Başkaldırı Denemesi

Maça dair üçüncü post; seriye dair neler düşündüğümüzü de Madrid'de neler yaşandığını da uzun uzun anlatmaya çalıştık.Yarından sonra son Avrupa Şampiyonu ile işimiz büyük ölçüde bitmiş olacak, Ümit Burnu civarından yeniden karşılaşmak için temennilerde bulunarak Ali Sami Yen'den ayrılacağız.İşi bitirmeye, kalan maçlarından istatistikçileri istihdam etmeye geldiler; biz ise elimizde kağıt-kalem, hesap yapıyoruz.Eğer kazanamaz isek bu hesaplara daha çok kafa yoracağız.
Bosna'nın Belçika deplasmanında aldığı galibiyet, şu anki algıdan çok daha büyük anlamlar içeriyor.Yarın kazansak da kaybetsek de Bosna'nın deplasman galibiyeti önümüze gelecek.Hele bir de sahalarında da Belçika'yı mağlup eder iseler, yani bizim ilk maçın preview'inde yazdığımız en kötü senaryo gerçekleşir ise yarın kazanmamız halinde dahi kredimiz kalmamış olabilir.Bosna, son maç gününde İspanya'yı konuk ediyor.Hatırlayalım, Euro 2008 yolunda son maç gününde Bosna'yı Ali Sami Yen'de mağlup ederek yol almıştık.Kendimizi kandırmadan o maçın atmosferini hatırlayalım, sanıyorum bu kadarı yeter.Yarın evimizde oynayacağımız; devamında Bosna ve Belçika deplasmanlarında oynayacağımız maçlardan 3'te 2 yapmak zorundayız.Bu 2 galibiyetten biri de yarınki Bosna-Belçika maçının sonucuna göre iki taraftan birininkini zorunlu kılacak.Biz Bosna ile önümüzdeki sezon oynuyoruz, sakatları iyileşmiş bir rakip olacak karşımızda.Ardından Belçika, 4 gün arayala oynanacak iki son düzlük maçından biri.Estonya ve Ermenistan'a verilecek puanları umut etmemek için yarın en az 1 puan almalıyız.Bu 1 puan öylesi değerli olabilir, öylesi büyük bir anlam ifade edebilir ki, kendi işimizi kendimizin halledebilmesi için bize yeterli hareket alanını sağlar.Eğer 2010 yazında taraf olmak istiyorsak yarın, ulusal takımımızın yanında olduğumuz kadar Belçika'nın ya da Bosna'dan gelecek beraberlik haberinin de tarafında olmak zorundayız.

5 maçtan 4'ü, bunlardan biri Bosna olmak zorunda kalabilir.Yani 12 puan.Bugün Fatih Terim bahsetti: ''Bizim İspanya ile işimiz bitiyor, rakiplerimizin ise daha maçı var.''Belçika'nın İspanya ile oynayacak oluşuna güvenilir de eğer Belçika yarın kaybederse dışarıda kalacak, ne önemi var?Bosna'nınki ise son maç; yani bizim işimizi halledip o noktaya en az 12 puanla geldiğimizi varsaydığımız bir zamanda.Garantilemiş İspanya; Ekim ayı ortası, CL başlamış olacak.Bu hesabın bizden yana bir tavrı yok.Yarın hiç yoktan alacağımız 1 puan, -içeride Estonya ve Ermenistan'a puan verme gafletine düşmeyeceğimizi düşünerek- bizi Güney Afrika'ya götürebilir.
Her maçın kendi hikayesi olacak elbette; ama şu tabloyu da bugünden çizmek ve ona göre pozisyon almak gerek.Yarın dakika 80, tut ki maç 0-0 gidiyor.Ben bir reaksiyon göstermeyeceğim.Stadyumda da herkesten bunu beklerim.Sabırla beklemek, beraberliğin bu yolda bir son olmadığını bilmek gerek.Tabii ki sahamızda oynuyoruz ve kazanmaya çıkıyoruz.Yapabilirsek ne ala.Seviniriz, belki çoşarız.Lakin rakip İspanya ve kaybetmemek çok daha önemli.Hem onlar için, hem de bizim için.Ancak ilk maçtaki direncimizi stabil kıldığımız müddetçe kazanma ihtimalimizin olacağını düşünüyorum.Geri düşmediğimiz müddetçe sabretmek zorundayız.Bu sabrımızı 90 dakika sürdürmek ve şartlara göre skora razı kalmak zorundayız.
Bu kez Del Bosque'nin kadrosu örtülü açıklandı.Büyük olasıkla Torres'in solunda Riera, arkasında Xavi olacak.Tanıdık gelmiyor mu?El Nino solunda tanıdık bir ismi, ardında da bildiği, çok iyi anlaştığı futbolcu tipinin İspanyol örneklemesini görecek.Torres'in geniş alanda zamanın en iyilerinden birisi -bana göre en iyisi- sayılan Vidic'i maymun etmişliği uzak değil.Bir benzerini Pepe'ye yapmışlığı uzak değil.Eğer fit durumda ise onu pasifize etmek dahi çok zor.Bildik bir yapıyla sahada yer aldığı bir gün daha da zor olacağını düşünüyorum.Senna garanti gibi, bir ihtimal Alonso'nun yerinde Cazorla -kenarda Silva- ya da asimetrik bir yapı oluşturacak şekilde Cazorla kenarda, Alonso ortada; Silva kenarda da mümkün.Savunma dörtlüsünün değişeceğini sanmıyorum, Arbeloa'nın uzun süredir Liverpool'da sol bekte oynamışlığı yok.Bizim için uygun olanı kestirmek güç, yine de ben Cazorla-Senna orta sahasının kenarlarına Riera-Silva ya da Mata isterim.Karşılığında bizim vereceğimiz cevap ise öncelikle kurgusal bir etkileşimi doğurmak zorunda.Maç yazısında da bahsettik, Aurelio ile stoperlerimiz arası mesafeyi maç boyu korumak çok önemli.Savunma geri sarkmaz, Aurelio ile arasındaki mesafeyi daraltır ise ancak rakibin pas trafiğini engelleyebiliriz.Bu şu demektir, top bizim kale önüne final pası noktasına gelmesi için Aurelio ekarte edilmeli ya da bekler devreye girmeli.Bunu da tehdit oluşturarak lehimize çevirebiliriz.Bunlar her ne kadar genelgeçer kabuller ve teorik idealleştimeler olarak görülse de top rakipteyken göreceğimiz Aurelio-stoperlerimiz arası mesafe belki de maçın kilidi olacak.Madrid'de bunu hiç fena yapmadık, 90 dakika boyunca fizik gücümüz düşmesine rağmen ısrarla hatlarımızı birbiri içine sokmadık.Belli ki dersimizi çalışmıştık, yarın da benzer şeyler görmeyi umuyorum.

Kadro tercihinde nasıl değişiklik olabilir?Sola Arda'yı yazdım.Sağa Sabri'yi ve Tuncay'ı orta sahaya yazdım.Nereden mi çıkardım?Hırvatistan maçı, MTopal-Semih değişikliği ve Hamit-Tuncay orta sahası.''Şapkadan tavşan'' beklentilerine bizden bir tahmin...İleride Semih tek, arkası Emre?Fantezi denemesi...Orta sahayı iki oyuncudan az sayıda ile tutmanın yalnızca nicelik yönüyle değil, bizim futbol düşüncemizde yeri olmadığını sanıyorum bunca zaman sonra ayrıca açıklamaya gerek yok.Zaten MTopal-Semih değişikliği de o gün teorik olarak yanlış ötesi bir yanlıştı.Ama doğrulandı, belki de yüzyılın kenar yönetim hamleleri arasına girdi.Rasyonel düşüncem direkt olarak ilk maçın kadrosu olur.Emre Aşık umarım oynayabilecek duruma gelir ve Hakan Balta ile birlikte ilk maçta beklentileri çok aşan performansını yeniden sergilerler.Eğer Aşık oynayamaz ve stopere Kaş koyulur ise; biri sol bek orijinli, diğeri maksimumunu sağ bekte gösteren iki stoperle Torres'in, İspanya'nın karşısına çıkmış oluruz.Teoride bu da bir faciaya yol açabilir, lakin kenarda Terim var iken tüm teoremler k sabit sayısına dayandırıldıkları güne lanet ediyorlar!
Bu maça dair de öncesinde dersimizi çalıştıktan ve doğru seçimler yaptıktan sonra gerisini Terim etkisine ve ''80 milyonluk kadromuza'' bırakıyoruz.Kendi oyunumuz için hamleler düşünürken, rakibi bozucu gücü de buradan bekliyoruz.Toparlarsak: 1 puan kötü değil.Yarın Bosna-Belçika maçı en az bizim alacağımız muhtemel galibiyetin prestiji kadar önemli.Euro 2008 öncesi bu sayfada yazılanlar ve bizim milli takım organizasyonu hakkındaki genel görüşlerimiz belli.Bu maçın sonucu bunları etkilemeyecek, geleceğe fazladan bir şey bırakmayacak.Fakat alacağımız skor büyük olasılıkla geçmişimizden gelecek.İlk maçta da maç içi dinamiklere -Semih değişikliği gibi- bağlamamıştık mağlubiyeti.Yalnızca maç başı kaçan 2 pozisyona dair üzüntümüzü dile getirmiştik.Herkesin elinden geleni sahaya koyduğu bir günde kimseyi suçlamaya elimiz gitmedi.

Bu bir hedef maç, rakip son Avrupa Şampiyonu; arzın en sistematik takımlarından, kağıt üzerinde mağlubiyeti oldurulamayan takımlarından biri, belki de yeganesi.Yeknesak bir gün, sıradan bir maç değil.İlk maçta trend'e karşı gelemedik, belki bu kez son şampiyonun egemenliğine başkaldırabiliriz.

Türkiye: Volkan; Üzülmez, EAşık, HBalta, GGönül; Arda, Emre, Aurelio, Tuncay; Nihat, Semih

İspanya: Casillas; Ramos, Pique, Albiol, Capdevilla; Senna, Cazorla, Silva, Riera, Xavi; Torres

01.04.09 - Çarşamba - 21:00
Türkiye - İspanya
Noat Samisa

01.04.09

Sylvan Ebanks-Blake

Önümüzdeki pazartesi Championship'te sezonun düğüm maçı var.Ligin 40. maç haftası geride kalmışken 77 puanla lider durumda bulunan Wolverhampton ile 72 puanlı lig ikincisi Birmingham, St Andrew's Stadium'da kozlarını paylaşacaklar.Maçın başlama saati TSİ 21:45, pazartesi günü Premier League hariç boş olmasına rağmen hangi akla hizmet Championship maçlarını yayınladığı henüz anlaşılamayan, bu haftanın maç programıyla daha da anlaşılamaz hale gelen D-Smart'ın programında bu maç yok.Buradan da anlıyoruz ki ligi takip ettikleri yok; şu ligi, bu ligi alalım derken ancak çürük domateslere kalmışlar.Ondan da melemen yapmayı bile beceremiyorlar.Biz de Old Firm'ler hariç pek takılmadık, başka yerde kolay bulunmayan SPL ve Championship özetleri hariç bir faydasını göremedik.Tam heveslenmiştik ki, bu kez amaçsız yayın politikası ile karşılaştık.Bir anektod da CL çeyrek finali için düşelim: Star Tv'nin programında Man Utd-Porto ve Barcelona-Bayern eşleşmeleri var.

