Arsenal 3-0 Tottenham

Maç olarak beklentileri karşılamasa da tek taraflı olarak bakıldığında futbola ilişkin pek çok yenilikçi düşünceyi açıkça gösteren bir maç oldu ve gelenekçiler ağır bir mağlubiyet aldı. Skor belki sahadaki oyunu tam olarak yansıtmıyor, bu denli açık bir farkı oluşturacak oyun yoktu sahada; fakat iki takımın da maçta gösterdikleri skoru yalanlamıyor. 10 yıldı ligde Arsenal'i mağlup edemeyen ve bu süreçte defalarca Arsenal'e yetişmeyi kendine hedef koyan Tottenham, Arsenal deplasmanındaki 15 maçlık kazanamama serisini 16 maça taşıdı. Arsenal böylelikle -maç fazlası- hedef maçları tamamlayan Man United ile puanları eşitledi.Arsenal: Almunia, Sagna, Gallas, Vermaelen, Clichy, Fabregas, Song Billong, Diaby, Bendtner, van Persie, Arshavin
Subs: Mannone, Senderos, Nasri, Eduardo, Ramsey, Eboue, Gibbs

Tottenham: Gomes, Corluka, King, Bassong, Assou-Ekotto, Bentley, Huddlestone, Palacios, Jenas, Keane, Crouch
Subs: Button, Hutton, Bale, Pavlyuchenko, Dawson, Kranjcar, Woodgate

Dünkü preview yazısında maça dair çok daha yüksek beklentilerimiz olduğunu belirtmiştik, bunun geçmiş yıllardan gelen nedenleri vardı. Bir de bu yıldan gelen bir sebebi vardı: Tottenham uzun süredir hiç olmadığı kadar iyi durumdaydı. Tabii bu Tottenham değil, Modric ve Lennon'lı Tottenham'dı iyi durumda olan. Redknapp'ın mevcut kadrodaki tercihlerine yönelik tahminlerimizde Huddlestone yerine Jenas demiştik ve Defoe de yok iken Crouch tercihini bir nedene bağlayarak yapabileceğini düşünmüştük. İkisi de görüntü olarak tutmuş görünse de Redknapp bambaşka bir takım çıkardı sahaya. Tamamı merkez orta saha tarzına sahip klasik orta saha takımında ideal rol üstlenecek oyuncular, Arsenal'i durdurma planının bir parçası olarak bir arada sahadaydı. Jenas, Palacios ve Huddlestone'dan oluşan üçlü orta saha vardı, Keane buçuk forvetti ama ortada bir bileşim yoktu. Bentley takımdan tamamen kopuk, Keane serseri mayın; Crouch da takımın tek hücum silahıydı. Diziliş denirse 4.3.3, ama bu şablonun hiçbir getirisini sahaya koyamadılar. Birinci plan olarak Arsenal'i bozacaklar, orta saha ile savunma hattı arasına topu sokmayacaklar ve Crouch üzerinden karşı kaleye gideceklerdi. 90'ların başında Blackburn Rovers buna yakın bir düzende şampiyon olurken, Redknapp işsizdi. Klasik orta saha hocası, değişen lig trendini geleneğe uyduran adam bu kez fazlasıyla yenilikçi olan rakibini durdurmak üzere epey eskilere gitmişti. Esas planı Modric ve Lennon'ın yoklukları nedeniyle yara almış, çalışmayacağını bildiği düzeninden vazgeçmişti.
Maça FC Moskva-Zenit maçı nedeniyle 7 dakika geç girildi. Emirates'e dönüldüğünde Arshavin'in yine rakip savunmayı bir kornerde gafil avlama çabası yansıdı ekrana. Rus maestro bunları hep yapıyor, henüz bunun farkına varıp da kornerlerde Arshavin'in zekasına önlem alan hoca görmedim. Ya da durumun farkında olan bir akil savunmacı. Arsenal kendi oyununu oynamaya çalışıyor, Tottenham ise bugünkü oyun planının gerekliliği olan rakibi bozma işini yapmaya çalışıyordu. Tempoyu düşürdüler, orta sahada birkaç pas yapıp topu Crouch'a gönderdiler. Arsenal savunması bu uzun topları kontrolüne alana kadar Crouch, bir-iki kez Keane'in koşu yoluna top indirdi. Bunlardan aksiyon üretilemeyince Arsenal savunması oyun dışı bırakamadılar. Bekler oyun girdi, Tottenham topu istediği kadar ayağında tutamadı. Crouch üzerinden gerçekleşen bir hücumda atılacak gol ile oyunun kendilerine dönmesini umdular. Arsenal 20. dakikada oyunu kontrolüne aldı, rakibinin hücum planını tamamen devre dışı bıraktı. Spurs'ün de bu dakikaya kadar gerçekleştirdiği yegane bilinçli atak, Corluka'nın sağdan yaptığı bindirmeydi. Vermaelen golü önledi. Tottenham orta sahayı iyi kapatıyor, Arsenal'in pas trafiğini ve setlerini bozuyordu; ama bunun rakip kale yakınlarında yansıması olmayınca ayaklarında top tutamadılar ve oyun Arsenal'in istediği kıvama geldi.

42. dakikada sağ kenardan kazanılan taç atışında bir duran top golü buldu Arsenal. Sagna kullandı, verdila-aldı; ortaladı ve içeride tek başına pozisyon alan van Persie, üç kademeyi aşan topta birebir markajcısı King'e karşı ayak çabukluğunu kullandı ve golü attı. Oyun sıkışık gider iken rakip bir ana takım olgusunun dışına taştı ve teke-tek markajda yok olan kademeler ile gol geldi. Tam disiplin ile oyun planının savunma yönü uygulanıyorken yenilen bu gol, santrada psikolojik çöküntüyü gösterdi. Huddlestone kaptırdı, üç harika çalım ve bir enfes gol vuruşuyla muhteşem bir solo gol attı Fabregas. 40 metre, pas yok ve bir son vuruş; arada 3 çalım. Aynı fabrikanın ürünleri Xavi ve İniesta ile çok kez karşılaştırılır ve yanlarına istenen adamdır Fabregas; Wenger artısıyla böyle bir oyuncu olmuştur. Artık Palacios'un omuz darbesine bile karşılık verebiliyor, ezilmiyor. Bugün de çok iyi oynadı, kendi kaptığı topta attığı muhteşem gol ile bu performansını taçlandırdı.
45 saniyede art arda yenilen 2 gol, devre arası Tottenham soyunma odasını cenaze evine çevirmiş olsa gerek. Sahadaki takım tertibi ve hücum planları öldü, onun yasını tutmuş olmalılar. Redknapp, eğer elinde Modric ve Lennon olsa idi esas planına güvenecekti. Tottenham, bu iki oyuncu üzerinden ürettiği yaratıcılık ve hız ile güçlüydü, şablon kavramını sisteme dönüştürüyordu. Blogun teriminolojisinde üç farklı kelime vardır: Diziliş, şablon ve sistem. Diziliş denilen kavram, oyuncularda da ortamdan da bağımsızdır. Bugün halı sahada da dizilebilirseniz, ona göre birbirini tanımayan oyunculardan bir takım çıkartırsınız. Rakip kaleci aut atışı kullanır ikenki görünüm olarak örnekleyebiliriz. Şablon, doğru tarzdaki oyuncuların doğru rol üzerinden görevlendirilmesiyle ortaya çıkan yapıdır. Bugün Tottenham'ın Huddlestone ve Jenas ile üçlü orta saha setlerini yapmaması gibi, kenar oyuncu-bek etkileşimini orta saha oyuncuları kurması gerektiği halde bunu yapamaması şablon kavramını yalanlar. Yalnızca dizilişte kalmıştır Tottenham, genel görüntüde ofsayt temelli savunma prensiplerini uygulamış ama dizilişi, tercihleri şablona dönüştürecek uygun yapıyı kuramamıştır. Şablon üzerine bir oyun karekteri eklenir, bu karekteri de oyuncular belirler ve zaman içinde adı sistem olur. Sistemin oyuncuları vardır, bugün Barcelona'nın İniesta'nın yokluğunda yaşadıkları zirve örnektir. Bir de Arsenal vardır ki, alt yaş kategorilerinden itibaren birlikte olan oyuncular üzerine aynı oyun karekteri ve mevkiisine göre beklenen gereklilikler aşılanarak, sistemin oyunculara bağlı kalmadan çalışmasına yönelik bir yol izliyordur. Arshavin ile birlikte diziliş değişse de oyun karekteri aynen devam etmektedir. Haftaiçi Liverpool'a karşı ikinci takım da aynı oyunu oynadı, bugünkü takım da derbiyi aynı yolla kazandı. Şampiyonluğa, kupalara yeter-yetmez; bunlar bu paragrafta bahsettiğimiz idealist düşüncelerin antitezi, realizm; fazlasıyla gerçek. Ama bu Arsenal'i ve ortaya çıkardıklarını izlemek büyük keyif.

Premier League 09/10 11. Hafta
Arsenal 3-0 Tottenham
Noat Samisa

31.10.09

Premier League 09/10 #11

Geçen sezon 29 Ekim'de oynanan Kuzey Londra Derbi'si, geçtiğimiz sezonun 4X4'lük üç maçından biriydi. Muhteşem goller, akılalmaz oyun temposu, fantastik bir geri dönüş... Dibi gören Tottenham'ın başına henüz gelmişti Harry Redknapp, ezeli rakibe karşı alınan bu fazlasıyla olağandışı maç hikayesine sahip skor ona yeterli hareket alanını sağlamıştı. Geçen yılki efsane maçın yıldönümünden iki gün sonra yer yine Emirates, en güzel Premier League saatinde sahne North London Derby'nin. Geçen sezona da ''Arsenal'i geçme'' hedefi ile girmişti Tottenham, bir başka kayıp sezonda Emirates'teki Arsenal karşılaşması güzel bir anı olarak kaldı. Bu sezon başı ayaklar yere basıyordu ve en ''dişe göre'' görünen Big Four üyesi olan Arsenal'in konumuna bir değil iki güçlü aday vardı. Yakın zamanda en geç 6-7'inci maç haftalarında hedefine havlu atan Spurs, bu kez sezona hızlı girdi. Liderliği dahi gördüler, Modric'in sakatlığı ile üzüldüler. Bolton deplasmanında alınan beraberlik ve geçtiğimiz hafta Stoke kalecisi Simonsen'in yıldızlaştığı maçta kaybedilen 3 puan ile Arsenal'in ardına düştüler. Arsenal ise sezonun ilk 4 haftasında 2 hedef maç kaybetmişti, onların da bugünü geçmişten geliyordu. Geçtiğimiz haftaya kadar puan kaybetmeden gelmişlerdi, Upton Park'ta 2-0 öne geçtikleri maçta 2 puan bıraktılar. Tam Arsenal usulü beraberlik; karşı tarafta ise Alessandro Diamanti'nin oyunda kaldığı yarım saatlik bölümde oynadığı muhteşem futbol takımına 1 puanı getirdi.

Tottenham'da takımın en değerli oyuncusu Modric ile takımın hücum planlarının Modric sonrası en değerli parçası Aaron Lennon yok. Wenger'e bu maçtan evvel ''Spurs kadrosundan iki oyuncunun oynamamasını isteseniz, kimleri seçerdiniz?'' diye sorulsa muhtemelen vereceği iki isim Modric ve Lennon olurdu. Tottenham'da Defoe ve Keane'i parlatan hücum setleri, bu iki kenar adamının yokluğuyla çalışmaz halde. Sol kenarda Niko Krancjar oynuyor, sağ kenar ise bu sezon ilk keza David Bentley'ye emanet edilecek. Geçen sezonun ikinci devresi Bentley ortadan kaybolduğunda şu postu yazmıştık. Zaman içerisinde Tottenham değişti, takım tertibi ile ilişiki olarak çok daha kompakt bir takım çıktı ortaya. Modric sakatlandığında kadro içinden onun görevini alabilecek tek isimdi Bentley, Redknapp daha garantici yolu seçerek transfer yaptı. Yarın, David Bentley için 2 yıl önceye dönüş fırsatı. Haftaiçi Everton karşısında 90 dakika forma giydi, yarın da Sagna'nın karşısında olacak. Kenarlarından iki orta saha oyuncusu kimlikli kenar adamının olduğu bu Tottenham'da orta sahada Huddlestone-Palacios ikilisinden birinin kenarda oturması ve Jenas'ın takıma girmesi dikkate değer bir seçenek. Arsenal'de Crouch ile kapışabilecek fiziki yeterlilikte bir savunmacı bulunmayışı da bir diğer tercih sebebi olabilir. Woodgate ve Dawson sakatlıktan döndüler, Bassong iyi gidiyor, King hazır; arka tarafta alternatif bol.

Arsenal haftaiçi kendi oyununu ''ikinci takım'' ile oynayarak benzer görüntüdeki Liverpool'u 2-1 mağlup etti ve turladı. Bazen Arsene Wenger üzerine konuşmaktan çekiniyorum, pek çok şey anlamsızlaşıyor. Belki üzerine düşünmek bile anlamsız. Bu adam ortaya bir şey koyuyor ve sonucunda bir başka şey vaad ediyor. Başka hiçbir yerde görülemeyecek, erişilemeyecek bir futbol idealini ortaya koyuyor. Mannone'nin topu dışarı tokatlayamaması da Arshavin nedeniyle şablonun bir süredir sürekli eğilip-bükülmesi de bu idealin içerisinde. Denilson ve Djourou uzun süreli eksikler, Rosicky ve Walcott da önemli eksikler. Orta üçlü belli, Song'un Spurs orta saha elamanlarına vereceği cevap belki de Arsenal'in sezon seyrine ilişkin öngörüleri örnekleyecek. Harika bir maç bizi bekliyor.

