Inter 2-0 Bayern

Önce Premier League şampiyonunu, sonra La Liga şampiyonunu mağlup eden Serie A ve İtalya Kupası şampiyonu Inter, bugün de Bundesliga şampiyonunu mağlup ederek Şampiyonlar Şampiyonu oldu. Geçen sezonun Barcelona'sından önce aynı sezonda lig, kupa, CL üçlüsü yapan son takım 99'un Man Utd'ıydı; Inter son on bir yılda bunu başarabilen 3. takım oldu. Jose Mourinho, Chelsea'den ''yapamadığı'' gerekçesiyle kovulduğu işi, bunun için çağrıldığı Inter'de başardı. Karşımızda sahaya bir fazlasını koyan bir adam var ve eğer önümüzdeki senelerde biri kendine ve takımına farklı bir yol çizmek istiyorsa Mourinho'nun sahada gösterdiklerini aşmak zorunda.

Louis van Gaal bu sezonun en özel fikirlerinden birinin sahibiydi. Orijinleri kenar adamı olan Schweinsteiger ve Pranjic'i ikinci orta saha oyuncusu olarak kullanıyordu, sezon başındaki Tymoschuk fikri değişmişti. James Milner'ın Aston Villa'daki rolüyle birlikte bu fikrin bir başka temsilcisi de Engin Baytar'ı orta sahada konumlandıran Şenol Güneş olmuştu. Türkiye Kupası Finali'nin en kilit hamlesi buydu bana göre, bir noktadan sonra Bayern'i farklılaştıran da bu oldu. Robben bu sayede ters kenar oyununda daha iyi sonuç vermeye başladı. Bugün maç öncesi planında Muller'i merkez oyuncu olarak kullanıp Olic'i kenarlara açmaya çalışacaklar, Ribery'nin olmadığı bir günde oyunu Robben üzerine yıkacaklardı. Mourinho da bunu çok iyi bildiğinden Stankovic'in yerine Chivu'yu tercih edip Zannetti'yi orta sahaya koydu. Kenar adamlarından üçlü orta sahada iç oyuncusu yaratabilirsiniz, ama Zanetti veya Milner'ı orta saha ikilisinde pasör olarak kullanmak bambaşka bir fikirdir. Mourinho biliyordu ki Muller'in sırtı dönük alıp dağıtacağı topları bir şekilde halledebilirlerdi. Solda Ribery'nin olmadığı bir günde Hamit'in defansif görevi, Lahm'ınkinden fazlaydı. Inter için açık bir tehdit oluşturmuyordu. Keza ters tarafta Pandev'in top rakipteyken yapması gerekenler, topa sahipken yapması gerekenlerden çok daha fazla özveri istiyordu. Ama ters ayaklı Robben'i ve onun üzerinden gerçekleşecek setleri Pandev'in yardımı engellemedi.Pandev yalnızca Lahm'ın çıkışları karşısında tehdit vasfını kullandı. Sağ kanatta oynayan solak bir oyuncuyu aynı hattan getireceğiniz yardımla durduramazsınız, hele bu oyuncu Robben'se asla. Louis van Gaal'in Robben'i ters kenarda oynatma tercihinde onun şut tehditinden ve oyun görüşünden daha fazla yararlanma fikri vardır. Robben çizgi dibini değil, daha çok sağ iç koridoru kullanır ya da sahayı enine katederek şut imkanı kovalar ki bunları maç içinde defalarca gördük. Badstuber zaten önünde oynayan Eto'o-Maicon ikilisine kafa tutarcasına ataklara katılamazdı. Tıpkı Inter gibi onlar da oyunu kendi sollarına sıkıştırmaya çalıştılar. Pandev ve Eto'o Bayern'in beklerini yerine çakınca, Sneijder orta sahada bir fazla adam olarak göründü ve Inter orta sahada oyun üstünlüğünü ele aldı. (Bu noktada van Buyten ve Demichelis yerine Lucio olsaydı Bayern savunmasında, zaman zaman öne çıkarak bu durumu avantaja dönüştürebilirdi.) Cambiasso sola yardım getirdiğinde ortada bir boşluk oluştu ama Schweinsteiger'in delici vasfını kullanmasını da Sneijder engelledi. Bekler çıkamayıp, orta sahada rakibe üstünlük kuralamayınca oyun yalnızca Arjen Robben'in üzerine kaldı. Karşısındaki stoper bek Chivu hep içeriyi kapatırken, Cambiasso sürekli dışarıyı kapattı. Robben bir kez olsun Chivu'yla teke tek kalmadı, alan bulduğunda da bir şut hariç ancak son çizgiye ulaşabildi. Bir kenar adamını savunmak için tek reçete yok, Cambiasso'nun bu akşamki rolü bunun zirve örneğidir.