Sezon başı bir post ayrımıştık.Öngörülerimiz aşağı-yukarı doğru çıkıyor.Premier League kadrosunu çok bozmadan, veteran oyuncuları çoğaltan Birmingham ve Reading ilk 3 sıradalar.Birinden biri mutlaka direkt olarak Premier League'e dönüş biletini alacak gibi görünüyor.Küme düşen kadrolarını 1 yıl demlendiren bu takımların, parachute payments etkisi ve yeterli yatırım ile daha dengeli takımlar kurarak Premier League'e tutunma ihtimalleri, bu yılın üçlüsüne (WBA, Stoke, Hull) bakarak daha yüksek.Wolverhampton uzun süredir Championship lideri, eğer bu hafta Birmingham'ı da mağlup ederlerse kalan 5 haftada şampiyonluğu bırakmaları mucize olur.Üçüncü ve dördüncü sırada bulunan Reading, Sheffield United ve altıncı sıradaki Cardiff, eksik maçlarının da etkisiyle bu hafta Wolves taraftarılar, play-off'a uğramadan yükselebilmek için şansları hiç de az değil.Burnley ise play-off'a tutunmaktan fazlası için geride kaldı.Sheffield United'ın özel bir durumu da var, bir süredir pek çok blogda kez değindik.Ayrıca bu hafta İngiliz FA'ine bağlı liglerde mücadele eden iki Galler temsilcisinin derbisi de var: Cardiff - Swansea.İkisi de play-off potasında, Championship'e henüz bu sezon yükselmiş olan Swansea'nın çıkışı dikkat çekici.Watford çakıldı, menejer değiştirdiler.Keza Derby County'de Paul Jewell çok iddialıydı; ama sezonun ikinci yarısını göremedi.Bu ikili küme düşmeme mücadelesinden kendilerini sıyırmış görünüyorlar.
Lider Wolverhampton, bugün itibariyle oyanadığı 40 maçta 47 gol yedi.Bu sayı pek çok açıdan çarpıcıdır.Şöyle örnekleyelim; 21. sıradaki Plymouth kalesinde 51 gol görmüştür.Championship'in karekteristiği budur, keza bizim ülkemize geldiğimizde 1. Ligimizin yapısı da buna benzerdir.Lider Manisaspor 33 gol yer iken, 16. sıradaki Kayseri Erciyesspor 37 gol yemiştir.Wolverhampton'ı da, Manisaspor'u da bugün itibariyle zirvede tutan attıkları gol sayısıdır.Manisaspor'da Sezer-Cenk-Rafael üçlüsü 34 gola ulaşmışlar, Muhammet Hanifi de eklendiğinde 4 oyuncu 41 sayısına ulaşıyorlar.Ligde 41 gol sayısını yakalayabilen yalnızca 3 takım var.En iyisi 42 golle Karabükspor, onların da fantastik biçimde lidere bir maçta 6 gol birden attıklarını hatırlatalım.Kasımpaşa 41 golde, son hafta Rizespor'u 4-0 mağlup ettiklerini ekleyelim.Hal böyleyken alt lig golcüleri, takımlarının yükselişinde aslan payına sahipler.Buna yabancı değiliz elbette.Coşkun Birdal, Taner Demirbaş, Taner Gülleri ve daha niceleri...Alt lig golcülerimiz.Bunlardan biri, Wolverhampton'ın golcüsü Sylvan Ebanks-Blake.
Aslında saydığımız bu isimlerle esas benzerlik kurulması gereken adam Ebanks-Blake değil.1986 doğumlu forvet oyuncusu, şu sıralar bambaşka bir şeyi simgeliyor.Yakın zamandan ''Taner Demirbaş'' rolü biçebileceğimiz İngiliz, olsa olsa Kevin Philips olur.1973 doğumlu veteran santrafor, geçtiğimiz yıl WBA'in çıkışında attığı 22 golle büyük pay sahibiydi.Takımını yukarı çıkardı, kendisi aşağıda kaldı.Şimdilerde Birmingham için gollerini atmaya devam ediyor.Philips'in 22 gol attığı sezonda 12'si Plymouth'ta, 12'si Wolves'ta olmak üzere 24 gol atan Sylvan Ebanks-Blake gol kralı olmuştu.Ebanks-Blake, geçtiğimiz sezonun devre arasında £1.5 milyon karşılığında transfer olduğu Wolves'ta bugün itibariyle 59 maçta 36 gol gibi bir istatistik tutturmuş durumda.Geçtiğimiz yıl gol kralı olduğu sayıya (24) şimdiden ulaştı, sezon boyunca Championship fikstüründen yalnızca bir maç kaçırdı.Bu performansına kayıtsız kalınamadı ve 2 gün evvel ödüllendirildi.Londra'da düzenlenen Football League Ödülleri töreninde ''Championship'te Yılın Futbolcusu'' ödülünü aldı.Geçtiğimiz yıl, bu ödül şampiyonun forvetine yani Kevin Philips'e gitmişti.Yılın golü ödülü de Ebanks-Blake'e gitti, geçtiğimiz yılın Mart ayında Charlton ile oynanan maçta Matt Holland'ın belini kırdıktan sonra uzak köşeye yaptığı müthiş vuruş, ''solo gol'' yılın golü seçildi.Meraklısına videosu burada.
İngiliz forvet oyuncusu Ebanks-Blake, futbolun profesyonel aşamasına Sir Alex Ferguson himayesinde, Manchester United'da geçti.A takıma yükseldi; fakat kırmızı formayı resmi maçlarda 1 kez dahi giyemedi.United kariyerinde akılda kalıcı yegane rolü var, o da Fenerbahçe'nin Tuncay Şanlı'nın golleriyle Man United'ı 3-0 mağlup ettiği maçta İstanbul'a getirilmiş ve kulübede oturtulmuş olması.O maçın United kadrosunun geleceği/bugunü ayrı bir yazının konusudur, şu sıralar çıkışını yapmakta olan Ebanks-Blake de o kadronun mensuplarından biriydi.Geçtiğimiz sezonun ikinci yarısındaki etkisiyle Wolves'ı play-off potasına sokmuştu.Bu yıl da partneri Chris Iwelumo ile birlikte müthiş bir ikili oldular.İskoç Iwelumo'nun boyu 1.92, Ebanks-Blake ise 1.78 metre uzunluğunda.Futbolun akli unsurlarının nispeten arka plana düşerek temel oyun vasıflarının alenen ortaya çıktığı Championship ya da Bank Asya 1. Lig seviyesinde böylesi tamamlayıcı ikililerin önemi çok büyüktür.Rafael-Cenk/Sezer mesela; Desire-Rıza/Sertan gibi.Iwelumo, bu sezon Wolves'taki performansıyla ulusal takıma kadar yükseldi; fakat ilk maçında boş kaleye 2 metreden golü atamayınca aforoz edildi!Halihazırda onun da turuncu formayla 14 golü bulunuyor.71 golün 38'i bu ikiliden, sezon sonu 45'i görmeleri olası.

23 yaşındaki Sylvan Ebanks-Blake takımıyla Premier League'e, kendisi de daha yukarıya doğru yürüyüşünü sürdürüyor.Süratli, çabuk, gol becerisi yüksek, mücadeleci bir forvet; Premier League'den örneği Gabriel Agbonlahor.Man United geçmişi referansı, bir süreliğine Belçika'ya yol almışlığı da var.Açık ara Championship gol kralı, ligde bu sezonun yıldızı.Wolverhampton Wanderers, 5 yıllık aranın ardından Premier League'e çok yakın.Eğer son düzlükte büyük bir sürpriz olmaz ise seneye Ebanks-Blake de Premier League'de olacak.Biz de keyifle izleyeceğiz.

#9 Sylvan Ebanks-Blake (Wolves) - 39 maç / 24 gol

1- Wolves 40 P/77
2- Birm'ham 40 P/72
3- Reading 39 P/68
4- Sheff Utd 39 P/ 66
5- Burnley 40 P/65
6- Cardiff 38 P/63
7- Preston 40 P/61

Championship 08/09 41. Maç Haftası
6 Nisan 2009 Pazartesi - 21:45
Wolverhampton - Birmingham
Noat Samisa

31.03.09

Boruc'u Nasıl Bilirdiniz?

Polonya'nın hocası Leo Beenhakker, henüz iki ay evvel Celtic'in Polonyalı kalecisi Artur Boruc için ''dünyanın en iyi 5 kalecisinden biri'' demişti.Boruc, sezonun Old Firm'lerinden 0-0 biteninde, sezonun ilk derbisindeki fantastik hatayı unuttururcasına iyi bir maç çıkarmış,''Aziz Kaleci'' sıfatıyla Celtic taraftarınca yeniden kutsanmıştı.Onu ''kutsayanlara'' Beenhakker'in eklenmesi önemliydi; Hollandalı teknik adam hatırlanacağı üzere elemelerin ilk ayağında oynanacak olan Slovenya ve San Marino maçları öncesinde Dudka ve Majewski ile birlikte Boruc'u da kamptan kovmuştu.Üç kafadar, odalardan dışarı çıkma yasağının olduğu kamptan partiye kaçıp küfelik olana kadar içmişler.Sonra da odalarını, orayı-burayı dağıtmışlar ve olaydan haberdan olan Beenhakker'in kararıyla paketlenmişlerdi.Polonya, bu üçlünün yer almadığı maçta sahasında Slovenya'ya 1 puan verdi.Bir ay sonraki ''Çek-Slovak'' serisinde affedildiler, Boruc da kaledeki yerini aldı.Mart sonu-Nisan başı fikstüründen 1 ay evvel de Beenhakker'den övgü geldi, Boruc güven tazelemişti.

Boruc, İskoçya'da geçirdiği 4 yıla çokça vukuat sığdırmıştır.Geçtiğimiz yıl 3-2 kazanılan Old Firm sonrası ''God Bless the Pope (Tanrı Papa'yı kutsasın)'' tişörtüyle Celtic Park'ı selamlamıştı.Daha evvelinde röportajlarında Protestan'lara sallamışlığı, Rangers tribünlerine orta parmak göstermişliği ve daha pek çok beğenilen/tepki çeken söylemi, davranışı vardır.Bir ara parlemeto ve kilise dahi Boruc'un protestan-katolik gerilimini körükleyici/aşağılayıcı davranışlarına yönelik tavır almışlardır.Rangers tribünlerinin ilk hedeflerinden biri haline gelmiş, aynı zamanda Celtic taraftarından da ''Holy (Aziz)'' sıfatını almıştır.Menejeri, Boruc'un bu davranışlarını ''Polonyalı'ların %96'sı katolik, Artur da koyu bir katolik'' söylemi kadar basitçe açıklasa da Boruc'un arıza bir karekter olduğu adının geçtiği her haberde belli olmaktadır.
Son haber, Artur Boruc'un Polonya'nın çarşamba günü sahasında San Marino ile oynayacağı maçın kadrosundan çıkarılarak Polonya'ya gitmesine gerek görülmeden Belfast'tan çabucak Glasgow'a yollandığı yönünde.Karar yine Leo Beenhakker'in.Boruc, 7 ay sonra bir kez daha ulusal takım kampına geldikten sonra görevini tamamlayamadan kadrodan çıkarıldı.İki ''uzaklaştırılma'' arasında 1 yıl dahi yok.Bu kez neden futbol içi, Boruc'un ıskasıyla yenilen gol nedeniyle.
Aslında bu konuyu iki aşağıda yer alan genel değerlendirme içerisinde de geçirebilirdik ama blog arşivine bu gol özelinde bir Boruc değerlendirmesi de ekleyelim dedik.Euro 2008 performansı, SPL takibi yüzeysel olan futbolsever için dahi hayranlık uyandırıcıydı.Çok yüksek potansiyelli bir kaleci olduğunu biliyorduk, Old Firm'ler buna delil oldu.Euro 2008'de bir Avusturya maçı oynadı ki, halen birkaç karesi aklımdadır.Müthiş kurtarışlar, kombine refleksler...Golü de penaltıdan yemişti.Ayağı düzgün bir kalecidir, kıyasını kiminle yapacağınız önemli olmakla birlikte bazı yönleriyle Beenhakker'in 1 ay önce dediği kadar vardır.Günündeyse, belki de dünyanın en iyisi.Heybetli cüssesine rağmen sahip olduğu müthiş refleksleriyle -yine ''eğer günündeyse'' uyarısıyla- muadili kalecilerin bir adım önüne geçebilmektedir.Cüssesi ona fazladan alan hakimiyeti getirir.Ama eğer gününde değilse, maç içinde bir basit hata -mesela topu oyuna sokma hatası- kafasını kurcalamışsa korkmak gerekir.Bazen işler iyi giderken de sapıttığı olur ama Celtic ya da Polonya kalesine 10 topun geldiği maçlarda sıklıkla hatasız oynar.Bunun yanında sürekli çıkıntılık yapan, kusurlarını futbol dışı davranışlarıyla örten ve sanıyorum ki -halihazırda 2 yıl daha kontratı olsa da- Celtic kalesine adını en az bir 5 yıl daha kazıyacak adamdır.

Boruc, Belfast'ta oyun 2-1 Kuzey İrlanda üstünlüğü ile giderken Zewlakow'un yarı saha ortasında verdiği pasını ıskaladı ve top kaleyi bularak Polonya'yı 1-3 geri düşürdü.Sonuç 3-2, San Marino'yu saymazsak Polonya bu skorla grupta dibi gördü.Zewlakow'un geri pasında top sakin sakin sekerek Boruc'a gelirken tam da Boruc'un önünde sekiyor ve havalanarak Boruc'un sağ ayağını aşıyor.Bir Beşiktaşlı olarak bu hissiyatı en iyi bilenlerdenim, başlarda bir kızgınlık olsa da kısa zaman sonra yalnızca üzüntüsü kalıyor geriye.Fakat hatayı yapan Boruc olunca durmak gerek.Aynı golü SPL'de Celtic yedi, manzara yine aynı: Boruc ıskalıyor ve gol.Boruc rakibine çalım atmaya çalışırken topu kaptırıyor, bir başka gol.Boruc sezon başı Old Firm'inde basit bir topu elinden kaçırıyor, Kenny Miller'ın dokunuşuyla top Celtic kalesinde.Bu sezon Hibernian maçında uzaydan gelen bir şut, rahat topu bir şekilde kolunun altına sokabilen bir Boruc.Sonuç; John Rankin'in bu golüyle Celtic, Hibs deplasmanından 2-0'lık mağlubiyetle döndü.Bu sezon başı ilk Old Firm'de yenen skandal gol, sonrasında son League Cup finali öncesindeki lig Old Firm'indeki başarı ve Beenhakker'in açıklamaları...Sonrası cumartesi günü ve bugün.Boruc yine topun ağzında.Üst paragrafta saydığımız iyi hatta üstün özelliklerinin yanında yediği fantastik goller, milli takım kampından 7 ay içinde 2. kez uzaklaştırılışı, ülke gündemini dahi meşgul eden söylemleri ve bir süredir eğer sarı forma giyiyorsa göze batan göbeği ile Ada Futbolunun, Dünya Futbolu'nun en arıza adamlarından, futbol tarihinin en gel-gitli, ne olduğuna karar verilemeyen kalecilerinden.Artur Boruc'u tek cümleyle anlatmak gerekirse; Celtic onun sayesinde/ona rağmen SPL'de lider, Polonya ona rağmen/onun sayesinde halen Güney Afrika'ya gidiş umutlarını koruyor.