Liverpool'da Steven Gerrard yine yok. Ameliyat olasılığı kapıda bekliyor, önemli olan zamanlama. Hafta içi ilk kez Liverpool forması giyen Aquilani bu kez hastalanmış, ama domuz giribi değilmiş. Riera'nın sakatlığı sürüyor, Glen Johnson'ın da geçtiğimiz hafta geçiştirilen sakatlığı nüksetmiş. Fulham 5 maçtır yenilmiyor, yavaş yavaş geçen seneki seviyeye yaklaşıyorlar. Onların da bu maça çıkarken Simon Davies, Andrew Johnson, Dickson Etuhu, Danny Murphy gibi önemli sakatları var. Liverpool için Torres'in varlığı önemli olsa da bu tip bir deplasmanda asla güvence vermiyor. Torres de tam hazır değil ve Fulham'ın takım savunması sağlamdır. Everton - Aston Villa haftanın en güzel maçlarından biri. Geçen sezon iki takımın aralarında oynadığı maçlar bol gollü geçmişti, enfes goller izlemiştik. Bu sezon benzer bir maçın önündeki en büyük engel Everton'ın uzun süreli sakatları. Hull City'de hafta arası Phil Brown'ın görevinden alındığı iddia edildi, lakin başkan kulüpten ayrıldı. Eğer Hull City önümüzdeki sezon EPL'de kalamaz ise Hull City kulübü batma tehlikesi ile karşı karşıya. Yeni patrona rağmen Portsmouth'a transfer yasağı gelmişken Hull'da yaşananlar dikkat çekici. Lider Chelsea'de eksik yok, işler yolunda. Sezonun flaş takımı Stoke City'de stoper bçlgesinde sıkıntı var, Tuncay yine şansını oyunun son bölümüne saklayacak. Man United'da Ferdinand ve Vidic yok, Neville cezalı. Savunma hattı yeniden kurulacak, bu da Blackburn'e bir şans verir belki. Geçen hafta şu ana kadar sezonun en değerli oyuncularında David Dunn ve stoper Samba domuz gribi olmuşlardı, bu hafta da Jason Roberts virüs kapmış. Dunn iyileşti, Samba ise şüpheli. Pazara Man City için zor deplasman ama art arda gelen beraberlikler krediyi çok azalttı.

Cumartesi, 31 Ekim 2009
Arsenal v Tottenham, 14:45 - Spormax
Burnley v Hull, 17:00
Everton v Aston Villa, 17:00
Fulham v Liverpool, 17:00
Bolton v Chelsea, 17:00 - Spormax
Portsmouth v Wigan, 17:00
Stoke v Wolverhampton, 17:00
Sunderland v West Ham, 17:00
Man Utd v Blackburn, 19:30 - Spormax

Pazar, 1 Kasım 2009
Birmingham v Man City, 18:00- Spormax

Noat Samisa

30.10.09

Carling Cup 2010 R4 #2

Carling Cup 2010 R4 fikstürünün dün akşamki ayağından Real Madrid'in 4-0'lık mağlubiyeti kadar sıradışı olmasa da ilginç iki kare. Yer Championship temsilcisi Barnsley'nin maçlarını oynadığı stadyum Oakwell. Obertan, Macheda, De Laet gibi isimlerin forma bulduğu maçta Man Utd, Wellbeck ve Owen'ın golleriyle turladı. Dakika 90 olmuş, United kalecisi Foster kale vuruşu kullanmak için topu kale sahasına koymuş. Sonrası şu videodan izlenebilir. Tribünden müthiş bir azimle kopup gelen taraftarın düşmesi mi, yoksa ilk golü önleyen Foster'ın öte taraftan sahaya giren taraftara vole gol şansı vermesi mi daha komik? Kontrol ve vuruş mükemmel. Tribünden çıkan ''yeah'' sesi ve iki kafadarın golü kutlamaları da tarifsiz... Balon gol ile çok dalga geçmişlerdi, vole gol yediler! İkinci fotograf ise Oakwell'in deplasman tribünü büfesi. Ülkemizde pek çok stadyumda deplasman büfesini bırakın, tuvalet bulmak kolay değil. Gayet güzel bir büfe varmış Oakwell'de, lakin artık eskisi kadar güzel değil. Yağmalanmış. FA iki olay için de soruşturma açtı.

Akşam Carling Cup'ta Big Four kapışması var. Alberto Aquilani ilk kez Liverpool forması giyecek. Arsenal'de de Nasri'nin dönüşü bekleniyor. İki hoca da kritik dönemde bu maçı kaybetmeyi yok sayamazlar, çok zayıf kadrolar çıkarmayacaklarını düşünüyorum. Kanal A bu turdan itibaren maçları yayınlıyor.

Barnsley 0-2 Man Utd
Tottenham 2-0 Everton
Blackburn 5-2 Peterborough
Portsmouth 4-0 Stoke
Sunderland 0-0 Aston Villa (3-1 pen)

Çarşamba - 28 Ekim 2009
Chelsea v Bolton 21:45
Man City v Scunthorpe 21:45
Arsenal v Liverpool 21:45 - Kanal A

Noat Samisa

28.10.09

Kasımpaşa 4-1 K Erciyesspor

Geçtiğimiz pazar, akşamı derbi-öncesi yol yorgunluğu mazeretleriyle Denizlispor maçını pas geçtik. Bir sonraki maç için fazla bekleyemeyecektik, 7 günde 3 iç saha maçı oynayacaktı Kasımpaşa. İkincisini bugün oynadı, yine bol gollü bir galibiyetle kazandı ve gruplara kaldı. Haftasonu ''kardeş'' Eskişehir geliyor, eğer izin çıkarsa bu maçta deplasman tribünü kavramı olmayacak.Stada girdiğimde gol oldu, ayağım uğurlu geldi! Lig başı Beşiktaş'ın gol atamadığı ve Kasımpaşa'nın sürekli kaybettiği dönemde kendimi sorguladım, acaba sorun ben de mi? diyordum. Ayağımı değdirdiğim okyanus kuruyordu, geçen haftasonu benim tribünde yer almadığım maçı Kasımpaşa kazanmıştı. Sonunda bugün, bir şekilde bu durum da düzeldi. Yılmaz Vural'ın Kasımpaşa'ya gelişi bu durumu düzelten ana etkenlerden biri. Bir transfer sezonunda 23 yeni oyuncu alan bir takımın başına pek tabii David Moyes değil, Yılmaz Vural gelecek. Bu organizasyona bu hoca; geçen gün Ntv'de takla konusunda dertliydi. Takla atmasa da şovunu yapıyor, açık ara sahanın bir numaralı yıldızı. Bir başka yıldız daha var ki onun da müsebbibi kendisidir: Andre Moritz. Türkiye'deki üçüncü sezonunda Yılmaz Vural ile birlikte sonunda beklenen çıkışı yaptı. Sezon başı Bursa deplasmanında oyuna girdikten sonra verdiği pas, sonrası boş. Yılmaz Vural'ın gelişi ile birlikte düzenli forma bulmaya başladı. Galatasaray maçı, Beşiktaş maçı, son olarak Denizli maçı ve bugün. Kasımpaşa ölçeğindeki bir takım için çok özel bir yetenek. Ligimiz zirve 10 numaraları kıstasında Elano ve Delgado değil, Alex rolüne uygun; ikinci forvet görevi ideali. Bugün son bölümde Cenk'in yerine oyuna girdi ve iki güzel gol attı.

Sağdan Keller'in taşıdığı topta Gökhan Güleç topa iyi vurdu, 30. dakikada skor 2-0'a geldi. Ligimizin en iyi son vuruşçularından biridir, fiziki yetersizliklerine rağmen o dönem saha içi organizasyonu çok bozuk olan Beşiktaş'ta 0.5 gol/maç ortalamasını bu üstün yetisi ile aşabilmiştir. Yalnızca kupada Fenerbahçe'ye gol atmışken seçildi ve Ertuğrul Sağlam döneminde takımdan uzaklaştırılan genç oyunculardan biri oldu. Bir futbolcuda her yeti gerileyebilir ama bu yetenek körelmez. O günlerden daha hantal, fiziken daha zayıf ama hala iyi bir son vuruşçu. Kasımpaşa'nın arızalı kalecisi Tolga geçen hafta da bir hatalı gol yemişti, bugün kalede yer alan Fırat da en az Tolga'nın geçmişindeki garip goller kadar ilginç bir gol yedi. Bu maçı özetine, gollerine herhangi bir yerde denk gelirseniz Erciyesspor'un attığı golü mutlaka izleyin. Son bölümde Cenk ve Gökhan iki net pozisyonu harcadı ve devreye 2-1 girildi. Sezona sağ kenarda başlayan Keller, zamanla orta sahaya geçti; bir süredir de sağ bek oynuyor. Bugün Ali Güneş sağ bek başladı, ikinci devre ortaları Murat Akın oyuna girince Keller geri çekildi. Kasımpaşa'nın attığı 4. golde Keller'den bir çeşit ''sağ bek Essien etkisi'' gördük, tabii Kasımpaşa ölçeğinde. Stoper Barış Başdaş'ın çıkışı ilgi çekici, bu şekilde devam ettiği takdirde ligimizin demirbaş stoperlerinden biri olabilir.

İkinci devre Moritz oyuna girene kadar Kasımpaşa sayısız kontra hücum heba etti, alt ligde Kasımpaşa ile muadil pozisyonda bulunan rakibi ise neredeyse hiçbir atağı olgunlaştıramadan duvara çarpıp geri döndü. Oyun 2-1 devam eder iken belki şansı vardı Erciyes'in ama Moritz bu imkanı da ortadan kaldırdı. Erciyes'in siyahi oyuncusu Emmanuel Mangoung ile Kasımpaşa'nın Danimarkalı'sı Keller, Türkiye'ye gelmeden önce birlikte Stabaek forması giyiyorlarmış, bu da bir enteresan not olsun. Kasımpaşa'nın rotasyon görmüş kadrosu fazla zorlanmadı, lakin Yılmaz Vural'ın ''final'' ideali kadar da değil. Bir sonraki maç pazar 14'te; formda bir özel yeteneğin, zayıf bir takımda yaratacağı farklılığın boyutlarını görmek üzere Moritz'i seyretmeye geliniz.

Noat Samisa

28.10.09

Üç İbrahim'ler

Beşiktaş'ın 0-1 kazandığı Eskişehirspor maçına dair yazacak bir şeyler vardı aslında, eğer tvden izleseydim Rıza Çalımbay'ın ilginç takım tertibi ve adam markajları üzerine maç bitimi bir şeyler yazmak isterdim. Lakin üzerinden vakit geçen bir maçı yazarken tekrardan yaşamak mümkün değil, yazarken zevk almak kolay değil. Onun yerine rötarlı da olsa bir hususa dikkat çekmek istiyorum. Ben bu konudaki merakımı giderdim, başka merak edenler vardır elbet.

Cumartesi akşamı, yaklaşık 1.5 yıl sonra Beşiktaş savunmasında üç adet İbrahim oynadı. 07/08 sezonunda bu üçlüye bazen Serdar Kurtuluş, bazen Ali Tandoğan, bazen Baki Mercimek, bazen Gökhan Zan; sezon başı Lamine Diatta, ikinci devre Gordon Schildenfeld katılmıştır. Sezon boyunca ideal bir savunma dörtlüsü oluşturulamamış, fakat geçen zaman içinde Beşiktaş savunma hattının kalitesi, o günlerin çok çok üzerinde bir seviyeye yükseltilmiştir. İbrahim'lerden Toraman olanının sakatlık nedeniyle sezona geç başlaması da göz önünde bulundurursak, Kaş'ın da katılımıyla yeniden ''trio'' oluşturan İbrahim'ler artık birer rol oyuncusu konumuna düşmüşlerdir. Cumartesi günü cezalalılar etkeniyle bu üçlü bir arada sahada yer aldı, Ekrem Dağ ile birlikte savunma dörtlüsünü oluşturdular. Ben de dahil olmak üzere -sanıyorum- her Beşiktaşlı, bu sezon izlediği diğer maçlardan çok daha az güveniyordu takımın savunma hattına. Ama bir garip tablo var geçmişte ve Cumartesi bu tablo yalanlanmadı.
07/08 sezonunda İbrahim Toraman, İbrahim Üzülmez ve İbrahim Kaş'ın bir arada ilk 11'de yer aldığı 12 lig maçı var. (Sırasıyla; Denizlispor, Sivasspor, Ankaragücü, Manisaspor(D), Konyaspor(D), Kasımpaşa, Galatasaray, Sivasspor(D), Rizespor (D), Bursaspor, Ankaragücü(D), Manisaspor) Bu maçların 11'inde bu üç oyuncu savunma dörtlüsünde pozisyon alır iken, yalnızca İnönü'de 1-0 kazanılan Galatasaray maçında Toraman orta sahada görev aldı. (Kasımpaşa maçının da ilk 15 dakikası üçlü savunmadır, oyunun devamında sağ bekte Serdar Özkan oynadı.) Bu maçlarda o dönem ve sonrasında çokça tartışılan adamlardan Gökhan Zan yalnızca 2 tanesinde bu üçlüye eşlik ederken, 2 maçta da bir diğer tartışılan adam Baki Mercimek dörtlüyü tamamlayan adam oldu. Gökhan Zan'ın stoperde görev aldığı maçlardan biri, Toraman'ın zorunluluktan orta saha oynadığı Galatasaray maçı ve ikincisi, sondan bir önceki hafta 0-2 kazanılan Ankaragücü maçı. Baki de 17. haftada oynanan Manisaspor maçı ve İnönü'deki Galatasaray derbisinde bu üçlüye eşlik etti. Buraya kadar istatistik, pek de fazla bir anlam ifade etmiyor. Ama burası önemli: Beşiktaş, bu bahsi geçen 12 maçın (edit) 11'inden 3 puanla ayrıldı. Yani 73 puanla biten sezonda 33 puan bu maçlardan geldi, yaklaşık yarısı. Toplamda 32 gol yenen sezonda, bahsi geçen 12 maçta 12 gol yenildi. Cumartesi günkü galibiyet ile birlikte bu seri 13 maça çıktı, bu üçlü üçüncü kez bir maçı gol yemeden tamamladılar.

