Tavşanların ve Ben

Mustafa Denizli'nin yanında duran şahıs, bundan üç yıl evvel bu zamanlar evinde oynayacağı Fenerbahçe maçı öncesi Fenerbahçe'yle puan farkı tıpkı bugünkü gibi 2 olan lig ikincisi takımının hocasını istifaya zorluyordu. Şimdiyse ona ''artık akıllandı'' diyorlar değil mi? İstikrar sözcüğünün içerisinde k, r ve r harfleri sıralı şekilde bulunduğuna göre kelimenin Arapça kökeninde bir ''karar verme'' durumu önceliklidir. Neye devam edeceğinize, hangi yolda süreklilik peşinde koşacağınıza baştan karar vermeniz gerekir ki adına ''istikrar'' deyin. ''Başarının istikrarı'' olmaz, o bir sonuçtur. Bugün atılan şu imza da bunun sonucudur işte. ''Ben olduğum sürece Mustafa Denizli ve Samet Aybaba bu takımda olamazlar.'' dedikten sonra ''istikrardan yanayız'' pozunu veren biri var orada ve hiç sıkılmadan bu şahsın iyi niyetinden bahsedilebiliyor. Başkanı olduğu kulübün taraftarlarını dövdürecek kadar küçülebilen biri, mesele takımı birine emanet etmek ve bunun etrafında benim hayal kurmam söz konusu olduğunda da beni Beşiktaş'a dair hiçbir şey düşünemez, yeri geldiğinde hiçbir şey hissedemez hale getirmişti.

Nasıl bir tanım yapıyorsunuz Beşiktaşlı'lığınıza, bilemiyorum. Herkesin Beşiktaş'ı farklıdır, diyerek buna bir açıklama getirmeye çalışsam da ben yalnızca benim yaşadığım kısmına karışılmasın, hissettiklerim başkası tarafından tanımlanmasın istiyorum. Orada-burada ne oluyor belki yeterince bilmiyorum ama bence, aslında ne oluyorsa saha içinde oluyor. 2004'ün travması bana bunu öğretmişti, 2010'un seçim travması da bunu pekiştirdi. Şimdi ben size ''Beşiktaş bir scout ekibi kurmalı...'' konusunu anlatsam, bunun olma ihtimaline inanmadığımdan manasız olur. Betondan anladığı kadar toptan da anlayan başkanların ülkesinde hiçbir şeyden anlamadığı, çok şeyden anlayan babası tarafından onaylanan bir koca oğlanın kötü davrandığı oyuncağı çok yerinden kırıldı. Yapıştırsalar da bantlasalar da asla eskisi gibi olamayacak, biliyorum. Ağdalı sözlerin ve hızlı kaçışların eski başkanı ''Dolmabahçe'ye kongre merkezi yapalım'' derken, ''yahu ne scout'u arkadaş, gelecek yeni topçuları çınarlı yolu yürümeden izlemenin ne manası var?'' diyorum. İlköğretim'i tamamladığım Fulya'daki okulumun 5. sınıfından mezun olurken sınıftaki 41 kişiden 5'i Beşiktaşlıydı; bilmem ki meramımı anlatabiliyor muyum?

Herkes bir şeyin mücadelesini veriyordur. Etrafımda eylem adamı olan da söz eylemcisi kalan da çok. Kendisinden gayrısını edilgen sanmak İstanbul keşmekeşinin bir sonucu olmalı. Kimisine gıpta ediyorum, kimine peşinden koştuğu değerler hakkında yeterli bilgisi olmadığı için üzülüyorum. Memlekette iki kutup var ya hani, işte ben ikisinden de nasıl bugün nefret eder duruma gelmişsem Beşiktaş'taki kutuplardan da nefret ediyorum. Beşiktaş'tan tek isteğim yerellik ve bunun sağlayacağı huzur. Ben Beşiktaş'ın müşterisi olmak istemiyorum. Beşiktaşlı olurken tek kuruş ödemedim, bana da tek kuruş ödenmedi. Ne yaşandıysa bunu bizzat ben yaşadım. Bugün Beşiktaş'a dair hislerimi ölçecek bir değer bulunamadı, azaldı mı arttı mı ben de bilemez oldum. ''Başarı'' etiketi altında yerellik tarumar edilecekse eğer, ben anlatılan Beşiktaş'ın tarafında olmaya devam edeceğim. Yalan yok, ben hala Tigana'nın Beşiktaş'ını tutuyorum. Bazen Beşiktaş'ın futbolundan sıkıldığımda onun siyah ceket, beyaz gömlek, siyah kravat'tan oluşan takım elbisesine bakıp mutlu oluyorum. Biri bağırıyor oradan ''Tigana da iyi futbol mu oynatıyordu sanki?'' diye. Cevap veriyorum: Ne olduğu belli olmayan, kriterlerini kimin peydah ettiği bilinmeyen şu ''iyi futbolun'' canı cehenneme... Eğer böyle bir tanım olmasa eminim futbol ortamımızı katbekat daha mutlu ve mesut olurdu! Bunları söylüyorum ve sonra Chateau Bibian'da Okyanus'a karşı şarap içmek varken ne işin vardı senin buralarda be adam? diyorum. Hatırana sahip çıkan da kalmadı ortada, değdi mi bunca sıkıntıya? diye sormak istiyorum. Hepsi bir kenara İsmail Er hala Beşiktaş üzerinden ekmek yiyor ya, en çok bu zoruma gidiyor. Biliyorum, hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Fakat daha da kötüsü artık yeni hayaller de geçmişteki kadar güzel olamayacak.

