League Cup 2010: Man Utd

Günün futbol programı dolu ve doyurucuydu, ama hafta sonu tv'den futbol kotamı cumartesiden doldurmuştum. Önce Old Firm, sonra da League Cup pas geçildi ve akşam, haftanın çıplak gözle izlenen futbol maçı kapanışını Ali Sami Yen'de yaptım. İki takım da sağolsunlar, Kış Olimpiyatları'nın da sona erdiği spor çılgınlığı hafta sonunun galasını yaptılar. Topu ileri uzun vuran adamı doğduğuna pişman eden Yılmaz Vural, Ekim ayından bu yana Kasımpaşa'ya bu oyunu oynatıyor. Ben de burada gözlemlerimi paylaşıyorum, memleketin futbol ortamında hakkında tek bir bilgisi olmayanından görmüş geçirmiş olanına kadar herkesçe salt makara malzemesi yapılan bir adamın ortaya koyduğu takıma dikkat çekmeye çalışıyorum. Maça Kasımpaşa açısından bakılırsa, 90 dakikanın sonucunda ortaya çıkan skor sonrasında Paşa'nın pasa dayalı oyununun Galatasaray'ın işine geldiği düşüncesi hakim olsa da henüz maç başında Emre Toraman'ın amatörce yaptığı yanlış tercih olmasa ve Yekta topla birlikte kaleye girse geçmiş veriler ışığında oyun bambaşka bir yola girebilirdi. Son 5 lig maçında da 2-0 öne geçmeyi başaran Kasımpaşa, ilk golü bulduktan sonrasını başlangıçtan çok daha iyi oynuyor ama 2-0'dan sonrasında 3. golü bulamadığı takdirde maçları kazanamıyordu. (Son 11 lig maçında da mutlaka maç içerisinde öne geçmişlerdi, bugün bu serinin de sonu oldu.) Bu sezon Yılmaz Vural'ın takımının 2 gol atarak kazandığı bir tek lig maçı var, o da Gençlerbirliği deplasmanıydı. Galatasaray açısından ise ''forvet yalnızca sırtı dönük oynamaz, ama bazen bunu da yapması gerekir'' tezinin karşılığı görüldü. Jo'nu takıma girişinin önce Beşiktaş'a karşı Arda golünde ve bu akşam da yine bir başka Arda golünde takıma etkisi görüldü. Giovanni'nin de etkili oyunuyla birlikte yalnızca uzak direk aksiyonlarına sıkışmış hücum planları çeşitlendi. Arsenal'de Bendtner'ın iyileşmesiyle birlikte hemen takıma girişini ve Wenger'in de bundan duyduğu memnuniyeti hatırlatayım. Jo veya Baros da Rijkaard'da benzer bir sevinç yaratır.

Daha önce League Cup'ta 3 kez final oynamış, Leicester City ile 2 kez bu kupayı kazanmış olan Martin O'neill için belki küçük bir adımdı, ama bu kupanın ortaya çıkardığı şu güzel takımın başında iken gelecek olması durumu değiştiriyordu. 5 yıl görev yaptığı bir başka takım olan Wycombe Wanderers'ta bile lig dışı iki kupa kaldırmış olan Martin O'neill, çok daha büyük işler yapmasına rağmen 4 yıllık Aston Villa kariyerine henüz bir kupa yazdırmamıştı. James Milner'ı orta saha oynatıp, Downing-AYoung-Agbonlahor üçlüsünü de aynı anda sahaya sürerek bugünün değil geleceği futbolunu oynatan adamın bu kupayı kazanmasını gönülden istiyordum, ama yine kırmızı formalı özel adam çıktı sahneye. Hafta içi West Ham'ı yıkan Rooney gollerindeki kombinasyonun aynısı; ''Berbatov'dan kenara pas, Valencia'dan arkaya orta ve Rooney'den gol vuruşu'' ile Man Utd kupaya uzandı. Owen devre biterken sakatlanmasa Rooney belki son 15 dakika için oyuna girebilirdi, bu kadarı da O'neill'ın şanssızlığı. Henüz 3. dakikada kazanılan penaltı Villa'yı öne geçirse de Vidic'e çıkmayan kart ile oyun dönmüş, doğal olarak tepki var. Her daim eşofmanlarıyla gördüğümüz Martin O'neill final için takım elbise giymiş, pek bi' yakışmış. Direkten dönen toplar ve balonlarla eğlenceli bir final olmuşa benziyor. Sonu geçen yıl olduğu gibi bitti, yine kazanan Manchester United oldu. Artık ligdeki 6. sıra da Europa League bileti veriyor, CL yarışındakilere bir yeni kulvar daha açıldı böylece.