Bu seri bir sonuca bağlanır mı? Bu 13 maça tesadüf demek fazlasıyla absürd, lakin bu tabloya ilişkin rasyonel düşünce üretmek de kolay değil. Gün geldi, ''Beşiktaş'ta hiçbir İbrahim oynamasın artık'' durumuna gelindi, Kaş'ın gidişi ve terlik olayıyla birlikte tüm İbrahim'lerin kulüpten uzaklaştırılması ihtimali vardı ama tablo bize başka şey söylüyor. Bireysel olarak pek çok kez kahretseler de bir araya geldiklerinde bir tılsım mı oluşturuyorlar acaba?(!) Üç İbrahim'lerin arasına girenin dileği kabul oluyormuş, Denizli bir tane daha Ekrem Dağ dilemiş...

Noat Samisa

27.10.09

You Walk Alone Now

Fotograf RAWK'tan, 10-20 sene sonra görüldüğünde çok şey ifade edecek bir kare. Owen'ın oyuna girmesiyle tribünlerden yükselen 'judas-hain' sesleri; maç sonu arkada atkılarıyla varlığını ifade eden Liverpool taraftarı ve ''Artık Yalnız Yürüyen'' Michael Owen.

Noat Samisa

26.10.09

The Den'de Galatasaray Forması

Formasının rengini bilmeyen, kadrosundan bir oyuncu sayamayan insanların taraftarı olduğu bir kulüp Millwall, her ne kadar bu durum suni ve olanaksız bir gerçekliğin peşinden koşmak gibi görünse de kurgunun oluşturabileceği etkiye verilebilecek zirve örneklerden biridir. Güzel filmdir Green Street Hooligans, ilk yumruğunu avuç içiyle atan bir hobbit'ten bile tribüncü oluyorsa senden de tribüncü olur. Tam 2 ay evvel bir kez daha anmıştık Millwall'ı, şu olay hala masada bekliyor. Uzun zaman geçmiyor ki Millwall adı yine futbol dışı bir olayla anılmasın, yine tribün ile manşet oldular. Geçen Mayıs'ta League One play-off yarı finalinde The New Den'de 1-0 kazanmıştı Millwall, deplasmandan da 1-1 ile dönünce Scuntorpe United'a rakip oldular. Finali kaybettiler, League One'da kaldılar. Leeds United, bu seriden sonra League One lideri olarak geçtiğimiz cumartesi günü Millwall'e konuk oldu. Maç 2-1 bitti, haftaya 9. sırada giren Millwall lideri devirdi. Skordan çok, ki ülke futbolunun üçüncü kademesidir, Galatasaray forması öne çıktı. Fotografta görünen Millwall taraftarı, deplasman ziyaretindeki Leeds taraftarına giydiği Galatasaray formasını göstererek 2000 yılında Taksim'de yaşananlara atfen ''bıçaklama'' mizanseni ile gönderme yaptı. Millwall yönetimi açıklama yaptı, fotografta görünen formalı şahıs, bundan böyle The Den'e alınmayacak. Bu Londralı dayı da Galatasaray'ın kadrosundan bir tane adam sayamaz, muhtemelen ertesi gün oynanacak derbiden de haberi yoktu ama gıyabi Galatasaray taraftarı olmuş işte.

Noat Samisa

26.10.09

Liverpool 2-0 Man Utd

Liverpool, Torres ve Rafael Benitez geri döndü. Tarihe geçen bir gün, maçın dev hikayesinin içinde sayısız küçük hikayecik, hepsinin toplamı Ngog'un golünde tüm takımdan önce kaleci Reina'nın 90 metre depar ile Ngog'a sarılması... Muhteşem bir 90 dakika oldu, iki takım da elde ne varsa hepsini sahaya koydu ve Liverpool kazandı. Ligde 2 maç, toplamda 4 maçlık mağlubiyet serisi son buldu; geçen sezonki tarife devam etti ve yine Nemanja Vidic 90 dakikayı tamamlayamadı.

Liverpool:
Reina, Johnson, Carragher, Agger, Insua, Lucas, Mascherano, Benayoun, Kuyt, Aurelio, Torres
Subs: Cavalieri, Voronin, Babel, Ngog, Spearing, Degen, Skrtel

Man Utd: Van der Sar, O'Shea, Ferdinand, Vidic, Evra, Valencia, Carrick, Scholes, Giggs, Berbatov, Rooney
Subs: Foster, Neville, Owen, Anderson, Nani, Fabio, Evans
Maçtan evvel Spirit of Shankly oluşumu Amerikalı patronları protesto için yürüdü. Geçen sezon Anfield'daki Man Utd maçı öncesi de aynı sahneler vardı. Bu kez Torres değil, Gerrard sahada yer alamadı. Eşi ile birlikte eski dost Sami Hyypia'nın arkasında izlediler maçı. Man United tribünleri ise balonlar ve deniz toplarını içi boş halde stada sokmayı başarmışlar, maç evveli şişirmeye uğraşıyorlardı. Bir de pankart ve Cantona maskeleri... 1994'te 3-3 biten derbide Liverpool taraftarı: ''Au revoir Cantona, come back when you've got 18 title'' demiş. Tabii o dönem Alex Fergoson rüzgarının henüz başları. Bugünleri tahmin etmiş olamazlar. Geçen sezon 18 oldular ve ilk Anfield ziyaretlerinde intikam alıyorlar: Looking For Eric. Karşıda ise bir başkası, Michael Owen. Ona ''judas-hain'' dedi Liverpool taraftarı. Onlar da sahaya balonlar attılar ama tamamı futbol topu şeklindeydi. Suyunu çıkarmadan iyi makara yaptılar.

Gerrard yok iken Benitez'in hareket alanı kısıtlıydı. Lucas-Masch orta sahasını kurdu, karşısında da fazladan eleman olmayınca karşılığını gördü. Savunmanın hız sıkıntısı çok eleştirildi, o da bu maçta Skrtel yerine Agger'i tercih etti. Geçen hafta Jones-Bent ikilisi üçlü savunmayı dağıtmıştı, bu kez iki santrafor karşısına Liverpool'un CL finaline götüren savunma tandemi dikildi. Sol bekte Insua vardı ve bu tercihin nedeni bir değerli taktik hamleydi. Riera'nın sakatlığı, Babel'in de Benitez'in istediklerini yapamıyor oluşu Aurelio'yu sol önde zorunlu kıldı. Benayoun-Kuyt ikilisine Gerrard'ın rolünü bölüştürdü ve Gerrard'ın olmadığı bir günde, hatta bir hedef maçta belki de ilk kez bu denli yaratıcı olundu. Sir Alex'e saygısızlık olmasın, lakin sanıyorum rakibini biraz hafife almış. Esasını hiç bozmadan sahaya sürdü takımını. İnönü'ye gelirken bile emniyetle gelmişti, Benitez'e son darbeyi vurmak için biraz dirayetsiz davranmış sanki. Fletcher'ın yokluğu pek tabii bir etken, Scholes'un varlığı ile Lucas hiç olamayacağı kadar etkin bir maç oynadı. Rooney de hazırken Berbatov-Anderson ilk 11 değişimi oyunu United'a getirebilirdi. Ya da Nani oyuna, Giggs merkezde olabilirdi. Nitekim maçta esas taktik farklılığı yaratan etken, United'ın solu üzerinden gerçekleşti.
Liverpool'un solu teoride güvendeydi, Kuyt'ın sahada olduğu ve Glen Johnson'ın da ataklara fazlaca katılmadığı bir günde sağ kenarda da göze çarpan bir sıkıntı yoktu. Benitez tahtaya ne yazdı bilmiyorum ama Benayoun ile Kuyt maç boyu sürekli alan değiştirdiler. Üzerlerinde kalan oyuncuları içeri-dışarı çekerek alan boşalttılar ve oraya Torres girdi. İlk 5 dakika iki çıkış yapan Evra, Torres tehditi ile çıkamaz oldu. Giggs de Kuyt'ın peşinde olunca United solu durdu. Maçtaki ilk ciddi tehlike de Torres'in sağdan taşıdığı topta kazandırdığı ikinci faul ile oldu. Aurelio vurdu, dönen topa Kuyt vurdu, dördüncü topa kadar atak yenilediler ama gol gelmedi. Sağ kenar üzerinden ataklar şekillendi ve Liverpool ilk 20 dakika oyuna hakim oldu. Önde bastılar, orta sahada üstünlük kurdular. Bu dakikadan sonra Rooney ve Berbatov geri geldi, United oyundaki dengeyi kurdu. Tempoyu düşürdüler. Ön alanda kazandıkları topları defansif açıdan biraz daha az sorumluluk sahibi sağ kenarlarından, deparlı kenar adamları Valencia üzerinden oynadılar. Rooney-Valencia uyumuyla pozisyon da ürettiler. 40'a kadar oyunda tempoyu Man United ayarladı. Bu bölümde bir gol bulabilseler Liverpool'un fişini çekeceklerdi belki de. Son 5 dakika Liverpool yine tempo yaptı ve bir penaltı kazanabilirlerdi. Aurelio'nun kullandığı serbest vuruşta Berbatov tarafından Kuyt'ın forması yırtıldı. Kuyt'ı çekip indirdi Berbatov, hakem Marriner pas geçti.
İkinci yarı oyun yine sıkıştı, kulübesi zengin olan Ferguson'un hamle şansı daha fazlaydı. Liverpool'da toplar Benayoun ile buluşturulmaya çalışılıyor, United ise Liverpool'un sağ kenarı da kapamasıyla santraforları üzerinden atak kovalıyordu. Hakemin fazla düdük çalması bu bölümde oyunu iyice sıkıştırdı. 65'te Yine sağa yakın geldi Liverpool, çok hızlı çıktılar. Enfes bir pas verdi Benayoun, Torres de bu pozisyonda gol atmak için ne gerekiyorsa onu yaptı. Dünyanın en iyilerinden birine karşı kalçasını harika kullandı ve mükemmel bitirdi. Torres, Man Utd'ı yine boş geçmedi. Sarı kart aldırdığı Vidic de son dakikalarda yine oyun atıldı, United stoperlerinin en büyük kabusu Fernando Torres. Bu dakikadan sonra Ferguson'dan iki hamle geldi, Nani-Owen ikilisini kenarda gördüğümde çıkacakları tahmin etmek zor olmadı. Buradan sonra İbrahim Altınsay bayağı formdaydı, maçı harika özetleyen cümleler söyledi. United'ın şuursuz baskısı, Liverpool'un bulduğu geniş alanlar... Benayoun'un kaptırdığı top az daha Liverpool kalesine gol oluyordu. Maçtaki en tehlikeli United atağında Valencia'nın şutu üst direkten döndü. Benitez hamlelerini yaptı, hafta içi oynatarak bu maçta kullanamadığı Gerrard'ın durumuna düşmesin diye Torres'i çıkardı. Sonra hava hakimiyetini üstün kılmak adına Skrtel'i de soktu ve bilinçsiz United şandelleri aksiyon üretemedi. Uzatmaların sonunda iki kez boş yakaladılar, birinde Vidic atıldı, diğeri gol oldu. Mascehrano'nun kırmızısı ise keskin sürkenin küpüne zararıdır. Yine harika oynadı Carrick karşısında, 90+4'te bile VDS'ye baskı yapacak enerjisi vardı ama bunu yapmak için galiba varolan aklından bir kısmını kaslarına aktarması gerekti!
Maçın adamı attığı golle Torres, Liverpool tarafında gizli kahraman çok. Benayoun, Kuyt, Agger, Johnson çok iyiydiler. Bir de ''adamım'' diyeceğim Fabio Aurelio. Futbol zekası, dirayeti hayranlık uyandırıyor, aynı zamanda müthiş bir solak. Yeterince hızlı ve çabuk olmadığı için pek tabii Liverpool düzeyinde bir ideal ön taraf oyuncusu değil, fakat çok özel bir taktik oyuncu. Harika paslar attı, sürekli oyunun içinde yer alarak pek çok atak kesti. Ayrıca istikrarlı kullanıyor duran topları, en az yarısında tehlike üretiliyor. Aurelio'nun varlığında Valencia-Insua mücadelesi Arjantinli lehine sonuçlandı. Lucas gibi taktik oyunun bugün parlattığı adamlardan.

Geçen sezon olduğu gibi, sahadaki menajerler savaşında Rafael Benitez kazandı. Eksiklerine, zayıflamış orta sahasına rağmen Aurelio tercihi ile sağ kenar üzerinden Kuyt-Benayoun ile gerçekleştirilen varyasyonlar oyunu Liverpool'a getirdi. Denediler, rakipten daha fazla kazanmak istediler. Anderson ya da Giggs'i merkezde kullanmak bugün maçı getirebilirdi ama yeni bir düzen inşa edildiğini de göz önüne almak gerek. Ronaldo sonrası klasik 4.4.2'nin önemli bir sınavıydı, başarılı olamadılar. Liverpool taraftarı için kabus gibi geçen günlerden sonra bir rüya gün; bizim için de tadına doyulamamış bir 90 dakika geride kaldı.