Noat Samisa

30.03.09

Şükür Kavuşturana

Son iki organizasyonda Gökhan Zan olmayınca hep bir şeyler eksik kaldı.Fotograflarda Zan olmayınca bir burukluk; sanki yemekler Gökhan Zanlı organizasyonlardaki kadar lezzetli değilmişçesine yüzlere düşen o tarifsiz duygu...Bunu fotograflardan sezebiliyorduk.Herkes normal giyinmişti, Zan'ın kıyafet seçiminde mutlaka saçmalayacağına güvenerek yapılan aykırı seçimler gardroba geri tıkılmıştı.İşte Zan, işte yine bir doğumgünü partisi, işte gülen yüzler, işte...

Eksik var tabii.Üzülmez'siz de olmuyor.Delgado gülmüyor mesela.Neden?Hissediyor ki bir şeyler eksik.Kıyafet seçimini eleştirecek adam arıyorum, yine Zan'dan başkası yalan.Malum marka çanta yine koltuk altında; üstü Taksim, altı Şişhane.Edouard Cissé'nin sözleşmesi sezon sonu bitiyor, lakin +1 opsiyonu var.Uzatılmayacak, yollar ayrılacak iddiası var ki bunun da desteği Marek Sapara iddiası.Slovak orta saha oyuncusunu İngiltere karşısında yarım saat izledik, skorun da etkisiyle pek bir şey anlamadık.Sezonun geri kalanında takımın en önemli parçalarından biri olacak Cisse, önümüzdeki sezon için ise henüz karar vermek için erken.Sezon sonu şartlara bakılır ve alternatifler değerlendirilerek uygun karar verilir.Şu aşamada Cisse önemli, durum değerlendirmesini -eğer olacaksa- yeni orta saha transferini sezon sonuna bırakmak en doğrusu.

Almanya'daydı Gökhan Zan, şükür kavuşturana.Oy kullanmaya mı geldi, yoksa tedavinin Almanya safhası bitti mi?Öğrendik ki tedaviye burada devam edilecekmiş, ancak önümüzdeki hafta takımla çalışmalara başlayabilecekmiş.Sivok tercihinin ideale dönmesi için Zan önemli.Cümleten afiyet, Cisse'nin doğum günü kutlu olsun.

Noat Samisa

30.03.09

Toshack Rüyasının Sonu

4. grupta son Avrupa Şampiyonası finalisti ve yarı finalist ile aynı gruba düşen Yeni Nesil Galler'in 2010 Dünya Kupası hayali erken son buldu.Millenium Stadı'nda dünün Avrupa'daki ilk maçıydı Galler-Finlandiya.Deplasmancılar 0-2 kazandı, Toshack'ın genç takımı havlu attı.Haftaiçi Almanya'yı yine bu stadda mağlup etmeleri, ardından da fire vermeden Rusya'yı mağlup etmeleri gerekiyor ki 5 maçta toplayabildikleri 6 puanın grup ikinciliği için bir anlamı olsun.Bu da imkansız görünüyor.Niyetlendikleri şey, o döneme kadar Dünya Futbolu'nun dibinde gezinen Galler ulusal takımın, Euro 2004 elemelerinde elde ettiği grup ikinciliğinin bir benzerini yapabilmekti.5 yıl önce başta Mark Hughes vardı, şimdi bir başka özel adam John Toshack.Varolma mücadelesinin, özel adamlar destekli umuduydular.Bugün gelinen noktada umutlarını bir sonraki turnuvaya ertelemiş görünüyorlar.Toshack'ın kadro tercihi eleştirildi, Bellamy ve Collins hücumdaki kısırlığa dair açıklamalarda bulundurlar.Bellamy henüz hazır değil, bunun da etkisini yok sayamayız.
Toshack'ın genç takımının umutları tüketen adam 38'lik Jari Litmanen oldu.Litti, 42. dakikada Jonatan Johansson'a harika bir ara pası attı.Hibernianlı forvet de bu ikramı geri çevirmedi.Maç sonu yapılan değerlendirmelerde Toshack'ın dikkat çektiği nokta, genç oyuncuların maç tecrübesi oldu.Daha fazla maç oynamaya ihtiyaçları var, dedi.Yalnızca Galler ulusal takımına dair değil, zaman zaman pek çok genç Galli oyuncuya dair kulüp takımlarındaki rolleri için biz de pek çok kez not düştük.Geçmiş maçlara göre daha tecrübeli bir kadro ile sahadaydılar, yine de ilk 11 çıkan 5 oyuncu 87 ve altı doğumluydu.Karşılarındaki takım ise yaş ortalaması 30'un üzerinde olan Finlandiya idi.Şöyle örnekleyelim; savunmanın ağır abisi Hyypia, 38'lik Litmanen sahada ve golü atan 33'lük Johansson.Tezatların maçını ''tecrübe'' kazandı!90. dakikada takımın en genç oyuncusu, 87 doğumlu Roman Eremenko'nun harika pasında Crystal Palace'ın 32 yaşındaki golcüsü Shefki Kuqi skoru belirledi.Finlandiya'nın da umudu az, klasmanda alacakları 3.lükten fazlası çok zor.

Kuzey İrlanda, sahasında Polonya'yı 3-2 mağlup ederek puanını 10 yaptı.3. grupta müthiş bir mücadele bizi bekliyor, sonucu foto-finish belirleyebilir.Polonya'nın 5. sırada olduğu bu grupta San Marino hariç her takımın şansı var.Slovakya eğer puan avantajını eksik maçlarında koruyabilirse bu garip grup, çok garip ilk iki sırayla sonuçlanabilir.İrlanda Cumhuriyeti ise fırsatı kaçırdı, Kilbane'in kendi kalesine attığı golle liderliği kaybettiler.Hollanda'nın at koşturduğu 9. grupta her takımın şansı var.Euro 2008'in kıyısından dönen İskoçya, Hollanda deplasmanında olağan bir mağlubiyet aldı.Esas önemli maç İzlanda ile çarşamba günü oynanacak.

İngiltere ise pas geçtiği maç haftasını hazırlık maçı ile doldurdu, Wembley'de Slovakya'yı 4-0 mağlup etti.Solda pozisyon alan Gerrard ve Rooney'nin geçmiş maçlardaki uyumu sürüyor.Fakat bunu sağlayan Heskey'i kaybettiler, Carlton Cole'un da sakatlığında Ukrayna karşısında Rooney'nin partneri Crouch olacak.

Galler 0-2 Finlandiya
Kuzey İrlanda 3-2 Polonya
İrlanda Cumhuriyeti 1-1 Bulgaristan
Noat Samisa

30.03.09

Güney - Kuzey

Haftaiçi Uzakdoğu'da, 2010 Dünya Kupası Asya Elemeleri 4. turu kapsamında 2. gruptan Güney Afrika'ya gidecekleri belirleyici bir maç oynanacak.Geçtiğimiz haftasonu başkenti Pyongyang'da oynanan karşılaşmada, grup sonuncusu Birleşik Arap Emirlikleri'ni 2-0 ile geçen Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti ile elemeler fikstürünü pas geçtiği haftada başkenti Seul'de konuk ettiği Irak'ı 2-1 mağlup eden Kore Cumhuriyeti, Seul Dünya Kupası Stadyumu'nda karşı karşıya gelecekler.Maçın futbol tarafına bakmadan önce bu maçın yerini, zamanını ve önemini çok çok daha değerli hale getiren, bu karşılaşmayı bir futbol maçının üzerine çıkaran ögelere değinelim.Yakın zamanda bir savaş yaşamış iki devlet olmalarını bir kenara bırakalım; çünkü aradan geçen zaman içerisinde ilişkilerin iyileştirilmesi yönünde atılan olumlu adımlar, her iki devlete de bugüne göre çok daha sakin günler yaşatmıştı.Bugün itibariyle aynı yarımadada hayat süren iki devlet, bir süredir son yılların en gergin dönemini yaşıyor.Bu maç da bu doğrultuda farklı bir tarihte oynanmış olsa, yalnızca bir eleme maçı olarak kalabilirdi.Nitekim salt futbol yönüyle sahip olduğu önem de çok büyük, Kuzey Kore'nin 44 yıl sonra Dünya Kupası hayalini gerçekleştirme ihtimali çok yakın.Güney Kore-Japonya ortaklığında düzenlenen 2002 Dünya Kupası öncesinde Güney eleme maçı oynamadığı için, Kuzey ile bu tip sorunlar yaşamamışlardı.Neydi bu sorunlar?Bunlardan ilki, iki takımın henüz Kuzey'in başkenti Pyongyang'da maç yapamamış ve yapamıyor oluşu.Daha evvelinde hiç karşılaşamıyorlardı, bu noktaya gelinmiş olması dahi iki ülke diplomasisi açısından kayda değerdir.Güney Afrika yolunda ikili arasındaki ilk maç öncesinde, yani geçtiğimiz Eylül ayında -daha önce de olduğu gibi- Kuzey'in 12 yıldır başkanlığını yürüten ''Büyük Lider'' Kim Jong-il, ''Güneyliler Pyongyang'a gelecekse...'' ile başlayan bir dizi şart sundu: ''Pyongyang'da marşınız çalınmayacak, bayrağınız göndere çekilmeyecek'' dedi.Güvenlik garantisi verdi, maç için gereken diğer tüm şartları hazırlayacağını ilan etti.Tabii bu şartlar, elemelerin önceki turlarında da olduğu gibi Güney tarafınca kabul görmedi ve maç FİFA onayıyla Çin'e, Shanghai'ya taşındı.Kuzey Kore'nin evsahipliğinde, tarafsız sahada oynanan bu maç 1-1 sonuçlandı.Güney'in bu maçtaki golü, blogda sıkça bahsettiğimiz orta saha oyuncusu Ki Sung-yueng'den gelmişti.
Aradan geçen 6 ayda, iki ülke ilişkileri daha da kötüye gitti.Geçtiğimiz ay, Kuzey'in Lideri Kim Jong-il'in yaptığı ''Amerika Kore'de yeni bir savaş daha istiyor'' açıklaması, durumun vehametinin göstergesi.Son olarak Kuzey Kore bir hamle daha yaptı.İki ülke arasında sınır kabul edilen 38. parelelin kuzeyinde kalan halen bir kısmı BM himayesindeki ortak güvenlik bölgesinde (Joint Security Arena) faaliyet gösteren Güney menşeyli sanayi kuruluşlarının yönetimini ele aldığını duyurdu.JSA'de yer alan ortak sanayi bölgesi Kaesong'da 120 Güney Kore kuruluşu, yaklaşık 30 bin Kuzeyliyi istihdam etmekte.Benzer bir ikili ilişki, JSA'in güney tarafında da geçerli.Kuzey yönetimi, daha önce de defalarca sorun olmuş ve aynı yönde kararlar alınıp, bir süre sonra normale dönmüş olan bu bölgenin denetimi kararına gerekçe olarak, halihazırda yürütülen ve gizliliğini öncelik aldıkları füze programını öne sürdüler.Kuzey'in geliştirdiği son füze, nükleer başlık taşıyabilen, yaklaşık 7 bin kilometre menzile sahip bir yokedici.Adı Taepodong-2, ilkine göre 2 katı daha etkili.Kuzey Kore, bu füze ile Alaska'yı vurabilme yeterliliğini sağladı ve Amerika için ilk somut tehdidi böylece ortaya koydu.Bugünlerde Güney Kore'de pek çok meydan göstericilerce işgal altında.Sebebi, Kuzey yönetiminin bu yeni füzeyi ilk olarak 4-8 Nisan taraihleri arasında kontrollü olarak deneme kararı almış olması.Tabii Nükleer başlık olmadan!Meydanlarda bayraklar, kuklalar yakılıyor, Amerika geçmişte olduğu gibi ''göreve'' çağırılıyor.Böylesi bir ortamda, maça 3 gün kala Seul'e gelmeyi göze alan Kuzey Kore ulusal takımı kafilesi, geniş güvenlik önlemleri altında İncheon Havaalanı'ndan Seul'deki otellerine ulaşmayı başardı.
Kuzey'in nükleer program denetimi konusunda yeterince geri adım atmaması, aynı yarımadayı paylaşan geçmişi ortak iki halkın ilerlediği diplomatik ilişkilerin tekrardan başa sarması, bu maçın tarihini çok daha kritik kılıyor.Bu sürecin BM Genel Sekreterliği görevinde Güney Koreli Ki-moon Ban var iken gerçekleşmesi ayrıca manidar.Kuzey, eğer Seul'den avantajlı bir skor ile dönerse futbolsever başkan Kim Jong-il, bunu propagandasına alet etmekten geri durmayacaktır.Eğer galibiyet gelir ise yeni füzenin deneyi bir gövde gösterisine dönüşebilir.Güney için ise ''düşmanını'' sevindrimemek gibi bir anlamı olabilir.Soğuk savaş döneminin etkilerinin bu denli güçlü sürdüğü bir başka coğrafya daha yok.Şu günlerde siyasi ve toplumsal açıdan bu denli gerilimli bir uluslararası karşılaşma daha yok.Belki saha içinde bu gerilim görülmeyecek, futbol içerisinde kalan bir maç olacak ama, öncesiyle-sonrasıyla çok özel bir maçın beklendiği kesin.

