Modric'siz Tottenham

Guardian ve FourFourTwo ekibinden İngiliz gazeteci Jonathan Wilson'ın muhteşem bir kitabı var: Inverting The Pyramid. Bu kitap tüm dünya dillerine çevirilip şablonlar ve oyunun tarihsel gelişimi hakkında fikir beyan eden herkese okutulmalı. Tabii bu kitap, bizim ülkemizde de orada-burada futbolun mekaniği üzerine konuşan-yazan herkesin ihtiyacıdır. Epilog bölümü, ülkemiz sakil futbol yorumcularına ezberletilmeli; ''bakın bu kitabı futbolculukla pek alakası olamayan bir gazeteci yazdı'' denmelidir. Kitabın son cümleleri de stadyumlarda pankart yapılmalıdır! Kitabın ''Total Futbol'' bölümünde geçen iki görsel vardır. Juan Roman Riquelme'nin yanında ''eski tip oyun kurucuların son temsilcilerinden...'' yazar ve altında Luka Modric'in fotografı vardır: ''The first of the new...'' der Jonathan Wilson. Trend futbol bir gerçektir ve futbol bir döngü içindedir. Riquelme'den artık faydalanılamaz manası çıkmaz buradan, aksine bugünün oyununda Luka Modric yücelir. Daha Modric Spurs'e transfer olmadan evvel ben çok istedim onun İngiltere'ye gitmesini... Oyun stilini, klasik İngiliz tarzıyla çok uyumlu bulurdum ve yetenekleriyle bambaşka birine dönüşebileceğini hayal ederdim. Blog arşivinde Modric ile ilgili birkaç post vardır, hepsi hayranlığımı anlatır. Harry Redknapp geldi, bizim aklımızın ermediğini sahneye koydu. Modric'i bizim uygun gördüğümüz mevkii olan orta sahadan aldı, benzeri oyuncuların Premier League'de sıklıkla pozisyon aldığı yer olan kenara koydu. Modric yine sahada 70X40 m dikdörtgeni çiziyor, yine ''10 numara'' gibi oynuyor ama sol kenarda daha başka misyonlar da üstleniyor. Trend futbol çözümlemeleri zevklidir de bugün Ancelotti, Deco'yu iki forvetin arkasında oynatıyor ve 4'te 4 yaptı. Bu aralar İngiltere'de güneyli rüzgarlar esiyor, bu şablonun Ada'daki geçmişini de umuyorum tatilden dönüşünde Guardian-Knowledge cevaplayacaktır.

Girizgah uzun oldu, Modric'siz Tottenham'a gelelim. Cumartesi günü Martin Taylor, Lee Bowyer ve Lee Carsley; yani üç kemikkıran'ı kadrosunda bulunduran Birmingham City ile oynanan maçın 47. dakikasında Lee Bowyer ile girdiği ikili mücadelede sağ bacak fibula kemiği kırıldı Modric'in. Ameliyata gerek görülmedi, sabitleştirici ile kemiğin iyileşmesi sağlanacak. En az 6 hafta yok. Ulusal takımı da sayarsak en az 7 maç kaçıracak. Ligde 4'te 4 ile giden Tottenham'da kritik maçlar için çok büyük kayıp. İstatistiklerde henüz 1 asisti yazılı olsa da onun varlığı Tottenham adına çok fazla şey ifade ediyordu. İlk haftalardaki iyi performansıyla yeni sözleşmeye hak kazanan Assou-Ekotto, bakalım önünde Modric olmadığında nelere yapacak? Modric'in yaratıcılığı orta sahada Palacios-Huddlestone ikilisinin kullanımını mümkün kılıyordu. Şimdi önümüzdeki maçlarda bu ikilinin kullanımını mümkün kılan yegane seçim, David Bentley olacaktır. Geçtiğimiz hafta içi League Cup'ta Doncaster'a gol attı Bentley; alkollü araç kullanırken yakalanmasının akabinde, çok uzun süre sonra ilk kez ışık verdi. Redknapp sonrası parlayan Modric ile çöküşe geçen Bentley... Blackburn günlerinden sol kenar geçmişi var. Eğer Redknapp'ın zihninde genel bir plan değişikliği yoksa Modric'in yerine solda Bentley oynar. Art arda oynanacak olan Man Utd ve Chelsea maçlarında göstereceği iyi performans, Spurs kariyerinin veresiye defterindeki tüm hesabı siler.

Noat Samisa

31.08.09

Kasımpaşa 0-4 Gençlerbirliği

Öncelikle ''Kasımpaşa deplasmanı'' beklentisi olan, benim de dahil olduğum ''diğer İstanbul takımlarının taraftarları'' topluluğuna bir çeşit müjde verelim. Kasımpaşa yönetimi, stadyumdaki deplasman taraftarı bölümünü genişletmiş. F blok sınırına bir sıra tel örgü çekilmiş, bu da 6. haftada bayram günü oynanacak olan Galatasaray maçında deplasman taraftarına (büyük olasılıkla) 2000 civarı bilet ayrılacağını gösterir.Kasımpaşa teknik direktörü Besim Durmuş, ilk haftalardaki denemelerden sonra Cristian Keller'i orta sahaya çekmiş. Olması gerekeni yapmış. Yanına bugün Murat Akın'ı koymuştu, Martin Baran stopere dönmüş. Önünde Moritz, ileride Ruiz. Sol kenarda Boukhari, sağda takıma geri dönen Özgür Öcal. Savunma hattında ise Pavlik kesik yemiş, Merthan da Galliassi'nin yerine sahada ve Alparslan solda... Sağ bekte Ali Güneş oynadı. Yabancı kaleci Petr Bolek kulübede, yine Tolga Özgen kalede. İzleyebildiğimiz maç olan Bursa deplasmanında olduğu gibi birincil oyun planı yine aynıydı. Yüksek topları Ruiz indirecek ve bu kez onun etrafında görünen üç oyuncu bu toplardan aksiyon üretecekler. Ruiz maç boyu üç tane top indiremedi. Her pozisyonda Ruiz'den daha kısa olan İlhan Eker kafayı vurdu. Erhan Küçük sahada olmayınca takımın en nitelikli ayağı olan Moritz etrafındakilerle hiç anlaşamadı. Maç boyu Kasımpaşa'nın yakaladığı ilk, tek ve en net pozisyonun içinde yine Moritz vardı. Kaleci Serdar kurtardı.

İki takımın da sayısız pas hatası yaptığı ve bolca taçla süren ilk yarıda Gençlerbirliği bir kez iyi paslaştı. Sağ çaprazdan güzel bir vuruş çıkardı Harbuzi, uzak köşeyi gördü. Golden sonra Kasımpaşa biraz kıpırdandı. Moritz'in pozisyonu da bu bölümde geldi. Özgür Öcal benim beğendiğim bir oyuncudur, 2 sezon evvel takım küme düşerken Barbaros Barut ile birlikte takımın parlayan adamıydı. Takıma geri dönmüş hali, en azından bugünki, geçen 2 yılın gerisinde. Devre başında Özgür-Gökhan Güleç değişikliği geldi. Sağ kenarda Gökhan, solda Boukhari; ileride Ruiz-Moritz ile 4 forvet birden sahadaydı. Tabii sahaya forvet doldurmak çözüm olmadı. Güleç'in Beşiktaş istatistiği fazlasıyla iyidir; ama kaleden uzakken yeteneklerini sergileyemez. Bursaspor'da da benzer şekilde kullanıldı, faydasız. Ruiz'in yerine en ileride Gökhan Güleç çok daha iyi seçim. Ruiz'in standardı buysa Desire'nin günahı neydi? Devre başında Mustafa Pektemek güzel bir kafa vurdu, farkı ikiye çıkardı. Bundan sonrası tribün protestosu, dağılan Tolga ve Alparslan ile oynadığı oyundan zevk almaya başlayan Gençlerbirliği oyuncularının iyi futbolu ve golleriyle geçti.
Orhan Şam'ın gösterdiği gelişim ilgi çekici. Geçen 2 yılda ulusal takımın alt seviyelerinde oynarken fazlaca abartıldığını düşünüyordum ama geçen hafta ve bu hafta izlediğim stoper bek performansı oldukça iyi. Her futbolcuya yıldız adayı gözüyle bakmamak gerek, bu lige iyi ''lig oyuncuları'' da lazım. Tozo-Zoko ikilisi Hacettepe'de iken makara malzemesiydi, içlerinden daha bi' futbolcu görünümlü olan Tozo terfi etti. Cem Can ile orta sahada iyi işler yaptı bugün. Önlerinde Harbuzi, sol kenarda Mustafa Pektemek, sağda Burhan Eşer ve ileride Kahe. Mustafa da benim nazarımda Orhan Şam ile benzer bir algı yaratıyordu, onun da gelişimi dikkate değer. Artık ikili mücadelelerde ayakta kalıyor. Burhan ise alt ligde iken Beşiktaş'ın gündemine gelmiş bir oyuncu. Yakın zamanda oynadığı maçlar arasında performans uçurumu var Burhan'ın, zaman içinde yerini Djite'ye kaptırabilir. Thomas Doll'ün oyuncularıyla kurduğu iletişim dışarıdan iyi görünüyor. Girdiği gol pozisyonlarına yüzde 50'den fazla başarı kaydeden takımı sanırım bugün onun istediği pek çok şeyi doğru uyguladı. İyi alan kapatan, çok koşan bir takım Gençlerbirliği. İleride yaratıcı ayakları, takımı ileri taşıyan doğru seçilmiş bir santraforları var. Arkayı iyi kapatıyorlar ve hücum aksiyonları için bolca alternatifleri var. Ayrıca Harbuzi var. İki hafta üst üste izlediğim takım, bu sezon ligdeki her takıma arıza çıkarabilir.

Yarın-öbür gün büyük olasılıkla Besim Durmuş ile yollar ayrılır. Bugün tribünde binbir türlü küfür yiyen futbol şube sorumlusu Süha Sidal sezon başı Fuat Çapa'yı getirmek için çok uğraştı, başaramadı. Kendisi ayrılmaz, Sertan Eser gibi birkaç bilet keser. Transferin son saatlerinde 3-4 yerli oyuncu transferi açıklanır, yeni hocadan bu oyuncuları takıma sokarak işleri yoluna sokması istenir. Boukhari ve Galliassi iyi referans ile gelen yabancılar. Orta sahada Keller, Kasımpaşa için iyi oyuncu. Erhan Küçük bugün oyuna girdikten sonra maçı hareketlendirdi, onsuz takım pek çekilmiyor. Onun da rezil günleri olmuyor değil, ama şu görüntüde kötü bir Erhan'a bile ihtiyaç var. Alparslan her daim iyi niyetli ama artık taraftar tepkisi her maç böyle olacaksa hiç oynamaması daha faydalı. Keza kaleci Tolga. Bugün Kasımpaşa 0-4'ten fazlasını haketti. Gayet kötü, her yanı bozuk, saha içi organizasyonu adına hiçbir planı olmayan bir takım olarak bu sezon kendi sahasında ilk kez seyirci önüne çıktığı maçta ağır bir yenilgi aldı. 4 hafta, 0 puan; değişimden bir şeyleri değiştirmesini beklemekten başka çare görünmüyor. Maç sonu Gençlerbirliği oyuncuları ev sahibi takım tribünlerinden yükselen alkışlarla aşka geldiler, formalarını az sayıda taraftarları bulunan deplasman tribününe değil de Kasımpaşa tribününe fırlattılar. Bu da akşamdan kalma ilginç bir not. Genel ortamı çokça bozuk olsa güzel bir ligimiz var...

Noat Samisa

31.08.09

Man Utd 2-1 Arsenal

Sezonun ilk Big Four kapışmasının üzerine bir maç yazısı iyi giderdi; hem de taktik açıdan bol malzemeli iyi bir maç olmuştu. Henüz maçın heyecanının dumanı tüterken olmaz ise olmuyor, ama yine de maça dair zihnimizdeki notları toparlayalım ve günün panoramasını yapalım.Ronaldo'suz takım, geçen sezon başında oynadığı Liverpool maçına Rooney sağda, Anderson solda; ileride Tevez-Berbatov ile çıkmıştı. Ronaldo'nun sonradan oyuna girdiği 1-1'lik Chelsea maçında ise Ferguson yine üçlü orta saha benzeri bir takımı sahaya sürmüş, Wayne Rooney'yi yine kenar adamı olarak oynatmıştı. Sezon içinde Anderson'un Fletcher yerine tercih edildiği iki maçta da Man Utd kaybetmiş, Anderson bu maçları tamamlayamamıştı. Chelsea'yi sahadan silen oyunun oynandığı 3-0'lık maçta ise orta sahada Giggs-Fletcher ikilisi vardı, Rooney-Berbatov forveti oynadı. Ryan Giggs, bu maçtan sonra sıklıkla orta sahada pozisyon aldı. Şimdi bu verileri bu seneki takımla harmanlayalım. Ronaldo'suzluğun çözümü olarak hedef maçlarda üçlü orta saha ile oynadı Man Utd. Kilit oyuncu Wayne Rooney idi, takımın defans-ofans dengesi adına sıklıkla sağda pozisyon aldı. CL yarı finaline gelindiğinde ise Ronaldo en uçtaki isim, Rooney ise orta saha oyuncusuydu. Artık kısa vadeli çözümler kar etmiyor, Man Utd'ın ideali büyük ölçüde değişti. Ronaldo'nun kaybının takımın her zerresine yansıması olacak elbette, takımı şekillendiren adamdı Ronaldo. Artık o rol Rooney'de ve takım da ona göre şekilleniyor. Bu sezonki Man Utd'ı geçen yıla göre değerlendirmek doğru değil. Çünkü ortada başka bir takım var.

