Fantasy Premier League

Premier League'in başlamasına iki hafta kala izlediğimiz maçlara biraz daha heyecan getirelim diyerekten Fantezi Futbol bahsini açıyoruz. Bu girişime önayak olan kişi, sağ tarafta ''Hayat Yuvarlaktır'' ismindeki blogunun linki bulunan Güner arkadaşımız. Biz de şartları belirledik ve şimdi ligimize takım arıyoruz.

http://fantasy.premierleague.com/

Ligimiz 20 takımdan oluşacak ve head to head sistemiyle her hafta lig usulü maçlar üzerinden tıpkı Premier League fikstürü gibi 38 haftada sonuçlanacak. Galibiyet 3 puan, mağlubiyet 1 puan; sistem aynı. Ligin ilk üyeleri, sağladığı Arap sermayesi ile ''Flying Dutchman City'' adında bir takım kuran Flying Dutcman blogunun FD'si. Bir diğeri, dün akşam Elano transferiyle gaza gelen ve Premier League ilgisi artmış görünen(!) Pclion Fc'den Uğur. 16 kişiye, 16 takıma daha ihtiyacımız var, umarız gereken sayıyı kısa sürede tamamlarız. Davetimiz tüm Premier League severler içindir. Yeter sayıya ulaşamaz isek de başka bir şey düşünürüz artık...

- Edit: Sayı 30 oldu.

Ligimizin adı: NS League

Kodu: 221520-56991

Lige katılan yoruma not düşer ise memnun oluruz, gerisini ligin forum bölümünden devam ettirebiliriz. Belki şampiyona bir hediyemiz olur ligin sonunda. Yarışmacı arkadaşlara başarılar...

Noat Samisa

30.07.09

Yok Pahasına Arbeloa

Bu transfer döneminde bana en anlamsız gelen transfer kombinasyonu, Liverpool'da gerçekleşen Arbeloa-Johnson değişimi. Glen Johnson'ın transferine bir post ayırmıştık. Kalite artırımından farklı gerekçeleri vardı bu transferin, verilen paranın fazlalığının sebepleri arasında dış etkenler de vardı. Ama Alvaro Arbeloa'nın £3.5 milyon karşılığında Real Madrid'e gidişi tam bir fiyasko. Liverpool onu Deportivo'dan alırken ödenen bonservisin 2 milyon avroluk kısmı zaten Real Madrid'e aktarılmıştı. Real Madrid altyapısından çıkardığı oyuncuyu 4 yıl dışarı saldı, sonra 2 milyon avro fazla ödeyerek 4 yıl öncesine göre Rafael Benitez himayesinde gösterdiği gelişimi satın aldı. Arbeloa sadece 4-4'lük Arsenal maçında £3.5 milyonluk top oynadı, Kuyt ile geçtiğimiz sezon kurdukları birlikteliğin değeri de az değildir. Johnson-Arbeloa arası £15 milyonluk değer farkı, tabelaya da aynı oranda yansır mı?


Noat Samisa

30.07.09

Toure - Lescott ve Elano

Man City'nin son transferini, bunun takıma etkisini; Toure'nin eski takımı Arsenal'den bu satışın götürüsünü; arsız Man City'nin Lescott ısrarını ve bunun yansımalarını; son olarak da Elano transferinin hem Man City, hem de Galatasaray tarafına bizden yansıyanları derleyelim istiyorum.
Adebayor'un transferine ayırdığımız posta not düştüğüm türküyü yine hatırlatmak istiyorum: Henry geldi, Toure geldi; sağ kanattan Hleb geldi. Adebayoor, Adebayooor sen de gel. Sen de gel, sen de gel Senderos... Türkünün laneti esprisi bir kenara, Arsenal'in kadro sirkülasyonunun boyutu bu mizah cümlesi ile ortaya çıkıyor. 5 yıl öncesinden kimse kalmadı. Senderos gitti-geldi; geri kalanların tamamı yalnızca 2 yıl gibi kısa bir sürede takımdan ayrıldı. Arsenal belki bu isimlerin ticaretini yaptı ama Toure'den kazanılan £16 milyon, Fildişi'li savunmacıya 7 yıl boyunca harcanan emeğin harcırahı bile sayılmaz. Her takım oyuncusunu satar, kaybeder de Wenger'in kayıpları daha değerli. Toure yıllık ücretini 2 ile çarptı, tıpkı Gareth Barry gibi futbolunun en olgun günlerini daha iyi bir maaş ve yeni bir heyecan içerisinde geçirmeye karar verdi. Arsenal'in hızlı pas trafiğini kurup rakip ceza sahasına çöktüğü anlarda rakip kalede gol aksiyonu aramaya giden 9. oyuncu oluyordu Toure, zaman zaman rakip ceza sahasında art arda çalımlar atmışlığı da vardır. Ayağı çok düzgün, devşirilmiş bir stoper. Hızıyla Arsenal'e tam uyum sağlamış, Wenger sistemi içerisinde yoğurulmuş bir oyuncuydu. City kadrosundaki Dunne ve Richards iyi kesiciler, Richards nispeten ayağı düzgün oyuncu. Toure hamlesiyle bu açığı da kapattılar. Bunun ikinci aşaması daha yüksek biri olurdu, onu da denediler.

Joleon Lescott'a ikinci teklif yapıldı, £19 milyon önerdiler. İlk gün Everton anında cevapladı: Tamamen reddedildi. Teklifin bundan sonraki basamağı £25 milyon olacak gibi. Phil Jagielka'nın sakatlığında Everton bir stoper almayı düşünüyor, Lescott'u da kaybederlerse Everton'ın oyun anlayışında ve takım savunmasında büyük gedik açılır. David Moyes üç yıl evvel Lescott için Wolves'a £3 milyon ödemişti, Toure gibi bir menajerin elinde yoğurulan bir başka değerli savunmacı Lescott. Bu hamleler ligin zirvesine oynama amacının esas göstergeleri. Martin O'neill açıklama yaptı, ''City ligi kazanabilir'' dedi. Ben hala önlerinde en az 3 takım olduğunu düşünüyorum. Everton'ın rolünü çalma rasyonel hedefinden mutlak ilk 4 hedefine sıçradılar, Lescott transferi de gerçekleşirse iyiden iyiye Big Four'un tahtına talip olacaklar.

Geçelim Arsenal'e. Arsene Wenger'in elinde harcayabileceği £40 milyon var. Çok önemli bir rakam. Savunmaya takviyeyi transferin ilk günlerinde Thomas Vermaelen ile yapmıştı, bu hamle bizim aklımıza bir fikir getirmişti. Sol kenarda oynayacak olan Arshavin'in arkasına Gallas'ı ya da Vermaelen'i koyarak daha ideal bir 4-2-3-1 takımı olacaklardı. Adebayor'un kaybıyla geçtiğimiz sezonun son bölümünde değişen şablon çöp oldu. Yerine konacak oyuncu önemli, ancak böylelikle yeniden şablon revize edilebilir. Şimdi Kolo Toure'nin de takımdan ayrılmasıyla oyun hızından, pas akışkanlığından ve teknik beceri ortalamasından eksilmeler oldu. Toure'nin yerinde Senderos ya da Vermaelen var, çok da büyük kalite kaybı yaşanmış sayılmaz. Tabii takımı sahada görmek gerek, kağıt üzerinde afaki konuşuyoruz. Ha keza Man City için de aynısı geçerli.

Wenger artık mutlaka bir karar vermek zorunda. Elindeki £40 milyon ile orta sahaya bir transfer yapmak ve Adebayor'un yerine muadilini koymak zorunda. Bunlar Wenger modeli transfer de olabilir, yüksek harcama da yapılabilir. Elde imkan var. Şurada kulübün en büyük hissedarlarından Kroenke veya Usmanov'un %30'u bulmasına az kaldı, en geç 1-2 yıla kulüp yabancı sermayeye satılmış olacak. Wenger yüksek bedelli harcamalara zorlanacak, Big Four arasında mali yönden en rahat durumda olan Arsenal'in borç yükü artacak. Bu kazanılan £40 milyon kısa vadeli borç ertelemesinde de kullanılmış olabilir, bilemiyoruz. İşin yalnızca futbol yönüne bakacak olursak Arsenal'in mutlak iki nokta transfer ihtiyacı var. Bunlar olmadan rekabet dengesi daha da bozulan, dinamikleri daha da değişen Premier League'de savaşmak kolay değil.
Gelelim Elano'ya. Man City'deki ilk sezonu ile ikinci sezonunu ayrı değerlendirmek gerek. Tabii bunlar EPL verileri, TSL ile kıyas kabul etmez. Ama oyuncunun oyun karekteri ve form seyri bakımından bizce fikir verir. Blog arşivinde vardır, Man City'nin Thailand'lı patronu ve Eriksson ile iyi başaldığı sezonun en değerli elemanlarından biriydi Elano. Sezon başı parlayıp sönen Geovanni'den takımın merkezi rolünü kısa zamanda devraldı. Mevkii olarak merkez olmadı, sıklıkla sağ kenarda görev aldı. Stephen Ireland'ın geçtiğimiz sezonki kadar etkili olamadığı günlerde fiziken sona gelen Hamann'ın yanında bir başka genç yetenek sivrildi: Michael Johnson. Bu oyuncunun 07/08 sezonunda yaptığı etkileyici çıkış, toplama takım görüntüsüne bürünmeye başlayan Man City'yi takıma dönüştürüyordu. Şimdi yeni takımda adı duyulmayan Martin Petrov solda; tek forvetin yanındaki bir diğer kenarın temsilcisiydi. Man City iyi form yakaladığı sıkışık yılbaşı öncesi-sonrası döneminde Elano ve Johnson'ın sakatlıklarıyla tekledi. Nöbetleşe sakatlandı bu ikili, sonra Johnson ortadan kayboldu. Mide kanseri denildi, hakkında çok şey yazıldı. İki sezon evvelki salaş takım Elano'nun ayağına bakıyordu, o da sezonu sağ kenarda 8 gol 8 asist ile tamamladı.

Mark Hughes ve yeni patronların gelişi Elano'nun Premier League kariyerinde bir başka sayfa açtı. Dengesiz kadro, Elano'nun İngiltere dışında görülen ''10 numara'' mevkiisine geçişi ve benzeri hamleler ile tolere edilmeye çalışıldı. Orta sahadaki Kompany-Ireland ikilisinin önünde Robinh-Elano-SWP üçlüsü yer aldı. Hızıyla fark yarattı bu üçlü, devre arası Bellamy'nin de katılımıyla De Jong'un ileri ittiği Ireland ile birleşerek 5li bir süper hücum gücü oluşturdular. Bu yapı çok güzel şeyler getirmedi belki ama eldeki kadrodan çıkan ''zihnisinir'' bir proje olarak bizim çok ilgimizi çekti, Mark Hughes hayranlığımızı perçinledi. Transferin Galatasaray yönünde ile ''Total Futbol ile 4-3-3 şablonu'' birlikteliği bu transferden etkilenecektir. Total Futbol denilen ve sanıyorum ülkemizde yakında klişe kategorise girecek futbol felsefesi, yalnızca Hollandalı'larda ya da Barcelona'da var olan bir anlayış değil. Ferguson'un Rooney'i sol kenarda kullanması, Park'ı oynattığı rol, Ryan Giggs'in orta sahada kullanımı da aynı anlayış kalbında değerlendirilebilir. 4-3-3 şablonu ise daha çok günümüzün trend futboluyla alakalı, hızı artan oyunda üçlü kombinasyonlar kurarak daha kompakt ve ideal oyuncularla daha dinamik bir takım yaratılabilmesinin denklemi. Yetenekli takımların tercih etmesi gereken bir şablon. Elano, Man City'nin yeni şablonu olarak öngörülen 4-3-3'te yer bulamayacak, alternatif olması dahi mümkün olmayacak olması gerekçesiyle takımdan ayrıldı. Mark Hughes ondan memnun sayılırdı, lakin biz de gayr-i ihtiyarı olarak Elano'nun adını yeni takım düzeninde hiç anmadık. İleri üçlünün sağ ve sol kenarlarında sahip olunan alternatifler arasında Elano biraz hafif kalıyordu. Orta üçlüde de Barry ile kalite artırımında zirveye yaklaşmış bir takımda yer bulması imkansızdı. Premier League mücadele düzeyine uyum sağlamış bir üstün yetenekli Brezilyalı olması yüce vasıftır, ama başa oynayan bir EPL takımının 3lü orta sahasına katılacak kadar da değil.

Elano transferi ile 4-3-3 şablonu Rijkaard'dan uzaklaştı. Eğer Elano kenar oyuncusu olacak ise Keita-Kewell-Arda-Elano dörtlü rotasyonu Galatasaray'a optimum fayda getirmeyecektir. Geçen yılki şablona dönülecektir, aksi halde Elano'yu sıradanlaştırma yolu tercih edilmiş olur. Yeterince dinamik, şablona entegre bir ''hücuma dönük orta saha elemanı'' transfer etti Galatasaray. Man City kariyeri, Galatasaray'daki rolü için gerekli referansı veriyor. Man City'de haftalık £40K alıyordu, Galatasaray'da imza attığı sözleşme kaba hesapla yıllık 3 milyon avroyu aşıyordur.