En kötüsü ise bu takımın mağlubiyetine üzülememek olmalı. Geçen hafta Sivasspor-Galatasaray maçında Mehmet Yıldız golü attı ya, aklıma o anda üç yıl öncesi geldi. Aynen bir 28. hafta maçıydı. Beşiktaş, ligin dibindeki Sakaryaspor deplasmanındaydı. Ya da ''Bobo'yu solda oynattı eşşoleşşek'' başlıklı maç işte... Yine bir Riko Paşa hikayesi, bunun sonucu olarak sola atılan Bobo ve Baki üzerine kalan maç ihalesi... Ben o gün çok üzülmüştüm. En son Eskişehirspor golleri sıralarken gülüyordum. Gaziantepspor mağlubiyetinde de yenilen gollerde ve kaçan gol pozisyonlarında gülmüş veya tebessüm etmiş olmalıyım. Bundan dolayı isteyen ayıplayabilir, yaftalayabilir veya x duygusundan bi'haber olarak niteleyebilir. Diyorum ya, ben kimsenin Beşiktaş'ına karışmadan stadın bir köşesinde bazı hissiyatları yaşamak istiyorum diye. Bir şey olacaksa tek yol kongre üyeliği, bu uğurda çıkmaz sokakları bile deniyor olacağım. Ama bundan gayrısı beni bundan böyle pek ilgilendirmiyor olacak. Her zaman olduğu gibi ne oluyorsa saha içinde olacak, lakin benim başıma gelenler eskisinden biraz farklı yaşanacak. Bazı futbolcularla sözleşme uzatmışlar'ın manası, yeni sezonda izleyeceklerimizin değişmeyecek olması olacak mesela. Kaça imzaladıklarıyla artık hiç alakadar olmayacağım. ''Yeter!'' demeyeceğim bir daha, söz veriyorum.

Mustafa Denizli'yi değil ama galiba tavşanlarını seviyorum. Kendisine dair duygularımın en geniş kapsamlı hali ''saygı'' kelimesinde birleşiyor olmalı. Geçen hafta Ankara'da ''yoksa üçlü savunma mı?'' demiş olsam da artık Denizli'yi yeterince anlar oldum sanırım. Onun tavşanları olmasa tekdüze ve sıkıcı Beşiktaş futbolu daha da yavan olacak. Zaten yönetime ve onun etrafında gelişenlere dair ağzımı kapalı tutmaya gayret ediyorken, eğer Denizli ve tavşanları da olmasa galiba konuşacak bir şey kalmayacak. Olur da bir gün bu sayfada yazılan maç yazılarını kağıda basma imkanı olursa eğer, her maçtan apayrı hikayeler çıkardığı için bir çeşit bol sürprizli macera romanı tadındaki sezonlar için Mustafa Denizli'ye ayrıca teşekkür edeceğim. Onun tavşanlarının geleceğe katkısının en fazla bu olacağına inanıyorum. Ulaştığım nokta maalesef bu.

Bu Beşiktaş için en iyisi Mustafa Denizli'dir. En azından çapımızı biliyoruz. Yeni sözleşme hayırlı olsun.

Noat Samisa

10.04.2010

9 yorum:

eymaltepe dedi ki...

"hayır" derken "şer" akan bi yazı gibi geldi bana ama yanlış anladıysam da çok özür dilerim.

sampi dedi ki...

Noat,

Bence bu sozlesme de diger bircok sey gibi gostermelik. Seneyi 4. bitirirsek "yiprandim, birakiyorum" dedirtilerek kovulabilir Denizli. Keza sozlesme yenilenen oyuncularin olasi kotu performansi uzun vadede kontratlarindan daha belirleyici olur.

Bahsettigin hoca istikrarinin tavsanlarla dinamitlendigi icin bir getirisi yok. 3'luyu anladik da adam adama nedir, ortada Toraman'i oynatmak neye hizmet eder kendi de bilmiyor bence.