Bu akşam Ferdinand ve Evans'ın yokluğunda O'shea'ye göre daha çabuk bir oyuncu olan Wes Brown stoperde tercih edilmişti. O'shea ise sağ bekteydi. Bu tip hedef maçlarda sağ bekin birinci oyuncusu O'shea, Ronaldo'dan beri bu tercih bu şekilde devam ediyor. Önündeki oyuncunun arkasını, sağ stoperin ters kademesini güvenle emanet edeceği oyuncudur İrlandalı; ideal bir bek oyuncusudur ama önündeki oyuncunun iyi işler yapması halinde! Şu post bir kenarda dursun, aşağıda lazım olacak. Bugün Valencia fazla ihtiyatlı bir oyun oynadı. Fazlasını yapabilecek yeteneği var ama o kararlılığı bugün gösteremedi. Arshavin tehditi, ilk kez çıktığı böylesi bir maçta onu buna zorladı. Solda Arshavin - sağda Ronaldo'lu maçta Man Utd kupa kaldırmıştı; kıstas alınacak maç olmadı. Geçen sezon 4X4'lük Liverpool maçından kalanlar var, Wenger elbet bunları kullanıyor. Andrei Arshavin geldiğinden beri 13 yıllık Arsenal kariyerinde pek genş mazisi olmayan bir şablonu deniyor: 4-2-3-1. Biz diyoruz ki, bu şablonun zirveye çıktığı da çamura saplandığı nokta da Arshavin. Tabii sakatlar iyileşir, Arsenal stabil bir seyir sürdürebilirse...
Zirveyi tayin edecek hedef maçların gerçeği bu. Arshavin ise ''ben ikinci forvet oynamak istiyorum'' diyor. Elde Adebayor olsaydı klasik 4-4-2'de ileriyi 1-1 yapan adam Arshavin golcülüğünü gösterirdi. Şimdiki durum biraz daha sıkıntlı. Merkez santrafor rolü için ideal bir oyuncu kaybettiler. Bu durum Arshavin'in beklentisini de törpüledi, bir nevi Arsene Wenger'in fikriyatının değişmesini neredeyse tamamen engelledi. Tarz olarak elbette Arshavin forvete yaklaştı bugün, ters kenardaki Eboue ise orta sahaya yakın oynadı. Diaby ise hareketli forvet van Persie'nin arkasında oynadı. Bu sayılar çok konuşulur oldu ülkemizde, içi boşlatılmazsa asla önemsiz değiller. Kadro üzerinden dizilim yapar iseniz üçlü orta saha olarak düşünebilirsiniz Arsenal'i ya da Chelsea öyle görünüyor olabilir. Ama sahada görünenler, şablon üzerinden gerçekleştirilen setler çok farklı. Ofsayt kuralını bu oyundan çıkarmadığınız sürece sayılar ve kademe anlayışı; futbolun hücum ve savunma taraflarının iki değişmez gerçeği, en değerli dinamiği olmaya devam edecek.
Arshavin'in sol kenar oyunculuğu, ikinci yarı pek bir sindirilmiş görüntüsü... Golünü attı, içe kaçarak ters ayağıyla, güçlü olan sağıyla mükemmel bir şut attı. Daha iyisini yarı ortasında atmıştı, muhteşem bir ayak içi plase ile 90'ı görmeye çalışmıştı. Golde Foster ayaklarındaki gücü kollarına aktaramadı ve topu içeri tokatladı. Man Utd tarafında ise pek yeni sayılmayan şeyler vardı. Fletcher'ın ceza sahasına dalış çabaları, Giggs'in orta saha rolü. Ve tabii yeniler... Sağ taraf pek çalışmadı ama Clichy'yi de çalıştımadılar. Solda ise iki hücum gücü yüksek oyuncu var, Evra bu sezon daha fazla hücumu kovalıyor. Bu anda yeniden Arsenal'e dönelim, geçen devre arasında beri hayal ettiğimizi tekrar edelim: Solda Arshavin, ortada Fabregas, sağda Walcott; ve ileride -mecburen- RVP. Bir gün şu dörtlü hücum hattını birkaç hafta üst üste beraber oynadıktan sonra bir hedef maçta izlemek kısmet olursa eğer, o gün futbolun bayramı olabilir! Korkutucu. Evra'nın karşısında Walcott olsa idi başka bir şey, bugün başka bir şey oldu. Nani, halen yüksek ivmeli bir gelişim gösterebilmiş değil. Hala çok yüksek potansiyel sahibi, ama hala Evra'nın oyun zekası düzeyinde değil. Hala yeterli birlikteliği kuramıyorlar. Belki biraz daha fazla zaman gerekiyordur. Takımın ofans-defans simetrisi böylelikle bozulmuş oluyor. Bireysel yaratıcılık azaldığından daha fazla hıza ihtiyaç var, yeni şablon ve roller buna hizmet edecek. Solda iki hücum gücü yüksek oyuncu, sağda ise -bu maç özelinde- iki defansif eleman. Giggs de fazlaca kenarlara girmedi. Arsenal'deki Fabregas ve Walcott eksiğini, Arshavin'in kullandığı sol tarafın da rakip tarafında iyi parsellendiği düşünülürse, maçın büyük bölümünde gözlenen sıkışık oyunun nedenleri açıklanabilir. Bir iyi şut golü getirdi ve bir penaltı skoru eşitledi...

Şurada Eduardo'nun malum olayına değinirken bu tip ''kaleci çıkışı kaynaklı elde edilen penaltılar'' konusundan da bahsettik. Semih, Eduardo, Rooney ve son olarak bu gece Raul. Dördü de penaltı değildi. Semih tam momentum anında ayağını yasladı, Rooney bu anı birkaç salise ile kaçırdı. Raul ve Eduardo ise biraz daha uç örnekler, ortak nokta kalecinin kalesini terk ederek elleriyle yerdeki topa hamle yapmaya yeltenmiş olması. Hakemin kararını anlık aksiyon gerçekliği belirler. Arkadan ve yandan hareketleri çözümlemek çok daha kolaydır ama karşılıklı pozisyonlarda oyuncunun gözü ve aklı da devreye girer. Bu anda temas anını kollamak gerek ve hakemin bu tip pozisyonlara bir kerede net karar vermesi kolay değil. 7 günde yaşanan 4 olay zaten bu durumu net olarak açıklıyor. Rooney de iyi yedirdi, durumu eşitleyen golü attı. Sonra maçın iyi adamlarından Diaby, ne yapmak istediğini anlamadığım pozisyonda topu kendi ağlarına gönderdi. Kel olmak ya da kısa saç, bazen nedendir.
Ve demeç savaşı... Bu kez topu oyuna Wenger soktu. Arshavin-Fletcher mücadelesinde verilmeyen, Rooney'e verilen penaltıyı Eduardo'ya açılan soruşturma ile birleştirip, saha kenarında duran su şisesine attığı tekme nedeniyle sahadan atılışıyla kaynaştırdı. Ortaya çıkan şey Wenger üslubunda bir çeşit isyan. ''Burası Old Trafford, neler döndüğünü hepimiz biliyoruz'' sözü de gecenin aforizması. Ferguson bunun altında kalmaz. Mike Dean ligin en çok kart gösteren hakemlerinden. Big Four maçları için bu açıdan pek ideal bir isim değil. Sonuç olarak iki takım da hedef maç özeliyle oynadı, Arsenal'in eksikleri bu sezonki takım hakkında biraz daha ihtiyatlı düşünmeyi gerektiriyor. Man Utd ise bu sezon ideali olması beklenen düzeni geçen sezonki yapıya yaklaştırarak çıktığı bu sıkışık maçı kazandı.

Günün evveli...

Liverpool bu sezon 7 gol yedi ve bunları 4'ü direkt olarak duran toplardan! Bakmadım ama büyük olasılıkla RAWK forumunda ''Fucking zonal marking!!!'' başlıklı bir konu açılmıştır(!) 3 sezon evvel bu istatistikte sezon toplamı 4 bile değildi Liverpool'un. Duran top yerleşiminde kalenin uzağındaki ikinci hat'ta pozisyon alan oyuncularından Arbeloa gitti, savunma dörtlüsüne Insua geldi ve bugün Kyrgiakos oynadı. Orta sahadan ise Xabi Alonso ayrıldı. 4 farklı oyuncu demektir bu, sıkıntının kaynağı belki de budur. Everton da benzer sıkıntılar yaşıyor, ama iki takım da sezonun devamında farklarını ortaya koyacaklardır. Liverpool geçen yıl çok kez yaptığı gibi yine geriden geldi ama bu kez düşük üretkenlikte rakibin eksik kalması Kızıllar'a yardımcı oldu. Bir nefes alma vakti...

Chelsea'de ''10 numaralı'' oyun şablonu, geçen sezonun ilk yarısındaki Scolari takımından esintiler sunuyor. Bugün de 3-0 kazandılar, ama henüz esas testlerden geçmediler. Ballack'ın rolüne dikkat etmek gerek. Essien arkayı 10 kaplan gücündeki oyun tarzıyla toparlarken, Lampard-Ballack yer değişimleri ve orta sahadan çıkan toplar git gide etkileyici bir hal alıyor. Ballack'ın Lampard ortasına attığı gol başlangıcından sonuna çok güzel. Burnley ilk yarı iyi mücadele etti, Paterson kaleyi tutturabilse skorda üstünlüğü de ele alıyorlardı. 0-1'den sonrası Chelsea için hiç kolay olmayabilirdi, bilakis 1-0'dan sonrası Burnley için kabus oldu.

Tottenham yine kazandı, 4'te 4 yaptılar. Rüya gibi bir başlangıç... Hafta içi Doncaster'a 5 attılar, Birmingham'ı da 90+5'te Aaron Lennon ile geçtiler. İlk hafta harika bir oyunla gelen 2-1'lik Liverpool galibiyeti sonrası asıl test vakti geldi. Milli maç arası sonrası önce Man Utd, sonra Chelsea deplasmanı...

Stoke City sahasında 1-0 kazandı, golü Stoke kariyerinin suskun adamı Dave Kitson attı. Tuncay oyuna 85'te girmiş, Fuller'ın yerine. Sanırım sol kenarda oynadı, doğrusunu bilmek için özetten fazlasına ihtiyaç var. Forma numarası 20...

Diğer iki maçta Hull City için Altidore-Ghilas ortaklığına bir parantez açmak gerekebilir. Ewood Park'tan ise gol çıkmamış, önümüzdeki maçlara bakıyoruz.

EPL 09/10 4. Maç Haftası
Man Utd 2-1 Arsenal

Bolton 2-3 Liverpool
Tottenham 2-1 Birmingham
Chelsea 3-0 Burnley
Wolves 1-1 Hull City
Stoke 1-0 Sunderland
Blackburn 0-0 West Ham
Noat Samisa

30.08.09

Premier League 09/10 #4

Haftanın maçı Cumartesi akşamı, sezonun ilk Big Four kapışması. Bizim ligimizde Cumartesi akşamına maç yayını olmayışının açıklaması nedir? Hafta içi perşembe maçı olan takımlar Cumartesi oynamazlar da bizim ligin geçmişinde Cumartesi maç yayınının olmadığı hafta belki de yoktur. Beşiktaş yarın oynayamaz mıydı? Yoksa Fatih Terim'in yorumlayacağı Man Utd - Arsenal maçı bir neden midir? Belki. Halbuki Eskişehirspor - Antalyaspor maçı iyi bir alternatifti.Alex Ferguson basın toplantısında geçen sezonki Big Four sonuçlarından bahsetti. 6 maçta kaybedilen 12 puan vardı; Chelsea karşısında dominant bir oyunla alınan 3-0'lık galibiyet haricinde pek olumlu bir tablo yoktu. Man United bu tabloya, Liverpool'a iki maçta da kaybetmesine rağmen geçen yıl şampiyon oldu. Bu sezon tehditkar takımların sayısı arttı. Ulusal maçlar arasının ardından sırsasıyla Tottenham-Beşiktaş-Man City ile 8 günde üç maçlık bir periyoda girecekler ve bu periyotta oynayacakları lig maçlarından az hasarla çıkmaları gerek. Bunun da Beşiktaş'a bir yansıması olacağını umuyorum. Liverpool ağır yaralı; Chelsea ve Arsenal ise iyi durumda. Tottenham ve Man City istim üstünde. Man Utd'ın en iyi oyununu görmek için henüz erken, belki Ocak'tan sonra. Eylül'den az kayıpla çıkmak Sir Alex'in orta vadeli planı. Sonra yolu biraz daha düz.

Ev sahibi Man Utd'da VDS, Rafael ve Ferdinand yok, Jonny Evans şüpheli. Arsenal ise hala sakatlıklardan başını tam olarak kaldırabilmiş değil. Uzun süreli sakatlar Walcott ve Nasri ile hamstring sakatlığı geçiren Fabregas yarın sahada olamayacak. Hafta içi Wenger Diaby'yi övdü, Vieira mertebesine çıkardı. Diaby akşama büyük olasılıkla Denilson'ın yanında orta sahada pozisyon alacak. Man Utd'dan çok Arsenal'i merak ediyorum, Gunners'ı bu sezon ilk kez 90 dakika izleyeceğim. Arshavin'in geçen sezonki Big Four karnesi pekiyi ile dolu, aklı aykırı çalışan iki özel menajerin geçmişi bu tip büyük maçları değiştiren hamleler ile dolu. 4X4'lük bir maç beklenmese de Avrupa'da 09/10 sezonunun ''gayriresmi gerçek açılışı'' bu maç sayılabilir.

