Fernando Torres #16

Fernando Torres kendi lisanıyla tarih yazmaya devam ediyor, biz de onun bizi heyecanlandıran her yeni golünde not düşmeye devam ediyoruz. Bu seri kaça kadar gider bilinmez, ama Torres hep sahada oldukça bizi kendisinden bahsetmeye zorlayacaktır. Bu sezon katıldığı tüm şampiyonlarda bugüne kadar oynadığı oynadığı 11 iç saha maçından yalnızca sezonun ilk maçı olan Wigan karşılaşmasını kaybeden Aston Villa, cezalı Ashley Young'ın yokluğunda orta sahayı Petrov/Reo-Coker ikilisine emanet edip son bölümde vites artırmayı planlamıştı. Maçın ikinci devresini izleyebildim, ilk 20 dakika iki takım da alakasız yüksek toplar ile rakip kaleye gitmeye çalışıyordu. Durmaksızın devam eden kar yağışının bu oyunda etkili olduğunu düşünüyorken Martin O'neill'dan maç kazanadıracak hamleler geldi. Aston Villa kısa zamanda hız kazandı ve pozisyonlar yakaladı. Bu dakikalarda Liverpool'un iki yeni transferi Aquilani ve Johnson berbat futbol oynuyorlardı. Johnson her atak katılımında rakip yarı sahadanın yarısından ileri gidemiyordu, ayağına aldığı her topu da eziyordu. Aquilani ise hangi takımda olduğunun farkında değil sanki, Lucas ile yan pas yaparak oyun kurmayı bile beceremediği anlar oldu. Johnson sakatlanarak, Aquilani de Benitez tercihiyle oyundan alınınca Gerrard orta sahaya geldi ve Liverpool biraz kıpırdanır gibi oldu. Ama bu dakikalarda galibiyete oynayan Villa, rakibin kendi ceza sahasına yaklaşmasına bile izin vermiyordu. Gerrard ve Torres, biraz da Kuyt isyan etmese rakip sahada 3 pası bir arada göremez durumdaydı Kızıllar. Aston Villa goller kaçırdı ve dakika 90+3 oldu.Dunne'ın ayağı kaydı, Kuyt topu kaptı. Benayoun aldı, topu kaybedecekken garip bir şey oldu ve top, Cuellar'ın da tıpkı Dunne gibi öne çıkarak boşalttığı savunma göbeğindeki boşluğa düştü. Torres aldı, uzak köşeye enfes bir gol vuruşu ile bitirdi. Şu goldeki Torres son vuruşunu defalarca, tekrar tekrar izlemek gerek. Martin O'neill çöktü, Liverpool taraftarı çıldırdı. Bu gol, Fernando Torres'in Liverpool forması altında attığı 50. lig golü oldu. Liverpool forması altında bu sayıya en kısa sürede ulaşan iki isim, 80'er maç ile Sam Raybould ve Albert Stubbins (bir diğer rivayete göre 78 maç ile Roger Hunt) idi. Oynadığı 72. lig maçında 50. golüne ulaşan Torres, Liverpool tarihinde en kısa sürede 50 lig golüne ulaşan isim oldu. Tarihe geçti. Premier League baz alınırsa eğer, son Liverpool rekoru 88 maç ile Robbie Fowler'a aitti. Premier League tarihinde en kısa sürede 50 lig golüne ulaşan isim olan Andy Cole, 65 maçta attığı 50 lig golü ile halen bu daldaki liderliğini sürdürüyor.
Bu sezon ilk 11 başladığı 15 lig maçında 12. golü oldu, Liverpool kariyerinde Anfield'da oynadığı lig maçlarında 38 maçta 35 gol ile devam ediyor. Oku oku, araştır-karıştır bitmeyen bir tarihi geçmişe sahip olan bu kulübün henüz 25 yaşında olmasına rağmen şimdiden efsane olmuş bir santraforu var. Bu efsane modern zamanlarda futbol oynuyor, keyfini çıkarmak gerek.

Merry Fernando Torres everybody and a Happy Nando Year

Aston Villa 0-1 Liverpool
Noat Samisa

30.12.09

Kaleci

Samsunspor'un 1989 Ocak ayında yaşadığı elim kazanın mağdurlarından olan eski Beşiktaş ve milli takım kalecisi Fatih Uraz'ın ''Kaleciyi Vurun'' isimli bir güzel kitabı vardır. 8-0'lık Liverpool hezimeti sonrası gazetelerde çıkan en içten yazı onunkisiydi. Toshack'ın Beşiktaş'ta yaşadığı günlerde kaleci antrenörlüğü görevini üstlenmiş olması sayesinde o günler ile ilgili anıları aktarabilecek nadir insanlardan biridir, çok güzel bir Letchkov hikayesinden bahseder. Hakan Arıkan için ''İnsanın morali ve şansı onu terk etmeye görsün...'' demişti. Kendisinin aynı sayıdaki golü Wembley'de İngiltere milli takımından yemiş olmasının tecrübesiyle(!) söylüyordu bu cümleyi. Forvet moralsiz olsun, şanssız olsun; en fazla gol kaçıracaktır. Haydi ''günümüz futbolu''nda birlikte hareket etmenin zorunluluğuna dikkat çekelim, rakip kendi sahasından daha kolay top çıkaracaktır falan. Dün itibariyle Hamdi Serpil Tüzün'ün meşhur lafını yine bir Feyyaz Uçar röportajında gördüm: ''Futbolcular üçe ayrılır: Kaleciler, golcüler ve diğerleri...'' Ayrım bu kadar nettir.

Bir kısa tarih turu yapalım: Bu yazının başında bahsedilen Fatih Uraz, ulusal takımımızın 1. kalecisi iken Samsunspor kafilesi ile bir kaza yaşamış ve bu kazanın 4 ay sonrasında oynanan Türkiye-Doğu Almanya karşılaşmasında kaleyi Engin İpekoğlu devralmıştır. Bu maçta gösterdiği üstün performans ile ''Magdeburg Panteri'' lakabını alan Engin, takip eden yaz aylarında Fatih Uraz ile birlikte Beşiktaş'a transfer olmuştur. Ardından Fenerbahçe'ye transfer olan Engin, tıpkı kendi kariyer hikayesi gibi sakatlandığı bir maçın ardından Fenerbahçe kalesini, zamanında geçirdiği trafik kazası nedeniyle Beşiktaş'ın kapısından dönen Rüştü Reçber'e kaptırmıştır. Bu hikaye 2002 Dünya Kupası'na, oradan Barcelona'ya kadar ulaşır. Yine bu yazının başında adı geçen Toshack'ın bugünün marka kalecisi Iker Casillas'ı ne şartlarda Real Madrid kalesine koyduğu gerçeği, bir başka hikayedir. Geçen yüzyılın sonundaki Toshack döneminde Casillas'ın ilk olarak milli kaleciler Bodo Illgner ve Albano Bizzarri'nin önüne geçip Real Madrid formasını giydiği maç olan Athletic Bilbao karşılaşması, Casillas'ın fahiş hatası ile yenen golle 2-2 biter. Hafta içi Olympiakos deplasmanına gidilir, genç kaleci yine hatalı bir gol yer ve maç 3-3 sonuçlanır. Henüz Casillas'ın Real Madrid kalesindeki geçmişi 7 güne ulaşmamışken bir haftada 3. maçına çıkar ve topu içeri tokatlayarak maçın 1-1 sonuçlanmasına neden olur. Eleştiriler Toshack'ı bezdirmiştir, bir sonraki maç olan Rayo Vallecano deplasmanında kalede Albano Bizzarri vardır. İsimleri unutursanız eğer, şu kısma kadar anlatılan hikaye ''şimdilerde vasat bir alt lig takımının kalesini koruyan büyük bütçeli takım altyapısı mahsülü vasat kaleci'' hikayesidir. Evet, Casillas kayıtsız kalınamaz bir yetenek sahibiydi. Golcü olsa bir gol atar hayatı değişir; ama Serpil Hoca yıllar evvel esas gerçeği söylemiş. Real Madrid, sözü geçen Rayo Vallecano maçını 3-2 kazandı ama yenilen 2 golde de Bizzarri'nin hataları vardı. Toshack yeniden formayı Casillas'a verdi. Illgner'in sakatlığı, Bizzarri'nin kaleyi devraldığında yediği 2 hatalı gol ve bir gün Toshack elleri arkasında saha kenarında gezinirken Casillas'ın aynı pozisyonda yaptığı 2 kombine kurtarış, bugün ortaya yetkinliği tartışılmaz bir marka kaleci çıkartmıştır. Toshack fazla duramadı Madrid'de, Beşiktaş'ta da fazla duramadı ya; hala iki kulüp de onun bıraktığı mirastan sonuna kadar yararlanma derdinde.

Puanlar kaybedildi, şu oldu veya bu oldu; sonucunda 2000 yılında gelen CL Kupası'nda kazanan kadronun kalecisi, final gününe 1 yıllık A takım tecrübesi ile gelen 19 yaşındaki Iker Casillas'tı. Son Avrupa Şampiyonu takımın kalesinde o vardı. Real Madrid, Beşiktaş veya Blackpool farketmez. Elinizdeki yeteneğe fırsat vermeyecekseniz, boşu boşuna altyapıya para harcamayın. İsraftır. ''Rüştü'yü, Hakan'ı yollayın; bundan sonra kaleci Korcan olsun'' demek değil bu, fırsatı kullandırma-şans verme düşüncesidir. Bugün Hoffenheim'ın Türk asıllı kalecisi Ramazan Özcan kiralanmaya çalışılıyor. İyidir-kötüdür, mesele bu değil. Yaklaşık 4 yıldır Korcan Çelikay bu kulübün bünyesinde futbol oynuyor; pardon, idman yapıyor. Bugün Rüştü ve Hakan sakat iken bu genç adama belki de hayatındaki tek şans gelmiş, ortada bir gerçek var ki kaleciler için Casillas da dahil olmak üzere hikaye hep aynıdır. Ağzıyla top tutsa da ''futbolcunun aptalı'' olarak hayata başlamıştır. Bir şans, bilemedin ikincisi gelir önüne; fazlası olmaz. Bugün Korcan'ın 1 şansı var(dı), zaten ona inanmıyor olanlar sıradan bir kupa maçındaki hataları nedeniyle yolunu kapattılar. Ben Korcan'ı herkes kadar tanıyorum, ileride Beşiktaş'ın Casillas'ı olur demiyorum, zaten önemli olan bu değil. Korcan 4 seneyi Beşiktaş altyapısında geçirdiğine göre Beşiktaş için ''yetkin'' sayılmış demektir. Yani ülkedeki binlerce kaleci içerisinden zirve takımlardan birinin 3. kalecisi olmaya muktedir görülmüş demektir. Eğer yetkin değilse, neden 4 yıldır Beşiktaş bünyesinde? Aslında durum bu kadar net. Siz eğer 4 yıl evvel yaptığınız seçimi ve 4 yıl boyunca verdiğiniz emeği yalanlıyor iseniz, altyapı tesislerine boşuna para harcamayın. Öküz alırız o paraya, olmadı kendi altyapımızdan yetiştirdiğimiz oyuncuyu geri almak adına eşek yükü para harcarız. Arada birileri çıkıyor altyapıdan, lakin görüldüğü üzere onların üstüne para ödenerek geri getirilmesi de bütçeye zararlı. Mevcut koşullarıyla altyapı, Beşiktaş'ın mevcut yönetim zihniyeti için zararlıdır. Acilen faaliyetleri durdurulmalı ve lağvedilmelidir. Hem orada futbol oynayan çocuklara, hem kulübe, hem de bizlere yazık...

Edwin van der Sar'ın eşi beyin kanaması geçirmiş, kulüp kalecisine sınırsız izin verdi. Geride ikinci-üçüncü kaleci rütbeleri belli olmayan Tomasz Kuszczak ve Ben Foster var. Sir Alex, bu iki ismi mütemadiyen maçlarda denediğinden ne oldukları hakkında mutlak fikir sahibidir. Gerekli görürse 1. kaleci rütbesine bir transfer yapabilir. Sezon içerisinde Arsenal'de Almunia ve Fabianski sakatlandı, kulübün üzerine yatırım yaptığı 21 yaşındaki İtalyan kaleci Vito Mannone oynadı. Maç kaybettirdi, puan kaybettirdi; iki kaleciden biri iyileşmesine rağmen kalede kalmaya devam etti. Sayısız örnek vardır, ama idmandaki performansıyla standart bir maç öncesi as kaleciden forma alan genç kaleci yoktur. Korcan Çelikay'ın şansı önündeki iki kalecinin aynı anda sakat olmasıydı. Belki oynaması muhtemel tüm maçlarda hatalı goller yiyecekti, belki takıma maç kazandıracaktı. Bilemezsiniz. Hele kaleci için asla tahmin yapamazsınız. Madem ona kariyer şansı vermeyeceksiniz, boşuna kulübede çürümesin. Hazır kullanın, hazıra para ödeyin, fast-food zihniyeti ile gelecek planlarınızı belirleyin; kendi ürettiğinize sahip olmak için bile para ödeyin. Mustafa Denizli'yi de pas geçmeyelim, birilerinin acilen bu kulüpte yaşanan her şeyi gözden geçirmesi gerekiyor.