Kuzey Kore, oynadığı 5 maçta topladığı 10 puan ile grup lideri.Güney Kore medyasında Kuzey futbolunun yükselişi sürpriz addedilmiyor, grup liderliği için farkı yaratan unsurun Pyongyang'da dolu tribünler önünde Suudi Arabistan'ı 1-0 mağlup etmeleri olduğu düşünülüyor.En son 1966'da Dünya Kupası'na katılan Kuzey Kore, İngiltere'de düzenlenen şampiyonanın 4. grubunda İtalya'yı mağlup ederek grubu, SSBC'nin ardından 2. sırada tamamlamış ve büyük bir sürpriz yapmıştı.Aynı İtalya, aradan 36 yıl geçtikten sonra bu kez 2002 Dünya Kupası'nda adanın Güney tarafına mağlup olmuştu.Güney Kore ise topladığı 8 puan ve maç eksiğiyle grup ikincisi.İran ve Kuzey Kore deplasmanlarından beraberlikle döndüler, bundan sonra maç kaybedeceklerini sanmıyorum.Haftasonu Irak ile oynadıkları hazırlık maçında atılan 3 gol de Kore'den, fakat biri kendi kalesine.Önce Pohang'ın savunmacısı Jae-won Hwang, uzak köşede çok iyi bir kafa vuruşuyla topu kendi ağlarına gönderiyor.Ardından FC Seoul'ün formda sol taraf oyuncusu Kim-chi Woo'nun güzel golü ve bir süredir Blackburn Rovers'ın kapısında sözleşme bekleyen forvet Keun-ho Lee'nin golü ile skor belirleniyor.
Daha önce Güney'in futboluna çok değindik, bu kez biraz Kuzey'e bakalım.Kuzey'in kadrosunun iskeletini, ülke futbolunun üç önemli takımından biri olan 4/25 üstleniyor.Yani 25 Nisan.Bu tarih, şu sıralar Kim Jong-il'in fahri başkanlığını yürüttüğü, aslen Mançurya ve Kore'yi Japon egemenliğinden kurtarmak için 1932'de kurulmuş olan ''Kore Halk Ordusu''nun kuruluşu tarihini yaşatıyor.Bu ideoloji temelli kulübün piyasaya sürdüğü oyuncular önderliğinde tarihlerinin en iyi futbol takımına sahip oldukları iddiasındalar.25 Nisan kulübü, kadrosunda Güneyli oyunculara yer vermez iken, K-League'in son şampiyonu olan Suwon halihazırda kadrosunda bir Kuzeyli oyuncuyu bulundurmakta.Geçtiğimiz sezon da kadroda olan Young-Hak Ahn, Japonya'da doğmuş biri.Tıpkı daha önce blogda bahsettiğimiz Japonya'ya göçen Koreli oyuncular gibi o da futbol eğitimini Japonya'da almış ve emsallerinden ayrı bir yol takip ederek yükselme imkanı bulmuş.Hedefi Premier League.Geçtiğimiz günlerde bir röportajına rastlamıştım, yukarıda çizmeye çalıştığımız maç fotografını bu röportaj çok daha iyi anlatıyor.Kullandığı kelimeler dahi tabulara işaret etmekte; Japonya'da doğmuş, orada büyümüş ve şu sıralar Güney'de futbol hayatını sürdüren biri olmasına karşın ısrarla, hanedanlık döneminden kalma ''Chosun'' ismini ülkesi için söylüyor.Aksi tabudur, ''Güneyli'' sıfatıyla aşağılanır.Young-Hak Ahn'ın demeçlerinden de anladığımız kadarıyla Kuzey, futbol harici etkenlerin dürtmesiyle kazanmaya geliyor ve bu maça bir futbol maçının ötesinde pek çok anlam yüklüyor.

Maç Çarşamba günü TSİ 13'te aynı topraklarda yapılan Bayanlar Curling Dünya Şampiyonası'nı da yayınlayan Eurosport'tan ekranlara gelecek.Günün akşamı öncesi güzel bir idman olabilir.

1 Nisan 2009 / Korea Republic - Korea DPR
Noat Samisa

30.03.09

İspanya 1-0 Türkiye

İspanya: Casillas, Sergio Ramos, Albiol, Pique, Capdevilla, Cazorla, Senna, Xavi, Xabi Alonso, Torres, Villa
Subs: Reina, Marchena, Arbeloa, Silva, Riera, Llorente, Mata

Türkiye: Volkan, Gonul, Emre Asık, İbrahim Uzulmez, Hakan Balta, Tuncay, Aurelio, Emre Belozoglu, Arda, Semih, Nihat
Subs: Rüştü, Kas, Kazım, Nuri, Sabri, Ayhan, Gokhan Unal
Üzücü...Ertesi güne aşmış bir maçta en son ne zaman taraf olduk?Bir de bu gece saat uygulaması değişiyor, eğer bu geceden ileriye bir şeyler kaldıysa bu maçın saati yıllar sonra hatırlanacaktır.İlk 10 dakika kaleyi bulan -Nihat'ınkini de buldu sayıyorum, hakemler Casillas'ın parmaklarını pas geçti- iki topumuzdan birini içeri sokmak zorundaydık.Rakip, o dakikaya kadar ''Euro 2008 şampiyonu'' sıfatını yalanlayacak bir kurgu hatası yapmış ve Tuncay-Nihat-Semih üçgeni, bizi tam da planladığımız pozisyona sokmuştu.Değerlendirmek zorundaydık, yapamadık.Sonucunda da gayet beklendiği üzere kaybettik.

İspanya takımının çapı sınırsız.Bu akşam buna bir kez daha inandım.Bahsedeceğimiz kurgunun getirileriyle yeteneklerini sergileyen futbolcular topluluğu; oynayanı, gireni-çıkanı, rolleri belli olan oyuncularıyla zamanın en iyi ulusal takımı.Tüm takım sporları içerisinde de bir yeri olmalı bu takımın, nitekim maç içi değişimleri ayrıca hayranlık uyandırıcı.Yeni mi gördük?Hayır, Euro 2008 boyunca şahitlik ettik.Bugün daha da yakından bakabildik.Savunmada Puyol olmayınca alternatifleri Puyol seviyesinde değiller.Cazorla da çok iyi bir orta saha oyuncusu; ama o da İniesta değil.Fakat tarz olarak çok benzer oyuncular, düzene çok kolay entegre oluyorlar.Savunma tandeminde ise bu uyumu yakalayabilmek çok daha zordur.Pique-Albiol ikilisi bir yerleşim hatası yaptılar ve hemen maçın başında pozisyon bularak rakibin iştahını önce törpüledik.Stoperde Servet, orta sahada Hamit'in olmasından daha da önemliydi bu pozisyonu yakalamak, gol olsa bambaşka şeyler konuşuyor olabilirdik.Yine de önemli katkısı oldu ve en azından İspanya'nın iki bekini birden oyuna sokmasına engel olduk.İlk 15 dakika orta sahada da gerekli cevabı verdik.Aurelio ilk hamleyi yaptı, Emre arkayı toplayarak takımı çıkardı.İki eş şablonun kapışmasında kurgusal fayda ve zarara getiren belirgin farklar vardı.20. dakikadan sonra bu durum oyuna egemen olmaya başladı.
İspanya'nın ''trend şablonu''nu biliyoruz.Beklerde üstün insan, muhteşem bek Sergio Ramos ve onun bir boy küçüğü Capdevilla.Orta sahada Senna-Xavi; solda Silva, sağda İniesta; ileride Villa-Torres.Final maçında Villa yokken Fabregas, Cazorla, Xabi...Kimi koyarsan takımın silahları çok da fazla değişmiyor aslında.İniesta olmayınca gücünü koruyor, belki ekstrası azalıyor.Ayaktan değil, deha beyninden çıkan pasları yalnızca Xavi atabilirken, Alonso da fazladan şut tehditi oluyor mesela.Orta dörtlüden biri orta saha oyuncusu vaısflı, diğeri kenar oyuncusu meziyetleri sahibi.Böylece değişmeleri olarak beklerden birine yer açılırken, diğeri fazladan kademe ve orta saha desteği rolü üstleniyor.Senna, defansif orta saha rolünde ne kadar başarılıysa yardımı da o denli fazla.Sol ya da sağ taraf boş kaldığında doğru pozisyonu alacak kadar da fazla sorumluluk sahibi biri Senna, gerektiğinde Senna'nın yerini de alabilen beklere sahip bir takım İspanya.Bunları maç içerisinde bölüm bölüm yakalamak mümkün.Bugün biraz farklıydı.Cazorla sahadaydı ve kenar oyuncusu tercih edilmemişti.Premier League sezonunun ilk aylarında çok Arsenal yazısı yazdık, sürekli bir sıkıntıdan bahsettik.Arsenal'in hızını, muhteşem pas trafiğini sağlayan öncül elbette oyuncu kalitesi.Fakat dar alanda çok adamla bulunmak için standart şablonlar oyuncu seçimleri önemlidir.Geçtiğimiz sezon, özellikle ligin ikinci çeyreğinde Arsenal fırtınası eserken, Arsenal'in sağ ve sol kenarında Hleb-Rosicky ikilisi vardı.Bu oyuncular tıpkı Xavi ve Cazorla gibi orta saha oyuncusu vasıfları sahibi oyuncular, hem de daha hücumcu tarza sahip isimler.Topla ilişkileri iyi, oluşturdukları tehdit dikkat değer.Sürekli içe kaçarak oynuyorlardı ve bu sayede beklerine gerekli boşluğu açıyorlardı.Fit durumdalar ise Fenerbahçe'de Deivid-Gökhan ilişkisi de buna örnek sayılabilir.Beklerinizi oyuna sokabilmek için, öncelikle top rakip sahada kalacak.Sonra kenar oyuncularınız bekiyle iletişim kurcak, 2-1 kenar varyeteleri yerine forvetinizin bekin öncülü olmasını bekleyeceksiniz.Semih bu işi harika yapıyor örneğin.İngiliz futbolunu, özellikle de Premier League'i şu yıllara geldiğimizde uzun toplarla da 2-1 kenar varyetelerinin bolluğuyla da değerlendirmek, ligin ağırlığının bu yönde olduğunu söylemek uzaktan bakmaktır.Arsenal örneği ortada, Giggs'in dönüşümü ile Evra'nın; Kuyt'ın varlığıyla Arbeloa'nın çıkışları ortada.Şimdi bir de Arshavin etkisi göreceğiz, Tottenham'da Modric örneği var.Trend bu, İspanya da bunun en değerli temsilcilerinden biri.Kenarlara yerleştirilen ve üstdüzey oyunda top rakipteyken mutlaka pozisyon almak zorunda olan bu oyuncular ve bu yapıyı kuran takımlar günümüzün üstün vasıflı yaratıcı oyuncu rolü.Orta sahada yer almalarına göre bekleriyle kurdukları iletişim bu takımların kompakt yapılarında, kupalarında çok çok değerli bir etkendir.

Del Bosque'nin Cazorla tercihini bu doğrultuda düşünmeliyiz.Ama maç başı girdiğimiz gol pozisyonuyla buna cevap verdik.Rakip hücuma çıkışlarda daha temkinli olmak zorundaydı.Sağımız hem rakibe kapalı, hem de Gökhan ile tehdit sahibiydi.Capdevilla oyuna giremedi, Tuncay'ın da katkısıyla rakibin solunu tıkadık.Fakat dakikalar ilerledikçe oyun solumuza yıkıldı.Arda'nın sürekli biraz önde kaldığını, doğru pozisyon alamadığını gören Cazorla, ani bir kararla sağ taraf geçti.Sola da Villa'yı soktular, 5 dakika kadar bunu denediler.Emre Aşık ve Hakan Balta'nın maç boyu süren muhteşem performansları o dakikalarda fazlasına engel oldu.Cazorla bizim solumuza girip, Ramos'un daha da serbestiyet kazanmasıyla oyun oraya yığıldı.Yine de orta sahamızı mümkün mertebe savunma hattımızdan uzak tutarak topun final pası noktasına gelmesini engelledik.Maç boyu 3 ya da 4 kez final pası yapabildiler, bu veri dersimizi çalışmış olduğumuzun göstergesi.
İlk 20 dakika oyunu bayağı iyi götürdük.İbrahim Üzülmez maç başı Ramos'u çalımladı; iki düz, bir ters kademe bile aldı.Yukarıda bahsettiğimiz ilk hamlenin Aurelio üzerine kalması, Emre'yi de biraz pasifize etmiş olabilir.İlk bölümde hiç oyunda görmedik.Eğer Hamit ile oynayabilseydik, Aurelio orta saha müdafasında ikinci adam olacak ve asıl gücünü gösterebilecekti.Bu rolde de çok iyi bir maç oynasa da bunun partnerine, dolayısıyla takıma eksisi olduğunu düşünüyorum.Rakip Aurelio'yu geçtiğinde -ki bu pek fazla olmadı- Emre Aşık önderliğinde savunmamız mutlaka önde pozisyon aldı.Keşke topa sahip olabilseydik ve savunmamız bunun takımımız topu 3. bölgeye taşımışken yapabilseydi.Mümkün olamadı.Sebebi elbette ki rakip.

