Eser Yağmur ve Konyaspor

Sanırım İnönü'deki son sezon açılışıydı. Tayfur Havutçu'nun jübilesini saymıyorum, zaten iyi bir organizasyon değildi. Yeni stadyum düzeniyle birlikte 2002'den sonra bir daha eskiye benzer organizasyonlar yapılmadı. 2002 yazındaki sezon açılışında 'Müslüm Baba' Amaral'ın transferi açıklanmış, birkaç gün sonra da ''Kartal'a Gurbetçi Golcü'' haberini almıştık. Daniel Pancu'nun forvet olduğunu sandığımız zamanlarda Eser Yağmur'a sıra gelmeyeceğini biliyorduk. Ertesi sene Eser'in kendini Türkiye'de kanıtlamış versiyonu, aynı oyun ve koşu stiline sahip Sinan Kaloğlu Beşiktaş'a transfer edilirken Eser Yağmur halen süren Anadolu turuna yeni başlıyordu. Bu ikili bir dönem Bursaspor'da buluştular. İlginçtir, Wolfsburg'dan Beşiktaş'a transfer edilen Eser Yağmur bugün Altay karşısında Konyaspor'un zirve lige dönüşüne katkı yaparken Altay'dan Beşiktaş'a transfer olan Sinan Kaloğlu futbol hayatına Hollanda'da devam ediyor. Fotograf sezonu şampiyonu Bursaspor'un alt ligde olduğu günlerden kalma, Eser'e engel olmaya çalışan da bizim Psikopat Ali...

Türkiye'de alt ligleri takip etmek kolay olmasa da özveri gösterip heyecana katılmaya çalışan karşılığını mutlaka alıyor. Bu yıl yakınımda bir 1. Lig temsilcisi kulüp olmadığından uzaktan baktım, ama son 3 yılda olduğu gibi yine play-off heyecanına katıldım. Çıplak gözle izlediğim üç maç play-off havasından çok uzaktı. Yarı yarıya tribünler başlı başına bir keyif tabii, lakin sahadaki oyun ligin son haftalarında düşmemeye oynayan takımların mücadelesi gibiydi. Mevcut statüye play-off demek de doğru değil, adını ''lig sonu ligi'' koymak daha uygun. Bu da ''bizi kümede bırak hocam'' talebi gören, 90 dakikayı parçalara bölen hocaları öne çıkardı. Her maç bir sonraki düşünülerek oynandığından Ziya Doğan'ın en iyi bildiği işi yapmasına imkan doğdu. Ziya Doğan'ın takımı denince benim aklıma gol olmadıkça sıkıcı devam eden maçlar gelir. Golü atan Ziya Doğan'ın takımı olursa kalelerini savunmak adına gösterdikleri sıradışı şeyler, maçın geride kalan bölümüne göre daha heyecan verici olabilir. Mesela geçtiğimiz perşembe günü Karşıyaka'ya karşı skoru bulunca Eser hariç diğer 9 kişiyle adam adama markaj oynadılar. Her futbolcunun markajını takip etmesi, Karşıyaka'nın ısrarla araması ama bir türlü boşluk bulamamasını izlemek benim için keyifliydi. Bu oyun tarzı takımı kümede tutuyor, Konyaspor'u yeniden zirve lige taşıyor ve Ziya Doğan yine talep ediliyor. Aslında durum bu kadar basit. Hatta yeni Ayman'ını da bulmuş. Ufukhan Bayraktar'ı önce Adanaspor'a karşı orta sahada, sonra Karşıyaka'ya karşı üçlü savunmanın solunda, bugün de önce orta sahada, sonra sağ bekte oynattı. Ufukhan her daim rakibin hedef adamının etrafında gezindi. Savunma üzerine yoğunlaştıktan sonra Eser'in sırtı dönük oyunuyla Erdal'ın yeteneğini kontra ataklar için kullandılar. Kaue'nin duran top kullanma becerisini de takımın yüksek boy ortamalasıyla birleştirince gol üretmede sorun yaşamadılar.