Cumartesi, 29 Ağustos 2009
Chelsea v Burnley, 14:45 - Spormax
Blackburn v West Ham, 17:00
Bolton v Liverpool, 17:00 - Spormax
Stoke v Sunderland, 17:00
Tottenham v Birmingham, 17:00
Wolverhampton v Hull, 17:00
Man Utd v Arsenal, 19:15 - Spormax

Pazar, 30 Ağustos 2009
Portsmouth v Man City, 15:30 - Spormax
Everton v Wigan, 17:00
Aston Villa v Fulham, 18:00 - Spormax

Noat Samisa

29.08.09

Beşiktaş 0-0 Gaziantepspor

Ben araya bir Catania maçı sıkıştırmıştım. Uzaktan görüp kucaklaşamadan geri dönmek gibiydi ya da ateş almaya gelinmiş gibiydi. Ağustos ayı bitti, biz yeni vuslata erdik. Ben iftar vakti sonrası Taksim'den aşağı indiğimde stadın ancak 10'da 1'i dolmuştu. Kuyruğu aşıp yeşil çimleri gördüğümde ise yalnızca 15 dakika geçmişti ve İnönü dolmuştu. Sanki sezonu yeni açıyor gibiydi takım, bendeki hissiyat buydu. Kapalı el yapımı flamaları kuşanmış, ''Tabata etkisi'' henüz stada uğramamıştı...İnönü'de olmak güzel, futbol izlemek için de stadda olmak da güzel. Bobo'suz veya Nihat-Holosko'lu takımı şablona uydurmak tvden pek zor değildi, lakin ortaya çıkan görüntü bazı arızaları göstermiyor da değildi. Şablon aynı şablon ama kullanılan oyuncuların oyun tarzları şablonun hücum setlerini dışlıyor, diyorduk. Galiba yanılmışız. Stadyumda bu akşam görünen takım, geçen senekinden farklıydı. Takımın oyun karekteri aynı olsa da golü arama yolu biraz değişmiş gibi. Denizli'nin ''Nihat'ı kazanana kadar oynatma'' fikrinin destekçisiyim ama bugün Nihat beni çok kez çileden çıkardı. Bir gol atsa belki kendine gelecek, ama önce Serdar Özkan'ın sonra da Fink'in şut şanslarını baltalayarak ve iki kez de açık açık ofsayt iken saçma koşular yaparak günün kötülerinden oldu. Direkten dönen şutu da maçın dönüm noktası. Bobo ve Yusuf gelince eski düzene dönülür ama Tello'nun rolü fazla serbest. Fink'e fazla yük biniyor orta sahada, Tello top rakipteyken sıklıkla kaytardığında Fink'ten yeterince hücum katkısı alınamıyor. Holosko ve Nihat benzer stilin oyuncuları olarak birbirlerine fazla yakın oynadıklarından hücumda çeşitlilik sıkıntısı var. Doğru pas bekleniyor ama iki forvet de bu doğru pasları doğru değerlendirecek durumda değil. Holosko'yu biliyoruz, 3 yaş üstü 1600 metrede tek geçerim. Ama sezon başı, sanki aklı ayaklarına hükmetmekten vazgeçmiş gibi. Zaman zaman istediği topları da aldı ama beklenilenden çok uzak işler yaptı. Birbirine fazla yakın olan ve bu sebeple dizilişi de asimetik gösteren ikilinin iyi olmadığı takımda kaleye en yakın üçüncü adam olan Serdar Özkan parladı. Oyunda kaldığı müddette harika oynadı. Yüzde 90'a yakın pas başarısına sahip olabilir ve yaptığı tercihlerin neredeyse tamamı doğruydu. İlk hatasında yine küfür yedi, oyundan çıkarken yine ıslıklandı. Umarım bu akşam iyi oynadığını biliyordur. Kaş onu biraz daha destekleseydi Olcan'ın defansif zaafiyetinden daha fazla yararlanılabilirdi.

Takımın bilinçli, geçen yıldan kalma yoldan aksiyon ürettiği 2 pozisyon var yalnızca. Biri maç başı İbrahim Kaş'ın son çizgiye indiği, diğeri ise yarı ortasında Fink'in sol kenar oyununa katılarak İsmail'i oyuna soktuğu pozisyonlar. Kaleye 20'ye yakın şut atılmıştır ama kaleyi bulanların sayısı pek az. Takım yine çok aradı, uğraştı ama başaramadı. Bunda yanlış pas ve şut tercihlerinin payı büyük. Aslen sıkıntı zorunlu tercihlerden kaynaklanıyor; sakatlar ve kilit oyunculardan formsuz oluşu ön alandaki efektifliği azaltıyor. Super Kupa maçından bu yana etkileyici kenar setleri göremedik, takım git gide bireysel üretkenliğe yaslanır hale geldi. Can sıkıcı. Sakatlar da olsa takımın belli şeyleri yapabliyor olması gerekirdi, skor hariç hemen hemen her şeyin stabil olduğu bir ortamda gol için birkaç farklı alternatif olması gerekir.

Couceiro'nun Olcan Adın'dan sol bek yaratma fikrine benden tam puan. Kartalspor'un yaratıcı orta saha elemanı olmasındansa Gaziantepspor'un ya da ileride daha ileri bir takımın sol beki olması fikri bence daha uygun. Önünü de ona göre şekillendirmiş. İsmail Köybaşı sonrası yerine iyi bir dış bek koymuş Couceiro. Orta sahada Murat Ceylan bu ligin çok değerli oyuncularından. Fiziken biraz zayıf bir görüntüsü olmasa, ikili mücadelelerde ayakta kalabilse ayağının düzgünlüğü onu çok yukarılara taşıyabilir. Bugün yine sahanın iyilerindendi. Gaziantepspor'un maç boyu bulduğu iki pozisyon var. İlki maç başı, ikincisi ise Murat Ceylan'ın şutu. Beşiktaş'ın arkası sağlam, zaten tabela bunu söylemeye devam ediyor. Matteo Ferrari'nin de Mehmet Demirkol'a selamı varmış...

Serdar Özkan - Nobre değişikliği ile ne düşünüldü? Denizli zeki adam da soru soranın Ömer Güvenç olması onun da işine geliyor. Nobre oyuna girince takım çift santrafora döndü, Ferrari-Nobre ikilisi ileride indirecek top aradılar. Tello geldi geriye, top şişirsin diye. Denizli, 70 dakika çok iyi işler yapan Serdar Özkan'ı oyundan alarak yine akla gelmeyeni yaptı, yine elini şapkaya soktu. Sonra Ernst - Uğur değişikliği geldi. Durumdan bağımsız olarak bakıldığında garip ama oyun taktiği olarak açık açık şandellerden medet umulurken reboundlar için taze bir orta saha oyuncusunun sahaya sürülmesi kendi içinde tutarlı. Ekrem Dağ'ın dönüşü sevindirici. Vurdu ama direkten döndü; girmedi. Ben Ekrem'i sol bek rotasyonunda düşünüyorum; bugün itibariyle Man Utd karşısında Ekrem-İbrahim Kaş beklerini görmek isterim.

Takım Bobo'yu arıyor, Yusuf'u bekliyor; e bir de Tabata var. Tello'nun bugünkü rolü Tabata'ya uydurulacaksa takımın görünümü 6+4 olur. Bu haldeyken Bobo'yu da sol kenarda oynatamaz Denizli, takım iyice bireysel beceriye bağımlı hale gelir.Benim düşüncemde sözü geçen ''10.5 numara'', Rodrigo Tello'nun yerine gelecekti. Yani üçlü orta sahanın sol iç pozisyonuna. Bir başka Rodrigo daha geldi takıma ama beraberinde tavizleri de getirecektir. Toraman dönünce Sivok, Tabata ve Tello dönüşümü ile mi aşılacak yabancı kotası? Yoksa Tello iki yıl evvel olduğu gibi takımın orta sahasına mı geçecek? Akıldakini bilmek gerek. Takım golü çok kovaladı, arkanın sağlamlığı güven verici ama tabela yine golsüz beraberliği yazdı. 15 günlük ara tam zamanında geldi. İstikamet Ali Sami Yen, sonra Sir Alex ile selamlaşma...

Noat Samisa

29.08.09

Tabata

Gaziantepspor bu yaz Beşiktaş'tan kazandıklarıyla önündeki 3 yılı kurtardı. Beşiktaş'ın total CL geliri yaklaşık 18 milyon avro olacak, Gaziantepspor ise 15 milyon avroyu yaz döneminde peşin olarak aldı. Üzerine Serdar Kurtuluş'u aldı, az kalsın Batuhan'ı da alıyorlardı. Tabata'nın futbolculuğu, 8 milyon avro rakamı, katkısı, şu, bu ya da her neyse... hiçbiri şu noktada önemli değil. Ortada iğrenç bir tezgah var. Adı ne, sebebi ne; ben söylesem ispatı yok, iftira sayılır. Kızıl Petrol'e Kuzey Irak'taki yeni sahada ve İbrahim Kızıl'a ''açılım'' kaynaklı yeni ihalelerde bol kazançlar dilerim.

Çekik gözlü, Japon kontanjanından bile sempatim yok Tabata'ya. Kendisi zaten pek tuttuğum bir oyuncu değildir; bu açıdan normal sayılabilecek bir bedelle transfer edilseydi de memnun olmayacaktım. Aslında ben transfer yapılmasından, sözleşme dondurulma hikayesinden memnun değilim; mesele baştan problemli. Uğruna Delgado'nun yok sayıldığı, Bobo'nun haraç-mezat satılmaya çalışıldığı adam Rodrigo Tabata... Sanıyorum benim nazarımda Marcio Nobre'nin akıbetine uğrayacak Tabata, sevilemeyecek. Brezilya'da alt liglerde oynarken bir çıkış yakala, Santos'tan Gaziantep'e gel ve 1 yıl sonra Man Utd karşısına çık. Tarihin en büyük kariyer sıçrayışlarından birini yaptı Tabata, emeği geçenlere tüm nefretimle...

Noat Samisa

28.08.09

Tuncay - Huth ve Pulis

2006 yazında patron Peter Coates, kulübü yabancı yatırımcının elinden geri alınca ilk iş olarak Tony Pulis'i yeniden göreve getirmişti. 2 yıl beklediler, Stoke City 23 yıl sonra zirve lige döndü. Bir yanda Phil Brown, öte yanda Tony Pulis; iki aykırı futbol aklının etrafında iki farklı ''yeni gelen'' vardı. Afrika kökenli oyuncuları seven Tony Pulis ile stajını Sam Allardyce'ın yanında yapmış olmasından mütevellit aynı yolu izleyen Phil Brown. Son iki haftaya kadar Stoke City de düşme potasındaydı, iyi bir çıkış ile paçayı kurtardılar. Hull City kadar olmasa da çarpıcı bir sezon başlangıcı yaptılar, iç sahada mağlup edilmesi zor bir takım oldular. Kapanan takımlar... klişesini iç sahadaki pozitif skorlarla yalanladılar. Sezonun ilk yarısı Rory Delap onlara çok yardımcı oldu, ikinci devre omzundaki sıkıntı buna pek izin vermedi. Tony Pulis'in devre arası transferleri girdi devreye; Etherington ve Beattie takımı taşıdılar. Şimdi ikinci sezon ve bu sezona atfen bir sendrom durumu var. Tony Pulis, ilk maçlar itibariyle geçen yılki görüntüyü değiştirmeyi amaçlıyor.Takım iç saha-dış saha dengesini yine oturtamayacak belki, ama artık orta sahada Afrikalı hakimiyeti azalmış durumda. Liam Lawrance sakatlıktan döndü, ters kenarda oynayan Etherington ile birlikte takımın bankosu olma yolunda. Orta sahada Sunderland'den gelen Dean Whitehead önemli oyuncu, ilk üç maç itibariyle onun yanında Rory Delap oynuyor. Delap'ı sağ beke koysa soldan atılacak taçlarda zaman sıkıntısı yaşanır, Pulis bu durumu geçen yılın başından bu yana göz önünde bulunduruyor. Geçen sezonun ilk yarısındaki sert takıma göre bu sezonki Stoke City daha yumuşak ama hücumda daha fazla alternatif sahibi.

Middlesbrough yaz başında kapıyı £10 milyondan açmamış olsaydı Tuncay bugün büyük olasılıkla Fulham'da oynuyordu. Londra'ya inmişti, kariyerine bir basamak daha atlatmıştı. Zaman içinde Aston Villa da kapıyı çaldı, tok satıcı Middlesbrough geri adım atmadı. Her ne kadar Championship'te goller atmış olsa da Tuncay'ın gitmek istiyor oluşunu diretmediler, Stoke City'nin önlerine koyduğu paket üç tarafa da cazip gelince Tuncay Şanlı'nın yeni takımı belli oldu. Robert Huth için £5 milyon peşin, toplam £6 milyon ödedi Stoke City. Tuncay için ise £5 milyon ödendi Middlesbrough'ya, yıllık ücret ise kulüp rekoru.

