Bugünün Anısı
Son sinema içerikli postun üzerinden epey zaman geçmiş. Bunun esas sebebi, başta Güney Kore olmak üzere Uzakdoğu'dan artık eskisi kadar etkileyici filmler çıkmaması. Çin tarihi sonsuz epik hikayelerle dolu, bu sayede üretim devam ediyor. Japonya'da gore, live-action ve korku türü kendi pazarı sayesinde bir döngü oluşturuyor, ama 2009 yılı Güney Kore Sineması için felaket yılı oldu.
2008'de Japonya'nın gerisine düşmüşlerdi, artık durum daha vahim. Bu gidişle 2000'ler öncesindeki ''yönetmen sineması'' dönemine geri dönülecek, filmlerin birbirini finanse ettiği geçmiş güzel yıllar hep hasretle yad edilecek.
Uzakşark'ta geçen yılın şüphesiz en özel filmi, benim çok sevdiğim yönetmenlerden Joon-ho Bong'un Madeo'suydu. Asya Film Ödülleri jürisi Avrupa festivallerinin etkisi altında kalmadı, En İyi Film Ödülü'nü Madeo'ya verdi. Ne yaparsa yapsın Oldboy'u hem kurgu, hem de senaryo yönüyle aşamayacağını, eleştirilerin kolayca basitleşeceğini bilen Chan-wook Park, Madeo'yla aynı dönemde tamamladığı yeni filmi Thirst'te kendi yolunu takip etmek yerine Avrupalı seçkin izleyiciye direkt olarak istediğini verme yolunu seçince ortaya yine Cannes'dan ödüllü, fakat bu kez arada kalmış bir film çıktı. Park ve Bong iyi arkadaştırlar, biri birey ve bireyin iç dünyası odaklı hikayeler yazar iken diğeri birey üzerinden toplumu eleştirir. Park'ın eski filmlerinde ana konu etrafında toplumsal eleştiri göremezken, yeni film başından sonuna taşlamalarla dolu. Bong ise kendi yolundan devam edip, konu ve final itibariyle Park'a selam çakarak Madeo'yla sinemasını daha yukarı taşımış. (Memories of Murder ve The Host'u bilenler için Madeo çok daha özel bir deneyim olabilir.) Chan-wook Park'a hak vermiyor değilim, her ne kadar yeni film beklentilerimi karşılamasa da İntikam Üçlemesi'ni aşmasını beklemek insafsızlık olur. İleride finansman sorunları da oluşacak, bu da başta Chan-wook Park olmak üzere bu özel insanların Amerikan Sineması tarafından kolayca sömürülmelerine sebep olacak. Ne varsa eskilerde var veya anılar şimdi gözümde canlandılar, diyip başka iki filmden bahsedeyim.
Evet, umursamazca filmlerin merkezine oturan ögeyi anlatıyorum. Daha da ileri gidiyorum, birinde esas kızın, diğerinde esas oğlanın (ya da adamın) Alzheimer hastası olduğunu söylüyorum. Meraklanmayın, bu cümleler filmin seyir zevkini düşürmez. Aksine, isimlerinin esas ögelerini haykırdığı filmler bunlar ve bu sayede daha iddialı oluyorlar. Eminim herkes hayatında en az birkaç kez ''sevgi emek ister'' ana fikrine sahip film izlemiştir. Açık açık söylüyorum, işbu iki film, içerisinde bildiğiniz tüm romantik film klişelerinden birer demet barındırıyor. Fakat her ikisi de o denli iddialı ki eşsiz birer deneyim vaad ediyorlar. Ya da ben vaad ediyorum:
Nae Meorisokui Jiwoogae - A Moment to Remember - 2004
Bu filmin daha önce bu sayfada bahsi geçti. Bir kez daha izlemeye korkuyorum, ilk seyrin üzerinden çok zaman geçtiğinden yıllar önce aldıklarımı alamam diye çekiniyorum. Üzerimdeki etkisi sarsıcı olmuştu. Bir kadın, bir erkek; yaklaşık 2.5 saatlik bir aşk hikayesi, ama fazlası var. Birkaç sahnesi halen gözümün önüne gelir. Bu senaryoyu düşünebilen insanların dünyadaki varlığı insanlık için umutlu ve mutlu olma sebebidir. Başrol oyuncusu Ye-jin Son'a son yakışan karakter bu filmdeki Su-jin'di. Sonradan sürekli anlamsızca sert kadını oynadı, sebebini öğrenebilmiş değilim. Dağ gibi adam Woo-sung Jung bu filmdeki gözyaşları sayesinde aranan aktör oldu, oynadığı filmleri de kendisini de pek severiz.