Noat Samisa

25.10.09

Premier League 09/10 #10

Geçen sezon Liverpool sahasında Man United'ı 2-1 mağlup ederken Gerrard-Torres ikilisi bugün ile benzer durumdaydılar. Sakatlıktan çıkmışlardı, sahada olma olasılıkları düşüktü. Müthiş maç olmuş, Gerrard oyun 1-1 iken 68'de oyuna dahil olmuş ve 77'de Ryan Babel maçı kazandıran golü atmıştı. Torres ise oyuna hiç dahil olmadı, Robbie Keane 90 dakika sahada kaldı, Dirk Kuyt bu maçta ikinci forvet olarak oynamıştı. Mascherano'nun geçen sezon kazanılan her iki Man United maçındaki performansı efsanedir, yarın bir başkasını daha sahnelemek zorunda. Eğer Gerrard-Torres hazır olurlarsa Benitez'den Gerrard-Masch orta sahası bekliyorum. Karşıda ise Rooney olmaz ise İnönü'ye çıkan takımı sahada göreceğiz. Üçlü orta saha, Rooney yerine merkezde Berbatov olabilir. Anfield'a ezeli rakibin formasıyla ilk kez çıkacak olan Michael Owen'ın ilk 11 başlaması sürpriz olur. Antonio Valencia gollerine başladı, takımdaki yegane ritmi bozuk adam Nani'nin Glen Johnson-Kuyt kanadındaki performansı soru işareti. United'da Park Ji-sung sakat, Fletcher'ın durumu belli değil. Riera, Dossena ve Aquilani de Liverpool'un eksikleri. Eksiklere rağmen bol gollü bir maç bekliyorum, iki takım da düşük viteste seyrettiğinden Big Four Special düzeyinde bir 90 dakika beklemiyorum. Benitez'in başı kalabalık olunca demeç yarışında gol yok, Ferguson'un hamlesi bekleniyor.

Jermaine Pennant, Benitez'in oyuncuları kısıtladığını söylemiş. Wenger'in çıkardığı ve sonra takıma uymadığına kanaat getirerek tasdikname verdiği adamlardan biridir Pennant. Formda geçirdiği kısa dönemler ve her Chelsea maçında Ashley Cole'ün üzerinden geçmesi haricinde Liverpool'da çok da parlak günleri yoktur. Crouch hatrına transfer olduğu Portsmouth'ta da kötü geçen günlerin ardından artık La Liga'ya yeni yükselen Real Zaragoza'da top koşturuyor. Neyini kısıtlamış Benitez acaba? Kuyt formayı sökmüştür Pennant'ın üzerinden, durum budur aslında. Benitez ise ''arkam sağlam'' demiş. ''Chelsea ve United'ın da 5 sakatı olsun, göreyim onları'' da demiş. Maçtan önce yine Spirit of Shankly yürüyüşü var. ''Yanks Out'' diyecekler. Pazar 16'da, bizim derbi öncesi şifa niyetine. Cumartesi denk maçlar var, program da çok güzel ama ben Eskişehir yolunda olacağım.

Saturday, 24 October 2009
Wolves v Aston Villa, 12:45 - Spormax
Birmingham v Sunderland, 15:00
Burnley v Wigan, 15:00
Hull v Portsmouth, 15:00
Tottenham v Stoke, 15:00 - Spormax
Chelsea v Blackburn, 19:30 - Spormax

Sunday, 25 October 2009
Bolton v Everton, 15:30
Liverpool v Man Utd, 16:00 - Spormax
Man City v Fulham, 17:00
West Ham v Arsenal, 18:15 - Spormax

Noat Samisa

23.10.09

Benitez'in £20 Milyonluk Balonu

Benitez'in balonu patladı, demeyeceğim elbette. Kendi yolu olan hocadır, futbolcuları düzene uydurmaya çabalar. Sayılı taktisyenlerdendir; rüyasında futbol maçı görür, kahvaltıyı futbol ile yapar, futbol düşünerek uyur. İspanyol teknik adama olan hayranlığımız bakidir, bugün Liverpool'dan kovulsa bile ardında bıraktığı efsane CL şampiyonluğuyla hep iyi hatırlanacaktır. 2 yıl evvelinde İngiliz basınını bir Liverpool mağlubiyeti sonrası takip ettiğinizde ilk abalı'nın ''rotasyon'' olduğunu görürdünüz. Kadroda sıkıntı yoksa büyük olasılıkla ''Fucking zonal marking'' durumu vardır, bu sezon başında olduğu gibi. 4 maç üst üste kaybeden Liverpool'a baktığımızda ne rotasyon vardır ortada, ne de duran top alan savunması arızaları. Ortada esas takım yoktur çünkü, en basitinden son 2 maçta Spearing ve Kelly ilk 11'de başlamışlardır. Benitez'in tarzına dair eleştirilecek bir şey olmayınca daha gerilere gidildi, daha kapsamlı reçeteler yazıldı. Benitez'in transfer politikası, ki bu başlık altında yapılan eleştirilerde Benitez'in aleyhine işleyen pek çok argüman vardır, eleştiri kapsamının genişlemesinin ana etkeni. Sissoko, Hamann, Mascehrano ve Xabi Alonso orta saha elemanlarından bugün yalnızca Mascherano kadroda, neyin rotasyonunu yapacak? Sunderland'e karşı üçlü savunma oynadı, Bent-Jones ikilisi ezip geçitler. Gerrard-Torres olmadığında çözüm var mı?
Sunderland maçından sonra hakemi suçlamadı Benitez. Biliyordu ki takımı pek bir şey oynamadı, oynayamazdı da zaten. Malum balonlu gole ülkemizde ''kural hatası'' dedi hakem eskileri, FA ise yine ''kural hatası-hakem hatası ayrımı yoktur'' dedi; artık şu saçmalığı biri durdursun. İngiliz hakem eskilerinden de golün iptal edilmesi gerektiğini söyleyenler oldu, pek itibar edilmedi. Hakem hatasıdır, top kritik noktaya gelene kadar oyun durdurulmamıştır. Top o noktaya geldiğinde artık gelişen aksiyona katlanmak zorundasınız. Deniz topunun üzerinde Liverpool arması var, bu da karar alınırken göz önüne alınması gereken bir yan unsurdur. Deniz topunu sahaya gönderen velet tut ki Liverpool altyapısında futbol oynuyor, nasıl karar verilecek? Tersten bakalım. Glen Johnson'ın malum pozisyonda balona müdahalesi var. Bent'in topu yakın direk dibine gönderidiğini varsayalım ve Johnson da balona müdahale etmiş olsun. Balon da topa dokunsun ve muhtemel golü önlesin. Ne karar çıkmalıydı? Glen Johnson'a duruma göre sarı veya kırmızı kart, penaltı. Balonun üzerinde Sunderland arması olsa ne olacak? Bu tam bir muamma, maalesef futbol oyun kurallarında bu tip durumların net açıklaması yok. Yorumdur, içtihad yapılması gerekir, birkaç saniyeden fazla şansı olmayan hakem için kabustur. Sunderland iyi oynadığı bir maçta fantastik bir golle 3 puan aldı, Liverpool hakettiği kadarını, yani sıfır puanı aldı, hakem Mike Jones da Premier League listesinden çıkarıldı ve bu hafta alt ligde görevlendirildi.

Öncesindeki Chelsea maçı, sürekli bahsettiğimiz orta saha erozyonunun bir sonucu olarak bir hedef maç kaybıdır. Benitez'in bir hedef maç hocası, Liverpool'un bir hedef maç takımı olduğu benim için bir nevi doktrin idi, artık değil. Şurada söz konusu 4 maçlık mağlubiyet serisine gelmeden öncesini yazmışız. Sonunu bitirdiğimiz gibi başlıyor bugünün ve çok öncenin hikayesi. Gerrard ve Torres olduğunda ve olmadan arasında takım organizasyonu noktasında uçurumlar var. Bir hedef maçta Gerrard-Torres sahadayken orta sahada Lucas var ise yine anlamsız, orta sahayı rakibe kaptırırsınız ki Chelsea maçında aynen böyle olmuştur. Aquilani bekleniyor 3 aydır, hala gelemedi. Şimdiden lige havlu atılmış, League Cup'ta Arsenal maçı kapıda, CL'de 3 maçta 3 puan; bundan sonra Aquilani gelse kaç yazar? £20 milyona yakın bonservis ödenen Johnson bu bedeli hakediyorsa da takımın bugünkü durumunda sağ bekin rolü nedir? sorusu pek çok şeyi cevaplayacaktır. Johnson pek iyi bir form yakalamış da olabilir ama söz konusu £20 milyonu hücum hattına harcamak çok daha doğru bir tercih olurdu. Ya da orta sahaya takıma direkt girecek bir sağlam orta saha adamı almak. Şurada Benitez'in transferleri derlenmiş. Ayrıca yakın plana almak gerek.
Gerrard-Torres ikilisi neden bu kadar önemli? Bugün Man Utd'da Rooney olmaz ise genel sezon seyrinde mutlaka sorun yaşanır, ama maç-maç bu sıkıntıyı telafi edecek alternatifler Ferguson'un elinin altında. Berbatov, aşağıdan gelen Macheda-Wellbeck, üzerine eklenen Owen... Şu United'da alternatifsiz oyuncu yok belki de, herkesin bir fazlası var. Chelsea bir başkası, United kadar olmasa da onlar da eksiğin yerini doldurabiliyorlar. Liverpool'un ise orta sahada oynatacağı bir fazla oyuncusu yok. Bir partner forveti bile yok, Benitez'in düzeni içine sokamadığı Voronin var. Bir sakatlık her şeyi bozuyor, tüm düzen çöküyor. Şablonun merkezini alıyorsunuz içinden, Kuyt bile sıradanlaşıyor. Benitez'in takımının 4.2.3.1 veya 4.4.1.1 düzeninde iki iyi orta saha adamı olmalı, bir süredir yalnızca 1 tane var. En ileride ve ona yakın oynayan oyuncu dünyanın sayılı isimleri, bireysel üretkenliklerinin yanına takımı da oynatan adamlar. Bir süredir bu ikili yok ve Liverpool açıkça sıradan bir takım. Sistemin parlattığı adam Kuyt yok ortalıkta, çünkü sistem yok. Önlem almaya zorlayan takım artık umursanmıyor. Steve Bruce klasik şablonunu sahaya koyarken, Benitez arızalarını tolere etmek için düzeni değiştiriyor. 4 transfer dönemindeki kadro erozyonunun Liverpool'u getirdiği nokta budur ve bunda Benitez'in payı büyüktür. Bu saptamalar yine genel sezon seyrine bakar, şu 4 maçlık yenilgi sürecini açıklamaz. Fiorentina deplasmanı bir kenara, şu son 3 maçtaki Liverpool ile ''Benitez'in Liverpool'u'' sıfatlı takım arasında uçurumlar var. EPL'de 9 hafta geride kalırken Liverpool 8. sırada, şu son 3 maçtaki takımın alacağı maksimum derece budur. Gerrard-Torres dönecek, Gerrard orta sahaya geçip Benyaoun öne koyulacak ve Liverpool yeniden kazanmaya başlayacak. Buna şüphe yok. Aquilani takıma girecek ve eğer yerleşebilirse Liverpool galibiyet serileri yakalayacak, hatta hedef maçlar kazanacak. Benitez'in Liverpool geçmişine bakarak buna da şüphe yok. Ama Liverpool bu sezon da şampiyon olamayacak ya da pazar günü ile birlikte lig sonuna kadar hiç yenilmeyerek İstanbul'daki geri dönüşten fazlasını yapacaklar. Lakin iki şıkkın olabilme ihtimalleri arasındaki oran farkı, futbol topu ile Liverpool şehrinin dünya üzerinde kapladığı alanlar farkı kadar.

George Gillett'a sordular, ''biz, biz, biz mutlu ve güzel bir aileyiz'' deyip ağlamış! Benitez'in ekibi ile birlikte toplam tazminatı £20 milyonu buluyor. Geçen seneki 1-4'lük Old Trafford zaferi sonrası imzalanan sözleşmenin şartları bu zamanlar için uygun değil. Kısaca ''kovamıyorlar'', £20 milyonluk balonu ellerinde patlatmak istemezler. Elde o para olsa zaten transfer yaparlardı. Anfield'ı Arap'lara gezdirdiler, bir gece ansızın kulübü satmış olabilirler. Arap'lar isterse gider Benitez, Amerikalı'lar oldukça bu para kolay kolay çıkmaz. Haftasonu Torres sahada olacak, Gerrard'daki soru işareti sürüyor. Aquilani de reserv takımla maça çıktı, iki haftaya fit duruma gelecekmiş. Pek çok kötü olay art arda geldi, balondan bile gol yedi Liverpool; daha kötü ne olabilir? Pazar günü İngiltere'nin zirve rekabeti sahne alıyor. Ryan Giggs, 38. Liverpool maçına çıkıyor.

Noat Samisa

23.10.09

Wolfsburg 0-0 Beşiktaş

Şampiyon takım meğerse yaşıyormuş, ölmemiş. Bu akşam gördüklerim ile en yakın Super Kupa finalini, biraz daha uzaktan İnönü'de kazanılan Gençlerbirliği maçını anımsadım. Beşiktaş'ın oyun karekteri, bunun etrafında şekillenen tercihler ve birbiri ile bağlantılı pek çok yan öge... Toplamı ''şampiyon takım'' demekti, bu takımın esas ve yan ögelerini defalarca anlattım. Takım CL için yeterlidir, değildir veya neye göre yapılır bu hesap; ama takım şampiyon oldu, öyleyse bu takım CL'yi oynar. Ederini alır, geri döner. CSKA deplasmanındaki oyun, hatta skor ya da bırakın skoru, çünkü bu noktada çok da önemli değil, ''şampiyon takım''ın hasadının karşılığı değildi. Bu takım bu akşam kaybedebilirdi, defalarca şans geldi rakibe. Ama son 10 dakikada kazanabilirdi ve oyun o noktaya nasıl, ne şekilde geldi? Bu gece kaybetse de kazansa da sahadaki şampiyon takımdı, Denizli maçında kaybettiğim bazı duyguları bana geri verdi. Mesela aidiyet.Maç öncesi 1 puan ümidim azdı, lakin maç öncesi kadroda tavşanların bir kısmının greve gittiğini gördüğümden ümitvar oturdum tv karşısına. Maçtan sonra da 1 puan iyidir, bu 90 dakikanın karşılığı nakde çevrilirse kardayız. Matteo Ferrari bu hafta da muhtemelen CL'de haftanın 11'inde olacaktır, öyle-böyle anlatılamaz bu akşamki performansı. Dzeko'yu 15. dakikadan sonra bitirdi adeta, Boşnak golcü toplara kafa vurduysa da evvelinde dağıldı. Direkten dönen topta yerdeyken yaptığı müdahale, kalçasını her yüksek topta Dzeko'nun baldırına dayaması, ilk yarı Tello'ya attığı 50 metre çapraz top... daha sayamadıklarımla birlikte geçen sezonun en hit iki santraforu karşısında savunma sanatını icra etti.