Takım içinde Tuncay'ın kullanımı şu an itibariyle belirsiz. Forvet rotasyonuna girebilir, sol kenarda Etherington ile rekabet edebilir. Zaman içinde Tony Pulis hangi mevkiide Tuncay'ı düşünüyorsa, Tuncay takım arkadaşlarından bir adım öne geçerek formayı alacaktır. Sağ kenar ve orta saha da Tuncay'ın Middlesbrough günlerinde denendiği mevkiiler. Tony Pulis'in aklındakini öğrenmemiz gerek; böylelikle daha doğru değerlendirmeler yapabiliriz. Türkiye Ligi'nin yurt dışındaki yegane temsilcisi, pek hedefelenen-planlanan şekilde olmasa da yeniden Premier League'e döndü.

Noat Samisa

28.08.09

Man City Düğmeye Bastı

Man City'de Temizlik Günleri vardı 1 ay kadar evvel. Hücum hattına yapılan yüksek bedelli transferlerin ardından Shinawatra-Eriksson ikilisinin takımın hedefini belirleyemedikleri dönemde transfer ettikleri hücumcular takımdan uzaklaştırıldı. Kimisi satıldı, kimisi kiralık gitti. Bu kez sıra arka tarafta. Forvete ve orta sahaya yapılan transferlerden daha zor oldu savunma tandemini oluşturmak, ama transferin bitmesine kısa zaman kala Toure-Lescott ikilisini oluşturmayı başardılar. Bu iki transfer önce Arsenal'de bir gedik açtı, yeni transfer Vermaelen şimdilik orayı dolduruyor. Everton'da ise gedik daha büyüktü, Jagielka'nın sakatlığı bunda önemli etken. Phil Neville'ı stopere koydu David Moyes, bu şekilde idare etmeye çalıştı.

Everton'ın hafta içi £9 milyon karşılığında kadrosuna kattığı Rus orta saha oyuncusu Diniyar Bilyaletdinov benim çok beğendiğim bir oyuncudur, Everton orta sahasına yaratıcılık katacaktır. David Moyes'in yol göstericiliğinde özel bir oyuncuya dönüşebilir. Man City'nin transfer hareketliliği, oyuncusunu aldığı her takımı harekete geçirdi. Bunun son adımlarından biri Sylvain Distin'in Everton'a transferi. Joleon Lescott'ın yeri, benzer fiziki özelliklere sahip bir oyuncuyla dolduruldu. Portsmouth'a ödenen bedel £5 milyon, bir süredir pek çok kulübün talip olduğu bir oyuncu için ''batan gemi'' Portsmouth'a ödenen bedel piyasanın altında. Distin 32 yaşında, 9 yıldır Premier League'de. Sol Campbell'dan sonra takımın kaptanı ilan edilmişti ama önümüzdeki sezon Championship'te olmak yerine Everton'ı tercih etti. Portsmuth ise elindeki en değerli stoperin kaybı sonrası Sunderland'in stoperi Nyron Nosworthy'yi yokladı ama olumsuz cevap aldılar. Crouch ve Defoe'nin kaybını Watford'ın 30 yaşındaki forveti Tommy Smith ile doldurmaya(!) karar vermişler...

Man City kaptanı Richard Dunne ise Lescott-Toure transferleri sonrası 3. stoper tercihi konumuna düşmüştü. Oynamak için transferini istedi. Aston Villa, 29 yaşındaki İrlandalı stoper için Man City'ye £6 milyon ödedi. Yakın zamanda Olof Mellberg takımdan ayrıldı ve Martin Laursen futbolu bıraktı. Villa'nın savunma tandeminde kısa zamanda yaşanan bu aşırı erozyon, takımın savunma tandemini Cuellar-Davies ikilisine emanet etti. Zat Knight'ın da Bolton'a gidişiyle o bölgede büyük sıkıntı oluştu. Dunne önemli bir hamle, Barry'nin kaybıyla eksilen Aston Villa'nın bu transfer döneminde yaptığı en olumlu hamle. Downing ancak sezonun 2. yarısında takıma katılacak, sol kenarda ne olacağı belirsiz. Keza sol bekte de Wilfred Bouma'nın halen sakatlıktan tamamen kurtulamamış olması, o bölgeyi Nicky Shorey'ye bağımlı kılıyordu. Luke Young'ın sakatlığı Habib Beye transferi zorunlu kıldı, şimdi Richard Dunne'ın da takıma katılmasıyla Martin O'neill'ın eli rahatladı. Bir de kalite artırımına gidildi, sol beke Blackburn Rovers'tan Stephen Warnock geldi. Liverpool çıkışlı sol bek için £8 milyon ödendi. İyi alternatifler ile yeterli rotasyon oluştu, Europa Cup'ta havlu atan Martin O'neill'ın bu yeni takıma nasıl şekillendirdiğini görmek için biraz beklemek gerek.
Aston Villa, Blackburn'ün sol bekini alınca Sam Allardyce'ın takımında ihtiyaç doğdu. Big Sam yine kelepir bir transfer ile doldurdu orayı, Pascal Chimbonda için Tottenham'a £2 milyon ödediler. Bu noktada Harry Redknapp'a sallamak istiyorum. Kendisini severim, sayarım. Geçen sezon başında Chimbonda, Sunderland'e transfer olmuştu. Devre arası Redknapp, ''bana sol bek alın'' dedi ve Chimbonda'yı Ocak ayında Londra'ya geri getirdi. Fransız oyuncunun geçen sezon Spurs formasını giydiği maç sayısı yalnızca dört. Chimbonda için Galli bekler Gareth Bale ve Chris Gunter harcandı. Sezona çok iyi başlayan Assou-Ekotto yeni kontrata imza koydu, zaten pek iş yapmayan Chimbonda'ya yol göründü.

Son olarak Man City'ye dönelim. Dunne'ın takımdan ayrılmasıyla 3. stoper tercihi Micah Richards oldu. Toure-Lescott ikilisinden biri olmadığında Richards stopere, Onuoha veya Zabaleta sağ beke geçerek durum kotarılmaya çalışılacak. Oraya bir takviye daha gerek. Sylvinho da Wayne Brigde'i yedekleyecek, buna benzer bir hamle de stopere gerek.

Noat Samisa

28.08.09

Oscar Goes to Eduardo

16 ay önce Arsenal'in Hırvat oyuncusu Eduardo'nun ayağı birçok yerinden kırılmıştı. Geçen zaman içinde Eduardo azmetti, futboldan uzak kalmanın getirdiği kas sakatlıklarını da atlatıp sahalara döndü. Martin Taylor'ın müdahalesiyle parçalanan bileği gören her futbolsever, Eduardo'nun dönüşüne sevinmiştir. Biz de mutlu olduk; Arsenal taraftarı ve Wenger de çok memnun oldu. Mazlum çocuk, mağdur futbolcu Eduardo çarşamba günü öyle bir şey yaptı ki, Oscar adaylığı süreci beklenmeden ödül kendisine takdim edildi!Eduardo'nun ne yaptığı buradan görülebilir. Eduardo'nun bu aldatıcı düşüşü, UEFA'ya gitti. Evvelki örneklerden yola çıkarak Hırvat oyuncunun iki maç ceza alması gündemde. Bugün Alex Ferguson, ''evet, artık teknolojiden yararlanmanın vaktidir'' dedi. Hem yarınki kapışmaya biraz gerilim yükledi, hem de genele ilişkin düşüncelerini belirtti. Bu tip penaltı pozisyonlarını sıklıkla oluyor. Yakın bir örnek verelim, Diyarbakır deplasmanında Semih Şentürk'ün pozisyonu hakemi çaresiz bırakan bir misal. Pozisyon esasen penaltı değil, bunu sonradan televizyon görüntüleriyle anlayabiliyorsunuz. Ama oyun içinde hakemin böyle bir şansı yok, Semih de kalecinin gafletini iyi kollamış, tam momentumu yakaladığı anda penaltıyı alıyor. Semih'in pozisyonu hakemin çözmesi en zor olanlarından, Eduardo ise İspanyol hakem Mejuto Gonzales'i fena avlamış. Kale arkasında Arsenal taraftarlarından gülenler var, kaleci Arthur Boruc hışımla sarı kart istiyor ama penaltı kararını görünce iyice delleniyor. Eduardo geçiyor topun başına, golü de yapıyor; durum 1-0. Maç 3-1 bitti, Arsenal toplamda 5-1 ile turladı. Yakıştı mı 16 ay önceki mağdur, 1,5 yıl boyunca sahalara dönmek için azim gösteren adama?

Noat Samisa

28.08.09

Wolfsburg

Güzel bir sezondu 06/07, ama şanssızlıklarla doluydu. UEFA Kupası grubunda 5. torbadan Tottenham'ı çekmek yetmemişti, Spurs ile oynanacak maç İnönü'ye düşmüştü. İnönü'de Club Brugge mağlup edildi ama Romanya deplasmanındaki iyi futbol galibiyete yetmemişti. Kura şansı önemlidir, fikstür şansı daha da önemlidir ve şu daha da önemlidir ki, Beşiktaş'ın siyahı uzunca bir süredir talih belirleyici konumunda.A, C ve F gruplarını pas geçmiş olmak bayağı sevindiriciydi, Xavi Beşiktaş'ı çektiğinde fazlasıyla memnun oldum. Ama sonrasında Wolfsburg için ''Group B'' denilince adeta hayat enerjim söndü. Avrupa'nın Top 5 Ligi'nden ikisinin son şampiyonu F grubunda, bir diğer ikili ise Beşiktaş ile birlikte B grubunda. Fransa şampiyonu ise ateşte. Garip. Kura önce Stuttgart'ı G'ye yolladı, sonra da bizim deplasman yolculuğu hayali kurduğumuz Unirea Urcizeni'yi aynı gruba yolladı. Üzücü. Benim totemlerle dolu kura öncesi tahminimde bir tek Real Madrid farklıydı; Man United ve Wolfsburg malum olmuştu galiba! Real Madrid yerine Zico'nun CSKA Moskova'sını çekmiş olmak... ne şans!

1- Besiktas JK - Manchester United FC
2- CSKA Moskva - Besiktas JK
3- VfL Wolfsburg - Besiktas JK
4- Besiktas JK - VfL Wolfsburg
5- Manchester United FC - Besiktas JK
6- Besiktas JK - PFC CSKA Moskva

Pot 1 takımıyla içeride başlamak ve sonrasında art arda 2 deplasman... Sıfır puan ile üçüncü maç haftasını bitirmiş olma ihtimali pek fazla. Öte yandan İnönü'de her takımı yenebilme ihtimali var. Porto'ya son dakikada kaybedilen maçı da sayalım, son CL serüveninde bu takım 3'te 3 yapabilirdi. Geçmişten kalma Barcelona galibiyeti de buna dahil ya da diğer Türk takımlarının iç saha skorları. Beşinci maç haftasında Pot 1 deplasmanın yine bir başka kötü senaryonun gerçekleşmesi demek. Art arda oynanacak Wolfsburg maçları Beşiktaş'ın gruptaki kaderini, son maçın amacını belirleyecek. Berbat değil ama kötü kura ve kötü fikstür.

Bardağın dolu tarafına bakıldığında ''10 puan'' bile büyük sürpriz değil ama aynı şekilde bu gruptan bir galibiyettten fazlasını alamamak ya da Denizli'nin son CL macerasında başına gelen gibi 0 çekmek de sürpriz olmayacak. Biraz da bilinmezin yolculuğu bu grup, iyisi de kötüsü de sürpriz değil. Hepsi bir kenara, ben 4. torbadan Wolfsburg'u çekebilmiş olmaya takmış durumdayım. Hiçbir artısını göremiyorum, asla iyi tarafından bakamıyorum. Bu takıma bir rasyonel hedef belirlenecekse, o da Ertuğrul Sağlam döneminin 6 puanını aşabilmektir. 7 puan da şu grupta Beşiktaş'ı büyük olasılıkla 3. sıraya koyar. 15 Eylül akşamı Manchester United Dolmabahçe'ye geliyor, bundan evvel ne söylense afaki...

Noat Samisa

27.06.09

Boleyn Erkekleri #2

Ada'nın pek çok yerel derbisi var, pek çoğunun geçmişinde kan var ama belki de en çok bilineni ya da en iyi pazarlananı West Ham - Millwall rekabeti. Millwall takımının 2004 yılında tarihinin en büyük başarısı olarak oynadığı FA Cup finali ve sonraki sezon katıldığı UEFA Kupası öncesi dünya çapında ünü olmasa da taraftarının ünü yedi düvele yayılmıştı. 2005'te yapılan film (Green Street Hooligans) bunu katladı, belki de bu geceye de katkısı oldu. League Cup R2'da Upton Park'ta oynanan maç öncesi stad civarında çatışma çıktı. Bir yanda Millwall taraftarı, karşılarında polis ve bir kısım West Ham United taraftarı. Bu sahneler için olay yatıştıktan sonra yeterince bilgi verilecektir, işte şu zamandan bu yana olan gibi. Yakın zaman diyelim biz, İngiltere'de böylesi katılımı yüksek bir sokak çatışması yaşanmamıştı. Maçtan 2 saat evvel başlayan olaylar, maç bitene kadar sürdü. Bir kişi bıçaklandı, ikinci bir kişinin daha bıçaklandığını iddia edenler var. Kaldırımlar sökülmüş, polise karşı cephane olarak kullanılmış. Polis tutuklamaları yapmış, biraz da fotograflar çekmiş.