Ashita no Kioku - Memories of Tomorrow - 2006
Biliyorsunuz, bu yıl Türkiye'de Japonya yılı. Bu sayede İstanbul'da her yıl düzenlenen Japon Filmleri Festivali daha geniş katılımı mümkün kılacak bir organizasyon haline getirilmişti. Bu filmi de ilk olarak geçtiğimiz Ocak ayında bu festival kapsamında izlemiştim. Bir roman uyarlaması, zaten uyarlama senaryo denince bu işi Japonlar'dan iyi kotaran olmadığını düşünüyorum. Romanı kendi atmosferinden çıkarıp, sinemaya bir bütün olarak yansıtma işini çok iyi yapıyorlar. Kırkın üzerinde film yöneten yönetmenine kariyerindeki ilk büyük ödülü kazandırması da senaryonun gücünü onaylıyor.Ben öncesinde Güney Kore mahsulü A Moment to Remember'ı izlediğimden bu filmdeki pek çok sahne çağrışım yaptı. Biraz üzerine gidince görüyorsunuz ki Alzheimer hastalarının yaşadıkları ve çevresindekilere yaşattıkları tüm dünyada benzer. Bu filmi kardeşinden ayırıyor, bir sıra üste koyuyorum; çünkü üstün insan Ken Watanabe var.
The Last Samurai'da üstün oyunculuk yeteneğini sergileyince aranan adam haline gelen Ken Watanabe, nerde orta yaşlı Japon'u oynayacak adam lazımsa Hollywood'a çağrılır oldu. Batman Begins'te oynadı; Clint Eastwood'la, Christopher Nolan'la çalıştı. Lost'ta oynayan Koreli'ler gibi şişirilmiş oyuncu olsa tasa etmeyeceğim ama bu adam gerçekten çok büyük oyuncudur. Ashita no Kioku'daki pilav ve düğün konuşması sahnelerinin bir başka örneği daha olamaz. Ona eşlik eden Kanako Higuchi, bu filmdeki performansı sayesinde Takeshi Kitano'nun hicvi otobiyografik filmi Akiresu to Kame'de Kitano'nun eşini oynadı.
Açıkçası şu iki filmi izlemeden önce Alzheimer'la ilgili en fazla kulaktan dolma bilgileri sahipleniyordum. A Moment to Remember yıllar önce bana bu hastalığı araştırma motivasyonunu sağlamıştı, yakın zamanda izlediğim Memories of Tomorrow ise pek çok şeyi yeniden hatırlattı. Aklınızı kurcalayacak herhangi bir meşgalenizin olmadığı, dışarı çıkmaya mecal bulamadığınız sıcak bir yaz akşamına anlam kazandırmak istiyorsanız, hele ki yalnız değilseniz veya yeni yalnız kalmışsanız, bu iki film (ve diğer adını andığım filmler) benden size tavsiyedir. Daha önceki tavsiyeleri değerlendirip pişman olmayanlar emin olun, bugünün anısından yine memnun kalacaksınız.