Noat Samisa

30.07.09

Beşiktaş 0-0 Porto

Takımın iyi yaptığı pek çok şey var, önce bunlardan bahsedelim. Sahada görünen doğruların ve güzelliklerin pek çoğu geçtiğimiz sezonun üzerine ilave. Hücum aksiyonlarının pek çoğuna katılan ve atak başlatan bir orta saha oyuncusuna sahip olunması takımın ofansif etkinliği noktasında geçen yıla göre bir artısı sayılır. Ernst bildiğimiz gibi, eksilmiyor; bazen artıyor. Bu ikilinin yanına gelecek üçüncü oyuncu bu akşam Uğur'du, savunmadan çıkan ilk toplar genelde merkezdeki Uğur'da toplandı. Uğur'dan bu topları dağıtması istendi, ama takımda Fink gibi biri varken ya da Ernst gibi garantici bir adam vaken bu tercih pek de doğru değil gibi. Catania maçındaki rol Uğur'a daha uygun gibi ya da rakibin kalitesine bakarak böyle bir karar verilmiş olabilir. Nihayetinde bu üçlü, karşısında Meireles'in önderi olduğu benzer orta saha yapısına karşı bölüm bölüm mutlak üstünlük kurdu. Savunma öne çıktı, bekler bu sayede sürekli ataklara katılarak şablonu tamamladılar. Takımın 4-3-3 şablonunun hakkını vererek oynadığı maçlardan biriydi, özellikle bek-kenar oyuncusu-orta saha elemanı destekli üçlü setlerden en az 5 tane gördük. Bu noktada Michael Fink'i anmak gerek. Şu ana kadar çok iyi gidiyor, özellikle bu akşamki oyununa tam puan.

Takım maçın genelinde çok adamla rakip sahada bulundu. Kenarlarda kurulan üçgenlerde top bir şekilde son çizgiye taşındı ve bu ataklarda kornerler kazanıldı. Lyon maçına göre takımın daha önde pozisyon aldığını, daha fazla pas yapıldığını ve daha efektif işler yapıldığını söylemek mümkün. Belki Lyon maçının son bölümündeki hücum etkinliği bu maçta yoktu ama sarı kartların havada uçuştuğu böylesi sert bir maçta takımın Porto'ya orta sahada üstünlük kurabilmiş olunması iyi bir veri. İlerideki üçlünün tamamının hareketli olması son çizgiye inen toplarda penaltı noktası civarında gereken sayıda oyuncu bulunmasını engelliyor olsa da takımın topu pas ile o noktaya taşıyabilmesinin sırrı burada. Geçen yılın üzerine ekleme olarak bu da sayılır belki ama henüz erken.

Biraz da oyunculardan bahsedelim. Erhan Güven her maç daha iyiye gidiyor, maksimumu bu ise razıyım. Bobo da iyileşme var, birkaç kilo fazlasını daha attığı takdirde hazır olacak. Sezon başlangıçlarında denizaşırı ülke oyuncularında böylesi sıkıntılar olabiliyor, Bobo da karekter yönüyle mükemmel bir profesyonel sayılmaz. Geçen sezon başı da fiziksel durumu farklı değildi ama sezona 2 golle başlamıştı. Keza Holosko. Türkiye geçmişinde Manisa ve Beşiktaş sezonlarının tamamında sezonu formunun zirvesinde bitirdi. Geçen sezonun ilk haftası oynanan Antalya maçının tekrarına denk geldim geçenlerde, Holosko bugünkü gibiydi. Sprint sayısı az, fiziki mücadele azmi zayıftı. Slovakya ulusal takımının elemelerdeki durumu da düşünülürse sezonun sonunda fit olması gereken bir Holosko var, bundan herkes memnun olacaktır. Holosko'nun mevcut formu rotasyon imkanı verir, hazır bir Nihat ya da bugünkü çalışkanlığındaki bir Serdar Özkan formayı alabilir. Serdar'ın İsmail'e yardımı çok değerli, üç elemanı yeni olan mevcut savunma hattında en çok aksayan bölge sol kenar olacak gibi görünüyor. Zamana ihtiyaç var. Önünde Yusuf'un pozisyon aldığı bir İsmail'den -mesela Super Kupa'da- hücum katkısı almak pek kolay olmayacaktır. Serdar ise top rakipteyken paylaşımcı oldukça İsmail'i rahatlatır. Bobo'nun 80 metre deparı vardı mesela, Erkan'ın kademesini aldı. Bunları görebilmek ayrıca sevindirici, takımın savunma karekteri belirginleşiyor. Rakip Lyon, Porto vs. olduğunda bunları her oyuncumuzdan beklemek zorundayız, aksi halde boş alan affedilmez. Ferrari'yi kötü gününde saymak istiyorum, sahanın Beşiktaş adına en aksak elemanıydı. Sivok ikincil stoper görevini layıkıyla yerine getirmeye devam ediyor, bu akşamki Ferrari'yi de Sivok toparladı.

Oynanan 3 hazırlık maçından ve oynanan oyundan memnunum. Tüm bu afaki düşüncelerin tutarlılığını Pazar günü Olimpiyat Stadı'nda test edeceğiz. Bundan sonrası gerçek...

Noat Samisa

30.07.09

Anderlecht 5-0 Sivasspor

Yetenek yeterli olmasa bile akıl, çalışma, birliktelik yoluyla yapılacak şeyler var bugünün futbolunda. Eskiden ekollerin zıtlıklarından bahsederken bugün dünya üzerindeki her profesyonel takım belli şeyleri vasat düzeyde yapabiliyor. Tobol da alan daraltmanın ne olduğunu ve nasıl yapılacağını biliyor; rakibini bir noktaya kadar pasifize edebiliyor. Sivasspor'un da en iyi bildiği şey buydu, birliktelik yoluyla bütünleşen takım savunması; kısalan hatlar, yardımlaşma, kademe ve bunun getirisi olan etkileşimli hücum setleri. Bireysel kaliteye baktığınızda elde bir şey yoktu ama bu topluluğun birlikte üretebildikleri çok şey ifade ediyordu. Güçlü takım savunması Mehmet Yıldız etrafında şekillenen hücumlarla galibiyete dönüşüyordu. Sistemin kritik adamları vardı, şablonun çok da önemi yoktu. Herve Tum hücum aksiyonlarında Mehmet Yıldız'ın boşlattığı alanları dolduran adamdı. Böyle çok gol attılar. Musa bir diğer hücum seti elemanıydı. İbrahim Dağaşan, arkada Bilica ve gerektiğinde skora da katkı yapan bekler... Tüm takımlara diş geçirdiler, bozulmadıkça hep başarılı oldular. Arada Fenerbahçe kupa maçları, öncesinde birkaç maç ve ligin son dönemi genel tertip bozulunca teklediler. Sezon sonu da bir karar verdiler ve gördük ki uygulayamamışlar. Revizyon, değişim, iyileştirme noktasındaki başarısızlıklar bu akşamın skorundan tamamen bağımsız. Esas olan, Sivasspor'un TSL'de dahi tek bir taviz verdiğinde teklediği oyun prensibinin, futbol idealinin tamamen yerlebir edilmiş olması.

Kurada sona Celtic kalmıştı, %50 şans vardı. Anderlecht çıktı. Bir bakıma kura şansı sayılırdı, ben öyle yorumladım. Alternatifler arasından ''belki''si olan nadir takımlardan biri sayılırdı. TRT tüm hazırlık maçlarını yayınladı Sivas'ın, takım ile çok oynandığı o günlerde de görülüyordu. Kağıt üzerinde transfer övülse ya da yerilse farketmez, bu takım geçen sezon kağıt üzerinde pek anlam ifade etmeyen kadrosuyla başa oynadı. Bu takımın attığı goller geçen yılın İstanbul takımlarından çok daha akildi, çok daha şablon getirisiydi, planlıydı. Sahada görünen takım kendini anlatır, bu akşam da öyle oldu. Golleri ya da acz içinde yaşanan pozisyonları silin, bir garip tablo göreceksiniz. Hezimet deyince Beşiktaş da 8 yedi kısa zaman evvel, ama kendi özeliyle başardı(!) bunu. Sivasspor ise kendini bu noktaya taşıyan yapıyı tamamen bozmuş, geçen seneki tüm hücum setleri buna bağlı oyun anlayışı çöp olmuş. Yalnızca gol atmak ile değil, yenilen goller de bununla tamamen bağlantılı: Bilica topu yükseltir, Mehmet Yıldız topu indirir. Bilica savunmayı öne çıkarır, takımın boyu kısalır. Hatları arası kısa olan takım da toplu savunma-toplu hücumu becerir, gerektiğinde bekleri gol atar. Mehmet Yıldız yok, sakat. Bilica yok, yerine Yasin var. Yasin kadar toplu oyun becerisi olmayan Mbemba kesici, Onur onun yanına; iyi bir kesici olan İbrahim ise daha ofansif bir rolde. Sağ kenar Musa, sol kenar Erman, ileride Ersen Martin. Ersen Martin topu tutsa ki hiç tutamadı, boşalttığı alana girmesi gereken isim Onur ya da İbrahim, şablonun önemi burada. Erman ve Musa hele de böylesi bir deplasmanda tamamen kaleden uzaktılar. Ersen aldığı topları da kaybetti, oyun daha ilk dakikada squash'e döndü. Bu oyun anlayışı ile vasat bir TSL takımına karşı bile üretken olunamayabilir. İleride top tutamaz iseniz rakibe alan verirsiniz, rakip de savunmayı öne çıkararak tüm dönen toplarda atak tazeledi. Kaç top indi ceza sahasına acaba? Bu oyun şekli ile Terry-Ferdinand da olsa stoperde bir an gelir hata yaparlar, Bilica da olsa farktemezdi bu akşam. Stoperlerin rahatlamasına bir saniye bile izin yoktu, Yasin-Sedat kendi yarı sahalarının ortalarına gelemediler bile. Savunma öne çıkamayınca bekler de stoper oldu, alan/adam geçişlerinde ve adam paylaşımda hatalar iki gol yedirdi. Bekler ile kenar oyuncuları değil, iç oyuncuları kademe yapmalıydı; bu imkansız denemeyi de hiç beceremediler. Erman ile Musa tamamen pasifize edilmişlerdi, ışığı gören sağdan-soldan daldı içeri. İhale de savunma dörtlüsüne kaldı. Sahada Kanfory Silla sertliğinde bir oyuncunun da olmayışı zaaftır, rakip hiçbir anda hiçbir aksiyondan çekinmedi.

İşler yapı yerine daha yetenekli takımların tercih ettiği bir şablona dönülmüş, yani ligin son döneminde ''hücum etmek zorunda olunca patladılar'' tezini çürütmeye çalışırken bunu destekleyen bir takım olmuş Sivasspor. Hani ''haddini bilerek oynamak'' deniyor ya, işte bu o değil. Bu haliyle bireysel kaliteyi artırsalar dahi birlikte üretme kimliğini tamamen kaybetmiş durumdalar. Yetenek ile futbol oynamaya çalışan, basiti değil çok zoru deneyen bir takıma dönüşmüşmüş durumdalar, herkese çalım atmaya çalışıp takımın abilerinden fırça yiyen halı saha elemanı modundalar. Geçen yılki takım da bu akşam 5 gol yerdi belki, ama bu akşamki takımın 5 gol yemiş olması geçen yılki takım ile karşılaştırınca çok daha kötü. Bülent Uygun ''suç benimdir'' dedi, haklı. Nasıl geçen yılki takım onun eseriyse ve sayısız övgüyü hak ediyorsa bu akşam görünen takım da onun eseri...

Noat Samisa

29.07.09

Crouch ve Bent Kardeşler

Deniz, Kum, Güneş: Peter Crouch demiştik, fazla geçmeden kokusu çıktı. Kuzeydoğu'ya gitmem, diyen Crouch'un aklını çelen teklif Londra'dan gelmişti. Harry Redknapp, daha evvel Southampton ve Portsmouth'ta iken Crouch için Aston Villa ve Liverpool'a ödediği toplam £13 milyonu kariyerinde 3. kez Peter Crouch'u transfer etmek için tek kalemde Portsmouth'a ödedi. Peter Crouch ise profesyonel futbol kariyerine başladığı Tottenham'a geri döndü. Spurs böylelikle son 7 ayda Pompey'in iki forvet oyuncusunu da transfer etmiş oldu, Redknapp eski takımının forvet hattını toptan Londra'ya getirdi. Robbie Keane'i de dahil edersek bir başka veri elde ediyoruz, son 7 ayda White Hart Lane'e geri dönen üçüncü forvet oyuncusu Crouch. Bankacı ile borsacı'nın hikayesi gibi, yalnızca işlem hacmi yaratıyor gibiler...