Sahada ise 87. dakikaya kadar League One temsilcisi Millwall'ın 0-1'lik galibiyeti vardı. Stanislas'ın golüyle skor dengelenmiş, gazı alan West Ham taraftarı sahaya dalmış. 50 kadar kişinin sahadan çıkarılmasıyla oyun yeniden başlamış. Uzatmalarda Stanislas'ın West Ham'ı öne geçiren penaltı golü sonrası daha çok taraftar sahaya girmiş ve maç durmuş. Skor 3-1, normal süresi 1-1 biten maçın uzatma devrelerini ev sahibi West Ham 3-1 önde bitirdi ve turladı. Polis, maç öncesi olayların organize şekilde taşkınlık yapmaya gelen biletsiz taraftarlarca bilinçli olarak çıkarıldığını söylüyor. Stadyumdaki Millwall taraftarlarınca yapılan Carlton Cole'a yönelik ırkçı tezahüratlar da bol aksiyonlu gecenin sosu. Boleyn Ground'da sahaya dalanların cezası belli, yüzü tespit edilenler ömür boyu stadlardan men edilecek. Dışarıdakiler ise biraz daha şanslı(!) Geçen hafta içi evinde bacağından bıçaklanan West Ham oyuncusu Calum Davenport, pazar günü babasının vefatına rağmen bugün maça çıkan Jack Collison ve son olarak bu olaylar... West Ham'da bu aralar garip şeyler oluyor. Baron Taylor'ın kulakları çınlasın ya da kemikleri sızlasın...

Noat Samisa

26.08.09

5 Ay Sonra Celtic'e

Uzakdoğu liglerinin kalitesi bizim ligin altında da, oradan çıkan bazı oyuncular ligimizin çok üzerinde. Sinan Engin geçen Gordon Schildenfeld'i Şenol Güneş'e sorduklarını söylüyordu. FC Seoul Antalya'ya gelmiş, bir gün evvel Dinamo Zagreb ile hazırlık maçı yapmış. Biz bir halt ettik, şimdi bu pisliği temizlememiz için bize yardım et, demişler yani Şenol Güneş'e. Geçen sezonun devre arası bi' denk gelmişti, K-League gol kralının yolu Bursa'ya düştü. Bu sezon Ertuğrul Sağlam'ın forvetteki 4. tercihi, bu gidişle geçen aylarda Bursaspor başkanı İbrahim Yazıcı'nın ''Avrupa'da bir kulüp 5 milyon dolar teklif etti'' dediği adam sezon sonunda ülkesine geri dönecek.Pazarlama amaçlı transferler - Dong Fangzhuo gibi- bitti. Artık Doğu'nun kadife bilekli çocukları futbollarıyla ilgi görüyor, Asya pazarından gelecek para futbolcu üzerinden sağlanan kazancın 2. basamağı sayılıyor. Keisuke Honda'nın sezon sonunda kariyerine birkaç basamak atlatacağını söylemek için müneccim olmaya gerek yok. Sezon sonu Dünya Kupası sonrasında daha fazla Uzakdoğu'lu oyuncunun Avrupa'ya geleceğini, farkedileceklerini söylemek de kehanet değil. Bir adım öne geçen, erken hamle yapan kazanıyor. Park Chu-Yong Monaco'da geçirdiği başarılı sezonun ardından Dünya Kupası sonrasında Premier League'e transferini umuyor. Lee Chung-Yong üç maçtır sonradan oyuna girdiği yeni takımı Bolton'da geçtiğimiz haftasonu uzatmalarda takımının beraberlik golüne çok yaklaştı. Etiketinde Şenol Güneş imzası olan bir diğer özel yetenek Ki Sung-Yueng ise Celtic yolunda. Bugün Celtic yöneticileri FC Seoul'ün kapısını çalmış, şimdilik olumsuz yanıt almışlar. Lee Chung-Yong transferinde ''oyuncu için doğru olanı seçtik'' demişlerdi ama ACL'de çeyrek finale gelmişken Ki Sung-Yueng'i de göndermek 1 ay sonraki eşleşmeyi şimdiden kaybetmeye eşdeğer sayılır. Oyuncu gitmek istiyor; futbolunun en uygun olduğu yerden, Ada'dan teklif var ama hayallerini 5 ay kadar ertelemek zorunda. Asya'da sezon bittiğinde Ki Sung-Yueng büyük olasılıkla Glasgow'a inecek.

Şenol Güneş Lee Chung-Yong'ın eksikliğini geçen sene takıma katılan Kim Seung-Yong ve Lee Seung-Ryul ile doldurmaya çalışıyor. Özellikle Sang-Ryul, Şenol Güneş'in 5-3-2'sinde harika performans sergilemeye başladı. Geçen haftalarda Çaykur Rizespor ve Eskişehirspor'dan tanıdığımız Brezilyalı forvet Anderson'u aldı FC Seoul, eldeki transfer bütçesiyle ancak bu kadarı oldu. Anderson fiziğiyle takıma faydalı olacak bir oyuncu, ACL'deki rakip Kawasaki'nin savunması tamamıyla Japon oyunculardan oluşuyor. K-League'de ise geçen sezonun şampiyonu Suwon, K-League'in dibine yakın seyrediyor. Bir evvelki sezonun şampiyonu Pohang, lider FC Seoul'ün 6 puan ardından ikinci sırada. Geçen yıl tüm sezonda iki mağlubiyet almıştı FC Seoul, bu sezon ise şimdiden 4 mağlubiyet var. Ama iddialı takımlardan Suwon ve Seongnam yarışın gerisinde kalınca bu kayıplar pek sırıtmadı. Sezon sonunda play-off'ta şampiyonluğa yakın görünen bir diğer takım Jeonbuk. Lee Chung-Yong'ın kaybı FC Seoul'den çok şey götürdü, tıpkı geçen sezon Park Chu-Yong'un gidişinin neden olduğu gibi kupalara neden olabilir.

Şenol Güneş'in kontratı yeni yılla birlikte sona eriyor, kendisinin Trabzon'a dönüş konusunda istekli olduğu biliniyor. Şöyle bir yazı yazmış, süreci açıklamaya çalışmıştık. Bugün yine Trabzon'da hararetli tartışmalar yaşanmış, Sivasspor karşısında çok iyi bir oyunla kazanan takımın kulübü şu noktaya nasıl getirdiğini açıklamak pek kolay değil. Her seferinde aynı şey oluyor Doğu Karadeniz'de, yine film başa sardı. 5 ay sonra Ki Sung-Yueng gibi büyük olasılıkla Şenol Güneş de Seul'den ayrılacak. Burada iki mağlubiyet sonra yine ''Şenol Güneş İstifa'' sesleri yükselirken; Seul'de büst açılışı, bir yapıya Şenol Güneş adını verme merasimi, Şenol güneş kaynaklı turistik Trabzon turları benzeri organizasyonlar yapılıyor olacak...

Noat Samisa

26.08.09

Efsunlu Kaleler

Burnley ligde tutunabilir mi? Kadroları yaşlı ve zayıf, alt lig takımı yapılanması Premier League'e başkaldırabilir mi? Sezon seyrinde sıkıntı çekerler, bari lige iyi başlasalar ama fikstür çok zor... dedik birkaç kez. Soruların sayısı çok. Geçen günlerde ayrıntılarıyla yazdık, ilk sezonunda Premier League'de kalmanın zorluğuna Burnley üzerinden açıklama getirmeye çalıştık. Wigan yakın zamandan zirve örnekti, bir diğeri de Reading idi. Ve geçen yıldan Stoke ile Hull takımları... Başarılı olanların ana nedeni ''kadro istikrarı'' idi, en doğru açıklaması buydu. Burnley bu sezon bunu başarırsa da nedeni kadro istikrarı olacak, tıpkı geçmişte olduğu gibi.

Zor fikstürün ilk periyodunda Turf Moor'da 2'de 2 yaptılar. Hafta içi Man United önünde alınan 1-0'lık galibiyete dün, yine 1-0'lık bir Everton galibiyeti eklendi. Burnley 6 puan yaptı. Uyumlu bir takım, iyi mücadele ediyorlar, atmosfer iyi... vs. bunlar birincil nedenler. Ama Hull City'nin geçen sezon başı yaşadıkları gibi; başka şeyler, dış etkenler de onlara yardım ediyor sanki. Hafta içi Michael Carrick, kamera açısına göre soldaki kalede kaleci Brian Jensen'in sağına attığı penaltıyı kaçırmıştı. Dün akşam ise Louis Saha, kamera açısına göre sağdaki kalede kalecinin soluna attığı penaltıyı auta gönderdi. 4 gün ara ile Turf Moor'da deplasman takımlarının kaçırdığı penaltılarda hiçbir benzer taraf yok. Bu bir futbol masalı başlangıcı ise eğer, efsunlu kaleler metaforu oldukça ilgi çekici bir başlangıç...

Noat Samisa

24.08.09

Drogba'laşmak

Pazar öğleden sonra harika bir Premier League maçı oynandı, biz de keyifle izledik. Başaltı - orta sıra takımları arasındaki bu tip maçlar ligin esas keyfini oluşturur. Bir süredir bu takımlarda da özel oyuncular var, seyri daha da keyifli hale getiriyorlar. Zola ve Clarke ikilisi West Ham'ın başında bir süredir güzel işlere imza atıyorlar. The Academy'yi yeniden diriltecek ve belki de ileriki süreçte Steve Clarke'ın çok methedilen futbol aklının geliştiği, büyüdüğü yer-zaman olarak tarihe not düşecek bir dönem yaşanıyor olabilir. West Ham'ın orta sahasında Parker ve Noble; iki ideal Premier League orta saha oyuncusu oynuyor. Zola kenarlara yaratıcı oyuncular koymak istiyor, bunu yaparken de altyapı mahsüllerini yaşına bakmadan sahaya sürüyor. Kulüp İzlandalı patronun batışı sonrası bir kez daha el değiştirmiş olsa da mali durum iyi değil, Zola-Clarke ikilisinin hamle alanı kısıtlı. Junior Stanislas'ı ilk 11'e koyuyor, maç giderken oyuna Zavon Hines'ı alıyor, geçen sezon sakatlar çokken genç stoperler sürekli forma buldu; tüm bunlar eldeki kadronun gereği.İki isimden bahsedeceğim aslında. Biri gerçek manada Drogbalaşan biri, Dean Ashton. Son haberlere göre futbolu bıraktığını açıklayacaktı, Zola bugün bu haberleri yalanladı. Henüz 26 yaşında olan Dean Ashton geçtiğimiz sezon başından bu yana sakat. Bugün-yarın denirken 1 yıl oldu, sezon öncesi hazırlıklarını tümden pas geçti. Bileğindeki sakatlıktan dolayı ameliyatlar oldu ama halen spor yapabilecek durumda değil. West Ham ondan yararlanmayı en son raddeye gelene kadar düşünüyor; ama bileğindeki sakatlıkta halen ümit verici bir gelişme yok. 1 maç oynar 3 ay sakat yatar, şeklinde bir sezon seyrindense bileğinin tam olarak iyileşeceği günü bekliyorlar. Ama Ashton'ın durumu çok da ümitvar görünmüyor. İngiliz santrafor, fit ve formda olduğu zaman müthiş bir oyuncu. Crewe Alexandra günlerinde pompalanan haberlerden, muhteşem Norwich City performansına; sakatlık belasının başladığı 07/08 sezonuna kadar her sezonu iyi geçirmiş özel bir oyuncuydu. Ashton'ın gücü, gol vuruşu becerisi hayranlık uyandıracak düzeyde. Ama bunu kullanamıyor, West Ham da ondan yararlanıyor.
İkinci isim, pazar günü Tottenham ağlarına muhteşem bir gol gönderen ama sonra çok garip bir hata yapan Carlton Cole. Mikael Forssell ile birlikte Chelsea'den dışlanmıştı Cole, yaştaşı Ashton ile aynı sezon West Ham United'a gelmişti. Upton Park'taki ilk sezonun ardından Beşiktaş'a imza atıyordu, iş bozuldu. Celal Kolot sebep olarak Ertuğrul Sağlam demişti, arkasında kim vardı bilemiyorum. İki sene geçti aradan, ''gelecek vaad eden İngiliz santrafor'' sıfatlı Carlton Cole, şimdi başka bir oyuncuya dönüştü. Daha da fazlasına dönüşebilir. Fiziğine aykırı hızıyla dikkat çeken adam, şimdi gücüyle de farklılık yaratıyor. Bassong ve King ile adeta güreşti maç boyu. Bu hafta attığı golde topu alışı, dönüşü ve vuruşu... hepsi birinci sınıftı. Çabuk ve çok güçlü; bunun adı Drogbalaşmak...

