Man City 3-1 West Ham

Bu harika maç haftasının kapanışını Man City yaptı, oldukça tatmin edici bir oyunla kazandılar. Geçen hafta Manchester Derby'de gösterdiklerini bugün tam anlamıyla sahaya koydular; hem yeni transferlerin katkısı, hem Mark Hughes'ün takıma aşıladığı oyun karekterinin oyuncularca özümsenmiş oluşu ortaya bu akşamki takımı çıkardı. Mark Hughes'ün önünde daha pek çok cevap bekleyen soru bulunsa da üç transfer sezonunda tamamen yeniden yapılandırılmış, öncesinde de kadro dengesi bozulmuş haldeki bir takımın henüz sezonun 7. haftası geride kalırken böylesi bir futbol oynaması sezon seyri ve önümüzdeki sezonlar adına fazlasıyla heyecan verici. Premier League'de maç başı gol ortalaması bu haftayla birlikte 3 gol barajını aştı, bahis teriminolojisi ile istatistiksel olarak ''üst'' bir sezon yaşanıyor. Man City ve Tottenham gibi üstün hücum gücü sahibi takımların Big Four'a eklenmesiyle bu sezon daha gollü maçlar izliyoruz.Man City: Given, Zabaleta, Toure, Lescott, Bridge, Wright-Phillips, De Jong, Barry, Petrov, Tevez, Bellamy
Subs: Taylor, Richards, Johnson, Santa Cruz, Garrido, Sylvinho, Weiss

West Ham: Green, Faubert, Da Costa, Tomkins, Ilunga, Diamanti, Kovac, Parker, Noble, Jimenez, Cole
Subs: Kurucz, Spector, Nouble, Payne, Hines, N'Gala, Stanislas

Geçen hafta Old Trafford'da 2 muhteşem gol atan Bellamy her maça ilk 11 başlamaya devam ediyor, biz de maç değerlendirmesine onunla başlayalım. Her seferinde yaptığı bir sonraki transferde öncekinden fazlasını etmiş adamdır Bellamy, bugün 30 yaşında ve Ada futbolunda yarattığı işlem hacmi £40 milyona yaklaşmış durumda. Bu gidişle bilahare detaylı bir değerlendirme yazdıracak bu sayfaya ki geçen sezondan bu yana oynadığı futbol öyle birkaç cümleyle anlatılabilir değil. Maçtan evvel Zola'nın da övdüğü Bellamy'nin neden transfer edildiğini çok kez yazdık, şimdi neden oynadığı da aynı sebep ile alakalı ve çok formda. Bugün Martin Petrov da sol kenarda çok iyi bir maç çıkarmışken Robinho'ya tavsiyem kendine daha uygun bir takım bulmasıdır bu saatten sonra. Ya da yeterince hazır olacak ve sezon başındaki facia performansını unutmuş olarak sakatlıktan dönecek. Bellamy bugün ileri ikilide Tevez'in partneriydi. Ireland'ın yokluğunda De Jong ile klasik orta saha takımı çıkmıştı sahaya. SWP'nin en etkin olduğu düzen, keza Tevez için de ideal. Man City için ideal olan United deplasmanına ve Arsenal karşısına çıkan üçlü orta saha olsa da standart maçlar için eldeki forvet bolluğunu değerlendirmek açısından bu düzen sıklıkla tercih edilecektir. Bugün Santa Cruz da ilk kez Man City forması giydi, haftaya Adebayor da dönüyor. Bellamy ligin en formda oyuncularından birisi ve Tevez bugün 2 gol attı... Mark Hughes'ün elinde artık ağzına kadar dolu bir hoşaf kasesi var ve bununla stadı turlaması isteniyor. Her adımını atarken bir sonrakini de düşünmek zorunda.
West Ham maça deplasman formasyonu ile çıkmıştı. Üçlü orta sahanın önünde ileride Carlton Cole'u tek başına bıraktılar, yanına da iki çabuk Serie A hücumcusu Jimenez ve Diamanti'yi koydular. Yeni transfer Diamanti çok hareketli bir forvet, sol ayağı da çok iyi. Ama oyun katılımındaki sıkıntıları bugün West Ham'ın başına çok dert açtı. Sağ bek Faubert sürekli Petrov ile sol bek Ilunga sürekli SWP ile karşı karşıya kaldı ve bu alanlara Barry veya bekler girdikçe Man City pozisyonlar buldu. İlk gol de bir sol kenar aksiyonundan geldi. Genç stoper Tomkins koşusunu kesince Tevez boşa çıktı, Petrov'un güzel pasını golle bitirdi. Henüz 5. dakikada bir hızlı kenar akını ile gol geldi. Temponun artması City'nin en çok isteyeceği şey olurdu, Zola-Clarke ikilisinin takımı ilk 15 dakikada düştükleri bu hatadan çabuk sıyrıldılar. Tempoyu düşürdüler ve ilk kez rakip kale önüne gittiklerinde de duran toptan golü buldular. Oyun dengelendi, West Ham savunmasını biraz daha öne taşıdı ve Diamanti'yi kullanmaya başladılar. Radoslav Kovac EPL'de sık karşılaşılmayan bir role sahip, standart bir önlibero olarak Noble ve Parker ikilisinin arkasında pozisyon alıyor. Bu maça ne gibi bir etki ettiğini ben çözemedim, West Ham'ın sayıca fazla olduğu orta sahada City'nin orta saha elemanları Barry ve De Jong yıldızlaşmışsa Kovac'ın katkısından söz etmek zor. Zola da zaten ikinci yarı ortasında oyunu çevirmek adına Kovac'ı dışarı aldı, kalsik orta saha-iki forvet düzenine döndü. West Ham'ın oyunda dengeyi sağladı bölümde bir tartışmalı faul kararı çıktı. De Jong'un kazandırdığı serbest vuruşta Petrov, kaleci Green'in hatasını değerlendirdi ve uzak köşeyi gördü. Sonrasında Cole'ün Lescott'ı devirip kazandığı topta Scott Parker golü yaptı ama yardımcının uyarısıyla faul kararı çıktı. Bence pozisyon temizdi, o dakikada maç dengede gidiyorken atılan 2 duran top golünün ardından gelecek bir beraberlik golü, ortaya fantastik bir skor çıkarabilirdi.İkinci devre City hakimiyeti ile başladı. Disiplinize yerleştiler ve rakibin orta saha oyuncularının oyun kurmasını engellediler. Jimenez pasifize oldu, Cole oyunda koptu ve City orta sahasındaki iki özel beyin her kazandıkları topta en uygun atak başlangıcını yaptılar. City yine muazzam bir hız yakaladı. Bu hıza ulaştıklarında rakip savunmaları paspasa çeviriyorlar, bugün de bir ara korkutucu işler yaptılar. Zola'nın bir diğer Serie A transferi olan Manuel da Costa tamamı hareketli City ön tarafı karşısında çok zor durumlara düştü. 60'ta kazanılan serbest vuruşta Bellamy ortaladı, Tevez golü yaptı ve maç bitti. Sonrası Gareth Barry resitali; benzer oyun zekasına sahip De Jong ile sayıca kendilerinden üstün olan ve nitelik olarak da hiç azımsanmaması gereken West Ham orta sahasını adeta sahadan sildiler. Top kazanıyor, top kaşıyor, nokta pas atıyor, verkaça giriyor, kazandığı top sonrası topu verip ön dreğe koşuyor, akabinde sol kenardan top çıkarıp saniyeler sonra sağ kenar oyununa katılıyor; geçen hafta Tevez'in fırsatçılığı kadar Barry'nin attığı goldeki sezgisi bir başka referans. Gareth Barry transferi, Premier League'de bu sezonun açık ara en efektif transferi oldu. Bir oyuncu takıma bu kadar çabuk uyum sağlar ve bu kadar faydalı olur mu? Barry oluyor işte. Keza De Jong. Arsenal karşısındaki mükemmel oyunu, üstlendiği kesici rolü hedef maç orta saha düzeninde daha anlamlı.
Oyun biterken Michael Johnson'ı sahada gördük. Onun adını ekranda görünce çok mutlu oldum, lakin fena halde kilo almış göründü. Atik, çevik orta saha adamından bu güne hantal ama azimli bir adam kalmış sanki. 2 sezon evvel Eriksson'un takımı iyi giderken, henüz ligde Cattermole, Noble, Rodwell gibi Johnson ile mevkiidaş oyuncular çıkış yapmamaışken Elano ile birlikte Johnson bu yolun baş aktörleriydi. Elano sakatlandı, teklediler. Elano döndü, bu kez Johnson sakatlandı; motorları durdu. Geçen sezon aralıklarla yalnızca 3 maç oynayan (edit)1988 doğumlu orta saha oyuncusu Johnson, bu sezon ilk kez sahaya çıktı. Bir ara mide kanseri diye haber çıktı, sonra futbol hayatı bitti denildi. Ama Johnson şimdilik döndü, az görülen sakatlığını tamamen atlatmış olmasını umuyorum. Fazla kilolarını zamanla verirse eğer, City orta sahası çok değerli bir alternatif daha kazanmış olur.

Tamamı hareketli hücumcular, geçen seneden kalma oyun karekteri, artan kalite... hepsi bir araya geldi ve hafta içi Carling Cup'ta kazanılan Fulham maçı da dahil olmak üzere şimdilik işler hiç de fena gitmiyor. Arada bir tek United mağlubiyeti var, o da üzerinde durulmaması gerektiği kadar dramatik bir son ile bitti. Man City, bu haliyle herkese kafa tutacak seviyede ve aykırı futbol karekteri sahibi bir takım. Savunma tandemini Cole birkaç kez salladı; Toure'nin üzerinden vurduğu kafa ve hakemin faul verdiği pozisyonda Lescott'ın dağılması belki de bu akşamdan kalan birkaç soru işaretinden ikisi. Sezon başında öngörülen sorular artık en kazık halleriyle bu hafta içinden itibaren Mark Hughes'ün önünde. Haftaya Villa Park'ta kimler oynar? Bugünün iyileri Bellamy ve Petrov sahada olursa Adebayor kesik yer; Togolu'nun bu karara tepki vermemesi sürpriz olur. Santa Cruz'un daha 2-3 haftası var, o günlerden sonra işler daha da karışabilir. Robinho'nun sakatlığı gibi; bazen bazı eksiklikler, cezalar takıma pozitif etki yapar. West Ham'da işler iyi gitmiyor, 6 maçta 4 puan alabildiler. Çok genç bir kadro var Zola'nın elinde, manvera şansı kısıtlı. Tomkins, Hines, Noble, Stanislas gibi genç altyapı mahsulleri takımda önemli rol sahibi. The Academy'nin hakkını veriyor; zaten mali buhran nedeniyle bugün tribünde görünen Kia Joorobichian gibi zararlı adamların insafına kalmış olan kulübü yarışmacı ortamın içerisinde tutmak için pek de fazla şansı yok.

EPL 09/10 7. Maç Haftası
Manchester City 3-1 West Ham United
Noat Samisa

29.09.09

Fernando Torres #15

1440 X 1028
En son serinin 14. postunu yazmışız. Liverpool'u en son 90 dakika 1 ay evvel Bolton karşısında izlemiştim, o günden bu yana denk gelmedi ve 90 dakika Liverpool maçı izleyemedim. Liverpool bu süreçte 5 maç oynadı, tamamını kazandı. Premier League fikstürü dahilinde oynadıkları 3 maçta en az 3 gol attılar; Burnley'yi 4, Hull City'yi 6 golle geçtiler. Bu iki maça ek olarak bu sezon evlerinde oynadıkları bir diğer maçta da Stoke City'yi 4-0 ile geçtiler. Stoke City ile geçen sezon iç sahada 0-0, Hull City ile 2-2 berabere kalındığını hatırlatalım. Sezonun ilk 3 maçında alınan 2 mağlubiyetten biri olan Aston Villa yenilgisi, Liverpool'un iç sahadaki son mağlubiyeti olan 2007 Aralık ayındaki Man Utd yenilgisinden bu yana Anfield'da süre 31 maçlık serinin sonu olmuştu. Xabi Alonso'nun kaybı, yerine alınan Aquilani'nin sakatlığı; sol beke monte edilen Emiliano Insua'nın henüz beklenen düzeyde olmayışı, Glen Johnson'ın uyumu, savunma tandemindeki anlaşılmadık sıkıntılar ve Hull City maçına kadar yenilen hiçbir golün harekterli toplardan gelmemiş oluşu, yani duran top alan savunması zaafı... gibi pek çok başlık altında arızaları sıralamak mümkündü. Bugün gelinen noktada sahada biraz farklı bir takım var, ama ''geçen iki yıldan iyi mi?'' denirse henüz buna bir cevap bulunabilmiş değil. Lakin şu var ve Liverpool adına en hayati veri de budur: Bu sezon ligde oynanan 7 maçın tamamında Gerrard-Torres ikilisi beraberce sahada yer aldılar.