Berbatov'un kaybının tam tolerasyonu Pavlyuchenko ile olmadı belki, Crouch bu yönde bir adım sayılır. Tabii Berbatov'dan gelen paradan üç kuruş dahi kenara koyulamaması, £30 milyonun direk forvetlere yatırılması Tottenham usulü transfer metodu. Crouch geçen sezon Portsmouth formasıyla 11 gol attı ki bu sayı, onu Liverpool'a taşıyan Southampton performansından sonra en iyi lig performansıydı. 38 maçın tamamında oynayarak iyi bir sezon geçirdi. Darmadağın olmuş Portsmouth kadrosunda kalmak istemedi, Liverpool'dan ayrılışıyla basamak düştüğü kariyerinde bir ileri adım attı. Ayaklarını zemin ile 60 ila 90 derece arası açıyla topla buluşturduğu anlardan son üç yılda her sezon en az 1 tane var, geçtiğimiz sezon da yine harika bir vole gol attı. Yüksek oyna-Crouch indirsin-Keane/Defoe vursun'dan fazlası var Crouch'ta, onu alan her takım iyi iş yapmış sayılır. Man Utd da dahil.

Peter Crouch Londra'ya inince Darren Bent'e yol göründü. Crouch'u alamayan Steve Bruce'un Bent ilgisi var, bu transfer de her an sonlanabilir. En son ''bunu karım bile atardı'' sözünden dolayı Bent'ten özür dilemişti Redknapp, öncesi bayağı karışık. Geçtiğimiz sezon 12 gol attı Darren Bent, takımın en golcü oyuncusu oldu. Ama yine de kimseyi memnun edemedi. İki yıl evvel imzaların atıldığı ilk gün kendi kalesine gol yemişti Darren Bent, Martin Jol tarafından küme düşen Charlton'ın golcüsü olarak £16.5 milyona transfer edilmişti. Sezona Tottenham kötü başladı, Bent de kötü başladı. Taraftarlarınca ıslıklandı, gol kaçırdıkça daha da kötüye gitti. Benzeri geçtiğimiz sezon. Ramosu onu ilk tercih olarak hiç düşünmedi. Redknapp yönetiminde sahaya çıkılan 19 Ocak günü Bent o golü kaçırdığında ligin son 5 sırası 21 puandaydı, sıralamayı averaj belirliyordu. Tottenham da Bent'in kaçırdığı golle 20 olan puanını ancak 21 yaparak son sıradan kurtulabilmişti. Redknapp bu pozisyon sonrasını oyuncusunu aşağıladı, sonra özür diledi. Bugün de kapıyı gösteriyor.
Başlıkta ''Bent Kardeşler'' dedik, ama söz konusu iki ''Bent'' esasen kardeş değiller: Marcus Bent ve Darren Bent. Kardeş bilinirler, tıpkı Roy-Robbie Keane'deki yanlış anlaşılmaya sebep olan tesadüfi bileşenler gibi bu savı da destekleyen pek çok argüman bulunur. Soyadları, ikisinin de Jamaika kökenli oluşları, ikisinin de Londra doğumlu olması ve önce İpswich Town, sonra da Charlton Athletic forması altında buluşmaları. Darren'ın muazzam bir Ipswich Town kariyeri vardır, takım 2000'lerin başında Premier League'de iken çıkış yaptı ama sonra takımla birlikte Championship golcüsü olarak devam etti. 2006 yılında Alan Curbishley Küçük Bent'in yanına büyüğünü, Marcus'u getirdi. Sezon sonu Curbishley gitti, ertesi sezon da küme düştüler. Darren oradan da Tottenham'a sıçradı, Marcus ise çıkış yaptığı Sheffield United sezonun ardından kariyerinin en güzel günleri sayılabilecek sezonu Wigan ile yaşadı. Geçtiğimiz yaz yeniden Championship'e döndü ve bu sezon Birmingham City ile birlikte yeniden Premiership'e dönüş yaptı. Marcus böylelikle birkaç basamak yukarı çıkarken, yıllardır Marcus'un yanında kariyerini sürekli yukarı taşıyan Darren, futbol yaşantısına birkaç merdiven inerek devam edecek. £16.5 milyon, Tottenham tarihin transfer rekoru Darren Bent'i yedi. Rehabilitasyonunu Steve Bruce üstlenecek. Cattermole olmayınca Lorik Cana'yı aldı Sunderland, £5 milyona fiyat/performans idealinde bir Steve Bruce transferi daha. Geçtiğimz yıl bu zamanlar blogda trend Martin O'neill'ın transferleriydi, bu kez sahne Steve Bruce'a ait. Portsmouth'ta da artık ben oynarım forvette..

Noat Samisa

28.07.09

Denizkızı Ponyo

1985 yılında Hayao Miyazaki bu işe kalkıştığında asla bugünü hayal etmiyordu. Her film için sonunu planlamadan başladı işe, çizdiği çizgiler filmin yolunu da belirledi. Miyazaki'nin en özel karekteri Totoro simgesi oldu Studio Ghibli'nin, bugün geçen 24 yılın sonunda 16 film çıktı bu çok özel topluluktan. Çeyrek asrı deviren Ghibli'nin üstatlarından Isao Takahata 17. filmin direksiyonunda, 2010 yazında yeni Studio Ghibli filmi vizyonda olacak.Son film, Gake no Ue no Ponyo geçtiğimiz yaz Japonya'da gösterime girmişti. Biz de fazla beklemedik, aynı yılın FilmEkimi programı kapsamında izleme fırsatı bulduk. Sprited Away iki yıl sonra Türkiye'ye gelmişti, Oscar ödülünün torpili ancak bu kadarına yetmişti! Sonra zaman içinde pek çok Miyazaki filmi Beyoğlu sinemalarında gösterildi, Japon Filmleri Festivali'nde dev perdeye getirildi. Oğul Miyazaki'nin yönettiği Gedo Senki'nin ülkemize gelişinden sonra Beyoğlu Alkazar'da toplu gösterimler yapıldı, sanırım 3 hafta kadar sürmüştü. Bugün bir kez daha yapılmaya kalkışılsa inanıyorum ki 2 yıl önce ''yoğun istek üzerine'' yapılan süre uzatımı kendini ikiyle çarpacaktır. Gelinen noktada Studio Ghibli yapımlarının DVD'leri pek çok yerde bulunabiliyor; Hayao Miyazaki'nin yeni filmi, pek çok Avrupa ülkesinden önce Türkiye'ye geliyor.

20 yıl önce Totoro, bugün Ponyo... Miyazaki Baba'nın gerçek çocukları hedef aldığı bir film daha. Totoro ile ormanın anlamını öğrendi çocuklar, Ponyo ile de belki denizi öğrenecekler. Önceleri mutlak savaş karşıtı kimliğiyle filmler yaptı Studio Ghibli; çocuklardan çok büyükleri etkiledi. Bazen öyle karekterler yaratıldı ki, her yaştan insan bu mükemmel yaratıklar ile bağ kurabildi. Ponyo da bunlardan biri. Calcifer gibi, Kiki gibi, Komada'lar gibi, Chihiro gibi, Country Road şarkısı gibi; en çok da yıllar öncesinden Totoro gibi. Daha çocuksu, daha sevimli, belki daha değerli. Artık çoğu büyümüş olan ilk izlediği Miyazaki filmi Totoro olan eski hayranlarından eleştiri aldı Ponyo, bir şeyler eksik sayıldı. Hepsi birer bambaşka dünyadırlar, benim nazarımda karşılaştırması olmaz. Ve yıllanırlar, yıllandıkça daha da güzel görünürler. Rivayete göre Ponyo için 170 bin sayfa çizmiş Hayao Miyazaki, eminim ki her sayfasına apayrı ayrıntılar yerleştirmiştir. Bundan 10 yıl sonra belki de 10. kez Ponyo'yu seyrettiğimde daha önce görmediğim bir şey daha göreceğim ve mutlaka gördüğüm o şey beni gülümsetecek.

Orijinal adıyla Gake no Ue no Ponyo, İngilizce adıyla Ponyo on the Cliff by the Sea; Türkiye sinemalarındaki ismiyle Küçük Denizkızı Ponyo, 31 Temmuz Cuma günü vizyonda...

Noat Samisa

27.07.09

Kötü, Daha Kötü, En Kötü

Her defasında aynı şey geliyor akla, Tyneside'da aylardır bir tane bile güzel haber duyulmuyor. Geçtiğimiz salı günü Huddersfield Town ile oynanan maçının devre arasında kavga çıktı, Newcastle United'lı oyuncular ile Huddersfield'lı futbolcular kapıştı. FA hadise için bir dosya açtı, inceliyor. BBC haber yaptı, kulübün amblemindeki renklerden biri olan sarı ton ağırlıklı kullanılarak yapılan çubuklu deplasman formasını neredeyse hiç kimse almıyormuş. Kombine satışları felaket düzeyde, dev bir maaş yükü halen bekliyor. Ne ciddi teklif var, ne ciddi alıcı; Newcastle United hala satış bekliyor. Futbolcular gidebilmeyi bekliyor, takımı çalıştıran Chris Hughton adet yerini bulsun için uğraşıyor. Son olarak;

Krul; Beye, Jose Enrique, Steven Taylor, Coloccini; Barton, Duff, Nolan, Gutierrez; Smith, Martins

Maça başlayan kadrosu bu olan takım, League One temsilcisi Leyton Orient'ten 6 gol yedi. Bu pek olası bir şey değil, yani bu kadronun herhangi bir maçı 6-1 kaybetmesi pek kolay değil. Hele de bir League One temsilcisine; ister final, ister hazırlık maçı olsun 6-1 kaybetmesi mantık dahilinde değil. Futbolun sınırdışı mantığına bile dahil değil. Ama futbolcuların üzerindeki formada Newcastle United amblemi olunca bir süredir her şey mümkün.

Noat Samisa

26.07.09

Beşiktaş 1-1 Lyon

Sezon öncesi az maç yapıyor takım ama seçilen rakipler fazlasıyla iyi. İyi bir TSL takımından daha sert olan Catania, CL grubunda eşleşildiğinde siklet olarak biraz büyük gelecek olan Lyon ve iki sezon evvel karşılaşılan, yine bir siklet -en azından kurumsal yönden 10 siklet- yukarıda duran Porto. Super Kupa'yı da sezon öncesi sayarsak en az 4 maç, belki bir de Peace Cup'ta yarı final şansı olur. Gördüğümüz hiçbir şey sanal değil, bu açıdan seçimlerin doğru olduğunu düşünüyorum. Belki Catania muadili, Davraz'a gelen takımlar ile sezon öncesi hazırlıklarının başlangıcında bir-iki maç yapılabilirdi. Rol oyuncularını burada görme fırsatı olurdu, mesela bu maçlar Erhan Güven'e faydalı olabilirdi.Sezona başlayacak savunma dörtlüsü belli, bundan fire verilmeyecek gibi görünüyor. Sezon seyri için bir genel değerlendirme yapacak ise Ferrari-Sivok savunma tandemi, Beşiktaş'ın 6 yıldan bu yana savunma hattında sahip olduğu en sert, en dengeli ikili. Sağ bekte şimdilik Erhan alternatifsiz, her yapabildiği hücum katkısı için kendisine teşekkür ederim. Sol bekte İsmail Köybaşı var, burada biraz duralım. Aslında ''10 numara'' oynuyormuş, ama 20 maç TSL sol bek deneyimi var... yani başka bir mevkii oyuncusuna da evrilebilir. Sona doğru çaprazdan uzak köşeye bir şut çıkardı ya hani, maçı beraber izlediğim dostum bombayı patlattı: Ulan 10 senedir İbo'yu izliyorum, bir tane böyle şut görmedim... Hücum oyuncusundan devşirilmiş bir sol bek? Pek yabancı değil. Üzülmez'e haksızlık olmasın elbette, lakin İsmail evrensel futbol gerçeklerinden farklı olarak soldan gelişen bir atakta arkadan gelen ikincil oyuncunun efektif işler yapabiliyor olmasını unutan Beşiktaş taraftarının gün ışığı olmuştur, şimdiden. İlk yarı arkaya kaçırılan bir top vardı, Fink önledi. O anda İsmail neredeydi? Yusuf'un çok top kaybettiği bölümde sanki biraz saklanır gibi oldu, takım da çıkamıyordu o dakikalarda. Mükemmelikten söz etmiyorum yani, İsmail'in daha çok yolu var. Ama dediğim gibi ışık da var, hem de bolca.

Gelelim orta sahaya. Ernst-Fink ikilisi, geçen sezon şampiyonluğu getiren Ernst-Cisse gibi Beşiktaş'ın kalbi olacak ve umuyoruz asla bozulmayacak. Cisse bir top hırsızıydı, takımı ileri iten adamdı ama ikinci hamlesi olmayan bir oyuncuydu. Fink de bir top hırsızı ama düzeyi Cisse boyutunda olmayabilir. Buna henüz karar veremem. Artısı ise ceza sahasına dalışlar yapabilen, kenar organizasyonlarında 3. oyuncu olabilen biri. 4-3-3 şablonunda iki değil üç oyuncu etkileşimli setlerin sayısı fazladır, bu açıdan da Fink'in iç oyuncusu yetilerinin de varlığı hücum zenginliğine katkıdır. Oyunu iki ceza sahası arasında oynuyor ve yıkılmıyor. Güven verici. Üçüncü orta saha oyuncusu Tello; takımın gerisi ile ilerisi arası bağ kuran, orta saha önü libero. Bu sayılan 7 oyuncu, Beşiktaş'ın oyun karekterinin sebepleri. Beşiktaş oyunu tutar, zor gol yer; son yarım saat maç dinamiklerine güvenerek oyunu lehine çevirme yönünde hamleler yapar. Bir hazırlık maçı olsa da bu maçın da seyri geçmiş sezondan çok farklı olmadı. Bu da sevindirici.

