Taraftara Dönüyoruz

Futbol bir ülkede kendine has bir kültür ortamı yaratmışsa da tepeden indirilerek toplumun kültürüne sokulmuşsa da elbet politikacıların ilgisini çeker. Simon Kuper'in ''Football Against Enemy'' isimli kitabını Türkçe'ye ''Futbol Asla Sadece Futbol Değildir'' olarak çevirmek ilk bakışta güzel olsa da kitabın içeriğini iki farklı başlık çerçevesinde okumak, birbirinden çok farklı birer algı yaratır. ''Football is never just football'' cümlesi yine Simon Kuper'e ait olsa da bu cümlenin hemen ardındaki cümle ''...mafyayı ve diktatörleri adeta büyüler.'' şeklinde devam eder. Futbola dair söylenmiş sözlerin ülkemizde en çok bilineni olan bu söz aslında ''düşmanın'' cümlesiydi, ama her ne şekilde olursa olsun oyuna fazladan anlam yüklemek gerektiğinde kullanılır oldu. Aslında ne olursa sahanın içinde oluyor ve biz, yani bu oyunun dışında kalanlar eğer oyuna karşı iyi niyet sahibi isek bir şekilde bu oyuna dahil olmaya çalışıyoruz. Ya da birileri bu fazladan eklenen cümleleri kullanıyor, iyi ya da kötü bir amaç uğruna insanları yönlendiriyor.

Ada'da genel seçimler yaklaşıyor. 13 yıldır parlementoda çoğunluğu oluşturan İşçi Partisi, 6 Mayıs'ta yapılması planlanan genel seçimler öncesi yayınlanan anketlerde Muhafazakarlar'ın 3-5 puan gerisinde görünüyor. Zaman içinde Muhafazakarlar farkı 10 puana kadar çıkarmıştı, ama seçimlere kısa bir süre kala İşçi Partisi arayı kapattı. Bu da seçim öncesi süreci daha da önemli hale getirdi. Oylarını artırmak zorunda olan iktidardaki Labour Party'nin seçim manifestosunda yer alan bir bölüm, Ada'da futbolun yönetim mekanizmasının işleyişiyle ilgili radikal bir öneri sunuyor. Henüz taslak aşamasında olan plana göre şirket statüsündeki kulüplerin %25'lik hissesi taraftara ait olacak. ''Altın hisse'' olarak etiketlenecek bu pay, asla büyük bütçeli yatırımcıların eline geçemeyecek. Biri çıkıp kulübün %75'ini satın alsa dahi, yönetim kademesinde taraftar temsilcileri bulundurmak zorunda kalacak. Mevcut düzende %30'luk payı geçebilen hissedar kulübün tamamına sahip olabilmek için öncelikli hak sahibi oluyor. Geri kalan hissenin sahibi hissedarlar paylarını satmaya yanaşmasa bile belirlenen rayiç üzerinden ana hissedara devir işlemlerine karşı çıkamıyorlar. Bu da kulüplerdeki yerelliği yok ediyor ve bu sorun da elbet bir yerden patlıyor.

Sürpriz olmadığı üzere bu öneriyi manşete çıkaran tek gazete The Guardian. İngiltere'deki kulüp yönetimi modelini her seferinde eleştiren UEFA Başkanı Michel Platini'nin ''mükemmel bir fikir'' sözünü de manşetin yanına iliştirdiler. Muhafazakar Parti ise bu öneriyi ''seçim yatırımı'' olarak nitelendirdi ve boş vaat olduğunu öne sürdü. İflas eden ve borç batağına saplanan kulüplerin mevcut durumunun sorumlusu olan Muhafazakarlar, 18 yıllık iktidarları sürecinde Margaret Thatcher politikalarının bir sonucu olarak ortaya çıkan stadyum içi ve stadyum dışı büyük çaplı holiganizmi John Major döneminde uygulamaya konulan Taylor Raporu ekseninde engellemeye çalışmışlardı. Hillsborough Faciası sonrası kulüplerin insan hayatını hiçe sayan stadyum koşullarını değiştirmeleri elzemdi; ama buna finansman sağlamak hiç de kolay değildi. Çıkış noktası Thatcher politikaları olsa da bugün Premier League kulüplerinin yarısından fazlası yabancı yatırımcının elindeyse bunun nedenlerini 90'lardan değil, çok daha gerilerinden ele almak gerekir.