Noat Samisa
15.05.2010
2008'de Japonya'nın gerisine düşmüşlerdi, artık durum daha vahim. Bu gidişle 2000'ler öncesindeki ''yönetmen sineması'' dönemine geri dönülecek, filmlerin birbirini finanse ettiği geçmiş güzel yıllar hep hasretle yad edilecek.Uzakşark'ta geçen yılın şüphesiz en özel filmi, benim çok sevdiğim yönetmenlerden Joon-ho Bong'un Madeo'suydu. Asya Film Ödülleri jürisi Avrupa festivallerinin etkisi altında kalmadı, En İyi Film Ödülü'nü Madeo'ya verdi. Ne yaparsa yapsın Oldboy'u hem kurgu, hem de senaryo yönüyle aşamayacağını, eleştirilerin kolayca basitleşeceğini bilen Chan-wook Park, Madeo'yla aynı dönemde tamamladığı yeni filmi Thirst'te kendi yolunu takip etmek yerine Avrupalı seçkin izleyiciye direkt olarak istediğini verme yolunu seçince ortaya yine Cannes'dan ödüllü, fakat bu kez arada kalmış bir film çıktı. Park ve Bong iyi arkadaştırlar, biri birey ve bireyin iç dünyası odaklı hikayeler yazar iken diğeri birey üzerinden toplumu eleştirir. Park'ın eski filmlerinde ana konu etrafında toplumsal eleştiri göremezken, yeni film başından sonuna taşlamalarla dolu. Bong ise kendi yolundan devam edip, konu ve final itibariyle Park'a selam çakarak Madeo'yla sinemasını daha yukarı taşımış. (Memories of Murder ve The Host'u bilenler için Madeo çok daha özel bir deneyim olabilir.) Chan-wook Park'a hak vermiyor değilim, her ne kadar yeni film beklentilerimi karşılamasa da İntikam Üçlemesi'ni aşmasını beklemek insafsızlık olur. İleride finansman sorunları da oluşacak, bu da başta Chan-wook Park olmak üzere bu özel insanların Amerikan Sineması tarafından kolayca sömürülmelerine sebep olacak. Ne varsa eskilerde var veya anılar şimdi gözümde canlandılar, diyip başka iki filmden bahsedeyim.
Evet, umursamazca filmlerin merkezine oturan ögeyi anlatıyorum. Daha da ileri gidiyorum, birinde esas kızın, diğerinde esas oğlanın (ya da adamın) Alzheimer hastası olduğunu söylüyorum. Meraklanmayın, bu cümleler filmin seyir zevkini düşürmez. Aksine, isimlerinin esas ögelerini haykırdığı filmler bunlar ve bu sayede daha iddialı oluyorlar. Eminim herkes hayatında en az birkaç kez ''sevgi emek ister'' ana fikrine sahip film izlemiştir. Açık açık söylüyorum, işbu iki film, içerisinde bildiğiniz tüm romantik film klişelerinden birer demet barındırıyor. Fakat her ikisi de o denli iddialı ki eşsiz birer deneyim vaad ediyorlar. Ya da ben vaad ediyorum:
Nae Meorisokui Jiwoogae - A Moment to Remember - 2004
Bu filmin daha önce bu sayfada bahsi geçti. Bir kez daha izlemeye korkuyorum, ilk seyrin üzerinden çok zaman geçtiğinden yıllar önce aldıklarımı alamam diye çekiniyorum. Üzerimdeki etkisi sarsıcı olmuştu. Bir kadın, bir erkek; yaklaşık 2.5 saatlik bir aşk hikayesi, ama fazlası var. Birkaç sahnesi halen gözümün önüne gelir. Bu senaryoyu düşünebilen insanların dünyadaki varlığı insanlık için umutlu ve mutlu olma sebebidir. Başrol oyuncusu Ye-jin Son'a son yakışan karakter bu filmdeki Su-jin'di. Sonradan sürekli anlamsızca sert kadını oynadı, sebebini öğrenebilmiş değilim. Dağ gibi adam Woo-sung Jung bu filmdeki gözyaşları sayesinde aranan aktör oldu, oynadığı filmleri de kendisini de pek severiz.Ashita no Kioku - Memories of Tomorrow - 2006
