Dayak Cinnet'ten Çıkmadır

Yılmaz Vural'ın 09/10 sezonu devre arasındaki TSYD Semineri'nde ''Ferguson da Beckham'a krampon fırlatmıştı'' şeklinde savunmasını yaptığı iki eski hikayenin ayrıntılarıyla bir nostalji turu yapacağız. Stadların zeminleri uygun olmasına rağmen maça gelecek taraftarların güvenliği düşünülerek kar nedeniyle maç erteleyen üstün medeniyet timsali ülke İngiltere'de yalnızca Ferguson'un değil, çok kısa zaman önce Stoke City menajeri Tony Pulis'in de oyuncusu James Beattie'ye kafa atarak ''dayakçı hoca'' etiketine sahip olduğunu anımsatalım. Dayak cinnetten çıkmadır ve yeşil sahalarda herhangi bir ölçüt sayılmaz. İnsan dünyanın her yerinde cinnet getirebilir, mizacı uygunsa bunu kısa zamanda şiddete dönüştürebilir. Yılmaz Vural da bu grubun Türkiye'deki en ateşli temsilcisidir ve bir bakıma onun kariyeri aşağıda anlatacağımız dayak vakaları ile şekillenmiştir.

1996 yazında 2 yıllık aranın ardından zirve lige dönüş yapan Sarıyer, alt ligde geçirdiği sezonun play-off grubu bölümünde istifa eden güzel insan Adnan Dinçer'in yerine Yılmaz Vural'ı teknik direktörlüğe getirmişti. En son Eskişehir'de görev yapan Yılmaz Vural'dan zirve lige terfi sözü alınmiş, bu doğrultuda 1. lige yükselme şartıyla sezon sonuna kadar 60 bin marklık bir kontrat imzalanmıştı. Sezon sonunda Sarıyer'in zirve ligimize terfi etmesi sonrası Yılmaz Vural ile yeniden anlaşıldı ve hocanın isteği üzerine Abant kampına iki Bulgar oyuncu katıldı. Bunlardan biri olan Valentin Dartilov daha evvel Türkiye'ye gelmiş ve yalnızca 3 maçta Kayserispor forması giymişti. Alındı, denendi ve beğenilmedi. Levski Sofya kulübüne geri gönderilen savunma oyuncusunun yerine aynı takımdan Bulgar milli orta saha oyuncusu Nikolay Todorov transfer edildi.

96/97 sezonunun 15. maç haftasında Sarıyer'in konuğu İstanbulspor'dur. İstanbul Derbisi öncesi Sarıyer takımı 18 puanla 9. sırada, konuk İstanbulspor ise 13 puanla 15. sıradadır. ''Hücumcu teknisyon'' terimiyle anılan Yılmaz Vural'ın takımı, tıpkı 09/10 sezonunun ilk devresinde olduğu gibi iç sahada yalnızca Galatasaray'a kaybetmişti. Standart bir 3 puan maçı olan bu karşılaşmada oyunun durduğu bir anda hakem İlhami Kaplan kenara gelerek Yılmaz Vural'a ''Hocam, senin 10 numara atılmak istiyor galiba'' demiş ve fitili ateşlemiştir. Durumun farkında olan hakem, Todorov'a bir müddet tolerans göstermiş ama Bulgar oyuncunun 40. dakikada rakibine attığı gaddar tekmeye kayıtsız kalamamıştır. Bu maç oynanırken takvimler 2 Aralık tarihini göstermektedir. Bu hafta sonunun ardından 2 hafta daha ligler devam edecek ve akabinde devre arası tatili başlayacaktır. Bunun farkında olan uyanık Todorov, bu maçta atılarak 2 maç banko cezayı cebe koyup Noel tatiline henüz Aralık ayı başında girmenin peşindedir. Aldığı kırmızı kartın sonrasında rolünü oynamaya devam eden Todorov sahadan çıkmamakta direnince önce takım kaptanı Esat Bayram tarafından tartaklanmış, devamında Yılmaz Vural'ın tokatlarının tadına bakmıştır. Ertesi gün yediği tokatlara ek olarak 5 bin mark ceza almış; hocanın, kovulması ısrarına karşın yönetim kurulunca affedilmiştir.