Ceza sahası ve civarı hariç sahanın her yerinde rakibin topla oynamasına izin verdiler. Önde kazandıkları toplarla çalışılmış, ezbere oynadıkları kontra ataklar yaptılar. Diego Milito çıktı sahneye, son maçlarda sürekli yaptığını yapıp yine oyunun kahramanı oldu. Hedef santrafor olarak oynadı, Inter topu kazandığında ilk düşünce hep Milito oldu. Bu işi Barcelona'da muhteşem yapabilen, eksikliği bu sezon görülen Eto'o'nun Mourinho tarafından bu role layık görülmediğini, ağır işçi olarak kenara konulduğunu not düşelim. Milito'yu galiba en iyi bu kıyas anlatıyor. Julio Cesar uzun oynadı, merkez santrafor Milito indirdi. Sneijder oluşan kademe arızasını çok iyi gördü ve Milito'nun gol vuruşu ağları buldu. İkinci devre başındaki ani baskın ve Julio Cesar'ın enfes kurtarışıyla engellenen Robben şutu Bayern'in yegane şansıydı. Taktik savaşta kaybeden Bayern, oyunu maç dinamikleri yardımıyla çevirebilirdi. Ya da bir duran top golüne bağımlıydılar. Yine önde kazanılan bir top, hakem Howard Webb avantaja bıraktı ve yine Milito çıktı sahneye. Van Buyten'i teke tekte çaresiz bıraktı ve maçı bitirdi. Sonradan Robben karşısında posası çıkan Chivu görevini boşlayınca Bayern oyunun geri kalan bölümüne göre daha aktif göründü. Mourinho oyuna taze güç kattı, van Gaal ise Muller'in rakip savunma arasında kaybolduğu, Olic'in alan bulamadığı bir günde statik forvet sayısını artırarak elde kalan son şans olan plan dışı golleri kovaladı.Bugün Jose Mourinho ise 20 yıl önce Arrigo Sacchi'ydi. Sık sık anlatılan, bilinen bir hikayedir. Sacchi'nin Milan'ı bazı idmanlarda 5'e karşı 10 maç yaparmış. Kaleci, önünde organize dörtlü savunma ve bir önliberoya karşı, 10 yetenekli oyuncu... Tek farklı kural, savunan takım topu her kazandığında rakip, oyuna yarı saha gerisinden başlarmış. 15'er dakikalık bu çalışmada hücum takımının gol atabildiği görülmemiş. Aynısını Inter'e uyarlayalım. Bugün savunma hattının ceza sahası önünde, orta sahanın onun 20 metre önünde ve Milito'nun savunmadan 40 metre ötede olduğu bir yapıda kontra atak silahı kullanmak için rakibe topla oynama şansı vermelisiniz. Bayern'in bugünkü topla oynama yüzdesi, tabelanın yazdığı ışığında tuzağa düştüğünün göstergesidir. Reaktif bir hoca olan Mourinho, karşısındakinden fikrini bozacak bir hamle gelmediği müddetçe bu oyunda ısrar etti. Kabul edelim ki Van Gaal'in elindeki kadro ışığında bir B planı mümkün değildi. Schweinsteiger'i oyuna sokabilseler ya da Ribery olsa ki ikisi birbiriyle bağlantılıdır, Bayern kupanın sahibi olabilirdi. Oyunu iki yönlü oynayamadılar, yani hem sağı hem sol kanadı kullanmadılar. Sol kenar yetim kaldı, Hamit'in elinden gelen yetmedi. Karşı tarafta ise Zanetti, Milito, Sneijder, Eto'o, Cambiasso; görevlerini eksiksiz yerine getirdiler.

Harika bir taktik maç oldu. Üçlü, bazen dörtlü kademelerdeki disiplini görmek, Maicon'un maç boyu bulduğu tek boşluğu değerlendirdiğini, tek hamle şansı olan savunmacının tereddüt etmediğini, Robben'in bıkmadan usanmadan yaptığı denemeleri görmek çok keyifliydi. Sezonun yıldızlarından Arjen Robben'i etkisizleştiren Inter, buraya kadar gelirken ürettiği gollerin benzerini atarak kupaya uzandı. Jose Mourinho bundan sonra Real Madrid'de daha yetenekli oyuncu topluluğuyla belki daha fazlasını koyacak sahaya. Barcelona David Villa'yı alarak ve Fabregas'a kanca takarak şimdiden bu seneden iyi olma çalışmalarına başladı. Bir başkası daha fazlasını koyacak sahaya ve biz hep daha iyisini göreceğiz. Futbolda hep bir fazlası vardır, Jose Mourinho belki de bu gerçeği en iyi bilen adam. Onun başarıları bizim futbol ukalalağı yapabiliyor olmamızın da temelini oluşturur. Bu güzel gecede emeği geçen herkese teşekkürler.

