Fulham 2-1 Hamburg

Finaldeler. Bir kez daha geri düşerek, bir kez daha zor olanı yaparak finaldeler. En az Jose Mourinho'nun maç sonu Nou Camp'te attığı tur kadar büyük bir iş başaran Roy Hodgson sayesinde yeniden Hamburg'a gidiyorlar. Vaktiyle George Best'i Craven Cottage'da izlediler. Bobby Robson burada top oynadı ve menajerlik serüvenine Fulham'da başladı. Cohen, Marsh ve daha niceleri... ama hiçbiri bu akşamla kıyaslanamaz. Juventus karşısındaki efsane geri dönüşten sonra bir yenisini daha yaptılar.

Bu kez skor 0-1 iken Zamora oyundan çıkmak zorunda kaldı. Aşil tendonundaki sakatlığa rağmen huzursuzca oynuyordu, ama onun varlığı Fulham'ın hücum planları için elzemdi. 57'de Dempsey girdi oyuna ve başka bir şey oynamaya başladılar. Savunmayı daha öne çıkarıp topları göbekten yükselttiler. B planı devreye girdi, dakikalar ilerledikçe daha iştahlı oynamaya başladılar. Beraberlik golü tam bir Fulham golü, onu aşağıda anlatalım. Önce Simon Davies diyelim. Bu Galli futbolcu Tim Cahill gibi, Craig Bellamy gibi bir şekilde hak ettiğini alamamış bir başka özel adamdır. Pası, koşusu, kontrolü, topu çekişi ve son vuruşu muhteşemdi. Beraberlik golünden sonra Hodgson da devreye girdi. Daha önce çok kez yaptığı gibi Simon Davies'i sol önden sağ beke çekti. Sakatlıktan dönen Pantsil aksıyordu, Nevland oyuna girdi. Demspey sola geçti, Gera'nın müthiş özverisi sayesinde birden takımın hücum gücü arttı. Sağda paslaştılar, Davies ikinci denemesinde takımına korner kazandırdı. 76'da Murphy ortaladı, Etuhu'dan sekti. Seken topa hamle yapan sezonun yıldızlarında Gera boşluğu buldu ve Fulham'ı Hamburg'a geri döndüren golü attı. Kalan dakikalarda Fulham en iyi bildiği işi yaptı. Kapandı, rakibin hızlanmasına izin vermedi. Uzatmalarda van Nistelrooy en kritik fırsatı harcadı ve Cüneyt Çakır iyi yönettiği maçta son düdüğü çaldı.
Simon Davies diyor ki, toplu oyun demek topa sahip olan oyuncu demektir. Biz bunu biliyoruz. Hodgson'ın iki sezon önce küme düşmekten son hafta kurtulan şu takımda yaptığı devrimde en büyük payı bu doktrin alıyor. Topa sahip olan oyuncu topu rakipten bağımsız bir düşünce içerisinde değerlendiremez, illa ki kararını verirken rakibi göz önünde bulundurur. Öyleyse diğer oyuncular topa sahip olan oyuncuya yeterince fazla seçenek sunmalılar ki bireysel yetenekleri sınırlı olan şu takım birliktelik sayesinde çok daha fazlasını üretebilsin. Top rakipteyken herkesi hareketli görürsünüz Fulham'da, bugünün futbolunda zirvede olan her takım elbette top rakipteyken doğru yerleşimle birlikte çabuk, sert ve net olmak zorunda. Ama Fulham'ın farkı topa sahip olduğunda da tamamı hareketli bir takıma sahip olmaları. Topu ileri taşımak için uzun ve yüksek topları kullansalar da rakip sahaya yerleştikten sonra çok keyif veren bir pas oyunu oynuyorlar. Çok hareketliler, asla tıkanmıyorlar. Topa sahip olan arkadaşlarını asla yardımsız bırakmıyorlar. Davies ve Murphy'den öğreniyoruz, bunları her gün çalışıyorlar. Sürekli uygulamalı taktik idmanlar yapıyorlar. Her maça farklı hazırlanıyor, ayrıntılara yoğunlaşarak daha iyi olmak adına Hodgson'ın futbol aklına sığınıyorlar. Her oyuncu yanındakini, etkileşim kurduğu arkadaşını parlatıyor. Zayıf halka sayılabilecek bir tek isim yok. İki kenarda da ters ayaklı kenar adamlarıyla oynuyorlar. Merkez santrafor üzerinden şekillenen hücum planının ikinci forvet Zoltan Gera'dan sonraki aşamasını ters ayaklı Davies ve Duff'ın arka direk koşuları oluşturuyor. Son çizgiyi bekler üzerinden değerlendirip bu sayede rakip kale önünde çabuk çoğalabiliyorlar. Sıkı sıkıya bağlı kaldıkları yerleşim ve oyun disiplini sayesinde hücumdan savunmaya geçişlerde telaşlı değiller, muhteşem bir ahenkle oynuyorlar.