Yılmaz Vural ise sezonun 20. maç haftasına girilirken 27 puanla 9. sıraya taşıdığı Sarıyer'den ayrıldı. Kar yolları Konya'da kapamamış olsa Ankara'ya Ali Şen'le görüşmeye gidecekken 97 yılı Şubat ayı başında Trabzonspor ile şampiyonluk hedefli bir kontrat imzaladı. Trabzonspor 96/97 sezonunun ilk devresini lider Galatasaray'ın 6 puan gerisinde, 38 puanla üçüncü sırada tamamlamıştı. Nisan ayının ortalarına gelindiğinde Galatasaray puan farkını koruyor, arkasındakiler son şanslarını deniyordu. Trabzonspor da önce Sarıyer'le, ardından da Kocealispor'la deplasmanlarına hazırlanmak üzere Riva'da kampa girmişti. Hesaplar çifte galibiyet üzerineydi, Marmara'dan 6 puanla dönülmesi halinde son dört haftaya umutlu girilecekti.

Sarıyer'de ilk golü Trabzonspor buldu. Maçın 53. dakikasında Hami'nin penaltıdan attığı gol tabelayı değiştirdi. Fakat 60. dakikada umulmadık bir şey oldu. Trabzonspor'un genç kalecisi Metin Aktaş, topu bir kez elinden bıraktıktan sonra yeniden eline alınca hakem Ali Uluyol ceza sahası içerisinde endirekt serbest vuruşa hükmetti. Sarıyer'in 10 numarası topu yere koydu. Takım arkadaşıyla konuştu. Paslaştılar ve top, ağlara gitti. Nikolay Todorov attı, maç 1-1 bitti. Başkan Mehmet Ali Yılmaz bu maçtan sonra sezon sonunda büyük çaplı revizyon kararı aldığını açıkladı. Son iki haftaya ikinci sıra için az da olsa umutlu giren Trabzonspor, sezonu 72 puanla 4. sırada tamamladı.

Bu günlerde 32 yaşında olan Todorov, Ekim ayında geldiği Sarıyer'de kısa zamanda başarılı maçlar oynamasına karşı yediği tokatlar sonrası formdan düştü, ama intikamı acı oldu. Sezon bitiminde de ülkesine geri döndü. Sarıyer ise Yılmaz Vural sonrası oynadığı 14 maçta (3'ü son hafta gelen Vanspor galibiyeti ve 1 puanı da Trabzonspor'dan olmak üzere) yalnızca 7 puan toplayarak 34 puanla küme düştü ve o günden bu yana alt liglerdeki mücadelesine devam ediyor. 13 yıl evvel ''futbolcuya hoca dayağı'' hadisesi nedeniyle bugün de hatırlanan bir İstanbul Derbisi oynayan iki takım, 2009 yılı Aralık ayı başında 2. Lig 2. Grup'ta bir İstanbul Derbisi daha oynadılar ve bu maçta İstanbulspor, Sarıyer'i 1-0 mağlup etti.

İkinci hikaye ise daha yakın tarihten... 04/05 sezonunun 26. haftasında Ankaragücü'nün konuğu Sakaryaspor'dur. Yılmaz Vural'ın takımı Ankaragücü, ligdeki son galibiyetini 22. maç haftasında Malatyaspor'a karşı kazanmış ve son 3 maçta 1 puan toplayarak Sakaryaspor karşısına 28 puanla 14. sırada çıkmıştı. Şaban Yıldırım'ın komutasındaki Sakaryaspor ise bir önceki hafta Diyarbakırspor'u 3-2 mağlup ederek 17. maç haftasındaki Malatyaspor galibiyetinden bu yana süregelen 8 maçlık kazanamama serisine son vermiş ve düşme hattı ile arasına 2 puan koyarak 19. puanla Ankaragücü deplasmanına gelmişti. 2004 Ocak ayındaki olaylı Beşiktaş-Samsunspor maçının hakemi Cem Papila'nın 41 maç sonra yeniden bir Beşiktaş maçına atandığı bu haftada oynanacak olan düşme hattının kritik müsabakasına şu sıralar ülkemiz hakemliğinin 1 numarası olan Cüneyt Çakır atanmıştı. Hafif kar yağışı altında oynanan maça hızlı başlayan Sakaryaspor, tamamı sol kenardan Burak Akdiş ve Saidi Makasi önderliğinde gelişen ataklarla 24. dakikayı 0-3 önde geçer. Stoperler Hakan Kutlu ve Xavier Zengue'nin üçüncü golde Saidi Makasi tarafından paspas muamelesi görmesi sonrası Yılmaz Vural henüz bu dakikalarda sapıtmış durumdadır. Henüz 25. dakikada Zengue'yi kenara almış, Emre Güngör'ü stopere yerleştirmiştir. Birkaç dakika sonra aklına fantastik bir fikir gelmiştir ve ilk yarım saat bitmeden oyuna 4. forveti sokmuştur. Baidoo stopere geçmiş ve Cenk İşler, Umut Bulut, Augustine Ahinful, Effa Owana dörtlüsü ile gol tehditi artırılmaya çalışılmıştı. Kısa zamanda durum 1-3'e geldi ve Ankaragücü umutlandı. Yılmaz Vural devre arası oyuncularıyla konuşmuş, maçı çevirebileceklerini söylemiştir. Kaptanlık pazubandı kolunda olan Adem Dursun da tam bu sıralarda takım arkadaşlarına fırça atmaktadır. Hoca, oyuncusunu kenara çekmiş ve sakin olması gerektiğini söylemiştir. Adem Dursun, 3 hafta evvel oynanan Ankara Derbisi'nde henüz maç başı kırmızı kart görmüştür ve karşılaşma 4-0 Gençlerbirliği galibiyetiyle sonuçlanmıştır. Sinirlerini yatıştırıp oyuna konsantre olması yönünde telkin edilen Adem, yenilen üç golün de sağ bekin bölgesinden gelmiş olmasına karşın nasıl olup da diğer arkadaşlarını suçlamıştır, bu kısmı epey muğlaktır.
Fotograflar: ntvmsnbc.com