Wolfsburg'un Felix Magath'tan kalma baklava orta saha-çift forvet düzeni aynen devam etmekte. Onlar da şampiyon takımlar, onlar da aykırı bir futbol karekterini sahaya koyarak şampiyon oldular. Küme düşen Misimovic yıldız oldu, kendini aştı. Forvetler 50 golü geçtiler. Urawa'da inceci forvet arkası olan, Japonya'da sınırsız serbestiyet ile oynayan Makoto Hasebe'yi seçti Magath; takımına sağ iç oyuncusu yaptı. Josue'nin bugün yaptığı gösterişsiz işlere hayran olmamak elde değil. Geçen sezon izlediğimiz takım ne ise, bugün de aynısını sahaya koydular. Forvetler yine gezdi, yine iç oyuncularını kaçırmaya çalıştılar.
Yine ''10 numara'' Misimovic'i merkez aldılar, yine Josue atağın başlayacağı kanadı işaret etti, yine beklerden birini ortaya çekilmeye zorlayarak Schafer'e boşluk yarattılar. Bu şablonun aynısını, Ancelotti ile Chelsea oynuyor bir süredir. Bu düzenin mutlak gerekliliği en az 1 kaliteli dış bek, o da mevcut. Schafer düzene uydu, düzen Schafer'i parlattı. Wolfsburg'un bir sistemi var ve bunu Old Trafford'da da oynuyorlar, İnönü'de de oynayacaklar. Sürpriz yok, çünkü onlar şampiyon. Bugün karşılarında da bir başka şampiyon takım vardı, iki ligin son şampiyonları standart zaafları ve artıları üzerinden bir 90 dakika oynadılar.

Wolfsburg ilk yarı Beşiktaş sağını çok hırpaladı. Misimovic de kendini santraforların arasına attığında bir fazla kademe ihtiyacı oluşuyor, keza Deco veya Lampard için de Chelsea'de geçerli bir durumdur bu. Stoper bek Kaş aldı o kademeyi ve sağ bek bölgesinde boşluk oluştu. Dizilişlerden kaynaklanan bir sıkıntı ve Wolfsburg da dizilişi artık sisteme dönüştürmüş bir ekip. Bu açığı kapaması gereken adam Ekrem de ilk başlarda Misimovic ile çok ilgili olduğundan sol bek Schafer sürekli açık alan buldu. Arka direğe, olması gerektiği gibi yaptı ortaları. Dzeko'nun boş vurduğu bir kafa var maç başı, bir daha o kadar boş vuramadı. Kaş-Grafite, Dzeko-Ferrari eşleşmeleri oluştu. Sivok da en iyi yaptığı iş olan süpürücülük ve ikincil baskı işlerini yaptı. Ekrem ritmini bulana kadar sağ kenar arızası sürdü ki, burada ilk 25 dakika gol çıkmaması sürpriz sayılır. Orta sahada Ernst ve Fink, top rakipteyken gerekli direnci oluşturdular ve Misimovic maç boyu göbekten iş yapamadı. Oyun planları aksadı, sol kenarı da kullanamaz olduklarında oyun tıkandı. Forvetlerin yaratıcılığını kullandılar, yerden-havadan Dzeko ile etkili oldular. Gentner'in boş kaleye atamadığı top şans anıydı, olmadı.
Bobo'nun yay civarından vurduğu, kalecinin üzerine giden ama Ernst'in ofsayt olduğu bir pozisyonu hatırlayalım. Düzen esastan kurulmuş ve takımın merkez santraforu Bobo, ver-al işini yapıyor, atağa katılan Ernst ile paslaşarak pozisyon üretiliyor. Bobo'nun varlığı bu aksiyonun birincil etkeni. İkincisi ise Fink'in varlığı. Fink bugün sahadaydı ve Ernst bu sayede gücünü efektif kullandı ve hücuma da katkı sağladı. Ernst'in pek çok Beşiktaş atağında başlangıç veya oyunu hareketlendirici paslarda oyunun içinde olmasının ana etkeni Fink'tir. Nihat-Tello paslaşmaları, Bobo'nun sırtı dönük aldığı toplarla orta sahayı oyuna katması, ters kenar adamı Nihat'ın sürpriz koşu ile sola yakın attığı şut ve diğerleri... Bunların hepsinde şampiyon takımın izi var, çalışan şablonun esas adamlarının sahaya sürülmesinin etkisi var. Holosko'nun yerine bugünkü hazır Nihat kondu, tarz olarak çok farkı yok. Beşiktaş rakip sahada 15 pas ile pozisyon bulamaz, bunu bekleyenler daha bi' 3 yıl daha beklesinler. Yeni 5 oyuncu gelir, 5 oyuncu gider; farklı bir oyun karekteri kurulur. Ancak o zaman hayal edilenler gerçek olur. Takım aynen bu tip hücum aksiyonlarıyla, kısa süreli parlamalarla, oyunu tutarak ve sonradan hamlelerini yaparak şampiyon oldu. Transferler de bu şampiyon takım baz alınarak yapıldı. Ben bu akşam böyle bir savunma performansı, mücadele ve doğru takım tertibi sayesinde üretilecek şablon getirisi aksiyonlar bekliyordum. İstediğimi aldım, takım golü üretecek noktaya çok kez geldi ama olmadı.

Tercihlere gelirsek, önce Kaş'tan başlayayım. Çok faydalı oldu. Grafite'yi attırması bir yana maç boyu birinci hamlelerde çok başarılıydı. Atak katılımı noktasında pireden deve olmasını bekleyemezsiniz. Görevini yaptı. Misimovic etkisini de savuşturana kadar önden yardım alabilseydi çok daha az hata ile maçı bitirebilirdi. Fink tercihini geçmişte n kez anlattık, bugün Beşiktaş'ta adı tahtaya ilk yazılacak üç adamdan biri Fink'tir. Toplu oyunda bugün kötü bir gününde de olsa Ernst'i ileri itmesi dahi büyük artıdır. Orta saha Galatasaray deplasmanında 25 dakika sezonun en iyi oyununu oynayan orta saha idi, Ekrem maç başı bocalasa da işini yaptı. Ernst ve Fink'in beraber yer aldığı orta sahada Ekrem'in 3. adam olmasının sakıncası yok. Bugün rakibin baskı kurduğu periyotlar dışında maç boyu adam markajı uygulanmadı, bu da bir başka güzel gelişmedir. Bobo tercihi, tüm hücum aksiyonlarının merkezi olması yönüyle çok değerliydi. 4-3-3 şablonu ve yanına eklenen oyun karekteri ile Beşiktaş bugün ideline yakın bir oyun oynadı. Ederini bekledi ve aldı.
Benim aklımda maçın üç kritik anı var. İlki Gentner'in boş kaleye kaçırdığı pozisyon, ikincisi penaltı şüphesi olan Nihat pozisyonu ve sonuncusu Grafite'nin atılışı. Pek tabii bundan önce Wolfsburg lehine gol olsa oyun kopabilirdi. Nihat pozisyonunda diz darbesi var, belki ucuz olacaksa da hakem düdüğü çalsa diyecek söz olmazdı. Maç boyu pek kolay düdükler çalsa da bu kez çalmadı. Grafite'nin atılışı oyunun dengelendiği bölüme denk gelir ve takım rakip kale önünde de üretken olmaktaydı. Zaten Denizli de hamle kovalıyordu. Burada eldekini kaçırmamak önemlidir, nitekim buradan 3 puan da çıksa gruptan çıkma işi son maça kalacaktı. Yine Wolfsburg'u İnönü'de yenmek zorunda olacaktık, dolayısıyla önce arkayı sağlama almak önemliydi. Takımın rakibi geri itmesi beklendi ve 80'den sonra, oyun rakip sahada oynanmaya başlayınca hamleler geldi. Bugün Bobo iyi bir maç çıkardı mesela, Ferrari formdaydı; keza Mustafa Denizli de bu sezonki en formda günündeydi. Yine sol bekte Üzülmez var, Rüştü enteresan da olsa iyi oynadı falan ama değişiklikler takımı karıştırdımadığından ve en uygun an beklendiğinden bugün için Denizli'ye söyleyecek sözüm yoktur. 9 maçta 1 puan oldu, hayrını görsün.

Super Kupa'dan bugüne, arası kayıp. Beşiktaş'ın bu sezon en iyi oynadığı maçlar sırasıyla Super Kupa, Antalyaspor son 20 dakika, Galatasaray ikinci yarı 25 dakika ve Wolfsburg deplasmanı. Ortak noktalar belli, arası hazırlık maçları. Denizli yine fantezisini yapar bir sonraki maça, bugün bizi mutlu eden çok şey yine yalan olur. Benim isteğim, yalnızca ve yalnızca şampiyon takım'ın üzerine oynamaktır. Bu takım CL'de de ligde de ederi ne ise onu alsın, benim kabulümdür. Başa döndüğümüz için mutlu oluyorum bugün, durum bu. Sene başında olduğumuz yere geri döndük, aradan geçen aylar neyin peşindeydik acaba? Ben bilmiyorum, hiç bir fikrim de yok. Bu takım eldeki imkanlar ile bunu oynar, kazanır-kaybeder ama bunu oynar. İdealini bulursa daha iyisini de oynar. Tabii hoca izin verirse...

Noat Samisa

22.10.09

Tek Canlı Kedi Kaleci

Chris Kirkland'ın Premier League'deki 20 takımın as kalecileri arasındaki yeri nedir? Ben ilk 10 içine sokmam, Wigan da geçtiğimiz sezonu 11. sırada tamamladığından kaleyi Kirkland'a emanet ederek doğru iş yapmış görünüyor. Öyle de zaten, Kirkland 3 yıldır Wigan'ın kalesini başarıyla koruyor; elinden geldiğince. Altyapılarda ünlenen çok genç vardır, turnuvalar kazanılır ama aradan 5 yıl geçtikten sonra o günün takım kadrolarını elinize aldığınızda takımınızda hatta zirve ligde en fazla 3-4 oyuncunun kaldığını görürsünüz. Liverpool'un 2000'lerin başında David James ve Brad Freidel'ın birbirine yakın zamanlarda takımdan ayrılması ile kale için zar attığı dönemler... Real Sociedad'ın harika geçirdiği malum sezonun baş kahramanlarından, babamın hala Rüştü'nün her hatasında ''vardı ya Sociedad'ın kalecisi, amatör kümeye düşmüş bile olsa onu getirsinler'' dediği Sander Westerveld, Houllier'nin ilk kumarıydı. Westerveld sürekli iki tuttu, bir yaktı; yeni sezon başında yaptığı bir fahiş hata ile bir günde takımın 1. kalecisi konumundan 3. kaleci durumuna düştü. Sonra da Real Sociedad'a gitti, Nihat'ın La Liga'yı yaktığı o günlerin hatrına iyi bir kaleci olarak hatırımdadır. 2001 Ağustos'unda Jerzy Dudek birinci kaleci, Coventry City'nin altın jenarasyonunun kalecisi Chris Kirkland ise ikinci kaleci olarak Liverpool'a geliyordu. Herkesin peşinde olduğu kaleciyi almak için Steve Marlet'ye ayırdığı parayı kullandı Houllier, o gün için bir rekor olan £6 milyon ödedi. Tam da David Seaman'ın son demleri, ulusal takımın kalesi için gelecek 10 yıl Kirkland adı geçiyor. Seaman gibi James de 40'ına merdiven dayadı, onu da posası çıkana kadar kullanıyorlar ve bir sonraki adım için kimin kaleyi tapuladığı meçhul. Kirkland, yukarıda bahsettiğimiz 3-4 parlak çocuktan biriydi.Eğer sakatlıklar izin verseydi belki ulusal takım kalesi için James'i de alt ederdi, bilemeyiz. Anlatalım hikayeyi. 2003 Ocak ayında kaleyi Dudek'ten almıştı, diz bağları koptu. Uzun sakatlık sonrası takip eden sezonun ortasına yakın kaleyi yeniden devraldı, hatta 2004 yılbaşında Liverpool ile Dudek yol ayrımına gelmişti. Krikland bu kez parmağını kırdı, takımdan ayrılmak isteyen Dudek yeniden formasına kavuştu. Ertesi sezon Dudek'in yolu 2005 CL finaliydi, Kirkland için Liverpool treni kaçmıştı. West Bromwich Albion'a kiralandı, burada gösterdiği kısa performans ile yine adı anılmaya başladı. Bu kez kısa zaman sonra böbreklerinden rahatsızlandı ve WBA'deki yerini şimdilerde Man Utd'ın kalecisi olan Tomasz Kuszczak'a kaptırdı. Bir bakıma bu sayede Kuszczak'ın kariyeri Man Utd'a ulaşmıştır. İyileştiğinde kaleyi yeniden devraldı, fakat Dünya Kupası'na 2 ay kala yine parmağı kırıldı. Sven-Goran Eriksson, 2006 Mart ayında yaşanan bu sakatlık evvelinde Kirkland'ı Almanya'ya götürmeyi planlıyordu. Kirkland'ın ameliyatı nedeniyle boşalan kontenjana o dönem Liverpool'un yedek kalecisi olan Scott Carson dahil edildi. Kirkland, sakatlık nedeniyle bir şansı daha ıskaladı. Fotograftaki el pek tabii Chris Kirkland'a ait; fotograf geçtiğimiz pazar günü Man City ile oynanan ve 1-1 sonuçlanan karşılaşmadan. Gareth Barry'nin kafa şutunu çıkaran Kirkland, refleks sonucu elinin üzerine düşer ve sonucunda serçe parmağı bu duruma gelir. Wigan doktoru kısa bir incelemenin ardından çıkan parmağı yerine taktı ve Kirkland maçı tamamladı. Kariyerinde, 4 adet uzun süreli el sakatlığı var; bu kez ucuz kurtuldu. Bu maçtan önce Wigan menajeri Roberto Martinez, oyuncusunun halihazırda en iyi İngiliz kaleci olduğunu söyledi. Kedi kaleci mi? David James 9 değil 19 canlı sanki, fakat Kirkland hep ''tek pati'' üzerine çakılıyor. Bu haftasonu da iyi bir maç çıkaran Kirkland, tüm kariyerinden sakatlıklar çıkarıldığı takdirde İngiltere milli takımı kalesini hakediyor. Ama bu bahtsızlıkla hala Premier League'de olduğuna şükretse kafi.

