Arsenal 2-2 Barcelona

Tabela ancak bu kadar yalan söyleyebiliyor. Arsenal maçın başında da son bölümde de şansını çok zorladı, ancak bu kadarını başarabildi. Hakemin başlama düdüğüyle Arsenalli futbolcuların ne için sahada olduklarını hatırladıkları 10. dakikaya kadar geçen süreçte bugüne kadar görülmemiş şeyler oldu. Almunia bir şutu iki kez kurtardı, her kurtardığı top bir başka sarı formalının önüne düştü, topu ayağına alan kaleyi gördü; ama nasıl olduysa oldu devre 0-0 bitti. Dakika başına 1 şut atan, yarısında da kaleyi bulan bir Barcelona'ya karşı ''İngiltere'nin Barcelona'sı'' olsanız da ancak bu kadar oluyor. Arshavin pes etti, Gallas'ın da sakatlığı nüksedince Arsenal henüz devre bitmeden zaten zayıf olan kulübe gücünü tüketti. Oyun Barcelona'nın elindeyken Arshavin'in pek bir anlamı yoktu ya, topu ayağına alamayan bir adam futbol sihirbazı olsa ne fayda?

Bugün Arsenal'in umutları Iniesta'nın yokluğu ve Fabregas'ın sahada olma ihtimali üzerineydi. Kendi oyunlarını oynayacaklardı, zaten aksi yakın zamanda görülmemişti. Zirvedeki rakipleri Man Utd ve Chelsea'ye karşı bu sezon oynadığı ikişer maçı da kaybeden Arsenal, bu maçlarda topa rakiplerinden daha çok sahip olmuş, daha çok pas yapmış ama sonucunda hep kaybetmişti. Bu kez karşılarında topa sahip olmayı Arsenal'den daha çok seven bir takım vardı. Aciz kaldılar. Barcelona'nın muhteşem maç başlangıcı sonrası oyunun gidişatı, ne olursa olsun Arsenal'in Barcelona'ya üstünlük kurmasına imkan tanımıyordu. İlk yarı bir kamyon gol kaçıran Ibrahimovic, ikinci yarı başında stoperi Pique'nin pasında maçın yıldızı Almunia'nın hatasını kullandı ve oyunu 1-0'a getirdi. Messi'ye top aldırmamak adına Vermaelen'in yerini terketmesi de pozisyonu hazırladı. Dünyada eşi benzeri olmayan Xavi'nin bir başka savunma arkası pasında Zlatan'ın golü işi bitirdi. Frene bastılar. İkinci golde de yine Messi'nin alıp götürdüğü Vermaelen ve yine boşalan sağ iç koridor... Messi, kaleden uzakta sırtı dönük alacağı bir topun tehditiyle dahi Arsenal savunması kurgusunu dağıtırken, ortada böylesi bir yetenek farkı varken Arsene Wenger'in 4 yıldır üzerine titrediği oyunculardan kurduğu özel takım epey sıradan görünüyordu. Benzer oyunu oynamaya çalışan ama yetenek farkı nedeniyle aynı seviyeye çıkmayı beceremeyen oyuncular topluluğu...İlk yarı önde oynayan Eboue, Walcott'ın oyuna girmesiyle birlikte sağ beke geçti. Bu hamle sayesinde Barça'nın sol kenar savunma zaafını kullandılar. Skor 1-0 iken Bendtner'ın kaçırdığı pozisyon bir başka kırılma anı. Eğer erken dakikalarda skor dengelenmiş olsaydı, oyun mutlaka bambaşka bir senaryo üzerinden ilerleyecekti. Wenger'in yanında tuttuğu tek potansiyel silah da devreye girdi ve vites küçülten Barcelona'ya karşı Arsenal hızlanabildi. Önde kazandıkları topta santrafor oyunuyla topu Walcott'a aktardılar ve skor 2-1 oldu. 84'te yine sağdan geldiler, şans yine yanlarındaydı ve Puyol'un telaşlı hamlesi pahalıya patladı. Penaltıyı gole çeviren Fabregas'ı henüz iyileşmeyen sakatlığı nüksetti, yine de üçüncü golü bir Fabregas koşusuyla kovaladılar.
Oyunun özellikle ilk yarıdaki seyri, bu 2-2'lik skoru yalanlıyor. Benzer oyunu oynayan iki takım arasındaki siklet farkı büyük. Bugün sahada Chelsea ya da Man Utd'ın hedef maç oyununu görseydik ve tehdit üretebilen bilinçli bir savunma oyunu Barcelona'ya karşı gelmiş olsaydı kendi adıma gerçek bir futbol ziyafetinden bahsedebilirdim. Geçen sezonki Chelsea-Liverpool ve Chelsea-Barcelona serileri bu bağlamda harika birer örnektirler. Bu akşam sahadaki rekabet, CL çeyrek finali seviyesi için fazlasıyla zayıftı. Skor 2-0'da kalınca rakibin gaflet anını kollayan Arsenal bu kısa bölümü iyi değerlendirerek umutlandı. Bu umudun içerisinde Pique ve Puyol'un rövanşta cezalı olması varken, ''Fabregas'ın takım için önemi'' yok. Sakatlığı ayrı soru işareti, cezalı oluşu ayrı. Arsenal Nou Camp'e umutlu gidiyor, ama sadece birazcık. Gecenin esas kazananı ise dün akşam olduğu gibi yine Carlo Ancelotti.