Gelelim sıkıntı verenlere. Golü yedikten sonra yine takımla oynadı Mustafa Denizli, bizim tilki hortladı. Aslında ben bu eski fanteziyi bir de iki yeni oyuncuyla, yani Ferrari-Fink ile bir hazırlık maçında görmek isterdim. Olabilirliğini sorgulamak adına, sonuçta futbolda eski doğru bugün yanlış olabilir. Erkan Zengin mi sağ beke geçti, Ernst mi oyundan çıkmadan libero oldu; pek anlamadım. Bu ara muhtemelen hava sıcaklığının da etkisiyle iki takım da oyundan düşer gibi oldu, o anda da Nobre girdi devreye. Yine koştu, sağa sola saldırdı. İndirdi, aldı, vurdu. Sanki bir puan maçında yorgun rakibe karşı yapılmış oyunu ön alanda tutma amaçlı hamleydi Bobo-Nobre değişikliği. Amaç bu değildi elbet de, sahaya yansıyan farklı oldu. Uğur'un girişiyle Tello öne geçti, takım ivme kazandı. Oyun Beşiktaş'a döndü, galibiyet golü de gelebilirdi. Olmadı. Tello'nun hatasından yenen bir gol, son 15 dakika etkin oyun ile atılan beraberlik golü. Takımın maç başı önde basan Lyon'a karşı yarı sahasından çıkamamasını oyun karekteristiğine zıt başlayan oyuna bağlamak gerek. Beşiktaş'ı bekler iseniz, Beşiktaş da sizi bekler. Savunma dörtlüsü pas yapmaya çalıştı, Lyon önde bastıkça top kayıpları yaşanadı. Bir şekilde Beşiktaş savunması öne çıktı, top kontrolü Lyon'a geçti; ondan sonra oyun dengelendi. Ben bu görüntünün bir sıkıntı değil, kendine göre bir avantaj olduğunu düşünüyorum. Belli bir standardı, şablonu ve belli bir oyun karekteristiği olan bir takım oluşuyor, şampiyonluk/çifte kupa özgüveniyle bireysel performans artırımını ummak ya da bunun için çaba sarfetmek gerek. Bireysel olarak oyuncuları değerlendirmekten ziyade, sahada bir ''takım''ın varlığını görüp bu takımın topluca neleri yapabildiği görmek gerek. Sezona iyi başlayamayanlar olacak, kimisi sezon sonunu her daim mükemmel getiriyor mesela. Kimi her daim hazır, bazısı rol oyuncusu. Ve bu takımın ideali 7 yabancılı, yani rotasyon zorunlu. Daha bu takıma katılacak 5 değerli isim var. Silip atacağımız bir tek oyuncu dahi yok, Serdar Özkan da dahil.

Ezcümle, bu akşamki maçta çok da fazla yeni bir şey görmedik. Rakip de bizden çok daha yetenekli bir oyuncu topluluğuna sahip, fizik kalitesi de üstün Fransa lokomotifi Lyon'du. Başabaş oyun oldu. Takım şunu başarır, bunu başaramaz; ama ben bu takıma güvenirim. Takım Lyon karşısında beni memnun ve mutlu etti. Şu an önemli olan da budur.

Noat Samisa

26.07.09

Bir Yalnız Adam #1

- Babanız hayatta mı?
- Hayır, öldü...

17.05.2007 / İstanbul

***

İnsanın içinde bir ''öldürme duygusu'' var mıdır gerçekten? Dertlerimizi, sorunlarımızı karşılıklı konuşarak çözebilmeliyiz, çünkü biz insanız değil mi? Evet, varmış. Bizler insanız; döngü içerisinde doğar, yaşar ve ölürüz. Bir tek o an, hayatımda hatırladığım bir tek o an. İnsan olmadığım belki de tek an ya da hatırlayabildiğim. Öyle çok zor bir hayatım olmadı belki bu ana kadar, belki de ondandı yalnızca bu duyguyu hatırladığım tek anın varlığı. TSYD'nin Levent'teki tesislerinde cereyan eden bir hadise, yalnızca bir soru. Son soru, son cevap. İki yıl evvel bir Mayıs günü, ayın ortası. Dipsiz bir kuyuya bakıldığında görülen nedir? Karanlık mı, yoksa varolmadığına inanılan dip mi? İşte ben o gün, kafamı eğip kuyuya baktığımda karanlığın içinde varolmayan dibi gördüm ve bir an ''öldürmek'' istedim...

***

Dava yaklaşık 1 yıl sürdü. Üç yıllık kontratın bitmesine 2 ay kala işveren tarafından bozulan sözleşme mahkemeye gitti. Aslında biz seni işten çıkarmadık, demeye çalışmıştı kurnaz patron. Tam da kontratın bittiği 30 Haziran günü bir gelişme bekleyen eski elemanına fax çekti. Güya Nisan ayında yaşananlar doğru değildi, kulüp ile olan ilişkisi sözleşmenin bitiş tarihiyle sonlanıyordu. Ama Chris Coleman vardı iki aydır takımın başında ve takım kümede kalmıştı. Yalan mıydı tüm bu yaşananlar? Patrondan istenen sözleşmedeki tazminat değildi, yalnızca taahhüt edilen alacaklardı. Kovulan adam yıllık maaş taahhüdü kapsamında çalışılan dönemden kalma ödenmemiş olan £250 binlik kısım ve £200 binlik UEFA Kupası'na gidiş bonusunu istiyordu, bunun mahkemece gerçekleştirilmesini talep ediyordu.

Olmaz, dedi patron: ''Sana tek kuruş (penny) ödemem. Araştırdık; delilleri ortaya koyacağız. Mahkemede görüşürüz.'' Görüştüler. Elde-etekte ne varsa ortaya döküldü. Fulham kulübünce eski menajere üç suçlama yapıldı. Birincisi, Edwin van der Sar transferi. Sen £7 milyon verdin, aslında VDS ancak £4.5 ederdi. İkincisi Steve Marlet. Biz araştırdık, Marlet de ancak £7 milyon ederdi. Üçüncüsü, John Carew transfer teşebbüsü. 2002 kışında Carew geldi Londra'ya, Fulham'ın yeni santraforu olarak lanse edildi. Ama sağlık kontrolünde doktorlar olumsuz rapor verdi: Jumper's Knee arızası var, dediler. Takımın menajeri bir daha, bir başka sağlık kontrolü istedi Carew için. Kulüp buna izin vermedi. £7.5 milyon ödenecekti Valencia'ya. Patron, ''Bu transferden de benim haberim olmadı, ayrıca neden ikinci kontrol için ısrar edildi?'' dedi. Patron ile menajerin arası bozulmuş, ödenek azaltılmıştı. Aynı yılın Mayıs ayında Arjantinli forvet Facundo Sava için £2 milyon ödendi, takımın yeni santraforu belli olmuştu!

Mahkemede, ''Bu transferler neden bu kadar yüksek maliyetle gerçekleştirildi?'' diye sordu patron. Yoksa? ''Para su gibidir, elbet arkını bulur. Yoksa olması gerekenden başka bir ark ile mi akıtıldı benim param?'' dedi. Mahkeme araştırdı. Juventus'tan, Lyon'dan ve Valencia'dan belgeler alındı. İki kulübe aktarılan, diğerine de taahhüt edilen miktarlar, aracı kurumlara ödenenler... tüm bu transfer bedellerinin Fulham kasasından çıktısıyla eşleşiyordu.

Patron öfkelendi. Peki ya menejerler ile bağlantısı varsa, diye sordu. Yoktu. Kısa zaman sonra yeni argümanlar ile geldi: ''Öyle olsa bile, yani para başka yola sapmamış olsa bile davalı sözleşme şartlarına uymadı. İşte bakın, sözleşmede ne yazıyor?'' dedi mahkemeye.

Madde 1.2 : ''The Manager shall have overall responsibility for the Team which shall include the motivation and training of players, the performance of the Team, the selection of players, recommending to the Board the buying and selling of players and liaising with other Clubs within the Football League.''

Madde 2.1: ‘‘The Manager shall faithfully and diligently perform to the best of his abilities such duties and exercise such powers in relation to the business of the Club as are consistent with his appointment hereunder and as may from time to time be assigned to or vested in him by the Board and shall at all times and in all respects conform to and comply with the reasonable directions and regulations made by the board.’’

***

Mahkeme davaya ilişkin içtihadını açıkladı: ''Öyle olsa bile, bu sözleşme şartlarını kabul etmiş olan bir kulüp, çalıştırdığı menajerinin transfer yapma yetkisini -yasadışı zimmete para geçirme faaliyetleri hariç- sınırlayamaz ve bunun mali veya sportif sonuçlarına yönelik bir suçlamada bulunamaz.'' Jüri başkanı ekledi: Futbol ile ilgilenen herkes bilir ki, bir transferde menajerin kafasındaki ile transferin gösterdikleri uyuşmayabilir...

[ BMB Conseils: Steve Marlet'nin bugün de halen bağlı olduğu, Sebastien ve Pascal Boisseau kardeşlerin o dönem işlemlerini yürüttüğü menajerlik şirketi. Bu şirketin ne Richard Bettoni ile ne de Ranko Stojic ile tarihin hiçbir anında alakası olmadı. Yıl 2001 olduğunda dönemin Liverpool menajeri Gerrard Houllier'in de Steve Marlet ilgisi vardı. Kardeşler önce Houllier ile görüştüler, ardından bir süredir Marlet'yi isteyen Tigana ile bağlantı kurdular. Fulham kulüp direktörü Michael Fiddy ile Jean Tigana Paris'e uçtular, bir gecede bu transferi bitirdiler: Lyon'a £11.5 milyon, menajerlik şirketine oyuncunun maaş toplamının yüzde 7'si ve oyuncuya da £500 bin ilk imza bedeli. Sonradan aynı şirket, Tigana ile hiçbir bağının bulunmadığının ortaya konulmasıyla ayrı bir soruşturma geçirdi. Keza Bettoni ve Stojic'in de menajerlik usulsüzlüğü nedeniyle geçirdiği BMB ile hiçbir alakası olmayan soruşturmalarda da Tigana'nın ''arkadaş kontenjanından'' yalnızca ifadesine başvuruldu, hiçbir zaman fazlası olmadı.]

***

Sonuç: Suçlamaların tamamı reddedildi. İki ayrı mahkemede görüşülen davanın iki ayağı da patron Muhammed El-Fayed/Fulham kulübünün aleyhinde sonuçlandı.

Karar: Fulham kulübü, eski çalışanı Jean Amadou Tigana'ya mevcut sözleşmeden doğan alacakları olan toplam 455 bin sterlini ödemek zorundadır.

Karar: Fulham kulübünün sözleşme şartlarını ihlal ettiği ve sözleşmeyi süresi dolmadan fesh ettiği mahkemece kabul edilmiştir. Sözleşmede yer alan tüm maddeler uyarınca kabul edilen tüm bedeller/kağıtlar Fulham kulübünden tahsil edilecektir. (£2.1 milyon)

***

- Babam bana demişti ki, ''Okumalıyız ve asla insanları kandırmamalıyız.''

Jean Tigana, 20 Ocak 2006

Noat Samisa - Ahde vefa...

25.07.09

Sam Ricketts

Dünya futbolunda trendler ne kadar değişirse değişsin, Premier League çok etkenli global yapısına rağmen halen belli noktalarda kendi tarzını koruyor. Yıllar içinde çok şey değişti elbette, mesela artık uzun top-pivot santrafor her takımın düsturu değil. Klasik İngiliz 4-4-2'si oynayan takımlar ancak ligin yarısını oluşturabiliyorlar. Onların da çok çeşitli forvetleri, yaratıcı kenar oyuncuları var. Orta sahalar halen İngiliz stili, orta saha oyuncuları halen bu nitelikte. Man Utd da böyle, lige yeni yükselen Burnley'de de durum aynı. Yenilikçi yabancı menajerler pek çok katkı yaptılar bu lige, ama yine de alt tarafta gelenekçilik hakim. Geçtiğimiz sezonu Hull City'de geçiren sağ bek Sam Ricketts her özelliğiyle tam bir ''Full Back'' oyuncusu. Beklerin farklılıkları için biz genelde iki farklı tanım kullanıyoruz. Biri dış bek, diğeri stoper bek. Dünya futbolunda böyle bir ayrım oluştu. Tabii bir de Maicon gibi ultra-süper bekler var. Sam Ricketts'ın üyesi olduğu bek çeşidi ise İngiliz futbolunun yıllar boyu kullandığı dörtlü savunma kenarı savunmacısı modeli. Fiziken kuvvetli olan bu tip oyuncuların topla münasebeti pek iyi olmasa da mutlaka ataklara katılırlar ve son önemli temsilcilerinden biri Downing sayılan İngiliz modeli son çizgi-taç çizgisi koridorunu boylu boyunca kullanan kanat adamlarıyla mutlaka etkileşime girerler. Yaptıkları boş koşularla kanat oyuncularına alan yaratırlar, hücum setlerinde mutlaka rol alırlar. Hiçbir şey yapamıyor olsalar bile hareketli topu penaltı noktasına ortalamayı bilirler, atak katılımı sonrası kanat oyuncusundan kendi pozisyonunu devralmasını beklerler. Premier League'in hızının en değerli etkeniydi onlar, şimdilerde lig başka bir yöne evrilirken sayıları az da olsa varlıklarını sürdürüyorlar. İngiliz futbolunun karekteristiğini sürdürmeye devam ediyorlar.