Bugün final niteliğindeki maçın iki hocası da göreve ligin uzatmalarında ''ya hep, ya hiç'' için gelmişlerdi. Güvenç Kurtar da hemen takıma imzasını koymuş, Altay duran topları alan savunmasıyla karşıladı. Ziya Doğan da uygun tabirle meslektaşının ''ciğerini'' bildiğinden kornerleri alan savunmasının zayıf noktalarına doğru kullanması yönünde oyuncularını uyarmış olmalı. Yine Güvenç Kurtar imzalı, duran top hücumlarını ise göremedik, bunu sebebi zaman sıkıntısı olmalı. Güvenç Kurtar denince benim aklıma - tabii onun yönetiminde küme düşen takımlar bir kenara - ülkemizin tek duran top alan savunması uygulatan hocası olması geliyor. Kornerlerde, çaprazdan ve cepheden kullanılan duran topların tamamında farklı bir yerleşim görülür, Kurtar bunu gittiği her takımda uygular. Bugün ilk 60 dakika Altay oyuna hakimdi. Sağ kenarda Musa Sinan rakibe çok zor anlar yaşatmış, gol ve pozisyonlar oradan gelişmişti. 60. dakikada oyun rayında giderken nedense Musa Sinan çıktı ve Kurtar skoru koruma yönünde bir hamle yaptı. Bu işin ustası ise karşı taraftaydı. Yılmaz Vural'ın da Güvenç Kurtar'ın da takımlarında skoru koruma zaafı fazladır. İki hoca da futbol anlayışlarını ''pozitif'' olarak etiketler, ama puan tablosunda sıklıkla Ziya Doğan'ın altında kalırlar. Bir kornerin reboundunda şanssız bir gol yiyen Altay, 1-1 sonrası kontrollü skor oyununa geri dönemedi. Ziya Doğan imzalı Konyaspor ani ataklarından birinde oyuna sonradan giren Ramazan Kahya muhteşem bir gol attı. Sonrasında şuursuz Altay ataklarını Konya'nın kontraları takip etti. Beraberlik golünden sonra gelen kırmızı kart, karamboller ve penaltı itirazı derken maç bitti, son maça beraberlik kredisiyle çıkan Konyaspor zirve lige geri döndü.

Yeni play-off sistemi, daha az sürprizli bir ortam oluşturdu. Konyaspor lig statüsü sayesinde play-off'ta oynadığı üç maçta da rakiplerine kendi oyununu kabul ettirdi. Bu da Ziya Doğan'ı işaret eder. Konyaspor muhtemelen sezona Ziya Doğan'la başlasa ligi ilk 2 içinde bitirirdi. Konyaspor'un 83 doğumlu savunmacısı Ahmet Görkem Görk benim Boluspor'da iken çok beğendiğim, hatta sezon başında Gökhan Zan'ın gidişi sonrası Beşiktaş savunması için uygun bulduğum bir oyuncuydu. Arası boştur, ama bugün itibariyle hala aynı kanaatteyim. Beşiktaş hala bir yerli stoper arıyor ve bu isim pekala Ahmet Görkem Görk olabilir. Tüm bunlar bir kenara, Konyaspor-Adanaspor maçında Eser Yağmur'un, bugün de Ramazan Kahya'nın golünü canlı izlemek bana yetti. Bu arada Gary Lineker bu geceye dair mesajını yayınlamış: Play-off'lar bazen üç, bazen altı maç üzerinden oynanan basit bir statüdür. Taraftarlar gece-gündüz yolculuk yapar ve sonunda İzmir takımları kaybeder...

Fotograf: bursaspor.org.tr
2010 1. Lig Play-off
Konyaspor
Noat Samisa

25.05.2010

4 yorum:

Cagri dedi ki...

Kendini gösterme ihtiyacı mı bilemiyorum ama takip ettiğim kadarıyla sezon performansı etkileyici olmayan Eser, Tayfun'un yokluğunda Tayfun rolünü ondan daha iyi oynadı. Özellikle Adana maçında hava toplarının çoğunu alarak rakip kaleye gitmemizi sağlaması beni bayağı şaşırttı, hatta uzun süre maçın başında onun Tayfun olduğunu zannettim.:)

Ziya Doğan'lı bir takım doğrudan çıkar mıydı bilemiyorum açıkçası özellikle kapanan rakiplere karşı Kaue'nin duran topları dışında pek birşey üretemiyor gibi görünüyordu takım en iyi performansını sergilediği sezon başı dönemde. Ama asıl takdir edilecek kısım, kalecisi tutuklanmış, en iyi oyuncusu trafik kazasında felç olmuş bir takımın iki önemli oyuncuyu kaybetmekten çok daha fazlasına sebep olan negatif psikolojiden toparlanıp-ki lider puanda geçilen ilk yarıdan sonra tepetaklak giden takım performansı da cabası-, gerilimin bu kadar yüksek olduğu maçların tamamında mental olarak müthiş dirayetli bir performans gösterecek seviyeye gelmesidir. Mevzubahis başarıya ulaşmak olduğunda maratonun sonunda batıracağına taraftarlarında mutlak inanç olan bir takımdan bu sebeple böyle bir play-off performansı kesinlikle beklemiyordum. Konyalı bir Beşiktaşlı olarak Beşiktaş'ın olduğu her yerde acaba vardır felsefesini birebir uyarlayabiiriz, özellikle de zirve lige yükselme söz konusuysa. Belki de bu sebepten ikisine de olan sevgim birbirlerini besliyor, bilemiyorum.:)