CL 2010 QF - L1
Arsenal 2-2 Barcelona
Noat Samisa

01.04.2010

9 yorum:

tA dedi ki...

arshavinin yerine walcottu almamak? bu neyse ama songu stopere çekme olayına takıldım ben. o ilk yarıdan gol yemeden çıkmışsın. neden daha fazlası olmasındı ki?

uku dedi ki...

Nicklas Bendtner kadar gamsız oyuncu az gördüm, maç akşamına kesin party düzenlemiş, Jo'yu da davet etmiştir.

eldazer dedi ki...

hocam ne yaptın ya? sen şimdi bu maçtan zevk almadın mı? tamam savunma da bu oyunun parçası ama chelsea oynasa daha çok keyif alırdım yazmışsın ya! inanamıyorum böyle birşey duyduğuma. özellikle senden duyduğuma inanamıyorum.

Noat Samisa dedi ki...

eldazer,

Barcelona'nın maç başı performansından zevk almamak mümkün müydü ki? Sonuçta futbolcu vurduğu topun nereye gideceğini sıklıkla bilemiyorken, biz izleyenlerin en azından şaşırması her maçta mümkün. Bu da sıradan takımların mahalle sahasında oynadığı bir maçı bile eşsiz ve zevkli kılar. Dikkat çekmek istediğim nokta başka. Barcelona'nın sahip olduğu inanılmaz bir yetenek topluluğu var. Bunu altyapısı da sahip olduğu para da tek başına açıklayamıyor. Dünya üzerinde Barcelona'nın oyununa en çok yaklaşan, yakıştırılan takımı bugün Barcelona'ya karşı izledik. Barcelona gibi oynayama çalışıp, yetenek farkı nedeniyle hiç olmadığı kadar aciz görünen bir Arsenal vardı sahada. Şu zamanda aynı oyunu oynamak, yetenek farkı bu kadar büyükken nasıl bir sonuç ortaya çıkarıyor, bundan böyle tahmin etmek zor olmayacak. Tarihte Barcelona kadar döneminde dominant futbol oynayan takımlar oldu elbette, ama bir şekilde bu takımların antitezi üretildi. Chelsea de geçen sezon oynadığı yarı final serisinde rövanşta apaçık bir hakem katliamına kurban gitmese Barcelona'yı eliyordu. Tehditi olan savunma futbolu kötü bir şey değildir. Barcelona ve Arsenal futbol sanatının temsilcileriyse Chelsea de savunma sanatını geçen yıl hücumcu olarak bilinen, tam da Barcelona ve Arsenal'in oyununun köklerinin bağlı olduğu Hollanda futbolundan gelen Guus Hiddink'le oynadı. Chelsea'nin oynadığı bilinçli savunma oyunu, Barcelona'nın kendisini daha çok geliştirmesinin nedenidir. Tarihte hep böyle olmuştur. Bu maç bunu sağlamaktan yoksundu.

enesak dedi ki...

arsenal kendi oyununu yine oynayabilirdi ama bunda premier ligin kasaplarının etkisini iyi biliyorsun.gallas sakatlıktan yeni çıkmış fabregas keza aynı.uzun süreli sakatlıklarını saymıyorum bile.onlarda da iniesta yok ama arada kadro derinliği bakımından büyük bir fark olduğu gerçek.barçanın yedek santraforu henry iken arsenalin asıl santraforu bendtner.bence arsenalin şansı hala var ispanyada atılacak bir gol büyük bir avantaj getirecektir ki iki stoperi de maçta yokken.