İlk 20 dakika ancak oyunun dengelediğinden bahsedebiliriz.Devre arası ise mutluyduk, oyunu tutabileceğimize dair inancımız vardı.35-45 arası yine rakiplerine top göstermeden oynadılar ve bu bizim direncimizin düşürdü.Dakika 60 olduğunda artık fizik olarak bitmiştik.Reaksiyon gösterebilecek iseniz, yine inançtan fazlasına ihtiyaç var.Amerikalı kondisyonerler?Bizi bitiren İspanya'nın oyun karekteri, öldürücü pas trafiği ve bu pas trafiğini kesmeye yönelik yapacağınız baskıyı boşlamanıza bir an dahi imkan vermeyen, saniyenin onda birinde alacağı bir kararla aniden oyunu hızını katlayıcı bir pas ile oyunu değiştirebilen kaliteli ayaklar.Eğer diyorsak ki arayışlarımız ve geri dönüşlerimiz bizim oyun karekterimiz; mutlaka önde pozisyon alabilmeliyiz ve skorda geri düşsek dahi üstün inancımızla reaksiyon gösteririz.Bunun için inançtan fazlasına ihtiyaç var.Eğer tekniğinizi yeterli görüyorsanız fizik durumunuz mutlaka isteğinizle uyum göstermek zorunda.Ama bugün pek de öyle değildi.Bundan sonra da parelellik göstermesi pek kolay olmayacak.Turnuva başka, sezon arası maçlar başka.Pique-Albiol ikilisine karşı, eğer oyun sete sete döndüğünde rakibin yardımlı orta sahasını geçebilseydik mutlaka bir final pası çıkardı.Maç başı oyun sete sete geçmemişken bulduğumuz iki pozisyon kapsam dışı, reaksiyon ile alakalı yaptığım tespite argüman olsun diye örnekliyorum.Biz topu oraya getiremedik ve bir final pasını verecek, bir boş koşu ile markaj boşlatacak, bir de golü atacak 3 adamı ilk 10 dakika sonrasında rakip kale önüne getiremedik.Son yarım saat de rakibin İspanya olduğu gerçeği yüzümüze çarptı.Oyunun 1-0 gitmesinin etkisiyle bir serseri toptan gol buluruz ümidi vardı ama o serseri topu atabilmek için de topa az da olsa sahip olmak gerekir.Bu imkanı vermediler.Gol sonrası önce Villa yerine Mata ile esas düzenlerine döndüler, sonunu da Guiza'nın rolünü çalan Llorente ile bitirdiler.Aynen devam yani, değişen bir şey yok.Aragones sonrası Del Bosque'den farklı biri, eğer egosu yüksek biri eğer otursaydı o koltuğa, sanıyorum hem bu maça dair hem de öncesine dair farklı şeyler konuşuyor olurduk.

Maçın kırılma noktası yediğimiz gol, Semih-Ayhan değişikliği kesinlikle değil.Futbolu cesaret-korkaklık hasletleri üzerinden değerlendirmek bana hiç bir zaman sevimli gelmemiştir, zaten doğru da değildir.Belli ki oyunda düşüyoruz, bas bas bağırıyor ki rakip bizde teknik olarak, kurgusal olarak vs. pek çok yönden çok üstün.İlk 20 dakika sonrası rakibi bozamamışız, ancak dersimizi iyi çalışmış oluşumuzla savunma-orta saha arasını mümkün olduğunca kısa tutuyor ve Aurelio'yu asla yay civarına yaklaştırmıyoruz.En uygun hamle Ayhan olurdu, zaten Nihat ve Tuncay ile kazanılan toplardan zaman kazanmak pek mümkün değil.Belki bu noktada Semih'in oyunda kalması, sırtı dönük oyun ile bize yardımcı olabilirdi.Tabii antitez olarak Nihat ve Tuncay hızlı oyun tehdidir.Orta sahadaki trafik düzenlensin ve oyun kenarlara taşınsın amacı güdülebilir.Sonuçta bir tercihtir.Ayhan girecekse kenarlardan kazanılan toplar hızlı kullanılmalı, bunu da yapacak isim Semih mi, Nihat mı, Arda mı?Arda, fiziken en erken pes eden oyuncumuzdu.Hoca tercihini Semih'ten yana kullandı, yanlış denemez.4-3-3'e, yani Euro 2008 düzenimize.Neye göre doğru-yanlış?Golü yememiş olsak belki etkisini gözleyebilecektik.Semih çıktı, geri yaslandık ya da rakip daha kolay hazırlık pası yaptı falan değil; Fernando Torres işini yaptı ve bir frikik kazandırdı.Nasıl engelleyebilirsiniz ki?Torres'in aksiyonunun başlangıcı solumuzdan, yani daha 10. dakikada sırıtan bölgemizden.Bunun da bugün çözümü yoktu.Golü yedikten sonra ise elbet bir hamle gerekir, o da oyundan düşen Arda yerine ek hücumcu oldu.

Değişikliğin sonucunu görecek zaman olmadı.Skorda geri düşünce bu değişiklik anlamsızlaştı, bugün sonucunu görmüş olmanın etkisiyle ''Semih neden çıktı?'' muhabbetini 2 saat döndürebiliriz.Xavi'nin ortası, Ramos'un dizi, Pique'nin Volkan'ın iki elini de pas geçen şutu ve gol.Yediğimiz gol, rövanşa dair ümitvar olmamızın bir argümanı olamaz.İspanya, 70 dakikasını üstün oynadığı maçta golü duran toptan buldu, o kadar.Doğru final pasını bulana kadar sabırla top çeviren yetenekli ve aynı oranda özgüvenli bir takım; eğer oyun üzerinden gideceksek ''kaçırdık'' gibi bir durum yok.Hayıflandığım nokta maç başı iki gol pozisyonudur.Bir de Arda'nın kötü stopu.İspanya'yı üstün motivasyonlu Türkiye'ye karşı sahasında skorda geride izlemek ve bunun bizim oyuncularımızla nasıl cevaplandırılacağını görmek bu geceyi efsaneleştirebilirdi.Üzüntümüz iki anlık gol vuruşundan, yani futbola dair yalnızca futbol kaynaklı bir üzüntü bu.Keşke...Yapabileceğimizin en iyisiydi belki de, İspanya'ya karşı kaç kez gollük pozisyon yakalanabiliyor ki?Golü yedikten sonra reaksiyon göstermememizin, -mistik bir reaksiyon değil tabii, standart bir mağlup takım reaksiyonu- nedeni de belli iken bu akşam için suçlanacak bir şey ya da birini göremiyorum.Maç önü açıklamaları hiç olmadığı kadar yapıcıydı, Madrid'deki muhteşem atmosfer de eklenince çok güzel bir futbol gecesi oldu.Üzüldüm ama tepkili bir üzüntü değil kesinlikle, kaybetmeyi kabullenen bir tavır gibi.Terim'de ve oyuncularımızda da bunu gördüm.
Sergio Ramos'un tarafından maç boyu 1 tane top taşıyamayışımız, son bölümde sahada 5 tane Ramos olduğu halisünasyonuna dönüştü.Maç boyunca çıkışlarının toplamı 20'yi bulmuştur, 75 sonrası 10 tane var zaten.Bizim Delinho elinden geleni yaptı, ilk yarı Cazorla ile yeterince boğuştu zaten.Pas geçilen bir de penaltı var, sağlam dirsek attı Ramos'a.Genelde standardını oynadı İspanyol oyuncular.Ramos harici şu isim sivrildi diyemeyiz, takım vasıfları bu yönüyle de çok güçlü bir takım İspanyollar.Biz ise halen 5 yıllık geçmişimizden geliyoruz ve o inatçı karekterimizin arkasını fizik güç ile dolduramıyorsak faydası yok.Mantalite bu, ama bu takım buna sahip değil.Bu da olmaz.Kulüp takımlarımız, ligimizde ne denli başarısızlık taşıyorlarsa aynı oranda da umursamazlık taşıyorlar.Bu akşamki fizikseviye bunu gösterdi.Ayakata kalanlar usta profesyoneller, Emre Aşık, Hakan Balta.Bunun mutlaka bir nedeni olmalı.

Bosna'nın deplasman galbiyeti, preview'de bahsettiğimiz korkularımızla yüzleşme ihtimalini doğurdu.Eğer Boşnaklar sahalarında da kazanırlarsa, tüm maçlarımız birer final olacak.Aynı İspanya, çarşamba İstanbul'da.Bu gece bir kez daha rakibin gücünü farketmiş olmamıza rağmen ümit doluyuz.Belki onlara bu maç angarya gelir ve kazanmak için şansımız olur.

Noat Samisa

29.03.09

F1 2009 - TRT1

Bugün televizyonda TOMSFED Başkanı Mümtaz Tahincioğlu'na rast geldim.Tam da sonunu yakalamışım, soru üzerine geçtiğimiz yıl İstanbul Park tribünlerinin boşluğundan bahsediyordu.Formula 1 organizasyonunun ülkemizde yapılması, en ucuzundan reklamdır, mealinden birkaç cümle söyledi.Bunun devlet politikası kapsamında olduğunu biliyoruz, Mehmet Ali Talat'a kupa verdirme fikri de bu düşüncenin ürünüydü.Pistin işletmesi federasyon tarafından gerçekleştirilmediğinden bilet fiyatları konusunda bir tasarrufları olamayacağını, zaten tribünlerin dolu ya da boş olmasının, federasyonun asli hedefi saydıkları televizyon yayınları yoluyla ''ülke tanıtımı'' noktasına bir hasar getirmediğini, bu durumun işletmeciyi ilgilendirdiğini söyledi.Öyleyse eğer biz memnun isek sözleşme bitimi tarihini düşünmey gerek yok.Ama şunu düşünmek gerek.Yıl 2011 olduğunda en büyük rakibimiz olacağı iddia edilen Güney Kore mi, biz mi?Ecclestone bu işe ne der?Bu yılın fiyatlarında 5 nolu bronz tribün 150 lira.Motor sesini playlistinize koyacak kadar tutkulu iseniz, tavsiyem 5 nolu bronz tribündür.Ana tribüne 700 lira ödenmeyeceğini düşünerek tabii!Ya da paddock arkası açık alan.

Gariptir, benim içimde bu sene F1'e dair farklı bir heyecan var.Geçen seneki muhteşem finalden olsa gerek, diye düşünürken Formula 1'in TRT'ye geçtiği haberiyle daha da heyecanlandım.Hem de Serhan Acar anlatacak, Okay Karacan yorumlayacak.Yeni kuralları özümsemek için fazla zamana ihtiyacımız yok, Serkan Acar bir sıralama turu zamanına sıkıştırıverir tüm bilgileri.Okay Karacan yıllar sonra TRT'ye döndü.Serencebey'deki röportajında TRT'nin kendisi için ne ifade ettiğini çok güzel anlatmıştı, bir de Seba hikayesi serpiştirmişti.F1 takipçileri için bu kadronun önemi kadar, F1'in CnnTurk ile dışına çıktığı karasal yayına tekrar dahil edilmesi de önemlidir.Tribünler, medya ve halk ilgisi de bununla mutlak suretle bağlantılıdır.Eski heyecanı yok, değil de henüz bir önderi yok.İnsanları spor takipçisi yapmak zor, illa ki taraf olunmalı sanrısı var.Bu elbette Bernie Ecclestone başta olmak üzere F1'in imtiyaz sahplerinin de arzuladığı bir şey.Schumacher'in bayrağını alma potansiyeli, belki de geçen yılki cezanın sınırlı kalmasının sebebidir.Kim bilir?Bu sezon tekdüze geçen yarışlara heyecan katan anime karekteri kılıklı Takuma Sato da yok, Red Bull'a test pilotu olmuş.Yerine Kazuki Nakajima var, vatandaşının yolundan gider mi?
Global ekonomik kriz nedeniyle bir ara iptali dahi gündeme gelen organizasyon, son olarak gündeme düşen ''en çok yarış kazanan şampiyon'' kuralının da ertelenmesiyle yarın sabah TSİ 8'de sıralama turları ile sezon resmen başlıyor.Krizin tarihinde ilk kez zarar açıklattığı Japon otomotiv devi Honda bilindiği üzere F1'den çekildi, haklarını Ferrari'de Jean Todt'un Henk Ten Cate'i olan ''taktik deha'' Ross Brawn bu aya başında satın aldı.Takımı ülkesine taşıdı, Mercedes ile imtiyazlı bir motor tedariği anlaşması yaptı.Çok kısa zamanda yeni takım, yeni ekip kurdular; buna karşın sezon öncesi testlerde adeta uçtular.Cuma günkü antremanlarda da Barrichello 2. sırayı, Button ise 5. en iyi dereceyi elde etti.Düşük bütçeli takımlar, ar-ge aşamasını sezon içinde büyük bütçeli takımlara oranla sınırlı tutmak zorunda olduklarından, sezon başı harika turlar atan takımların sezon içerisinde geriye gidişine sık rastlanmıştır.Fakat yeni bir takım için her açıdan harika bir başlangıç olacak gibi görünüyor.McLaren'lar 17 ve 18, Ferrari'ler ise 10-11 oldular.Nakajima ile birlikte sezonun iki yeni yüzünden biri olan İsviçreli Sebastien Buemi cuma testini son sırada tamamlamış.2 yıldır test pilotu olduğu Red Bull/Torro Rosso takımında mücadele edecek.Başarılı olamaması halinde Sato'nun sopası aşağıdan sallanıyor!

Vettel'deki şampiyonluk hamuru, son şampiyon ile Ferrari kapışması, Renault'a geri dönen Fernando Alonso...Yarın sabah 8, gece 11 Madrid, pazar sabah 9; sonrasında sandık başına...