Ramazan Özcan gelirse hoş gelir, umarım kendisine verilen bu fırsatta şans yanında olur.

Noat Samisa

29.12.09

Modric, Defoe ve Jose

Şu fotografların altını dolduralım. Modric'in Ağustos ayında ligin en formda oyuncularından biriyken sakatlanmasının üzerinden yaklaşık 4 ay geçti. En başta 6 hafta olarak açıklanan iyileşme süreci, Niko Kranjcar'ın da son haftalarda form tutmasıyla Modric'in sıfır risk ile geri dönüşünü sağlamak amacıyla sürekli ertelendi. Bugün Tottenham ilk 11'inde Luka Modric vardı, sezon başındaki takım sahadaydı. Yine sağdan Lennon getirdi, topu Modric'in koşu doğrultusuna doğru arka direğe gönderdi ve Modric'in golü geldi. Tıpkı sezon başında olduğu gibi... Modric döndüğüne göre artık Kranjcar'ın yeri kulübedir. Ben bu iki Hırvat'ı da izlemek istiyorum; ikisinin de aynı takımın aynı mevkisinde başarılı olmasını, harika maçlar oynamasını yeterli bulmuyorum. Bu iki özel yetenek, böylesi bir futbolsever şımarıklığını hakediyor. Modric'i orta sahada oynatma işini Juande Ramos yapmıştı, pek iyi bir fikir değil. Harry Redknapp'ın öyle özel formül derdi yoktur, hazır çalışır bir düzeni var iken radikal değişimler peşinde koşan bir hoca değildir. Bir Martin O'neill değildir mesela. Olur da Lennon sakatlanır ise elinin altında iki oyun kurucu var, ancak bu şekilde Modric-Kranjcar ikilisini bir arada izleyebiliriz. Yan yana oynamazlar(!) yani, Lennon olmaz ise birer kanadı paylaşırlar. David Bentley de umarım devre arası Blackburn Rovers'a geri döner.
Scott Parker'ın da sakatlanmasıyla kadro acziyeti katlanan West Ham'e karşı epey rahat bir oyunla kazanan Tottenham'ın ikinci golünde Defoe'nin kaleci Robert Green'i kaleye sokma teşebbüsü golün önüne geçmiştir. Gavura vurur gibi, şeklinde bir deyim vardır bizim buralarda; bilen bilir. Yine Lennon getiriyor, Defoe kısa bir slalomun ardından topu çivilemeye çalışıyor. Olmuyor, bu kez Green'in canına kast ediyor! Green'i sıyıran top ağları buluyor ve sonrası şu fotograftır. Taraftar her zaman takımının yanında olsun tamam da bazen futbolcunun da taraftarın yanında olması iyidir! Takım içinde golü atanın arkadaşları yerine taraftara veya hocaya koşması bende her daim antipati yaratmıştır, bilirim ki takım arkadaşları arasında da gerçek budur. Bazen duygu patlaması kontrol edilemez, Sergen'in Stamford Bridge'de attığı 2. golün ardından Okan Koç'u yanından kovması için ne denilse boştur. Aynı Okan Koç şimdi de Altay'dan kovulmuş. Aklımıza gelmişken not düşelim, Okan Koç hakkında bilinmeyenler (biraz gizem katalım bu sefer) yakında blogda olacak. Neyse, konumuz bu değildi. Dışarıdan bakınca güzel fotograf ama içi seni, dışı beni yakar. Belki de Spurs oyuncuları bizim kadar dedikoducu değildir, Defoe'nin takım içindeki konumu değişmemiştir.
Eski dost Stamford Bridge'e geldi, yerel derbide CL Top 16'sındaki rakibini izledi. Girişte imza dağıttı, notlar aldı. Olur da Essien Angola'dan sağlık dönmez ise Obi Mikel'in şu oyununu gördükten sonra iştahı kabarmıştır. Mourinho'nun Chelsea'si mi, Ancelotti'nin arasında Hiddink eklemeleri olan Chelsea'si mi? Henüz Ancelotti 6 ayı yeni bitirmişken bile kararı vermek zor, lakin Mourinho'nun mirası üzerinden şekillenen bir takım var ortada. Sağ bek Essien tercihiyle Mourinho'nun futbol aklına hayran olduk, umuyoruz şu Chelsea-Inter serisinde Ancelotti ile birlikte bizi kendilerine hayran bırakmaya devam etsinler.

Muhteşem 3 gün geride kaldı, önümüzdeki iki gün 2'şer maç daha oynandıktan sonra Christmas fikstürü kapanacak. Premier League önümüzdeki hafta sonunu boş geçiyor, tabii fikstür boş durmuyor. FA Cup'tan devam...

Tottenham 2-0 West Ham
Noat Samisa

28.12.09

Christopher Smalling

Kendi kalesine gol atan stoper maçın yıldızı olur mu? Bugün oldu. Geçen yıl bu zamanlar Isthmian League'de, yani İngiltere futbol sisteminin 7. basamağında ve okul takımları şampiyonlarında oynayan 20 yaşındaki Christopher Smalling, bugün ülke futbolunun en tepesinde yer alan Chelsea'ya ve şu zamanın en efektif santraforlarından birine karşı oynadığı ilk EPL maçında muhteşemdi. Eğer futbol düşüncenizde dahilik ve işbilmezlik sıfatları arası boş ise, bu oyundaki aktörlerin yalnızca şans veya şanssızlık ile başarı-başarısızlık vasıflarına sahip olduğunu düşünebilirsiniz. Ama şanşlı kişi, nesneler arasındaki bağlantıların farkında olan kişidir. Bugün Roy Hodgson oyun 0-1 Fulham üstünlüğüyle gidiyorken maçın başından beri Drogba'yı bezdiren sağ bek Pantsil'i oyundan aldı, orta sahada Murphy'nin partnerliğini üstlenen Baird'i sağ beke çekerek Etuhu'yu orta saha için sahaya sürdü. Aynı dakikalarda Ferreira çıktı, herhangi bir taktik değişimi olmaksızın oyuna Ivanovic dahil oldu. Sağ bek Ivanovic ortaladı, ters kademedeki yeni sağ bek Baird topu arkasına kaçırdı ve Drogba golü yaptı. Kısa zaman sonra Sturridge'in oyuna girmesiyle Ivanovic'in kademelerini bozduğu sağ kenara Kalou geldi, son çizgiye indi. Baird yine ters kademede geç kaldı ve o dakikaya kadar sahanın en iyisi olan Smalling, topun dizine çarparak kendi ağlarına gidişini engelleyemedi. Şu iki gol, öncesindeki kenar yönetim hamleleriyle direkt olarak iki menajere yazılır. Futbolda bazen pek çok şeyi, en önemlisi skoru bu tip detaylar belirler. Ivanovic değişikliğiyle Ancelotti dahi olmadı, Roy Hodgson da hala şu kısıtlı kadrodan maksimumu çıkaran bir özel hoca olarak karşımızda duruyor. Samlling'in maç performansı da Fulham'ın geçmiş 6 maçta kaybetmemiş oluşu, 2009 yılının kulüp için tarihindeki en başarılı dönem olması da bu mağlubiyetle değişmedi. Bank Holiday fikstüründe enfes bir Premier League maçı oldu, galibin çok küçük taktik detaylar ile belirlenmesi de ayrıca güzeldi. Chelsea kazandı, geri düştüğü bu çok zor maçı çevirerek yeni yıla lider girmeyi garantiledi.Christopher Smalling bu maçtan evvel 4 kez Europa Cup, 1 kez de League Cup'ta Fulham A takımı formasını giymişti. Brade Hangeland'ın sakatlığı nedeniyle ilk kez as kadro ile çıkılan bir maçta forma buldu. Aaron Hughes ile oluşturdukları savunma tandeminde özellikle ikinci devrenin gole kadar olan kısmında en az 10 tane kritik müdahale yaptı. Drogba ile boğuştu, topun önüne atladı, bir kornerde gole yaklaştı. Elinizde bir yetenek varsa deneyeceksiniz, denemeden bilemezsiniz. Bugün yedekte veteran stoper Toni Kallio da vardı, Hodgson'ın mutlak isteği olan 1.90 üzeri boy kıstasına da uyuyordu. Elbet bunun idmanlardan, diğer maçlardan gelen bir geçmişi vardır ama mesele gelir cesarete dayanır. Bundan böyle Arsenal'den Hangeland'a çift haneli milyonlar önerilirse, evet demek için tereddüt edilmeyecektir. Kendi kalesine gol attıktan sonra 60 metreye kardeş Riise'nin ayağına top attı, bunu da bir kenara yazmak gerek.

Chelsea 2-1 Fulham
Noat Samisa

28.12.09

İhtiyaç Halinde Fabregas

Bazı oyuncuları tanımlamak zordur. Fabregas'ın Arsenal için önemini anlatmak ise daha da zor. Geçen sezon sakatlandığında yine bir Aston Villa maçı öncesiydi, yine Christmas fikstürü evveliydi. Fabregas'ın yokluğunda zorunlu hale gelen Arshavin transferinin gerçekleşmesine rağmen Ocak başından Şubat sonuna dek süren beraberlik serileri ile liderin 20 puan ardına, ilk 4 dışına kadar gerilemişlerdi. Bu sezon ise 19 maçlık ilk yarı döneminde geçen yıla göre 7 puan fazla topladılar ve 1 maç eksiği ile liderin yalnızca 4 puan gerisindeler. Burnley deplasmanında sakatlanan Fabregas, geçtiğimiz hafta sonu Hull City karşısında tribünde oturdu; takım arkadaşları 3-0 ile 3 puanı aldılar. Dün yıl sonu fikstüründe son dönemin en formda takımı, bir aykırı takım kurgusu ile önüne geleni deviren Aston Villa ile karşılaştılar. Maçtan evvel Fabregas'tan gelen haberler iyi değildi, onun rolü Diaby'ye verilmişti. Fransız oyuncu özellikle maç başı iyi işler yaptı, Arsenal pek çok pozisyon buldu. Aston Villa cevap verdi, tabelada yazan 0-0'a rağmen harika maç oluyorken kenarda Fabregas göründü. 57'de oyuna girdi, kısa zamanda Arshavin'i oyuna soktu ve 65'te bir frikik kazandırdı. Topun başına geçti; Agbonlahor zıplamaya üşenince Friedel'ın taksi tutsa yetişemeyeceği yere giden top, ağları buldu. 81'de insanüstü bir deparla rakip cezasına indi, golü yaptı ve dizinin arkasında acı nedeniyle sevinemedi. Henüz tam iyileşmeden bir patlayıcı depar ile arızalı bölge zorlanınca hamstring sakatlığı nüksetti. 15 dakikada 2 gol atarak maçı alan Fabregas, ikinci golün ardından oyundan çıktı. Takımına kazandırdığı bu 3 puanın diyeti olarak 3 hafta formasından uzak kalabilir.

Fabregas'ın dün Emirates'te yaptıkları bir çeşit sihirdi. Arsene Wenger, ''Yine olsun, yine yaparım.'' dedi. ''Aston Villa'ya karşı dominant futbol oynayıp kaybedebilirsiniz ya da biraz daha risk alarak golü denersiniz.'' diyerek Fabregas tercihini açıkladı. Gün geçmiyor ki tüm dünyada her daim tartışılan bir hadise Premier League'de vuku bulmasın. Yeni tartışma konusu, ''sakatlığı iyileşmeden oynatılan oyuncuyu kaybetmek, 3 puana değer mi?'' olarak ortaya çıktı. Alex Song'un da Afrika Kupası yolculuğuna katılması ile Ocak ayında iki orta saha oyuncusundan mahrum kalacak Arsenal. Biri takım savunmasında hayati rol sahibi, öbürü ise takımın her şeyi. 2 yıldır mutlak ihtiyaç olarak görünen eldekilerden iyi bir orta saha oyuncusu takviyesi belki bu vesile ile devre arası yapılabilir. En geç Şubat ayı ile birlikte Fabregas takıma katılır, ek olarak yeni santrafor ve bir üstün nitelikli orta saha elemanının da kadroya katılımı ile Arsenal'in şampiyonluk hayali sezon sonunda gerçeğe dönüşebilir. O vakit Wenger'in Aston Villa maçının 57. dakikasında yaptığı Denilson-Fabregas değişikliği tarihe bir dönüm noktası olarak yazılır.