Bellamy gidince partnerini kaybetti Cole, iyice merkeze kaydı. Halbuki top taşıyabilen bir oyuncudur, yanında ikinci santrafor olduğunda ona servis de yapar. Zola, Livorno'nun forveti Alessandro Diamanti'yi istiyor, deniyordu. Bugün ise bir süredir speküle edilen transferde bir yeri gelişme yaşandı. Sözleşmesinin bitimine bir yıl kalan Marouane Chamakh'ı sezon sonunda Arsenal almadan evvel, West Ham United oyuncunun kulübü Bordeaux'ya ciddi bir teklif yaptı. Dün ilk 11'de yer alan James Collins için Stoke'un £5 milyonluk teklifi var. Eğer o iş hallolursa eldeki kısıtlı bütçe ile buradan gelecek para birleştirilerek Chamakh'a yatırılacak. Oyuncunun meyli elbet Arsenal tarafınadır, ama 1 yıl evvel Londra'ya gelme şansını da pas geçeceğini sanmam. Drogbalaşan Cole'un yanına teknik becerisi yüksek, bir değerli oyuncu getirilmeye çalışılıyor. Olursa eğer, Ashton'ın da dönüşüyle bu 3 değerli santraforun toplamı mevcut formuyla harikalar yaratan Drogba'ya eşdeğerde olabilir. (Alıntı: Sinan Engin)

Noat Samisa

24.08.09

Lescott - Toure

Bir uzatmalı hikaye daha sonuçlandı. Bu yazın modası, transferin üç tarafının da istediğini aldı bir hikaye daha. İlk tekliften bu yana yaklaşık 1,5 ay geçti; gelinen noktadan Man City istediği oyuncuyu kadrosuna kattı, Lescott istediği takıma geçti ve Everton ilk teklifin 3'te 1'i daha yüksek fiyata oyuncusunu sattı. Everton'da geçen 3 yılın sonunda Lescott değerini 8 ile çarptı, David Moyes'in yol göstereciliğinde bir ulusal takım oyuncusu olarak daha büyük hedeflerin takımına, daha nitelikli oyuncu kadrosunun arasına gitti. Geçtiğimiz sezonun en değerli oyuncularından Joleon Lescott, £24 milyon karşılığında Man City'ye transfer oldu.Joleon Lescott'ın geçen yıl Telegraph'a verdiği bir röportaj vardı. O dönem Everton savunması yine harika oynuyor, takımı taşıyordu. Lescott, henüz 5 yaşındayken bir trafik kazası geçirmiş. Ölümden dönmüş. Alnındaki yara izleri ve başının ön tarafında saç olmayışının nedeni bu kaza. Vücudunun başka yerlerinde de ameliyat izleri varmış. Hatta Everton'a transferi sürecinde Lescott'ın bu durumundan geç haberdar olan Everton kulübü, ilk sağlık taramasından tatmin olmamış. Biraz daha kapsamlı bir tarama yapılmış ve Moyes'in ısrarıyla 3 yıl evvel çıktığı sezonda Premier League'e veda eden Championship takımı Wolves'un stoperi Lescott takıma kazandırılmıştı. Aynı durum, şimdilerde Fulham'da forma giye forvet oyuncusu Andrew Johnson'ın Everton'a transferi sürecinde de yaşandı. Johnson'ın da müzmin bir diz problemi var, çok zorlamaya gelmiyor. Özel bir idman programı gerekiyor. Fulham'a transfer olacakken ''yahu bu adam sakat'' dediler Londra'dan. Moyes ise ''evet, biliyoruz'' dedi. Ondan da para kazandırdı kulübe. İnandığı bir futbolcu sakat da olsa alır, onu kazanmaya çalışır David Moyes. Son olarak Ever Banega transferi de belki bir başka hikaye yazar. Transferin kaybeden tarafı gibi görünen Everton'ın bu hikayedeki artısı, City'den çok fazla. Keza bir teknik direktörün çok ötesinde olan, plan-program ve strateji konularında uzmanlaşmış olan David Moyes bu transfer hikayesinden yine aslan payını alır.

Başkan Bill Kenwright, yakın zamanda kulübün borç yükünün arattığından bahsetmişti. Kulübün el değiştirmesinin kaçınılmaz olduğundan, rekabet şartlarının değiştiğinden dem vurmuştu. Sonra yabancı yatırımcıların Kenwright ile görüştükleri haberi çıktı, bir daha da o günden bu yana ses çıkmadı. Mihir Bose yazmıştı BBC'de, Everton'ın £65 milyon civarında olan borçlarının £20 milyonunun kısa vadeli oluşunun Kenwright'ı satışlara zorlayabileceğinden ya da ciddi bir alıcı var ise Everton'ın da el değiştireceğinden bahsetmişti. Mevcut mali aşrtlar altında Everton'ın Kirkby'de yapmayı düşündüğü yeni stadyumun inşasına başlama ihtimali yok, yalnızca hayal. Eğer bir yeni patron gelirse, proje revize edilir ve kazma vurulabilir. Lescott'ın satışının bu konuya büyük katkısı olacak. Yaklaşık £30 milyon olan kısa vadeli borçların ki bu da kısa vadeli borç kaleminde bir kulüp için hayli yüksek bir rakam, büyük oranda kapatılması mümkün olabilir. En azından faiz yükü azalır. David Moyes'a da bu gelen parada manevra payı bırakılır, Jagielka'nın da sakat olduğu bugünlerde iki maçtır Phil Neville stoper oynuyor. Yobo takımın savunma tandemindeki 3. alternatifiydi, Neville da Man Utd günlerinin başından hatırlıyordur bu mevkiiyi. Hücumda Arteta yok, Yakubu yok; Everton 3. maç haftası sonunda ligin dibinde. David Moyes'in genel olarak lige kötü başlama adeti yoktur ama geçen sezonki başlangıç, bu sezonki durumun bir çeşit örneklemesi sayılır. Hem de bu kez pek çok eksik var. Transferin bitimine az zaman kalan Everton'a bir stoper takviyesi gerek. Bu isim büyük olasılıkla Philippe Senderos.

Mark Hughes'ün bir şansı, transferdeki Moyes imzasının bir yansıması da duran toplardır. Lescott, Everton'ın hayranlık uyandıran duran top setlerinin birinde Tim Cahill'in guard olduğu oyunda pivottu. Bazen pick'n pop oynarlar, kafayı Lescott'ın vurduğu da olurdu. Tevez böyle bir oyuncu mesela, Cahill gibi ayakları çok çabuk. Zıpzıp Kanguru Cahill bu noktada özel biri olsa da Lescott'ın onun duran top gollerinin sayısında büyük katkısı vardır. Hughes eğer kopya çekerse, Lescott-Tevez veya Lescott-Ireland ikilileri üzerinden pek çok duran top golü bulabilir. Moyes'in ise elbet Lescott sonrasına bir çözümü vardır, yeni setler gösterir bizlere. Tabii ilk hafta Arsenal karşısında Everton'ın 2 duran top golü yemesi, ''duran top alan savunması'' taktiğine bir darbe vurmuştur. Yaz tatilinde futbolcular unutmuş olmalı, düzelecektir.
Man City son 1 yılda Chelsea'den, Man United'dan, Arsenal'den, Aston Villa'dan, Blackburn Rovers'tan, West Ham United'dan transfer yaptı, Robinho'yu da Londra yolundan döndürdü. Başaltı takımlarında takımın gücünün merkezine toplandığı adamları (Barry) aldı, sistemin önemli oyuncusunu (Adebayor) aldı ve Chelsea'nin 3 oyuncusunu takıma koydu. Her takımın artılarını kendine topladı ve onları seviyesine bu şekilde erişti. İlk hafta oynanan Blackburn maçını 90 dakika izledik, bu hafta sonu oynanan Wolves maçını ise yalnızca özetten takip edebildik. Benim için önemli olan nokta, takımın geçen yılki yol üzerinden devam etmesiydi. İlk maç bunu gördüm, Man City ''hızlı takım'' sıfatının etrafında gezinmeye devam ediyor. Takımı deplasman-iç saha istikrarına oturtacak adam ise Gareth Barry. Sol kenarda Robinho ve sağda SWP; ortada Ireland olan bir takımdan pas yapmasını bekleyemezsiniz. Bu üç oyuncu topla da topsuz da hızlı oyuncular, bir arada sahada olmaları o takımı özel yapar. Benim aklımdaki fikir, son iki maçta sahada olan takım değil. Bence Mark Hughes'ün aklındaki de bu değil. Geçen sene bu üçlünün arkasına önce Kompany'yi, sonra De Jong'u koydu; Elano'nun da katkısıyla takım iç sahada çok iyi maçlar çıkardı. Tabii ''hızlı oyuncu'' ya da ''hızlı takım'' demek kontra atak takımı demek değil, bu da bir diğer garip saptamadır. City'nin geçen yılki deplasman performansı bunun kanıtı.

Ortaya çıkan takımı biraz daha gözlemleme gerek. Bir ya da ikinci oyuncunun kısa süreli sakatlanması, hani pek pozitif bir düşünce olmasa da, Man City'ye faydalı olabilir. Mesela bugünlerde Santa Cruz sakat, Adebayor goller atıyor. Ama Santa Cruz döndüğünde Mark Hughes onu oynatmak isteyecektir. Keza Tevez için de aynısı geçerli. Sıkıntılar var, olacak da. Mark Hughes önemli bir menajer, çok iyi bir planlamacı. Ama bu kadroyu o planlamadı, işler kötü gittiğinde arkasında kimse olmayacak. Eğer bu yol Mark Hughes'ün yoluysa, bu takımın 2 transfer dönemine daha ihtiyacı var. Sonra hedef Big Four'u alt etmek ve şampiyonluk. Lescott transferiyle Richard Dunne takımın 3. stoper alternatifi oldu. Üstün nitelikli stoper bek micah Richards sağ bekte, Lescott-Toure savunma tandeminde ve sol bekte Bridge ile Liverpool'dan iyi bir savunma dörtlüsü oluştu.

Noat Samisa

24.08.09

Gençlerbirliği 0-0 Beşiktaş

Geçen sezon Ankara'da oynanan tüm maçlarda en az 3 gol atan, lig-kupa farketmeksizin Ankara'da oynadığı tüm maçları kazanan Beşiktaş, sonunda Ankara'da puan bıraktı. Gençlerbirliği üzerinde kurulan hakimiyet son buldu. Böylelikle son 5 sezonun en kötü lig başlangıcı (3 maçta 5 puan) ve son 10+ yılın en kısır lig başlangıcı (04/05 ile birlikte, 3 maçta 3 gol) yapılmış oldu. 3 maç üzerinden yapılan sayısal değerlendirme çok bir anlam ifade etmeyecek olsa da taraftarın algısı yönüyle değerlidir.Aralarına tire konularak art arda yazılan sayılar tek başlarına bir anlam ifade etmez. Oyuncuların bu sayılar içerisinde bir rolü vardır, bir başka sayı dizisinde başka rolü. Şablonların kendi içerisinde değişimleri vardır, bunun yanı sıra adından da anlaşılacağı üzere dizilişlerin belli setleri vardır. Bu setlerin oynayabilmek için belli oyun tarzında futbolcular seçmeli ve mevkiileri uygun değerlendirmelisiniz. Biz hep söylüyoruz, Nobre Beşiktaş'ın 4-3-3'ü için kadro içinden ideal isim değil, diyoruz örneğin. Ya da sol bekte Üzülmez var iken sağ bekte Toraman'ı kullanmak takımın hücum alternatiflerini sınırlıyor, diyorduk. Bunun gibi örnekler çok, her takımdan verilebilir. Bu akşamdan örneği ise ne sayıların ne de rollerin Beşiktaş takımında pek bir anlamı olmadığıdır. Bugün sahada sevindirici ne vardı, diye bakarsak ilk yarı Fink'in ortalayıp arka direkte Ernst'in kafa vurduğu pozisyon var. Başka da yok. Takımın şutu yok neredeyse, o ayrı. Maç boyu takımın orta saha oyuncuları ceza sahasına, arka direğe hiç koşu yapmadılar. Oyun temposu da hiç istenen seviyeye gelmedi. Ne Nihat, ne Holosko ne de Tello aradıkları koşu alanlarını bulamadılar. Rakibin orta sahası güçlü olunca Gençlerbirliği savunma hattını kendini çok da geri atmadı. Böyle olunca Beşiktaş orta saha elemanları girecek boş alan bulamadılar, bekler ile etkileşim kuramadılar. Böyle olunca şablon tamamen dağıldı ve oyun her geçen dakika daha da ortaya yığıldı. Bekler oyuna girmedi, Tello da dahil orta saha elemanları rakibin direncini aşamadılar. Rakip kale önünde de kenarlara açılarak boşluk yatacak biri olmayınca maç Tello'nun ayağına kaldı. Rıdvan Dilmen'i dinledim bu akşam, üzüldüm. Aslında ne ''sırtı dönük oynayabilen oyuncu eksiği, ne 10.5 numara... Ben, Denizli'nin konsantrasyonundan ciddi manada şüphe duydum bu akşam. Ya da hüsn-ü kuruntu, Denizli başka bir şey düşündü. Bilemiyorum.

Daha devre arasında iki hücumcu beki birden oyuna sürüp, daha da öncesi İsmail ile başlayıp bir çeşitleme denemesi yapılabilirdi. Mesela üçlü savunmaya dönmek. Hani maç kazanılamadı, eleştiri yapmak kolaydır... Öyle değil. Geçen sezon takımın sakatı az iken, oyuncuların yerli yerinde oynaması Beşiktaş'a maç kazandırmaya yetiyorken, bu maç içi değişimleri ''anlamsız'' olarak nitelendiriyorduk. Şimdi o hazır yapı, takımı şampiyonluğa götüren şablon bugün hiç çalışmadı. Şunu almasa da aslında bunu soksaydı olurdu, demiyorum. İspatı yok çünkü, çok afaki. Denizli arayış içerisinde değil, beni bu akşam için üzen bu. Yani belli, olmuyor. Maçın 3. dakikası ile 90. dakikası aynı ise olmuyordur ve olmamıştır. Geçen yılki Denizli olsa mutlaka bir şeyler denemişti. Maç sonu da ''kanatlar'' dedi. Arıza tespitinde haklıydı. Oraya Beşiktaş'ın kenar oyuncuları bile giremedi, bekler bir tarafa. Diyorsa ki ''geçen yıl yalnızca skor odaklı oynuyorduk, ama sezon başı böyle değil'', onu da kabul ederim şu zamanda.