Yılmaz Vural'ın ''Ben daha kulübedeki koltuğumun tozunu silip oturmadan...'' tabiriyle akıllara kazanan olay, ikinci devrenin 52. dakikasında patlak vermiştir. Topsuz alanda Mustafa Sert'in ayağına basan Effa'ya hakem Cüneyt Çakır kırmızı kart çıkarır. İtirazları sırasında hakeme küfreden Adem Dursun da hemen akabinde kırmızı kart görür ve Ankaragücü 1-3 yenik götürdüğü maçta 9 kişi kalır. Takımın hücum gücünü artırması için sonradan oyuna giren Effa ile birlikte henüz devre arasında uyarılan Adem Dursun'un yok yere oyunda atılması, zaten skorun ve hataların etkisiyle pek de kendinde olmayan Yılmaz Vural'ı cinnete sürükler. Ankara 19 Mayıs Stadı'nın soyunma odasına hareketlenen Effa, yol üzerinde Yılmaz Vural'ın tokat-yumruk karışımı özel menüsü ile karşılaşır. Arkadan gelen Adem ise saha ile tribünü ayıran tellere sıkıştırılarak aynı muameleye mağruz kalır. Yılmaz Vural'ın yatışmasından sonra oyun yeniden başlar ve iki dakika sonrasında Sakaryaspor'un durumu 1-4'e getiren golü gelir. Maç 2-7 bitti, Sakaryaspor efsane bir galibiyet aldı. Ertesi hafta Beşiktaş'a 4-1 yenilen Ankaragücü, Türk futbol tarihinin bir diğer efsane maçı olan 3-4'lük Fenerbahçe-Beşiktaş maçının oynandığı 17 Nisan 2005 günü sahasında Ankaraspor'dan 5 gol yiyince Yılmaz Vural'ın görevine son verildi. Son 5 lig maçında 23 gol yiyen takımın hocası olan biri için kovulmak süpriz değildir. Sakaryaspor ise bu galibiyetin ardından 7 puan daha toplamasına rağmen en kritik maçları kaybederek son hafta dramatik bir şekilde küme düşmüştür.