Hull City küme düşse de Sam Ricketts Premier League'de kalırdı, geçen sezonun gümüş oyuncularından biriydi. Bugün itibariyle Bolton'a transfer oldu. Galli oyuncu Ricketts he iki bek pozisyonunda da oynayabiliyor. Onu Bolton'a getiren sağ bek performansıydı, ihtiyaç olduğunda sol bekte de aynı standart ile oynuyor. Taraftarın pek sevmediği menajer Gary Megson ise transfer döneminde iyi gidiyor. Lee Chung-Yong'ın çalışma izni biraz bekleyecek, henüz resmileşmiş değil. Ama garantisi alındı, resmi duyuru için prosedür işliyor. Koreli oyuncunun arkasında iki farklı özellikte alternatif var, Sam Ricketts önündeki kenar adamını rahat ettirecek türden biri. Hull City ise hala Bobby Zamora'yı bekliyor.

Noat Samisa

25.07.09

Downing'i Beklerken

Sezonun sondan bir önceki haftası oynanan Aston Villa maçında Stylian Petrov ile girdiği ikili mücadele sonrası sahayı sedyeyle terketmişti Stewart Downing. Gol atamadığı sezonda son maçlarda takımın menfaati adına sol bekte bile oynatıldı, her maç 90 dakika boyunca oradan oraya koşturdu. Şehrin çocuğuydu Downing, İngiltere'nin halen çalışır durumda olan en etkin Akademi'lerinden Middlesbrough Academy'nin en yüksek potansiyelli mezunuydu. Steve McClaren'a bugünler için her fırsatta teşekkür ediyor. Son üç transfer döneminden beri Downing gitmek istiyordu, bir şekilde bugüne kadar kalması yönünde ikna edildi. En son devre arası ''takımı kümede bırak, sonra git'' denildi. Bunu da kabul etti. O günlerde Tottenham'ın ilgisi oldukça ciddiydi. 6 ay geçti, Downing Londra'ya ameliyat olmaya gitti. Biz de artık bu ağır sakatlık ile transfer yapma ihtimalinin kalmadığını düşünerek önümüzdeki sezonu da Championship'te geçireceğini öngörmüştük. Martin O'neill bizi yanılttı, Aston Villa-Middlesbrough maçında ağır bir sakatlık yaşayan Downing'i Aralık ayı ortasına kadar oynayamayacak olmasına rağmen £12 milyon karşılığında Aston Villa'ya getirdi. Gareth Barry'ye önkoşullu bir yeni sözleşme teklifi yapmıştı Aston Villa, mutlaka Man City'nin önerisini yakalayamazlardı ama daha makul olabilirlerdi. Barry'nin gidişine engel olamayabilirdi bu teklif, önemli olan bu değil. Barry'yi bir nevi salık veren City, bu kaybın yerini asla muadili ile dolduramayacağından temel direğini kaybetti ve kağıt üzerinde hedef küçültmek zorunda kaldı. Bu doğrultuda takımın diğer yüksek değerli yıldızları da takımdan ayrılabilir, demiştik ama henüz bu yönde bir gelişme yaşanmadı. Geçtiğimiz sezonun çıkış yapan oyuncularından Ashley Young satılabileceği açıklanan tek oyuncu, onun için de en az £30 milyonluk teklif bekleniyor. Bu parayı da verecek takım yok, zaten Downing'in aşağı-yukarı sakatlığı olmasa £15 milyon edeceği bir ortamda Ashley Young için istenen bedel fazlasıyla uçuk. Son olarak Zat Knight'ı Bolton'a gönderdi Villa, halen en sıkıntılı bölgeleri savunma tandemi. Mellberg ve Laursen'in yakın zamanda ayrılmasından sonra Curtis Davies savunmanın esas adamı olmuştu, elde bir de Carlos Cuellar var. Geçtiğimiz sezonun tamamını kaçıran Wilfred Bouma yeni transfer sayılır, stoper bekler de sezon içerisinde stoper oynayabilirler.

Dönelim yine Middlesbrough'ya. Tuncay ve Mido takımın son hazırlık maçında oynamadılar. Hazırlık kampına iki hafta geç katılan Mido yolcu, büyük olasılıkla ülkesine dönecek. Tuncay'ın sırtından sakatlığı vardı, maçta bu nedenle oynamadı. Maçtan sonra menajer Southgate, Tuncay ve Mido'nun bir hafta içinde Riverside'dan ayrılacağını duyurdu. Tekliflerin varlığı kesin. Bu ikiliden de £8 milyon civarı kazansalar borcun büyük bölümünü kapatıp daha stabil bir kulüp olabilirler. Downing'den daha kıvrak bileklere sahip olan Adam Johnson'ın üzerinde çalışacaklar. Tuncay'ın da muhtemel yeni takımı Bolton ya da Fulham, plase lige yeni yükselen Birmingham City.

Noat Samisa

25.07.09

Man City'de Temizlik Günleri

O kadar forveti kim doldurmuştu City of Manchester'a? Thaksin Shinawatra günlerinden almak gerek bu meseleyi. Bir türlü parasını cuntadan kurtaramadı devrik Thailand lideri, kulübü Arap'lara satıp ülkesine parasının izini sürmek için dönüş yaptı! İddia edildiği üzere bu paranın büyük kısmı milletin cebinden aşırılmıştı. Shinawatra'nın iddiası ise ''ben eski işadamıyım, bu benim kişisel servetim'' idi. Hazır darbe sonrası İngiltere'ye sürgün edilmişken şu para boşta beklemesin dedi, Man City'yi satın aldı. Psycho Stuart Pearce sonrası takımın başına şimdilerin Notts County futbol direktörü Sven-Goran Eriksson'u getirdi. Şimdi sayalım: Valeri Bojinov, 2007 yazının transferi. Ched Evans, 2007 sonbaharında Eriksson tarafından A takıma çıkarıldı. Felipe Caicedo ve Benjani; her ikisi de 2008 yılbaşı transfer döneminde Manchester City'ye geldiler. Sezon sonu Jo transferi, bu transfer yapılırken de kulübün patronu Shinawatra'ydı. Geçtiğimiz sezonun devre arası Craig Bellamy, tüm bu isimler arasında takımı bir seviye yukarı atlatan transfer onunkiydi. Çok kez yazdık; Bellamy, Mark Hughes'ün geçtiğimiz sezon çözüm olarak ortaya koyduğu aykırı futbol anlayışına mükemmel uyum sağladı. Şimdi Chelsea forması giyen 1989 doğumlu Daniel Sturridge'ın kulüpteki geçmişi tüm bu yukarıda saydığımız isimlerden fazlaydı. En eskisi Darius Vassell idi, onu da her gelen hoca bir şekilde kullandı.

Bu kadar forveti takıma dolduran adam Shinawatra destekli Eriksson'du. Mark Hughes ise Jo'yu denedi, kullanamadı. Bellamy tam isabet transfer oldu; ondan bayağı faydalandı. Bugün itibariyle Jo kariyerine Everton'da devam ediyor. David Moyes yine mükemmel bir transfere imza attı, geçtiğimiz sezonun ikinci yarısı çok faydasını gördüğü Jo'dan cüzi bir fiyata 1 yıl daha yararlanma imkanını buldu. Daniel Sturridge'in sözleşmesi bitmişti; Man City ile Chelsea yetiştirme payı yüzünden şu sıralar mahkemelik. Darius Vassell ise bilindiği üzere Türkiye'de. Ched Evans'a Sheffield United talip oldu, £3 milyon karşılığında bu transfer sonuçlanmak üzere. Felipe Caicedo ise dün Sporting'e kiralandı. Elde var Adebayor, Tevez, Santa Cruz; ikincil alternatifler olarak Bellamy, Benjani ve Bojinov. Benjani önceki sezonun ilk yarısında Porstmouth'ta harika günler geçiriyordu, Man City'de istatistikleri göçtü. Bojinov'a zaten güven olmaz, her an diz bağları kopabilir! Altı oyuncu iyi rotasyon sayılır, bunlardan ileri üçlünün kenarlarında oynayabilecek olanların da varlığını mevcut duruma eklersek sayının fazla olmadığı daha net ortaya konabilir. Belki birine daha yol verebilirler, Bellamy her daim piyasası olan adamdır. İyi temizlik yaptılar, pek çok takımı sevindirdiler. Artık hücum hattı ile işleri kalmadı. Joleon Lescott için Everton'a yapılan £15 milyonluk teklifin reddinin ardından şu sıralar yalnızca John Terry'nin iki dudağının arasına bakıyorlar.

Noat Samisa

24.07.09

Marquinhos

video
Tavsiyemiz ilk olarak videonun izlenmesi ve yaşanan hadisenin ne olduğuna dair fikir edinilmeye çalışılması yönünde. (Youtube kullanabilen buradan da izleyebilir.) Anlayan 13 numaralı futbolcu Shinzo Koroki gibi gülüyordur, anlaşılamadıysa anlatalım. J-League Cup 2009'da çeyrek final ilk maçı, Kashima Antlers sahasında Kawasaki Frontale'ı konuk ediyor. 15 Temmuz günü oynanan karşılaşma için hazırlıklar tamamlanıyor, takımlar sahaya çıkıyor. Seramoni geçiliyor, takımlar sahaya yayılıyorlar. Maça başlayacak taraf olan Antlers'ın iki forveti santraya geliyorlar, hakem son kontrolleri yapıyor. Bu sırada Kashima'nın 18 numaralı forvet oyuncusu Marquinhos bir şey farkediyor ve takım arkadaşına bir şeyler söylüyor. 13 numaralı forvet elemanı Shinzo Koroki de başlıyor gülmeye. Hatta abartıp basıyor kahkahayı. Takımın Brezilyalı forvet oyuncusu Marquinhos bakıyor ki kendi şortunda numara yazmıyor. Tarifsiz bir gaflet anında şortunu ters giymiş, arkasında etiketi görünüyor. Koroki de iyi makara yapıyor, kendinden 10 yaş büyük takım arkadaşına bakıp bakıp basıyor kahkahayı.

Buradan sonrası videoda yok. Marquinhos çok içerliyor bu kahkahalara, tüm tribünlerin gözü önünde ilk bulduğu fırsatta şortu indiriyor. Tersini çeviriyor ve maça düzgün giyilmiş şortuyla devam ediyor. Hakem bu davranışı pas geçiyor, maçtan sonra federasyondan uyarı geliyor. Kashima Antlers başkanı asıl bombayı üç gün sonra patlatıyor: ''Bundan böyle ondan daha tertipli olmasını istedim.'' Meraklısına not; karşılaşmayı Kashima Antlers 1-0 kazandı ve takımın en golcü oyuncusu, yılların J-League forveti 33 yaşındaki Marquinhos bu maçta gol atamadı.

Noat Samisa

24.07.09

Eriksson'dan Önce

Bizim geçen sene bu zamanlar Eriksson'dan Sonra serimiz vardı. Shinawatra gitti, Arap sermayesi ve Mark Hughes Man City'ye geldi. İyimser bir tablo oluştu ki son transfer çılgınlığıyla ''şampiyonluk adayı Man City'' çığırtkanlığı aldı başını yürüdü. Felaket değil piyangoya dönüştü Eriksson'dan sonrasının seyri, en azından yeni sezon öncesi kağıt üzerinde durum bu. Şu sıralar ve bir süredir League Two'dan mücadele eden Notts County, ''dünyanın en eski futbol kulübü'' sıfatı haricinde bir süredir pek medyatik değildi. 19. yüzyılda şampiyonlukları bulunan kulüp, kendilerinden 3 yıl sonra 1865'te kurulan ezeli rakipleri Nottingham Forest'ın yarattığı Brian Clough efsanesinin bir benzerini yaklaşık bir yüzyıldır yaratamadı ve asansör bir alt lig takımı olarak futbol sahnesindeki yerini belirledi. Geçtiğimiz hafta gündem oldular, bir League Two takımı yabancı sermaye ile buluşmuştu. 1862'de kurulan dünyanın en eski kulübünün yeni patronları, benzer bir şekilde yıllar evvel Fulham'ı League One'dayken satın alan Muhammed El-Fayed'in hedefine benzer bir hedef koydular: 5 yıl içinde Championship. Yani iki basamak yukarı, sonrası zamana ve duruma kalmış.Dediler bir de reklam yapmak lazım. Kimse bizi ''en eski futbol kulübünün yeni sahipleri'' olarak iplemiyor, Sven-Goran Eriksson'a teklif götürdüler. Önce menajer olacak diye çıktı haber, sonra futbol direktörüne evrildi. Eriksson'un menajeri görüşmeyi doğrulasa da anlaşmayı yalanladı. 'Middle-Eastern Consortium' parent company adıyla gelen yeni patronların stepnesi ise bir süredir dağda-bayırda futbolcu yetiştiren Glenn Hoddle. Sven-Goran Eriksson'un ismi fit-and-proper person araştırması sürecinde Portsmouth için geçmişti, spekülasyondan fazlası olmadı. En son Meksika ulusal takımındaydı Eriksson, pek güzel anılarla ayrılmadı. İngilizler ona hiçbir zaman hakkaniyetli davranmadılar, bunu da Fabio Capello'ya biat ederek kabul ediyor sayılırlar. Aşağıdaki postta Paul Hart'ın yanında oturan Eriksson'un eski yardımcısı Brian Kidd de Eriksson'a yapılan haksızlığın mağdurlarından. Notts County'nin yeni ptaronlarının amacı bir süre sonra ''Eriksson'dan Önce'' böyleydi demek; şimdilik ise çokça reklam. Foto da altına ne yazılsa onaylayacak cinsten. Mourinho bildiğimiz Mourinho, Eriksson bildiğimiz Eriksson...

