Yeter ki David Moyes'e Bir Şey Olmasın

Bugünün futbolunu şekillendiren, 99 yılında FIFA tarafından ''yüzyılın antrenörü'' ünvanıyla onurlandırılan Rinus Michels, ülkesi ve takımı Hollanda'nın 74 Dünya Kupası Finali'nde ''en iyi'' olmasına karşın Almanya'ya yenildiği ve intikamın ancak 14 yıl sonra geldiği süreci yaşamış ve tüm bunların üzerinde sarfettiği ''Futbol savaştır.'' sözü, Hollanda'nın Euro 88 ev sahibi Almanya'yı Hamburg'da mağlup etmesiyle gerçek anlamını kazanmıştı. İkinci Dünya Savaşı'nda Almanlar gelmişti, şimdi ise Hollandalılar geldi... Sadece 74 Dünya Kupası Finali'nin değil, bir işgalin rövanşı, bir galibiyet ile alınmıştı. (Futbolseverin başucu kitabı olan Simon Kuper imzalı ''Football Against The Enemy''nin ikinci bölümü bu hikayeye ayrılmıştı. Meraklısına bizden not.) Michels belki de bu sözüyle yalnızca oyunun mücadeleci yanını vurgulamıştı, ama onun geçmişi bize bu kısa cümlenin aslında bu oyun için ne çok, ne değerli bir anlam ifade edebileceğini aramamızı söylüyor. Dev orduları dize getiren generalleri yazan tarih, imkansızlıklara rağmen elde edilen başarıları, dev kadroları dize getiren veya futbolu aklın ulaşamadığı noktaya çıkarmaya gayret eden hocaları da yazdı, yazmaya da devam ediyor. Michels'in ''General'' lakabı da buna uymuyor mu?

Futbolda antrenörün katkısı nedir? sorusu bugün de kendine çok çeşitli cevaplar buluyor. Hazır kadroya getirilen antrenörün, aynı oyuncu topluluğuyla belli bir süre geçirmiş antrenörün, transferi yönetmiş antrenörün ve diğer kategorilerde değerlendirilecek olan futbol adamlarının her biri için kıstaslar farklıdır. Antrenörlük hem A planıdır, hem B planı; hem transfer yolu, hem futbol aklıdır. Antrenörlük gerektiğinde futbolculara fırça atmaktır. San Siro'da ilk yarım saat saçmalayan Man United stoperlerini kendine getiren Sir Alex'in azarı olmuştur, bunu bizzat fırça yiyen futbolcular açıklamıştır. Kötü giden şeyleri değiştirmek için bir karar alıcıya ihtiyaç vardır, bunun da futboldaki yol haritasını çizebilmek mümkün değil. Nasıl ki ideal bir futbol tarzı yoksa, asla kaybedemez de yoktur. Dünyada ''olmaz olmaz'' yoktur da bu oyunda bu oyunda ''olmaz olmaz'' asla yoktur. Antrenörler için ülkemizde verilen gözde örneklerden ''un var, şeker var ama helva yapamıyor'' benzetmesi futbola tam da bu sebepten uymaz. Aslolan helva değil, öncelikle un ve şeker ile faydalı bir aş üretmektir. Salaş bir dükkanda ustası için yapımı çocuk oyuncağı sayılan ucuz ama eşsiz bir lezzet merkezi ile lüks İtalyan restoranında yenen felsefesi, bilimsel altyapısı ve sembolleri olan bir yemeğin karşılaştırması eğer çok aç isek midede; açlık durumu tolere edilebilir durumdaysa yalnızca damakta yapılır. Futbol her şeyden önce amacı kazanmak olan bir oyundur; ister futbolun zirvesinde, ister Dünya Kupası'nda, ister Türkiye'de, ister dünyanın öbür ucundaki bir başka futbol maçında futbolun midesi de damağı da futbol sahasıdır.Antrenörlere ilişkin bir diğer olumlu veya olumsuz oluşu bir nedene bağlanmayan afaki etiket de ''uyum'' meselesidir. Bunun futbolculara uyarlananı da var tabii, ama futbolcu bir şekilde talep almaya devam ettiğinden bu durumu mutlak olumsuz olarak değerlendirmiyorum. ''Gabriel Obertan'ın şu performansı, onun Man United'ın sistemine uymadığını gösteriyor.'' güzel bir önermedir mesela. Ama ''nedir o sistem?'' denildiğinde bunun cevabını bulmak hiç de kolay değildir. Amatör küme maçında da skor ihtiyacı varken orta saha çıkar, santrafor girer. Sir Alex de bugün önce ikinci toplar için üçüncü orta sahayı soktu, sonra skorda geri düştü ve Valencia-Owen değişikliğini yaptı. Futbol kadar hareket alanı kısıtlı ve insani olup, üzerinde bilimsel temelli neden-sonuç yargılarının hak iddia ettiği; ama aynı nedenlerin aynı sonucu gösterme olasılığının bu denli düşük olduğu bir şey daha yok. Sir Alex yıllardır maç içerisinde aynı hamleleri yapıyor görünse de onun senebesene nasıl değiştiğini görebilmek gerekir. Kendisine çokça söylenen ''şanslı'' sıfatı bir nevi hakarettir. Şans yoktur, nesneler arasında farkedilmeyi bekleyen görünür bağlar vardır. Alex Ferguson'da, Rinus Michels'te ve diğerlerinde tam da bu bilinç vardı. Pek tabii bugün Manchester United'ı 3-1 deviren Everton'ın hocası David Moyes'te de...