Alt ligden alarak zirve lige çıkardığı Sarıyer'de iken Nikolay Todorov'u saha içinde dövmesinden 3 ay sonra Trabzonspor'un başına gelen Yılmaz Vural, şampiyonluk hedefi yolunda ''Şenol Güneş'in yapamadığını yapması'' amacıyla göreve getirilmiş ve antrenörlük kariyerinin zirve günlerini yaşamıştır. Adem Dursun ve Effa Owana'ya attığı dayağın ertesinde ise uzun süre sonra yeniden alt lige döndü ve Antalyaspor'un ceo'su, teknik direktörü, mentörü ve her şeyi oldu. Antalya'da iken oyuncusu Onur Tuncer'in oyundan erken alındığı gerekçesiyle kendisine tavır yapmasıyla yine sapıttı ama bu kez dayak vakası yaşanmadı. Bunun telafisini bir gol sevincinde oyuncusu Suazo'ya tekme atarak yaptı. Arada liflerini kopardı, kalp krizi geçirdi. Tüm bu zaman akışı içerisinde maçlarda aşırı heyecandan dişlerini sıkmaya devam etti ve 9 dişini kırmayı başardı. En az Sakaryaspor'un 2005 yazında yaşadığı kadar dramatik bir son hafta yaşadı, takımı Antalyaspor 39 puanla küme düştü. Bu kez kameralar ortalıkta yoktu ve Yılmaz Vural kafasına silah dayamıştı. En son Manisa'da iken gol sevinci yaşayan oyuncularını kaba kuvvetle ayırmış, hepsini acilen 1 gol daha atmak üzere görev yerlerine göndermişti. Lakin golü Gençlerbirliği bulmuş, sevecen dayak ters tepmişti!

Bir süredir Kasımpaşa'da oyundan çıkan her oyuncusunu kucaklayan ve bir süredir ülkemiz spor ortamının 1 numaralı gündemi olarak antrenörlük yaşamına devam eden Yılmaz Vural, sayısını kendisinin de bilmediği ayrılıklara geçtiğimiz gün bir yenisini daha ekledi. Geçen sezonun dördüncü maç haftası göreve gelişinin ardından Kasımpaşa'ya ivme kazandırmış, rüya gibi bir ikinci yarı yaşatmıştı. Her maçı aksiyon filmi tadında geçen Yılmaz Vural'ın Kasımpaşa'sı sezon başındaki futboldışı etkenlere dayanan revizyon sonucu dağıldı. Fantastik goller yemeye, garip mağlubiyetler almaya haftalar boyunca devam ettiler. Sonunda yönetimle anlaşarak ayrıldılar. Hoca bu 16 ayda her uzatılan mikrofona konuştu, her söylediği gündem oldu. Yalnızca 8 puanla devreyi tamamlayan takımı ve kendisi, Kasımpaşa Stadı'nda bir kez dahi protesto edilmedi.

Gerçek şu ki; Yılmaz Vural Türk Futbolu'dur, Türk Futbolu Yılmaz Vural'dır!

Noat Samisa

10.01.2010

16 yorum:

Alper Öcal dedi ki...

Çok keyifli ve aslında dergilik bir yazı olmuş Salih.

geloraptor dedi ki...

Dünkü maçlardan sonra yazılar göremeyince bir ara mı geldi diye korkmadım değil valla. Neyse ki bu yazı geldi. Hem de pek bir güzel geldi. Yılmaz Vural'ı ben de severim ama daha az açıklama yapsa daha güzel olacak. Tabii Bülent Uygun'un, Fatih Terim'in açıklamalarına tercih ederim. Aslında mevcut yerliler arasında bence uygun tek isim. Ne Ertuğrul'un ne de Tolunay'ın şu an yeterli olduğunu düşünmüyorum. Şifo'nun da orada kendisini harcamasını istemem. Yabancı gelmeyecekse Vural gelsin. Bir de şunu söyleyeyim Kasımpaşa'dan ayrılırsa yurtdışında takım çalıştırmayı denesin. Türkiye'de üç büyükler yolunun bence tek açılma yolu o. Yurtdışında alt liglerden bir takım alıp yukarılara taşırsa ancak öyle değeri yükselir kanımca.

gurhan dedi ki...

Yıllar önce, Karşıyaka'lı bir arkadaşım Yılmaz Vural'ın Karşıyaka'yı çalıştırırken başkanın eşi ile yakalandığına ve kovulduğuna dair birşeyler anlatmıştı.Bilmem olay doğru mu tabi...
Yılmaz VUral'ın bende bıraktığı imaj, pavyoncu, cümbüşcü,rakı alemlerinin aranan geyik adamlarından biri olduğu şeklinde :)))

CaRtMaNtR dedi ki...

Daha yazıyı okumadan başlıktan Yılmaz Vural hakkında olmasın bu yazmiştim :)

Birde daha güncel bir Yılmaz Hoca anektodu vermek gerekirse; ilk yarıda seyircisiz oynana Fenerbahçe - Kasımpaşaspor maçı sırasında her dakika direktif veren ve hiç susmayan hoca sonunda takımın abileri olan Murat ve Koray'ıda çıldırtmıştı.