Sonuç: Fernando Torres bu sezon EPL'de oynadığı 7 maçta 8 gol attı. Gol krallığı yarışının zirvesinde. Steven Gerrard ise sezon seyrine 4 gol 3 asist ile devam ediyor. Liverpool'un puanı 15; ligin zirvesinden 3 puan, bir mağlubiyet geride. Sezon başı görünen arızalar hala giderilmiş değil, ama Benitez'in her zaman 1 fazlası vardır. Kuyt, Riera, Benayoun ve Torres'in aynı anda sahada olduğu bir takıma ''orta saha oyuncusu'' rolü sahibi Gerrard da eklendi; hedef maçlarda değişme haklı saklı tutularak Liverpool'un gol silahları çalışmaya başladı. Haftaya Stamford Bridge'e gidiyorlar, pazar akşamı için kimseye söz vermeyin...
Fernando Torres, Hull City'e atılan 6 golün ilk 3'ünü kaydetti ve hat-trick yaptı. Attığı goller birbirine çok benzer, Stoke City'den kiralanan Senegalli stoper Ibrahima Sonko'yu çok zor durumlara düşürdü. Bu maçta atılan Gerrard golü ise haftanın golü, Torres'in hat-trick'i bile yanında sönük kaldı. Yine de maçtan sonra, yaptığı hat-trick dolayısıyla gelenekselleştiği üzere Torres'e maç topu hediye edildi. Premier League'de eğer top hasar görmez veya tribün dışına gitmez ise her maç tek top ile oynandığından her maç topunun bir hatırası var. Kim tarafından yazıldığı anlaşılmayan ''well done'' ve ''perfecto tres'' okunuyor, Insua da kendi dilinde ''tebrikler'' yazmış ve okunaklı imzasını atmış. Liverpool tarihinin şimdiden efsane olan santraforu için topun yeri evinin salonunun baş köşesi, Liverpool için şampiyonluk yarışının içerisinde olmanın tek yolu Gerrard-Torres ikilisinin birlikteliği...

Fernando Torres - Liverpool

Premier League: 56 maç - 46 gol

Toplam: 93 maç - 58 gol

Noat Samisa

28.09.09

Carling Cup 2010 R4

Buraya kadar az sürprizle geldi Carling Cup. R2'daki West Ham-Milwall sokak çatışmasını saymaz isek turlar sakin geçti. Heyecan R4'dan itibaren artıyor, sahneye giantkiller'lar ve underdog'lar çıkıyor. Ve tabii erken finaller... Wenger'in ''League Cup takımı'' tercihine Alex Ferguson da uydu, geçtiğimiz hafta içi sahaya bambaşka bir takım sürdü. Geçen sezonun şampiyonu Man United'ın karşısında 2008 FA Cup'ın giantkiller'ı Barnsley olacak. Son iki sezonun finalisti Tottenham ise Everton'ı konuk edecek. Blackburn ve Man City'nin rakipleri alt liglerden, Peterbrough geçtiğimiz hafta içi Newcastle'ı kupanın dışına itti. Esas eşleşme devlerin erken finali: Arsenal-Liverpool. Maçlar Ekim ayının son haftası oynanacak. Bu süreçte Liverpool önce ligde Man United'ı konuk ediyor, 2 gün sonra Emirates'te Arsenal karşısına çıkıyor. Arsenal ise Liverpool ile League Cup'ta oyandıktan sonra Tottenham karşısına çıkıyor. Fikstürün fena sıkıştığı zamanlar olacak o günler. Yine de maçın adı büyük; geçen yılki 4-4'lük hafta içi maçının sıfatı hala ''bu maçtan bu yana daha iyisini izlemedim'' olarak hatırımdadır. Bir başkasına niyet, kısmet... Maçlar 27 Ekim'de oynanacak.

League Cup 2010 R4
Blackburn Rovers v Peterborough United
Manchester City v Scunthorpe United
Tottenham Hotspur v Everton
Barnsley v Manchester United
Chelsea v Bolton Wanderers
Sunderland v Aston Villa
Portsmouth v Stoke City
Arsenal v Liverpool
Noat Samisa

27.09.09

Magpies Artık Gülüyor

Aylar boyunca Newcastle United'a dair kaç tane iç karartıcı yazı yazdım, sayısını hatırlamıyorum. Her kuponu son maçtan yatan düz taban sıfatlı bahis düşkünü misali her finali kaybettiler. Her umutlandıklarında bir darbe daha yediler. Şampiyonluğa oynadığı günleri görmek istedikleri takımları küme düştü, bunu da gördüler. St. James' Park artık 42 bin ortalamaya oynuyor, Ada'nın en büyük 4. stadyumunu her maç tıklık tıklım dolduran taraftar da birilerine çok kırgın.Patron Mike Ashley istediği fiyata kulübü satamayınca ''bari 6 ay daha kalayım'' dedi, kulübe bir çivi bile çakmadan varlığını sürdürüyor. Geçen sezon geçici menajer sıfatıyla kalıcı menajerlerden daha fazla maça çıkan Chris Hughton takımın başında, bugün 9 maç sonrasında 22 puan ile Championship'in zirvesindeler.

Sezona WBA beraberliği ile başladılar, son 3 maçta ligde Blackpool ve League Cup'ta Peterbrough deplasmanlarını kaybettiler. Dün Roy Keane'in çalıştırdığı Ipswich Town deplasmanındalardı. Premier League'in değerli orta saha oyuncularından, Sam Allardyce'ın Bolton'unda takımın maestrosu olan Kevin Nolan hat-trick yaptı; 0-4 kazandılar. Blackburn'den kiralanan Khizanishvili savunmaya, geçen günlerde Aston Villa'dan kiralanan Marlon Harewood ise forvete takviye. Geri kalanlar batan gemiyi terketmeyenler veya terkedemeyenler. Bugün sahaya çıkan Newcastle takımı, bugün Premier League'de yer alan en az 5 takımdan daha iyi bir ekip. Eğer kadroya puan verilseydi Newcastle bir süredir ligi orta sıraların üzerinde bitirirdi. Şimdi Championship'teler ve bu seyri sezon sonuna kadar sürdürüp Premier League'e çıkmak zorundalar. Yüklü oyuncu maaşlarını bir sezon daha tolere edecek mali yapı yok, terfi etmeye mecburlar. Roy Keane'in Ipswich Town'ı ise bir başka yazının konusu olacak.

Dün Portman Road'da oynanan maçın bir başka hikayesi daha vardı. Geçtiğimiz aylarda kanserle verdiği savaşı kaybeden Sir Bobby Robson, 13 yıl menajerlik görevini yürüttüğü Ipswich Town ile 1978'de FA Cup, 1981'de UEFA Kupası zaferlerini yaşamış; 1999-2004 yılları arasında da Newcastle United'ın başında geçirdiği günlerin ardından aktif futbol sahnesinden çekilmişti. İki kulübün ortak kararı ile Portman Road Stadyumu'nun arazisi içinde bulunan Sir Bobby Robson heykeli önünde bir anma töreni düzenlendi ve takımlar maça bugünün anısına hazırlanan formalarla çıktılar. Devre arasında da yapılan tören ile Portman Road Stadı'nın North Stand olarak adlandırılan Kuzey Tribünü'nün adı, ''Sir Bobby Robson Stand'' olarak değiştirildi. Benzer bir uygulamaya Nottingham'da da rastlamak mümkün. Maç öncesi Bobby Robson'ın Ipswich Town'ın başında çıktığı her maç için bir tane olmak üzere gözyüzüne 709 adet balon salındı. Formalar Sir Robson'ın kanser yardım kuruluşunca açık artırma usulü satılarak elde edilen gelir kanser hastalarına bağışlanacak.Championship'te 9. maç haftası oynanırken geçen sezon Premier League'i son 3 sırada tamamlayan takımlar yükselme potasındalar. Bu 3 takımdan en az 2'sinin önümüzdeki sezon Premier League'de olma olasılığı fazlasıyla yüksek. Sezona iddialı giren Nottingham Forest ise geçen sezonki yerinde sayıyor. Bugün Preston araya sızmış görünüyor, 46 haftalık maratonda biletler şimdiden kesilmese de Roy Keane havlu atmak üzere.

Noat Samisa

27.09.09

Yeni Lider Man Utd

Chelsea duvara çarptı, Stoke City deplasmanından 0-2'lik galibiyet ile dönen son şampiyon yeniden tabelanın zirvesine çıktı. Gol yemeden, yatay seyirde geçen bir maç sonucunda düşük skorlu bir Chelsea galibiyeti bekliyordum ama DW Stadium'da işler hiç de istenildiği gibi gitmemiş. 52'de Rodallega'yı düşüren Petr Cech, son adam kırmızısı görmüş. İkinci devreye beraberlik golüyle başlamış Chelsea; bu kırmızı kart maçın kırılma anı. Rodallega iyi yedirmiş hakeme, penaltı ağır karar gibi görünüyor. Penaltıyı yaptıran Rodallega topu başına geçmiş, durumu 2-1'e getiren golü atmış. Kapanışı da Paul Scharner yaptı ve Roberto Martinez'in takımı Wigan 9 puana ulaşırken Chelsea averajla liderlik koltuğunu bıraktı. Böylelikle ligde namağlup takım kalmadı.

Stoke City aslında sezon başı başka bir takım olmaya niyetlenmiş görünüyordu, lakin Tony Pulis'in varlığı bu değişim çabasını eskiye uydurmuş görünüyor. İlk yarı sadece kapandı Stoke City, rakip kaleye gitmeyi düşünmediler bile. 186 cm ile ligin boy ortalaması en yüksek takımı vasfını kullanarak ceza sahasına inen topları savuşturdular, United'ın yavaşlattılar. Belki de sezon başından bu yana Man Utd'ın Cristiano Ronaldo'nun eksikliğini net olarak hissettiği ilk maç budur. İkinci yarı Stoke ipleri gevşetince oyun rahatladı ama United hala çok yavaştı. Colin Kazım misali ''takımdan ayrı takılıyor günü''nde olan Nani çıktı, Giggs girdi ve maç 0-2 bitti. Ryan Giggs 2 asist ile 20 dakikada işi bitirdi. Tuncay son 20 dakika sahada kaldı, Man Utd'ın skoru ele geçirdiği bölümde oyun iyice yavaşlayınca doğru dürüst topla buluşamadı.

Liverpool fena patladı, Hull City'ye 6 gol attılar. Phil Brown ve Hull City üzerine bir post kısa zamanda blogda olacak. Torres 3 tane attı ve Liverpool yukarıya yanaştı. Tottenham da Burnley'ye hoşgeldin hediyesi verdi; 4 golün Robbie Keane'den geldiği maçı 5-0 bitirdiler. 7. maç haftası biterken zirve şimdiden belirginleşmeye başladı. Birmingham sahasında kaybetti, adamım Lee Chung-yong bu hafta takımını galibiyete taşıyan golü attı. Blackburn sahasında kazandı.

Wigan 3-1 Chelsea
Stoke City 0-2 Man Utd
Liverpool 6-1 Hull
Tottenham 5-0 Burnley
Birmingham 1-2 Bolton
Blackburn 2-1 Aston Villa
Noat Samisa

26.09.09

Portsmouth 0-1 Everton

Portsmouth: James, Vanden Borre, Kaboul, Wilson, Ben-Haim, Mokoena, Brown, O'Hara, Boateng, Smith, Dindane.
Subs: Begovic, Mullins, Williamson, Webber, Kanu, Yebda, Belhadj

Everton:
Howard, Heitinga, Yobo, Distin, Baines, Osman, Fellaini, Rodwell, Pienaar, Cahill, Saha
Subs: Nash, Hibbert, Bilyaletdinov, Jo, Gosling, Yakubu, Neill

