Beşiktaş 1-1 Galatasaray

Takım ısınmak üzere sahaya çıktığında ilk 11 görünüyor ve bu andan itibaren maçı birkaç kez kafada oynamak gerekiyor. Toraman orta sahaya geçmiş olabilir ve Ekrem yeniden sağ önde oynuyor olabilirdi. Tello sol öne geçmiş, Ekrem orta sahada oynuyor olabilirdi. Tello sağ kenara geçmiş, Holosko-Nobre birlikte oynuyor olabilirdi. Mustafa Denizli'nin Beşiktaş'ı derbi oynuyor olsun ve ilk düdük çalana kadar sahada ne görüneceğini biliniyor olsun. Ne mümkün... Tüm bu ihtimaller denizi içerisinde hocanın kafasındaki diğerlerinden ayrılıyordu. Karşıda ise önce performansından ötürü Nonda'nın, sonra Servet'in, bugün Mustafa Sarp'ın ve Giovanni'nin üzerini çizen Rijkaard'ın ideal kadrosu vardı. İlk yarı üretilen Galatasaray aksiyonlarını önce bi' not düşelim. Çapraz top, ters tarafa geçen Keita'dan içe çalım ve uzak köşeye şut. Sol iç Elano'nun sol kenara girip yarattığı asist ve sağ iç Barış'ın arka direkteki kafası. Sonra da Beşiktaş'ın yüksek toplarla dar alanda ürettiği aksiyonlar var. Bunları alıp iki takımın maç öncesi pas idmanında parselledikleri alanlara uyarlarsak aslında iki takımı da özetlemiş oluyoruz. İlk 20 dakikada oyunda bolca taç ve çok da etkin görünmeyen pozisyonlarda savunmacıların telaşlı hamleleriyle kazanılan bolca korner vardı. Ev sahibi Beşiktaş Fink'i içeri soksa da, misafir takım kenara adamlarını değiştirse de iki taraf da üretken olamıyordu. Beşiktaş topu kenarlara taşımaya çalışıyor, Galatasaray ise Beşiktaş orta sahasını yüksekten geçip, kenara uzun toplarla arka direk koşuları kovalıyordu. Beşiktaş adına ilk yarım saat oynanan oyun iştahlı olsa da elde bir Fink şutundan fazlası yoktu. Galatasaray ise geriden çabuk çıkıp, elde kalan sınırlı hücum setlerinden ikisini uygulamayı başarmıştı. Beşiktaş orta sahası rakibini geri itiyor, ama Tello'nun facia futbolu top dağılımını sınırlıyordu. Devrenin son çeyreğinde Ekrem ve Üzülmez ikilisini, takımın desteğini alamadan da olsa sol kenarda muazzam işler yapmaya başladılar. İçerisinde Holosko'nun yer aldığı iki atak ve birinde Ekrem'in bireysel becerisiyle Beşiktaş 4 kez gole yaklaştı. Mustafa Denizli'nin planı yalnızca farklılık mıydı, yoksa orta saha üstünlüğü sayesinde (savunma tandeminde Lucas Neill varken Nobre için ''savunmayı çıkarmıyordu'' önermesi anlamsız) rakibin geri itilecek olmasından mütevellit, Neill-Uğur ikilisinin kale sahasına inecek yüksek toplarda Nobre'ye karşı yetersiz kalacağı düşüncesi miydi? Eğer ikincisiyse hoca haklı çıktı, ama tabela hala 0-0'ı yazıyor olduğundan sonuç geçmişte görülenlerden çok da farklı olmadı.