Noat Samisa

22.07.09

Deniz, Kum, Güneş: Peter Crouch

Steve Bruce'un futbolculuk kariyerinin Man Utd kısmı bambaşkaymış da menajerlik kariyeri daha da bir başka. 2000'ler ile birlikte harcanan paranın hesabının olmadığı Premier League'de çalıştığı tüm takımlara bir dönem mutlak refah getirmiş adamdır, transfer politikasının orta karar takımlar ideal oluşu kadar parlattığı futbolcuların sayısı da epey fazladır. Son örnek Luis Valencia. Öncesi Palacios; yeri gelir Christophe Dugarry de futbolculuk döneminin sonunu Bruce'un takımında getirebilir. Şurada onun ve takımı Sunderland'in profilinden, burada ise son hamlelerinden bahsettik. Yaptığı temizlik her gün artarak sürüyor, hatta birkaçını eski öğrenci kontenjanından İpswich Town'ın menajeri Roy Keane'in yanına gönderdi bile. Gidenlerin yerine koymak istediği iki değerli isim var, iki mevkii için yaptığı transfer listelerinin başında bu ikilinin adı var. Biri orta saha için Lee Cattermole, diğeri santrafor mevkii için Peter Crouch. Bu ikili için gözden çıkardığı meblağ yaklaşık £20 milyon.

Para konusunda sıkıntısı yok Sunderland'in ama Bruce hesabını-kitabını bilir. Niall Quinn'den devraldı direksiyonu, beraber götürüyorlar. Amerikalı patron ise şimdilik uzaktan izliyor. Cattermole için yaptığı teklif Wigan patronu Dave Whelan tarafından askıya alındı, beklemede. Peter Crouch için ise Portsmouth ile her konuda anlaşıldı, hatta Crouch'un menajeriyle de el sıkışıldı; ama Crouch arıza çıkardı: ''Ben kuzeye gitmem'' dedi. Futbolculuk kariyerinin başında Tottenham onu İsveç'e sürgüne göndermişti, daha soğuk bir yer sanıyorum görmemiştir. Artık kötü anıları mı vardır, nedir; ligin en kuzeyde konumlanan 2. takımı Sunderland'i coğrafi sebepleri öne sürerek reddetti. Ligdeki kuzey-günye kutuplaşmasının Crouch'un tercihiyle alakası olduğunu sanmıyorum. Paul Hart dün ''başka teklif yok'' dedi, bu reddin altındaki sebep de henüz resmileşmiş değil. Redknapp bizzat Crouch'u istediğini söyledi, keza Fulham'ın da Crouch ilgisi biliniyor. Hull City'nin Hodgson'ın oyun planında merkez rol teşkil eden Bobby Zamora'ya yaptığı £5 milyonluk teklif kabul edildi, Zamora'nın yerine tarz olarak muadilini ve daha iyisini koymak Fulham'ın hedefi. Nokta transfer olur ama mesele para ise ibre Tottenham'dan yana. Redknapp devre arasından sonra ''bu transferler bana yeter, yazın transfere gerek yok'' demişti. Bayağı temizlik yaptı bu ara kadroda, yer açılmış olmalı. Crouch'un Sunderland'i reddinin altında ya yeni patronun ''iyi takım'' vaadi var ya da Londra'dan birilerinin teklifi. Deniz, kum, güneş; Britanya'nın güney sahillerindeki plajlar anca bahane...

Noat Samisa

22.07.09

Paul Hart ile Championship'e

Bugünden görünen bu. Şurada biraz değinmiştik, durum o günden pek farklı değil. Tamamıyle resmiyete eren Portsmouth'un satışının ardından takımın patronu da belli oldu. Karar verildi, geçtiğimiz sezon takımı kümede bırakan, kulübün A takım altı organizasyonlarının baş sorumlusu geçici menajer Paul Hart, A takım menajeri olarak Portsmouth ile 2 yıllık sözleşme imzaladı. Redknapp'ın gidişi sonrası Tony Adams kabusu çökmüştü Fratton Park'a, ardından gelen Paul Hart sırf futbolcularla kurduğu iletişim ile durumu toparlamıştı. Sezon sonu yeni hocayı övdü futbolcular, kısa zamanda Hart'tan çok şey öğrendiklerini söylediler. Redknapp'ın çomak soktuğu rekabetin kırmızı tarafı geçtiğimiz günlerde İsviçre sermayesiyle kurtuldu, Arap sermayesi de dara düşen Gaydamak'ları kurtardı. Portsmouth'un kısa dönem patronları; yabancı sermayedarlar Mandaric, Gaydamak ve son olarak kulüpte baş yetkili olan Süleyman El-Fahim.

Man City'nın alımında adı geçen adamlardan biriydi, ama zaman içinde pek yakın durmadı oraya. Abu Dabi United Group için Man City büyüklere masallar ise Portsmouth çocuk oyuncağı sayılır. £60 milyon koymuş ortaya El-Fahim, takımdaki futbolcu kıtlığı düşünülürse çok da büyük bir meblağ sayılmaz. Burnley bile daha derli-toplu takım sayılır şu Portsmouth'tan, durum o derece kötü. En az 5 iyi transfer gerek, Crouch da giderse bu sayı en az altı. Pompey belki de Avrupa'nın bu denli kısa zamanda en büyük kan kaybını yaşayan takımı. Campbell, Muntari, Diarra, Defoe'lerden bugün Nugent, Kaboul, Mullins, Basinas'a geldi kalite; Redknapp'ın kurduğu takımdan eser yok. Tüm bu satışlardan parsayı Gaydamak'lar topladı, zararlarını tazmin edip üstünü de bahşiş olarak yanlarında götürdüler. Daha transfer yapacaklar, takım olacaklar, Paul Hart'tan mucize bekleyecekler. Süleyman El-Fahim kulübün CEO'su Peter Storrie'yi yanına aldı, geçmiş iki patronun da çalıştığı bu adam kulübün transfer politikasının yaratıcısı. Kariyeri düşüşte olan pek çok ismi parlattılar, özellikle FA Cup şampiyonluğu ile taçlanan 07/08 sezonu bu politikanın zirvesidir. Harry Redknapp da tam uymuştu bu modele. Geçen kısa zamanda takımın pek çok kıymetli parçası ayrıldı, sistem çöktü. Transfer döneminin de çoğu gitti, azı kaldı; bu kez işi pek kolay değil.

Noat Samisa

22.07.09

Lee Chung-Yong Bolton'da

Bu adı blogda kaç kez andım hatırlamıyorum. Bir diğer üstün yetenek Ki Sung-Yueng ile birlikte belki yolları bizim ülkemize düşer, büyük liglere gidişleri kesin olan iki genç adam Şenol Güneş referansıyla önce ülkemize uğrarlardı; bir süre bunu umdum. Beni bilen bilir, dünyanın ''çekik gözlü'' kısmıyla bayağı samimi sayılırım. Biraz buradan gelir merak, biraz futbol sevdasından, biraz da Şenol Güneş'ten; o topraklarda bir Türk'ün mükemmel işler yapmasına duyulan sempatiden. Bir süredir yazılan, çizilen haber nihayete erdi; work permit garantisi alınan FC Seoul'ün 21 yaşındaki sağ kenar oyuncusu Lee Chung-Yong, £2.1 milyon karşılığında Bolton Wanderers'a transfer oldu.

Demişiz ki; ''Lee Chung-Yong ise geçtiğimiz sezon bir dönem orta sahada yer aldı, sonunu ise sağ kenarda getirdi.Bu sezon Nike ile sponsorluk anlaşması imzaladı, bugün de Milan Baros'ta da gördüğümüz pembe kramponlarla sahadaydı.1988 doğumlu sağ kenar oyuncusu, Asya'ya fazla gelebilecek teknik becerisi, gol pasları ve şutlarıyla ülke futbolunun bir diğer umudu konumunda.Bir benzeri, mevkiidaşı, yaştaşı ve yine Avrupa yolu açık bir diğer Uzakdoğulu sağ kenar oyuncusu Atsuto Uchida ile birlikte yakında transfer haberini duyuracaklarımızdan.''

Diyoruz, transfer haberini buradan duyuruyoruz. FC Seoul'ün Asya Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek finale çıkışındaki en önemli isimlerden biri, sağ ayağına aldığı topla yapamayacağı hiçbir şey olmayan bu genç adam artık Premier League oyuncusu. Monaco'ya giden Park Chu-Young'dan sonra Şenol Güneş'in 3 sezon içerisinde Avrupa'ya gönderdiği ikinci isim. Kulüpten yapılan açıklamada ''Sezon ortasında olmamıza rağmen, Lee için en iyi olanı kabul ettik'' denildi, eminim başta Şenol Güneş olmak üzere Lee'nin ayrılışıyla birlikte ACL finali hedefinden uzaklaşıyor olduklarının farkındadırlar. Favorilerin elenmesiyle gelinen nokta finali pek mümkün kılıyordu, lakin Lee Chung-Yong'ın olmadığı bir FC Seoul yaratıcılık yönünden çok eksik kalacaktır. Geçtiğimiz sezon bu zamanlar Park Chu-Yong Seul'den ayrılmıştı ve bu ayrılık bir bakıma geçen sezon lig finalinin kaybına neden oldu. Bu kez de bir diğer yaratıcı oyuncu, bir başka özel yetenek takımdan ayrıldı.

Transferin Bolton tarafında ise bu yaz işler fena gitmiyordu, Lee'nin transferiyle bir önemli adım daha atıldı. Sean Davis transferi pek çok yönden başarılı bir hamleydi, Lee Chung-Yong transferiyle de geçtiğimiz sezonun 4'te 3'ünü kenar oyuncusu olarak geçiren Johan Elmander'in yeniden forvete dönüşü sağlanabilir. Yeni kaptan Kevin Davies'in yeri forvette garanti, arkada Sean Davis ve Mark Davies var. Gavin McCann da rotasyonda yer sahibi. Bolton'da sağ kenarın bir esas adamı olmadığından rekabete gireceği oyuncular ile eşit şartlarda sayılır Güney Koreli oyuncu. İlk sezonunda mükemmel işler yapmasını beklemek hayalcilik olur, yine de kendisi adına Bolton'ın iyi bir seçim olduğunu düşünüyorum. Sezon içerisinde 15-20 maç forma bulabilir, bu da böylesi bir profile sahip bir Uzakdoğulu'nun EPL'deki ilk sezonu için iyidir.
Yeniden FC Seoul'e ve Şenol Güneş'e dönelim. 2002 Dünya Kupası ve Guus Hiddink dalgasından sonra Güney Kore'yi Avrupa'ya yakınlaştıran yeni biri isim: Şenol Güneş. K-League gol kralı Bursaspor forveti Shin Young-rok'un da Şenol Güneş sayesinde Avrupa'ya transfer yaptığı düşünülürse son 3 transfer döneminde 3 oyuncunun Avrupa'ya ihracının arkasındaki isim Şenol Güneş. Ligin futbol hızının üzerinde bir takım yaratan, K-League'e yenilik getiren Şenol Güneş; oynadığı lig finali ve oynayacağı ACL çeyrek finalinin yanına ekledikleriyle çoktan oraların kahramanı oldu. FC Seoul, pazar günü K-League'in yeni temsilcisi Gangwon'u 3-1 mağlup ederek liderliğini sürdürdü. Lee de son maçında penaltıdan bir gol attı. Haftaya son şampiyon Suwon ile kritik bir maç oynayacak olmalarına rağmen hafta içi Man United'ın Asya turunun Seul durağında ev sahibi görevlerini yapacaklar. Lee Chung-Yong bu maçı beklemeden dün ülkeden ayrıldı, İngiltere'ye uçtu. Geçtiğimiz yıl Sir Alex'in Seul ziyaretinde Ki Sung-Yueng öne çıkmıştı, Ferguson ondan övgüyle bahsetmişti ki bu övgü de dünya üzerindeki herhangi bir bir genç futbolcunun alabileceği en büyük ödüldür. Bu yazki Asya turu onun için fırsat olarak görülüyordu ama Premier League'e ilk giden Ki'den bir yaş büyük olan Lee oldu. İkisini de Şenol Güneş parlattı, ikisi de Şenol Güneş ile futbollarını Avrupa seviyesine yaklaştırdılar.