Biliyorsunuz, bu yıl Türkiye'de Japonya yılı. Bu sayede İstanbul'da her yıl düzenlenen Japon Filmleri Festivali daha geniş katılımı mümkün kılacak bir organizasyon haline getirilmişti. Bu filmi de ilk olarak geçtiğimiz Ocak ayında bu festival kapsamında izlemiştim. Bir roman uyarlaması, zaten uyarlama senaryo denince bu işi Japonlar'dan iyi kotaran olmadığını düşünüyorum. Romanı kendi atmosferinden çıkarıp, sinemaya bir bütün olarak yansıtma işini çok iyi yapıyorlar. Kırkın üzerinde film yöneten yönetmenine kariyerindeki ilk büyük ödülü kazandırması da senaryonun gücünü onaylıyor.Ben öncesinde Güney Kore mahsulü A Moment to Remember'ı izlediğimden bu filmdeki pek çok sahne çağrışım yaptı. Biraz üzerine gidince görüyorsunuz ki Alzheimer hastalarının yaşadıkları ve çevresindekilere yaşattıkları tüm dünyada benzer. Bu filmi kardeşinden ayırıyor, bir sıra üste koyuyorum; çünkü üstün insan Ken Watanabe var.
The Last Samurai'da üstün oyunculuk yeteneğini sergileyince aranan adam haline gelen Ken Watanabe, nerde orta yaşlı Japon'u oynayacak adam lazımsa Hollywood'a çağrılır oldu. Batman Begins'te oynadı; Clint Eastwood'la, Christopher Nolan'la çalıştı. Lost'ta oynayan Koreli'ler gibi şişirilmiş oyuncu olsa tasa etmeyeceğim ama bu adam gerçekten çok büyük oyuncudur. Ashita no Kioku'daki pilav ve düğün konuşması sahnelerinin bir başka örneği daha olamaz. Ona eşlik eden Kanako Higuchi, bu filmdeki performansı sayesinde Takeshi Kitano'nun hicvi otobiyografik filmi Akiresu to Kame'de Kitano'nun eşini oynadı.Açıkçası şu iki filmi izlemeden önce Alzheimer'la ilgili en fazla kulaktan dolma bilgileri sahipleniyordum. A Moment to Remember yıllar önce bana bu hastalığı araştırma motivasyonunu sağlamıştı, yakın zamanda izlediğim Memories of Tomorrow ise pek çok şeyi yeniden hatırlattı. Aklınızı kurcalayacak herhangi bir meşgalenizin olmadığı, dışarı çıkmaya mecal bulamadığınız sıcak bir yaz akşamına anlam kazandırmak istiyorsanız, hele ki yalnız değilseniz veya yeni yalnız kalmışsanız, bu iki film (ve diğer adını andığım filmler) benden size tavsiyedir. Daha önceki tavsiyeleri değerlendirip pişman olmayanlar emin olun, bugünün anısından yine memnun kalacaksınız.
Noat Samisa
15.05.2010
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Arşiv
-
►
2011
(77)
-
►
Mayıs
(8)
- CL Finali'nden Geriye Kalan 5 Şey
- Fernandes Transferi Hakkında
- #1 - Skandalın Gölgesi Üzerinde
- Andre Villas ''Şüphesiz Special'' Boas ve Gölgenin...
- Belediye'nin Geçmişteki Büyük Rantı - Türkiye Kup...
- Premier League'de Sezon Finali: Manchester United ...
- El Clasico 4'lüsünden Öğrendiğim 4 Şey
- Büyük Dinozorlar Çağı: IFABaurus!
