Huth takviyesi geldi. Mark Hughes'ün takımı kadar hücum çeşitliliği vaat etmedi Mancini, ama ilk maçtaki öncül hamleleri ile arızayı tespit ettiğini gösterdi. Neticede takımın sorunu dizilişle, oyuncu tercihleriyle açıklanır boyutta değildi; artık Hughes'ü, daha doğru tabirle menajeri aşmıştı. Yan koltuğun sahibi Brian Kidd ile bütün maç konuştular, Mancini'nin önceliği bir süre daha takımla ilgili bilgi almak olacak. Kidd şimiden epey aktif rol yüklenmiş görünüyor. Stoke City karşısında alınan 2-0'lık galibiyet iyi bir başlangıç oldu.
Tony Pulis bu kez de Fuller-Beattie ikilisini yanında oturttu. Rory Delap'ı da yanında oturtup, sağ kenara Dean Whitehead'i koyarak Mancini'ye hoşgeldin hediyesi verdi! Tuncay eğer maç başında yakaladığı pozisyonu gol yapabilse, ruh hali pek iyi olmayan City takımı bir çeşit psikoza girebilirdi. Maç boyu Stoke'un yakaladığı tek net pozisyon buydu. Man City iki güzel gol buldu, savunmayı geçmişe göre disiplinli yapıp skorda geri düşünce acizleşen rakibine karşı nispeten rahat bir galibiyet aldı. Tuncay'ın ilk 20 dakika oyunu fena değildi, ama geri kalan bölümde birbirine yakın oynayan orta saha-savunma hattı arasına sıkışınca 90 dakika sahada kalamadı.Man City 2-0 Stoke City
Günün son maçında son sözü söyleyen hoca ile bir süredir söyledikleri pek umursanmayan adam karşılaştı. Wolves takımı esas düzeni ile sahadaydı ama karşısında geçen hafta aldığı kırmızı kart ile cezalı duruma düşen Mascherano ve kesik yiyen Kuyt hariç olmak üzere hayati ikilileri sahada olan Liverpool vardı. Gerrard-Torres, Aurelio-Johnson ve sağlam bir orta saha ikilisi Liverpool için hayatidir. Vasat bir maç oldu, Masch cezalı olmasa hala kulübede olması muhtemeln Aquilani sonunda takıma girdi; Insua'nın enfes ortasına kaptan muhteşem yükseldi ve Liverpool kazandı. Wolves oyuncusu Stephen Ward'ın kırmızı kart ile atıldığı pozisyonda Wolves oyuncularının cin olmadan adam çarpma hesabı yardımcı hakeme takıldı, Ada hariç futbolu boş olan şu haftanın en ilginç hadisesi budur.Liverpool 2-0 Wolves
Son yılların futbol adına en vasat Boxing Day'i olarak tarihe geçen bir gündü; son iki gün eve sadece uyumak için dönüşün ardından tüm günü evde geçirmeye değer miydi? Everton yine kaybetmemiş, günün futbol adına en güzel hadisesi bu galiba... Yarına ve pazartesiye niyet...Pazar, 27 Aralık 2009
Arsenal v Aston Villa, 15:30 - Spormax
Hull v Man Utd, 18:00 - Spormax
Pazartesi, 28 Aralık 2009
Tottenham v West Ham, 14:45 - Spormax
Blackburn v Sunderland, 17:00
Chelsea v Fulham, 17:00 - Spormax
Everton v Burnley, 17:00
Stoke v Birmingham, 17:00
Wolverhampton v Man City, 21:45 - Spormax
Salı, 29 Aralık 2009
Aston Villa v Liverpool, 21:45 - Spormax
Bolton v Hull, 22:00
Çarşamba, 30 Aralık 2009
Man Utd v Wigan, 22:00 - Spormax / D
Portsmouth v Arsenal, 21:45 - Spormax / D
Noat Samisa
26.12.09
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Arşiv
-
►
2011
(77)
-
►
Mayıs
(8)
- CL Finali'nden Geriye Kalan 5 Şey
- Fernandes Transferi Hakkında
- #1 - Skandalın Gölgesi Üzerinde
- Andre Villas ''Şüphesiz Special'' Boas ve Gölgenin...
- Belediye'nin Geçmişteki Büyük Rantı - Türkiye Kup...
- Premier League'de Sezon Finali: Manchester United ...
- El Clasico 4'lüsünden Öğrendiğim 4 Şey
- Büyük Dinozorlar Çağı: IFABaurus!