İkinci devre rüzgar dindi ve Galatasaray daha çok pas yapmaya başladı. Özellikle ilk yarıda görünen ikinci bölgeyi havadan geçme planından vazgeçmişlerdi. Denizli, artık kenarların çalışmıyor olduğunu görünce Bobo ve Nihat'ı oyuna aldı. Holosko uzak forvet rolünde iyi işler yapmıştı, ama artık soldan top gelmeyince Tello'nun rezil futbolunun da etkisiyle Beşiktaş hücumlarında yegane aktif adam olarak Ekrem kaldı. 68'de Tello topu kaptırdı, Elano topu taşıdı. Merkez forvet oyununu bilen Jo topla beraber dışarı çıkıp takımının rakip kale önünde çoğalmasını sağladı. Bu sayede kazanılan bir ikinci top, Sivok'un kombine hataları sonucunda Beşiktaş kalesini buldu. İşler Beşiktaş adına kötü giderken gidişatı değiştirmek üzere yapılan hamle, aslında esas sorunla yalanlandı. Bu akşam Tello'nun 90 dakika sahada kalması futbola ihanet iken, her ne kadar 10 kornerden 9'unu ön direğe atsa da aynı Tello golde faulü alan ve ortayı yapan adamdı. Yenilen golün başlangıcındaki adam ortayı yaptı, kontra atağın ortası ve sonunda hatalar yapan Sivok golü attı. Galatasaray adına gol pozisyonunun sonunda günün adamı Leo Franco'nun hatası olsa da Arda'nın sakatlığı nedeniyle oyuna gire Gio'nun anlamsız faulü vardı. Tüm bunlar birer paradoks, asla doğru cevabı bulamazsınız. Son 10 dakika karşılıklı birkaç aksiyonla geçti ve Sivok'un son duran topta ofsayta yakalanmasıyla gece noktalandı.

Oyun eğer ilk yarı bir gol üretseydi, iki taraf da oyun düşüncelerini skora göre yenileyeceğinden bambaşka bir maç izleyebilirdik. Tekdüze, sürprizi az bir maç oldu. Bu sebepten derbideki futboldan pek memnun olduğumu söyleyemeceğim. Galatasaray ilk yarı ürettiği iki set oyunuyla ilk yarım saat için iyi bir deplasman oyunu oynadı. Keita'nın Üzülmez tarafında pasifize edilmesi ve Keita'nın aynı zaman arkasını pek umursamaması sonraki 15 dakikayı Beşiktaş'a getirdi. Sene başındaki Süper Kupa Finali'nden yine benzer bir seyir olmuş, bu kez Tello-İsmail-Bobo'lu sol kenar ilk yarı çok üretken olmuş ama kale önünde gereken beceri üretilememişti. Gaziantep maçına çıkılırken eksik maçtan da galibiyet alınacağı varsayılarak takım için bu derbi liderlik maçı olacaktı. İki galibiyetten elde edilecek kazanım bu denli cüretkar iken alınan puan yalnızca 1 oldu. Tello, Nihat, Nobre, İsmail kıpırdansa, Tabata kıpırdanmaya devam etse, Yusuf daha çok sorumluluk alsa; hadi bunları kötüyken Rıdvan, Necip, Batuhan oynasa, Serdar nerde acaba falan derken Mart ayı geldi. Tercihleri genelde bir nedene yaslanmayan ve maç-idman performansları arasında bir fark olmayan bu takımın yaratıcısı artık yeni bir şeyler de üretmek zorunda. Takım bundan böyle Mart sonuna kadar İnönü'ye uğramayacak. Bir ihtimal erteleme maçı için dönülebilir. Mart sonunda Eskişehirspor maçı için İnönü'ye dönüldüğünde 26. hafta geçilmiş olacak. Üç puanı garanti olmak üzere mutlak 12, bir de erteleme maçından 15 ile tekrar zirveye çıkılabilir. Lakin liderle fark en az 5+3 iken ve eldeki oyuncu grubunun neredeyse yarısı elenmişken, bir sonraki İnönü buluşmasına takımın liderle olan farkı koruyabileceği dahi büyük soru işareti.

Maalesef stadda herkes bir şeylerden memnun değil ve geçen gün bu durum kötüye gidiyor. Dolmabahçe'de aşkın derin paslarına bir gün yeniden hep birlikte koşabilmek dileğiyle...