Sahada görünen takımın sezon öncesi söylenen her şeyi yalanlama hakkı saklıdır. Bazen her şey iyi gider, bazen biri çıkar aksaklıkların üzerini örter. İki sezon evvel büyük umutlarla £6 milyon ödenerek Preston'dan transfer edilen santrafor David Nugent geçen hafta kiralık gittiği Burnley'de 2 gol birden attı ve yeni takımını galibiyete taşıdı. Halbuki Nugent'ın 30 maçı aşkın Pompey kariyerinde toplam 3 gol vardı. Böyle şeyleri tahmin edemezsiniz. Portsmouth'taki kadro erozyonu, daha doğrusu şehrin futbol takımını adeta yutan dev heyelanın takımı getirdiği durum tahmin edilebilir bir şeydi, sezon başı 6 maçta 0 puan hiç de sürpriz olmadı. Patron devre arası için £50 milyonu hazırlamış, lakin o güne kadar Portsmouth'un çift haneli puanlara ulaşamama ihtimali az değil. Muntari, Diarra, Defoe, Campbell, Crouch, Johnson, Davis, Kranjcar... ve daha pek çok değerli oyuncuyu kaybettiler. Geçmişte pek çok kez Portsmouth'un bu durumunu ele almıştık. Bugün sahaya çıkan kadroda David James hariç FA Cup şampiyonu takımdan miras yoktu. Geçen yıldan bir diğer miras Kaboul ve oyuna sonradan giren Kanu; diğerleri yeni oyunculardı.
Belçikalı Vanden Borre Genoa'dan kiralık geldi, sağ bek ona emanet. Stoperde Kaboul, şu görüntüde takımın en değerli oyuncusu. Partneri ise Paul Hart'ın altyapı koordinatörü olduğu günlerden tanıdığı İrlandalı stoper Marc Wilson, sol bekte Tal Ben-Haim oynadı. Orta sahada şu takım içinde iyi sayılacak bir Premier League oyuncusu Michael Brown, karşı kenara yakın oynayan isim Tottenham'da sezonluk 15 maça ancak ulaşabilen Jamie O'Hara. Orta sahada Güney Afrika ulusal takım kaptanı Mokoena, önünde Kevin Prince Boateng. İleride iki gezgin forvet: Alt lig forveti Tommy Smith ve Aruna Dindane. Yedeklerin kalitesi, aşağı-yukarı sahaya çıkan takım seviyesinde. Alternatif oyuncular arası kalibre uçurumu yok, toplam kalite ortada. Geçen sezonu tamamlayan Basinas-Mullins orta sahasına göre daha iyi bir orta saha var; lakin yokluktan baklava orta saha görünümlü diziliyorlar. O'Hara da Brown da kenar oyuncusu değiller, sürekli içe kaçarak oynuyorlar. Ben-Haim de stoper bek dahi olamayacak bir oyuncu, o bölgeyi idare dahi edemiyor. Böyle olunca Portsmouth hücumları ancak birkaç oyuncunun çabasına bakıyor. Vanden Borre topu taşıyacak, Tommy Smith orta saha oyuncularını ceza sahasına sokacak ve Kaboul uzun top oynayacak... Bireysel yaratıcılık noktasında elde kalan son değerli oyuncu Krancjar da gidince Portsmouth'un hücum aksiyonları tesadüflere yaslandı. 7 maçın yalnızca 2 tanesinde toplam 3 gol atabildiler, şu görüntüde hiç de şaşırtıcı değil.

Everton'da Phil Neville sakatlanınca Fellaini takıma girdi. Geçen sezon çıkış yapan, bu sezon da çıkışını hız kesemeden sürdüren Jack Rodwell orta sahanın tahtaya adı ilk yazılan elemanı. Bugün pek oyuna girmese de daha önceki maçlarda gösterdikleriyle potansiyelini belli etti. 2 sezon sonra Man Utd'ın Paul Scholes'un yerine Everton'ın kapısını çalması sürpriz olmaz, muhtemel bedel de £20 milyon civarı olacaktır. Everton savunması geçen sezonki ideal takıma göre 3 yeni oyuncuyla sahaya çıktı, bu durum neresinden bakılırsa bakılsın çeşitli sıkıntılar doğurur. Yobo-Distin ikilisi birkaç kez boşta kalan topları birbirlerine bıraktılar. Bu ikilinin alışma sürecine ek olarak bu takıma Jagielka'nın girişi çok önemli. Sağ bekte Heitinga, golün pasını vermiş olmasına karşın ilk 60 dakika rakibin ürettiği tüm gol aksiyonlarında başroldeydi. 33'te Dindane'ye bir kafa vuruşu şansı verdi, kaleci Howard değil de ben olsam Heitinga'nın yakasına yapışmıştım. Howard'ın omzuna çarpan top kornere gitti. Sol bekte geçen sezonun flaş ismi, kadife sol ayak Leighton Baines. Kirkby doğumlu, Everton'ın çocuğu Baines bu sezon da ligin gümüş karmasına adını yazacaktır. Sağ kenarda Osman, solda Pienaar; önde Tim Cahill ve en ileride Louis Saha ile çıktılar sahaya.
Zenit-CSKA Moskova maçı nedeniyle maçın ilk 15 dakikasını pas geçmek zorunda kaldık. İlk yarı Everton topa hakim oldu, kenar oyuncularını oyuna soktu. Maçtaki ilk önemli tehlikeyi Dindane ile ev sahibi Portsmouth geliştirdi, ama kaleci Howard bu gollük şutu kurtardı. Distin-Yobo ikilisinden bir yerleşim hatası, böyle çok ikinci top verdiler rakibe. Kaboul yüksek toplara geçit vermedi, Saha'yı ceza sahası önünden dışladı. Saha da sürekli kenarlara kaçarak top aldı, orta saha oyuncularını oyuna sokmaya çalıştı. Tamamı hareketli oyunculardan oluşan Everton hücumları, bir bölüm rakibi çok zorladı. Baskı gol getirmedi, devre sonuna doğru saha ortası taç çizigisi dibinde kaptırılan topta Heitinga'nın uzun pası ilk kez Kaboul'u aştı. James pasif kaldı, Saha affetmedi. Ligdeki 5. golü, Fransız golcünün sezon başlangıcı Fulham'daki son günlerini hatırlatıyor. Sakatlık belası gelmedikçe Saha müthiş bir golcüdür, sol ayağına paha biçilemez.

İkinci yarı Everton en iyi yaptığı işi yapmaya çalıştı. Öne geçtikleri bir deplasmanda skoru tutacaklar, 2-0 için rakibin hatasını kovalayacaklardı. Savunma hattı daha geride pozisyon aldı ama boy ortalamasının geçen yıla göre düşmüş olması bu açıdan zaaftır. Neyse ki bugün karşılarında efektif bir takım yoktu. Pienaar ve Osman oyundan çıkınca Everton top taşıyamaz oldu, uzun toplar da Kaboul'ün kafasında eridikçe Pompey atak tazeleme imkanları buldu. Bu bölümde baskı yediler, Moyes çözümü Heitinga'yı kaleden uzaklaştırmakta buldu. Sakatlığı bulunan Bilyaletdinov son yarım saat sahada yer aldı, Moyes'in 4-5-1'inde sol kenarda pozisyon aldı. Bu maçın öncesinde izlediğim Bystrov gibi hem kenarda, hem de orta sahada pozisyon alabilen, ideal üçlü orta saha oyuncusu modelindeki çağdaş Rus orta saha oyuncularını çok beğeniyorum. Bilyaletdinov da bunlardan biri. Arteta döndüğünde ortaya çıkacak takımı tahmin etmek zor, düşüncesi dahi heyecan verici.

Portsmouth'un bu kötü tablosunda bugünkü oyun fazlasıyla iyiydi, skoru elde etmek için çok şey yaptılar. Paul Hart bugün Kanu'yu geç kullanındı, son bölümde üretilen pek çok gollük aksiyondan sonuç çıkmayınca maç Everton'ın istediği gibi bitti. Portsmouth 7 maçta 0 puan ile ligin dibinde. Wolves deplasmanı ve Tottenham maçlarından da puan alamaz iseler lig tarihinin en kötü lig başlangıcı rekorunu kıracaklar. Paul Hart yeni denemeler yapacak, başka da şansı yok.

Premier League 09/10 7. Hafta
Portsmouth 0-1 Everton
Noat Samisa

26.09.09

Premier League 09/10 #7

Nedenler serisi sebebiyle geçen haftayı blog pas geçti, buna enfes bir finalle biten Manchester Derbisi'nin de dahil olması üzücü. Bugünden devam edelim. Hafta içi League Cup R3 maçları vardı, önümüzdeki hafta içi de UEFA Şampiyonaları'nda ayrılınca fikstür yine Cumartesi'ye yığıldı. Ada'da futbolun saati her daim Cumartesi öğleden sonra 3 olmuştur ama naklen yayınlar sıklıkla Pazar günü erken saate de bir maç koyduruyordu. League Cup'ta Burnley'nin Barnsley'e, Newcastle'ın da Peterbrough United'a elenmesi haricinde sürpriz yok. Asıl kapışma R4 ile başlıyor, kalan 16 takım için yarın kura çekilecek.Carling Cup demişken preview yazısına Tuncay Şanlı ile başlayalım. Stoke City, Blackpool'u müthiş bir geri dönüş ile 4-3 ile elerken Tuncay maça ilk 11 çıktı. Ağırlıklı olarak genç oyunculardan oluşan kadroda sakatlıktan çıkan Beattie ile birlikte forvet ikilisini oluşturdu. Liam Lawrance'ın bir de penaltı kaçırdığı maçı Tuncay 2 asist ile tamamladı, 90 dakika sahada kaldı. Takımının ikinci golünde kafayla Etherington'a, üçüncü golde ise Fuller'dan aldığı top nefis bir pasla Fuller'a ulaştırarak takımının geri dönüşünde en büyük pay sahiplerinden biri oldu. Fuller hafif sakat, James Beattie'nin de saakatlık dönüşü durumu iyi değilken Tuncay-Kitson ikilisi Pulis'in Man United karşısındaki forvet ikilisi seçimi olabilir. Dave Kitson bu sezon toplamda 3 gol attı, takımın en golcü oyuncusu olarak formayı kaybetmesi kolay görünmüyor. Tuncay'ın rekabete gireceği oyuncular bana göre Matthew Etherington ya da Liam Lawrance. Sezon içerisinde forvet mevkiisi için elbet sıra gelecek ama Tuncay'ın düzen içinde yer alması, şu görüntüde kenar oyuncuları ile gireceği rekabete bağlı. Man Utd'ın yeni sakatı yok, Britannia Stadium'a 6'da 5 ile gelecekler.

Yeni Everton'ı fazlasıyla merak ediyorum, sakatları iyileşen bir Everton'ı daha fazla merak ediyorum. Bilyaletdinov'u bu hafta da izleyemeyeceğiz, hafta içi Hull City'yi 0-4 mağlup ettikleri maçta oynadı ve sakatlandı Rus orta saha oyuncusu. KC Stadium'da şov yaptılar, aylar sonra futbola dönen Yakubu'nun golü açılışı yaptı. Rakip Portsmouth ise ligin transfer rekortmeni. Kadrolarına 13 yeni isim katıldı, bu sayıdan fazlası takımdan ayrıldı. Yeni patron Süleyman el-Fahim, devre arası transfer dönemi için £50 milyon hazırlamış. Bugün takım 6 maçta 0 puan ile lig tarihine geçen bir başlangıç yapmış olsa da ikinci yarı için umutlular. Bolton hafta içi West Ham'ı kupanın dışına iterken adamım Lee Chung-yong uzatmalarda yaptıklarıyla takımına turu getiren adam olmuş. Koreli yavaş yavaş Premier League'e ısınıyor, daha da iyi olacak. Birmingham ilk 6 maç haftası itibariyle bu ligde tutunabileceğini gösterdi. St. Andrews'ta yenilmez oldukları takdirde tabela onları taşıyacaktır. Bu haftasonu için sakatları çok, galibiyet hasretine Portsmouth ile çare bulabilen Gary Megson için şans. Aston Villa 5'te 4 ile geçen sezon Mart ayında kaldığı yerden devam ediyor. Rakibi Blackburn'de ise Sam Allardyce halen istediği takımla sahada değil. Geçen hafta antremanda hocasıyla tartışan Nigel Reo-Coker yeniden takıma döndü. Ewood Park zor deplasman. Art arda iki zor maçta 3'er gol yiyen Tottenham'ın Big Four umutları törpülendi. En azından sandıkları kadar kolay olmayacağının farkına vardılar ve Luka Modric'in önemini bir kez daha kavradılar. Hafta içinde Preston karşısında forvetleri rehabilite ettiler, Crouch tek başına 3 tane attı. Evinde kral olan Burnley, bu deplasman en fazla puan için ümitvar olabilir. Roberto Martinez'in etiketi sık rastlanır cinsten değil, kredisi de az değil. Wigan'ın zayıflayan kadrosunda yeni bir kolaj yaratmak kolay olmayacak elbet. Chelsea'de Yuri Zhirkov ve Joe Cole da sakatlıktan döndüler, Drogba'nın da yarın sahada olması bekleniyor. Chelsea ağır favori. Fulham, geçen sezona göre lige en kötü başlayan takım. Everton ve Portsmouth'tan 3'er puan aldılar ama çok gol yediler. Simon Davies ve Andrew Johnson sakat, bu ikili öenmli eksikler. Arsenal'de başka bir ilk 11 daha kurulan sakatlar kadrosu yarıya indi. Kale yine Manone'ye emanet, ama Arshavin sahada olacak. Pazar günü Sunderland için bir test daha, orta sıraların üstü için bu tip maçları kazanmaları gerek. Pazartesi maçı ise uzaktan çok güzel duruyor, iki farklı takım bize bol gol vaad ediyorlar.