Yine de bundan 10 sene sonra Ibrahim Uzulmez'e Denizlispor macinda taktigi kaptanlik bandiyla hatirlayacagim Denizli'yi. Bir de sayesinde Demiroren'e, basin sozculerine cok laf dusmuyor, onlara maruz kalmaktan kurtuluyoruz.

Zinedine Zidane dedi ki...

Sampi'nin son paragfarına aynen katılıyorum. Denizli nin en buyuk artısı iki kelimeyi yanyana getiremen yöneticileirn önünü kesmesidir. Derwall sonrası Galatasaray'da "Hücum fubtolu " şiarıyla önemli işlere imza atan Büyük Mustafa sonrasını pek getirememiş gibi dursa da, gönülümüzdeki, futolumuzdaki ve Çeşme balıkçılarındaki yeri ayrıdır.

Noat Samisa dedi ki...

eymaltepe,

Hayır mı şer mi, gerçekten ben de bilmiyorum.

Sampi,

Denizli-Demirören birlikteliği Kevin Kuranyi peşinde koşuyor ve bunun adına bizim ülkede istikrar diyorlar. 5 yıldır takımın aynı futbolcuya ihtiyacı varken Kuranyi'yi kömürle boyayıp ''zenci santrafor'' diye izletmeyi planlıyor olmalılar. Transferi kendi yapan hocam olsun, o vakit başkanım ne kadar kötü olursa olsun. Ama olmuyor işte.

Cartalete dedi ki...

Nasıl ki, senin içinde kalan tek heyecan Mustafa Denizli'nin tavşanlarıysa, beni de esasında oturup her yönüyle karamsarlığında boğulmamız gereken "günümüz Beşitaş'ın", bir gün şahıslara bağlı futbol oynayamayacak, sakat oyuncunun yerine oynayacak oyuncuların belli olduğu bunun için "sistem değişimine" gidilmeyecek, bir transfer ihtiyacı duyulduğunda; "Drpic kıçını açmış, Gordon'u verelim?" önerileri kadar sığ olmayıp, bir ekibin yarattığı oyuncu havuzuna yönelecek bir "sistem takımına" dönüşme hayallerim beni ayakta tutan ve kendi Beşiktaş'ımla hala sıkı bir bağlantı içinde olmamın nedenidir.

Anlaşılan odur ki bu imzayla birlikte benim hayallerim de 1 yıl beklemeye alındı.

İşin bir de gerçekçilik tarafı var tabi ki. Mustafa Denizli'nin imzalamadığını varsayarasak; Bu yönetim ne zaman gidenin yerini doldurdu ki? diye bir soru sorulabilir, o hayallerin gerçekleşmemesinde tek sebep Mustafa Denizli değil esasında "Tigana hikayesinde" olduğu gibi en başında bizim bir sorunumuz olduğu da apaçık bir gerçek.

E ne olacak, dediğin gibi çapımız belli kalacak. En azından yönetimin yüzlerini fazla görmeyeceğiz. 50 maç içinde 4-5kere de olsa modern 4-3-3 izleyeceğiz, aksi taktirde bloglarda bu konu üzerinde Denizli'ye sallayıp en azından futbol yazacağız... Bunlar da bir artıdır tabi.

tarik dedi ki...

"Betondan anladığı kadar toptan da anlayan başkanların ülkesinde hiçbir şeyden anlamadığı, çok şeyden anlayan babası tarafından onaylanan bir koca oğlanın kötü davrandığı oyuncağı çok yerinden kırıldı. "

Ben Edebiyat mezunuyum, bu kadar güzel cümle okumadım.

matiasemilio dedi ki...

iyi,kötü,güzel,çirkin her biçimdeyim..

sampi dedi ki...

Besiktas'ta transferi hocanin yaptigini zannetmiyorum. Mustafa sana Tabata'yi aldim diye cebe mesaj atan bir baskan, fahir transfer bedellerinden otlanan mafya turevi menejerlik sirketleri varken teknik direktorun transferdeki payinin %25'i gectigini dusunmuyorum. Yani olasi bir Kuranyi transferinin fikir babasinin Denizli oldugunu zannetmem. Tersi olsa Koybasi bu sezon 20 maci gecerdi. Keza Erhan Guven, Tabata...

Bana gore Denizli kokan transferler Ersnt ve Yusuf, gerisi tartisilir.

Ortaya bir sablon koyup israr etse sozlesme uzatmanin bir mantigi olur ama cok tutarsiz hoca. Yine de Del Bosque, Tigana gibi kiymetini bilemedigimiz adamlardan iyidir, en azindan kimle yataga girdigini biliyor. Zavalli Tigana sudan cikmis baliga dondu. Kendi capinda birseyler yapmaya calisti yonetime ragmen. Sonunda hem kendi kovuldu, hem de eserinden sadece ustune koyamayan Bobo kaldi.

Kalten dedi ki...

Ne olursa olsun ben bu adamı seviyorum..

Tavşanlarını da al kal Denizli