Arsenal 3-0 Aston Villa
Noat Samisa

28.12.09

Boxing Day 2009

Pek çok Commonwealth ülkesi ve Ada'da özel addedilen 26 Aralık günü, yani Boxing Day, uzunca bir süredir tüm insanlık için bir futbol bayramına dönüştürülmüş durumda. Ne mübarek günsün sen, diyesi geliyor insanın ama bu sezon biraz farklı. Christmas bu sene cuma günü olunca İngilizler'in bu kutsal gün etrafında şekillendirdiği Premier League yıl sonu fikstürü biraz şekil değiştirdi. Genelde EPL'deki tüm takımlar bugün sahaya çıkarlardı; fakat bu sezon, takip eden tatil günü boş geçmesin diye yarına da maç koyuldu. 26 Aralık gününün Cumartesi'ye denk gelişinin acısı pazartesiden çarşambaya, daha doğrusu cumartesiden çarşambaya kadar uzanan kesintisiz Premier League keyfi ile çıkacak. Fikstür planlaması yapılırken en başa bu dönem yazılır ve fikstüre uzak deplasman yazılmaz. Bu uygulamaya League Two bile dahildir, taraftarların Christmas gününü uzak deplasman yolculuklarında geçirmemeleri -imkanlar dahilinde- amaçlanır. Bugünün fikstürüne bakılırsa Kuzeybatı takımlarının, Londralı'ların, Midlands takımlarının kendi aralarında maç yaptıkları görülür. Haftanın en uzak deplasman maçı olan Aston Villa-Arsenal karşılaşması yarın oynanacak, bu da şu planlamanın bir parçası saylır.
West Ham 2-0 Portsmouth
Sunderland 1-1 Everton
Fulham 0-0 Tottenham
Wigan 1-1 Blackburn
Burnley 1-1 Bolton

En son Nisan'daki Barcelona eşleşmesinde tam yol ilerleyen rakibini yalnızca durdurmak adına çıktığı Nou Camp deplasmanında Victor Valdes'in ekstra çabasıyla gol atamayan Chelsea, bu maçın ardından oynadığı tüm resmi maçlarda da gol atmayı başarmıştı. 34 maç sonra Birmingham City deplasmanında gol bulamadılar. Günün ilk maçı için şu veriyi en öne koymak gerekir. Son 6 maç baz alındığında ligin en formda iki takımı ezeli rakipler Aston Villa ve Birmingham City idi, Chelsea ise bu süreçte yalnızca 2 galibiyet alabildi. Artan-azalan form durumlarıyla şu maçta Chelsea galibiyeti benim için sürpriz olurdu. Oyuna bakıldığında ise Joe Hart ulusal takımın birinci tercih kalecisi standardında bir maç çıkarmamış olsa, tabela üç farklı Chelsea galibiyetini bile yazabilirdi. Birmingham'a karşı St. Andrews'ta hiç de azımsanmayacak kadar pozisyon yakaladılar. 10 maçtır kaybetmeyen Blues, bu seriyi yaparken her maç bu kadar fazla pozisyon vermiyordu. Neticede rakip liderdi, kadrosu eksik-aksak olsa da topu 5 kez net bir son vuruş imkanına kadar getirdiler. Joe Hart'ın harika yer tuttuğu, ayak dibinden müthiş bir refleksle çıkardığı; hatta yetişemeyip ancak topun direkle buluştuğunda çıkardığı sesi duyabildiği pek çok Chelsea atağı vardı. Karşı kalede de sayılmayan Birmingham golü vardı, Drogba'nın kale sahasında boylu boyunca yatıyor olmasının yarattığı fırsattan istifade eden Chucho bir gol buldu. Yardımcı golü iptal etti, evvelinde bir de pasif-aktif yorum hatasından gümbürtüye giden pozisyon var. Chelsea, maç boyu her bölümde pozisyon bulabildiği maçı kaybedebilirdi; lakin son maçlardan çok daha istekli göründüler. Fiziksel zaafiyetten Ancelotti de söz ediyor, bir süredir Ekim-Aralık periyodundaki kadar hızlı değiller.Birmingham City şu dar kadrosuna rağmen fizik gücü ve sahada 3 adet santrafor orijinli oyuncu bulundurmasına karşın savunma disiplini ile benim için hayran olunası bir takım konumunda. İkinci devrede Bowyer ve Ferguson'un ileride kaldığı bir pozisyonda Chelsea sağdan top taşıyordu. Ters tarafa gönderilen topa takımın sağ ön oyuncusu Larsson müdahale etti. Birmingham'a göre soldan gelişen bir atakta sağ ön oyuncusu beşinci kademedir. Diziliş tahtaya yazılır da oyuncu buna uymaz ise anlamı olmaz. Birmingham sene başından beri aynı oyuncular ile aynı düzeni oynuyor ve kendi içinde her maç farklı bir şey deniyor. Kaleci Joe Hart sol kenara uzun oynuyor, Jerome ve McFadden'ın indirdiği topları Bowyer-Ferguson ikilisi alarak oyun kuruyorlar. Eğer rakip kendi solunu kapatır ise hiç beklemeden Chucho'yu savunma arkasına kaçırmaya çalışıyorlar. Genelde başarılı olamıyorlar, Benitez'in gol sayısında da belli oluyor. Beklerden birini oyuna sokabildikleri takdirde Bowyer'ın santraforların boşalttığı alana koşularını kolluyorlar. İç sahada 10. maçı oynadılar; attıkları 8 iken yedikleri yalnızca 5 gol. Chelsea ile birlikte iç sahada en az gol yiyen EPL takımı konumundalar. Ezbere oynadıkları çalışır hücum setleri var, duran top setleri var; bu şekilde kazanıyorlar. Tüm takımın müthiş bir efor ve özveri ile bağlı kaldığı taktik bilinç ve savunma disiplini var, bu sayede kaybetmiyorlar. Sezonun ilk yarı yılının yıldızı oldular.
Ancelotti sahaya Malouda-Mikel-Belletti orta üçlüsü ile çıktı. Takımın ikinci orta sahasının önünde, Anelka'nın sakatlığında ilk 11'e giren sturridge ve demirbaş Drogba'nın arkasında Lampard oynadı. Manasızca sürekli karşılaştırılan ama pek çok yönden farklı meziyetlere sahip iki özel İngiliz orta saha oyuncusundan Kızıl forma giyenin rolü, Londralı Maviler'in bayrak adamı olma yolunda emin adımlarla ilerleyen Frank Lampard'a uymadı. Sezon başı yaptığı denemeden verim alamayan, sonraki tercihlerinden (Deco ve JCole) çok daha olumlu geri dönüşler alan Ancelotti, Milan'da iken bir çeşit ters dönüşüm yaratarak Andrea Pirlo'yu halihazırda olduğundan daha geride kullanmıştı. Gattuso ve Ambrosini veya Seedorf, CL finaline ilerleyen yolda Pirlo ile beraber Milan orta sahasını taşımışlardır. Zaman içinde bu üçlünün veya 1-2 şeklinde konumlanan üçlü orta saha topluluğunun önünde Rui Costa, Kaka ve son olarak Gourcuff yer almıştı. Ancelotti'nin Milan günlerinde Pirlo'yu forvet arkasına yolladığı veya Seedorf-Ambrosini ikilisini bir arada sahaya sürdüğü maçlar vardır. (Bunlardan biri de esas düzen ile çıkılıp efsanevi bir hikaye ile sonlanan 2005 İstanbul CL finalinden 2 yıl sonra Atina'da oynanan 2007 CL finalidir. Ancelotti'nin Milan geçmişinde, hatta Arrigo Sacchi'nin Ancelotti'nin futbolcu olduğu takımda gerektiğinde uyguladığı bir değişim olan ''forvet arkası rolü sahibi oyuncuyu ileride tek santrafora yanaştırarak ona ikinci forvet rolü vermek ve dışarıda kalan santraforun yerine fazladan bir orta saha oyuncusu koymak'' hamlesi, -diğer bir deyişle yakın zamana damga vuran Rafael Benitez'in 1 kez UEFA kupası, 2 kez CL finalisti şablonu- Ancelotti'nin 2 yıl evvel kaybeden takımını Benitez'in esas düzeni ile eşleştirme, daha da net ifade ile trend futbol frekansına ulaşma hamlesi olarak da değerlendirilebilir. ) Andrea Pirlo'nun yaşadığı bu değişim 2006'da Dünya Kupası kaldıran İtalya ulusal takımına da fazlasıyla yardımcı olmuştur. Fakat Ancelotti, Pirlo'nun yaşadığı değişimi Lampard'a tersten yaşatmayı planlıyor. Her vasfı ile safkan British orta saha emareleri gösteren Lampard'ın oyun zekasının pek çok mevkiidaşının üzerinde olduğu bir gerçek olsa da üstün yetenekli bir hücum oyuncusuna savunma rolü yüklemek ile üstün nitelikli bir orta saha elemanına ağırlıklı olarak hücumcu rolü biçmek, hedefe ulaşma ihtimali arasında uçurumlar olan iki tercihtir. Frank Lampard, en son yine forvet arkası rolünde başladığı sezon başındaki Fulham maçında 90 dakikayı tamamlayamamıştı; Birmingham maçında da 80. dakikada oyundan alındı. Fulham maçından da evvel son olarak oyundan alındığı karşılaşma, 34 maç evvel oynadıkları, yukarıda bahsettiğimiz Barcelona deplasmanıdır. Frank Lampard'ın ne olmadığını 90 dakikayı tamamlayamadan oyundan alındığı iki maç bize anlatıyor. Frank Lampard: Salt savunma rolü sahibi bir ağır işçi değil, bu rolde Nou Camp'ta ıskartaya çıktı. Keza rakip kaleye yakın pozisyon alan, top rakipteyken alanını değil, topu kovalaması gereken ve top ayağındayken ince işler yapması istenecek bir hücumcu değil. Bilakis, bir futbolcudan istenen her şeyi aynı maç içerisinde yeterli ölçüde yapabilen ve daha fazlası ile birlikte mevkisinin gereklerini yerine getiren bir klasik orta saha/British modeli, dünyada eşi olmayan bir zirve orta saha oyuncusudur. 10 numara işini yapacak birinci isim Joe Cole'dur, ardından Deco gelir. Açıkça görünüyor ki, Lampard'ı orta saha haricindeki bir rolde görevlendirmek hem onun için, hem de bizler için eziyet. Angola'ya gidecekler 1 hafta daha takımla beraberler, hafta içi maçlarına çıktıktan sonra FA Cup fikstürü ile birlikte takımdan ayrılıyorlar. Ancelotti için takviye vakti...

