Denizlispor 0-1 Beşiktaş

Geçmiş sezonlardan sayısız kötü maç hatırlıyorum. Futbol maçını sadece eğlence için izleyenler sahadaki defansif oyuncuları sayıp bu tip maçların sebebini açıklayabilirler. Sol bek Tello'nun, Beşiktaş'ta kenar adamı olarak oynaması pek makul durmayan Ekrem'in Bobo ve Holosko'dan sonra takımın ''hücum silahları'' olmasını, yani golleri hazırlayacak adamlar olmasını (kabul ediyorum) herkese, bazen de kendime bile açıklamak zor. Hele ki takımın maaş rekortmenleri Nihat ve Nobre'nin epeydir oynamıyor oluşlarını, takımın bonservis rekortmeni Tabata'nın bu galibiyet serisinde sürekli kenarda havlu sallıyor oluşunu, takımın yüksek maliyetli ve yetenekli oyuncularından Delgado'nun bu garabet ortamında Ümraniye'de spor yapıyor olmasını açıklamaya çalışmak, tüm bunları manalandırmak çelik gibi sinirler ister. Ama yol bu, Beşiktaş sezon sonunda en yüksek puanı almak istiyorsa böyle kötü maçlar oynayacak, böyle kötü galibiyetler alacak. Ya da hocası formda olmayacak, kötü mağlubiyetler alacak.Denizlispor takımı şu kısa 4 maç-10 puanlık periyotta değil, sezonun ikinci yarısında oyununu yukarı taşımaya başlamıştı. Fenerbahçe ve Galatasaray'a karşı direnç göstermişler, skorda geri düşmelerine rağmen gol bulmuşlardı. Sonra iyi oynadıkları dramatik Sivas deplasmanında aldıkları mağlubiyetle son umutlarını da kaybetmek üzereyken imdada Hamidou yetişti. Kayseri galibiyetiyle yeniden heyecanlandılar. Ardından Diyarbakır'da alınan 3 puan ve Ankaraspor'dan gelen kolay puanlarla havaya girdiler. Kritik maçta Manisa'ya kaybetmeseler de Güray'ı kaybettiler. Bugün belki de sezonun en iyi, göreceli olarak en üretken futbolunu oynadılar ama puan alamadılar.

Beşiktaş'ı orta sahada sindirmek kolay değil. İBBSpor gibi bu konuda çeşitli çözümleri olan bir takıma yakın zamanda aynen karşılık verilmişti, ama bu akşam Denizlispor bir ara orta sahayı ele geçirdi. Yalnızca boşta kalanları değil, ikinci topları da topladılar ve gole yaklaştılar. Bunda kazanılan toplardaki tercih hatalarıyla birlikte esas etken Kaş'ın berbat oyunu nedeniyle oyunun tek taraflı oynanmasıydı. Baskıyı yiyince savunma içine gömülen ve edilgen duruma düşen Toraman'ın yaşattığı sorun da esktrası oldu. (Geçen sezon hiçbir yerde oynayan Sivok'un yaşattığı sorunun kardeşi) Rakibin işthalı oyunu Ferrari'nin oyun tarzıyla da birleşince Beşiktaş penaltı noktasına gömüldü. Seken toplarda ve önde kazanılan toplarla ilk yarı Beşiktaş kalesi pek çok tehlike yaşadı. 2003 yılındaki Parma-Gençlerbirliği eşleşmesinden kalma anılar depreşti, Youla'nın şutu Ferrari'nin savunduğu kalenin direğinden döndü. Rüştü de maç başı yine anlamsız heyecan yaratsa da tüm şutlarda başarılıydı.