Noat Samisa

28.03.09

Trend'e Karşı

Yarınki maça pek çok anlam yükleyebiliriz, hatta bir misyon kazandırıp bu maçın skorları üzerinden geçmiş-gelecek değerlendirmeleri de yapabiliriz.Yapılacaktır da.En popüler anlamı ''Euro 2008'in muhtemel finali, rövanşı'' oldu, kaymaklı mucizeyi Lahm bozunca bu karşılaşma 9 ay sonraya ertelendi!Misyonu ise Euro 2008 Türkiye'sinin neresindeyiz?Mistisizm kıstas kabul eder mi?Madem bir programımız yok, öyleyse ''sır''ları bir kenara bırakıp yalnızca futbola bakalım.
Yarı finalde Almanya'dan yediğimiz golde Mehmet Topal'ın rolü neydi?Özveri, inanç, mücadele bir yere kadar; burası futbolun zirvesi.Üstün insanların bir arada bulunduğu bir sahada 360 derece alan kontrolü yapmak zorunda olan insanların inançtan fazlasına ihtiyacı olur.Klose'nin golünde eşik aşmak gerekti, yapamadık.Yetenek, pozisyon bilgisi, sık karşılaşılan durumların birikimiyle öngörü sahibi olmaya imkan veren süreklilik gerekir.Toplamına tecrübe diyelim; ama tecrübe yalnızca yaşça büyük olmak değildir.Bunu bilelim.Geçmişinde sol bek, stoper mevkiilerinde oynamışlığı olsa da Kewell'dan ancak bu kadar stoper olur, en fazla durumu kotarır.Yetmediğinde ''niye?'' diye soramazsın.Bu seviye öyle bir seviye, burası Şampiyonlar Ligi Top 16 seviyesinde ya da biraz daha üzerinde.Rakibimiz İspanya, son Avrupa Şampiyonu.Yani bugünün futbol trendini oluşturan takım.1 sezon daha futbolun doğrusunun İspanya'nın kupa kazanan yapısı olduğuna ikna edecek takım.İki zıt karekteri temsil ediyoruz; rakibimizin gücünü biliyor olmamıza, kadroları karşılaştırdığımızda genelgeçer futbol kurallarının geçerli olması halinde 2 maçı kaybedeceğimiz tahmin edebiliyor oluşu(muz)a karşın, ''Fatih Terim'in Türkiye'sinde ne kadar kaos, o kadar ümit'' paradoksu içerisinde garip bir heyecanla kalbimizin futbola ayrılan kısmını umutla dolduruyoruz.

Bu doğrultuda sabah saatlerinde uzun uğraşlar sonucunda Ali Sami Yen'deki rövanşa biletimizi temin ettik.Kilitlenen servarlara rağmen 3 saat içinde biletler tükendi.Biletix ile yaptığımız her mücadelede olduğu gibi en edebi küfürlerimizle parayı ödedik, karşılığında biletimizi eski açıktan alabildik.Ben uzun süre login olamıyorken insanlar ne ara kapalı biletlerini sömürdüler acaba?El altı-karaborsa aklıma gelmesin de ne gelsin?Saat 10'da başlayan uğraş saati aştı ve numaralı-kapalı biletlerini listede hiç bir an göremedim.Tabii bu noktada Biletix'e olduğu kadar federasyonumuz ve karar alıcılara da serzenişimiz olmalı.Talebin, arzın 3-5 katını bulduğu böylesi önemli bir maçta son günlerini sayan Ali Sami Yen tercihini nasıl açıklayabiliriz?İnönü'nün dört bir yanı şantiye, güvenlik sorunu olabilir.Bunu kabul ederim, tribünde olabilmek adına satın aldığı bilet parasına ek olarak çamur deryası nedeniyle kuru temizleme parası eklemek zorunda olan Beşiktaş taraftarı durumu iyi biliyor.Öbürünü mistisizm ile açıklıyoruz, Şükrü Saraçoğlu uğursuz!Şölen havasına dönüştürmeyi, son Avrupa Şampiyonu karşısında alacağımız muhtemel galibiyete daha çok insanın tanık olmasını neden istemeyiz?''Sefa uyuma Sefa...''Hatırlayan var mı?''Hatıralarımız var, tıpkı Euro 2008 yolundaki son maçımız Bosna gibi hedef maçları burada oynuyoruz.''Yıkmayalım öyleyse.Artık bilelim, neresidir ulusal takımımızın yeri-yurdu?

İspanya'nın bir tek sırrı yok.Futbol bu kadar basit değil, hiçbir takımın mutlak gücü ya da sınırları yok.Hele de bu seviyede bir takımın.En bilineni paslaşma, Xavi-İniesta-Senna etkisi.Bizce çok daha fazlası vardı.Yalnızca alan daraltarak bu üçlünün efektif top kullanımını sınırlayarak İspanya'yı pasifize edemezsiniz.Bu takımda David Villa var, daha da ötesi Fernando Torres var.El Nino, ilk kez Türk savunmacılar ile karşı karşıya.Bekleri var, Ramos ve Capdevilla üzerinden gerçekleştirilen setleri Euro 2008'de gördük.Her yönüyle komplike bir takım, şu zamanın açık ara en iyisi.İniesta'nın sakatlığında yerine oynayacak olan isim, İspanya milli takımına en çok oyuncu gönderen ve şu sıralar yalnızca İngiltere'yi değil Avrupa'ten Liverpool'un orta sahasının baş aktörü; Xabi Alonso.Bizim oyun planımızda ne gibi bir etkisi olabilir diye düşünüyorum, bulamıyorum.Sanırım benim futbol aklım yetmiyor.Şöyle örnekleyelim: Xavi ve İniesta teker teker bakıldıklarında yüz üzerinden 95 iseler, birlikte sahada olduklarında toplamları 250 oluyor.Bugünkü basın toplantısında Xavi de bundan bahsetti.Bir tek bu etkiyi sınırlamış oluruz, Xabi'yi de yüz üzerinden 85 sayarsak toplamları mükemmel değil de çok çok iyi olur.Karşısında Aurelio-Ayhan-Emre orta sahası olacak.Sağ kenar Arda, sol kenar Tuncay.Ya da tersi.Biri forvet çoklayıcısı, diğeri orta saha yardımcısı.Hamit'in eksikliği en önemlisi, Çek Cumhuriyeti maçının son 20 dakikasında orta saha olduğunu keşfettiğimiz(!) en değerli oyuncumuz Dünya Kupası yolundaki en kritik maçlarda yok.Dolayısıyla orta sahada yeterli tehdit oluşturamayacağız ve rakibimizi bozma planlarımızdan biri iptal olmuş durumda.Aurelio'nun La Liga'da oynuyor olması en fazla anektod, tanıma-tanıma ile alakası olsaydı Barcelona'dan 6 yiyen takımlar öncelikle bundan fayda sağlarlardı(!)Liverpool-Barcelona bileşimi bir takım, bu takımların karşısında durabilecek kulüp takımımız var mı?Hız, hız, hız...Saliselerin genişlemesine ihtiyacımız olacak.Topu mümkün olduğunca ayağımızda tutmak ve tempoyu düşürmek zorundayız.
Servet'in yokluğu bir diğer büyük sıkıntımız; ancak en az onun kadar formda olduğu dönemde sakatlanan Gökhan Zan'ın yokluğu da büyük handikaptır.Hem Emre Aşık ile hem de İbrahim Kaş ile Sivok-Zan birlikteliği sinerjisi oluşabilirdi ve bu da durumu kotarmaya yetebilirdi.Fiziken zayıf ve konsantrasyonunu evde bıraktığı günler harici eğer hazır ise çok değerli bir savunmacı Gökhan Zan, kendisiyle alakalı ''camdan bidon'' görüşlerine bu stoper fakiri ülkenin bir mensubu olarak fazla itibar etmiyorum.Gökhan Gönül ve onun mevkiisi olan sağ bek, belki de formayı emanet etmekten en huzur duyduğumuz bölgemiz.Sol bekte formda sanrısıyla Üzülmez sürprizi oldu, bu kadro sürprizi ilk 11 sürprizine dönüşür mü?Hakan Balta'nın stoper performansı yine ''durumu kotarmak'' boyutunda kalır.Bence sakatlar el verdiği ölçüde düzen bozulmamalı.Gönül-Aşık-Kaş-Balta olabileceğin en iyisi gibi görünüyor.

Rakip bizim savunma tandemimizdeki arızalara bakarken, biz de onlara bakıyoruz.Puyol'un yokluğu kurgusal bir arıza getirir mi?Çizgi savunmayı deleceğiz, muhabbetleri dolaşıyor ama baskın futbol oynayan her takım çizgi savunma, hatta yay savunma uygulamaktadır.Başka türlü çabuk oynamanın, çok pas yapmanın, ikinci topları toplamanın imkanı yoktur.Burası her daim ''maden'' olarak görülse de, asıl çözüm savunma ardına gidecek olan serseri toplar değildir.Skor üstünlüğünde bundan bahsedilebilir.Rakibi geri itebilmek ya da sizi geri itebilmelerini engellemektir.Bir başka bakış olarak Fenerbahçe, Arsenal deplasmanında neredeyse yarı sahayı topla geçmeden 0-0 ile döndü.Olabiliyor, eğer doğru alan paylaşır iseniz biraz da şans yardımıyla istediğinizi alabilirsiniz.Peki ulusal takımımız bunu yapabilir mi?Bugüne kadar gördüklerimiz ışığında imkansız.
Karşımızda dünyanın belki de en iyi ulusal takımı var, zayıf yanları çok sınırlı.Karşılığında bizim vaadimiz bunun bir hedef maç olması.Hafta boyunca izlenen ve futbolcularımıza izletilen maçlar sonrasında yapılan taktik değerlendirmelere eklenecek olan ''Türkler'' sosu.Yegane ürkütücü yanımız bu.Ne resmin bütününde, ne de tek tek oyuncular bazında eşitlenmemiz mümkün değil.Kalede Casillas'ımız, savunmada Ramos'umuz, orta sahada Xavi'miz, forvette Torres'imiz yok.Daha da kötüsü, esas adamlarımız yok iken yerine koyduklarımızın, dışladıklarımızın yerine her seferinde farklısını seçerek hedeflerini değiştirdiğimiz oyuncularımızın çapı her geçen gün küçülüyor.Bu çok daha geniş zamanlı bir gözlem, çok daha etraflıca işlenmesi gereken bir önerme.Bu çıkarımı da göz önüne alarak sonda söyleyeceğimizi başta söyleyelim, İspanya maçlarından alınacak muhtemel mağlubiyetler sonrası ''kurtuluş reçetesi'' furyasına şimdiden dahil olmuş olalım.Turnuva bitmeden bunu, sonrasında da yukarıda köprü kurduğumuz bir diğer yazıyı yazmıştık.Bizce galibiyet de mağlubiyet de geçmişimizden gelecektir.

Rakip ''Büyük İspanya'', ama ''evet'' yenebiliriz.Heyacan içerisindeyiz, öyle olmasak bilet kaosunda kendimizi parçalamazdık.Lakin bir tablo çıkaralım ortaya, ona göre duygularımızı yönetelim.Olasılıklar: 1-Art arda oynayacağımız iki İspanya maçından 6 puan çıkartrısak, grup birinciliğine doğru uzanırız.(İhtimal çok çok düşük, bence imkansız.) 2- Toplam 4 puan yaparsak, yine grup birinciliği şansımız olur, son maça kadar bu yarışı taşırız.(Bunda ''acaba'' var, fazlası yok.) 3- Orada kaderimize razı olup, burada bir şekilde 3 puan alabilmek.(Seçenekler arasından en akla yatkın olanı bu.Birlikte oynadıkları oyundan zevk alan futbolcular topluluğu var karşımıza.Rakip işi boşlamayacaktır, burada da kazanarak işlerini bitirmek isteyeceklerdir.)4- İki beraberlik.(Grup toptan karışır.)Diğer seçenekler ise yararımıza olmayanlar.Belçika-Bosna bizim gibi iki ayaklı bir seri yapacaklar.Varsayalım biz iki maçı da kaybettik, Bosna ya da Belçika'dan biri 2'de 2 yaptı.Fark en az 4 puan olur, kalan maçlarımız için tek bir puan bile kredimiz kalmayabilir.Arada kaza yaşamadan Bosna veya Belçika'dan birini deplasmanda mağlup etmek, eğer İspanya serisinden 3 puan ile çıkar isek bizi kolayca 2. yapar gibi görünüyor.İki İspanya maçından 6 puan hedefliyoruz, demek hayalcilik olduğundan bizim maçlarımız kadar Belçika-Bosna serisi de çok önemli.Terim de bu yönde bir söylemde bulunarak ''İspanya birinci olur, biz ikinci'' dedi.Umarız öyle olur.

Cumartesi-çarşamba sonuçlarına göre pozisyon belirlemek, ortalığı ateşe vermek/mutlu olmak yerine şimdiden pozisyon belirlemek gerek.Terim ve ekibi bu hesapları mutlaka yapıyorlardır.Play-off'ta Rusya, Hırvatistan, belki Portekiz hatta Fransa dahi karşımızda olabilir.Çok çetin bir yol var önümüzde, bu yolu geçebilmek için de inanç yeterli değil.