Birmingham City 0-0 Chelsea

Günün ikinci maçında Roberto Mancini sahne alıyordu. İngiltere'ye gelen İtalyan menajerler mutlaka ortaya farklı bir şey koyuyorlar, bu da İngiliz futbolunun bazı değişmez teammüllerine zıt gelebiliyor. Belki 20 sene evvel bu çeşit bir göç yaşanmış olsa sonuçları hüsran olacaktı, ama şu zamanda geniş çerçevede değerlendirme yapılacaksa eğer ekoller arası uçurumların git gide azladığı gerçeği esas kabul edilmelidir. Farkılıklar artık çok keskin değil. Önemli bir noktaya ulaşmak üzere Arrigo Sacchi adıyla başlayan ve takip eden dönemde Serie A'da ve İtalya futbolunda zirveye çıkan isimleri bir sayalım öncelikle: Fabio Capello, Marcelo Lippi, 99-00'da Lazio ile Sven-Goran Eriksson, tekrar eden Capello dönemi, tekrar eden Lippi dönemi ve Lippi ile gelen Dünya Kupası; Calciopoli'nin imajını kirlettiği bir döneme rağmen 3 kez CL finali ve 2 CL kupası ile Carlo Ancelotti ve son olarak Roberto Mancini. Sampdoria'nın 91'de tarihindeki tek şampiyonluğu kazanması, Sacchi'nin Milan kariyerinin sonunu getiren etkenlerden biri olan tabela sonucudur ve o dönemki Sampdoria'nın golcüsü Gianluca Vialli, henüz bu isimlerin hiçbiri Ada'ya gelmeden evvel geçen yüzyılın sonunda Chelsea'de iki yıl futbolcu-menajer olarak görev yapmıştı. Şu sayılan isimlerden yalnızca Marcelo Lippi bir kenara ayrılır, onun da yeri İtalya ulusal takımı. Diğerlerinin yolu mutlaka bir şekilde İngiltere'ye düştü. Bu bağ epey keskin ve mutlaka sonucunda olumlu geri dönüş alınan bir sebebi olmalı. Bu sebebi, bir özel dosya olarak eğer Mancini, Ancelotti veya Capello sezon sonu itibariyle başarılı olurlarsa detaylıca açmak üzere şimdilik rafa kaldıralım. Jose Mourinho'nun da yeniden Ada'ya dönüşü bu dosyaya bir yeni sayfa daha ekleyecektir.Mancini gelir-gelmez Martin Petrov'a forma verdi, sezonun flaş adamı Craig Bellamy'ye kulübe yolu gösterdi. Ireland'ı De Jong ile aynı hizzaya çekti ve Barry'yi ileri attı. İki dış bek kullandı, ama savunma dörtlüsünü maç boyu tek hat olarak oynattı. Bekleri oyuna çok az katıldılar. Maç esnasında İbrahim Altınsay tüm bu açıkça görülebilen farklılıkları detaylıca anlattı, tekrar etmiş olalım. Man City'nin 8 maç sonra gol yememesinde, 16 maç sonra gol yemeden kazanmasında bugün Mancini'nin uyarılarına pay biçilebilir. Robinho yine pek bir şey oynamadı ama Petrov ile sürekli yer değiştiriyor olmaları, City'ye bugün için yeterli mekanik çeşitlilik sağladı. Arka direği maç boyu çok sık kullandılar, Pulis'in otobana dönen sağ beke ters kademe için Huth takviyesi geldi. Mark Hughes'ün takımı kadar hücum çeşitliliği vaat etmedi Mancini, ama ilk maçtaki öncül hamleleri ile arızayı tespit ettiğini gösterdi. Neticede takımın sorunu dizilişle, oyuncu tercihleriyle açıklanır boyutta değildi; artık Hughes'ü, daha doğru tabirle menajeri aşmıştı. Yan koltuğun sahibi Brian Kidd ile bütün maç konuştular, Mancini'nin önceliği bir süre daha takımla ilgili bilgi almak olacak. Kidd şimiden epey aktif rol yüklenmiş görünüyor. Stoke City karşısında alınan 2-0'lık galibiyet iyi bir başlangıç oldu.Tony Pulis bu kez de Fuller-Beattie ikilisini yanında oturttu. Rory Delap'ı da yanında oturtup, sağ kenara Dean Whitehead'i koyarak Mancini'ye hoşgeldin hediyesi verdi! Tuncay eğer maç başında yakaladığı pozisyonu gol yapabilse, ruh hali pek iyi olmayan City takımı bir çeşit psikoza girebilirdi. Maç boyu Stoke'un yakaladığı tek net pozisyon buydu. Man City iki güzel gol buldu, savunmayı geçmişe göre disiplinli yapıp skorda geri düşünce acizleşen rakibine karşı nispeten rahat bir galibiyet aldı. Tuncay'ın ilk 20 dakika oyunu fena değildi, ama geri kalan bölümde birbirine yakın oynayan orta saha-savunma hattı arasına sıkışınca 90 dakika sahada kalamadı.

Man City 2-0 Stoke City

Günün son maçında son sözü söyleyen hoca ile bir süredir söyledikleri pek umursanmayan adam karşılaştı. Wolves takımı esas düzeni ile sahadaydı ama karşısında geçen hafta aldığı kırmızı kart ile cezalı duruma düşen Mascherano ve kesik yiyen Kuyt hariç olmak üzere hayati ikilileri sahada olan Liverpool vardı. Gerrard-Torres, Aurelio-Johnson ve sağlam bir orta saha ikilisi Liverpool için hayatidir. Vasat bir maç oldu, Masch cezalı olmasa hala kulübede olması muhtemeln Aquilani sonunda takıma girdi; Insua'nın enfes ortasına kaptan muhteşem yükseldi ve Liverpool kazandı. Wolves oyuncusu Stephen Ward'ın kırmızı kart ile atıldığı pozisyonda Wolves oyuncularının cin olmadan adam çarpma hesabı yardımcı hakeme takıldı, Ada hariç futbolu boş olan şu haftanın en ilginç hadisesi budur.

Liverpool 2-0 Wolves

Son yılların futbol adına en vasat Boxing Day'i olarak tarihe geçen bir gündü; son iki gün eve sadece uyumak için dönüşün ardından tüm günü evde geçirmeye değer miydi? Everton yine kaybetmemiş, günün futbol adına en güzel hadisesi bu galiba... Yarına ve pazartesiye niyet...

Pazar, 27 Aralık 2009
Arsenal v Aston Villa, 15:30 - Spormax
Hull v Man Utd, 18:00 - Spormax

Pazartesi, 28 Aralık 2009
Tottenham v West Ham, 14:45 - Spormax
Blackburn v Sunderland, 17:00
Chelsea v Fulham, 17:00 - Spormax
Everton v Burnley, 17:00
Stoke v Birmingham, 17:00
Wolverhampton v Man City, 21:45 - Spormax

Salı, 29 Aralık 2009
Aston Villa v Liverpool, 21:45 - Spormax
Bolton v Hull, 22:00

Çarşamba, 30 Aralık 2009
Man Utd v Wigan, 22:00 - Spormax / D
Portsmouth v Arsenal, 21:45 - Spormax / D

Noat Samisa

26.12.09

Son Sözü Hoca Söyledi

Söylesene bize hocam, neden tüm takım değiştiriliyor? diye sorulmuştu geçtiğimiz Salı günü. Sorunun muhatabı Wolves menajeri Mick McCarthy, Man United karşısındaki ilk 11'i kaleci Marcus Hahnemann ve Kevin Foley hariç tamamen değiştirerek çıktığı Burnley karşılaşmasından 2-0'lık galibiyetle ayrıldı ve tabelada Burnley'nin de averajla üzerine çıkarak 12. sıraya yerleşti. Son 3 maçlık seri, yani son 7 günde çıkılan lig maçlarında 9 puan yapabilen tek takım Aston Villa oldu. Ardından 7 puanı görebilen 2 takım var, Arsenal ve Birmingham. Wolves ise topladığı 6 puan ile bu sürecin en başarılı 4. takımı oldu. 13 puanla düşme hattında girdikleri seriden, Boxing Day ve yeni yıl sürecinde girilecek yoğun maç trafiği için önemli kredi kazanarak çıktılar.

Teknik direktör, kenar yönetimin başındaki adam hep yalnızdır. Onun her hamlesini sorgulamak üzere arkada bekleyen dev bir kitle vardır, hele de her maç tribüne yaklaşık 30 bin taraftar toplayan bir şehir takımı iseniz ve Premier League'de oynuyorsanız başarı da başarsızlık da aynı düzeyde iğdiş edilebilir. Mick McCarhty sonucu o gün görülemeyecek bir hamle yaptı, beklediği gibi kaybetti. Pazar akşamına gelindiğinde ise bir hafta öncesine göre hayal edilemeyecek bir tablo çıktı ortaya. Singapur'da bahis kuponu yapan adamdan, en fanatik Wolves taraftarına kadar kimsenin şu 7 günde 3 maçlık seride Wolves'in 6 puan toplayabileceğine ihtimal verdiğini sanmıyorum. Bunu Mick McCarthy başardı, eleştirilere cevabı tek şansı olan ''işini yaparak'' verdi. Menajerin skoru almaktan başka şansı yoktur. Futbolun taktiksel gelişim süreci de dahil olmak üzere her şey sonuca göre şekillenmiştir. Birkaç spesifik örnek hariç futbol dünyasının gerçeği budur. Burnley takımının 60. dakikadan sonra yürüyecek hali yoktu. Zaten onlar sezon başından beri sürekli aynı oyuncularla sahaya çıkıyorlar, Wolves kadar bile derin kadroları yok. McCarthy kendince bir faydacı plan yaptı ve o plan kusursuz işledi. Yine de İngiliz basınının büyük bölümü tarafından salı günkü kararı eleştirilmeye devam ediyor. Meselenin taraftar boyutu ayrı, Wolves taraftarı Spurs zaferi üzerine de bir de Man United zaferi umuyordu. Biz de taraftarı olmadığımız kulüplerin karar alıcılarına yönelik -''Yılmaz Vural neden tüm yabancıları kovdu?'' veya ''Nurullah Sağlam neden Özden'i oynattı?'' gibi- sorulara biraz olsun ''bu adamlar bizim bildiklerimizden mutlaka daha fazlasını biliyorlar'' düşüncesi ile yaklaşalım, belki bir şeyler değişir.
Wolves hala küme düşme adaylığını koruyor. Ancak bu tip kısa dönem performanslarını tekrarlayabildikleri takdirde düşme hattının üzerinde kalabilirler. Boxing Day fikstüründe önce Liverpool deplasmanına gidiyorlar, ardından iki gün sonra Man City'yi konuk edecekler. Mick McCarthy, ''yalnızca biriyle başabaş mücadele edebiliriz'' dedi. Benitez epey zorda, Mancini sıcak koltuğua yeni oturdu. Bakalım piyango hangisine vuracak?

Wolves 2-0 Burnley
Noat Samisa

21.12.09

Roberto Mancini Şampiyon Yap Bizi

Geçtiğimiz çarşamba günkü 4 maça ilişkin yaptığımız daldan dala görünümlü değerlendirme yazısında: ''...Lescott'ı da ıskartaya çıkaran Bridge'in yokluğunda iki maçtır emektar Slyvinho oynuyor, yine olmuyor. Hughes üçüncü orta saha elemanı ile başlıyor, formda Tevez'i ilk 11'e koyuyor, Bellamy'nin yokluğunda Robinho'ya forma veriyor; fakat yine olmuyor. Arada destansı Chelsea galibiyeti var, öncesi ve sonrası gollü beraberliklerle doluydu. Bugün kaybettiler ve hafta sonuna 8. sırada giriyorlar.'' demişiz. Bugün 4-3 kazandıkları Sunderland maçı ile birlikte son 3 maçta da 3'er gol yediler. 7 günde 9 gol yediler; bunların arasında üç orta saha ile oynanan Tottenham maçı da vardır. Diptir. Wayne Bridge'in Lescott'ı da perişan ederek facia işler yaptığı efsane bir Burnley maçı vardır, yine 3 gol yemişlerdi. 2-0'dan Fulham'a maç verdiler. Yalnızca 2 mağlubiyet aldıkları sezonda -ki bunlardan biri Man United, diğeri hafta içi Tottenham'dır, ikisi de deplasmandadır- 8 beraberlikle bugün itibariyle 6. sıraya geldiler. Ligde sahasında kaybetmeyen iki takımdan biri onlar. Bir maçlarının da eksik olduğunu ekleyelim ve şu 3-3 biten maçların tamamında skor üstünlüğünü koruyabilseler en kötü ihtimalle bugün 3. sırada olacaklardı. Sahaya çıkan oyuncular topluluğu bazı maçlarda kalitelerini yalanladılar adeta. Ama öyle bir noktaya gelindi ki, hafta içi Tottenham karşısındaki facia performans Mark Hughes'ün ipini çekti.

Bu yatırımın ağırlığını kaldıramadı, yorumu benim açımdan pek insani değil. Futbolculuğunda hiç beceremediği kafa şutlarını geliştirmeye çalışmak yerine her idman sonrası vole çalışarak herkesin kafa vurduğu toplara muhteşem volelerini daha bi' muhteşem vuran adam Mark Hughes, menajerliğinde de başka bir aykırı yolun adamı oldu. Onun kurduğu Blackburn takımı, evvelinde Galler'i tarihte olmadığı noktalara getirmesi ona bu büyük yatırımı deneme fırsatı tanıdı. O aslında kendi planladığı geleceği yönetme noktasında ihtisas yapmış, bu şekilde öne çıkmış bir hocaydı. Adebayor transferi bir dinamittir ve Hughes'ün elinde patlamıştır. Santa Cruz'u istemişti, Tevez'i istemişti; bugün de son maçı olduğunu bildiği maçta Adebayor'u yedek bırakarak Santa Cruz ile başlaması bir mesaj olabilir. Geçen sene Elano-Robinho-Jo komünü ile mücadele etti, bu sezon hiçbir şey oynamayan Robinho ile mücadele etmeye devam ediyordu. Hepsinin toplamı Hughes'a çok az şans tanıyor olsa da sahada aynı anda Barry, De Jong ve Ireland var iken bir takım bu denli aciz bir oyun oynuyorsa artık değişim vakti gelmiş demektir. Ben ''Sunderland maçı kaybedilirse'' olarak bekliyordum, ama meğer maç öncesi Mark Hughes'ü göndermişler bile. Hughes ile birlikte tüm teknik kadronun kulüple ilişiği kesilmiş. Açıklanan sebep, hedeflere uzak kalınması. Beraberlik serisi sonrası gelen ağır mağlubiyet bu kararın esas etkeni. Artık ''şampiyonluk kazandıracak bir hoca'' seçmişler...
Hughes'ün yerine epeydir İngilizce öğreniyor olduğu rivayet edilen Roberto Mancini getirildi, yardımcılığına da sezon başı şimdilerin QPR hocası Paul Hart ile birlikte Portsmouth'ta çalışıyorken ani bir kararla Man City altyapısına geçen Sir Alex Ferguson'un yan koltuğunun eski sahiplerinden Brian Kidd atandı. Her iki Manchester takımında da futbol oynayan Kidd, United'daki antrenörlük kariyerine de öncelikle altyapıda başlamış, tıpkı şimdilerde Ferguson'un yan koltuğunda oturan Mike Phelan gibi rütbe yükseltmişti. Kidd'in United'ın ikinci adamı olduğu dönemde Mark Hughes takımın forvetiydi. İngiliz antrenör, aynısını şehrin diğer yakasında da yaptı ve 1 yıl sonra menajerin yan koltuğuna oturdu. Kısa Leicester City günleri hariç Ada Futbolu geçmişi olmayan Roberto Mancini için çok önemli bir yol gösterici olacaktır. Böylelikle Premier League'deki İtalyan menajerlerin sayısı 3 oldu. Fabio Capello'yu da eklersek İtalya'dan Britanya'ya bir beyin göçü olduğunu söyleyebiliriz. Bu sezon EPL'deki yalnızca 2. hoca değişimi bu, geçen yılların aynı döneminde bu sayı 6 idi.