Cumartesi, 26 Eylül 2009
Portsmouth v Everton, 14:45 - Spormax
Birmingham v Bolton, 17:00
Blackburn v Aston Villa, 17:00
Liverpool v Hull, 17:00
Stoke v Man Utd, 17:00 - Spormax
Tottenham v Burnley, 17:00
Wigan v Chelsea, 17:00
Fulham v Arsenal, 19:30 - Spormax

Pazar, 27 Eylül 2009
Sunderland v Wolverhampton, 18:00 - Spormax

Pazartesi, 28 Eylül 2009
Man City v West Ham, 22:00 - Spormax

Noat Samisa

26.09.09

Yirmi Bir

Bir süredir hayranlıkla takip ettiğim bir arşiv çalışması var Lig Tv'de. Beş kişilik bir ekip hazırlıyor, haftadan haftaya farklı başlıklar ile anılarımızı tazeliyorlar, bilmediklerimizi gösteriyorlar. Gavurun ''Blackjack'' dediği oyunun bizim ülkemizde daha fazla bilinen adından, Yirmi bir'den yola çıkmışlar. Unutulmaz 21 Frikik Golü ile başladılar sanıyorum, dün gece ''Unutulmaz 21 Geri Dönüş'' ile devam ettiler. Arada hakem hataları ve son dakika golleri serisi de oldu. Atladığım da olabilir. Futbol adına literatür geçmişi neredeyse bomboş olan bir ülkede böylesi çalışmaların, derlemelerin değeri çok çok büyük. Her fırsatta eleştirmekten geri durmadığım ligimiz yayın üstlenicisi Digiturk'ü de böylelikle bir kez olsun takdir etmiş olayım. Bu da bir aşama sayılır. Yeni bölümleri her cuma maçı sonrası, şiddetle tavsiye olunur.

Noat Samisa

26.09.09

Gidişler Sol'dan

Liverpool halen olamadığı gibi bir süredir şampiyon olamıyor; Chelsea de o sıralar tabelanın başaltı sırasında kendine yer bulmaya çalışıyor, 3. sırayı büyük başarı sayıyor. 90'ların sonu ve yeni milenyum'un ilk 10 yılının ilk yarısında Ada'da ''iki büyük'' vardı, her sene bunlara meze niyetine bir başkası ilişiyordu: Newcastle, Leeds, Liverpool... bazen de bir başkası. Arsenal ile Man Utd arasında geçen maçlar her daim yüksek gerilim, bol adrenalin yüklüydü. Maç öncesi iki keskin zekanın atışması vardı, bugün halen sürmektedir. Wenger bugün, ''psikolojiye dair ne öğrendiysem pub'lardan'' manasında cümleler kurarak vatandaşı Albert Camus'ya adeta nazire yaparken, Alex Ferguson en son dördüncü hakemin sırtını sıvazlarken görülmüştür. Esasında çok farklıdırlar, ama laf yarışında asla birbirlerinden geri kalmazlar. Belki Arsenal artık o günlerdeki kadar yarışmacı değil, Sir Alex ise halen zirvede.
Bahsettiğimiz dönemde, şimdilerde mazide kalan Wenger'in takımı ile Ferguson'un bugüne de taşıdığı ''kralın özel muhafızları'' topluluğu kan kokusu almış vampir gibi sahaya çıkarlardı. Bu kaşarlanmış şampiyon/winner oyuncular topluluğu, işin içine Chelsea girip ligin zirvesini bir süre domine ederken de iki kadro arasında yıllar boyu süren rekabetin son demleri yaşanırken de rekabeti yaşamaya devam ettiler. Başta Keane ve Vieira, iki savaşçı orta saha elemanı olmak üzere iki özel kadro arasındaki rekabetin en somut mahsullerini kısa zaman arayla sergilemişlerdi. Öncesinde ''Battle of Old Trafford'' olarak bilinen efsane maç, Arsenal'in 49 maçlık yenilmezlik serisini bitiren bir başka efsane maç, nam-ı diğer ''Pizzagate''; kırmızı kartın eksik olmadığı, topa hamlelerin pek çoğunda krampon çivilerinin kaval kemiğini jilet misali teğet geçişinin normalleştiği, tekmelerin hesabının tutulmadığı maçlar... 2000 sonrası için hepsi bir araya getirilip dvd'si yapılsa hemen koşup alacağım sayısız pek çok harika maç oynamıştır bu iki ekip.

Graham Poll, o dönem iki takım arasındaki maçların ilk tercih edilen hakemiydi. Bu maçların bir tür savaşa dönüşmesinin önemli sebeplerinden birisidir. Ne oluyorsa oluyor, 2006 Dünya Kupası'nda Josip Simunic'i 3 sarı kart ile oyundan atan adam Arsenal-Man Utd maçlarında elini cebine götürmeye sıklıkla eriniyordu. Arsenal taraftarı kendisinden nefret eder, Wenger de ne zaman fırsat bulsa lafını esirgemez. Poll, en son ''hakem yorumcusu'' olarak tv'de Arsenal aleyhine karar veren hakemi onaylamış, ertesi gün Wenger'den sağlam ayar yemişti.
Çift haneli kırmızı kart sayılarıyla lig tarihine geçmiş olan ikili, bir zamanların en çok birbirleriyle kıyaslanan orta saha adamları: Roy Keane ve Patrick Vieira. Takımların rekabetine ek olarak iki futbolcunun aralarındaki rekabet de fazlasıyla ateşliydi. İki kaptanın 99/2000 sezonunda saha ortasındaki kapışmalarından yıllar sonra maç öncesinde yaptıkları kısa sohbet efsanedir. Arsenal'in ''The Invincibles'' zamanları, yıl 2004. Yer Highbury soyunma odası koridorları, iki takım dar koridorda yan yana dizilmişlerdir. Vieira, yanında duran ve gözlerinden ateş fışkıran Keane'e ''Sadece gülümse adamım.'' der ve kıskıs gülmeye başlar. Keane rakibinin yüzüne bakmadan cevap verir: ''Eğer 12 puan önde olsaydık gülüyor olurdum, ama değiliz.'' Vieira bu cevap sonrası artık gülemez. Bu muhabbetin 1 yıl sonrası, yer yine Highbury. Lider Chelsea'ydi; United sezonun ilk yarısında bolca hakem tartışması (Mike Riley bu maçı katletmiştir) yaşanan maçta Arsenal'i 2-0 yenmiş ve rakibinin 49 maçlık yenilmezlik serisini bitirmişti. Bu şartlar altında iki takım da normalde olduğundan daha gergindi. Vieira bu kez Gary Neville'a yanaştı; sesler yükselince ufak çapta itişmeler başlıyor derken Roy Keane girdi araya: ''Gary kolay lokma, bana gel bakalım.'' Seramonide Vieira'nın Scholes'u pas geçişi, Gary Neville'ın sokak çetesi lideri misali tokalaşırken Vieira'nın elini kırma çabası sahaya 2-4 Man United galibiyeti olarak yansıdı. O yıl sonunda iki kaptan da takımlarından ayrıldılar ve bir bakıma Man United-Arsenal rekabeti ruhunu kaybetti. Bu ikili sürekli sahada, bazen de saha dışında dalaştıkça rekabet yaşıyordu; her geçen gün daha da güçleniyordu. Bazen ortaya çirkin görüntüler çıksa da bu yerel olmayan derbi, bir döneme damga vurmuş kadroların ve bu döneme damga vurmuş menajerlerin savaşıydı. Asla taraftarın savaşı olmadı, sahadaki rekabet saha dışına ayne yansımadı. Bu oyuncular bunu yarattılar, iki efsane menajer yardımcı oldu ve zamanla bu rekabetin ateşi söndü. Şimdilerde bu rekabet, Ferguson-Wenger kapışması olarak reyting alıyor.Aslında bu post Sol Campbell üzerine olacaktı ama bu gecikmiş hikayeyi de aradan çıkaralım dedik. Campbell'ın yukarıda anlatınlar içerisindeki varlığı önemlidir. Tıpkı Campbell gibi bu rekabetin önemli oyuncularından pek çoğu futbol sahnesindeki yaşamını sürdürüyor, yalnızca roller değişmiş durumda. Roy Keane mesela; başı mükemmel, sonu acı bir hikayedir Sunderland geçmişi. Şimdi ise yeni bir hikayenin önsözünü yazmakta, lakin durum pek iç açıcı değil. Tony Adams geçen yıl bayağı kötü bir hikaye yazdı ve Arsenal'de scout olarak çalışıyor. Martin Keown ise BBC'de çalışmaya devam ediyor. İlk zamanlar bu ikili yedekleyen, sonradan Arsenal savunmasının merkezi olan adam Sol Campbell ise sezon sonu Portsmouth ile olan sözleşmesini uzatmadı. Vassell ile birlikte Ankara'ya ineceği iddia edildi, ama daha evvel İstanbul'a inmediği gibi Ankara'ya da gelmedi. Ada'da kalmayı tercih etti, Notts County'ye 5 yıllık imza attı. Bu tercihine dair sayısız olumlu demeç verdikten sonra maç günü geldi, Campbell yeni takımının formasını ilk kez giydi. League Two fikstürü dahilinde Lancashire ekibi Morecambe'nin 6400 kişi kapasiteli Christie Park Stadı'nda oynanan maçı 2-1 kaybettiler. Ertesi gün Sol Campbell kulüp binasına geldi; yönetim ile sözleşme feshi için anlaştı ve akşam hazırladığı bavullarını toplayarak Nottingham'dan ayrıldı. Kesin sebebini kimse bilmiyor, ama sonuçta Campbell yalnızca 1 maça çıktı ve Notts County'den ayrıldı. 1975 doğumlu Campbell, şimdilerde İpswich yolunda. Manchester United-Arsenal rekabetine sonradan dahil olan Campbell, bir zamanların Ada'nın 1 numaralı stoperi idi. Böyle oyuncuları alıştıkları rekabet ortamının dışına çıkarmak istenmedik sonuçlar doğurabilir; onun Portsmouth kariyeri bir başka zıt örnek. Campbell kazanan adamdır, bu çok özel rekabeti hissetmiş adamdır. Soyunma odasındaki varlığı bile bazen önemlidir. Ada'da gidişler soldandır, şu sıralar Sol Campbell'ın nereye gideceği ise meçhul...

Noat Samisa

26.09.09

Beşiktaş 0-1 Kayserispor

Bugün itibariyle Mustafa Denizli'nin en çoşkun savunucusu benim. Yine bizleri ''aptal birer karga'' yerine koydu, ama sorumluluktan kaçmadığı takdirde kendisine saygım ve kredim sonsuz olmaya devam edecek. Sabotaj dedik, ayıp dedik; yeri geldi başka şeyler de söyledik ama hiçbirinin sonu ''istifa''ya varmıyordu. Bugün kıyısına gelinen nokta bu, yarın Mustafa Denizli'nin işsiz geçirdiği ve haftanın diğer günlerinden hiçbir farkı olmayan pazar günlerine bir yenisi eklenebilir. Biz ise yine kaydı başa sararız; alt tarafı 1 yıl önceye geri geliriz. Ha bir de Denizli şansı var ki, şu bal kavanozu Çeşme civarında düşmüş.1 yıl öncesine gittiğinizde Beşiktaş orta sahasında Cisse-Delgado ikilisini, 2 yıl önceye gittiğinizde ise aynı orta saha düzeniyle klasik 4-4-2 oynayan bir Beşiktaş görürsünüz. Bunun baklava orta saha modeli de olmuştur, orta sahasında Tello'nun oynadığı takım o dönem en fazla 3. olacaktır. Hepsinin hikayesinin bu blogun lisanıyla anlatımı blog arşivinde mevcut. Yani bu akşamki takım yeni değildi, eğer mesele şapkadan çıkan tavşanlar ise çok bayat bir ilüzyon numarasıydı. Cisse-Delgado değil de Ernst-Tabata; farklı değil. Orta sahanın solunda ise çabukluğuyla adam geçme yetisi hiç olmayan, bu sebepten futbol kariyerinde en verimsiz olduğu mevkii olan klasik orta saha sol kenarında oynayan Tello; bu düzende ''sol bek olmayacaksa gönderilsin'' diye bir zamanlar kendimizi parçaladığımız Tello. Sağda Ertuğrul Sağlam döneminin aynen bu mevkiide yücelen oyuncusu, Serdar Özkan. Takımda klasik orta sahada kenar adamı olabilecek tek oyuncu Serdar, belki bir de Rıdvan. İleride 2 santrafor; Bobo ve Nobre. Şapkadan şablon değişikliği çıktı bu hafta. Tam da bu şablonun adamlarından İsmail kadroda bile yoktu, Rıdvan'ı da yine yalnızca ısınırken gördük. Bu düzeni uygulayan bir takımda son çizgiyi en çok kullanan oyuncunun İbrahim Kaş olması ise komik.