Geçen sezon savunma dörtlüsünün as adamları olan Ekrem ve Toraman sezona sakat başladı. Ve bugün, Beşiktaş'ın en yaratıcı 4 oyuncusunda 3'ü sakattı: Yusuf, Delgado, Bobo. Sayalım. Toraman geldiğinde mutlaka takıma girecek. Delgado-Yusuf dönüşümlü olarak takıma girecekler ve Bobo takıma girdiğinde Nihat da Holosko da performans artışı yaşayacak. Bunlar denenmiş şeyler, karşılığı geçen sezondan. Takım bu akşamki haliyle idealinden çok sapmış durumda. Az eksik değil bunlar, Beşiktaş'ın hücum gücünün yarısından fazlası belki de.

Üçlüye dönme fikri gibi yine bir beyin fırtınası geldi aklıma. Rıdvan oyuna girdikten sonra bir kez top taşıdı ve sonra hiç hücuma çıkmadı. Önünde Holosko değil de Serdar Özkan olsa, tıpkı sona doğru 2 kez de olsa İsmail'in Tello ile kurduğu etkileşim gibisi sağ kenarda da oluşmaz mıydı? Israrla çizgiyi dener Serdar Özkan, her maç fiks menü 3 kez küfür işitir. Ertesi maç bir daha dener, yine küfür yer. Bugün olsa yine denerdi ve takımın savunma yardımı en iyi kenar adamı olarak sağ bek ile mutlaka etkileşim kurardı. Rıdvan oyuna girdi, bi kez denedi ve önündeki 70 metrelik boşluğu gördü. Rakibin hücum etkinliğinin de artmaya başlamasıyla yerinde kaldı. İlk yarıya baktığımız zaman Burhan Eşer'in Üzülmez'in tarafından aksiyon geliştirdiğini görüyoruz. Sona doğru oyunun yönü değişti. Rıdvan'ın artısı olamadı ama sol kenar iki kez de olsa Beşiktaş adına çalıştı. Bir sebep olmalı. Holosko rakip kale önüne atıldı, Nihat gömüldü ve istenenler gerçekleşmedi. Son 45 dakikanın Tello-İsmail birlikteliği benzeri bir yapı ile her iki kenarda da eş üretkenlikle geçebilme ihtimali vardı, galibiyetin anahtarı belki de buydu. Varsayım tabii... Ben İsmail gibi Rıdvan'ın yeteneklerine de fazlasıyla inanıyorum ve önde de kullanılabileceğini düşünüyorum.

Beşiktaş'ın oyun karekteri gereği karşısında Gençlerbirliği gibi takımları bulduğunda kısırlaşması şaşılacak bir durum değil. Bugün sakat olan yetenekli ayaklar hazır olduklarında ve takımın fiziki durumu iyi olduğunda maç sürdükçe gol arayışları bir şekilde cevap buluyor. Takım savunması güçlü, Matteo Ferrari geldiğinden bu yana en etkin oyununu oynadı. Ayağı düzgün değil, dedi yine Rıdvan Dilmen. Messi ve CRonaldo'nun da pozisyon bilgisi zayıf, yersen... Bu takıntıyı hiç anlayamayacağım. Bugün bir doğru şut atılsa idi Beşiktaş 3 puan alabilirdi veya Burhan iyi vursa Gençlerbirliği kazanabilirdi. Sivok'un sarısı bana göre kırmızı, bunu da belirteyim. Bu maçtan yarına pek çok ders vardır, geçen sezon örneğin Fenerbahçe mağlubiyetinde olduğu gibi. Biraz daha denemek gerekebilir, belki bu uğurda birkaç kayıp puan daha gerekebilir. Sakatlar dönene kadar, transfer sezonu bitene kadar Mustafa Denizli'nin formda olması asli ihtiyaç gibi görünüyor. Neticede Gençlerbirliği istediğini aldı.

Noat Samisa

23.08.09

Rooney 100 Owen 1

Ronaldo sonrası Man Utd için ilk referans bugünkü 0-5'lik Wigan maçı. İlk 20 dakika ve son 35 dakika geçen yılki pas trafiğini, yer değiştirme hızını ve oyun temposunu yakaladılar. Orta saha oyuncularını setlere dahil ettiler ve Berbatov'u layıkıyla kullandılar. Takım Ronaldo etrafında goller üretirken Rooney'nin gol üretme becerisinden farklı diğer üstün vasıfları, Ronaldo'nun top rakipteykenki katkısını tolere etmek için kullanılıyordu. Artık Rooney 4 yıl öncesine döndü ve geçen zamanda geliştirdiği oyun görüşüyle muhteşem bir forvet oyuncusu oldu. Saha içerisinde gerçek bir komutan sanki, attığı ilk golü baştan sona defalarca izlemek gerek. Keza Berbatov'un golünü. Wayne Rooney, bugün Manchester United formasıyla 100. golünü attı, 1 de fazladan ekledi. Ferdinand ve VDS de takıma döndüğünde arkası daha sağlam bir takım olacak United, ön tarafın üretkenliği böyle oldukça da pek sorun yaşamazlar.
Michael Owen siftah yaptı, kırmızı forma altında ilk Premier League golünü attı. Nani'nin nefis pasında uzak köşeye birinci sınıf bir golcü vuruşu yaptı Owen, sezonu açtı. Takımı atağa kaldıran isim Evra, Nani aklının bir tarafını hep Evra'ya odaklasa United solu çok çalışacak. Valencia ise arkasında yeterli desteği alamıyor ama arkasına yardımını bugün dert etmedi ve iyi oynadı. Dikini dalışlar sonrası 90 derece orta yapabilen iki kenar adamıyla hızını geçen yılların dahi üzerine çıkarabileck bir takım olabilir Man United, bugün bu görüntüyü verdiler. Haftaya sezonun ilk Big Four kapışması var, Arsenal'i de merakla bekliyorum.

Wigan'ın genç menajeri Martinez'in yeni takıma, Jewell ve Bruce'ün takımına pek benzemiyor. Zaman içindeki kalite kaybına ek olarak takım oyunu fazla geniş alanda oynamaya çalışıyor. Topu ileri aktardıklarında yetenekli oyuncularla iş yapıyorlar belki ama çok pozisyon verdiler, 5 de gol yediler.

Arsenal'de tarife aynı, Portsmouth'a da 4 attılar. Gallas'ın yine golü var, Toure gidince kabuğundan çıktı galiba! Hull City, yeni transferi Ghilas'ın golüyle kazandı. 22 maç sonra ligde galip geldiler. Tevez'in ilk 11 çıktığı maçta Adebayor attı, Man City 1-0 kazandı. City gol yemeden kazanmaya devam ediyor. -edit -Sunderland 0-1 geri düştüğü 2-1 aldı, Blackburn'ü mağlup ettiler.

Arsenal 4-1 Portsmouth
Birmingham 0-0 Stoke
Hull 1-0 Bolton
Man City 1-0 Wolves
Sunderland 2-1 Blackburn
Wigan 0-5 Man Utd
Noat Samisa

22.08.09

Premier League 09/10 #3

5 günde oynanan 16 maçın hiçbirinden beraberlik çıkmadı. Deplasmancılar iç saha takımlarına üstünlük kurdu ve birkaç sürpriz ile 3. maç haftasına gelindi. Son haftanın yıldızı Arsenal, sahasında ligin zayıf takımlarından sayılan Portsmouth'u konuk ediyor. Arsenal'de Eduardo döndü, uzun süreli sakatlar ise halen durumunu koruyor. Walcott, Nasri ve Rosicky, üç önemli oyuncu yokken lige çok hızlı girdiler. Portsmouth hafta içi St. Andrew's'tan 1 puan çıkarıyordu ama David James 90+2'de saçma bir penaltı kaptırdı. Kaybettiler. James için takımdan ayrılıyor haberleri 1 aydır var, Niemi'nin futbola dönüşü bununla ilişkilendirildi. Ben pek ihtimal vermiyorum, James bu sezonu da Güney'de geçirecek gibi. Takıma yapılan yegane iyi eklemelerden Finnan sakat, Diop da hafta içi sakatlandı. Basinas, Mullins, Mokoena orta sahası... Championship'e bile hafif gelebilir. Alt taraf için belirleyici maçlardan biri Brimingham-Stoke City. Bu maçı kazanan, son haftaları da kazanır. Birmingham'ın sakatı bol, savunmanın önemli elemanı Ridgewell ayağı kırmıştı. Espinoza da sakat. İkinci tercihler savunma tandemini oluşturuyorlar. Hull City'nin orta sahada eksiği çok. Ian Ashbee sezonu kapattı, Bullard ancak Ekim ortasında dönecek. Bolton favori. Man City hafta içi hazırlık maçında Barcelona'yı 1-0 mağlup etti. Golü Martin Petrov attı, nerdeyse unutacaktık adını. Mark Hughes, geçen sezondan beri Bulgar oyuncuyu düşünmüyor. Benim çok beğendiğim bir kenar adamıdır, Robinho'nun yerine bazı maçlarda tercih edilmeli. Wolves hafta içi, ilk haftanın flaş takımı Wigan'ı deplasmanda yendi. Takımın iki as forveti Ebanks-Blake ve Iwelumo sakat, Andy Keogh oynuyor ileride. City of Manchester'da biletler henüz tükenmemiş, şehrin mavi yakası pek heyecan duymuyor gibi. Sunderland-Blackburn bana göre haftanın maçı. İki özel menajer, özel takımlar, özel transferler... kritik bir maç. Çok da zevkli bir maç bekliyorum, bol gol de fena olmaz.

Pazar günü ligin iki 6 puanlı takımı sahaya çıkıyor. West Ham, Wenger'in çok istediği Chamakh'ın peşinde. James Collins ise takımdan ayrılmak üzere. Danny Gabbidon uzun süre sonra takıma girdi, Ashton hala belirsiz. Geçen sezonun sonuna doğru ağır sakatlık yaşayan Behrami de bir diğer eksik. -edit- Spurs'de stoperlerin yokluğuna kaleci Gomes'in sakatlığı da eklendi. Jenas da sakat, orta saha yine Palacios-Huddlestone ikilisine emanet. Boleyn Ground'da iyi bir maç bizi bekliyor. Haftanın sürpriz takımı Burnley, karabasan misali fikstürün ikinci basamağında. Everton hafta içi Sigma'ya 4 attı; iki gol Louis Saha'da, iki gol Jack Rodwell'den. Genç oyuncu hocası Moyes gibi bizi de utandırmamaya devam ediyor. Harika iki gol attı. Moyes'in takımı 6 golün şokundan çabuk çıkmış görünüyor. David Moyes, oyuncusu Lescott'ı transfer isteği nedeniyle Europa League'de oyananan Sigma maçının kadrosuna almamıştı. Louis Saha, maçtan sonra takım arkadaşı Lescott'a destek verdi. Profesyonel anlayış dedikleri bu olsa gerek. Bu sözleri nedeniyle Saha da kadro dışı kalmazsa bari! Bir diğer iyi eşleşme pazarın son maçı. Eğer Middlesbrough Tuncay için kapısını çalan Fulham'dan £10 milyon istemeseydi, bugün Damien Duff hala Tyneside'daydı. Eski öğrenci kontenjanlı transfer, hafta içi Europa League maçında Fulham forması giydi Duff. Muhteşem bir sezon geçiren Clint Dempsey'nin bölgesine bir ekleme, sezon boyunca 20 maç rotasyon imkanı oluştu. Geçen sezon son bölümde sol bek oynadı Duff, takımı küme düşüren kendi kalesine golün de sahibiydi. 2003 Aralık ayında Almanya'da oynanan Beşiktaş-Chelsea maçında sonradan oyuna girerek Beşiktaş'ı yıkan adamdır. Öyle hatırlanır benim nazarımda. Chelsea'de Ashley Cole'ün haftalığı £120K'dan yeni sözleşme imzaladığı haberi var, bir sol bek için muazzam bir rakam.

Cumartesi öğlen maçı yok, onun yerine pazartesi maçı var. Liverpool orta sahası baskı yediğinde geriden top çıkmadı geçen pazar günü. Benitez belki buna yönelik bir hamle yapar diye bekliyordum, alternatif artırma yoluna gitti. Yunan stoper Kyrgiakos, £3 milyon karşılığında Liverpool'a transfer oldu. Hafta içi 4-0'lık Stoke City galibiyetinde öne çıkan isim Glen Johnson olmuştu. Sezona harika başladı. Aston Villa ise hafta içi Europa League'de kaybetti, Martin O'neill yine UEFA şampiyonalarında kayıp. Geçen sezon gaflet döneminde Villa'ya 5 atmıştı Liverpool, ama iki takım da o günle pek parelel durumda değil.

Cumartesi, 22 Ağustos 2009
Arsenal v Portsmouth, 17:00
Birmingham v Stoke, 17:00
Hull v Bolton, 17:00
Man City v Wolverhampton, 17:00
Sunderland v Blackburn, 17:00
Wigan v Man Utd, 17:00 - Spormax

Pazar, 23 Ağustos 2009
West Ham v Tottenham, 15:30 - Spormax
Burnley v Everton, 17:00
Fulham v Chelsea, 18:00 - Spormax

Pazartesi, 24 Ağustos 2009
Liverpool v Aston Villa, 22:00 - Spormax

Noat Samisa

21.08.09

Patron Kim?