Mark Hughes bugün maç sonu taraftara veda etti. Biraz daha kuzeye gidip Newcastle United'ın başına geçmesi benim ilk aklıma gelen alternatiftir. Onların yeni Keegan'ı, belki Robson'ı bile olabilir. Man City'nin bu sezonki rasyonel hedefi hala CL vizesi. Bugün Man United'ın Fulham'a 3-0 yenilmesi gibi garip skorlar sezon boyunca sürecek olsa da ince ayar gerektiren yeni transferler ile 1 ya da 2 transfer dönemine daha ihtiyaçları var.

Man City 4-3 Sunderland
Noat Samisa

19.12.09

Beşiktaş 2-3 Bursaspor

Şu saatlerde İstanbul'da kar yağıyor. Habercisi, ikindi saatlerindeki dolu yağışı ve maçtan evvel başlayan şuursuz yağmurdu. Tabii denizden esen soğuk rüzgarın eşliğini de unutmamak gerek. Böyle bir ortamda sağlam İnönü zeminini bile mağlup eden yağmur altında başladı maç. Maç sonrası denildiğine göre Ertuğrul Sağlam aklındaki kadroyu yağmura uydurmuş, Denizli fırsat bulamamış. Ne yapılabilirdi? Maçı getiren adam Nobre ile başlanabilirdi, Uğur ile başlanabilirdi; Nihat ile başlanmazdı. Yağmura uydurma bu olur, benim aklıma başka alternatif gelmiyor. İngiliz stoperlerdeki uzun top merakının veya bu oyuncuların pek çoğunluğunda toplu oyun becerisinin aranmamasının bir coğrafi sebebi vardır, keza yağmurun insan üzerindeki psikolojik ve fiziksel etkisinin de Ada'daki oyun üzerinde önemli rolü vardır. Buna ilişkin sayısız kapsamlı araştırma vardır, bir ara değiniriz. Yağmurda halı saha maçı yaparsanız eğer, bu farkı kıyısından köşesinden yakalayabilirsiniz. Topun sekmediği, düştüğü yerde patladığı bir ortamda normal bir maç olması beklenemezdi.
Bursaspor'da birkaç maçtır forma Kirita'nındı, bu kez Hüseyin'e geçti. Sanıyorum Ertuğrul Sağlam'ın yağmur hamlesi budur. Maç boyu iki tarafın da yüksek toplarına ve bunları karşılıklı olarak kimlerin karşıladığına bakalım, farkı göreceğiz. Şurada, sezon öncesi yazılmış üçüncü paragraf var. Böyle bir maçta anımsatmayı istemezdim, daha geniş bir fotograf altında incelemek isterdim ama şu maç aynen şu tezin karşılığını görmektir. Maç başı bir adımı, son 10 dakika bir diğer adımı görülmüştür. Top yapmaya çalışmak manasızdı, oyun İnönü gölünün nispeten sığ olan yerleri ve yüksek uzun toplar üzerinden şekillenecekti. Ortada futbola dair mücadele haricinde konuşacak bir şey olmayınca ilk 15 dakika için hakemi öne alabiliriz. Ozan İpek'in Galatasaray maçındaki 2 maçlık cezasının 1'e indirilmesi beklediğim bir karar idi, çünkü malum pozisyonda hakemin art arda iki sarı çıkarmak yerine direkt olarak son ihlali değerlendirme yorumu vardı. Kestirmeden atılmıştı. Bugün de bir yorum pozisyonu oldu, kontrolsüz hareketten pekala ikinci sarı çıkabilirdi. Çıkmadı ve hemen akabinde Ozan'ın golü geldi. Bu sezon harika oynuyor, bu maçta da 1 gol 1 asist ile takımının en iyisiydi bana göre. Üzülmez-Ekrem hata zincirine bir de kademe garipliği eklenince gol geldi, 0-1 oldu. Volkan Şen'in maç boyu taşıdığı tek toptu belkide, numaralı önünündeki gölün sığlığından yararlandı. Yağmurun maç boyu devam etmesi ve hamle gelmemesi halinde maç bu dakikada Beşiktaş adına bitmişti. Sercan'ın devre sonu ve ikinci devre başı iki pozisyonu da maçı Bursaspor adına bitirme şansıydı, olmadı.

Nobre'nin oyuna dahil olmasıyla ilk yarı Hüseyin'in aldığı ilk toplarda yavaş yavaş siyah renk formalılar da söz sahibi olmaya başladı. Yağmurun da dinmesi ve göletlerin üzerinde tepinildikçe yayılması sayesinde top kontrolü biraz olsun kolaylaştı. Bir kısa baskı döneminde bir duran top golü geldi, Nobre'nin 9 ayı aşan gol orucu sonunda bozuldu. ''Kural hatası'' konusu hakkında hiçbir malumatım yok. Hakem top oyundayken düdük çaldı mı acaba? Denizli'den hamle geldi ve sonucu görüldü. Ardından golün moraliyle baskı artırıldı ve penaltı kazanıldı. Özellikle ''kazanıldı'' diyorum, en doğru tanım budur. Şu pozisyon, hafta içinde Chelsea sağ beki Ivanovic'in aldığı penaltıdır. İkisi de sağ bek, hamleyi yapan yine rakip stoper, yine sağ kenar, yine oyun 1-1 gidiyor. Birebir aynı iki pozisyon, yalnızca müdahale şiddetleri değerlendirilebilir. 3 gün arayla gerçekleşen iki hadise, ikisinde de hakemin diyagoneldeki konumu epey iyi. Evvel zamandaki bir postta son fotografın üstündeki bölümde bahsetmişiz, aynen karşılığı bu akşamki penaltı pozisyonudur. Pozisyon penaltı değil ama hakemin hiç şansı yok. Oyunun başlangıcında bir hakem yorumu bir sonuç gösteriyor, devamında bir başka yorumun sonucu bir başka üstünlük golü oluyor. Tüm sezon, hatta futbol tarihinde de durum aynıdır. Maç dinamikler denilen dipsiz kuyunun bir bölümü de budur. Bu dakikaya kadar Denizli'nin Nobre hamlesi ve yağmurun biraz olsun yol vermesi ile oyun değişti. Bundan sonrası apayrı bir hikayedir. Buradan sonra hakem ve yağmur yok, çokça futbol var.

Nobre'nin rolü, bu dakikadan sonra açıkça ''ön stoper'' oldu. Beşiktaş'ın gerisinden uzatılan toplarda Hüseyin ile kafaya çıkan ve rakibin isabetli top şişirmesini engelleyecek adam rolündeydi. Bobo ise kenarlarda top tutmaya çalışıyor, pili biten Tello'nun destek verememesi nedeniyle rakip sahada top tutulamıyordu. Üzülmez'in sapıttığı bir anda maçı bitirme şansı geldi Bobo'ya, çok müsait pozisyonu fantastik biçimde havaya dikti. Maçın pek çok kırılma anı oldu, fakat en barizi buydu. Hemen ardından Ferrari oyundan çıktı ve artık Zapo pivot santrafor rolündeydi. Denizli, ileride top tutamama sorununu Yusuf ile aşma hamlesini yaptı, iflas etti. Beşiktaş ileride top tutamadıkça Bursaspor baskısı arttı. Bu andan itibaren başlangıçta bahsettiğimiz yüksek gelen birincil toplar zaafının ikinci adımı ortaya çıktı. Bunu gören Ertuğrul Sağlam da benim başlangıçta garip bulduğum Sercan-Ömer hamlesini yaptı. Ömer'i rakip kale önüne yollama fikri, Zapo örneği ortaydaken ilk akla gelendi ama Sercan'ın mutlaka sahada kalması gerektiğini düşünüyordum. Son vuruşlar hariç fazlasıyla iyiydi, en fazla herkes kadar yorulmuştu. Toraman'ın stopere, Ekrem'in geri dörtlüye geçişiyle birlikte Beşiktaş'ın boyu çok kısaldı. En uzun boylu oyuncu 1.85'lik boyuyla Sivok, beraberlik golünde Ömer'e yetişemedi. Toplar garip şekilde uzaklaştırılamadı ve diğer stoper Zapo'nun galibiyet golü geldi. Nokta atışı, rakipteki arızanın doğru tespiti ile gelen bir taktik hamleyle 3 puan aldı Ertuğrul Sağlam. Çaresizlik hamlesi değildi, ya tutarsa da değildi; açıkça eski takımı olan Beşiktaş'ın kadro yapısını bilmenin avantajıyla birlikte maç dinamikleri içinde gerçekleşen yağmur ve Ferrari'nin sakatlanması verilerini de kullanmıştır. Denizli'nin buna cevabı aynı serilikte olmayınca (ilk akla gelen Nobre'nin stopere geçmesi veya Denizli'nin favorisi adam markajı) Beşiktaş, çok zor şartlarda çevirdiği maçı kaybetti.
Zapotocny'yi ''kapütülasyonları genişletmek'' gibi elden çıkarmak zorunda kalmanın bir sonucu, böyle saçma bir kiralık sözleşmesidir. Tek maçta oynayabilir, maddesini nasıl bir akıl kabul etmiştir acaba? Madem gözden çıkartıldı, bırakın 2 maçta da oynasın adam. Bursaspor müthiş bir fizik ve mental kondisyon sahibi bir takım, bu zeminde maç çevirmek hiç kolay değildir. Mücadelenin sıkışıklığına rağmen son bölümde zihnen diri kalabildiler. Mustafa Sarp'ı aramıyorlar, Ergiç onun dikine koşularını fazlasıyla yapıyor ve aynı zamanda oyuna çeşitlilik kazandırıyor. Goldeki sıfır risk şutunu da atlamayalım. Ezcümle, hakem destekli kırılma anlarıyla dolu, maç dinamiklerinin skorda mutlak etken olduğu ve galibinin taktik hamle üstünlüğüyle belirlendiği bir maç oldu. Bursaspor kazandı ve bugünlük yeni lider oldu.

Rüştü sakatlanmamış olsa Tello-Uğur hamlesi bir sonraki aşama idi muhtemelen. Yusuf tercihi oyunu Bursaspor'a verince telafisi olmadı, artık hamle üstünlüğü Ertuğrul Sağlam'a geçmişti. Başlangıçta Ferrari-Uğur yapılsa, ki burada Korcan'ın hala kulübede olduğunu varsayıyorum, en azından ikinci toplarda bir avantaj olurdu. Denizli Uğur'dan faydalanma işini çok daha az gereksinim görünen anlarda denedi, ama bugün tek atımlık barutunu elinde patlattı. İlk goldeki hatalar zinciri şu savunma performansına yakışmadı. Nihat'ın geçmişten daha kötü olması için zemin kuru olmalı, aynı şekilde diğer bireysel futbolcu eleştirileri de havada kalır. Mehmet Demirkol çok ayıp ediyor, kendisine olan saygım bu akşam dibe vurdu. Ferrari-Gökhan Zan kıyasında Zan'ın tarafında olsun biri, ne olursa olsun; buna bile görüştür derim. Kendi fikrimi savunur, selam ederim. Bu sezon Ferrari'nin çıktığı 22. resmi maç bu, bu 22 maçın tamamında Beşiktaş'ın oyun düşüncesi aynıdır. Sen dersen ki kafayı yere vurdu, kaydı düştü; vay efendim geniş alanda zayıf, işte gördünüz... Youla bırak Ferrari'yi, geniş alanda sprint ile gol vuruşu yapableceği bir pozisyonda Vidic ile Puyol'u alır, paket yapar, sonra da topu auta atar. Sercan da paket yapmasa da kafa kafaya tokuşturur. Geniş alan hızıyla iyi stoper olunsaydı, bugün maçı alan adam Ertuğrul Sağlam'ın zamanında uğruna takas edildiği Erman Güraçar üç tane Ballon d'Or almıştı. 4 sene bilfiil izlediğimiz oyuncuyu kusura bakmasın, yeniden keşfetmeye harcayacak vaktim yok. Gökhan Zan kendi çapında değerli bir stoperdir, bugün Beşiktaş adına sahada olsa belki maç 2-1 bitecekti. Ama uzaktan bakınca komik, yaklaşınca ayıp oluyor. Aradan geçen zamanda değişmiş ve açıkça çok faydalı demek bu kadar mı zor? Yönetim eleştirisi olmaz bu argümanlar, hele bu karşılaştırma hiç olmaz. Dış dünya algısı sözkonusuysa gelince Roger Lemerre'e soralım, neymiş fikri?