Görkem, izlediğim kadarıyla tam bir Servet Çetin, dar alanda müthiş ama geniş alanda sıkıntı çekebiliyor. Sezon başında içerideki Erciyes maçında, rakibin Afrikalı oyuncusuyla baş edemeyip biz aynı adamdan golü de yiyince, oyundan çıkarken yuhalanıyordu mesela. Ama Adana ve Karşıyaka maçlarında harikaydı. Kalenin önüne uçak çekmek gerekiyorsa Dünya'da en önce onu alırım artık tartışmasız.:)Beşiktaş'a da kesinlikle uygun bir stoper yedeği olur. Bu arada Karşıyaka maçındaki ikinci yarı bizim yarı sahada değil 18'in içinde oynanınca ama rakip pek birşey üretemeyince deplasmandaki Chelsea maçını resmen tekrar yaşadım. Tarafsız izleyince o savunmayı izlemek güzel olsa da taraftar olarak pek hoş olmuyor.:)

Konya'nın stadını, oyun tarzını sevmeyip veya diğer takımların şehir veya takım olarak çıkmasını insanların istemesini anlayabiliyorum elbette ama inatla etrafta devam eden Konya çıkmasın yaygarası sonucunda kazanmış olmamıza daha da çok sevindim. En çok da şu şehre dair bilgisi olmayan insanların tavrı rahatsız ediyordu. Yurtdışında Türkiye'nin yanlış bilinmesi ve önyargılara karşı tepki veren insanların Türkiye içinde hemen her açıdan Dünya'daki Türkiye modelinin yurtiçindeki versiyonu olan Konya'ya karşı tutunduğu tavır acayip rahatsız edici bir çelişki. Şu play-offlarda ortaya atılmayan -özellikle de siyasi içerikli- teori kalmadı. Şu takımın, onun sevenleri için ifade ettiği anlam, çok saf bir duygu, kendisine, yaşadığı yere ait bir unsura bağlılık herşeyden önce. Bunlarla birlikte düşününce senin Kasımpaşa'yla kurduğun ilişkiye acayip benzetiyorum ben Konyaspor'la aramdaki ilişkiyi. Geçen sene şampiyonluğa sevinememiştim doğru düzgün, hala o günün tadını çıkaramayışım içimde bir yara olarak duruyor.

Noat Samisa dedi ki...

Çağrı,

Eser Adanaspor maçının ilk 15 dakikasında gerçekten harika oynadı. Beşiktaş'ta iken bu şekilde, yani kalçasını rakibe dayayarak oynuyor olsaydı belki onu siyah-beyaz formayla izleyebilirdik.

Poljak'ın geçirdiği kaza fotografları ilk gördüğümde beni dehşete düşürmüştü. Bahsettiğin psikolojik taraf mutlaka var ve ne kadar teknik açıdan eleştirilirse eleştirilsin, piyasada talep gören tüm yerli hocalar grup yönetimi becerisine sahip. Hele ki Ziya Doğan, toplama takım Diyarbakırspor'un mali sorunlar az iken oynadığı futbol ortada.

Görkem üç yıl önceki play-off finalinde tam Servet misali kafayı sardırıp oyuna devam etmişti. Uçanı kaçanı yakalıyordu, hayran olmuştum. Kendisi hakkındaki gözlemlerimiz parelel.

Ben aslında Kasımpaşa'yla bir ilişki kurmuyorum, Kasımpaşa beni buluyor. Gecesi dışarıda geçmiş bir cumartesi sabahı geç kalkılır saat 12'yi geçmiştir. Kahvaltı yapılır ve cumartesi 13'te oynanacak maça 10-15 dakika kala evden çıkarım. Bazen kahvaltıyı stadda yaptığım olur. :) Bundan öncesinde yerellikten beslenen Beşiktaş'tı, aslında hala öyle ama yakınımda olan-bitene ben kayıtsız kalmak istemiyorum. Sağolsun Yılmaz Vural da orayı cazibe merkezi haline getirdi. Söylenen tüm ithamlar ise afaki. Bunu bırakalım, federasyon başkanı eski Altay başkanı yahu. Aynısı geçen senin play-off'larında Kasımpaşa-Altay maçı için olmuştu. 120. dakikada Evren'in golü sayılmayınca Kasımpaşa tribününde insanların algısı ''Mahmut Özgener başkan ya, işte şöyle böyle'' oldu. Ama sıklıkla sahada görünen belirliyor tabelayı, bunun en güzel örneği de Bursaspor. Bu tip söylemleri hiç takmamak lazım bana kalırsa.

Detaylı yorum için çok teşekkürler.

jacqprevert dedi ki...

altay/karşıyaka'yı yenip birinci lige çıkan takım anında tü kaka oluyor. kasımpaşa için söylenenler ortadayken dün okuduğum bir yorum: ''sarı zemini ve tepkisiz taraftarıyla konyaspor gelir gelmez ligimizin 'marka değerini' düşürmüştür'' söyleyecek söz bulamıyorum lineker noktayı koymuş.

Kalten dedi ki...

Bu "Güzel ve Çirkin" temalı futbol resimleri çok iyi oluyor. Bir ünlü İbrahim Üzülmez ile Torres versiyonu vardı, Gollum gibi kovalıyordu arkasından, inanılmazdı.. Bir de tabii Lineker demişken Recep Çetin - Lineker var, bilenler bilmeyenlere anlatsın :)