Sakatlar, cezalılar, kötü gidişten kaynaklanan psikolojik çöküntü, güvenilen oyuncuların takımı yarı yolda bırakması... ve daha pek çok kötü günler yaşadılar. En son sezonun en flaş adamlarından Fellaini'yi uzun süre için kaybettiler. Salı günkü Sporting maçında da bir başka formda ve lider isim Tim Cahill iki haftalığına takıma veda etti. Savunmada aylardır bir istikrar tutturamamışlardı. Orta sahada açılan kara delik nasıl çözülecekti acaba? James Milner'ın bu sezon orta sahadaki varlığı bir başka hikaye ise Leon Osman'ın aylardır oynadığı oyun bir başka örnektir. Yanına, sağ iç mevkiisine uzak geçmişi farklı olan, yakın geçmişi daha da farklı olan ağır sakatlıktan yeni çıkmış Arteta geldi. Sol içe de bir başka yılların kenar adamı Pienaar konuldu. Bu üçlüye göre geçmişinde daha fazla orta saha tecrübesi olan Phil Neville bir diğer sıkıntılı bölge olan sağ bekte görev aldı. Keza Bilyaletdinov, aslen orta saha oyuncusu olmasına rağmen bugün sağ kenarda oynadı. Sol önde ise Amerikalı olması nedeniyle bu vakte kadar hak ettiği değere ulaşamadığına inandığım Landon Donovan'ın haftalardır süren Dirk Kuyt'vari oyunu yine kendini gösterdi. En ileride de bir başka yeniden doğmuş koca bebek, Louis Saha oynadı.

Son yıllarını kenar oyuncusu olarak geçirmiş, geçmişlerinde orta sahaya yakın oynadıkları günler olan Arteta-Osman-Pienaar orta sahası ile maç 1-1 gidiyordu. Şu tablo ve bu kurgu ile oynanan oyun başlı başına etkileyici iken, David Moyes için yetersizdi. Bilyaletdinov'u çıkardı, geçen yıl sağ iç mevkisinde zaman zaman görev verdiği Dan Gosling'i sağ kenara koydu. Donavan topu taşıdı, Pienaar'ı sol kenara soktu ve bugünün uzak forveti Gosling oyuna girdikten 5 dakika sonra golü yaptı. Dizilişten şablona geçmek için elinizde kalıp oyuncular bulunmalıdır, önermesini de böylece çöpe attı. En azından kariyer geçmişinin bu husutaki anlamsızlığını bir kez daha işaret etti. Orta sahayı kenarda, kenar adamını ortada, forveti kaleden uzak kullanarak 4.3.3 şablonu üretimi bir gol buldular. Skoru 2-1'e getiren golün dakikası 75'ti ve bundan 10 dakika önce Sir Alex'in Berbatov dışarı, Scholes içeri hamlesi gelmişti. United orta sahada daha da sertleşmişken, ikinci topları almak üzere oyun planını geliştirmişken golü yedi. 81'de yapılan Valencia-Owen değişikliğine Moyes'in hamlesi Pienaar-Rodwell şeklinde oldu. Oyuna girdikten 2 dakika sonra tabela 90'ı gösterirken Jack Rodwell'in skoru tayin eden golü geldi.Bugünü, bu maçı mutlaka not düşmek gerekirdi. Bugün bir futbol adamı, yokluk nedeniyle bozulan orta sahasını yeniden ve alışılmadık şekilde kurguladı. Pek çok oyuncusuna esas rolünden farklı görevler yükledi. Bir oyun planı kurdu ve bunun etrafında şekillenen tercihler yaptı. İkinci adıma geçti, oyuna yaptığı ilk müdahaleyle golü buldu. Maç biterken oyuna bir diğer orta saha oyuncusunu soktu, onun ayağından bir gol daha buldu ve San Siro fatihi Man United'ı da devirdi. Geçen sezon FA Cup'ta Liverpool'u yıkan mucize golün de adı olan Dan Gosling 1990, son golün sahibi wonderkid Jack Rodwell ise 1991 doğumludur. Yakın zamanda Goodison Park'ta Chelsea'yi 2-1 mağlup ettiler, Man City'yi 2-0'la geçtiler ve Emirates'te kaybetmediler. Senderos, Cahill, Anichebe, Fellaini, Hibbert ve Jagielka'dan oluşan sakatlar listesinde takımın bankosu olan 4 isim varken oldu tüm bunlar. Geçen sezonun en önemli isimlerinden Lescott ayrıldıktan sonra aldılar tüm bu galibiyetleri. Takımın orta sahası çöktüğünde eşsiz futbol aklıyla yine en uygun harmanı yaratmaya çalışan adam, geçen yıl bu zamanlarda takımın forvetsiz kaldığı süreci ligde galibiyet serisiyle, FA Cup'ta finale yürüyerek geçirmişti. Tanımlanabilecek bir sistem yok, oyun şablonundaki sayıların çok önemi yok, uyum-uyumsuzluk yok; yalnızca David Moyes var. David Moyes'in takımına mutlak, doğrudan, yüzde yüz; sahadaki oyunu, tabelayı, tarihi değiştiren katkısı var.