Biri ''Ernst zaten vasat adam'' diyorsa eğer, son iki maçı argüman olarak kullanabilir. Ferrari konusu ne kadar inandırıcı ise bu da öyledir, yersen. Gerçekte Ernst'te açıkça fiziki düşüş var, bu oyun aklına da yansıyor. Devre arası iyi zamanlama ile geldi. Şu 16 maçta görünen, eğer biri Delgado için gidecekse bu isim Tabata'dır. Kongreye 5. sırada gidiliyor, Demirören'in son çırpınışlarını transfer noktasında da küçümsememek gerek. Bir de zatürre olmazsam iyi...

Noat Samisa

19.12.09

CL 2010 Top 16

Jose Mourinho Stamford Bridge'e, David Beckham Old Trafford'a geri dönüyor. Geçen sezon olduğu gibi yine İtalya-İngiliz ağır toplar serileri Top 16 kurasına damga vurmuş durumda. Kuranın yıldızı, geçen sezon olduğu gibi yine İngiltere liderini çeken Inter. Mourinho'nun intikamı, Ancelotti'nin varlığı... muhteşem iki maç bizi bekliyor. Arsenal yine Porto'yu çekti, bu iki takım sene sektirmeden mutlaka CL fikstüründe birbirlerini buluyorlar. Yine hayal bir şekilde Barcelona-Chelsea karşılaşmasıdır, mümkünse yine yarı final olsun.

AC Milan v Manchester United
Lyon v Real Madrid
CSKA Moscow v Sevilla
Bayern Munich v Fiorentina
Inter Milan v Chelsea
Olympiakos v Bordeaux
Stuttgart v Barcelona
Porto v Arsenal
Noat Samisa

18.12.09

Kranjcar ve Borini

Bu akşam Premier League'de 4 maç vardı, tamamını dönüşümlü yayınla takip ettik. Benim tercihim Spurs-MCity olurdu ama Manchester City hiçbir şey oynamayınca Stamford Bridge merkezli dönüşümlü yayının iyi bir fikir olduğuna kanaat getirdim. Gecenin kahramanları başlıktaki iki isimdir, özellikle Niko Kranjcar bizim izleyebildiğimiz her bölümde mutlaka güzel bir şeyler yapmaya çalıştı. Neticede 2 gol attı, maçı aldı. İlk goldeki oyun kuruculuğu muazzam, dizilişte ''sol kenar'' olarak görünen pozisyonunu top ayağında olduğunda umursamıyor. Kademeleri perişan ediyor, Lennon'ı parlatıyor. Modric'in kaldığı yerden direksiyonu devralması biraz zaman aldı, bu süreçte Tottenham biraz olsun yoldan saptı. Bu akşam Micah Richards karşısındaki oyunu sezon başındaki Modric'i kıskandırabilir. Peter Crouch'un da 2 asist katkısı var, o da harika oynadı. Defoe'nin golünde pivot görevini yaptı, gerektiğinde top taşıdı, şut attı. Lescott'ı da ıskartaya çıkaran Bridge'in yokluğunda iki maçtır emektar Slyvinho oynuyor, yine olmuyor. Hughes üçüncü orta saha elemanı ile başlıyor, formda Tevez'i ilk 11'e koyuyor, Bellamy'nin yokluğunda Robinho'ya forma veriyor; fakat yine olmuyor. Arada destansı Chelsea galibiyeti var, öncesi ve sonrası gollü beraberliklerle doluydu. Bugün kaybettiler ve hafta sonuna 8. sırada giriyorlar.
Lider Chelsea yine bozuk ritmde oynadı, bir ara oyun üstünlüğünü Portsmouth'a verdikleri bir bölüm dahi yaşandı. Boateng'in ayağı aynı saniye içerisinde iki kez kaymasa belki de skorda geri düşeceklerdi. Portsmouth son bölümde 8 kişiyle kendi ceza sahasına sıkıştı, bir hamle hatasından rakibe penaltı fırsatı verdiler. Chelsea deplasmanında mağlup durumdan maçı çevirebilecek noktaya geldikten sonra 2-1 ile kaybetmeleri fazlasıyla umut kırıcı olsa gerek. Chelsea'de Essien'in yokluğuna bugün Drogba da eklenmişti, bir çeşit Afrika Kupası dönemi sınavı verdiler. Baskın oldukları bölümde bile tempo yapamadılar, içeri düşen toplarda da Begovic başarılı olunca özellikle 60-70 arası pasif göründüler. Son bölümde skoru alınca rahatlayıp kontrol oyununa döndüler, Portsmouth'un rakip kaleye gitmeye mecali olmadığından sıkıntı olmadı. Chelsea yine garip bir gol yedi, ligin dibindeki Portsmouth'a karşı zorlandı ama 3 puanı almayı başardı. 1 ay önceki form durumlarından olmadıkları kesin; keza sakatların ve Afrika Kupası'nın takıma mutlak etki yapacağını söylemek de kehanet değil. Son iki maçtır Terry iyi değil, Arsenal'i bitiren ACole'ün kademe hataları aldı başını yürüdü, 10 numara rolündekiler de iş yapmayınca yaklaşık 20 gündür hızları kesildi. Ancelotti ile edindiği rolünü çok seven Anelka, takımın ruhu Frank Lampard oldukça ve diğer parçalar da vasatın altına düşmedikçe Chelsea yolundan sapmayacaktır.

Bu akşam Chelsea adına geçmişe göre en olumlu hadise, birkaç maçtır Ancelotti'den şans bulan 91 doğumlu İtalyan forvet Fabio Borini'nin performansıydı. Frank Arnesen'in ''bu sezon meyveleri toplayacağız'' dediği meyvelerden biri olan Borini, 2007 yılında dahil olduğu Chelsea'de A takıma bu sezon yükseldi. Belki biraz da İtalyan olmasının etkisiyle Ancelotti'nin korumasına girdi ve forma bulmaya başladı. Bugün Kalou çıkıp yerine Borini girdiğinde oyun 1-1 idi, bu önemli bir detaydır. Henüz fiziği korakor mücadele için yeterli olmasa da koşularıyla rakip stoperlere kan kusturacak cinsten bir forvet izlenimi veriyor. Londra'ya getiriliş nedeni gol vuruşu yetisi imiş, ileride 40 yaşına gelip göbek de bağlasa bu yetenek körelmeyeceğinden fiziğini ve oyun bilgisini geliştirdiği takdirde hızı ve çabukluğuyla etkileyici bir oyuncuya dönüşebilir. Oyunda kaldığı 20 dakikada çok olumlu işler yaptı. Boş kaleye gol kaçırmış olsa da bizden tam not aldı. Kaçırdığı gol sonrası yakalandığı poz, yılın kareleri arasındaki yerini alabilir.Arsenal nasıl bir takım? sorusuna en kısa yoldan cevap vermek istiyorsanız, 3 gün arayla oynanan Liverpool ve Burnley maçlarını örneklemek yeterli. Arsenal, bu gece Turf Moor'dan ancak 1 puanla dönebiliyor. Yayının Burnley'e döndüğü anlarda pek çok kalabalık Arsenal atağı izledik ama esas net gollük pozisyonlar Burnley'den geldi. Chris Eagles üstün formunu sürdürüyor, bu gece Silvestre'yi çok zorladı. İkinci devre iki kişi arasından geçip direğe vurduğu pozisyon harikaydı. Bikey'in getirip Fletcher'ın havaya diktiği pozisyon da kritikti. Cesc Fabregas sakatlandı, Arsenal adına puan kaybından önemlisi İspanyol maestronun durumudur. Arshavin santrafor rolünde veya dizilişte en ilerideki adam rolünde yine Liverpool'u bitirdi ama Fabregas başta olmak üzere ''santrafor'' diye ağlaşan pek çok insan var. Bugün Gomes 70 metre ötedeki Crouch'a uzun oynadı, 2 pasa Defoe golü attı. Bazen, hatta sıklıkla buna da ihtiyacınız olur; futbol nasıl yalnızca uzun top değilse yalnızca pas da değil. Wenger bunu elbet bizden iyi biliyor, hesapta olmayan van Persie sakatlığına Bendtner'ın yokluğunda kadro içinden ancak böyle bir çözüm bulabiliyor ama eminim o da strateji hatasını kabul ediyordur. Şimdi olmasa da devre arası yapılacak santrafor transferi sonrası ben bir itiraf bekliyorum. Burnley düşme hattına yaklaşmıştı, şu 1 puan onlar için büyük moral olacaktır.

Gerrard-Torres ikilisi bir arada iken Arsenal'e kaybeden Liverpool, ligin en dengesiz takımı Wigan'ı bir şekilde mağlup etmeyi başardı. Oyun 1-0 iken kuru sıkı tabanca James Scotland'ın boş kaleye kaçırdığı pozisyon maçın kırılma anıdır. Kısa süre sonra Torres işi bir gol ile oyun 2-0'a geldi. Bugün itibariyle Anfield'da oynadığı 37 lig maçında 35 gol atan El Nino'nun şu istatistiğine ne denebilir ki? Torres hep hazır olsun, biz de onun sahada olduğu her maçtan keyif alalım. Benitez, ilk 4 için garanti verse de geçtiğimiz hafta sonu tam kadro olmalarına rağmen oynadıkları kişiliksiz oyun ilerisi için yeterince kötümser olma sebebidir. Bildiklerini unutmuş olabilirler mi?

Tottenham 3-0 Man City
Chelsea 2-1 Portsmouth
Burnley 1-1 Arsenal
Liverpool 2-1 Wigan
Noat Samisa

17.12.09

Söylesene Bize Hocam

...Takım Niye Oynamıyor? sorusu, sezon içerisine birkaç maçta Molineux Stadium tribünlerince sorulmuş olabilir. Belki sezon sonunda sorulacaktır, lakin şu sıralar ''Söylesene bize hocam'' kısmından sonra ''Neden tüm takım değiştiriliyor?'' sorusu geliyor. Soruyu soran, İngiltere'deki çift başlı futbol yönetim mekanizmasında Premier League'in mali ve idari yönden kollayıcısı ve geliştiricisi rolünde olan Premier League Yönetimi ile birlikte bir kısım Wolves taraftarı. Muhatabı ise Wolverhampton Wanderers'ın İngiltere doğumlu yarı İrlandalı menajeri Mick McCarthy.Salı günü hafta içi fikstürü dahilindeki maçta Old Trafford'un konuğu olan Wolves takımı, geçtiğimiz hafta sonu Tottenham'ı deplasmanda 0-1 mağlup etmeyi başaran Wolves takımının ilk 11'inde yer alan hiçbir oyuncuyu kullanmadan Man Utd karşısına çıktı. Tek istisna kaleci Marcus Hahnemann oldu, geri kalan 10 oyuncu bir evvelki maça göre farklıydı. White Hart Lane'de Spurs'ü kötü gününde yakalamışlardı, maç başı attıkları golü 87 dakika koruyarak 9 maçlık kazanamama serisi sonrası art arda 2. galibiyetlerini aldılar. Man United, Salı günkü maçı rahat bir oyunla 3-0 kazandı. Bu maç için Manchester'a gelen Wolves taraftarı, maç içerisinde bilet için ödedikleri £42'in hesabını sordu. Sahada gördükleri reserv takım destekli yedek kadroydu ve pek bi' varlık gösteremedikleri maçta sahadan 3-0 yenik ayrılmışlardı. ''Bu parayı reserv takım için vermedik, paramızı geri verin'' dediler. Ertesi gün Premier League Yönetimi'nden bir yazı ulaştı Wolves kulübüne, taraftarın derdini anlatım dilinin bürokratik haliydi: ''Bu kadro seçiminin nedenini açıklayın.''

