Portsmouth Denize Dökülürken
80'lerin sonu, 90'ların başında İngiltere'de bir devir kapanıyor, Demir Leydi Margaret Thatcher düşüyordu. Eskisinden daha zengin olmayan Ada halkı, Thatcher döneminde peydah olan yeni sorunlardan biri olan büyük çaplı holiganizmi yaşıyordu. Taraftar kavgaları 19. yüzyılda üç-beş kulüp aralarından maç yapıyorken de vardı, yerel derbiler her daim gerilim vaat ediyordu ama tribünlerin hakimi işçi sınıfı, elinden alınan hakları için zaten sokaklarda eylem yapıyor olunca, artık eskisinden daha az kazanıyor ama daha çok çalışıyor olunca ve siyaset her gün farklı eksenler arasında med-cezir'ler yaşıyor olunca tüm bu reaksiyon enerjisi, kültürün ürettiği futbolda, futbol sahaları etrafında patlıyordu. Ve Thatcher maalesef futboldan anlamıyordu. Ada futbolunu 150 yıldır işçiler taşıyordu, bu durum Kıta Avrupası'nda çok daha önceleri değişmeye başlamıştı. Bu oyunu oynamak için de izlemek için de zengin veya entellektüel olmaya gerek yoktu. İşçinin kısıtlı zaman eğlencesi bir toptu, sonraları bir bira eşliğinde izlenen maç oldu. Sorunun kökleri devlet politikasına, Thatcher'ın kurmaya çalıştığı yeni düzene dayandığına göre çözümü belliydi: İşçilere daha iyi şartlar sunmak, onların daha çok kazanmasını sağlamak ve sömürü politikalarını durdurmak, iflah olmaz şiddet yanlılarını rehabilite etmek; olmuyorsa bu çürük elmalar için devlet mekanizmasını devreye sokmak... Bunun yerine daha kolay ve daha vaatkar olan yol, sportif açıdan başarısız geçen yıllar ile birlikte Heysel ve Hillsborough facialarının da etkisiyle uygulamaya konuldu. Meşhur Taylor Raporu bugünün yolunu çizdi. Yeni stad düzeni için finansman sağlamanın yolları, yeni sponsorluk ve yayın anlaşmaları derken Premier League dış dünyanın futbolundan bir başka şekilde daha ayrıldı. Bugün gelinen noktada ise ilk kez bir Premier League kulübü borçları nedeniyle iflas etti ve kayyuma devredildi.
South Coast Derby'nin kırmızı yakası Southampton, geçtiğimiz yılın ilk baharında bugün Portsmouth'un yaşadıklarını yaşıyordu. Yerelliğini koruyan kulüp bir yanlış hamlenin olası sportif sonuçlarını hesaplayamamıştı ve sonunda yabancı sermayeye muhtaç kaldılar. League One'da sezona -10 puan ile başlayan Saints, geçtiğimiz yazdan bu yana kayyumdan kurtularak İsviçreli işadamı Markus Liebherr ile yoluna devam ediyor. Portsmouth'u bugüne getiren süreç tıpkı Southampton'ın yaşadıklarına benzer bir hikaye ile başlamıştı. Eski Barcelona ve İngiltere ulusal takımı menajeri Terry Venables, Portsmouth'un çoğunluk hisselerini £1 gibi sembolik bir bedelle eline aldıktan iki yıl sonra kulüp zarar eder noktaya gelmişti. Ken Bates'in Chelsea hikayesi de benzer şekilde sonuçlanmıştı. Yönetime talip olmak için o zamanlar hazır paraya ihtiyaç yoktu ama fütursuz harcamalar kulüpleri yabancı yatırımcıya mahkum etti. Şimdilerin Leicester City patronu Milan Mandaric, kayyuma giden Pompey'i 98 yazında devraldı. Sonrası Harry Redknapp'in South Coast Derby tarihine çomak sokması ve Portsmouth'un Premier League'e terfisidir. 2006'da kulüp bir kez daha el değiştirdi, Gaydamak'lar geldi. İlk üç EPL sezonunda düşme hattı civarında gezinen kulüp, yeni patronların yatırımıyla 06/07 sezonunu 9. sırada bitirdi. Ertesi sezon ise Pompey için bir rüyaydı adeta. Sezonu 8. tamamladılar ve FA Cup'ı 69 yıl sonra müzelerine götürdüler. Fakat 2008 yazından bu yana £80 milyonluk futbolcu satışı yaptılar, hala da yapmaya çalışıyorlar. Buna rağmen £60 milyon kısa ve orta vadeli borç var. Çeşitli transferlere aracılık eden futbolcu menajerlerine ödemeleri gereken £2 milyonu ödeyemiyorlar ve devlete olan £7 milyonluk vergi borcu nedeniyle artık atanmış'ın yönetimi altındalar. Gelirler temlikli olduğu için futbolcularına maaş ödemekte sezon boyu sıkıntı yaşadılar. Premier League yönetimi mevcut durumu değerlendirecek ve Portsmouth'a 9 puan silme cezası ile önümüzdeki sezona -10 puanla başlama cezası verilecek. Bu zaten mevcut 16 puanıyla ligde kalma umutları bitme noktasındaki takımın doğrudan Championship bileti alması demek.