-
►
Mayıs
(8)
-
▼
2010
(299)
-
▼
Mayıs
(35)
- CV Kupası
- Kamikaze Capello
- Turfanda Quaresma
- Unutulmazlar: Gordon Banks
- Premier League'e Turist
- Sen Topunu Oyna Fabregas
- Asyalı Rooney
- Gourcuff ve Yeni Fransa
- Tigana Bordeaux'da
- Eser Yağmur ve Konyaspor
- Inter 2-0 Bayern
- Blackpool 3-2 Cardiff
- Bordeaux'nun Yeni Hocası
- James Milner #3
- Blackpool v Cardiff
- Morten Gamst Pedersen
- Beklenen Tevez Etkisi
- Chelsea 1-0 Portsmouth
- Bugünün Anısı
- Barry'siz İngiltere
- Fulham 1-1 Atletico (1-2 aet)
- Batuhan Oldu Batırcan
- N Forest 3-4 Blackpool (4-6)
- Capello'nun Kadrosu
- LMA 2010: Roy Hodgson
- Şampiyon Chelsea
- Final Günü
- Beşiktaş 2-0 Manisaspor
- Topal Elano Topal
- Ortadirek Şampiyon
- Trabzonspor 3-1 Fenerbahçe
- 5 Mayıs
- Ofsayt Futbol
- Diyarbakırspor 1-3 Beşiktaş
- Adam Hakikaten Öldü
-
▼
Mayıs
(35)
Blog
- Aceto Balsamico
- Ali Sami Yen
- Amerika Deplasmanı
- Anadolu'dan Futbol
- Artemio Franchi
- Banlieue
- Bizim Taraf
- Borges
- Cartalete
- Ceza Sahası
- Di Massimo Talento
- Ekşi Beşiktaş
- Flying Dutchman
- Gol Atan Kaleye
- Hakiki Tosun Blog
- Hayat Sensin
- Hayat Yuvarlaktır
- Klasik Futbol
- Lambuja
- No Pain No Gain
- Papa Bouba Diop
- Papazın Çayırı
- PCLion FC
- Pennearabiata
- Rakamla 10
- Salsa Basket
- Scugnizzi
- Stalker
- Tardini Büfe
- Total Futbol
- Ultras Movement
- Uludağ Beşiktaş
- Uzun Paslar
- Şairler Parkı
Yazarlar
Columnists
Columnists
- Alan Smith
- Andy Hunter
- Barry Glendenning
- Ben Lyttleton
- Daniel Taylor
- David Hills
- David Hytner
- David James
- David Pleat
- Dominic Fifield
- Fernando Duarte
- Henry Winter
- John Ashdown
- Leander Schaerlaeckens
- Marcela Mora y Araujo
- Matt Scott
- Paul Doyle
- Paul Fletcher
- Phil McNulty
- Robbo Robson
- Sean Ingle
- Shaka Hislop
- Steve Claridge
- Tim Vickery - BBC
- Tim Vickery - SI
Dizin
- Ada Futbolu (1046)
- Beşiktaş (340)
- Dünya'nın Futbolu (263)
- Türkiye'nin Futbolu (214)
- Ulusal Futbol (180)
- Asya Sineması (16)
- Futbolun Kutsalı (13)
- Anime (6)
- Ligue 1 (4)
- Teknik Futbol (4)
- Basketbol (2)
- Formula 1 (2)
- Harry Potter (2)
- Sinema (2)
- BİY United (1)
- FD (1)
2 Fikir, Tenkit, Yorum:
2 Hafta önce izledim yazacaktım,üşengeçlikten yazmadım hala yazacağım ama şahane yazmışsın daha da gelmem Davosa
Eski postları okuyorum Noat Samisa ve senin uzakdoğu sinemasını çok seven bir olduğun aklımdan çıkmış. Şimdi blogu kontrol edip tavsiye ettiğin filmlerin listesini alıp temin edeceğim. Şu ara çok yoğun çalışıyorum pek zamanım yok fim izlemeye ama yine de temin edip izleyeceğim...
Yorum Gönder