Şampiyon takımın şampiyonluk sürecine baktığınızda ise başka bir takım, başka bir oyun karekteri göreceksiniz. Salt değişim ile bir şeylerin değişmesini beklemeyi, çaresizliği anlarım ama ısrarla bunun denenmişler üzerinden gerçekleşmesini anlayamam. Aslında hikaye geçmiş ile aynı da bugünün farkı bu. Golden sonra yine şampiyon takım düzenine dönüldü; bu kez de top kaleye sokulamadı. Bir kez daha, daha önceki maçlarda olduğu gibi. Nihat'ın direkten dönen topu, Fink'in kaçırdığı falan; şans gelmedi değil. Kayserisporlu oyuncular da maç başı 2 kramp ortalamasıyla oynadıklarından bu kısa süreli baskıyı kırdılar. Ama iş dönüp dolaşıyor ve gole bakıyor. Hedef maç fantezileri bir kenara, bu akşam alınacak bir 3 puan takımı da hocayı yeniden yarışmacı ortamın içine çekecekti. Pek uzatasım yok, zaten gerek de yok. Neyin ne olduğu belli; yeni reçete, dünyayı değiştirecek yeni bir fikre ihtiyaç yok. Ezcümle; ''yine birçok şey oldu ve yine olmadı'' olabilir belki. Çifte kupalı takım sıfatı artık ortadan kalkmıştır, Beşiktaş takımın özgüveni Rıza Çalımbay döneminde İnönü'de kaybedilen Trabzonspor maçı sonrası kadardır. Tabata da gitsin J-League'de son sırada bulunan Oita Trinita'yı kurtarsın; belki kendisine böylelikle 2014 Dünya Kupası fırsatı gelir. Maçın bunalımı ve bayram sabahı öncesi anca bu kadar...

Noat Samisa

20.09.09

Premier League 09/10 #6

Haftanın maçları pazar günü. Bayramın ilk günü için mükemmel bir program var; futbol bayramı ile birlikte çifte bayram sayılır. Önce bir süredir geçmişini hatırlayan Manchester Derby, sonrasında Chelsea-Tottenham kapışması. İki karşılaşmanın da izleyicisine vaadi sınırsız.Cumartesi erken maç saatinde iyi bir maç var, Sunderland'i 90 dakika izlemek için uygun fırsat. Aston Villa'da menajer Martin O'neill ile idmanda kapışan Nigel Reo-Coker tesislerden kovulmuş, yarın da kadroda olmayacak. Arsenal hafta içi başardığı geri dönüşün ardından lige döndü, art arda alınan 2 hedef maç mağlubiyeti sonrası Wigan'ı mutlaka geçmek zorundalar. Bolton-Stoke haftanın iyi maçlarından. Geçen hafta maç içinde Beattie ve Sorensen'i kaybetti Tony Pulis, ikinc kaleci Simonsen'in de durumu belirsiz. Tuncay Şanlı'nın yarın maça ilk 11'de başlama olasılığı yüksek. Bolton'da Elmander ve Davis önemli eksikler. Liverpool'da Aquilani ve Agger'ın uzu süreli sakatlıkları sürüyor, başka da eksik yok. Dirk Kuyt her zamanki gibi formda, onun hızına Torres'in de yaklaşmasıyla Liverpool hücumdaki sıkıntılarını aşmaya başlayacak. West Ham deplasmanı 1 puan kokuyor, Zola'nın takımı sürprize meyilli.

Ve pazar günü... Sven Goran-Eriksson ile ligde hızlı girmişti Man City. 2 sezon evvel United'ı mağlup ederek lige başlamışlar ve bu galibiyet sonrası ''şampiyonluk'' sözünü telaffuz etmişlerdi. Son 20 yılda Manchester Derbi'si pek sönük geçti, bunda City'nin United dominasyonuna boyun eğmesi büyük etken. Bu sezon ise işler farklı. United aynı United belki ama City çok değişti. Sezon öncesi billboard'lar üzerinden yapılan rekabet gösterisi (Tevez için 'Welcome to Manchester') küllenen rekabet ateşinin yeniden alevlendiğinin göstergesi. Sir Alex, City için bugün ''kendini beğenmiş'' dedi; eski öğrencisi Mark Hughes ile olan atışmasına yeni bir boyut kazandırdı. Geçen haftasonu Arsenal taraftarını terörize eden, sonra da Robin van Persie'nin suratına kramponun çivi izini bırakan Adebayor'a 3 maç ceza uygun görüldü. Ferguson bunu sevinçle karşılamış, Adebayor'a ''City'nin en iyi oyuncusu'' yakıştırmasını yaptı. Geçen hafta da kadroda olmayan Robinho, sakatlığı nedeniyle pazar günü kadroda olmayacak. Büyük kayıp değil, zaten düşük form durumu nedeniyle hazır olduğu Portsmouth deplasmanında da kenarda oturmuştu. Tevez'in durumu şüpheli, keza Santa Cruz da henüz hazır değil. Forvet hattında sıkıntı büyük. Petrov'u sol kenarda, Bellamy'i en ileride görebiliriz. Stephen Ireland'ın durumu da net belli değil ama ağrı eşiği yüksek adamdır, pazar günü çok büyük ihtimalle sahada olacak. United'da ise bilindik sakatlara yeni eklenen yok. Old Trafford'daki maçta United ağır favori, bu eksiklerle Man City'nin sezon seyrine ölçü olacak maç değil. İki takım da British orta saha oyuncuları kullanıyor, tam manasıyla bir Premier League maçı bizi bekliyor. Akşam ise sert orta sahaların bol tekmeli, bol kartlı maçı bizi bekliyor. Ligin tek 5'te 5 yapan takımı Chelsea için ilk gerçek test. Scolari'nin takımı bu maçlarda duvara çarpmıştı, Ancelotti'nin kredi notu pazar akşamında göstereceklerine bağlı. Zhirkov, Deco ve Alex Chelsea'nin eksikleri; diğer yanda ise Dawson, Woodgate ve Modric uzun süreli sakatlar. Sert orta sahaların mücadelesi, karekteri bambaşka bir özel maç daha bizi bekliyor.

Cumartesi, 19 Eylül 2009
Burnley v Sunderland, 14:45 - Spormax
Aston Villa v Portsmouth, 17:00
Arsenal v Wigan, 17:00 - Spormax
Bolton v Stoke, 17:00 - Spormax
Hull v Birmingham, 17:00
West Ham v Liverpool, 19:30 - Spormax

Pazar, 20 Eylül 2009
Man Utd v Man City, 15:30 - Spormax
Wolves v Fulham, 16:00
Everton v Blackburn, 17:00
Chelsea v Tottenham, 18:00 - Spormax

Noat Samisa

18.09.09

Lucas Neill

Lucas Neill 4 aydır kendine kulüp arıyordu. 2007 yılı başında West Ham'a geçerken haftalık £65K'dan 2 yıllık bir kontrata imza koymuştu, geçen ilk baharda West Ham'dan gelen yeni kontrat teklifinde haftalık £48K yazınca resti çekti. Karşılıklı restleştiler ve sözleşmesi biten Neill kendine kulüp aramaya başladı. Zor beğenen malikane hanımefendisi modunda geçirdi yazı Avustralyalı, sonunda dün haftalığı £40K'dan Everton'ın önerdiği bir yıllık kontratı kabul etti. Bir başka deyişle kankası Tim Cahill, ''yazın birbirimize lazımız, gel bu güzel ortamda takılırız'' dedi ve Lucas Neill Everton'a transfer oldu. David Moyes, Phil Neville'ın sakatlığı sonrası sağ bekte alternatifsiz kalmıştı. Sağ bekte Hibbert-Neill ile iyi bir rotasyon oluştu. Moyes stoper bekleri de sever; Baines olmadığında Distin sol bek, yeri geldiğinde Jagielka sağ bek de oynayabilir. Tabii iyileştiğinde. Stoperde Yobo, Distin, Heitinga; iyileştiklerinde Jagielka ve lig başını idare ettiği üzere Phil Neville. Dün AEK'yı 4-0 ile geçtiler. Bir genç adam ışıl ışıl parlıyor, adı daha önce blogda defalarca geçtiği üzere Jack Rodwell. Zamanla ligde de işleri yoluna sokacaklardır.

Bu uzakların İngiliz'i tayfası özel bir topluluktur. Mark Viduka, Harry Kewell, Tim Cahill, Mark Schwarzer, Brett Emerton, Lucas Neill, Vincenzo Grella ve hatta Nick Carle; hepsi özel oyunculardır. Viduka'nın hit zamanlarındaki santaforluğu efsane mertebesindedir. Galatasaray'daki Kewell, geçmişinin yarısı bile değil belki ama bu haliyle bile özel oyuncudur. Cahill'in kafası farklı çalışır, en sevdiğim oyuncuların başında gelir. Schwarzer çok iyi bir kalecidir, ne kadar çok top gelirse o kadar iyi maç oynar. Emerton sağ kenardan iyi akar, gerektiğinde mucize şutu çıkarır. Hepsini çok beğenirim, bunlara Lucas Neill da dahil. Bir stoper bek olsa da Blackburn'de iken kornerleri kullanırdı, atak katılımı fazlasıyla iyiydi. West Ham kariyerinde ofansif vasıflarını daha geri planda bıraktı. Galatasaray'ın üç transfer dönemi boyunca Neill ilgisi sürdü ama Kewell'ın yanına arkadaş gelemedi. Johan Neeskens'in zamanında Neill'a dair söylediği övgü dolu sözler bile bu transferde şartları sağlamaya yardımcı olamadı. 15 yıldır Ada'da futbol oynayan Neill, 31 yaşında ve sezon sonunda Güney Afrika'da olacak. Turnuva sonrası için yine bonservisi elinde, elini çabuk tutan bu özel oyuncudan 1 sene daha faydalanabilir.

Ada'da transfer sezonu bitti ama kontratı elinde olan oyuncularla tek taraflı sözleşme imzalanabiliyor, yani dara düşen boştakine sarılmaya devam ediyor. West Ham United, geçen sezonki Diego Tristan kumarından sonra bir başka La Liga golcüsünü daha kadrosuna kattı. 32 yaşındaki Meksikalı veteran santrafor Guillermo Franco, Hammers ile 1 yıllık kontrat imzaladı.

Noat Samisa

18.09.09

Chelsea Akıllanınca

Hesap Ver Arnesen demiştik. Fikstür yoğunlaşınca bu hikaye biraz geri planda kaldı, ama her geçen gün bir başka canı yanan kulüp basıyor feryadı. Dosyalar FIFA'da bekliyor. Chelsea'de Peter Kenyon Ekim ayı sonunda görevi bırakacağını açıkladı, en az Lampard'ın sezonu kapatması varsayımı kadar büyük kayıptır. Yerine yine CV'sinde Man United ve Umbro yazan biri, Roy Gourlay getirildi. Kenyon ise UEFA'daki rolüne devam edecek, Chelsea'yi orada temsil etmeye devam edecek. Bu değişim ne getirir-götürür bilinmez, ama Abramovich'in arkasını toparlayan adamı kaybettiği bir gerçek. Hesap vermesi gereken Frank Arnesen ise halen görevinin başında ve icraatlarına devam ediyor. Fakat bu kez zorunluluktan da olsa işi prosedürüne uygun yaparak...

Matej Delac, Hırvatistan futbolunun sonu gelmeyen son ürünlerinden biri. 1992 doğumlu kaleci, geçtiğimiz haftaiçi İngiltere ile oynanan maç kadrosuna ulusal takımın birinci kalecisi Stipe Pletikosa'nın sakatlığı nedeniyle çağırıldı; henüz 17 yaşında bir kaleci olarak A milli takıma adım attı. 190 cm boy uzunluğundaki kaleci, geçen sezonun ikinci yarısından bu yana Hırvatistan 1. Ligi takımlarından Inter Zapresic'in birinci kalecisi konumundaydı. Chelsea'nin Delac ilgisi geçen sezondan bu yana devam ediyordu ama henüz genç kaleciyi ikna edememişlerdi. Delac, Wembley'deki maç için Londra'ya geldi ve orada kaldı. Chelsea yetkilileri ile görüştü ve kendisini Chelsea'ye getirecek olan yol haritasını kabul etti. Chelsea, bu sırada 17 yaşındaki kaleci Matej Delac'ın kulubüyle görüştü. Inter Zapresic kulübünün istediği 3.5 milyon avroluk bedel kabul edildi, Delac'ın Chelsea'nin transfer yasağı sonlanana dek kulübünde kalması önerisi kabul edildi. Ayrıca bu süre zarfında maaşı da Chelsea tarafından ödenecek. Inter Zapresic kulübünün bir yetkilisi, ''Bu anlaşma bizi iflastan kurtaracak'' demiş; olması gerekeni anlatması açısından dramatik bir örnek. Eğer Chelsea'nin transfer yasağı olmasaydı 18 yaşın altındaki bir yabancı oyuncuya dair gerçekleşen bu transfer, pekala çift haneli bin avrolara bitecekti. Oyuncuyu yetiştiren kulüp ise cüzi yetiştirme tazminatı ile buhrandan kurtulamayıp belki de iflas edecekti. Chelsea'de imaj tazeleme çalışmaları da böylelikle başladı. Gökten düşen elmaların biri kesinlikle Arnesen'in başına düşmüş ve o kafa yarılmış. Platini galiba tam da bunu söylemeye çalışıyordu; darısı diğerlerinin başına...