Premier League Kuralları, E bölümü, 20. kuralda der ki: ''In every League Match each participating club shall field a full strength team.'' Bu kuralı FA Cup, Carling Cup, UEFA Şampiyonaları maçlarında hangi oyuncuları oynatıyorsan oynat, ama Premier League maçında en iyi takımını oynat, şeklinde çözümlemek mümkün. Biz bu lige bir marka değeri yarattık ve bu değerin her daim zirvede yer alması için senin de her zaman en iyi takımınla sahada olman gerek, şeklinde görev tanımı da yapılabilir. Bu kuralın FA nezdinde de yaptırım mekanizması kurulmuş durumda, eğer Wolves'in sebepsiz yere bu tercihi yaptığına ve ligin marka değerine negatif etki ettiğine kanaat getirilirse puan silme cezası dahi gündeme gelebilir. Tabii bu epey uç bir olasılık, en fazla para cezası gelecektir. Esasen son açıklamalara bakarak savunma istenmesi haricinde bir başka yaptırım ihtimali uzak görünüyor. Bir kısım Wolves taraftarı Mick McCarthy'nin öngörülü tercihine öfkeli, diğer kısım ise Portsmouth'un Chelsea karşısına kaç farklı oyuncu ile çıktığını sayarak tercihi yapan menajere destek çıkma derdinde.

Wolves bu hafta sahasında Burnley'i konuk edecek, hedefleri mutlak 3 puan. Mick McCarthy'nn planı, çok zor görünen Old Trafford'dan puan çıkarma işini tamamen hedefler içerisinden çıkarmak ve Tottenham karşısında aşırı efor sarfeden oyuncularını dişlerine göre bir rakip olan Burnley karşısına hazır olarak çıkarmaya çalışmak idi. Planının ilk aşaması sürprizsiz gerçekleşti, reserv takım destekli yedekler Old Trafford'dan puansız döndüler. As takımın aynı maçta 3 golden az yiyeceğini söylemek anlamsız bir kehanet olur, klişeyse klişe deyip ''en iyi takımım, benim sahaya çıkardım takımdır'' dedi Wolves menajeri. Yönetimden destek gördü, eğer hafta sonu kazanır ise taraftardan da tam destek görecektir. Aksi halde bant başa sarar, bu kumar menajerin başına patlar. Futbol dünyasından öte iktidar gerçeği budur.
Bu hikayede soru işareti oluşturan iki kısım var, özellikle bir tanesi epey can sıkıcı: Bahis. İkincisi ise kadro kullanımı. Wolves gibi takımların az sayıda üstün yetenekli oyuncusu var. Bu tip bir radikal kadro değişimini eğer Big Four takımlarından biri yapsa idi, sahaya çıkan kadro pek sırıtmayabilirdi. Bir başka yönden meselenin taraftar algısı boyutunda Türkiye-İngiltere kıyasını yapmak imkansız. Sivasspor'un Fenerbahçe deplasmanına yedekleri ile geldiği varsayımı sonrasında bu duruma ilk tepki kimden gelirdi? İlk sesi çıkanın Sivasspor taraftarı ve federasyon olmayacağı kesindir.

Wolverhampton için ''sıkıcı futbol'' nitelemesini kullanmaktan imtina etmiyorum. Stoke defansif-sert futbol oynayan bir takımdır, bana pekala zevk verir. Burnley tam manasıyla bir takımdır, birliktelikleri heyecan vericidir. Arsenal'in baş döndürücü pas trafiği ve topluca hızlanabildiği maçlar apayrı bir keyiftir, kıyası olmaz. Wolves'taki durum şu ki, fazlasıyla monoton bir futbol oynuyorlar. Sürprizleri yok, ekstra oyuncuları yok. Ancak böyle bir hadise ile burada yer işgal ederlerdi, başardılar(!) Sezon biterken kümede kalmak için şansa ihtiyaçları olacak.

Tottenham 0-1 Wolves
Man Utd 3-0 Wolves
Noat Samisa

16.12.09

McLeish'in Generalleri

Bu akşamki galibiyet ile üst üste 5. galibiyet oldu, yenilmezlik serisi de 8 maça çıktı. Bahsettiğimiz takım, geçtiğimiz sezonu Championship'te geçiren Birmingham City. Yarına kadar 6. sıradalar, geçtiğimiz hafta sonu Liverpool ile puanları eşitledikten sonra hafta içi fikstüründeki Blackburn galibiyetiyle 27 puana ulaştılar. İç sahadaki son mağlubiyetleri 26 Eylül'de, bu geceki galibiyetle iç saha yenilmezliğinde 3 ayı aşmayı başardılar. Sezona başlarken ''kümede kalır mı?'' soruları ile karşılaşan takım, mevcut formu ile açıkça UEFA Şampiyonaları kontenjanına oynuyor. Acayip bir seri yakaladılar, zaten epey acayip bir takım onlar. Bu seride 3 adet Bowyer golüyle kazanılan 1-0'lık maç var. Takımın santraforu Jerome en son 5 hafta evvel Liverpool'a gol atmıştı, bugün golü yeniden hatırladı. Keza takımın bir diğer banko santraforu Benitez'in de yalnızca 2 golü var.
Geçtiğimiz hafta sonu West Ham deplasmanında yine Bowyer'ın golüyle 1-0 kazandılar. Bowyer orta sahada baskısıyla topu kazandırıyor ve ardından koşusunu sürdürerek Benitez'in üzerinde kalan 4 West Ham savunmacısının boşalttığı alanda topla buluşuyor. Güzel bitiriyor ve golden sonra sevinmiyor. Şurada anlatmıştık, bunun bir nedeni var. Başarı garantisi menajer Alex McLeish, Bowyer'ı soyunma odasındaki generallerden biri olarak tanımlıyor. Bir diğer general Barry Ferguson, bir diğeri Stephen Carr, bir diğeri Kevin Philips. Savunmada 87 doğumlu savunmacı Scott Dann oynuyor ve geçtiğimiz hafta sonu Arsene Wenger'in devre arası soyunma odasında söylediği ''siz bu formayı giymeyi haketmiyorsunuz'' sözünün genç futbolcular üzerinde ne denli etkili olabildiğini Cesc Fabregas anlattı. Bunu ve benzerini saha içinde veya soyunma odasında işler kötü gittiği vakit yapabilen pek çok oyuncusu olmasının çok önemli bir kazanç olduğunu söylüyor İskoç hoca. Geniş resimde görünen bir diğer gerçek de kadro istikrarı. Her maça en fazla 1-2 değişiklik ile çıkıyorlar. Sezon başından beri neredeyse hiç sakatlık yaşamadılar, bundan sonra da umarım yaşamazlar. Kaleci Joe Hart keza henüz 22 yaşında, sol kenarda oynayan eski forvet McFadden'a yüksek oynayarak oyunu başlatıyor. Aston Villa Akademisi'nden stoper olarak çıkan Liam Ridgewell'in iyi bir sol beke dönüşümü bir başka kazanç. 70X40 dikdörtgen oluşturan Ferguson-Bowyer klasik orta saha tandemi bir başka değer. Sağ kenarın adamı genç İsveçli Sebastian Larsson, evvelki hafta 2 frikik golü birden attı. Sezon başından beri 8 maçta gol yemediler, Arsenal maçı hariç 2 golden fazla yemediler. Ligin iç sahada en az gol atan ve yine iç sahada en az gol yiyen 2. takımı konumundalar. Bir diğer Birmingham kulübü olan Aston Villa da aykırı takım tertibiyle zirve yürüyüşünü sürdürüyor. Eğer bu güzel takımı bir 90 dakika tam izleyebilirsek, onlara da apayrı bir parantez açarız. West Midlands'ta işler epeydir iyi gidiyor.

Birmingham 2-1 Blackburn
Birmingham 1-0 West Ham


Harry Kewell Görünümlü Lee Bowyer:

09/10 Sezonu - Toplamda 6 / Premier League'de 5 gol
Noat Samisa

16.12.09

Doğum Günü Pozları

İstek üzerine bir başka doğum günü pozları hikayesinde beraberiz. Takımın yeni transferi(!) Matias Delgado, 27 yaşına girmiş. Artık olgun bir futbolcu olmuş, futbol kariyerinin zirve dönemlerine yaklaşmış. Delgado bundan evvel de Delgado idi, lakin kendisi olabilmesi adına çok fazla fırsat bulamamıştı. Geçen sene bir dönem ideal pozisyonunu tekrardan bulmasına rağmen yeniden ivme kazanamasa da bu kez daha iyi olacağını umuyorum. Mati'nin dönüşüyle birlikte takımdaki rolünden iyice kopacak veya gönderilecek olan Tabata-kun, ilk fotoda görüldüğü üzere şişelerle arkadaş olmuş. ''Dertli adamın diğerlerinin eğlencesini arkadan izlemesi'' planı, şu doğum günü pozlarının en can alıcı yeridir. Elindeki -galiba- soda şişesine sake karıştırmış olmasından şüpheleniyorum. (Japon içkisi ''sake'' ile bizim eski dildeki ''saki'' kelimesi ne güzel bir ikilidir öyle!) Yanında mezesi olmadan fena çarpar adamı, Brezilya günlerinden bilmiyorsa öğrensin. Hakan'ın da tesislerdeki odasından partiye teleportasyonla gelmiş gibi bir hali var. Üzülmez yine kadrajı ucundan-kıyısından yakalamış. Sahi, ben Üzülmez'e doğum günü partisi yapıldığını hatırlamıyorum. İkinci fotografı sadece Tello için aldım. Boşları toplamaya gelmiş ocakçı havasında, hele bir de üzerinde ''Milangaz'' yazan eşantiyon önlük olsaymış 10.5 numara olacakmış! En bomba hadise son fotografta, öznemiz Serdar Özkan. ''Bizim Matias bu sene anaokulunu bitirdi, biz de ona ödül olarak doğum günü partisine ayı çağırdık'' demiş Delgado ailesi; size bu ayrıntıyı aktarmak istiyorum. Aslında peluş başlık da varmış böyle kırmızı burunlu falan, ama bizim Serdar sola çalım atarken başlığı düşürünce partiye böyle gelmek zorunda kalmış. ''Kürk ile idare ediver Mati'' diyor tam bu fotograf çekilirken. Yüzündeki çekingen ifadeye dikkat, çünkü bir sebebi var. Matias sevecen çocuk, kızmamış bizim Serdar'a. Nihat'ı göremedim, üzgünüm. Netçede güzel şeyler bunlar, diyor Mustafa Denizli ve ''kimler gidecek toto?'' isimli oyunu başlatıveriyor.

Bize rica edildi, biz de size rica ediyoruz. Beşiktaş ve maç günü aktiviteleri hakkında bir anketimiz var, iki dakikanızı ayırıp soruları yanıtlar iseniz birkaç kişiyi mutlu edersiniz:

http://www.surveymonkey.com/s/ZVBSR5R

Noat Samisa

15.12.09

Seamus Coleman

Bu fotografın çekildiği vakitlerde Everton takımı Amerika'daydı, sezon öncesi seyahatinde bir 'maç sonrası yemeği'nde görülüyorlar. Sağdakilerden obejktife yakın olan Seamus Coleman, bir hafta evvel oynanan Tottenham maçında 15. dakikada sakatlanan Yobo'nun yerine oyuna girdi ve maçın adamı seçildi. 21 yaşındaki İrlandalı sağ bek, geçtiğimiz yıl başında Sligo Rovers'tan yalnızca £65K karşılığında Merseyside'a getirilmişti. Giovanni Trapattoni'nin markajına giremeyen Coleman'ın Everton A takımı formasını Premier League dahilinde ilk kez giydiği karşılaşmada ''maçın adamı'' seçilmesi bir David Moyes güzellemesi olarak karşımıza çıkar. Distin'den sonra Yobo'nun da sakatlanması, Spurs karşısında Hibbert-Neill ikilisinin savunma tandeminde pozisyon almasını zorunlu kılmıştı. Coleman bir asist yaptı, çok kez Tottenham solunu deldi ve beraberlik golüne ortalığı karıştıran adam oldu. Özel bir oyuncu, oldukça heyecan verici bir kanat savunmacısı geliyor sanki.