Bu transferin bir diğer ayağı da 2010 Dünya Kupası. Lee Chung-Yong tam da turnuva öncesi transfer yaparak bir risk alıyor, önüne gelen şansı fazla bekletmeyerek bir seçim yapıyor. Ulusal takım hocası Huh Jung-Moo'nun hazır bir Lee'ye çok ihtiyacı var, aksi halde hayallerin bir değerli halkasının kaybı çok şeye mal olabilir. İdolü Park Ji-Sung ulusal takımın kaptanı ve Bolton-Manchester arası pek uzak değil. Lee Chung-Yong, Premier League'e gelen yedinci Koreli oyuncu. Kalıcı olabilen ise yalnızca bir tane, o da tüm ülkenin idolü. Wigan geçtiğimiz sene Suwon'dan Cho Won-Hee'yi kadrosuna katmıştı, bir maç oynadıktan sonra sakatlandı; faydalanamadılar. Henüz 24 yaşında olan Park Chu-yong'un da Premier League'e bir-iki transfer dönemi içinde terfii etme ihtimali düşünülürse lige -durumu belli olmayan Fulham'ın oyuncusu Seol Ki-hyun'dan sonra- beşinci Koreli gelebilir. Bu da oldukça iyi bir tablo, ulusal takım ilk 11'nin ilk 5'i Premier League oyuncusu. Gelişime açık biri Lee Chung-Yong, fiziği-boyu Premier League için zayıf değil. EPL'de tutunamaz ise döneceği yer K-League olmayacaktır, bendeki izlenimiyle herhangi bir Avrupa liginde yıllar boyu futbol oynayabilecek biri.

Bizim bu isimlere olan heyecanımız ulaşılabilir olmalarından, ülkemiz futbol karar alıcılarına Şenol Güneş'in bir telefon uzakta olmasından kaynaklanıyor. Şimdi Lee'yi Bolton aldı, ülkemizde ''iyiymiş demek ki'' denilir. Lakin oldu da Bursaspor aldı, kapalı kutu sayılır. Bir örnek. Ben İstanbul takımlarında da pekala oynayabileceğini düşünüyordum, ha bir de böyle bir şey olmuş olsa ilk izlenimleri hayal dahi edemiyorum. Ya da bizim burda yazdığımız Japon ve Koreli futbolcular önümüzdeki yaz Güney Afrika'da izlenir, fikir sahibi olunur. Ama o vakit tren kaçmış olabilir. Bu ara boşken haftasonları kahvaltı sonralarını K-League ve J-League maçlarıyla doldurmaya çalıştık, bize epey malzeme çıktı. İyi niyet olduktan sonra çok ucuz maliyetli ve fazlasıyla değerli Uzakdoğlu oyuncular ülkemizde futbol oynayabilir. Derdimiz budur. Wolfsburg Makoto Hasebe ile şampiyon oluyor, Bolton Lee Chung-Yong'ı alıyor; bizim takımların ne fazlası var? En değerlisi 3 milyon avro işte, daha fazla değil.

24 Temmuz'da Man United Seul Dünya Kupası Stadyumu'na konuk olacak. 23-30 Eylül'de ise ACL çeyrek finalinde rakip Kawasaki Frontale...

Noat Samisa

21.07.09

Hayatın İki İhtimali

Sözleşme imzalamıştı Vedat Okyar, ''beni bir tek şampiyonluk ayağa kaldırır'' demişti. Futbol kariyerinde bir tek penaltı kaçırmıştı ve bugünlerde son penaltıyı atıp ayağa kalkacaktı. Atamadı. Hayat ile olan sözleşmesini uzattığı kağıda sadık kalamadı, çok istedi yapamadı. Bir kez daha ''üç ihtimalli maç'' diyemedi. Hayat iki ihtimalliydi çünkü, yaşıyordun veya ölüyordun. Son penaltıyı kaçırdı ve hayatını kaybetti Vedat Okyar. Beşiktaş'ın kaptanı, yine bir ''daha Beşiktaşlı'' bu dünyadan göçtü. Onun yaşam tarzı, Beşiktaşlı'lığı, ''hakemi de kaleye sokacaksın'' cesareti umuyoruz yarınlara da kalacaktır. Cenazesi yarın öğle namazında Teşvikiye Camii'nde. Beyaza doğru giden yolun açık olsun Kaptan...

Noat Samisa

20.07.09

Beşiktaş 1-1 Catania

Son İnönü ziyaretinden bu yana 50 gün olmuş, kısa zaman değil. Hem Yeni Açık esiyordur da, diyerek yaz ortasında İnönü havası alamaya gittik. Yeni Açık pek esmiyordu gerçi, bir ara bu dingin(!) ortamda uykum geldi. Koltuk biraz rahat olsun açık havada bayağı güzel uyunurdu. Bir gün bu da kısmet olur belki...

Yerimizi bulur bulmaz kadroyu taradık, yeni isimler ilk 11 başlıyordu. Henüz lisans sahibi olmayan Ferrari sahadaydı, hemen kafamızda şablonu kurduk. Şimdilik bizim tilki gözlerden ve zihinlerden ırak bir şekilde yaşamına devam ediyordu. Şablon geçtiğimiz sezondan kalmaydı, şampiyon olan ''oyunu tut-bekle-hamlenin karşılığını gör'' ana temasıyla sahaya konulan 4-3-3 sahadaydı. Kalede Rüştü; savunma tandeminde Sivok-Ferrari; sol bek İsmail, sağ bekte bugün alternatifsiz olan Erhan; orta üçlü Ernst-Uğur-Fink; sağ kenar Erkan, sol kenar Serdar ve ileride Nobre. Bu kadro ile doğal olarak pek üretken olunamadı ilk yarı, lakin ilk 20 dakika iyi maç oldu. Beşiktaş iyi pas yaptı, özellikle solu iyi kullandı. 10. dk'da ayağa kalkıp alkışladığım bir atak vardır ki TSL seviyesine göre çok çok hızlı, nefis bir ataktı. Sağ içten Fink 60 metreye nefis bir çapraz pas attı. İsmail harika kontrol etti, çok iyi ortaladı; Nobre indirdi ama Serdar golü yapamadı. Tüm bu aksiyonun gerçekleştiği süre 5-6 saniye. Herkes o anda rolünü harika oynadı, bu geceden kalan en güzel şey bu ''şablon getirisi ve beceri dolu'' hücum seti sayılır.

20. dakikadan sonra tempo düştü, Catania pas yapmaya başladı. Japon Moritomo'yu Mascara ile destekliyorlardı ve kaleyi gören şut atıyordu. Maç başı kaptırılan topta bayağı dengesiz yakalandı savunma, 2-1 geldiler ama gol çıkmadı. Sonra yine Serdar'ın kaptırdığı bir top, yine benzer şekilde çok önde kaldı savunma hattı. Geçen yıl bu sahneleri doğru oyuncu tercihleri olduğunda görmezdik, savunmanın esas adamının değişmesi bunun nedeni olabilir. Zamanla göreceğiz. Sivok artık iyiden iyiye ikincil rolde, savunmanın ağır abisi Ferrari. Catania'nın stoperi Terlizzi ile Ferrari, fizikleriyle diğerlerinden ayırt ediliyorlardı sahada; ikisi de duruşuyla savunmacıydı. Ferrari'nin bir artısı olacak ise bunu periyot-periyot değerlendirmek gerekir.

Sağ bekte bugün itibariyle Erhan'ın alternatifi yok. Ekrem ve Toraman sakat, Rıdvan ulusal takım kampında; Erhan sakatlansa o mevkiide oynayacak oyuncu yok. Hal böyleyken Erhan'ın yükü de artmış durumda. İlk yarı biraz tutuk görünse, çıkışlarda başarılı olamasa da ikinci yarı önüne Holosko'nun gelişiyle biraz rahatladı. Güvenle sağ bek mevkiisi emanet edilebilecek bir alternatif olabilir, bugün bana verdiği izlenim bu. Sol bekte ise belki de sahanın en olumlu işler yapan ismi İsmail Köybaşı idi. Atak katılımı, ters kademe katkısı, ayağının düzgünlüğü... pek çok yetisi hakkında bize Beşiktaş formasıyla çıktığı ilk maçında doyurucu fikir verdi. İki Delinho faulü de yaptı, belli ki Üzülmez idman aralarında brifing veriyor İsmail'e... (Deli İso?) Ferrari gibi Fink'in getirisi de maç-maç değil, periyot-periyot ortaya çıkar. Beşiktaş formasıyla ilk izlenim pek olumlu.

Maça başlayan orta sahanın sezon içerisinde 10 maç kullanılabilir olduğunu düşünüyorum. İkinci yarı takımın 7 yabancı ile oynadığı da düşünülürse, takımın idealinde orta üçlüde bir yerli bulunma zorunluluğu var. Ya da ileri uçta Nobre'yi kullanıp pek çok şeyden feragat etmeyi göze alacaksınız. Bir diğer alternatif yerli stoper, o da bir süre mümkün değil. Nihat'ın varlığı Holosko'yu yedeklemeye imkanı tanısa da bu pek de istenen bir rotasyon değil, hem de şimdilik mümkün değil. Erkan var, Serdar var, Yusuf var; Tello olabilir... gibi pek çok kenar oyuncusu alternatifi var iken Beşiktaş'ın ihtiyacı orta sahada bir yerli kullanabilmek idi. Mehmet Topuz transferi bu yönden çok değerliydi, olmadı. Gökhan Zan'ı da kaybedence savunma tandeminde Sivok-Ferrari zorunluluğu doğdu ki bunun da çözümü Toraman'ın stopere geçmesiyle; yani yine idealden sapılmasıyla mümkün. Bu yüzden biz halihazırda bonservis bedeli de olmayan Ahmet Görkem Görk'ü alın, diye bağırıyoruz; ama duyulmuyor. Denizli kadroyu 22'ye düşürecekmiş, yabancı transfer olabilirmiş, taraftar takımın neresine sokulacağını düşünmeden Quaresma'yı istiyormuş; bunlar yine bu konu ile bağlantılı gariplikler, engeller, düşünceler: Savunma tandeminde mi yerli, orta üçlüde mi yerli, yoksa Holosko-Bobo'dan birinin yerine mi yerli?

Hazırlık maçıydı işte, bir tatlı huzur almaya gittik. Hasret giderdik. Pek de yeni bir şey görmedik.

Noat Samisa

20.07.09

Yeniden McLeish ile Birlikte

Üç ay kadar evvel iki kafadarın İskoçya milli takım kampında yediği haltları ve karşılığında aldıkları cezaları yazmıştık. Barry Ferguson ve Allan McGregor, bu hadiseler dizisi nedeniyle ulusal takımdan süresiz men edildiler, halen de henüz herhangi bir af emaresi görülmüş değil. Ulusal takımın ve Glasgow Rangers'ın kaptanı Barry Ferguson, SFA'den aldığı cezaya ek olarak kulübü Rangers'tan da iki hafta maaş kesintisi cezası aldı, bir süre kadro dışı kaldı. McGregor da aynı cezalara tabii oldu, kaleyi de bir daha devralamadı. Lig sonunda SPL Şampiyonluk Kupası somut kaptan David Weir ile esas kaptan Barry Ferguson'un ellerinde yükseldi, bu mesele o gün için böyle geçiştirildi. Ama belli ki karar en baştan verilmiş, bu saatten sonra parçaları birleştirmek çok da zor değil.

Birmingham'ın şimdiki hocası Alex McLeish, İskoç milli takımının başına geçmeden evvel 01-06 arası Ibrox Park'taydı. Beş yılda 9 kupa kazandı McLeish, harika günler geçirdi. 2003 yazında Rangers üçte üç yapmıştı, tüm kupaları toplamış bir şampiyondu. Barry Ferguson da bu takımın kaptanı vasfıyla ve oynadığı futbolla sezonun en iyi oyuncusu seçilmişti. Rahat durmadı yine. Premier League'e gitti, £7.5 milyon karşılığında Blackburn Rovers'a transfer oldu. Yarısı sakatlıklarla geçen günlerin ardından ''buradaki en iyi maç Bolton-Blackburn, anladım ki ben buraya ait değilim.'' dedi. Alex McLeish onu yarı fiyatına geri aldı, Old Firm'e geri döndürdü. Ferguson o yaz kaptan gitti; Blackburn'de kaptan oldu, Rangers'a kaptan döndü. Alex McLeish ile yine güzel günler geçirdi. McLeish terfi etti, Ferguson için entrika dolu günler yeniden başladı. Walter Smith'ten önce gelen Paul Le Guen'i kulüpten Kaptan Ferguson gönderdi sayılır. Sonrası Walter Smith, iyi-kötü dizginledi Ferguson'u. Sonun malum hadise, geçen Nisan ayında ulusal takım kampındaki skandal patlak verdi. Biletini kestiler, Ferguson yeniden huyundan en iyi anlayan adamın yanına gönderildi. Birmingham City, Barry Ferguson için Rangers'a toplam £1.25 milyon ödeyecek. Bu zamanda, piyasa krize rağmen uçuyorken daha kelepir transfer yapılmazdı. Devre arası Rangers'tan Kris Boyd'u istemişti McLeish, sezon sonu Ferguson kısmet oldu.