Noat Samisa

21.02.2010

5 Fikir, Tenkit, Yorum:

gurhan dedi ki...

toraman-sivok-ferrari 3'lüsü
ekrem-fink-ernst-ibo 4'lüsü ve bobo-holosko-nobre 3'lüsü ile kemiksiz az yağlı 3-4-3 çıkabilseydik kazanırdık sanırım.Hiç sevmem babannemin sakalı olsa muhabbetini ama Denizli'li Mustafa ne istiyor? napıyor? ben çözemedim yıllardır.
Kendisi milli takımın başındayken, Arif Erdem GS'de yedekti sürekli o dönem, milli takımda ilk 11 çıkartırdı istisnasız her maçta. Sergen Yalçın Beşiktaş'ın ilk 11'inde sürekli oynadığı yıllardı ve milli takımın ilk 11'ine giremezdi çoğu zaman,hatta kadroya bile almadığı dönemdi.Çok uzun zaman geçti üzerinden ama Denizli deyince aklıma hep böyle bir adam geliyor,belki de yanılıyorum elimde istatistikler yok çünkü.
Kalkıp Diyarbakır'dan bir günlüğüne maça geldim ama koca kafalının stada gelmeye maçası yemedi miydi neydi o deyim vs...
İlk yarıda kaybettiğimiz 3-0 'lık maçın ilk 11 'i :
Rüştü, İbrahim Kaş(Dk.68 Holosko), İsmail, Ferrari, Sivok, Ernst, Ekrem, Serdar Özkan, Yusuf, Tabata(Dk.46 Fink), Nihat(Dk.46 Bobo)
Gs'de de durum farklı değil,herşey değişmiş bu kadar haftada iki takımda da.

Kalten dedi ki...

Demeyelim diyoruz ama yine de diyoruz: Şu maçta Nobre'ye verilen rol sezon başından beri şans verilmiş bir Batuhan'a verilmiş olsa?

Jean-Pierre dedi ki...

.ofansif anlamda takım adına maçın en iyisi ekrem iken,oyundan almayı ve 90 dakika boyunca tello'ya sabretmeyi sayın denizli açıklamalıdır..tabata bu maçta kullanılmayacaksa,uğruna 'çürük raporu' verilen delgado'yu en az yarım sezon daha yok saymayı gelip bana anlatmalıdır..eylül ayından beri bir kaç maç hariç bütün maçlarda en temel sorun organize atakların gerçekleştirilemiyor,rakip ceza sahası içinde topun çok az kalıyor oluşu..rakip kalecinin yanlız kale atışı için efor sarfettiği bir çok maç sayabilirim..bunlar görülmüyor mu,idmanlarda buna karşı çalışmalar yapılmıyor mu? dışardaki beşiktaş olduğu gibi,saha içindeki beşiktaşda bir çıkmaz içinde..fink-ernst ikisini bozamazsın ama 4-2-3-1 şu kadro itibariyle kesinlikle beşiktaşın oyun şablonu olmamalıdır..

Bellamy. dedi ki...

bir takımın ideal 11i olmaz mı yahu? olmuyor işte. 2 hafta üstüste aynı kadro çıkamıyor. bobo ve tabata az da olsa form tutmuşken birden yedek kulübesine giriyor, dökülen tello ve nobre en önemli maçta sahaya sürülüyor. 5 maçtır sağ bek oynayan ekrem sol açık oynuyor.

ben bu niyeti anlamıyorum. her maç farklı taktikle ancak küçük takımlar çıkar. mustafa denizli son günlerini yaşıyor artık.

bahsettiğiniz hata yapan oyuncuların skoru değiştirmesi de oyuncu kalitesinden kaynaklanıyor. ama bir şey var ki, sezon başında beri yırtınıyorum:

bu ekrem dağ yetenek fakiridir. beşiktaş'ta yedek kulübesinde bile yeri yoktur. uğur uçar'ın sahada olmadığı bir günde bir tane isabetli ortası yoksa, bu adama katlanamıyorum ben. siz nasıl katlanıyorsunuz bilmiyorum!

matiasemilio dedi ki...

tribün bitmiş..

Arşiv

Hayatım Futbol

Arama

Yükleniyor...

Jean Tigana