Noat Samisa

20.10.09

Babaya Çeksinler

Everton kariyeri de Beşiktaş kariyeri de öyle çok parıltılı değildir bizim Kara Boğa'nın ama hem orada hem de burada adı anıldıktan sonra peşinden hemen bir tebessüm belirir. Geçen sezon FA Cup finali için İngiltere'ye, Everton taraftarlarının arasında maç izlemeye gittiğinde Everton usulü tezahüratla karşılandı: Amo-Amo-Amo-kachi. Türkiye'de ise sonu tekrarlı söylenirdi: Daaanyel Amo-kaçi-kaçi şeklinde. Everton'ın 1995 yılında Man United'ı mağlup ederek kazandığı son FA Cup'ta oyuna sonradan dahil olmuştur Amokachi. Bir sene sonrası Beşiktaş; bugün gollerinden önce her milli maç arası sonrası geç gelmesi akla gelir. Şimdilerde Nijerya A milli takımının yardımcı antrenörü. WC2010 elemelerinde Mozambik deplasmanında puan bırakıp, iki maçta da Tunus'u yenemeyince treni kaçırdılar. Son maç haftası Mozambik'ten Tunus'a karşı benzer bir sürpriz bekleyecekler.

Beşiktaş günlerinde mi doğmuşlardı, daha önce mi; tam emin olmamakla birlikte tosuncuk ikizlerin o dönem gündeme geldiğini hatırlar gibiyim. Daniel Amokachi'nin ikizleri Zazim ve Halid büyümüşler, Everton altyapısına teslim edilmişler. Baba Amokachi, birinin hücuma dönük orta saha, diğerinin de kendisi gibi çok kuvvetli olduğunu söylemiş. Boşversin orta saha olmayı, ikisi de babaya çeksin. Pascal kadar olmasa da futbolculuğuyla gönül köşküne oturan adamdır, hep keşke'ler ile anılır.

Noat Samisa

20.10.09

Yine Birmingham Yine Sakat

Arsenal bu hafta da hazırlanışı-bitişi mükemmel goller attı, kazandı ama yine bir önemli sakat verdi. Yaklaşık 2 yıl önce oynanan Birmingham-Arsenal maçında bizim ''Birmingham Kasabı'' olarak andığımız Martin Taylor, Arsenal'in Hırvat forveti Eduardo'nun ayak bileğini parçalamıştı. Geçtiğimiz hafta sonu için Eduardo sakat olunca ve Taylor da sezon başından bu yana 1 dakika dahi Alex McLeish'ten görev alamayınca bir yeni hikaye başlamadan bitti. Geçtiğimiz haftalarda bir başka Birmingham oyuncusu Lee Bowyer, Tottenham'ın en değerli oyuncusu Luka Modric'in fibula kemiğini kırmıştı. Taylor kasap, Bowyer sabıkalı... gerçi Bowyer'ın ''katil değilim, ırkçı değilim, Joey Barton hiç değilim; öyleyse ne bu muamele?'' diyerek yaz döneminde isyan etmişliği bir kenarda durur. Takım arkadaşı Kieron Dyer ile saha içindeki kavgası Simon Kuper'in ''Why England Lose?'' isimli kitabının ilham kaynaklarından biri olabilir! Bu kez bir başka İngiliz Liam Ridgewell, şu videoda görülen müdahale ile Walcott'ın diz bağlarına hasar verdi. Ucu açık olmakla birlikte Walcott'ın en yakın dönüş zamanı 4 hafta sonra. Oyun kuralları dahilinde bir aksiyon da olsa ülkenin en özel yeteneklerinden birini ağır sakatlık şüphesiyle korkutan bir hareket. Başka bir forma altında yapılsa pek sorun olmaz belki, lakin Birmingham'ın mavi formasının yakın dönem geçmişi fazlasıyla kirli.

Bir diğer diz yan bağları sorunu yaşayan isim ise Sunderland'in genç orta saha oyuncusu Lee Cattermole. Benim kendisine olan hayranlığım bilinir, çok tuttuğum bir oyuncudur. Liverpool'a karşı epey iyi bir oyun sergilemiş, efsaneleşen golde de önemli katkısı var. MOTD'da çok övdüler, nazar değdi. Sunderland'i 7. sıraya taşıyan performansın mimarlarından Cattermole 2.5 ay yok, ancak yeni yıla yetişecek.

Noat Samisa

20.10.09

Beşiktaş 2-1 Kasımpaşa

İnönü'de gol yok, İnönü'de ortam kaotik; taraftar farklı telden, hoca başka yerden, yönetim tersten; kötü, kötü ve daha kötü... ya da çok ilginç. Durum bu ve benzeri iken, bu sezon İnönü'deki her yönden en normal maçta ve takım maçı 2-0 önde götürüyorken bir şeyler yolunda gitmiyor olmalıydı. İnönü'de bu sezon görülebilen en normal maçta bile Beşiktaş maçı 9 kişi tamamlıyor, yeterince açıklayıcı bir tanım olsa gerek. Sahadaki futbol fazla heyecan vermese de Dolmabahçe'de adrenalin garanti. Yeri gelir başkanın adamları, yeri gelir anlamsız kırmızı kartlar... Takım en son 17 Ağustos günü oynadığı Antalyaspor maçında 2 gol atmıştı, yeniden 2 gol görmek için beklediğimiz müddet tam 2 ay; bugün 17 Ekim.Bu haftanın süprizi, pardon tavşanı İbrahim Toraman-adam markajı olarak bizi şaşırtmamayı başardı. Pek tabii tahmin edemedik yine, kesinlikle bundan yana hocanın şüphesi olmasın. Hani asla ''artık tahmin edebiliyorlar, daha başka şeyler mi denesem'' şeklinde bir düşünce oluşmasın, hala kargayız ve tahmin edemiyoruz. Geçen haftaların tavşanı Ekrem'in adam markajında nesi kötüydü ya da nesi iyiydi; Fink devre arası sepetlenecek mi? soruları akla gelmiyor değil. Toraman-Moritz ile daha ilk saniyelerde eşleşti. Sakatlıktan yeni dönen bir oyuncu, 90 dakika sahada kaldı ve Ferrari'nin kırmızısı biraz da bundandır. İlk kırmızıda da benzer bir neden göreceğiz. Ekrem sağ bek oldu, orta saha Ernst'e ve serseri kurşun Tabata'ya bırakıldı. Sağ kenar Nihat, sol Yusuf, merkezde Bobo. Klasik orta sahalı değil, geçen sezonki düzendi bu. Tabii fantezisiyle birlikte. İleri üçlünün Holosko olmadığında ideali Serdar-Bobo-Nihat şeklinde; maçın devamında performanslara göre Yusuf ve Nobre girebilir. Kasımpaşa'nın kadrosu fazlasıyla kalabalık, Yılmaz Vural'ın da tercihlerini kestirmek zor. Yasir'i çok tutuyor ama istediklerini yapamadı belli ki. Ruiz gibi bir tek top indiremeyen bir pivot sonrası Azar Karadaş'ın da tatmin ettiğini söylemek zor. Yine de Moritz var, rakip ceza sahası civarında sürekli arayış içerisindeler.

Sürekli yatay seyirde giden maçta Beşiktaş'ın geliştirdiği aksiyonlarda ön alanda kazanılan toplar etkili oldu. Geçen seneki oyun karekteri, orta sahada ideal direnç olmasa bile nispeten zayıf rakip karşısında kendini gösterdi. Geçen sene Hacettepe maçı böyle bir örnektir. Fazlasına ihtiyaç olmadı. Kale önünde ince işleri Tabata yaptı, Nihat'ın bitirmesine çok sevindim. Bobo da 100. maçında golünü attı, aslında 2-0 olduğunda maç büyük ölçüde bitmişti. Murat Erdoğan'ın direkten dönen topu bir şanstı, bu şut tabelaya yazılsa daha farklı bir ikinci yarı olabilirdi. Sonra fantastik gol vuruşları... Uğur topa o kadar kötü vurdu ki, o an aklımdan izlediğim tüm futbol maçları film şeridi gibi geçti sanki. Halı saha, amatör takım, Dünya Kupası farketmeksizin kaleci ile karşı karşıya kalınabilir. Bunlar ya gol olur ya da olmaz, tabelada iki farklı seçenek vardır. Uğur'un vuramadığı asist ise bir başka şeyi gösterdi galiba: Basiretsizlik. Şu takımda gerçekten mantıkla açıklanamayacak şeyler oluyor bu sezon. Alt tarafı bir kötü vuruş gibi de olsa bence pek öyle değil. Tam Ernst'in kırmızısı öncesinde gol olsa 3-0 ile güle oynaya, ''Gaziantep'e başkan olsana'' ile bitecek maç halbuki.

Her şey İbrahim Üzülmez'in oyuna girmesi ile başladı... 82. dakikadan sonra izlediğimiz 13 dakika, korku janrına sahip bir kısa film olsa afişine böyle iddialı bir cümleyi koyardım. İbrahim'in pek tabii bir katkısı yok kartlara ama ister istemez bir ''acaba'' oluyor kafada. Haftalardan bu yana Ernst'teki sinir katsayısı yükselişini farketmek zor değildi. Orta sahada yine tek başına, partneri yine oyunda yok, yine maksimum katkıyı veremiyor, yine daha çok koşmak zorunda kalıyor ve yine son 15 dakika Ernst bitti. Sonucu sinir harbi, anlamsız kırmızı kart. Hakemin öncesinde Kasımpaşa'nın iki net avatajını kesmesi zaten yatay seyride giden maça anlamsız bir adrenalin yüklemesi yapmıştı. Kimi Kasımpaşalı futbolcular ve Ernst de bundan nasibine düşeni aldı. Penaltı bana uzak kalede oldu, ayaklarda hiçbir şey göremedim. Bilmiyorum neye çaldı, tereddütsüz gitti penaltı noktasına. Ernst'in posasının çıkarılması ile gelen Ernst kırmızı kartının boşalttığı bölgeden, orada pozisyon alan Toraman'ın da tükendiği anlarda atılan bir derin top. Ferrari'nin kırmızı da bir bakıma Denizli'ye yazılır. Sonuç olarak 2-1 kazanılan maç ama 3 adet galibiyet zayiatı: Ernst, Ferrari ve Sivok. Bu sezon takımdaki en iyi 3 oyuncu kim? diye sorarsanız, alacağınız cevap önümüzdeki haftanın cezalı listesi ile aynı olur.

Hafif yağmur, zamanı geldiğinde protesto, sonu ilginç bitti. İki takım da vasattı, hakem de onlara ayak uydurdu. Günün iyisi bu kez tribün, iktidarın sesini kısmaya çalışmadığı tribün. Haftaiçi Wolfsburg'da tavşanlar greve giderse 1 puan şansı olabilir.

Noat Samisa

18.10.09

Premier League 09/10 #9

WC 2010 play-off'ları da önümüzdeki ay itibariyle sona erdiğinde artık kupalardan başkasına odaklanılmayacak. Bugün neredeyse Premier League'deki her takım ''FIFA Virüsü''ne yakalanmış durumda, sakatların listesi uzayıp gidiyor. En çarpıcı olanı Gerrard ve Torres'in Liverpool'a sakat dönmeleri. Tam da şu post'un üzerine gelmiş olması pekala benim suçum olabilir! Gerrard-Torres ikilisi, yarınki Sunderland maçında takımlarındaki yerlerini alamayacaklar. Sadece bu da değil; Mascherano, Lucas ve Insua'nın Güney Amerika'dan yeni döndüklerini de ekleyelim. Bitti mi, hayır. Kyrgiakos da ilk tespitlere göre diz bağlarını koparmış. L'equipe'te ''6 ay yok'' diye okudum ama İngiliz basını henüz bu haberi teyit etmedi. Yine bir kader anı, yine deja vu durumu. Bu sahneyi - bu kadar abartılı olmasa da- geçen yıllarda pek çok kez görmüştük. İkisinden biri olmazsa Liverpool sallanıyordu, şimdi ikisi birden yok. Benayoun'un altın dokunuşları ve hafif sakatlığı olsa da sorun yaratmayacak Kuyt'ın ayağına bakıyorlar.Haftanın açılış maçı güzel şeyler vaat ediyor. Villa'da uzun süreli sakatlar haricinde eksik yok. Chelsea'de ise Ballack aradan sakat döndü. Sakatlığının tam iyileşmediği söylenen Mikel de yarın sahada olmaz ise Aston Villa orta sahası, bu sezon Chelsea'ye üstünlük kuran ilk ekip olabilir. Arsenal sahasında kilidi çabuk açarsa devamı gelebilecek bir maça çıkıyor. Man Utd'da ise Wyane Rooney milli takımdan sakat döndü. Hafta içi eşi doğum yapacağı için Moskova deplasmanına gitmeyeceğini daha evvel açıklamıştı, bu sakatlık mazeret oldu. Berbatov da bir başka taze baba, doğum için fazladan izin alarak kaldığı ülkesinden Bolton maçı için dönüp-dönmeyeceği belli değil.