Noat Samisa

18.09.09

Duran Top Yakan Top

Türk futbolunun kanayan yarası, defansif futbol oynayıp da izleyeni sıktığı iddia edilen takımların güvencesi, sıkışık maçların kilidi, uzun boylu futbolcuların tercih sebebi, ön direğe adam koyma teriminin gerekçesi; savunan takımın, hücum eden takımı engelleme amacıyla oyun kurallarını ihlal ederek rakibe kazandırdığı ikinci toplar... yani duran toplar. Genelgeçer, uluslararası kabul edilen terimin (set pieces) özünü yansıttığı futbol kavramı. Ölü top denen kavram ise başka bir şey, oyun herhangi bir sebepten dolayı durduğunda oyun tekrar başlatılana kadar geçen bölümde topun vasıfsızlığını işaret eder. Kavram ayrımına devam edersek, bizim bahsettiğimiz anlamdaki duran top kavramının içerisinde penaltı atışı yoktur. Rakip kaleye uygun uzaklıktaki direkt ve endirekt serbest vuruşlar ile kornerler vardır, bir de bu üçlüye son zamanlarda taç atışları eklenmiştir. Çerçeveyi daha da daraltmak gerekirse, direkt serbest vuruşlardan direkt olarak kaleye gönderilen toplar da sıklıkla ''set piece'' kavramının içerisine girmez.

Yıllardan bu yana tekrar edilen bir istatistik var, sanıyorum geçmişi en az 5 yıllık: Dünya futbolunda atılan gollerin yüzde 25'i duran toplardan... şeklinde. Bunula ilgili taze bir veri bulamadım, bunun yerine tüme varım ile iki ülke üzerinden gideceğim. TFF'nin yayınladığı Tam Saha Dergisi Ağustos sayısından referans ile; Türkiye Süper Ligi'nde geçtiğimiz sezon atılan 787 golün 132 tanesi duran toptan; yani korner, direkt-endirekt serbest vuruşlar ve taç atışlarından geldi. Yüzde 17, yani yaklaşık olarak her 6 golden 1 tanesi duran toplar sayesinde ağlarla buluştu. (Penaltılar ve direkt kaleye gönderilen serbest vuruşları da hesaba katarsak oran %24 oluyor.) Gelelim bize yukarıda verdiğimiz eski istatistik noktasında bugün için fikir verecek olan zirve lig, Premier League'e. Geçen sezon Premier League'de atılan 942 golün 163 tanesi duran toplardan geldi. Oran -küsuratı hariç- aynı, yüzde 17; her atılan 6 golden 1 tanesi duran toplardan.Bu istatistikleri biraz daha açalım. Geçen sezon Premier League'de en fazla duran top golü yiyen takım, 15 gol ile lig sonuncusu West Bromwich Albion. Şaşılacak bir durum yok elbette, lakin bu 15 golün WBA'in yediği toplam gol sayısı içerisindeki oranı %23 ile sınırlı. 11 duran top golü yiyen Tottenham, %30 oran ile ligin duran toplardan en çok sıkıntı yaşayan takımı görünümünde. Oran yönüyle takipçileri Liverpool; yedikleri 7 duran top golüyle %28'e ulaşmışlar. Hemen bu noktada bir es verelim ve şu yazıya pası atalım: Alan mı, Adam mı? Verkaçı başarıyla tamamlayalım ve devam edelim. Köprüdeki postun çıkış sebebi olan Chelsea ise lig istatistiğinden ayrı olarak Scolari ile çıktığı 32 resmi maçta toplamda 9 duran top golü yerken, Hiddink ile çıkılan 23 resmi maçta bu sayı yalnızca 1 idi. Ligde ise toplamda 5 gol yediler, oran yüzde 25 oldu. (Aşağıda bu yazı etrafında çok dolaşacağız.) Arsenal, duran toplardan yediği yalnızca 4 gol ile %12'lik bir oran tutturmuş, bu dalda ligin zirvesine oynayan ekipler arasında lider. EPL'de bu dalda 08/09 sezonun şampiyonu ise kalesinde yalnızca 3 duran top gören West Ham United. Burada da bir es veriyoruz, atak yönünü değiştiriyoruz: Zola ve Clarke; verkaça girdiğimiz linkte bahsettiğimiz üzere Chelsea bu hususta bir dönem harikalar yaratırken, Jose Mourinho'nun yan koltuğunda Steve Clarke oturuyordu. Clarke, Scolari ve Hiddink farkı olarak bu duruma yorum getirmek mümkün.

Geçelim yeniden bizim ligimize. Çerçeveyi daha da daraltıyoruz böylelikle. Bizim ligimiz takımlarına dair bu tip detaylı istatistikleri bulmak kolay değil. Kendi notlarımız, arşivimiz, hafızamız sayesinde ligin son şampiyonu Beşiktaş üzerinden değerlendirmemizi yapacağız. Önce bir not: TFF'nin istatistik kıstası ile benimki aynı olmayabilir; ben duran toplar sayesinde kazanılan ikinci top gollerini de saydım. Mesela İnönü'deki Hacettepe maçı ve Kadir Bekmezci'nin golü bence duran top golüdür, TFF bunu değerlendirmeye almamış. Verdiğimiz Premier League istatistikleri büyük oranda bizim düşüncemiz ile parelel olduğundan ligimiz duran top istatistiği biraz törpülenmiş sayılabilir.
Beşiktaş takımı geçen sezon toplamda 8 adet korner, 2 adet de serbest vuruş golü yedi. Ligin 7. haftasında oynanan Sivasspor maçına kadar yenen 5 golün 1'i penaltı; diğer 4'ü duran top. Bu dönemde Beşiktaş, tamamının hazırlanışı 3 pası aşmayan goller yedi. Geçen sezonun Ertuğrul Sağlam dönemindeki görüntü bu. Ligin ilk 6 haftası 4 duran top golü yiyen Beşiktaş, kalan 28 haftada duran toplardan 6 gol yedi. Sezon sonu yenilen toplam gol sayısı 30, bunun içerisindeki duran top yüzdesi %33 oldu. Yani Beşiktaş'ın geçen sezon yediği her 3 golden 1 tanesi duran toplardan geldi. Bu durum bir noktada takım savunmasının genel olarak sağlamlığını işaret ederken, %17 olan lig ortalamasını iki ile çarpmış olmak duran top aciziyetini de ortaya koyuyor. Ligimizde atılan gollerde pas ortalaması 2.5 pası aşmaz iken, Beşiktaş'ın yediği bu 10 gol bu ortalamanın da altında. Takım savunmasının gücü ile şampiyon olan bir takım için yine bir bakıma negatif bir veri. Rakiplerin oyun içi organizasyonlarını bozma saptamasında ise pozitif sayılabilecek bir gösterge. Yine bu doğrultuda sezonu 60 gol atarak kapatan Beşiktaş, gol başına +1.2 puan ortalamasına sahip iken; yediği 30 gol, yenilen her gol başına -1 puan ortalamasını göstermekte. Yani düz mantık, kaba hesapla Beşiktaş'ın yediği duran top gollerinin sayısını yarıya indirmesi demek, istatistiksel olarak 75 puan barajını aşmış olması anlamına gelmekte. Listelersek:

08/09 sezonunda;
  • Premier League duran toptan yenen gol oranı: %17
  • Türkiye Süper Ligi duran toptan yenen gol oranı: %17
  • EPL Şampiyonu duran toptan yenen gol oranı: %21 - (5/24)
  • TSL Şampiyonu duran toptan yenen gol oranı: %33 - (10/30)
  • EPL maksimum duran toptan yenen gol oranı: %30
  • TSL maksimum duran toptan yenen gol oranı: ???*

*Eğer ligimizin diğer takımlarına dair istatistikler edinebilirsek, bu hususta yakın plan bir TSL değerlendirmesi yapılabilir.

Her iki ligde de şampiyonların duran toptan yediği gol ortalamasının lig ortalamasını aşmış olması gayet doğal. Şampiyonlar genellikle güçlü savunmacılardırlar, duran topların akan oyuna göre gol şansını artırması etkeniyle takım savunmaları bu anlarda nispeten zayıflar. Peki ya duran toptan az gol yiyen alt sıra takımları ya da duran toptan yediği gol sayısı fazlalığı nedeniyle sıra düşen takımlar? Nedir yolu, var mıdır ''uzun boy, uygun markaj, doğru zamanla''dan fazlası?

Bu noktada şu zamanda akla gelen ilk isim Rafael Benitez. Bu ''duran top'' hususunda İspanyol'un kulakları bu aralar biraz fazla çınlatılıyor. Liverpool'un farkına veya artık sıradanlaşıyor olmasına aşağıda değineceğiz de önce bi' Benitez'in neyi farklı yaptığına bakacağız:

Zonal Marking (Duran Toplarda Alan Savunması)

Duran toplar, futbol oyunu içerisinde özerk statüdeler. Oyunun esas ögesi sayılan pek çok futbol gerçeği, top durduğunda yalan oluyor. Bunlardan ilki şablonlar ve takım-birliktelik olgusu. Top durduğunda o anki yerleşim, düzen tamamen bozuluyor ve futbol oyununun iki yönü de başka bir formata giriyor. Hücumcular için kornerde ofsayt sorunu yok örneğin, bilakis savunmacılar için topun son çizgide oluşunun yarattığı bildik sıkıntı var. Sezgi, yerleşim, birliktelik; hepsi başka bir forma bürünüyor. Yeni kurallar giriyor devreye, aslında oyun baştan yazılıyor.

Duran toplarda alan savunması meselesinin futbol literatüründeki geçmişi eski olsa da yoğunluğu yeni. Geçmişe göre oyun içerisinde duran topların rolü artınca buna bağlı olarak geliştirilen, yoğunlaşılan ögeler de değişim gösterdi. Oyundaki fizik güç-hız evrimi, trend futbol gerçekleri etrafında şekillenerek bazı mevkiilerde yapılacak olan oyuncu seçiminde öncelikli kıstasları belirledi. Duran toplardaki gol oranın genel toplam içerisindeki payının artması, çokça trend futbol düzeni ile alakalıdır.

İlk şemada hücum yönüne göre sağ taraftan kullanılan bir kornerde sol ayaklı bir hücum eden takım oyuncusunun çeyrek daireye topu diktiğini varsayıyoruz. Bu tabloda içe kavisli olarak kullanılacak olan korner atışında topun ağırlıklı olarak düştüğü alanlar 4'e ayrılmış. Birincisi yakın direk, dördüncüsü uzak direk; ikincisi yakın direği aşan toplar ve üçüncüsü bir kornerde gol için en uygun bölge. Korner soldan atılıyorsa yuvarlaklar yer değiştirir, keza içe değil dışa kavisli şekilde düz ayak ile atılıyorsa ona göre yerleştirilir. Velhasıl, herhangi bir kornerde savunma takımı oyuncularının markaja aldığı oyuncular, ceza sahası içerisinde hareketlenerek bu dört bölgeye girmeye çalışacaklardır. Markajında olduğunuz hücum oyuncusunu eğer bu dört bölgeden uzak tutarsanız, gol yeme olasılığını büyük ölçüde azaltırsınız... önermesi kabul edilmiştir.Kornerlerde yenilen gollerin bu dört bölgeye yığıldığını tespit etmiş olan birileri; takım ve birliktelik olgusunu, oyun içerisinde özerk ilan edilen duran toplara da yerleştirmeyi düşünmüşler. Fikir babası belli değil, ama 70'lerde İngiltere'de bu düzeneği kurmuş olan pek çok takımın varlığından söz ediliyor. Muhtemelen geçmişi daha da eskidir. Yukarıdaki şemada üç hat görünüyor, eğer postun ilk görseline bakılırsa Liverpool savunmasının yerleşiminde de üç hat görülecektir. Burada bir es daha, farklı bir spor dalına geçiyoruz.