Portsmouth taraftarı artık kaç patron değiştirdiklerini saymaz durumdalar. Son uzun süreli patron Gaydamak'lar kulübe çöktüler, ne varsa toplayıp gittiler. Sonradan gelen hiçbir yatırımcı kulübü düzlüğe çıkaracak parayı ortaya koyamadı. Premier League yönetimi Fit and Proper Person Test adı altında yabancı yatırımcıları denetime tabi tutsa da bu sistemin çöküşü şu süreçte tescillendi. Taraftar aylardır bu durumu protesto ediyor. Üç ay önce protestodan fazlasını da yapmaya başladılar ve bu sayede kulübün %10'luk hissesine sahip oldular. Pompey Trust'ın amacı önce kulübü kurtaracak tüm yolları denemek, eğer olmaz ise bir yeni kulüp kurarak her şeye en alt kademeden yeniden başlamak. Bu yıkımı taşımak istemiyor, yönetenlerin günahına ortak olmayı reddediyorlar.Bununla birlikte sayısız hikaye yazılıyor, günbegün taraftarlığı yeniden sorgulatan gelişmeler yaşanıyor. Taraftarlık bir kısım Portsmouth taraftarı için olduğu gibi benim için de esasen aidiyettir. Eğer stadyumu sahiplenemiyorsam, çıkış tünelinden çıkarken görünenlere ''bizim çocuklar'' diyemiyorsam gerisi çok da önemli değildir. Portsmouth FA Cup'ta çeyrek finalde, ses etmeseler de bir kez daha FA Cup şampiyonu olmayı deneseler ne olacak ki? Takım kazandığında sorgusuz sualsiz sevinemiyorken, sahada görünen bir parçası olarak kendimi hissetmiyorken, takım kaybettiğinden doyasıya üzülemiyorken sahadaki futbolun çok da önemi yok. Futbolsever olarak açarsın bir televizyon ya da gidersin bir başka stadyuma, futbolun en iyisini oynayanları izlersin. Man Utd taraftarı hem en iyisini oynayan takımlarını izlerken, hem de deplasmana bile sarı-yeşil kaşkollarıyla gidiyorlar. Taraftarlık başka bir şeydir, başka hiçbir şeyle kurulamayan bağdır. Ne taraftar kartı, ne kredi kartı, ne de kupalar ölçer onu. Takımla değil, benimle alakalıdır taraftarlık; hesabı-kitabı yoktur. Su akmış arkını bulmuş, adı olmuş endüstriyel futbol; ama bu su hala akıyor ve hala pek çok yeni yol var. Biz futbolu oynayamayanların oyuna dahil olabilme savaşı var ve bu savaş sürecek.
Benim İngiliz futbolu merakım ve sevgim de bunların toplamından besleniyor. Premier League kurulduğunda İngiliz'ler hala futbolu ikinci katta oynuyordu ve Brian Clough yaşıyordu. Şimdilerde de standart olarak alt lig takımlarında görebileceğiniz ''kazma'' stoperler karşıladıkları her topu uzun oynuyorlardı, çünkü bundan fazlasını bilmiyorlardı. Öğlen yağmurunun gölete çevirdiği mahalle sahasında veya altyapı tesisinde bunu öğrenmişlerdi. Bir de dörtlü savunma oynarken kendilerini geriye atmamaları gerektiğini... Her takım 4-4-2 oynuyordu. Yıllar boyunca kazma stoperler, top kaabiliyeti zayıf-devamlılığı olan bekler, hızlı çizgi adamları ve British model orta sahaların önüne fizikli stoperlerin kalıbında en az bir santrafor üretmişlerdi. Premier League ile birlikte önce reklam amaçlı, isimli Avrupalı transferler geldi, sonraları İngiltere zirve futbolcuların buluştuğu yer oldu. Yabancılar iz bıraktılar, hala da bırakmaya devam ediyorlar. Ama onlar hala bu eski usul oyuncuları üretmeye devam ediyorlar ve siz eğer ''Premier League'deki tempo, hız, mücadele...'' şeklinde başlayan cümleler kuruyorsanız, bunun nedeni bu geleneksel British oyunculardır. Ben de bunu seviyorum, Ada futboluna dair yıllardır süregelen merakımın beslendiği kaynağın bu olduğunu defaetle anlatmaya çalışıyorum. Para pek çok şeyi değiştirdi belki, ama Ada futbolunun özgünlüğü ve sahadaki futbol ruhu hala yaşıyor.Noat Samisa
27.02.2010
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Arşiv
-
►
2011
(77)
-
►
Mayıs
(8)
- CL Finali'nden Geriye Kalan 5 Şey
- Fernandes Transferi Hakkında
- #1 - Skandalın Gölgesi Üzerinde
- Andre Villas ''Şüphesiz Special'' Boas ve Gölgenin...