İspanya: Casillas; Ramos, Albiol, Pique, Capdevilla; Alonso, Senna, Xavi, Riera; Torres, Villa

Türkiye: Rüştü; GGönül, EAşık, İKaş, Hakan; Ayhan, Aurelio, Emre; Arda, Tuncay, Nihat

2010 Dünya Kupası Avrupa Elemeleri 5. Grup
28.03.09 - TSİ 23:00
İspanya - Türkiye
Noat Samisa

27.03.09

Fernando Torres #13

1420 X 816
Noat Samisa

24.03.09

Capello vs Redknapp

İngiltere ulusal takımının Ukrayna ile oynayacağı Dünya Kupası Elemeleri 6. grup fikstürü dahilindeki karşılaşma ve öncesinde 3. grup lideri Slovakya ile Wembley'de oynayacağı hazırlık maçı için Fabio Capello'nun seçtiği oyuncuların listesi geçtiğimiz pazar günü açıklandı.Aslarda sürpriz yok, form durumlarına göre alternatif oyuncular seçilmiş.Sol bekte Ashley Cole'a alternatif bu kez Bridge değil de Baines.Düşüşteki Aston Villa'dan bu kez yalnızca 2 oyuncu alınmış, bunların ikisi de Capello'nun asla vazgeçmediği isimler.İspanya maçı sakatları geri döndü.Başta Rooney olmak üzere; Gerrard, Ferdinand gibi isimlerin dönüşü Capello'nun elini güçlendirdi.Sakat olan Walcott'ın yerini formunu artıran Aaron Lennon alabilir.3. kaleci rolünde Joe Hart yok, Carling Cup finali fatihi Ben Foster var.

Gruplarda İspanya ile birlikte 12 puana ulaşan iki takımdan biri olununca ve en yakın rakibe 5 puan fark atılınca kadro seçimine dair pek tartışma yaşanmıyor.Bir tane var, o da ancak savunma tandeminin 4. ya da 5. opsiyonu olabilecek olan Ledley King tercihi.Redknapp ayaklandı, bu tercihi ''saçma'' olarak nitelendirdi.FA'den cevap geldi: ''Ledley daha önce Capello'nun kadrosunda yoktu, fakat içinde bulunduğumuz şartlar nedeniyle onu takımımızda görmek istiyoruz.''

Ledley King'in mazisi birkaç yıl geçmişe dayanan bir diz sakatlığı var.Ulusal takımdan son dönemde uzak kalmasının da, 4 yıldır sürdürdüğü Tottenham kaptanlığını kaybetmesinin nedeni de bu.Zaman içerisinde kesin doğrular yapılmadığından -özellikle de sporcu tarafından- sağ diz kıkırdağı tamamen yok olmuş durumda.Bunun da kesin bir çözümü yok.1980 doğumlu Ledley King, kendine iyi bakmak, staff da onun bu yapısına uygun idman vermek zorunda.King için Ramos sezon planlaması yapmıştı, ona özel idman programı ile nispeten fit duruma getirmeye çalışıyordu.Redknapp daha az idman yaptırdı; ama hazır olduğu her maç Ledley King'i oynattı.Capello'nun tercihine dair derdi de bu sebepten.Eğer King Ukrayna'ya karşı oynarsa, haftasonu ligde forma giyemez.Maçlar arası en az 6 gün gerekiyormuş King'e, idman programı böyle hazırlanmış.FA, idmanlar konusunda titiz olunacağını, futbolcunun durumuna bakılmak istendiğini belirtmiş.Bu sezon bir ara Tottenham'da orta sahada oynadı King, ertesi hafta yeniden dizinden sakatlandı.Ağrı eşiğinin düşük olduğundan bahsedilir.Bu noktada hemen Servet Çetin gelir akla.King ne kadar kırılgansa, kırık-çıkık yoksa Servet de bir o kadar sağlamdır.Ya da Gökhan Zan.King gibi onun da 10 yıl evvel olsa futbolu bırakması istenirdi.Ledley King'in kronik diz sakatlığı olmasa çok daha yukarılarda bir kariyere, İngiliz futbolunda çok daha özel bir yere sahip olabilirdi.Görünen o ki iki maçta da ulusal takım formasını yeniden giyemeyecek.

Goalkeepers: David James (Portsmouth), Robert Green (West Ham United), Ben Foster (Manchester United)

Defenders: Leighton Baines (Everton), Phil Jagielka (Everton), Joleon Lescott (Everton), Ashley Cole (Chelsea), John Terry (Chelsea), Rio Ferdinand (Manchester United), Glen Johnson (Portsmouth), Matthew Upson (West Ham United), Ledley King (Tottenham Hotspur)

Midfielders: Gareth Barry (Aston Villa), Michael Carrick (Manchester United), Frank Lampard (Chelsea), Stewart Downing (Middlesbrough), David Beckham (AC Milan), Shaun Wright-Phillips (Manchester City), Aaron Lennon (Tottenham Hotspur), Steven Gerrard (Liverpool)

Forwards: Carlton Cole (West Ham United), Peter Crouch (Portsmouth), Emile Heskey (Aston Villa), Wayne Rooney (Manchester United)

Noat Samisa

24.08.09

Son Sekiz

Sezon sonu için yapılan değerlendirmelerin, sezon içerisinde görünenlerin ile desteklenebildiği zaman dili genellikle devre arası tatili günleridir.Premier League'de böyle bir kavram olmadığında biz bu tip değerlendirmeleri 3'e böldük.Önce ligin 13. haftası geçildiğinde sezonun geride kalan 1/3'lük dilimine yönelik bir değerlendirme yaptık.25. hafta sonrası ise bir diğer 1/3'lük dilime yönelik bir değerlendirme daha yaptık ve Premier League 08/09 sezonunun karekteristiğini ortaya koyduk.Şimdi son bir genel değerlendirme daha yapıyoruz, bunun da sebebi Dünya Kupası Elemeleri arası.
30. haftadan sonrasının adı son düzlük, herkes elinde ne varsa ortaya koymak zorunda.Şampiyonluk yarışına ve küme düşme korkusundan kurtulan takımların 7.'lik yarışına evvelki postlarda değindik.Bu kez alt taraftaki 9 takımı ilgilendiren bir başka ve en çetin yarışa odaklanacağız.Görsel, geçtiğimiz sezonun 30. maç haftası sonrasında ligin son 9 sırasını gösteriyor.Bu sezon 11. Tottenham'ın bir sıra ardındakine 4 puan fark atarak (38-34) yarış değiştirdiği gibi geçtiğimiz sezon da aynı dönem yine 11. sırada yer alan Spurs, en yakın rakibi Wigan'a 4 puan fark atarak (35-31) kendini Championship'ten soyutlamıştı.Derby County her değerlendirmemizde olduğu gibi kategorizasyon dışı.Geçtiğimiz sezonun 30. haftası geçilirken 19 ve 18. sıralarda buluna Fulham ve Bolton ligde kaldılar; 17. Birmingham ile 14. Reading küme düştü.Dolayısıyla bu sezonun mevcut puan tablosuna bakarak hiç bir kesin saptama yapamayız.Belki West Bromwich Albion için ''elveda'' diyebiliriz.Ortada olan 24 puanın en az yarısını almalarını gerekiyor ki öngörülen minumum barajı aşabilsinler.Çok zor.Middlesbrough'nun da durumu farklı değil, küme düşme hattındaki ciddi rakiplerinden yalnızca Newcastle ile maçlarının kalmış olması büyük handikap.Sondan 3. hafta oynanacak olan Kuzeydoğu derbisi belirleyici olabilir.Portsmouth ve Stoke bu hafta kazanarak 30 puanın üzerine çıktılar.Stoke City'nin galibiyeti yine Rory Delap'ın taç atışıyla geldi.İlginç bir not daha, bu hafta 3 golde aksiyonun başlangıcı bir uzun taç atışı.

Geçtiğimiz yıl ile bu yılın karşılaştırmasında baraj 4 puan yüksek.35+averaj olan 07/08 kümede kalma seviyesi, bu sezon daha yüksek olacak.Bunu daha ilk haftalardan bu yana söylüyoruz, 40 puanı alanın mutlaka ligde kalacağını, barajın da 36-40 arası bir yerde biteceğini belirtiyoruz.Sona doğru 40 ısrarımız arttı, 39 puan yetmeyebilir.Bundan sonrasını bu gözle izlemek değerlendirmeleri yönlendirebilir.Bahisçilere de tiyo sayılır, aksi çıkarsa sezon sonu hesaplaşırız.Bates'ın kırmızı kart cezası Southgate'i yeni denemelere itmiş, sanıyorum Pogatetz orta sahada oynamış.Yine de iç sahada oynayacakları son 4 maçtan 12 puan yeterli olabilir ve rasyonel bir hedeftir.Hadi bu maçların birinde rakip Man Utd, öyleyse Newcastle deplasmanında kazanmak gerekir.Bu da 3 puandan fazlası demek.Newcastle, Blackburn, Stoke City, Portsmouth, Sunderland, Hull, hatta Bolton bu yarışın içerisinde. 12. sıra ile 18. sıra arasında 5 puanlık bir fark var, iki galibiyete bakar.Takımların birbirleriyle oynayacakları maçlar ayrı önem teşkil ediyor, umarız ilerleyen haftaların maç yayınlarında bu ayrıntılar gözetilir.Bu sezonun puan tablosuna buradan göz atılabilir.

Noat Samisa

23.03.09

Big Four Yenilmezi

Tottenham 6 maçtır kaybetmeyerek topladığı 14 puanla düşme korkusundan tamamen sıyrıldı ve hedefini değiştirdi.7 ile 11. sıra arasında 3 puan farkla sıralanan 5 takımın 7.lik yoluyla muhtemel Europa League vizesi alma mücadelesine son Chelsea galibiyetiyle 38 puanla 11. sıraya gelen (bu sezonki en yüksek seviye) Tottenham da dahil olmuş durumda.En fazla 10 puan daha alarak sezonu kapatırlar gibi görünüyor, fisktürlerinden mütevellit totalde 50 puana ulaşmaları iyimser bir tahmin olur.

Sorunlarıyla, güçlü yanlarıyla, gel-gitleriyle, anlaşılmaz lig başlangıcıyla, Redknapp'ın yıktıkları ve değiştirdikleriyle Tottenham, sezon boyunca blogda en çok bahsi geçen kulüplerden oldu.Bunları tekrar etmeyeceğiz.Son Chelsea galibiyetiyle birlikte hortlayan ilginç bi istatistik var.Şu seyir, Spurs'ün ne kadar ilginç bir takım, kulübün ne kadar bozuk bir ortam olduğunun bir diğer göstergesi gibi:

Chelsea 1-1 Tottenham
Tottenham 1-0 Chelsea
Arsenal 4-4 Tottenham
Tottenham 0-0 Arsenal
Tottenham 2-1 Liverpool
Tottenham 0-0 Man Utd

Tottenham, 30. maç haftası geride kalırken ligde Big Four mağlubiyeti tatmayan üç takımdan biri.Bu takımlardan biri, Spurs'ün ezeli rakibi Arsenal.Diğeri ise bu sezon oynadığı tüm hedef maçları kazanma başarısı gösteren Liverpool.Tottenham, ligin tepesindeki dörtlüden topladığı 10 puan ile Liverpool'un ardından Big Four'dan en çok puan alan takım konumunda.38 puanın 10'u buradan.Buna karşılık, ligin son 3 sırasında yer alan Newcastle, Middlesbrough ve WBA ile oynanan maçlardan alınan puan 9; her birinin Tottenham karşısında birer galibiyeti var.Biraz Liverpool'unkine benzer bir tablo, ama daha garip olduğu kesin.Sona doğru oynanacak olan olan Man Utd ve Liverpool deplasmanlarında büyük olasıkla bu 6 maçlık seri bozulacaktır, sezonun bu ünvanla tamamlanması çok uzak ihtimal.
Sezon başı David Bentley'nin sahip olduğu rol artık Luka Modric'te.Hırvat oyuncu bu rolde çok daha başarılı, sezon başından bu yana ritm tutturamayan geçen yılın en değerli oyuncularında Bentley ise kenarda.Orta sahadan öne alındı, Ramos'un bir bakıma sonunu hazırlayan orta saha ikilisine Redknapp'ın Modric ekstralı çözümü Jenas-Palacios oldu.Lennon da son haftalarda hücumda çok aktif, bu hafta sonu Modric'e golü de o hazırladı.

Ek: Attığı 15 golle ligin gol kralı konumundaki Chelsea'nin forveti Nicolas Anelka, ayak parmağındaki sakatlık nedeniyle 3 hafta futboldan uzak kalacak.

Noat Samisa

23.03.09

Ne Oldu Sana Aston Villa?