Basketbolda top ile içeri katetmenin ve fast break oyununun belli başlı nedenleri ve sonuçları vardır. Oyun ile az-çok ilgili olan herkesin aşina olduğu şeyler bunlar. Guard'ın kendine bir koridor yaratarak dip çizgiye inmesiyle basketbol oyunu da başkalaşır, savunma setleri yalanlanır. Hücumun başlangıcında rakibe dip çizgi şansını vermemek savunmanın önemli bir adımı olabilir, keza futbolda da son çizgi fazlasıyla değerlidir. Walcott Yerine Lennon başlıklı postta anlatılan ''son çizgi'' golleri, futbolda hıza ve son çizginin kullanımına dair önemli birer veridirler. Ofsayt kuralı ortadan kalkmış, orta saha oyuncularına zaman kazandırılarak onların kale sahasına kadar girişi sağlanmış. Hani Bülent Uygun geçen sene Aydın Örs ile taktik konuştuğunu söylüyordu ya, yalan söylemiyordu. Mehmet Yıldız kenarlara açılır, onun boşlattığı alana Herve Tum girerdi; Sivasspor kazanırdı. Bu oyunu aynen basketbolda da oynayabilirsiniz. Keza basketbolda da 2-1-2 alan savunması, son çizgi oyunlarını; bir başka deyişle drive'ları engeller. Bizi esas ilgilendiren kısım bu. Duran top alan savunması ekolünün yaratıcıları basketboldan mı esinlenmişlerdir bilinmez, lakin iki savunma düzeninin birbirine çok benzediği aşikar. 2-1-2 alan savunmasında toplamda dört, bizi ilgilendiren iki adet üçgen var. Potaya yakın olan ilk üçgen, bizim için rebound üçgeni. İkinci üçgenin ise ortasındaki boşluk, yüksek post oyunu için fırsat. 2-1-2'deki rebound üçgeni, topun ağırlıklı olarak düştüğü bölge civarına 3 oyuncuyu yerleştiriyor. Önceki üçgen ise buralarda alınacak reboundlarda hızlı hücum, fast break oyununa imkan tanıyor. Futbolda duran top alan savunması da aynen bu şekilde işliyor. Alanı savunmak, önce rakibin aksiyon bölgesine girişine mani olmak; sonra topa rakipten önce dokunmak ve boşta kalan top ile hızlı hücuma çıkmak. Duran top alan savunmasının özeti bu. Bir kornerden nasıl kontra atak yapılır? sorusunun cevabı ise geçen sezon 4-4 biten Liverpool-Arsenal maçında Arshavin'in 4. golünde saklı. Alan savunması ile uzaklaştırılan bir kornerden nasıl kolayca rakip kaleye gidilir? sorusunun örneklemesi ise geçtiğimiz hafta sonu oynanan Liverpool-Burnley maçında Dirk Kuyt'ın attığı goldür.İkinci şemadaki üçgenler, ilk şemadaki yuvarlakları parsellemiş durumda. Top o dört yuvarlaktan birinin içine düşecek ve rakip oyuncular bu üçgen içine girmeye çalışacaklar. 2-1-2 basketbol alan alan savunmasında boyalı bölgeyi kontrol eden üçgenden futbol sahası ceza alanında 4 adet var. Sanki basketbolda çemberden seken bir top ve amaç o topa daha önce müdahale etmek, hesap aynı. Topa mutlaka rakipten önce dokunmak zorundasınız. Önce fizik güç, sonra hız ve çabukluk gerek. Duran top alan savunmasının esasını bu şema gayet net açıklıyor. Her bölge için en az üç oyuncu, büyük ölçüde topa odaklanmış halde topa daha önce kafa vurmayı amaçlayarak yerleşiyor. En öndeki hat ise ikincil görev olarak, ki bu şemada bir oyuncu da ceza sahası dışına konulmuş, uzaklaştırılan kornerde hızlı atak kovalıyor. Duran top alan savunmasında, savunan takımın tüm oyuncuları görev alır. Bunun bir açıdan dezavantaj olduğu iddia edilse de 10 oyuncuyla ceza sahası civarına yerleşen bir rakibe karşı çok adamla ceza sahasına gidilmesi, arka alanda bir boşluk oluşturur. Kornerlerde durum bu iken, çaprazdan kullanılacak serbest vuruşlarda 3 hata yerine 2 hat olur ve bu kez rakibi bozma amacı da vardır. Daha fazla uzatmayalım, bilahare örneklendiririz.

Beşinci aksiyon görevi ise kaleciye ait. Yerleşim stabil olduğunda kale önü kaleciye ait. Yalnızca kale sahasının orta bölümüne düşen toplarda kalecinin çıkış şansı var ve en az 3 oyuncuyla savunulan üçgenler yerine el avantajıyla kale önünde tek başına. Kaleci de bölgesini kontrol etmek zorunda. Eğer bir hücum oyuncusu kaleciyi nizami şarj ile engellemeye çalışıyorsa bu anda yine bir basketbol örneklemesi yapılır. Bir nevi ''box-one'' uygulanır. Kalecinin alan hakimiyetini engelleyen oyuncuya adam markajı verilebilir. Basketbolda alan savunmasının yumuşak karşının dip çizgiye indirilen toplar olması da bu durum ile benzeşir. Everton'ın korner hücum setlerinde Phil Jagielka'nın görevi budur örneğin. Geçtiğimiz hafta sonu Galatasaray'ın attığı ilk gol bir başka örnektir. Maç boyu Ekrem Dağ, Arda Turan ile adam markajı oynadı ama korner kullanan oyuncuya da markaj yapamazsınız. Kaleci Rüştü yapması gerekeni yapmadı, Mustafa Sarp markajından kaçtı ve gol geldi.
Box-one örneği gibi, alan savunması-adam savunması karışımını uygulayan pek çok takım var. Son CL şampiyonu Barcelona da bunlardan biri. Everton keza, bazı maçlar adam markajı kullansalar da Moyes'in de favorisi alan savunması. Ön direk ve arka direğe dikilen oyuncular da bir nevi alan savunması örneklemesi ama bu düzeni en radikal uygulayan isim Liverpool'un İspanyol hocası Rafael Benitez. Arrigo Sacchi gibi, Jose Mourinho gibi futbolculuk kariyeri hiç de yaldızlı olmayan biri; belki de bu sebepten bu tip farklılıklara çok büyük merak duyan bir futbol adamı Benitez. Valencia'yı duran top alan savunması ile La Liga şampiyonu yaptı, bu düzen ile UEFA Kupası'nı kazandı. Liverpool, 2005'te İstanbul'a CL finali için geldiğinde cebinde yine ''duran top alan savunması'' kartı vardı. 2007'de final oynanadığında da, Tenerife ile La Liga'ya çıktığında da. Lakin bu sezon Liverpool, ligin 4. maç haftası itibariyle 7 gol yedi ve bunların 4'ü duran toplardan geldi. Yine eski dosyalar açıldı, yine duran top alan savunması eleştirildi. Her zamanki gibi Benitez yine kendini savundu, bildiği yoldan devam etti. Çerçeveyi yine daraltıyoruz ve bu yazının çıkış noktası olan takıma daha da yaklaşıyoruz.

Rafael Benitez ile Liverpool:

2004/2005:
Yenilen toplam gol: 56 - Duran top golleri: 16/EPL: 6 - Penaltılar hariç: %29
2005/2006:
Yenilen toplam gol: 44 - Duran top golleri: 9/EPL: 4 - Penaltılar hariç: %16
2006/2007:
Yenilen toplam gol: 52 - Duran top golleri: 11/EPL: 4 - Penaltılar hariç: %19
2007/2008:
Yenilen toplam gol: 51 - Duran top golleri: 24/EPL: 9 - Penaltılar hariç: %35
2008/2009:
Yenilen toplam gol: 46 - Duran top golleri: 16/EPL: 7 - Penaltılar hariç: %30

En çok göze çarpan dönem 2005-2007 arası. CL Şampiyonu sıfatlı takım, 2 yıl içerisinde ikinci kez CL finaline yürürken en büyük desteği savunmasından, çokça da duran top alan savunmasından almıştı. Bu bölümde şimdi takımda olmayan üç özel oyuncudan bahsetmek gerek. İlki Sami Hyypia. Bu dönemde Liverpool formasıyla bir sezonda 60 maça yaklaştı Fin kule. İkincisi Peter Crouch. 2 metreyi aşkın boyuyla birinci direkte topları karşılayan adam. Üçüncüsü üstün fizikli orta saha oyuncusu Mohamed Sissoko. Bir başkası, John Arne Riise. Bir başkası, Xabi Alonso. Artık takımda değiller. Gerrard'ı da ekleyeceğimiz bu topluluk, bahsi geçen 4 üçgenin birincil adamı konumundaydılar. Şimdi ise Lucas-Mascherano orta saha ikilisi, bücür bek Insua; rotasyonda Benayoun ve Voronin gibi yüksek toplarda zayıf oyuncular takımın asli elemanları oldular. Son 2 sezonda ve bu sezon başında yenilen duran top gollerinin sayısının artışının temel etkeni budur. Kaybedilen, bu mevkiilerine göre dört üstün fizikli oyuncunun yerine fizik yönüyle muadilleri konulamadı. Arbeloa sezgileri yüksek bir oyuncuydu, o da artık yok. Bir tek Martin Skrtel eklemesinin artısından bahsedilebilir, onun da genel görüntüde ortaya koydukları pek de pozitif görünmüyor.

Sonuç: Duran topların futboldaki önemi ortada, artık menajerlik oyunları bile bu konuya el atmaya başladılar. Bir takımın 21. yüzyılda hafta içi idmanlarında duran top çalışmama gibi bir lüksü yoktur, olamaz. Bazı takımlar oyunu forse etmeye yönelik kadrolarıyla maç dinamiklerini yanlarına çekmeye çalışırlar, bazıları ise kontrol oyununda başarılı olurlar. Bu noktada farkı duran toplar yaratabilir. Duran toplar, maç dinamikleri içerisinde yıllardan bu yana çok değerli bir yere sahipti, şimdilerde bu değer daha da artmış durumda. İster adam savunması, ister alan savunması olsun; eldeki malzemeye göre bir seçim yapmak gerek. Tıpkı kadroya göre şablon, oyuncuya göre rol örneklerinde olduğu gibi. Eğer elinizde boyu 1.90'a yakın 4 oyuncu var ise, duran top alan savunmasıyla fark yaratabilirsiniz. Esas amaç da budur zaten, standartların herkesçe bilinmeye başladığı bir futbol ortamında fark yaratarak bir adım öne çıkabilmek.

Alan savunmasının da elbet defoları var; bu düzen bir korner paslaşılarak kullanıldığında ve ilk top iyi uzaklaştırılamadığında kabusa dönüşebiliyor. Önceliği rakibi bozmaya veren adam markajında ise herkes kendi kaderi ile baş başa, bu da takım olgusunun çok dışında. Bana göre en özel fark da bu. Oyunun başkalaştığı, teamüllerin farklı bir forma girdiği bu anlarda dahi takım, birliktelik olgusunu korumak. Peki ya takımlarımız ve ligimiz bunun neresinde?

Ligimizde tüm takımlar, kornerleri adam markajı ile savuşturmaya çalışıyor. Beşiktaş ön ve arka direk önlerine birer oyuncu koyuyor, direk diplerini boş bırakıyor. Diğer takımlardan farkı bu. Frank Rijkaard'ın Galatasaray'ı ise rakip sahaya üç oyuncu göndererek rakibin kendi ceza sahasında 5'ten fazla oyuncuyla bulunmasını engelliyor. Her farklılık gibi riskli, ama bu da bir başka yöntem. Daum'un Fenerbahçe'si duran toptan attığı gollerle hatırlanırdı, bu sezon için henüz konuşmak erken. Trabzonspor bu hafta korner golleri attı, rakibi İBBSpor'un hocası Abdullah Avcı bu tip hususlara kafa yoran biri olsa da takımı klasik markaj oyunundan fazlasını uygulamıyor göründü. Bu bir süreç işi ve doğru uygulandığında ''ülke futbolunun klasik hastalığı'' klişesini yalanlayacak, yan top zaafı olan kalecilere yalnızca bölgesinn görevini yükleyerek belki de onların bu zayıf addedilen yönlerini törpüleyecek olan bir düzenek.

Bir sonraki adım şu post referansı ile duran top hücum setleri olabilir ama ne zaman olur bilinmez. Unutulmamalıdır ki futbol sürekli değişir ve futbolda bir dönemde, bir takımda, bir oyuncuda geçerli olan herhangi bir şey, her zaman doğru değildir; asla olmayacaktır.

Noat Samisa

17.09.09

Beşiktaş 0-1 Man United

Gün güzel başladı, güzel devam etti ama sonu gelmedi. Scholes'un kafasına kadar olan kısmı tamamen keyif, yatay seyirde giden maçta göze çarpan sayısız detay... Scholes golü attığında Mustafa Denizli başını kollarının arasına mı almıştı? Ben Beşiktaş kulübesine geçtiğinden beri ilk kez görüyorum ya da yanılıyorum. Benim için de öyleydi. Bu akşam takım gol atamıyor olmaya rağmen yücelebilme imkanı vardı, olmadı. Takım winner ruhunu her geçen gün daha da kaybediyor, uyumlu ikililerin sayısı her geçen gün daha da azalıyor. Ya da bize bu hissiyat yansıyor.Ferdinand hazırdı hazır olmasına ama bu takım 60 maçı aştığı sezonları Ferdinand-Vidic ikilisine bağımlı geçirmiyor. Takıma tam anlamıyla adapte olmuş, süpürücülük işini çok iyi yapan bir genç Kuzey İrlandalı oynadı bugün İnönü'de. Ferdinand'ın uzun süreli sakatlık sonrası maç kondisyonu yeterli görülmedi ve Jonny Evans tercih edildi. Milli takımdan sakat dönen O'shea de aynı düşünceyle kadroda yoktu. Artık yavaş yavaş futbol sahnesinden çekilmeye hazırlanan o bölgenin dördüncü alternatifi konumundaki Gary Neville sağ bekteydi. Solda ise takımın yeni düzeninin ateşleyicisi rolündeki üstün nitelikli bek Evra. Haftada 3 maçı değil, 5 maçı bile çıkarır. Orta sahada ise yine üç adet orta saha oyuncusu nitelikli oyuncu vardı. Tottenham'a karşı Fletcher sağ kenarda oynamış, klasik şablona bağlı kalınmıştı. Bu akşamki düzen ise Ferguson'un Avrupa deplasmanı düzeniydi. Üç orta saha, iki kenar adamı ve merkez forvet. Seviye çeyrek final olduğunda ilerideki tek adam Ronaldo olurdu, Rooney kenar oyuncusu rolüne geçerdi. Bu seneki takımda Rooney'in tek rolü var, o da olabildiğince fazla gol atmak ve attırmak. 4-3-3 gibi dizilmişleri ama şablonun bilindik hücum setleriyle pek yakın ilişki içerisine girmediler.