Hatta maç sonunda Koray'a sarılıp uzun uzun dil dökmüştü Yılmaz Hoca.

Birde Kasımpaşa'daki Galatasaray maçında Ali Güneş'İn penaltısını görmeyip o sakatken maçı devam ettiren hakemi şikayet etmeside yüzlerde bir tebessüm bırakmıştı :)

Minero dedi ki...

Bu adamı gerçekten seviyorum. Türk futbolunda Yılmaz Vural gibi adamların artmasını istiyorum. Yılmaz Vural'ın en büyük özelliği Anadolu'lu ve sıcak kanlı olmasıdır bence. Kendisi ile aynı kariyerde bir kuzeyli ondan çok daha farklı yerlerde olabilir. Ama onu Yılmaz Vural yapan, gündemlere oturtan, maçın sıkıcılaştığı anda gözlerimizi kulübeye çeviren yapısını seviyorum ben...

Deli Karpuz Yerim dedi ki...

Süper yazı.Süper foto, bir şey takıldı sadece aklıma, fotografta sol üstteki kişinin Selami Şahin abimiz olma ihtiamli kaçtır :)

hhkahraman dedi ki...

Yılmaz, Trabzon'un başına geçtikten sonra Todorov'un Trabzon'a gol attığını da yazsaydın %110'luk yazı olacakmış hocam. Bu haliyle pürüzsüz %100... Eline sağlık...

Noat Samisa dedi ki...

hhkahraman,

Harika bir ayrıntıydı bu, ama yazıyı oluşturma safhasında kaynayıp gitmiş. Hatta Metin Aktaş'ın ceza sahasındaki adım ihlali ile endirekt vuruş golü kazanılıyordu, bir kısa Metin Aktaş nostaljisi de iyi giderdi. Bir dahaki için not olsun, kafamızdaki ayrıntıların yazıyı oluştururken uçup gitmemesi için bir formül geliştirelim. :) Ekleme için çok teşekkürler.

kurkoc dedi ki...

başlığa bir güldüm,yazıya bir ayrı güldüm.Çok keyifli olmuş eline sağlık.Olayların adım adım akılda soru işareti kalmadan ilerleyişi ise muhteşem.Nasıl bir bilgi mekanizmasıdır,araştırmadır vs. tekrardan eline sağlık

Noat Samisa dedi ki...

Yılmaz Hoca'nın Kasımpaşa'dan ayrılması sonrası arşivedeki yazıyı güncelledim.

HHKahraman'ın uyarısı da eklendi, teşekkürler.

borasahin dedi ki...

Benim icin Yilmaz Vural'in fenomen haline geldigi an 93/94 sezonunda Antep'i calistirirken bizi ikinci yarida kendi sahalarinda 2-1 yendikleri mactir. Sanirim Antep'in ligde bize karsi ilk galibiyeti. O macta yaptiklarini gordukten sonra hicbir sey surpriz gelmez. O takimda Kompela da vardi :)

Borges dedi ki...

Sadece başlık ve foto da yeterdi;)) O nasıl bakış öyle o başlığın altında ?;))

alper dedi ki...

Adem, yenilen üç golün de sağ bekin bölgesinden gelmiş olmasına karşın nasıl olup da diğer arkadaşlarını suçlamıştır, bu kısmı epey muğlaktır.

Adem Dursun sol bek değilmiydi ve bu açıdan kendi bölgesindne gelmeyen goller için arkadaşlarını suçlaması da mantıklı olmazmı aslında.sanırım sağ-sol karışıklığı olmuş ali ULUYOL' a Ali uluyor yazıldığı gibi sehven.

çok güzel yazılmış bir çırpıda okunan ve hafıza tazelenmesine yol açan bir yazı.elinize sağlık.

Noat Samisa dedi ki...

Alper,

Maçın görüntüleri var Lig Tv'nin internet sitesinde, Adem o gün sağ bek oynuyor. Teyit ederek yazmıştım, yanlış yok.

Düzeltme için teşekkürler.

sermet dedi ki...

the damned united

Flying Dutchman dedi ki...

93-94'teki Antep-Beşiktaş maçını ben de hatırlarım. Üstelik o zamanlar Beşiktaşın başında "sihirbaz daum-dahi daum-deli daum" ekseninde giden bir Daum vardı. Yılmaz Vural kaçan gollerde secdeye yatarken Daum da malzeme çantasını kulübe duvarına fırlatıyordu.