Aston Villa 1-2 Man Utd

League Cup 2010
Manchester United
Noat Samisa

01.03.2010

5 Fikir, Tenkit, Yorum:

Sheed dedi ki...

beşiktaş taraftarı olduğum için 'doygunluk' bana pek yakın bi kelime değil ama "bu sefer de kazanmayalım, güzel adam o'neill mutlu olsun" düşüncesi bende de vardı.. başlangıç öyle olacak gibiydi, ama önce vidic'e çıkmayan kart, sonra zorunlu rooney değişikliği, roo'nun son dönemdeki en kötü oyunlarından birini sergilerken sadece yeni oyuncağı kafa vuruşlarını kullanarak önce kusursuz bi şekilde ağları, sonra da aynı kusursuzlukla direği bulması bu hayalleri sonlandırmış oldu..

gönül ister ki fergie'ye varis ararken gideceğimiz ilk adam o'neill olsun, böylece bu kupanın hesabını da kapatmış oluruz.. villa'nın kaybettiği gerçeği değişmiyor belki ama dünyada da böyle bi adalet yok zaten..

berba-valencia-rooney hattı acayip işliyor ama son ayın yanan elemanı park united cephesinde.. bugün de harikaydı, o direkten dönen topuna en çok bu yüzden üzüldüm..

M.A.F dedi ki...

tamam favori united idi kesinlikle ama villa'ya da kızıyorum.arkdaşım o kadar top oynuyonuz bi kupa alın artık ya.oysa ben size güvenmiştim ama siz 1 e 100 kuponumu yatıran aykımsınız.daha da oynamam villa'ya:)

guner dedi ki...

O'Neill güzel bi adam, ama Tony Pulis ölçüsünde, o benzerlikte. Hani bir Moyes falan değil. Mesela Milner hamlesi de onun kalıplarının dışına çıkmadan yaptığı bir güzelleme, yeni bi oyun göstermiyor yani bize, var olan üzerinden çok iyi verim oluyor, o amenna. Şunun gibi ya, işte en başa gitmeyip sayfalarca ruh muhabbeti yapan Hegel gibi, güzel mantık yürütüyorsun da farklı bi şey koyamadıktan sonra etkileyiciğin bi yerde tıkanıyor.

MON tü kaka, yollayalım gitsin demiyorum. Takıma katkısı çok büyük, kalmalı da devam etmeli de. Ama falsoları da malum saygıdeğerin, o yüzden çok değerli olarak görmekle beraber kendisini Moyes özelliğinde olanların arasına koymam mümkün değil. Big Sam de özel değil, değerli oluyor, yine buna göre.

Her maçı izleyen biri olarak söylüyorum, sadece bu maç değil. Sıkıldım şu pasiflikten, tarafsız izleyen görmüştür de mutlaka, pas yaparken oyuncular, niye bi hareketlenme yok, bu takım topsuz oyunda niye bu kadar aciz... Ya yazık, Milner sağda, bakıyor şöyle, Petrovla al ver yapıyor, sonra Cuellar koşturuyor gibi, alıyor, orta, tabi dağa taşa gitmediyse içeri düşüyor da, hani içeriye bi hareket yok forvetlerden, bunun öncesinde bi dinamizm yok, hızlanabilme yok... Onun kötüsü ve daha çok olan da, orada Cuellar gibi bi cengaver de yoksa, bok gibi de oynasa cengaver diyorum, çünkü sürekli deniyor adam, bunu çok takdir ediyorum, sezon başında Milner bunu çok yapardı ve sonuç ortada, evet Cuellar gibi bi cengaver yoksa iki üç pas sonra top Collins'e bizim yarısahaya geçmiş oluyor. Hızlanmak için illa uzun top gerekiyor, başka türlü olmuyor yani, buna yazık. Gollerin azalması da güzel top oynamaya çalışılmasıyla alakalı çokça.

Seneye için flick on yapıcak, hakkaten orta sahaya falan gelicek, hareketli bir forvet istiyorum, acayip sevdiğim Diamanti gelsin mesela, bi güzel olur ki. Bak işte o zaman iyi takım olmaktan iyi top oynayan takım olma yolunda kademe atlarız.

Ha kızmıyorum, iyi top oynayamıyoruz diye, hocaya da, diğerlerine de hepsine teşekkür tabi. Ama Villa değerlendirmesi yaparken bu takımın evet long-ball team olduğu unutulmamalı, sonuçlara bakıp çok bilir aldanır yorum yapmamak gerek diye düşünüyorum.

Ramsey'e çok geçmiş olsun.

Noat Samisa dedi ki...

Uzun top kötülüklerin anası değildir Güner. Ben severim. League Cup finalinde kazanılan penaltı gibi pozisyonu her maç üretebiliyorsan ve buna genelgeçere aykırı bir takımla yapıyorsan bana göre geleceğin futbolunu oynuyorsundur. Herkes Moyes olmayıversin, herkes Fatih Terim olmayıversin yahu, O'neill'ı beğenmeyeceksek kimi beğeneceğiz?

guner dedi ki...

Abi kesinlikle değil, fakat takım topsuz oyunda hücumda gerçekten çok aciz.

Arşiv

Hayatım Futbol

Arama

Yükleniyor...

Jean Tigana