Rüştü'nün yine bir kritik maç evvelinde sakatlanması garip mi? Bence komik. Marsilya deplasmanında Niang ile iyi güreşen ve belki de bu maç sayesinde Getafe'ye transfer olan İbrahim Kaş sağ bekteydi. Savunma tandemi Sivok-Ferrari, burası açık ara Beşiktaş'ın en kuvvetli bölgesi. Daha da geniş çerçevede bakılırsa ligimizin en özel ikilisi bile olabilirler. Rooney'i pasifize etmeyi başardılar. Sol beke yine Üzülmez konulmuştu, Galatasaray maçında akla gelen bu kez başa geldi. Orta üçlüde Ekrem-Ernst-Tabata; sağ kenar Holosko, sol kenar Serdar ve ileride Nobre. Takım yine Serdar'ın ayağına, çalışkanlığına yaslandı. Serdar top kazandı, Serdar üretti, Serdar şut attı. Bunca verimsiz hücum elemanı içerisinde, şablon getirisi bir tane pozisyonun üretilemediği maçlar sonrasında Serdar parlamaya devam etti ama yine oyundan çıkan Serdar oldu.
Man Utd aklına galibiyeti koymuş ama önceliğini belirleyerek gelmiş. Ferguson'un kadro tercihi zaten bunu gösteriyor. United ile başbaş mücadele etme imkanı olan takımlara karşı da bu takım tertibiyle oynayacaklar. 60 dakika, sanki Old Trafford'da sezon başı Blackburn Rovers'a karşı 2-0 öne geçmiş gibi oynadılar. Düşük viteste, asla macera aramadan. Ağır ve sakin. Az adamla hücum ettiler, orta saha oyuncularını da beklerini de ataklara dahil etmediler. Önde kazandıkları toplarda hızlanmaya çalıştılar. İlerideki üçlünün yaratıcılığına yaslandılar. Bir kaza golüne dahi fırsat vermemeye çalıştılar, golü çıkarmak adına harcayacakları ekstra eforu hafta sonuna saklamayı planladılar. Bu durum bir bakıma Beşiktaş adına avantaj ya da skorun ana sebebi olarak değerlendirilse de zaten hücum gücü sınırlı olan Beşiktaş'ın hücum imkanları rakibin bu anlayışına karşı daha da sınırlandı. Avantaj veya dezavantaj oluşu neresinden baktığınızla alakalı, neticede bu maçın kendi içerisinde eşsiz bir hikayesi var; tıpkı her maç gibi. Nani topu ayağına aldığında son çizgiyi hedefledi, Valencia içeri dalmaya çalıştı. Karşısında Üzülmez'i görünce bir sağ bir sol yaptı; Yusuf da Vidic'e karşı sirk cambazı hareketleriyle alkış aldı. Aradaki fark Valencia'nın son çizgiyi her denemede bulması, Yusuf'un ise bu hareketin sonunda pası yana vermesidir. Üçlü orta sahadaki iç oyuncuları ataklara katılmadı, kenar oyuncularına yardım etmediler. Bekler oyuna girmedi, 2'ye 1 kenar hücumlarını düşünmediler bile. Beşiktaş'ın üzerlerine gelmesini beklediler ve ilk gol gelmeyince oyun sıkıştı. Beşiktaş gol açısından şu sıralar kısır olmasa da çok farkı olmazdı, neticede rakip Manchester United. Muhabbaetin tribünde de olduğu gibi dönüp dolaşıp gol sorununa gelmesi anlamsız, onu ligde konuşmak gerek. Yine de gollük pozisyon noktasında bu kısır maçta rakiple başabaş bir oyun oldu.

Maçın seyrini değiştiren hamle Mustafa Denizli'den geldi ve oyun kazan-kazan moduna girdi. Sonra Ferguson kazanmak adına klasik 4-4-2'sine döndü ve Beşiktaş'ın stoperleri beklerin kademesine gidememeye başladı. İkinci devre başı Holosko geriye çok kez yardım getirse de bir süre sonra oyundan düştü. Soldan gelmeye çalıştı United, Kaş orada Nani'yle iyi boğuştu. United sağı ise Serdar Özkan etkisiyle Valencia'ya yeterince top geçiremiyordu. Serdar çıktı, Yusuf girdi; United sağı çalışmaya başladı. Golden önce 2 kez daha Valencia'nın dalış denemesi var. Bunları ikinci yarı hiç deneyememişti. Yusuf oyuna girdi, karşısında vasat bir TSL takımı varmışçasına cambazlıklara kalkıştı. Toplar ezdi ve yalancı dönüşleri kar etmedi. Valencia'nın getirdiği topta belki de maç boyu ilk kez Beşiktaş ceza sahasına koşu yapan Neville, boş koşusu ile Valencia'ya kulvar açtı. Top ters kanada geçirildi, tek hareketle hamle üstünlüğünü ele geçiren Nani de şutu attı. Scholes arkadan 40 metrelik deparla geldi ve tam da Hakan'ın topu çeldiği yerdeydi. United'ın hızını artırdığı yalnızca kısa bir bölümdü, üçüncü denemede gol geldi. Bu özel takımın vites yükselttiğinde öyle ince paslara, mucize dokunuşlara ihtiyacı yok. Önemli olan buna imkan yataracak boş alanları vermemek ve kademe sıkıntıları yaşamamak; aksi halde engellenmeleri imkansız.
Beşiktaş'ın denemeleri çokça nafile olsa da oyun yatay seyirde gittikçe 1 puana daha yakın olunuyordu. Son 10 dakika elbet stresli geçecekti, Man United zorlayacaktı. O dakikalarda da ''Çanakkale Geçilmez''i oynamak ve 1 puanı sonuna kadar haketmek gerekirdi. Henüz o baskı gelmeden gol geldi, nedeni apaçık bir öngörü hatası. Yusuf yanlış attı, Denizli kuponu yırtmak zorunda kaldı. Beraberliğe sıkışan, maçın seyrine bakıldığında da hakkı bu olan maç Manchester United'ın galibiyeti ile sonuçlandı. Sahanın en iyisi açık ara Fabian Ernst. Muhteşem oynadı.

Sir Alex, siyah takımıyla ikinci devre başı kulübeye doğru koşarken aklıma geldi. John O'shea ve Darren Fletcher şimdilerde onun jokerleridir. Geçmişte de benzerlerini sürekli kullanmıştır. Genel futbol görüşünde pek beğenilmeyen, ama Ferguson'un bu işi herkesten fazla bildiğinin ispatı olarak çok tuttuğu oyunculardır. Paul Scholes da bu sınıfa girer, hatta son birkaç yıldır Ryan Giggs de öyle. Bunca yıllık menajerlik tarihinde herhangi bir gün John O'shea'yi elindeki tüm orta saha oyuncuları hazır iken orta sahada oynatmıştır mıdır acaba? Özel bir görev yok iken; farklı bir plan yokken hem de? Bu eğer aynı mevkii oyuncuları arasında bir seçim olsa, ki mesela bugün Nobre-Bobo seçimine fazla söyleyecek söz yok, hocanın futbolcular ile geçirdiği günleri, saatleri göz önüne alarak bir adım geride durulur. Ama yok, bu tercihin izahı yok. Arda'ya adam markajı olarak verildi cumartesi günü, Ekrem bu işi elinden geldiğince yaptı. Fazlası nedir? Yok işte, en fazla durumu kurtardı. Mike Phelan'ın raporunda ''Ekrem Dağ'ı orta sahada oynatabilir.'' yazıyor muydu acaba? Joker Ekrem tamam; ama biz her hafta piştide kaybetmeye devam ediyoruz. Cumartesi günü yaptı, eleştirildi. Hayır siz bilmiyorsunuz dedi ve yine yaptı. Benim penceremden bunun açıklaması budur ve bu da en hafif ifadeyle bana/bize karşı yapılmış koca bir ayıptır. Veya iyi niyet kumkuması olur, ''Sivok-Ferrari ikilisini bozamayacağını gördü, yabancı sınırı adına orta sahaya alternatif arıyor.'' dersiniz. Michael Fink'i neden aldırdın, madem böylesi sert ve safkan bir orta saha oyuncusunu CL'de kullanmayacaksan adamı neden Bundesliga'dan kopardın? Sivok-Ferrari, Ernst-Fink ikilileri bozularak Beşiktaş'ın sıkıntılarını aşacağına inanmıyorum. Keza Tabata. Bu paragraf maç ile çok alakalı değil aslında, Ekrem tercihi skorun nedeni değil. Lakin ortada bir ayıp var ve benim asıl canımı sıkan da bu. Bugün özelinde bir de ''tecrübe'' muhabbeti yapmak gerek. Nihat, Tello, Bobo, Rüştü, Fink... bu oyuncular bugün ilk 11'de yoktular. Peki öyleyse Üzülmez neden vardı?
Man United takımı topluca ısınmaya çıktı ve ben o anda Ryan Giggs'i sahada görmeyince ufaktan da olsa Ferguson'a salladım. Sonra Giggs'i takım elbiseyle de olsa İnönü Stadı'nın çimlerinde gördük, hiç yoktan iyidir. Neville, Scholes, Rooney, Carrick, Berbatov, Vidic (Yer kürenin açık ara en iyi faal savunma oyuncusu. Bu gece bir kez daha tescilledim, onayladım.), Evra, Owen ve diğerleri... ve tabii Sir Alex Ferguson. Bu topluluğu Dolmabahçe'de izleyebilmek büyük keyifti. Geçen yılki takıma, emeği geçenlere sırf bunun için özel bir teşekkür gerek. Lakin kültürünüz vardır, bunu yaşatırsınız. Kültür denen şey yaşantı ürünüdür, anılar ile gelişir. Beşiktaş ise bir süredir kültürsüzlük içerisine çekilmeye çalışılıyor. Bir örnek bu akşamdan; kulüp yine akıl edip de maça dair bir hatıra atkı yaptıramamıştı. Bir kez daha anladık ki bu kulübü yönetenler işportacılar kadar bile zeki ve iyi niyetli değil.

İyi maç olmadı belki, iki tarafça da tatminkar bir oyun oynanmadı. Takım iyi mücadele etti, elinden geleni sahaya koydu. Salt üzüntü duygusu ile dolu bir mağlubiyet izletti bize. Ne hayalkırıklığı vardı maç bittiğinde, ne de zerre öfke. Mağlubiyetin böylesi güzel, kaybedilen maçın ardından takımı alkışlamanın karşılığı aidiyet duygusu. Matteo Ferrari'nin de yine Mehmet Demirkol'a selamı varmış, mutlaka iletmemi söyledi; Dolmabahçe'den Man United geçti.

Noat Samisa

16.09.09

Ruhani Lider

Futbolun ''ruhani lideri'' Sir Alex Ferguson, Beşiktaş'ın mabedinde. Dün sabah izlemiş Galatasaray-Beşiktaş maçını. İkinci fotografta ayaküstü sohbet ettiği, yan koltuğunun sahibi Mike Phelan ise önceki maçları da izlemiştir. İdeal takımdan Tello ve Bobo yoktu, dedi. Pozisyon değişimleri olmayan, statik bir takım gözlemini yapmış. Sanıyorum bu gece için sahaya az da olsa idealden farklı şeyler koymaya gerek olmayacağına kanaat getirmiş. Pazar günkü Manchester Derbisi için aklında elbet 2 adımlı bir kadro var, öncesi Tottenham'ı da katarsak üçlü bir seri. Haftasonu Tottenham'a karşı oynadıkları oyun ürkütücü. Henüz sezon başında bu hıza ulaşmış olmaları Ferguson'un geçmişinde de ajandasında da yazmaz. Basın toplantısının başında ''Türkiye'ye 3 kez geldik'' dedi, yanlış hatırladı; kimse de düzeltmeyince öyle kaldı. Yıllardır tüm Avrupa'ya, yeri geliyor resmi maç için Japonya'ya gidiyorlar. Hollanda, Almanya, Fransa takımlarından oluşan bir grup hayal etmiş. Yılların yorgunluğuyla haklı. Bir daha İnönü çimlerine çıkar mı? Onu bıraktım, bir daha Türkiye'ye gelir mi? Belki tatile...

Noat Samisa

15.09.09