- Belediye'nin Geçmişteki Büyük Rantı - Türkiye Kup...
- Premier League'de Sezon Finali: Manchester United ...
- El Clasico 4'lüsünden Öğrendiğim 4 Şey
- Büyük Dinozorlar Çağı: IFABaurus!
-
►
Mayıs
(8)
-
▼
2010
(299)
-
▼
Şubat
(32)
- Aaron Ramsey
- Kayserispor 1-2 Beşiktaş
- Chelsea 2-4 Man City
- Portsmouth Denize Dökülürken
- Bridge'in Kararı
- Mancini Taca Çıktı
- Inter 2-1 Chelsea
- Beşiktaş 1-1 Galatasaray
- Yeter ki David Moyes'e Bir Şey Olmasın
- Avrupa Bize Gelecek Mi?
- İyi Oynamak Yasaktır
- Milan 2-3 Man Utd
- Ağır Siklet
- Ronaldinho - Rooney
- Gaziantepspor 2-0 Beşiktaş
- Şaban Kartal
- Balmumu Gerrard
- Neler Oluyor Hayatta
- Louis Saha
- Tiridine Bandım Tuncay
- Chelsea 323 - 502 Arsenal
- Mevsimlik Golcü
- Kasımpaşa 2-2 Antalyaspor
- Kırmızı Şeytanlar'ın 108 Yılı
- Kulüp Patronunu, Hoca Yolunu, Takım Kaleyi Şaşırın...
- Liverpool 1-0 Everton
- Yeni Kaptan Ferdinand
- Premier League 09/10 #25
- Beşiktaş 4-1 Gençlerbirliği
- Patron
- Ancelotti Anlatırken
- Beterin Beteri Var
-
▼
Şubat
(32)
Blog
- Aceto Balsamico
- Ali Sami Yen
- Amerika Deplasmanı
- Anadolu'dan Futbol
- Artemio Franchi
- Banlieue
- Bizim Taraf
- Borges
- Cartalete
- Ceza Sahası
- Di Massimo Talento
- Ekşi Beşiktaş
- Flying Dutchman
- Gol Atan Kaleye
- Hakiki Tosun Blog
- Hayat Sensin
- Hayat Yuvarlaktır
- Klasik Futbol
- Lambuja
- No Pain No Gain
- Papa Bouba Diop
- Papazın Çayırı
- PCLion FC
- Pennearabiata
- Rakamla 10
- Salsa Basket
- Scugnizzi
- Stalker
- Tardini Büfe
- Total Futbol
- Ultras Movement
- Uludağ Beşiktaş
- Uzun Paslar
- Şairler Parkı
Yazarlar
Columnists
Columnists
- Alan Smith
- Andy Hunter
- Barry Glendenning
- Ben Lyttleton
- Daniel Taylor
- David Hills
- David Hytner
- David James
- David Pleat
- Dominic Fifield
- Fernando Duarte
- Henry Winter
- John Ashdown
- Leander Schaerlaeckens
- Marcela Mora y Araujo
- Matt Scott
- Paul Doyle
- Paul Fletcher
- Phil McNulty
- Robbo Robson
- Sean Ingle
- Shaka Hislop
- Steve Claridge
- Tim Vickery - BBC
- Tim Vickery - SI
Dizin
- Ada Futbolu (1047)
- Beşiktaş (340)
- Dünya'nın Futbolu (263)
- Türkiye'nin Futbolu (214)
- Ulusal Futbol (180)
- Asya Sineması (16)
- Futbolun Kutsalı (13)
- Anime (6)
- Ligue 1 (4)
- Teknik Futbol (4)
- Basketbol (2)
- Formula 1 (2)
- Harry Potter (2)
- Sinema (2)
- BİY United (1)
- FD (1)
1 Fikir, Tenkit, Yorum:
Tüm Türk Spor basınının ve futbol Bloglarının en özgün yazıları, en doyurucu fikirleri her zaman sizden geliyor. Yazılarınızın devamında başarılar dilerim.
Yorum Gönder