Şimdi Birmingham rekabetinin içinde olacak: Aston Villa - Birmingham City. Orta sahadaki muhtemel partneri de geçtiğimiz sezonu Birmingham'da kiralık geçiren, geçtiğimiz günlerde bonservisi alınan bir başka arıza karekter Lee Bowyer. Birmingham Kasabı, Eduardo'yu yoketmeye çalışan adam Martin Taylor da bu sezon Premier League'e döndü. St. Andrew's bayağı şenlikli olacak bu sene...

Noat Samisa

18.07.09

Beşiktaş 09/10

Chelsea'nin geçtiğimiz sezonki siyah formasını istemiştim Adidas'tan, Samsung yerine Cola Turka yazıp göndersinler istemiştim. Kumaşı, kesimi, siyahının koyuluğu; demeyecektim bize eski tasarım gönderiyorsunuz diye. Chelsea'ninkinden sonra bir de üzerinde Beşiktaş arması bulunanı alıp sırtıma geçirecektim. Gördük ki olmadı, özgün olmak adına şeritleri hariç Adidas'ın standart modellerine sadık kalınmamış. Arzum aynıdır. Dikine çubuklu, düz beyaz, düz siyah ve kırmızı'dan oluşan bir kreasyon ne zaman göreceğim acaba? Kreasyonu kalın çubuklu kurtarıyor. Geçen sezon takımın uçuşa geçtiği bölümde tılsım oluşturan düz beyaz forma-siyah şort efsanesi, yani Beşiktaş'ın geleneği böylelikle yeni sezonda yalan oluyor. Keşke biraz daha dikkat edilseydi, keşke biraz daha keskin çizgiler görebilseydik. Şu dördüncü forma da fazla gecikmesin. Diğer üçünden ucuz olsun, sade olsun, mümkünse kırmızı olsun.

Bu pazar bir İnönü havası almak lazım...

Noat Samisa

17.07.09

UEFA Referee Convention

Dün MHK başkanı Oğuz Sarvan basın toplantısı düzenledi, fırsatı bulanlar soru olarak Yunus Yıldırım'ın ceza alıp-almadığını sormuşlar! Adamın anlattığı nedir, ne işe yarar, ne getirir; bilen, araştıran var mı acaba? Buna dair iki satır köşe yazısı yazacak olan var mıdır? Yıllardır ''UEFA Kriterleri'' dedik-durduk; ne olduğunu kimse anlatmadı. Bir ara ''özerk federasyon'' konusu manşet oldu günler boyu, sonunda bu konuda biraz olsun yol katedildi. Grassroots'tan sonra bir başka adım daha; UEFA Referee Convention ile yine UEFA Kriterleri'ne geçiş için bir başka adım daha atıldı. Artık MHK'nin ensesinde bir denetçi mekanizma; futbolun Avrupa'daki en üst kurumu var.2003 yılında temelleri atılan proje, 2007 yılında ilk 10 üyesiyle faaliyete geçti. Tamamı UEFA'nın elit hakemler listesinde hakem bulunduran ülke federasyonları; Belçika, Finlandiya, Fransa, Almanya, Macaristan, Lüksemburg, Norveç, İskoçya, Slovenya ve İsviçre'nin imzaladıkları sözleşme ile gerçeğe dönüşen proje, zaman içinde üye sayısını artırarak büyüdü. 2 yıl sonra TFF de ön koşulları yerine getirdikten sonra geçtiğimiz aylarda başvurusunu yaptı. Bu sözleşmeye imza koyabilmek için belli bir yeterliliği sağlamış olmanız gerek. Mesela tesis, eğitim, nitelik vs. konularında 5 üzerinden not değerlendirmesinde en azından Geçer not ile sınıfı geçmiş olmalısınız. İmzaladığınız sözleşme ile zaman içinde notunuzu Pekiyi'ye getireceğinize dair bir söz vermiş oluyorsunuz. Böylece UEFA sizi daha yakın markaja alıyor, hakemlerinizi daha yakından izliyor. İstenirse tek taraflı sözleşme feshi mümkün, UEFA'nın kadrajından uzaklaşmayı göze alarak geri dönüş yapabiliyorsunuz. Bunu şunun için söylüyorum, ola ki UEFA bizi izlerken hakem atamalarında bir usulsüzlük oldu. Telefonla hakem soruldu, basına sızdı; olmayan şeyler değil. Tek taraflı fesih UEFA için de geçerli. Bir gece ansızın Avrupa basınında manşet olabiliriz.

Bir süredir statülerin değiştiği gibi talimatlar da değişecek. Bunların hepsi oldukça güzel gelişmeler, iyi şeylerin pek az olduğu futbol ortamımızda az da olsa gelişim ve değişim görmek sevindirici. Almanya'yı örnek alıyormuşuz. Talimatlar değiştikten sonra geçmiş emsal kararlara bir sünger çekilir, bir daha kural hatası-hakem hatası ayrımıyla karşılaşmayız. Üst liglerdeki hakem sirkülasyonunun azaltılması da yine iyi bir haber, en az 5 yıl kayırmaların sayısında azalma görülecektir. Hedef hakem istikrarı, elit hakemlerimizin bu sayede UEFA'da seviye atlaması hedefleniyor. HİF Projesi ile futbolun mutfağına gönderilen amatör hakemler bu akdin önemli parçalarından; adım adım daha çok futbolcu, daha çok takım, daha çok maç, daha çok lig atılımlarına doğru ilerliyoruz. (Bizim ''üçüncü şampiyona'' isteğimiz de bununla doğrudan bağlantılıdır.) Bugün Euro 2016 adaylığımız ile alakalı olarak yerel yönetim temsilcileri toplantı yapılacak, bu görüşme de bu konuyla büyük oranda bağlantılı. Daha çok futbolcu demek, daha fazla saha demek; daha çok imkan gerek. Bunun için de yerel yönetimler, yani belediyeler ve devletin illerdeki tezahürü valiler bu atılımlara dahil olmak zorundalar.

UEFA Referee Convention ile ilgili detaylı bilgiye buradan.pdf ulaşılabilir.

Noat Samisa

16.07.09

Sen de Gel Adebayor

Henry geldi, Toure geldi; sağ kanattan Hleb geldi. Adebayoor, Adebayooor sen de gel. Sen de gel, sen de gel Senderos... Yılları evvel bir mizah dergisinde okumuştum bu lanetli cover'ı. Hangi dergi olduğunu hatırlamıyorum ama ilk okuduğumda sandalyeden düşüyordum. ''Hadi Gari'' türküsünün Kuzey Londra versiyonuydu. Bir tek Kolo Toure kaldı Arsenal'de, 3 yıl içinde adı geçen kim varsa takımdan ayrıldı. İlk gelen haberlere göre £25 milyon konuldu ortaya, Arsene Wenger bunu pas geçmedi. Tevez transferine ayırdığımız postta ''Mark Hughes, Wenger'e duacı.'' demiştim. Eto'o olmayınca Adebayor'u istedik, dedi Mark Hughes. Santa Cruz'u aylar boyu Hughes istedi, Adebayor'u isteyenler ise ''we'' öznesiyle anılıyor. Belli ki Tevez hep cepteymiş. Basın toplantısında ''istemiyordum'' diyecek değil elbet, ama Adebayor, Tevez, Santa Cruz üçlüsü Mark Hughes'ün elinde kalan kırmızı, mavi ve sarı kablolardır. Birini kesmek zorunda, yanlışını kestiği anda Man City kariyeri havaya uçabilir, tabii patronların kısa vadede başarı hayali ile birlikte... Adebayor transferi, Arap patronların geldiklerinden bu yana yaptıkları ilk fantezi sıfatlı transfer. Ya da ödedikleri £18 milyon ile Blackburn'ü ihya etmek istediler!?

2005 sonbaharında Monaco'da hoca değişimi yaşanır, Didier Deschamps'ın yerine Francesco Guidolin getirilmiştir. Adebayor kapıyı çalar, yeni hocanın odasına girmeye niyetlenmiştir. Kapıyı açar, selam verir. Guidolin: Sen de kimsin? diye sorar. Adebayor: Ben forvet oyuncunuz Adebayor, diyerek bu soruyu yanıtlar. Sezon sonu Guidolin ile birlikte Adebayor da Monaco'dan ayrılır. Wenger onun için Monaco'ya toplamda £7 milyon ödedi. Arsenal'de maç başına yarım gol barajına yaklaştı Adebayor, Arsene Wenger'in oyun tarzına tam uyum gösterdi. Arada arıza çıkardı, bazen muhteşem maçlar oynadı. Artık Man City'nin oyuncusu. Wenger buradan gelen parayı öncelikle Adebayor'un yerine koyacağı santrafor için, sonra da bizim artık söylemekten bıktığımız orta saha transferi için harcayabilir. Xabi Alonso'nun Liverpool'dan ayrılması kesin gibi, Real Madrid'in reddedilen ilk teklifinin £23 milyon olduğu düşünülürse bu transfer Arsenal'e pek yakın değil. Lorik Cana olabilir, Lucas Leiva olabilir; artık mutlaka biri olmalı. Adebayor'un yerine konulacak isim, büyük olasıkla Wenger'in geçen haftalarda adını andığı Marouane Chamakh.

Adebayor'un kaybı bizim hayalimiz olan ''kenar oyuncusu Arshavin'' modelini gözden düşürür. Yılların vazgeçiremediği 4-4-2 adamı Arsene Wenger, geçtiğimiz sezon son çeyreğinde Arshavin ile birlikte geçiş yaptığı tek forvetli şablonu eskiye döndürebilir. Bu da Arshavin esas oynamak istediği pozisyon olan ikinci forvet pozisyonuna kaydırır. Genel teripte solda Nasri, sağda Walcott; orta sahada Fabregas'ın yanına mutla ama mutlaka çok iyi bir orta saha oyuncusu gerekli. Son dönemde Arsenal'in iki büyük hissedarı Kroenke ve Usmanov yeni alımlar yaptılar, ikisi de kulübün tek sahibi olabilmek için gereken büyük teklifi yapabilme sınırı olan %30'a çok yakınlar. Usmavov, ''para vereyim Wenger transfer yapsın, satın almamı beklemenize gerek yok'' bile dedi. Reddetiler. Son ''ideal politikalı transfer dönemi''ni geçiriyor olabilir Arsenal. Wenger'in elinde yeterince para ve iki hamle fırsatı var. Bu atışlarda hedef tutarsa güzel günler yakındır.

Noat Samisa

15.07.09

Bu Kez Gol Oldu

Sonunda, bu hikaye de nihayete erdi. Aylardır önümüzdeki sezon nerede olacağı merak edilen adam Carlos Tevez, Kia Joorabchian'a ödenen £25.2 milyon karşılığında Manchester şehrinin mavi yakasına geçti. Sahip Kia, pazarlıkların başında kapıyı Man United'a £22 milyon, diğerlerine £32 milyondan açıyordu. 2 yıllık kiralama bedeli olarak £10 milyon ödeyen United, Sir Alex'e CL finali sonrası gider yapan Carlos Tevez'i çok da fazla kovalamadı. Tevez gönüllü değildi, ''kulübede oturmak istemiyorum'' diyordu. Ama futbol piyasası bu, ne olacağı belli olmuyor elbet. Sahip Kia, bir ara David Gill ile buluştu. Man United CEO'su ile olan görüşmeden bir şey çıkmadı, görünen o ki şu rakam masaya konulmuş olduktan sonra çıkamazdı. Man United'dan kazanacağından £3 milyon fazla kazandı Kia Joorabchian, ama geçen zamanda açılış fiyatından £7 milyon indirim yapmak zorunda kaldı. Mascherano'dan sonra artık Tevez de boyunduruğu terk etti ve Kia Joorabchian'ın yolu açıldı. Tevez'den kazandığı ile birikimlerini birleştirdiğinde hayalini gerçekleştirebilir; İngiltere'den bir kulüp satın alabilir. İngiltere futboluna yeni bir karanlık patron gelebilir. Newcastle United? Belki...

Robinho'yu Chelsea'nin elinden alma hamlesi sonrası başarısız Kaka denemesi... Yaz transfer döneminin başında bizce tüm yıldız transfer denemelerinden daha değerlisi, Gareth Barry transferi. En son Samuel Eto'o'yu denediler. Haftalık £250k önerdiler Eto'o'ya, bu bedel EPL maaş tavanının iki katı demekti. Olmadı. Terry'ye salça oldular, her an cebren Chelsea ile anlaşabilirler.Tevez oldu sonunda, Man City bir ''yıldız'' transferini gerçekleştirdi. Ama görünen o ki bu transfer onları doyuma ulaştırmak yerine daha da arsızlaştırdı: Adebayor için Arsenal'e £20 milyon önerdiler. Sormak lazım, Santa Cruz'u neden aldınız? Adebayor denemesi tamamen fantezi, Mark Hughes eminim Wenger'e bu teklifin reddi yönünde duacıdır. ''Biz aldık, sen oynat hoca'' diyecekler ama Mark Hughes belli ki başından beri yaptığı seçimin arkasında. Santa Cruz'un yanına Tevez çok iyi bir ikinci forvet tercihi. Bu noktada bizim gelecek sezona dair üçlü orta saha düşüncemiz de revize edilebilir. Barry-Ireland orta sahası, klasik 4-4-2 oynayan bir Man City... olabilir. Görmek gerek.

Noat Samisa

14.07.09