Çıkış yapan oyunculardan kimi övsem sakatlanıyordu, hatta Patrick Vieira'nın fiziğe dayalı, sert oyun tarzını övdük geçenlerde ve adam 3 maç ceza aldı. Tüm bu eksikleri, sorunları kenardaki akıl çözmeye çalışıyor. Mancini de Vieira'nın cezasını tolere edecek yolu bulmak zorunda. Keşke hiçbir futbolcu sakatlanmasa, denir ya, işte bu cümleyi ''ama'' ile devam ettirmeye beni zorlayan biri var. Keşke olmasa ama olsun yahu... Sakatlıklar, cezalar olsun ki, bu sayede Moyes'in deneyci futbol aklının yeni ürettiklerini görelim. Ama yeter ki David Moyes'e bir şey olmasın.

Everton 3-1 Manchester United
Noat Samisa

20.02.2010

9 Fikir, Tenkit, Yorum:

Flying Dutchman dedi ki...

Maçı izlerken hep şunu düşündüm. İnsanın Evertonlı olası geliyor :))

Nerde böyle büyük yıldız olmayan ama adam gibi görevini yapan herif varsa Everton'a toplanmış neredeyse...Böyle müthiş hocalar olan ama kariyelerinde hiç büyük takımları alamamış veya büyük övgüler görmemiş adamlar vardır. Moyes de öyle gidecek diye korkuyorum.

finrod dedi ki...

"Elindeki imkanlar çerçevesinde" düşünüldüğünde dünyanın en iyi antrenörlerinden biri değildir. Çünkü dünyanın en iyi antrenörüdür. Tek başına Everton'ı destekleme sebebidir.

Noat Samisa dedi ki...

FD,

Moyes büyük takım falan çalıştırmasın abi, mazallah taviz vermek zorunda falan kalır. Böyle daha iyi.

finrod,

Benim de bazen dilimin ucuna ''David Moyes en iyisidir'' cümlesi geliyor, ama tarihe saygıdan şimdilik erteliyorum. Hele bir Sir Alex falan bıraksın da...

sicko dedi ki...

David Moyes candır da sen de mükemmel yazıyorsun be hocam:) cidden eline sağlık. Okunası futbol blogları top 5...

alper dedi ki...

eğrisi doğrusuna denk gelmiş bir şans galibiyeti.sezon sonu seyirleri ve sıralamadaki yerleri belli eder zaten şans galibiyetlerinin sayısını.
hiç sevmem sevemedim bu everton ve atletico madridi.iddaacı takımlar ikiside.favori oldukları hiç bir maçı kazanamazlar 2 den yüksek oran aldıkları çoğu maçı kazanırlar.3 lü oran verdilermi ise fark atarlar.bknz dünkü maç.
yazar arkadaşa tebrikler akıcı bir türkçe ve su gibi bir dil.kalemine klavyene sağlık üstad.

statman dedi ki...

David Moyes veya Martin O'Neill'den birini Beşiktaş'ın başına getirseler, Jean Tigana'ya göstermedikleri sabrı da gösterseler, çok mu şey istiyorum acaba?

Chao Grey dedi ki...

Şu yazıyı okuduktan sonra söyleyeceğim tek şey var:

"Yeter ki Noat Samisa'ya bir şey olmasın."

biggins dedi ki...

Büyük keyif alarak okudum yazıyı.. Eline, yüreğine sağlık Noat.. Başarılar..

Leo Africanus dedi ki...

Yazı, müthiş bir girizgahla başlıyor ve akıp gidiyor... Tebrikler!

Arşiv

Hayatım Futbol

Arama

Yükleniyor...

Jean Tigana