Liverpool taraftarı üç yıldır Amerikalı patronlara savaş açmışken, ligde şampiyonluğa, CL'de finale yürüyen Man United'ın maçlarında yeşil-sarı kaşkollar tribünlerin bilindik kırmızı rengini değiştirmişken Chelsea taraftarı şimdilerde John Terry'ye destek veriyor. Onların Roman Abramovich öncesi parayı yönetemeyen bir patronları vardı. EPL şampiyonluklarını, CL'de final oynamayı hayal dahi etmiyorlardı. Fulham geleneksel motiflerle süslü stadında hala League One'da mücadele edecekken şimdilerde Europa League çeyrek finalinde. Everton'ın patronu Bill Kenwright, yukarıyla başedebilmek için yabancı yatırımcıyı davet ediyor. Arsenal yeni stadına taşınarak geleneksel havayı bozsa da aileden gelen Arsenal'liliği sürdüren hissedarlar halen yabancı yatırımcıya direniyorlar. Kimine mutluluk getiren, kiminin huzurunu bozuyor. İngiltere'nin içeride-dışarıda en başarılı kulübü olan Liverpool'un taraftarları, geçmişlerindeki başarıları tekrarlamak için mutlaka yabancı patrona ihtiyaçları olmadığını biliyorlar. Aynı şekilde Man United taraftarı da borçlardan korkuyor ve Manchester United'ın tek ihtiyacının Sir Alex Ferguson olduğunu biliyor. Bu bilinçle hareket eden taraftarların oyuna dahil olma savaşı bugün en örgütlü haliyle İngiltere'de görülüyor ve bu savaş dünya döndükçe sürecek.

Geçtiğimiz günlerde istifa eden FA CEO'su Ian Watmore'un görevinden ayrılma sebepleri de bu taslağa iliştirilen ek maddelerin ana nedenini oluşturuyor. Kulüplerin çoğunluk hissedarlarını Premier League yönetiminin değil, FA'in (federasyonun politikacı üyelerinin olduğu göz önüne alınırsa aslında devletin ta kendinisin) denetlemesi fikrinin bu çarpık para sirkülasyonunu dizginlemesi beklenecek. Her kulübün kendi imkanlarını yaratarak büyüdüğü günler artık geride kaldı, kara para kartları yeniden dağıttı. Geri dönüş artık mümkün değil, fakat Labour Party'nin seçim vaadi kulağa çok güzel geliyor: Kombine bilet sahiplerinin oluşturduğu altın hisse sahibi taraftarlar topluluğu, Y stadyumunda her yıl gerçekleştirdikleri olağan kongre sonrası yeni temsilcilerini seçerek X kulübü yönetim kuruluna üç yeni üye gönderdiler...

Kırmızı Şeytanlar'ın 108 Yılı
Portsmouth Denize Dökülürken

Noat Samisa

30.03.2010

2 yorum:

Moreno dedi ki...

Çok güzel öneri, çok güzel yazı eline sağlık. Kontrolsüz ve hayvanca büyüyüp her alana saldıran kapitalizm, şimdi onu yaratanların ve devamından kar sağlayanların elinde patladı. Şirketleşen kulüpler birer birer borsadan kaçmaya çalışıyor, taraftara %30 hisse verilmesi konuşuluyor,global sermayenin oyunun ve kulübün yapısını ne kadar kökten değiştirdiği karşısında hayrete düşülüyor..
Endüstriyel futbola karşıyız derken, 18 yaşındaki gençlik ateşiyle konuşmuyorduk yalnızca. Gidişin gidiş olmadığını görüyorduk dünyadaki her alanda olduğu gibi futbolda da..

Jean-Pierre dedi ki...

Kulüpleri finanse edenlerin büyük bütçeli yatırımcılar olması kaçınılmaz olacaksa bile,kulüplerin gelenekçiliğine saygı duyulmalı ve duruşu bozulmamalı..
Ben biraz Fulham'da bunu görüyorum,Al Fayed çok oynamadı kulübün yapısıyla,Abramovich gibi menajerlik (bu arada bakınız emre belözoğlunun menajer yazamaması: http://twitter.com/emrebelozoglu5 )oyunu haline getirmedi kulübü..

Bir not da 'Futbol Asla Sadece Futbol Değildir' için..
Diğerlerini bilmiyorum bende İthaki Yayınları baskısı mevcut,biraz daha özen gösterilemezmiydi kapağa ?