M.A.F dedi ki...

konuyla çok alakalı değil gibi ama;geçen seneki chelsea maçında evet chelsea'nin verilmeyen penatısı vs vardı. ama o maçın yamulmuyorsam barca ayağında da henry'nin verilmeyen penaltısı var mesela. 2 maç üzerinden konuşursak evet chelsea, barca'yı çözmeye yaklaşmıştı ama turu hakeden kesinlikle gene barca idi. ferguson'un sezon sonu şansların dengelendiği savına benzer bir durum vardı bence. barca haksız yere turu almış gibi algılanmamalı kanımca.

eldazer dedi ki...

@ noat samisa,

Hocam ben de tam bundan bahsediyorum. Barcelona Chelsea ile oynasa, ilk on beş dakikadaki - büyük ihtimalle bir daha hiç karşılaşmayacağımız- baskıyı göremezdik. Barcelona bugün Bursasporla bile oynasa böyle bir baskı kuramayabilir. Zaten maçın anlam ve önemi senin de dediğin gibi bir nevi Usta-çırak karşılaşmasına şahit olmak değil miydi? Önemli olan Göze hoş gelen futbol değil mi?

Benim için göze hoş gelen futbol, bir şekilde galip gelmek değil. Göze hoş gelen, keyifli futbolun en basit tanımını şöyle yapabilirim: Tüm takımın dâhil olduğu birkaç sade pasla gelip atılan bir gol, uzaklardan “belki girer” diye çekilmiş bir şutla gelen golden daha değerlidir. Burada kritik nokta işi şansa bırakmamak. Şans faktörünün en aza indirgendiğini fark eden seyirci, hak edenin kazandığına tereddütsüz inanıyor ve izlediği futboldan maksimum keyif alıyor.

Dünkü maçta Barcelonanın şanssız olduğunu unutmuyorum. Ama yinede, maç başındaki tüm şanssızlığına rağmen, 2-0 öne geçen taraf oldu Barcelona. Yani hakettiğini aldı aslında. Sonra da bir şekilde hamle üstünlüğü fizik gücü yüksek olan gençlere geçti.

Son olarak demek istediğim şu: ütopik olarak şöyle düşünelim. Arsenal'in sahaya Barcelona'yı nasıl yeneriz diye değilde, izleyenlere en keyifli gelecek şekilde nasıl yeneriz diye çıktığını düşünmeni isterim.

Noat Samisa dedi ki...

eldazer,

Futbol zaten göze hoş gelen bir oyundur ki, insanların şu zamanda neden takımlarını bu şekilde kategorize ettiklerine anlam verememekteyim. Sıkıcı takım olsa olsa sürprizi olmayan takımdır. Futbolun içerisinde pas da var şut da; ama bu oyunun ruhunda hepsinden önce kazanmak var. Barcelona ve Arsenal'in izleyene keyif vermek adına değil, yenilmez olmak adına şu futbolu oynadıklarının bilinmesi gerek. Seyirci için futbol, oyunun ruhunu öldürür. Bugün binlerce kişinin izlediği amatör küme maçları var, sayısız insan topun peşinden bir şekilde gidiyor. Çin'de üç kuruş top oynanmıyor ama stadlarda 50 bin kişi var. Burada kıstas ''göze hoş gelmek'' ise ki bu da pekala özneldir, bu noktada oyunun amacını sorgulamak gerekir. Eğer doping, şike, teşvik veya ağır hakem hatası olmazsa zaten tabela hakedeni yazıyor, neden bir fazla terazi koyalım ki? Oyunun 90 dakikasında, öncesinde sonrasında sayısız güzellik bulabilecekken neden kendimi Barcelona'yla Arsenal'le sınırlayayım ki? Ben bu oyunun içerisinde fiziki mücadelenin de çok zevkli olduğunu düşünüyorum, çoğunluğu burun kıvırdığı uzun top oyunu da iyidir diyorum ve bu oyunun bugün geldiği noktadan hayli memnunum. Ama seviye CL çeyrek finaliyse ben karşılıklı cevaplar, gerçekten zeka ürünü olduğuna inandığım karşılıklı hamleler görmeye kendimi hazırlıyorum. Bu biraz beklentilerle alakalı tabii. Ama dün akşam tek taraflı bir oyun vardı. Ben iki takımın da bu maçı izleyenlerle ilgilendiğini düşünmüyorum. En doğrusu hiç ilgilenmemiş olmaları zaten, bu oyun kazanmak için oynanmalı veya günün şartları gerektiriyorsa kaybetmemek için. Tabii en insani şekilde.

eldazer dedi ki...

@ noatsamisa

istediğimin ütopik olduğunu belirtmiştim zaten, galibiyet için oynanmayacaksa tabiki oyun falan olmaz. neyse...