Belki de bugün yalnızca Barcelona ve Arsenal'in sıkı sıkıya bağlı olduğu bir futbol fikri olan enine-boyuna özdeş, alan hakimiyetine yaslanan, sürekli feyk ve yardım koşularına dayalı pasa dayalı oyun modeli, Fulham'ın neo-İngiliz tarzı uzun top-direkt pas'a odaklı merkez adam kullanan oyun tarzında yeni bir yorum kazanıyor. Fulham'ın bu iki takımdan esas farkı ise yetenek düzeyine kıyasla yapmak zorunda olduğu daha katı savunma. Bu yetenek düzeyiyle skor elde edebilmek için Barcelona'yı kopya edemezsiniz. Aynı fikir dün akşam Jose Mourinho'da, geçen sene de Guus Hiddink'te vardı. Ben kendimi ''savunma futbolunu da sever'' olarak tanımlayabilirim. Bazen bir kayarak müdahale en kıvrak çalımdan bile daha etkileyci olabiliyor. Ya da bir kurtarış... Kalecilerin hepsi sözümona ''anti-futbol''un elçisi mi oluyorlar öyleyse? Futbol sahada görüneni toplamıdır, bir bütündür. Barcelona'nın, Arsenal'in ortaya koyduğu muhteşem futbol fikrinin karşısına çıkan Inter ve Stoke City birer karşılıktır. Futbolda taktik dediğimiz şey eğer akıl ürünü ise, bugün futbolculuk geçmişi olmayan Mourinho ''büyük taktisyen, çok başarılı bir futbol adamı'' ise o akıl, Batı'nın Diyalektik fikrine, Doğu'nun Yin Yang'ine mutlaka yaslanır. Akıl bir tez üretir, yani Barcelona sahaya üstün futbol'u koyar. Chelsea ve Inter ise onun antitezini üretir. Artık Barcelona'ya düşen sentezdir. Daha iyisini ortaya koymak adına düşünmelidir. Biz de bugün o daha iyinin nasıl olacağını hayal edebiliriz ve bugün Messi'yi izlediğimiz için zamanında Barcelona'ya başkaldıran tüm takımlara teşekkür etmeliyiz. Yarın da böyle olacak. Umarım herkes bir gün futbolun geçmişten güç alan, gerçekten güzel bir oyun olduğunu, safralardan arınarak üzerine düşünebilmenin eğlenceli olduğunu anlayabilir, o aydınlanmayı yaşar.

Fulham bugün Avrupa'daki her takıma yol gösterecek bir başarıya imza attı. İlk maçtan sonra ''Hamburg'un Craven Cottage'daki planı ilk yarım saat üzerine olmalı. Gol bulamadıkları takdirde dakikalar ilerledikçe tur Fulham'ın eline kalacak.(...) Ruud van Nistrelrooy çok sevdiği topraklarda gol atmayı özlemiştir, rövanşta partneri Petric olursa rakibin sağına yüklenerek üretken olabilirler. Roy Hodgson bugüne kadar hiç yapmadığını yapsın ve Everton'a karşı kilit adamların sakat olduğu yalanını uydursun.'' demişiz. Hamburg maçın 22. dakikasında Petric'le muhteşem bir frikik golü buldu. Sonra sakatlık sonrası zayıf durumda olan Pantsil üzerinde Pitroipa'yla etkili oldular. Zamora sakatlandı, oyunu ele alma fırsatını yakaladılar. Ama sonra 7 dakika içinde yedikleri iki golle ne olduğunu anlamadan kaybettiler. Roy Hodgson geçtiğimiz hafta sonu as kadrosunu dinlendirdi. Yine de yedekler Everton'a direndiler, son dakikada yedikleri penaltı golüyle kaybettiler. Bugün takım son anlarda bile diriydi, konsantreydi. Kuzeydeki takımın ise kolay Burnley deplasmanı sonrası uzatmalarda yürüyecek hali kalmamıştı.