Böylesi daha iyi...

Noat Samisa

21.08.09

İbrahim Triosu

Beşiktaş'taki İbrahim'lerin sayısı 1 yıl aradan sonra yeniden 3 oldu. Gökhan Zan'ın gidişi ve sakatlıklarla rol dengesi bozulan savunma hattı, İbrahim Kaş'ın da katılımıyla Beşiktaş'ı rahatlıkla sezon boyunca götürecek noktaya geldi ve geçen yıldan daha güçlü oldu. Geçen yıllarda çok daha güçlü oldu ki, bunun örneklemesini İbrahim'ler üzerinden yapmak mümkün. 2 sezon evvel Beşiktaş'ın ideal savunma dörtlüsünde üç İbrahim ve bir adet Gökhan Zan vardı. O günlerde ''Yeter ulan, Beşiktaş'ta hiçbir İbrahim oynamasın artık'' noktasına kadar gelinmişti. Genel algıda Gökhan Zan'ın durumu da malum. Şimdi ise Gökhan Zan gitti, onun rolünde iki iyi yabancı stoper var. Üç İbrahimler'den Üzülmez'in önünde İsmail Köybaşı, Toraman'ın önünde Sivok, Kaş'ın önünde Ekrem, Erhan ve Rıdvan var. Toraman iyileşince stopere girecek belki ama sezon boyunca oranın 1. tercihi olmayacak. Tabii eldeki stoperlerden pek çoğu çok mevkiili oyuncular, bu da önemli bir artı. Sağ bekte Toraman, Kaş, Erhan, Rıdvan var; bence Ekrem artık o rotasyondan dışarı çıktı. Hücum oyuncusu rolüne kaydı. Rıdvan'ı da aynı şekilde değerlendiriyorum, bence becerileriyle ön taraf oyuncusu olmaya daha yatkın bir oyuncu. Sağ bek emin ellerde, stoperde de yabancı kısıtlamasını maç-maç aşmak üzere tercihler yapılacaktır. Sivok'u orta sahaya kaydırmak, CL'de veya zor deplasmanlarda onun sertliğinden daha önde faydalanma ihtimali de Kaş'ın gelişiyle daha da kuvvetlendi.

İbrahim Kaş'ı yollarken arkasında ağıt yakanlardan biriydim. Çabuk yükselebileceğini umuyordum ki zaten tarihte Avrupa'ya yolladığımız kaç stoperimiz vardı ki? Kendisi için doğru olanı seçti, Sinan Engin'in aklına bile gelmeyen sözleşmesi bittiğinde Beşiktaş formasıyla oynadığı ve 2 gol attığı son maçın ardından Getafe'ye gitti. Tigana'nın onunla ilgili düşünceleri, sağ bekte gösterdiği performans ve sert bir oyuncu oluşu... hepsi güzel referanslardı. Üç İbrahimler'den en değerli olanıydı bizce, Beşiktaş'ın evladıydı. Tutunamadı sayılır, ama ben o şansı yeniden elde edebileceğini düşünüyorum. Topa hamle yaptığında rakibi dağıtan bir tarzı vardır, beğendiğim bir stoperdir. Takıma yeniden katılmış olmasından memnunum. Son dönemde yapılmış ihtiyaç/maliyet oranı tam sayıyı bulan hatta belki de çift hanelere bile ulaşan yegane transfer oldu, bu açıdan da ziyadesiyle memnun edici.

Beşiktaş'tan La Liga'ya giden bir altyapı mahsulü daha geri döndü. Batuhan da takıma döndü, Nihat Kahveci yavaş yavaş form tutuyor. Bu adamlara Beşiktaş forması daha çok yakışıyor. İbrahim Üzülmez de ikinci kez baba olmuş, iyi ki doğdun Delinho Jr...

Noat Samisa

21.08.09

Burnley 1-0 Man Utd

1976 yılı Nisan ayında aynı yerde Man Utd kazanmış, sezon sonunda Burnley küme düşmüş. Geçen 33 yılda Burnley bir daha zirve lige çıkamadı. Ve bugün... Ligin yeni takımı Burnley, Turf Moor'da oynadığı ilk Premier League maçında yıllar öncesinin rövanşını aldı. Burnley ile Man Utd arasında tarihte oynanan tüm maçların istatistiği 30 Burnley galibiyeti, 9 beraberlik, 21 Man Utd galibiyeti şeklindeydi, Burnley'nin galibiyet sayısı böylece bir maç daha arttı. Bugün Premier League'de mücadele eden takımlar arasında Man Utd'a böylesi bir galibiyet üstünlüğü kurmuş tek takım Burnley, Alex Ferguson'un gazabına henüz uğramamış olanlardan...Solda Giggs, sağda Park; ortada Carrick-Anderson, ileri Owen-Rooney ile çıkmıştı Man Utd. Michael Owen Asya turunda neredeyse her maç gol attı, ümit verdi ama sanki henüz ruhu ve bedeni bir arada sahada değil. Çok uyumsuz koşular yaptı, bu beyhude koşularda pas alamayınca kapalı Burnley savunmasının içinde sıkıştı, kaldı. Burnley çok kısıtlı bir kadro ama birbirini uzun zamandır tanıyan oyunculara sahipler. 5 yıla yakın süredir beraber oynayan 4 oyuncu vardı sahada, birkaçı da takımın 2 yıllık elemanıydı. Savunmaya yapılan iki yeni ekleme vardı, hatta biri pazartesi günü takıma katıldı: Andre Bikey. Savunmacılar savaştılar yalnızca, herkes elinden geleni yaptı. İleridekiler ise orta sahadan kendilerine aktarılan çabuk topları fazla oyalamadan rakip kaleye götürmeye çalıştılar. İlk 15 dakika kenardan taşıdılar topları. Yerden, kısa paslarla rakip kaleye dikine ve kararlı gitmeye çalıştılar. Maç başı hafta arası maçını pek umursar görünmeyen Man Utd oyuncularını 20. dakikada uyandırdılar. Sonrasında bütün maç Evra ile boğuşacak olan takımın emektarlarından Robbie Blake harika vurdu, tavanı gördü.
Man Utd'ın oyunu hızlandırdığı nadir anlardan birinde Evra koptu geldi, golü atan Blake penaltı yaptı. Bir de sarı kart gerekirdi ya, hakem evvelde sarısı olan Blake'i pas geçti. Carrick geçti topun başına, kaleci -edit- Jensen kurtardı. Sonrası tamamen Burnley kalesi önünde geçti. Carlisle ve Bikey her topa atladılar, arta kalanları da kaleci Jensen topladı. Çok denedi Man Utd, çok zorladı. Berbatov ve Valencia da beklenen üretimi sağlayamadılar ve Man Utd kaybetti.

Bitiş düdüğüyle müthiş bir gürültü koparan, maç boyu da ''Burnley, Burnley'' seslerini bayağı gür çıkaran Burnley taraftarı da bu galibiyette pay sahibi. Top kesen stoperlerini her defasında alkışladılar, topu taca atan adamı da yüreklendirdiler. Futbola gerçekten bağlı, takımlarına tutkulu insanlar; Premier League'in mağrur duruşu henüz Turf Moor'a uğramamış. Man Utd için sezon başında kaybedilmiş 3 puandan fazlası değil. Ferguson bu gece soyunma odasında birkaç krampon fırlatmıştır, hafta sonu başka bir takım izleriz.
Burnley için ''mucizeyi gerçekleştirebilmeleri için Hull City benzeri bir sezon başlangıcı yapmaları gerek'' demeye çalışmıştık. Bu bağlamda iki yazı yazdık, Burnley özelinde lige yeni çıkanların hikayesini yazdık. Lakin Burnley'nin olabileceğin en kötüsü bir başlangıç fikstürü var, her ne kadar Man Utd'ı 3 puan ile aşmış olsalar da bundan sonraki üç hafta sırasıyla Turf Moor'da Everton ve Chelsea-Liverpool deplasmanları var. Ardından Sunderland geliyor ve Tottenham'a gidiyorlar. Eğer bana ''öyle bir fikstür yap ki Burnley sıfır çeksin'' deselerdi bu fikstüre yapacağım tek ekleme ilk hafta Arsenal olurdu. Burnley bu zor maçların birkaçında bizi yanıltırsa elbet memnun oluruz. Fakat bugünkü 3 puan, şimdilik Man Utd'ın gaflet anında koparılmış bir galibiyet olarak görünüyor. Burnley taraftarı ise bu gece uyumaz tabii, hakettiler.

Liverpool geçen sezon heves kırıcı bir beraberlik aldığı Stoke City'ye 4 tane attı, Tottenham da deplasmanda Hull City'ye 5 tane. Spurs, uzun yıllar sonra lider. En geç cumartesiye kadar bu keyfi yaşayabilirler, Eylül başı Man Utd-Chelsea maçlarına kadar yolları düz sayılır, duvara çarpana kadar gidebilirler. İkinci maç haftasının son maçında Birmingham kazandı, Portsmouth'u 1-0 ile geçtiler.

Burnley 1-0 Man Utd
Hull City 1-5 Tottenham
Liverpool 4-0 Stoke City
Birmingham 1-0 Portsmouth
Noat Samisa

20.08.09

Allardyce Usulü Salgado

01/02 sezonunda ligin yeni takımı Bolton Wanderers, küme düşme korkusundan bitime 3 hafta kala kurtulabilmişti. Menajer Sam Allardyce, üçüncü yılını geçirdiği kulüpte yeterli krediye sahipti ve 2002 yazında bir sonraki sezon için çok da alışık olunmayan hamleler yaptı. PSG'den bedelsiz transfer edilen Jay-jay Okocha'nın yanına veteran oyuncular Youri Djorkaeff, Fredi Bobic ve Ivan Campo'yu ekledi. 02/03 sezonunda Bolton, ligden düşmekten bu kez son hafta kurtuldu. Ertesi sezon ise yapılan yeni eklemeler ve takımın lideri konumuna yükselen Kevin Nolan'ın önderliğinde ligi 8. sırada bitirdiler ve League Cup'ta final oynadılar. Kulübün tarihinde ilk kez UEFA şampiyonlarında yer alacağı sezon öncesinde Ivan Campo'dan sonra bir başka Real Madridli, bir efsane daha Bolton Wanderers'a katıldı: Fernando Hierro. Takıma yapılan diğer eklemeler ve sezon sonunda Bolton'ın ligdeki sırası 6.lıktı. 2005 sonbaharında Bolton Wanderers İnönü Stadı'na geldi. Yazın Jared Borgetti ve hatta Hidetoshi Nakata gibi çok yetenekli olsa da futboldan hayatı boyunca nefret eden (ne yaparsın, meslek işte) bir adam, Sam Allardyce'ın transfer yolunun ürünü oyuncular da bu takımda yer katılmışlardı. Bu tip transferlerin pek çoğu yalnızca bir sezon takımda kaldı. Sezon sonu geldiğinde Allardyce yerine benzerlerini koydu ve Allardyce'ın son 4 sezonunda takım ligde 8. sıranın altına inmedi. Sık sık vurguluyoruz; sorunlu oyuncular, veteranlar, üstün insan yönetimi becerisi sahibi Premier League menajeri Sam Allardyce...

Burnley lige gelmemiş olsaydı, Lancashire eşrafının en ateşli karşılaşması Bolton-Blackburn sayılırdı. Bolton taraftarı biraz kuzeye bakıyor ve 8 yıl boyunca Bolton'da benzer ve harika işler yapmış olan Big Sam'i Blackburn'de aynı yolu izlerken görüyorlar. Yine bir Real Madridli veteran... Michel Salgado, bir süre Blackburn Rovers idmanlarına çıktıktan sonra bugün kendisine önerilen 2 yıllık kontrata imza koydu. 34 yaşındaki sağ bek, Allardyce'ın alt liglerden getirip takıma koyduğu genç oyuncuların yanına eşsiz bir kariyer ile geliyor, tıpkı daha önce Bolton'a gelenler gibi. Rekabete gireceği oyuncu Everton'dan gelen Lars Jacobsen. Salgado ise bu seçimi kendisi ve özellikle de ailesi için değerlendirdiğini söylemiş. 10 yıllık Real Madrid kariyeri sonrası emeklilik zamanlarında rutinin dışına çıkmak her daim yararlıdır.

Noat Samisa

19.08.09

Sergen'den Tam 90'a

(''Batuhan kendini çok yukarılarda görüyor, sanıyor mu ki Avrupa'nın büyük kulüpleri onun peşinde? Bilsin ki yalnızca yeteneğe bakmaz onlar'' önermesine binaen...)

- Avrupa'ya falan gitmek kolay değil öyle. Benim mesela Almanya milli maçından sonra Bayern Münih'e transferim vardı. Adamlar bi' araştırmışlar... Almadılar.

Sergen Yalçın - 18.08.09 - Ntvspor / Videolig

Televizyon ekranı olur, rakı masası olur, çayıra otururlur; farketmez. Böyle konuşsun, saatlerce dinleyeyim. Araya bir de ''90 dakikayı da yediniz'' sıkıştırdı, artık o da kamera arkası sayılır. Son zamanların göbekli profesyoneli, Beşiktaş forması altında izleme şansına eriştiğim en büyük yetenek... Kesintisiz 5 dakika güldürdü sağolsun.

Noat Samisa

19.08.09