Maçın 13. dakikasındaki Tello-Fink-Holosko-Bobo oyunu şu maçın zirve anıdır. Geri kalan yaklaşık 95 dakikada daha iyisi olmadı. Kayseri deplasmanından bu yana performansını artıran Tello, son olarak kornerlerdeki ''ön direk-savunma uzaklaştırdı'' ritüelini de bozdu ve arka direğe iyi toplar gönderdi. Bu topların birinde o dakikaya kadar hücumda etkisiz elemanı oynayan Holosko garip bir gol attı. İBBSpor maçı gibi yine devre sonuna yakın gelen gol, takımın kötürüm futbolunun ilacı oldu. Gol bir duran top golü, bunu saymazsak bir de Bobo'nun gol vuruşunu geciktirip topu kaleciye taktığı Holosko atağı var. Beşiktaş'ın başka gol aksiyonu yok. Denizlispor kalesinde tehlike yaşamadıkça cesaretlendi, stoperlerini dahi ataklara dahil etmeye başladı. Tello da kendini kenarlara atınca orta saha dağıldı. Eski dost, Chelsea deplasmanında sağ kenarı tek başına kontrol eden Okan Koç'un da oyuna grmesiyle Denizli hızlandı. Okan iki kez Üzülmez'i zorladı, ikisinde de geçmeyi başardı. Bir keresinde bundan 7 yıl önce her maç yaptığı hareketli top-muz orta'larından birini yaptı. Bu anlarda maç gidiyor gibiydi. Hamleler geldi, oyun rahatladı. Ekrem sol beki, Ernst ve Necip de orta sahayı rahatlattılar. Son kısımda Denizli'nin çaresizce denediği yüksek toplar Beşiktaş stoperlerinin kafasında eridi ve maç 0-1 bitti.

Bugün Denizli'deki zemin Premier League'deki zeminler gibiydi. Gerçi şu sıralar başta Wigan ve Hull City olmak üzere pek çok takım facia zeminlerde top oynuyor ama, biz geneli itibariyle diyelim. Premier League tadı yakalamak için bir başka sebep de Beşiktaş'ın lig fikstürü. Çarşamba, Pazartesi ve Cuma, yani 10 günde 3 lig maçı. Lig tarihine geçecek bir programla bir takım aynı haftanın hafta içi günlerinde iki lig maçı oynanacak. Hiç olmazsa ''insanlar bunun garip olduğunu düşünür'' diye fikir yürütülseydi. Kasımpaşa maçı da bundan sonraki her maç gibi final. Ernst'siz iki maç hasarsız geçildi. Onun varlığı bile oyun için istikrar için büyük artıdır. Nihat, Yusuf, Nobre, Serdar ve Tabata umarım bundan sonra forma sıraları geldiğinde sezonun geri kalanında yapamadıklarını yaparlar.

Noat Samisa

16.03.2010

3 yorum:

helldoradotcom dedi ki...

cok guzel bir mac yazisi olmus. dunku mactan bir hatirlatma da hakemin kornere giden topu insanlik hali out gormesi ve akabinde gelisen olaylardir. rustu turk futbolunda alisik olmadigimiz sekilde bir durustluk ornegi gosterip "benden cikti!" dese de hakemin anlamsiz israri yuzunden top out atisi ile oyuna sokuldu. Boyle rezil bir hakemlik ornegi, boyle bir kompleks saniyorum ki bir daha az rastlanir.

kaan dedi ki...

Zar zor oldu ama yinede kazandık. Denizli küme düşme eşiğinde olduğu için baya zorlayacak artık takımları. Yine de Beşiktaş iyi sıyrıldı diye düşünüyorum. Gerçi ben beraberlik olur diye bahis yapmıştım ama artık yattı o da. Neyseki oley.com yatırdığım paranın yüzde onunu geri verdi de bugünkü bahisle acısı çıkarcam işallah

kveldsmork dedi ki...

öncelikle,
birçok futbol yazarından daha kaliteli,dingin ve içi dolu yazdığın için çok teşekkürler.eline sağlık.
nobre ve nihatın sırası geldiğinde görevlerini yerine getirirlerse yine şampiyon oluruz.Ama ben bahsi geçen kardeşlerimizin bir aksiyon içerisine gireceklerine pek ihtimal vermiyorum.
eklemek istediğim;
dirayetli bir hakem, ekreme bir dolu faul yapan almancı futbolucuyu ve kaşı net bir şekilde atardı.ekremin iki pozisyonda da ayağı kırılıyordu neredeyse.