Yokluktan Mascherano'nun sağ bek, Johnson'ın sol bek, Kuyt'ın santrafor oynadığı bir günde oyunun 2-0 gelmesi Liverpool adına büyük başarıdır. Bir uzun top attılar, Johnson aylardır yaptığı gibi yine büyük bir hata yaptı. Kademe arızası oluşturup bomboş Forlan'a golü attırdılar. Bu dakikadan sonra oyun bitti. Yanındaki adama pas atmaktan aciz durumda olan Gerrard, Lucas, Kuyt ile bir reaksiyon daha gösteremediler. 6 yılda üçüncü finaline yürüyen Rafael Benitez bu kez yarı finalde takıldı. Liverpool'un başında son 2 maçına çıkıyor olabilir. Atletico dengesizlikte çığır açan kadrosuyla garip şekilde finale yürüdü. Fulham bu sezon Ligde Liverpool'a kaybetmemişti, Atletico'ya karşı da şansları hiç az değil. Son 10 yılda oynanacak üçüncü İspanyol-İngiliz Kupa 3 Finali olacak. Bundan öncekilerden birini Liverpool, diğeri Sevilla kazanmıştı. Eğer kupayı Atletico alırsa İspanyol'lar Kupa 3'te İngiliz'leri yakalayacak. En az CL finali kadar vaatkar, taktik yönü güçlü bir final olacak. Gönlüm bu sezon Europa League'de 19. maçına çıkacak olan Fulham'dan yana.

Roy Hodgson'ın Fulham'ı

Roy Hodgson'ın Fulham'ı #2
Fulham'ın Uzun Yolu

Noat Samisa

30.04.2010

8 yorum:

Barad - Dur dedi ki...

diye diye adamları finale kadar getirdin be hocam...:)

emireri dedi ki...

tigananın gidişinden sonra bizim asla göremeyeceğimiz bir rüya, sistemli oyun... ne kadar umutluydum o takımdan, tüm aksaklıklarına rağmen çözümleri belliydi, yerinde birkaç takviye ile daha iyi olabilirdik. aynı şekilde yeniköy kasabının takımından ve futbolundan da çok umutluydum... yapılanı bozmakta üstümüze yok, sadece kendimizi ve anlık tatminlerimizi düşündüğümüz için bugün lige havlu attık.. eğer taraftar ve yönetimimizin biraz sabrı olsaydı, bugün fulhamın konumunda biz olabilirdik. yazık oldu sistemine ve takımına tigana..

Flying Dutchman dedi ki...

farketttin mi bilmiyorum..fulhamın 2. golünde arkada beyaz saçlı bir şahıs var..suratı düştü resmen golün gelmesiyle, kulübedeki herkes sevinirken..hollanda tv'sinde bir hayli konuştular bu olayı..

Turiaf dedi ki...

Fulham'ın kupadaki 15 golünün 12 sini Gera ve Zamora atmış yada asistini yapmış.

Fulham çok sempatik bir durumda şuan ve izldeğim bütün maçlarında oldukça keyif aldım. Kesinlikle bu kupanın en iyi top oyanayan takımı onlar. Kupayı onların hakkı. Umarım finalde bir aksilik olmaz...

şambalici dedi ki...

Atletico Madrid-Fulham finali kim kazanırsa kazansın sevineceğim bir final olduğundan mutluyum ama Liverpool'un haline de üzülüyorum niyeyse.

varol döken dedi ki...

herkes safralarından arınsa çatacak yer kalmaz, tez olmazsa anti-tez de olmaz, biraz daha çalış noat:)

Noat Samisa dedi ki...

Yakında Varol Döken'i bitirme tezini yazacağım, hele biraz daha çalışayım...

Daçmın,

Hiç dikkat etmedim.

Minero dedi ki...

Sırf babamın Cüneyt Çakır'ı izlemek istemesi ile maçı sopcast'tan bulup izledik ve gerçekten Fulham'ın geri dönüşü çok iyiydi. Kendi evinde final oynama şansını kaçırdığı için Hamburg'a üzüldüğümü söyleyemem. Cüneyt Çakır gerçekten çok iyi maç yönetti. Noat Samisa sayende Fulham sempatizanı olduk çıktık. Umarım finalde itici Atletico'yu yenip kupayı alırlar...