-
►
Mayıs
(8)
-
▼
2009
(501)
-
▼
Aralık
(27)
- Fernando Torres #16
- Kaleci
- Modric, Defoe ve Jose
- Christopher Smalling
- İhtiyaç Halinde Fabregas
- Boxing Day 2009
- Son Sözü Hoca Söyledi
- Roberto Mancini Şampiyon Yap Bizi
- Beşiktaş 2-3 Bursaspor
- CL 2010 Top 16
- Kranjcar ve Borini
- Söylesene Bize Hocam
- McLeish'in Generalleri
- Doğum Günü Pozları
- Seamus Coleman
- Manisaspor 1-1 Beşiktaş
- Tuncay'dan Sezon Açılışı
- Premier League 09/10 #16
- Dean Ashton'a Veda
- Beşiktaş 1-2 CSKA Moskova
- Peruzzi ve Negro
- Kasımpaşa 2-2 Sivasspor
- Premier League 09/10 #15
- Beşiktaş 0-0 Diyarbakırspor
- Kewell Görünümlü Bowyer
- Downing Muradına Erdi
- Pulis'zede Mağdur
-
▼
Aralık
(27)
Blog
- Aceto Balsamico
- Ali Sami Yen
- Amerika Deplasmanı
- Anadolu'dan Futbol
- Artemio Franchi
- Banlieue
- Bizim Taraf
- Borges
- Cartalete
- Ceza Sahası
- Di Massimo Talento
- Ekşi Beşiktaş
- Flying Dutchman
- Gol Atan Kaleye
- Hakiki Tosun Blog
- Hayat Sensin
- Hayat Yuvarlaktır
- Klasik Futbol
- Lambuja
- No Pain No Gain
- Papa Bouba Diop
- Papazın Çayırı
- PCLion FC
- Pennearabiata
- Rakamla 10
- Salsa Basket
- Scugnizzi
- Stalker
- Tardini Büfe
- Total Futbol
- Ultras Movement
- Uludağ Beşiktaş
- Uzun Paslar
- Şairler Parkı
Yazarlar
Columnists
Columnists
- Alan Smith
- Andy Hunter
- Barry Glendenning
- Ben Lyttleton
- Daniel Taylor
- David Hills
- David Hytner
- David James
- David Pleat
- Dominic Fifield
- Fernando Duarte
- Henry Winter
- John Ashdown
- Leander Schaerlaeckens
- Marcela Mora y Araujo
- Matt Scott
- Paul Doyle
- Paul Fletcher
- Phil McNulty
- Robbo Robson
- Sean Ingle
- Shaka Hislop
- Steve Claridge
- Tim Vickery - BBC
- Tim Vickery - SI
Dizin
- Ada Futbolu (1047)
- Beşiktaş (340)
- Dünya'nın Futbolu (263)
- Türkiye'nin Futbolu (214)
- Ulusal Futbol (180)
- Asya Sineması (16)
- Futbolun Kutsalı (13)
- Anime (6)
- Ligue 1 (4)
- Teknik Futbol (4)
- Basketbol (2)
- Formula 1 (2)
- Harry Potter (2)
- Sinema (2)
- BİY United (1)
- FD (1)
2 Fikir, Tenkit, Yorum:
Alakasız olacak belki, yayınlamazsan anlarım; ama desteklediğini hatırlıyorum:
http://www.yeterdemiroren.com/navigationbar/imzalar.htm
I trust Rafa'ya takildim. Xabi Alonso'yu ne yapip edip birakmamaliydi. Hadi Xabi gitmek istedi maas artisi icin, o zaman yerine aldigi (hem de esek yuku paraya) adam Tabatakun'dan fazlasi olmayan Aquilani. Lucas'la Aquilani sertlik acisindan TSL seviyesinde bile vasat sayilabilecek bir orta saha ikilisi. Gerard'in forvet destekcisi rolu yuzunden arkasi, ozellikle Mascherano olmayinca kevgire donuyor. Sacmasapan "sezon asil simdi basliyor, bunlar avansti" demecleri de anlamsizdi. Bu sene takimi Recai Kutan yonetse tabela cok farkli seyler gostermezdi gibime geliyor.
Liverpool'un skor yukunu tasiyan 3. adam Benayoun ise kadrodaki kapasite dagiliminin gozden gecirilmesi gerekir.
I trust Rafa, eger kendisine $75m'luk butce verilirse. Iskelete bir stoper, bir orta saha, para kalirsa bir de kanat takviyesi yapilmazsa Big 3'ye varir is. Bu kadar senedir akademiden agirligi olan bir adam cikarmamasi da elestirilmeli.
Yorum Gönder