Liverpool'un karşı konulamaz forumunun dün akşam ortaya çıkardığı 5-0'a önce tersten bakalım.Mart ayı başındaki haftaiçi fikstürüne kaydırılan 28. maç haftası müsabakasında Villa Park'ta 2-0 öne geçen Aston Villa, 88 ve 90+1'de yediği iki golle Stoke City'e 1 puanı vermişti.Ayağa kalkmak üzereyken bir tekme daha yedi.Dün ortaya çıkan sonuç ve kişiliksiz futbol, bu iki son dakika golünden kalma.Martin O'neill, o günlerde düşüşün sebebinin fiziksel zaafiyet kaynaklı olmadığını, bu kayıpların telafisinin olabileceğini ve biraz sabırlı olunması gerektiğini söylemişti.Bu tezini de ''Kasım ayında iki maç kaybettik, ardından 13 maç boyunca kaybetmedik.'' diyerek desteklemişti.7 Şubat'taki Blackburn Rovers galibiyeti, Aston Villa'nın Premier League'deki son galibiyeti.7 Şubat sonrası FA Cup'ta Everton deplasmanında mağlup dönlüyor, gayet olağan.O dönem Everton da formdaydı, maç günü önemli eksikleri olmasına karşın kazanmıştı.Sonrasında iç sahada UEFA Kupası'nda geriye düşülen maçtan alınan 1-1'lik dezavantajlı skor geldi.Bu da olabilir.Ardından Martin O'neill bir karar verdi: Ligde 13 maçlık kaybetmeme serisi, Villa'yı ilk 4'e soktu.Hatta 2. sıraya yükselme şansı dahi önlerine geldi.Moskova deplasmanına aslarını götürmedi ve UEFA Kupası'ndan elenmeyi göze aldı.Taraftar bundan pek hoşnut olmadı, deplasmana giden Villa taraftarları hesap sordular.O'neill da kendini affettrimek adına onlara yemek verdi, gönüllerini almaya çalıştı.Ligde 13 maçlık yenilmezlik serisi, arada -iş bittikten sonra- UEFA grubunda alınış Zilina mağlubiyetinden bu yana FA Cup'ta da kaybetmeyen Villa, önce FA Cup'ta Everton'a kaybetti.İki CSKA maçı arası 13 maçlık seriyi sonlandıran Chelsea mağlubiyeti geldi.Ardından CSKA Moskova'ya mağlup olundu.Tam bu kırılma anında Stoke City maçı geldi.88'e kadar 2-0, ''Aston Villa mola sonrası yola devam ediyor'' derken beraberlik golleri geldi.Geçtiğimiz hafta Aston Villa taraftarı, bugüne kadar 11 gol atan Agbonlahor'u ıslıkladı.Bugün, takımın buraya gelişinde en önemli pay sahiplerinden Agbonlahor kulübedeydi.Sonuç: 5 maçtır kazanamıyorlar, 3 maçtır da kaybediyorlar.

Man United ile aynı dönemde form tuttular.Bu süreçte çok iyi oynadıkları maçlar oldu, United gibi ''bir şekilde kazandıkları'' maçlar da.James Milner'dan müthiş verim aldılar, çöpe gitmiş bir yetenek ulusal takıma kadar yükseldi.Britanyalı'lar, hatta İngiliz'ler üzerine kurulmuş bu yapı herkese sempatik geldi.Aston Villa, bir önceki Capello kadrosuna 7 oyuncusunu birden gönderdi.O'neil sezona Petrov-Barry-Reo Coker-Sidwell dörtlüsünden üçünü orta sahada oynatarak, Young-Carew-Agbonlahor üçlüsünü ileri koyarak başlamıştı.Ligin zirvesine yaklaşılan günlerde ise Carew'in sakatlığında Milner sağ kenara geçmiş, Agbonlahor merkez forvet olmuştu.Agbonlahor, en uçta müthiş maçlar oynadı.Milner-Young ikilisi harika bir ritm yakaladılar ve şablon getirisi harika goller attılar.Arka üçlü işini yaptı, bu dönemde Gareth Barry ulusal takımda Gerrard'dan öncelikli rol kaptı.Devre arası Heskey geldi, ilk maçında gol attı.Carew döndü, bir süre ara eleman olarak devam etti.Heskey'in gelişi, Carew'in dönüşü; takımı uzun süre taşıyan üçlüden birinin kulübeye gelmesi ve Martin O'neill'ın bildiği yoldan devam etmesini gerektiriyordu.Başka bir şey yaptı, istediği kıvama geldiğine inandığı Milner'ı çıkış yaptığı mevkiiye çekti.Agbonlahor da sezona başladığı sağ kenarda değil de esas övgüler aldığı forvet mevkiinde devam etti.Young solda, Carew ya da Heskey'in yanında Agbonlahor; orta sahada Barry-Petrov.Bu arada savunmanın esas adamı Martin Laursen sakatlandı.Danimarkalı'nın yokluğunda Curtis Davies esas adam oldu, zayıf partneri Zat Knight'ı da idare etme görevini üstlendi.Bugün Cuellar vardı yanında mesela, halbuki sezon başından bu yana esas rolü rotasyonda sağ bek olmaktı.
Martin O'neill bugün, geçtiğimiz hafta ıslıklanan Agbonlahor'u yanına alarak Heskey-Carew ikilisi ile başladı maça.Geçtiğimiz haftasonu Villa Park'ta Carew ısınmaya çıktığında taraftar ayağa kalkmıştı.Carew de boş geçmemiş, golünü atmıştı.Aynı maçta Zokora'yı sahada silen AYoung'ın ve ters taraftaki Milner'ın ortalarına güvenmişti belli ki, ama buna hiç imkan olmadı.Bu form durumundaki Liverpool'un karşısına çıkmayı hiçbir takım, hiçbir oyuncu istemez.İddia ediyorum, buna bu akşam Malaga'ya 6 atan Barcelona da dahildir.Aston Villa için de çöküşten çıkış için çok kötü bir seçim, kör talih.Stoke City, bu sezon Liverpool'dan 2 puan alıp, 4 puan çalarak belki de şampiyonluğun kaderini belirledi.Aynı Stoke, 20 gün evvel Villa Park'ta bulduğu 2 son dakika golüyle Villa Park'tan yalnızca 1 puan almakla kalmadı, belki de Villans'ın hayallerini çaldı.Sezon sonu, Stoke City'nin her iki takımdan aldığı kritik puanların da etkisini göreceğiz.

Sakat olan Sidwell, değişim ve tercih imkanlarını kısıtlıyor.Sezon başından bu yana sakatlığına rağmen özveriyle her maç sahada olan Gareth Barry ve onun aynı durumdaki partneri Stylian Petrov alternatifsiz.Bu ikili gibi Laursen'in de alternatifi yok.Devre arasında öncelikle ön alanda alternatif sayısının artırılışı, bu kısıtlı kadroda öncelik olmalı mıydı?Kötü giderken bu tip sorular sorulur, iyi giderken ise Heskey'in katkısından bahsedilir.Savunma tutuyordu bir şekilde, üstün form sahibi ön oyuncuları atıyor ve kazanıyorlardı.4-3-3 çalışıyordu.Şimdilerde O'neill bir arayış içerisinde.Takımın fiziksel problemi olmadığını söylemişti, bunu doğru kabul edersek çözüm bulmak daha da zor.Bazı oyuncularda fiziki düşüş var, mesela Agbonlahor'da form düşüklüğü bariz belli oluyordu.Gallas'a 40 metrede 10 metre fark atabilen adam yok artık.Young halen takımın en özel oyuncusu, halen en çok arayış içerisinde olan o.Maç başı soldan ortaya Barry öylesine kötü vurdu ki, maçın özeti gibiydi: Aston Villa kötü durumda.Futbolcular özgüvenlerini yitirmek üzere ve karşılarında ''karşı konulamaz'' bir Liverpool var.
Geçtiğimiz hafta Ashley Young, karşısındaki orta saha orijinli sağ bek Zokora'ya Lennon'ın yardımıyla bitirmişti.Bu hafta da benzerini Albert Riera yaptı.Yine orta saha orijinli bir sağ bek olan Nigel Reo Coker'ı sahadan sildi.İlk üç golün ikisinde Riera'nın Reo Coker'la birebir kalarak takımına kazandıdığı fauller var.İkinci golü kendi attı zaten.3-0'dan sonrası formalite, ama belli ki gol sayısı artacaktı.Benitez maçtan sonra ''daha çok atmalıydık'' dedi.(Fotografta 10 diyor galiba, yuh artık.)Takım ikinci yarıya maça başladığı gibi devam etti, ikinci yarı ister istemez oluşan psikolojik rahatlık nedeniyle son vuruşlarda biraz daha cömerttiler.İlk golde arka direkte Kuyt vardı, ilk 3 golde Riera adı var.Gerrard ve Torres de üç gol sonrası katkıyı yaptılar, devamını getirdiler.Bu ikili haricindekiler bir şeyler yapar ise Gerrard fazlasını yapıyor.Liverpool'un ihtiyacı olan en başından beri buydu.Bu sezon yalnızca 9 Premier League maçında beraber sahada olabilen Gerrard-Torres ikilisinin haricindekilerin skor katkısı yapması halinde Liverpool bugün çok ileride olabilirdi.Bu doğrultuda önümüzdeki sezon Anfield'a muhtemel transferi harika bir hamle olacak olan Ashley Young, bu maçın bir diğer dikkate değer adamı sayılabilir.

Benitez ile Ferguson arasındaki polemik sürüyor.United mı daha çok harcıyor, yoksa Liverpool mu?Araştırma der ki, Liverpool transfer gelir-giderinde son 5 yılda £82 milyon, Man United ise £85 milyon açık vermiş.Anlamsız bir tartışma olduğu ortaya çıktı, Benitez ''daha da geçmişi'' işaret ediyorsa tablo pek farklı olmayacaktır.Aynı periyotta Chelsea £155 milyon açık verir iken, bu rakam Arsenal'de yalnızca £3.5 milyon.Arsenal'e ilişkin ''şampiyonluk hedefinin gerçekçiliği sorgusu''na bir açılım da buradan getirilebilir.Bu fark ile Arsenal stad yaptı, Londralı'lar ise halen bekliyor.Meselenin bir de bu yönü var.Bu konuya ilişkin bir de not düşelim: Ligin en düşük kapasiteli stadyumu olan Fratton Park'a sahip Portsmouth da, tıpkı Tottenham, Liverpool ve Everton gibi geçtiğimiz günlerde yeni stad projesini erteledi.
Geçtiğimiz sezonun 30. maç haftası geride kalırken, zirvede puanlar 67'şerdi.Man United, 20li haftalarda sürekli yer değiştirdiği zirveyi Arsenal'den 30. haftada alabilmişti.Arkada da Chelsea, puan farkı 3'tü.Arsenal yarıştan düştü, Man United-Chelsea ile finali yaptık.Alışılmadık bir durum yok, halen Manchester United benim favorim.Bir takım, sezon boyunca katıldığı her şampiyonada yola devam ediyorsa elbet bir mola verecektir.Liverpool'un böyle bir lüksü yok, onların kronik arızaları tam havaya girmişken zorunlu molaya mütemadiyen sebep oldu.Chelsea yeni bir hava yakalamıştı, onlar da pek çok yerde mola verdiklerinden kredilerini çok azalattılar.United sezona kötü başlamış, kaybettiği Big Four maçlarıyla lig tabelası dizginlenmişti.Herkesin ilacı milli maç arası, bir tek Liverpool üzüntülü.Bir de Türkiye ulusal takımını düşünen bizler tabii.

Biraz da Gerrard'dan bahsedelim.Hafta içi tıpkı menejer Benitez gibi onun da kafası rahatladı.Benitez tüm şartlarını kabul ettirerek yeni sözleşmeye imza koydu, Kaptan Gerrard ise malum bar vak'asından mahkemece aklandı.Guardian'da David Pleat, Aston Villa'nın 4-4-2'sinin Gerrard'a ekstra serbestiyet sağladığını yazmış.Kesinlikle doğru bir tespit.Chalkboard kullanarak ligin ilk yarısındaki Villa maçıyla karşılaştırmak isterdik, fakat sezonun ilk yarısındaki maçta Gerrard oynamamıştı.Muadili maçlara bakılabilir.Gerrard, nispeten orta sahası zayıf olan takımlar Newcastle ve Hull City'e 2'şer gol attı bu sezon.Aston Villa'ya da ikisi penaltıdan olmak üzere 3 gol attı, hat-trick yaptı.13 gole ulaştı, bu onun Premier League'de kariyer rekorunu aşması demek.Liverpool, Old Trafford'da kazanırken rakibine aman aman oyun üstünlüğü kuramamıştı.En azından geçtiğimiz sezon United'ın Liverpool'a yaptığı gibi değildi.Liverpool'un üstün formuna rağmen bana göre 5-0'ın en önemli faktörü Albert Riera ve Villa'nın acziyet içerisindeki durumudur.Kaleci Brad Friedel'ın bu sezon ilk kez bir EPL maçına 90 dakikayı tamamlayamadığı, sezonun en önemli oyuncularından Agbonlahor'un yedek başlamak zorunda bırakıldığı bir maç; kadrosu şaşmış, kimliğinden dışarı taşmış Aston Villa.Lig seyrinde çok iyi bir form tutturmuş olan Villa'da bir düşüş olacaktı, ama bu denli değil.Liverpool'dan 5 yiyecek kadar değil.Ligin en heyecan verici yapılanmasıyla hedefine yürüyen bu takıma ne oldu da böyle oldu, net bir açıklama getiremiyoruz.Yokuş aşağı düşüşe dair yalnızca fikir yürütebiliyoruz.Dün akşama dair bir rekor da Reina'dan, İspanyol kaleci dün akşam da gol yemeyerek ''100 clean sheet'' sayısına en erken ulaşan Liverpool kalecisi oldu.

Liverpool 5-0 Aston Villa

1- Man Utd 29 GD/ 31 P/ 65
2- Liverpool 30 GD/ 33 P/ 64
3- Chelsea 30 GD/ 32 P/ 61
Noat Samisa

22.03.09

Arşiv

Hayatım Futbol

Arama

Yükleniyor...

Jean Tigana