Haftanın maçı yıllar sonra zirve ligde oynanacak olan Lancashire Derby. Burnley'nin henüz deplasmanda gol atamamış oluşu ibreyi açık ara Blackburn'e çeviriyor ama ''derbilerin havası başkadır'' demek lazım.

Cumartesi, 17 Ekim 2009
Aston Villa v Chelsea, 14:45 - Spormax
Arsenal v Birmingham, 17:00
Everton v Wolverhampton, 17:00
Man Utd v Bolton, 17:00 - Spormax - D
Portsmouth v Tottenham, 17:00
Stoke v West Ham, 17:00 - Spormax - D
Sunderland v Liverpool, 17:00

Pazar, 18 Ekim 2009
Blackburn v Burnley, 15:00 - Spormax
Wigan v Man City, 18:00 - Spormax

Pazartesi, 19 Ekim 2009
Fulham v Hull, 22:00 - ?

Noat Samisa

16.10.09

Bolo Zenden

Euro 2000'de finali ıskalayan Frank Rijkaard'ın Hollanda'sında ışıldamıştı Boudewijn Zenden. Bir yıl sonrasında dönem şartları dikkate alındığında yüksek sayılabilecek bir bedelle Barcelona'dan Chelsea'ye transfer oldu. Potansiyelinin cazibesiyle hep el üstünde oldu ama kariyeri boyunca Euro 2000'de yaptığı hızlı çıkışın üzerine koyamadı, hatta sakatlıklar nedeniyle bu çıkışın altını dolduramadı. Euro 2004 sonrası ulusal takım dışında kalmasıyla basamakları inmeye başlamıştı ki Rafael Benitez çıkageldi. Harry Kewell'ın 2006 yazında yaşadıkları olmasa rotasyon oyuncusu olacaktı belki, fakat 2007 Mayıs'ında Atina'da Liverpool sol kenarında Zenden oynuyordu. 2007 CL finalinin ilk yarısında Oddo karşısında çok top ezdi. 45'te Inzaghi attı, 53'te Zenden çıktı; oyuna giren Kewell'ın performansı yeterli olmadı. CL finaline ilk 11 çıkan Zenden'in Liverpool kariyeri bu maçla birlikte sona erdi. Fransa'ya döndü, sözleşmesini eline aldıktan sonra bugünlerde yeniden Ada'ya geldi.

Bir süredir Sunderland ile idmanlara çıkan Zenden, menajer Steve Bruce'un yaptığı bir yıllık kontrat teklifini kabul etti. Kieran Richardson'dan sol bek yapan Bruce, böylelikle sol ve sağ kenarlarda dönüşümlü kullandığı Andy Reid-Steve Malbranque ikilisine alternatif oluşturdu; oluşturduğu garip karışıma bir de veteran kenar oyuncusu ekledi. 33'üne ulaşan Zenden'den 10 maçlık katkıdan fazlası ekstra olur. Sunderland, bu hafta sonu kazanırsa sıralamada altına alacağı Liverpool'u Stadium of Light'ta konuk edecek. Zenden için güzel başlangıç...

Noat Samisa

16.10.09

Anlamsız Faul Sendromu

Bolton'ın santraforu Kevin Davies, Premier League'in ilginç figürlerinden birisidir. Tarz olarak İngiliz'lere sık sık geçmişi hatırlatır, her daim tribünün istediğini sahaya koyar. 77 doğumlu merkez santrafor Davies'in, kariyerinin ilk basamağı olan Southampton'da yaptığı çıkış sonrası ilk sansasyonel gelişmeye konu oluşu, ilk ve tek Premier League şampiyonluğu ve takip eden süreçte Alan Shearer ve Chris Sutton gibi iki ''pivot santrafor'' modeli golcü ile başarılar kazanan Blackburn Rovers'ın geçmiş başarılı yılların özlemiyle Davies için Southampton'a £7 milyon ödemesiydi. Öncesinde, 97 yılında Southampton'ın Davies'i Chesterfield'dan transferinde de bir başka benzer model santrafor olan Matthew Le Tissier'in halihazırda Southampton'da iyi işler yapıyor olması ana etkendi. Fiziği ve buna entegre oyun tarzıyla emektar muadillerinin sayesinde fırsatlar elde etti Davies, istatistikleri pek iyi olmamasına rağmen tercih edildi. Blackburn kariyeri hüsran oldu, yeniden Southampton'a döndü. Yine istatistik kağıdını dolduramadı, sonunda Milwall'e kiralanarak yeniden alt lige dönüş yaptı. 2003 yazında Southampton onu serbest bıraktı ve Sam Allardyce'ın nerede aykırı yetilere, karektere sahip bir adam varsa bulan takip listesine yakalandı. Bolton'a geldi ve veteran oyunculardan formayı aldı. 6 yıldır formanın sahibi ve bir süredir takım kaptanı. Geçtiğimiz sezon kariyerinde ilk kez çift haneli gol sayısına ulaştı, yalnızca 1 maç kaçırdığı sezonu 12 golle tamamladı. Bir de ''Kevin Davies Özel'' istatistiğini ekledi, kendisine ait olan ''bir sezonda en çok faul yapma'' rekorunu da kırdı.

Sekizinci maç haftasında Tottenham ile oynadı Bolton, bu güzel maç 2-2 sonuçlandı. Maçın devre arasında Bolton menajeri Gary Megson, maçın hakemi Mike Jones'a Davies'e çalınan fauller ile ilgili itiraz eder. Maçın hakemi Jones, karşılık olarak ''Davies'in istatistiklerinden haberin var mı?'' cümlesini söyler ve Megson sapıtır. Bolton'ın İngiliz menajeri bugün bir açıklama yaptı ve hakem kararlarında istatistiklerin ve ön değerlendirmelerin rolünü sorguladı. Hayatın her alanında olduğu gibi hakemlikte de bilinçaltı yaşantı yansımaları görülür. Önyargıları olabildiğince azaltmak gerekse de özellikle ceza uygulamalarında geçmişin faydası görülür. Megson'ın şikayeti, geçtiğimiz sezonlarda birbirine yakın olan ''Davies'in yaptığı ve ona yapılan faul'' sayıları arasındaki uçuruma yönelikti. Bu sezon Davies aleyhine 30 daul çalınırken, Davies lehine yalnızca 11 faul çalınmış.

Kevin Davies, geçtiğimiz sezon yaptığı 117 faul ile maç başı 3 faul ortalamasını aşarak, daha evvel 05/06 sezonunda kendisine ait olan 108 faullük sezon rekorunu kırmayı başardı. Aynı zamanda sezon toplamında 105 faule mağruz kalarak bu dalda da kendisine ait olan rekoru kırdı. Şu fotograftaki görüntüden her maç en az 5 tane gösteren adamdır Davies, yaptığı bunca faule karşın sezon boyunca yalnızca 4 sarı kart görmüştür. Bir yüksek top gelir ve bu topu almaya güdümlenen Davies'in gözü başka hiçbir şeyi görmez. Eller, kollar sürekli çalışır. Hemen akla Nobre geliyor tabi, lakin yemezler. Takımın santraforu rakip ceza sahası civarında yapar bu işleri, sağ bekin bölgesinde değil. Tabii bir de yetenek farkı var, hem de açık ara. Tek ortak özellikleri yüksek toplarda topa güdümlü oluşları nedeniyle anlamsız faul sendromuna yakalanmış olmaları.
Geriden uzun top-pivot santrafor şeklinde açıklanabilecek ''geleneksel İngiliz tarzı'' oyun planı, bugün kadrosu oturmuş hiçbir Premier League takımının öncelikli tercihi değil. Her takım artık orta sahasında belli bir yetenek seviyesine ulaşmış durumda ve buna bağlı olarak bazı mevkiilerde kullanılan oyuncu tarzları değişti. Lakin halen bu geleneksel düzenek üzerinden dönemsel oyun planı üreten takımlar ve hocalar var. Mesela Wolves ve Hull City'nin hocaları, takımlarının yetenek düzeyi yeterli olmadığından Folan ve Maierhofer gibi iki pivot üzerinden hücum planlarını kurguluyorlar. Kevin Davies'in sürdürdüğü rol ise Shearer'ın rol model olduğu tarzın devamı niteliğinde. Yüksek toplar için savaşır, tekmeye kafa sokar, sahada her şeyini verir ve yeteneği ölçüsünde servis yapar, goller atar. Duracağı yeri bilir, pozisyon bilgisi iyidir ve rakibi sürekli rahatsız eder. Alan boşaltır, bu alana soktuğu orta saha oyuncularını parlatır. Matthew Taylor'ın geçen seneki performansı büyük oranda Davies'in rakip ceza sahası civarındaki etkinliği ile ilişkilidir. Aynı şekilde British modeli orta saha ve hızlı kenar adamları kullanarak yükselen Capello'nun İngiltere'sinde Emile Heskey'nin varlığı; hem Rooney'ye, hem de Gerrard'a hizmet eder. Ligin karekterini oluşturan bir başka özel oyuncu grubu da Heskey ve Davies gibilerdir.

Noat Samisa

16.10.09

16 Kasım 2005

Ben hala oradayım, aradan geçen 4 yılda neyin değiştiğine dair düşünüyorum. Bu gece Fatih Terim ''veda'' dedi, ben bu kelimeyi bugün için kabul etmiyorum. 4 yıl evvelinin vedasıdır bu. Yanlış oyuncu seçmişsinizdir, doğru seçmişsinizdir; inandığınız oyuncu sizi mahçup etmiştir. Harika seçimler yapıp, harika işler yapmışsınızdır ama bir şekilde olmamıştır. Bunlar var futbolda ki en güzel örneğini biz 2008 yazında sahneledik. Her şey kötü görünüyorken iyi olabilirsiniz de, futbolda bu da var. Ama iyi niyetten ötesi-berisi yok. Bu gidiş, ''Selçuk, 6 numara! Ayağına bas!''ın gidişidir. 2005 sonbaharında federasyonun ''Lütfen'' sloganlı bir kampanyası vardı, bilmem hatırlar mısınız? İsviçre'deki maçta bir net penaltımız güme gitmişti, doğru. Sonra da Tümer'in net kırmızısını pas geçen hakem Frank de Bleeckere'in bizi yaktığı iddia edilmişti. Maç sonu Terim'in ağzını eliyle kapayarak fısıldadıklarından sonra Emre'nin deparını hatırlayanınız var mı? Lütfen, terörize etmeyelim birbirimizi... dememişti kimse. Gerilimi hatırlayalım, nasıl bir psikoloji ile milli marş okunduğunu; Alpay'ı, soyunma odası görüntülerini... Bize cezayı kestiler ama biz kimseye ceza kesmedik; bir tek Şifo Mehmet kendi kendini cezalandırmıştı.16 Kasım 2005 bu ülkenin utanç günüdür. Bu gün ile hesaplaşma adına bir adım atılır mı, yorgan yandıktan sonra kavga sürer mi, bilemeyiz. Veda bir adımdır, herkes üstüne düşen muhakemeyi yapmalıdır. Euro 2008 süreci, mucizeler; Avrupa 3'üncüsü sıfatının fazlasını ileriye taşıyamamış oluşumuz... Bunlar ayan beyan ortadayken ben bu vedayı tepede tercih ederdim. 14 ay evvel şunu yazmışız, bugün için ekleyeceklerimiz değil çıkaracaklarımız var.

Sportif açıdan Mustafa Denizli'yi de Fatih Terim'i de eleştirmeden önce bir soluk almak gerek, keza Şenol Güneş'i. Bugün faal olanlar içerisinde bu ülkede bu üç isimden önde biri yok. Biri rakı-balık, viski, tavşan; öbürü ders veren; öteki ise kimin umrunda. Bu adamlar bu ülkede ve bazen başka yerlerde hep yapılmayanı yapmışlardır, saymaya kalksak yetişemeyiz. Futbol bilgilerinden şüphe yoktur, bizim gördüğümüz çok şeyi onlar kaydadeğer bulmuyorlardır bile. Futbol basit oyun, lakin yapılan iş basit değil. Yanlış tercihtir, olmamıştır. Olabilir. Bu insanlar bunu göze alıyorlar, günü gelince gitmeyi de göze alıyorlar. Bu ülkenin umudu kendi insanlarındaysa eğer, yine bu ülke kendi insanına yaptığı kötülüğü başkasına yapmamıştır. Bunlar tamam, kabul. Öte yanda ise niyeti maksadını aşan'lar üzmüştür, yaralamıştır, soğutmuştur. WC 2006 yolunda her maça nasıl heyecanla çıktığımı düşünüyorum, bir de son kritik Bosna maçına. Belki arada İspanya serisinde benzer hisler ile izledim maçları, ama hiç eskisi gibi olmadı.