Bu hafta sonu ise stoperde Neill-Heitinga ikilisi vardı. Gösterdiği harika performansa rağmen Coleman kulübede, Hibbert sağ bekteydi. Geçen yılki Lescott-Jagielka'dan Yobo ve Distin'in de sakatlanmasıyla 5. ve 6. tercihlere kadar indi Everton. Savaştılar ve Stamford Bridge'den 1 puan çıkarmayı başardılar. Chelsea bu sezon sahasında yalnızca 1 gol yemişti ve Ağustos ayındaki Hull City maçından bu yana Cech'in kalesi gole kapalıydı. Bugünü bir sonuç olarak göreceksek eğer, Arsenal'e 3 attıktan sonra 4 maç oynayıp bunların tamamında en az 2 gol yemiş olmalarını dikkate almak gerek. Everton maçı özelinde bakarsak, geçmişten gelen iki önemli argüman düşer önümüze. İlki, geçen sezon şu zamandan yalnızca 1 ay sonra Scolari'nin isyan ettiği durumdur. Ancelotti de tam bu Scolari açıklamasının 11 ay sonrasında ''Ceza sahasında kendimize daha iyi yerler bulmalıyız ve çalışmaya devam etmeliyiz'' dedi. Bu sezon kaybedilen Aston Villa karşılaşmasında da benzer bir sorun vardı. Everton'ın attığı 3 golün de duran toplardan gelmiş olması, bir de şu postta anlatılanlara yaslanır. İlkinde Petr Cech bir kaleci için en talihsiz durumu yaşıyor, ama bunun evvelinde ve sonrasında çaprazdan kale içine gönderilen her duran topa kafayı siyah formalılar vurdu. İkinci gol taçtan geliyor ve ceza sahanında 10 adet Chelsea'li var. Terry-Carvalho üst üste hatalar ile bir şekilde topu Yakubu'nun ayağına düşürmeyi başarıyorlar. Üçüncü golde ise bu kez Drogba'dan esktra bir çaba görüyoruz ama o da Saha'nın sırtını duvar olarak kullanıyor. Tamamında Cech çaresiz, yine de ıslıklanıyor. İlkinde ortayı yapan, ikincisinde Terry'nin yanında topa ayak sokan, üçüncüsünde faul alan adam Leighton Baines maçın kahramanı. Geçen haftaki üstün sağ bek performansından sonra bu kez de geçen sezonun en değerli oyuncularından sol bek Baines'in ekstra çabası Everton'a bu çok zor maçtan 1 puanı getirdi.
Chelsea yine kötü oynamadı, hücumda bu sezonki ortalamasını sahaya koydu. Man City karşısında da Lampard'ın yıllar sonra penaltı kaçırmasının karşılığı mağlubiyet oldu, yine fena oynamadılar. ''90 puanı aşabiliriz'' diyor Terry ama şu kazanamama serisi sezonun Chelsea adına en kötü bölümü sayılır. Hala form durumlarının iyi olması telaşa mahal vermese de sakatlanan Essien'in ancak Şubat ayında takıma dönebilecek olması ve yeni yıl ile birlikte Essien'e ek olarak Drogba, Obi Mikel ve Kalou'nun Angola yolcusu olmaları birkaç soru işaretini de beraberinde getiriyor. Haftada 3 maç ile geçecek Ocak ayı sonundaki sırlama, ortaya net bir tablo koyacaktır.

Everton'ın durumu ise önceki hafta Spurs karşısında atılan beraberlik golünde Goodison Park'ın reaksiyonunda saklı. Muhteşem bir gol sevinci yaşadılar. Defoe epey kötü vurdu, Howard'ın kurtardığı penaltıyla 1 puana ulaştılar. Öncesinde AEK deplasmanında alınan galibiyeti de eklersek, bundan evvel oynadıkların son 11 resmi maçta yalnızca 1 kez kazanabilen takım, son 3 maçtır kaybetmiyor. AEK karşısında alınan galibiyet hayati önemdeydi, Spurs çok formdaydı ve Chelsea sahasında gol yemiyordu; şeklinde şu son 3 maçı sıralarsak, David Moyes'un ilk yarısı 0-3 geride bitirilen Hull City karşılaşmasında söylediği ''gördüğüm en aciz takım ve oyun'' sözlerinden bugüne bir geri dönüş olduğu açıkça ortaya çıkar. Bu sezon Everton için kayıp bir sezon oldu, önce kümede kalmayı garanti altına almaya çalışacaklar. Umarım başka kaza yaşamazlar. Daha çok Seamus Coleman'lar gösterecek, Coleman'ın karşısında oturan Jack Rodwell'i Big Four'a satacak David Moyes...

Chelsea 3-3 Everton
Noat Samisa

15.12.09

Manisaspor 1-1 Beşiktaş

Sezon içerisinde takımın esas düzenine büyüklü-küçüklü pek çok müdahale yapılmıştır. Bunların ne gibi sonuçları olduğu geçmişte yazılmıştır, genellikle tabelada da görülmüştür. Bu gece de bir müdahale yapıldı; maç başı yine epey ilerisine ilişkin bir öngörülü hamle olarak değerlendirmiştim: Beşiktaş için küçük ama Nihat için büyük bir adım... olarak tasvir edilebilirdi. Maç öncesi Nihat'ı sağ kenara atıp Tello'yu sola koymuştum; ama Denizli tahtaya bunu yazmamıştı. Geçen haftaki gibi yine Ernst'in öncelikli pozisyonu Fink'ten gerideydi. Sağda Tello, solda Ekrem; Bobo'nun etrafında Nihat olarak görev dağılımı yapılmıştı. Geçen hafta da Nihat zaman zaman içeriye yaklaşıyordu ama çıplak gözle izlediğimden net olarak bu akşamki rolüyle eşdeğer olmadığını söyleyebiliyorum. Böyle bir farklılık deneniyordu, nam-ı diğer 10.5 numarayı farklı bir surette görüyorduk. Klasik orta saha gibi denebilir; fakat ben esas düzen içerisinde Nihat'ı daha etkin kılmak adına yapılmış bir rötuş olarak değerlendirmeyi daha uygun buluyorum.İlk yarı oynanan oyun hücumdaki çeşitlilik yönüyle geçmiş 14 lig maçının en az yarısından daha ileriydi. Gerek set oyunlarıyla, gerek hızlı hücumlarla, gerekse duran toplarla üretilen gol pozisyonlarının geneline bakıldığında geçmişe göre çeşitlilik, farklılık görmek mümkündü. Bunda Nihat'ın rolünün etkisi var mıdır? Golde var. Kalanı için tek-tek pozisyon incelemesi yapılırsa ortaya bir resim çıkabilir belki, bakmak gerek. Set oyununda top belli bir alana sıkışmaya devam etti, yalnızca Tello'nun sürekli içe kaçarak Toraman'a açtığı koridor ile oyun genişleyebildi. Zaten şu haldeki Tello, bu takımın sağ kenarından başka bir yerde oynayamaz. Goldeki pası da bunu doğrulayan bir başka veri. Eğer sol önde kullanılacaksa bekine işkence eden birine dönüşüyor, 3 senedir bu durum değişmedi. Oyun sık sık sağa genişletilse de sağ kenardan korner kazanımından fazlası çıkmadı. İki Toraman pozisyonu, biri direkten dönen olmak üzere ilk 20 dakika geçildi. Bu bölümde Manisa'nın stabil yerleşim halindeki Beşiktaş savunmasına iki cılız pozisyonu vardı. En net olanında Fink, Mehmet Güven'in şutunu bozarak bu tehlikenin de büyümesini engelledi. 24. dakikada Nihat'ın koşusuyla birlikte gelişen pozisyonda ceza sahasında 5 siyah formalı vardı. Böylesi ''organize bir kalabalığın'' yer aldığı başka bir pozisyon olmadı. Bobo nefis kontrol etti, topu yere düşürmeden yaptığı birinci sınıf gol vuruşuyla topu da kaleciyi de öldürdü. Yenilen golün öncesinde Isaac'in vuruşu Ferrari kontrolünde gerçekleşen basit bir pozisyondu, ama aynı Ferrari bu kez Kalabane'yi kovalamakta yeterince ısrarcı olmayınca net bir kafa vuruşuyla beraberlik golü geldi. Ben duran top gollerini ayrı bir kategoride değerlendiriyorum, bilen bilir. Dolayısıyla Beşiktaş'ın ligde Kayserispor maçından bu yana süren bir başka serisi var, ben o serinin de takipçisiyim. Eğer haftaya Bursaspor karşısında da başarılı olunursa takım 3 ayı devirecek. Devamında yarı saha ortasında 5'e 2 idmanı tadında seri üçgenler kurularak hazırlık aşaması gerçekleştirilen enfes bir atak var. Ekrem'in asistinde Nihat iyi de vurdu, ama kaleci İlker'in serçe parmağı gole engel oldu. Benzeri bir atak daha oldu, bu kez Nihat kötü vurdu. Yine efektiflik yüzdesi yerlerde, yine kaçan pek çok iyi hazırlanmış gollük pozisyon var. Hesapta olmayan bir gol var, devre böyle bitti.
60. dakikada Uğur'u oyuna almak gerekiyordu. Fink bu dakikalarda havlu attı, Ernst de özellikle son bölümde fazladan sorumluluk alarak taşıdığı toplarda kaybettiği ikili mücadeleler ile durumunu apaçaık belli etti. Son iki maçtır Fink ile rolleri değişmelerinin nedeni buymuş. Denizli ise iki eliyle ''yüksek'' işareti yaptıktan sonra reboundları almak adına Uğur'u oyuna soktu. Beşiktaş maçından önce Wenger'in Liverpool'a karşı Walcott-Diaby hamlesi bence maçı kazandırmıştır. Diaby gol pası mı verdi, gol mü attı? Hayır, ama son bölümde Kuyt'a karşı omzunu koyarak top alması yeterli bir özettir. Ernst ve Fink'in durumları iyi değilken ve rakibin orta sahada nicel üstünlüğü var iken sahada üç ''golcü'' sıfatlı oyuncuyu birbirine yakın şekilde rakip kale ağzına göndermek herhangi bir farklılık yaratmadı. Geçen haftaki Diyarbakırspor maçındaki sıkıntı aynen bu akşam da görülmüştür, kenarlar yine hiç çalışmadı. İsmail'i oyuna sokmak adına çaba sarfedilmiyorsa, -hem arkadaşları hem de hocası tarafından- bari maç içinde üçlü savunmaya geçilsin. Denizli maç içinde böyle değişimleri sever, ben şu Beşiktaş'ta pek olumlu bulmam ama geçen hafta bir bölüm ve bugün son 15 dakikadaki şuursuz görüntüye göre kenarların çok daha üretken olup Nobre-Bobo-Nihat kalabalığı için daha uygun ortamın oluşturulacağına inanırım. Tello'yu çıkardıktan sonra Ekrem sağa geçebilirdi, fakat bunun da önünü Mesut Bakkal tıkadı. Arızanın tespiti sonrası pek çok fikir akla gelebilir. Yusuf'un bir sakatlığı olduğundan haberdar değilim, bu maç için takıma yardımcı olabilirdi. Serdar Özkan seçeneği de bir kenarda durmaktadır.

Manisaspor oyun ilerledikçe orta sahayı ele geçirdi, oyun üstünlüğünü ele aldığı bölümler de oldu. İkinciyi bulmak adına çok iştahlı olmasalar da bugün Beşiktaş'tan daha fazla mücadele ettikleri kesin. Beraberlik golünü çabuk bulunca direnç kazandılar. Isaac ile pek oluru yoktu zaten, Simpson da görev gereği kaleden uzak kalınca Beşiktaş'ın uyukladığı ikinci devrede dahi üretken olamadılar. Oyunda kaldığı kısa sürede Yiğit Gökoğlan'a ilişkin düşüncelerimdeki heyecan katsayısı arttı, önümüzdeki hafta canlı izledikten sonra hem takıma hem de Yiğit'e ilişkin görüşler belirginleşebilir.

Geçen hafta takım ilk golü bulamadı, bu hafta da ikinciyi atamadı. Takımın maksimumu 100 ise epeydir 70-90 aralığında gidip geliyor bu takım. Old Trafford'da kazanırken 90, Trabzonspor deplasmanında 70 denilebilir. Diyarbakırspor maçının ikinci yarısı ve bu akşam yine ikinci yarıda 70 sınırının altı görülmüştür. Bunda da en büyük pay, geçmiş süreçte sürekli belli bir çizgide oynayan orta sahanın form düşüklüğüne verilir. Takımın ekstra reaksiyon ve hamle şansı yok, esas düzen üretir-savunur-kazanır-şampiyon olur. Bir şekilde gol bulur, bulmalıdır. Yine ''netçede bunlar doğaldır'' denilebiliecek bir puan kaybı, fazladan suçlusu ve yeni bir kazanımı yok. Devre arası takımın fiziki durumu gözden geçirilecek ve pek çok önemli oyuncu bedenen yenilenecektir. Delgado'ya yer açma hikayesi ve tüm umutların odaklandığı, takımı, fubolu arka plana itebilecek bir atmosfere sahip kongre sonrası elbet yepyeni fikirler oluşacaktır. En azından öyle umuyorum.

Noat Samisa

14.12.09