Son Fatih Terim dönemi, ulusal takımımızın en yüksek galibiyet yüzdesine sahip olduğu ve Avrupa 3.lüğü sıfatını aldığı dönem olmakla birlikte 16 Kasım 2005 gününü de içinde barındıran bir dönemdir. Bugün Terim'in gidişinin tabelaya bir yansıması olacak ise, bugün düşünülenden çok farklı kararlar alınması gerekir. Mevcut iskelet 2014'e mi hazırlanacak, yoksa 2012'ye mi? 2006 yazında Almanya'ya turnuva takımlarına idman vermeye giden takımı hatırlarsak eğer, geçen 3 yılda ne denli yoldan -eğer bir yol vardıysa- saptığımızı görebiliriz. Bu vedanın salt sportif açılımlarında çok da olumlu bir şey göremiyorum. Eğer vedanın nedeni Güney Afrika'ya gidememek ise yarın bir başkasının da istifası istenir, bu döngüye girmek genel futbol düşüncemde asla kabul edemeyeceğim bir süreç olsa da gelinen noktada bu aşamayı dahi kabullenebilirim. Hayallerimiz ise bu ülkenin futbol ortamında pek kolay değildir, daha çok zaman ister. 60 yılda yalnızca bir kez Dünya Kupası'na katılmış bir ülke futbolunun takipçisi olarak, gerekirse yalnızca sportif nedenlerden dolayı şampiyonaları pas geçmeyi kabul ediyorum. Ne ise potansiyelimiz sonuç ona yakın olsun, oldu-olmadı'yı tartışalım. Mesela Hırvatistan. İngilizler ayıp etti, diyelim. Teşekkür edelim, bence yetecektir. Turnuvalara gideriz-gidemeyiz, ama kaybederken de oyundan bahsedebilelim. Keşke yalnızca bu gruptan çıkamadığımız için değişim beklentimiz olsa, ama öyle değil. En azından ben böyle düşünemiyorum. Bize düşen yine destanlar arası 6 yıl, yine bir yaz daha taraf olamamak. Bosna'nın yolu açık olsun.

Noat Samisa

11.10.09

Bu Lig Düşe-Kalka Büyür

Futbol ortamımızdaki sıkıntılardandan bir an bile şüphe duymuyorken bir yeni skandalın daha patlak vermesi gayet olağandır ki pek şaşırtıcı olmuyor. Tahkim kararı onadı, 5 sezondur ülkemiz zirve liginde bulunan Ankaraspor küme düştü. Bundan böyle sezonu 17 takımla bitireceğiz, sezon sonunda da iki takım ile daha vedalaşacağız. Ankaragücü projesi tabelada ne gösterir bilinmez, lakin hikayenin başlangıcında pembe dizi terimleri çokça duyuldu: Hırs, ihtiras, entrika... Üç taraflı bir çekişme, sonucunda alınan kararlar ve spekülasyonlar. Meselenin siyasi boyutu noktasında daha evvel Kasımpaşa'yı yazmıştık, sözkonusu otoparklara bir de semtin Piyalepaşa Bulvarı girişindeki pazar yeri otoparkının eklendiğini belirtelim. Siyasi müdahale noktasında yine var ise gerçekleri konuşmak gerek, ama şu görüntü bana ''yazan, yöneten, oynayan Melih Gökçek'' izleniminden fazlasını vermiyor.Ankaraspor neden düşürüldü? sorusunun cevabı gayet açık yazılı metinler ile verildi. Lakin ülkede idam cezası yok iken ''Cem Garipoğlu'nu asın!'' demek gibi, beyhude serzenişler yükseliyor dört bir yandan. Federasyon uyguladığı her statüyü, kullandığı her talimatı sitesinde yayınlıyorken bu çağda bunlardan bihaber yaşamak oldukça garip. Bir adet A4 kağıda sığacak futbol oyun kurallarını bilmeyenlerin hakem kararı yorumladıkları bir ülke burası, kendi özelimizde şaşırma ünlemi yok. UEFA'nın geçmişi çok da uzak olmayan kuralı der ki, aynı kişi veya kurum iki veya daha fazla kulüp ile ilişkili ise bunlardan ancak 1 tanesi UEFA Şampiyonaları'na katılabilir. Bu kuralın UEFA'ca uygulanışı üzerinden yerel bir konu üzerine içtihad yapılmış ve kanaat üzerine bir karar alınmıştır. UEFA da bunu FIFA statülerine göre uygulamaya koymuştur, bu durum da her federasyona iç işlerinde bağımsızlık getirir. Ankaraspor Başkanı Ruhi Kurnaz'ın sürekli örnek gösterdiği 1998 yılına ait AEK-Slavia Prag örneğinde halihazırda Tottenham'ın da en büyük hissedarı olan ENIC Group'un her iki kulüpte de hissedar olması inceleme nedeni olmuştu. UEFA kararını verdi, AEK ve Slavia Prag'dan ancak birinin UEFA Kupası'na katılabileceğine hükmetti. ENIC Group CAS'a gitti, önce ek süre aldı. Bu süreçte de UEFA'dan bu iki takımın bir şekilde birbirleriyle eşleşmemesi istendi. CAS inceledi, ENIC Group'un baş hissedarı olduğu Vicenza'nın da 97 yılında bu ikilye ek olarak aynı sezonda Kupa Galipleri Kupası'nda yer aldıkları dönemdeki UEFA kararlarını da elden geçirdi. 99 yılı sonunda kararını açıkladı. Nihai karardan evvel takımlar birbirleriyle karşılaşmadan şampiyonalardan elenmiş, ENIC Group da ihlalleri ortadan kaldırmaya yönelik hisse satışı girişiminde bulunmuştu. Sorun çözüldü, 3 yıl evvel Slavia Prag-Tottenham UEFA kupası eşleşmesinde kurallara aykırı herhangi bir durum yoktu.

TFF'nin aldığı karar, direkt olarak bu emsal karar ile ilişkili. Peki ya Oftaş-Gençlerbirliği ya da Kayserili'lerin hikayesi? TFF Statüsü, 12 Haziran 2009 tarihli Olağan Genel Kurul'da kabul edildi. Hani şu ''özerk futbol'' konusu, bir ara FIFA'dan-UEFA'dan gelmişler, federasyon bağımsızlığını ülke gündemine salıp gitmişlerdi. Geçtiğimiz Mayıs ayında TBMM'den yasa çıktı, TFF bir yeni statü sahibi oldu. Gerekçeli karara ilişkin ihlal edildiği söylenen 18 ve 76. maddelerin ülkemiz spor hukukundaki yeri henüz 4 aylıktır. Keza bir diğer ihlal edilen talimatname, Kulüp Tescil Talimatnamesi de 2002'deki metin neredeyse tamamen değiştirilerek geçtiğimiz Haziran ayında yeniden yazılmıştır. İhlal edilen 17. maddede şimdi FIFA kuralları yazar iken, daha evvel kulüplerin birleşmesi için gereken şartlar yazıyordu. Oftaş'ın hikayesi ise kendiliğinden sona ermiş, yeni kanunlar yürürlüğe girmeden evvel Hacettepe küme düşmüştür. Keza İstanbulspor-Adanaspor geçmiş hikayesi de böyledir. Artık isim değişiklikleri de hiç kolay değildir, bu kötü olaylar geçmişte kalmıştır.
TFF Statüsü:

Madde 18-3 Hiçbir gerçek veya tüzel kişi (holding şirketleri ve grup şirketleri de dahil) herhangi bir müsabaka veya turnuvanın dürüstlüğünün tehlikeye düşmesine neden olacak şekilde birden
fazla kulübün veya grubun kontrolünü elinde bulunduramaz.

Madde 76 - 6 Hiçbir gerçek veya tüzel kişi (holding şirketler ve bağlı kuruluşları dâhil) herhangi bir müsabaka ya da turnuvanın dürüstlüğünü herhangi bir biçimde zedeleyecek şekilde birden
fazla kulübü yönetemez veya kontrolünü elinde bulunduramaz.

Kulüp Tescil Talimatı:

Madde 17 -

(1) Gerçek veya tüzel kisiler, aynı ligdeki birden fazla kulübün hakim hissedarı veya yönetim kurulu üyesi olamazlar.

(2) Çoğunluk hisseleri veya yönetime hakim hisseleri aynı gerçek veya tüzel kisiliğe ait kulüpler aynı ligdeki müsabakalara istirak edemezler. Bu sekildeki kulüplerden birinin sportif basarısızlık sonucu bir alt lige düsmesi halinde bu kulüpler aynı ligdeki müsabakalara istirak edebilirler.

(3) Ayrı liglerde takımları bulunan söz konusu kulüplerden birinin sportif basarı göstererek bir üst lige çıkması halinde, aynı ligde müsabakalara istirak etme hakkını kazanacaksa, bu kulüp bir üst lige çıkamaz. Ayrıca basarısının gerektirdiği herhangi bir ayni veya nakdi getiri bir sonraki sırada bulunan kulübe verilir. Bu halde, puan durumuna göre bu kulübün altında bulunan kulüp bir üst lige çıkma hakkını elde eder. TFF tarafından düzenlenen kupa müsabakalarında da bu türden takımların aynı gruplarda yer almamalarına özen gösterilir.

***

Peki neden Ankaragücü de düşürülmedi? FİFA kuralları açıkça rekabet vurgusu yapmaktadır ve federasyonlardan rekabetin korunmasını bekler. Ankaragücü ve Ankaraspor ilişkisinde ceza sebebi, her iki kulübün de birbirleriyle olağandışı ilişkiler geliştirdiğine dair oluşan ''kanaat''tir. Şirket yapısındaki Ankaraspor ile dernek yapısındaki Ankaragücü kulüplerine dair ortak hissedar ilişkisi bulunamayacağından veya genel kurul üyeliklerini birlikte yürütme gibi bir saflığa düşülmeyeceğinden ortada mutlak bir belge yok. FIFA'nın söyledikleri açık, bir kişinin veya kurumun aynı anda iki kulüp üzerinde hakimiyeti olması suç değildir. Suç, aynı kişinin veya kurumun hakimiyetindeki kulüplerin aynı şampiyonada yer almalarıdır. Eğer her iki kulüp de bu ihlali ortadan kaldırmıyorsa, federasyonun elinde ihlali ortadan kaldıracak bir yol vardır; o da bu kulüplerden birinin küme düşürülmesidir.

Neden Ankaragücü değil de Ankaraspor? CAS'ın AEK-Slavia örneğindeki nihai kararı evvelinde 98 yılı yazında UEFA'nın açıkladığı kararda geçen bir kısım emsal teşkil etmektedir. Eğer ENIC Group çözüm yolunda adım atmaz ise UEFA'nın seçimi, kulüplerden UEFA Şampiyonları puanı yüksek olan olacaktı. O dönem için bu takım AEK idi. Eğer UEFA Şampiyonaları puanı eşitse, bu kez ülkeleri içindeki durumlarına bakılarak karar verilecekti. Bizim federasyonumuz da kararı buna göre aldı. UEFA, seçim yaparken nasıl UEFA Şampiyonası geçmişi daha güçlü olan takımı kendi şampiyonası için seçiyorsa, TSL için de ülkemiz zirve ligi geçmişi daha fazla olan kulüp tercih edildi. Ruhi Kurnaz'ın ''3 gün süre az'' sözleri de mantık dışı. Dönemin CAS ve UEFA kararları birer ilk olduklarından şampiyonalar bittikten, suçun tespitinin üzerinden uzun zaman geçtikten sonra sonuca ulaşabildi. Bu emsal niteliğindeki gerekçeli kararların ardından Avrupa futbolunda bu tip durumlar ile fazla karşılaşılmaz oldu, çünkü davalılara uygulanmamış olsa da ceza net olarak ortaya kondu. Kurallar gayet net açıklanmış iken bu birleşmeyi gerçekleştirenleri cesaretlerinden ötürü kutlamak lazım!

Son olarak, Ankaraspor'un puanları neden silindi? Eğer bu karar daha evvelki müsabaka yönetmeliğine göre alınmış olsaydı, tescil edilen bir müsabakanın iptali gerçekleşmeyeceğinden Ankaraspor'un bundan evvel aldığı puanlar rakiplerine iade edilemezdi. Haziran ayında yeniden yazılan talimatnamede ''Müsabakaların Tescili'' maddesine 3 yeni ek yapıldı. Bunlardan sonuncusu: ''Müsabaka sonucunu etkileme eylemi, müsabakanın sonucunun tescilinden sonra anlaşılsa dahi tescil iptal edilir.'' şeklinde. Tescil edilmiş olsalar bile bu maçlar iptal edildi ve maçlara çıkamayacak olan Ankaraspor'un sezonun geri kalanında oynaması gereken tüm maçlarda hükmen yenik sayılmasına karar verildi. Türkiye Kupası'nda mücadele hakkının devam ediyor olması da yine talimatlarda yer aldığı üzere uygulamaya konuldu.

TFF, bu hikayedeki rolünü kusursuz oynamıştır. Her şey suçun tespiti doğrultusunda talimatlara uygun ilerlemiş ve ihlal ortadan kaldırılmıştır. İnatlarında ısrar eden, apaçık kanunlara direnenler suçludurlar. Eksik-aksak bir ligimiz olmuştur ama bu lig düşe-kalka büyür. Biz bir süredir anlatıyoruz, bu ülke futbolundaki tek güzel gelişme Frank Rijkaard'ın ülkemize gelişi değil. Bir süredir umut verici şeyler oluyor, bu küme düşürme hikayesi de bunlardan biri. Ankarasporlu oyuncuların mağduriyetinin sorumlusu TFF değil, ama yine de TFF bu konuda da üzerine düşeni yaptı. Yine kendilerini uzun süredir futbolda uzak bırakan kişinin insafına kalmış durumdalar, bonservis bedelleri uçmaz ise bu sezonun geri kalanında futbol oynayabailecekler. Bu meselenin sulh yoluyla tek çözümü vardı, o da Ankaraspor'un satılmasıydı. Yapmadılar, Ankaraspor'un kuruluşundan bu yana tüm bu komedinin sorumluları bellidir. Lakin onlar da pekala hallerinden mutlular, Ankaraspor boyunduruğundan(!) en kısa yoldan kurtuldular. Tek mağdur futbolcular ve diğer kulüp çalışanları, bir de ligimiz. Ankaragücü güzel deplasman, bu sene bir kez daha ziyaret etmek gerek.

Lig Sonu Ligi
Tepebaşı'ndan Aşağı, Haliç'ten Biraz Yukarı
Futbol Halkın İdare Devletin
UEFA Referee Convention
PAF'tan A2 Ligi'ne

Noat Samisa

09.10.09

Arşiv

Hayatım Futbol

Arama

Yükleniyor...

Jean Tigana