2010 Şampiyonlar Ligi Şampiyonu
Internazionale
Noat Samisa

23.05.2010

11 yorum:

UyAha dedi ki...

Bu güzel yazı içinde ben teşekkür ederim.

emireri dedi ki...

inter yazısını görünce quaresmada aklıma geldi..

ne diyorsun üstad, quaresma, volkan şen ve ozan dedikoduları aldı yürüdü?? bizim reçetemizde bu isimler olsa bile yetmez mi??

sezon değerlendirmesi ve swot analizi ne zaman gelir??

Noat Samisa dedi ki...

Emieri,

Sezon değerlendirmesi veya SWOT analizi gelmeyecek, çünkü ben 31 Ocak itibariyle kulübün genel durumuna ilişkin kaygılarımı dondurdum. Olaylar geliştikçe kulüp kendine yeni bir yol çiziyor, daha fazla saçmalıyorlar. Bu sebepten şu anki konumum ''Quaresma gelsin, izleyelim'' şeklindedir. Volkan ve Ozan da hayranı olduğum, ''büyük takımda şöyle böyle olurlar'' sözlerine karşı çıktığım oyunculardır. Ama artık ikisi de şampiyon takımın oyuncuları. Bizim Quaresma perşembe günleri sahaya çıkarken, bu ikilinin önünde CL şansı var. Üçü de takımın ihtiyacı olan oyuncular, ama ben Volkan ve Ozan'ın Beşiktaş'a transfer olma hatasına düşmeyeceklerini düşünüyorum.

Quaresma havaalanına inerse üzerine bir şeyler söyleriz, ama karşılamaya gitmeyiz. :)

non of your business dedi ki...

maçın en güzel anlarında biri 2. golde avantaja bırakılan faul ve devamında gelen goldür. bunu en iyi yapan EPL hakemleri zaten. bizim hakemlerimiz olsa katiyyen avantaja bırakmazdı.

varol döken dedi ki...

bir dahaki sefer ciğer söylemeyeceğim ben de izleyeceğim, ben de not tutacağım, boynuzum kulağını geçecek göreceksin...

hangi ara yazdın kafaya bunları arkadaş deli olcem ya:)

emireri dedi ki...

:)

Noat Samisa dedi ki...

Varol Döken,

Ohoooo,

Neredeyse hepsini masada anlattım. Ama diyorum sana, ikinci dubleden sonra Varol bro kesiyor dünyayla ilişkiyi.

Dur bir de kapoera analizi yazayım...

Amuda kalkma teşebbüsünde başarıya ulaşamamanın verdiği hezeyanla...

:)

Gecede emeği geçenlere teşekkürler derken arada sıpeşıl tenks to varol döken de yazdım, ama kalbime. Görünmez tabii.

varol döken dedi ki...

yok ben yazıdan mesajımı aldım merak etme ama sana kapoerada bir mesaj vermek için bir gece yarısı hayri usta'nın önünde amutta bekleyeceğim...

bir gece ansızın gelebilirim
belki de taklaya yeni başlarım

:)

Arkhe dedi ki...

Benim anlamadığım Mourinho'yu tanrılaştıran insanların (büyük teknik direktör, zerre itirazım yok) Yunanistan Avrupa Şampiyonu olduğunda "savunma futbolu" diye bık bık etmeleri ve Rehhagel'in hakkını vermemeleridir.

Karizma dedikleri biraz da bu olsa gerek.

Noat Samisa dedi ki...

Arkhe,

Bunun kaynağı önyargı, halbuki biraz daha serbest düşünce ortamı hakim olsa bu durumu görmeyeceğiz. Futbolun sanattan ayrıldığı taraf sonuca yönelik, belli bir ruhu olan bir 'oyun' olması. Mourinho'nun Inter'e oynattığı futbolda 2004'ün Yunanistan'ının iz düşümü var. 2000'lerin en özel takımlarından biriydiler, ben alınmıyorum yani. :)

Gidip yerinde görünce daha etkileyici görünmedi mi? :)

Arkhe dedi ki...

Sen alınma zaten, ben sadece genelde bu olaya takılmış durumdayım. Bu işi iyi yapanların hakkı hiçbir zaman verilmedi, Mourinho da bu işi en iyi yapanlardan biri ama tanrılaştırıldı. Tekrar edeyim, çok çok büyük bir teknik direktör ama geçmişteki böyle örnekleri tu kaka yapıp Mourinho'yu tanrılaştırmak bana garip geliyor. "Abi ben İtalyan takımlarını sevmem, sadece savunma yapıyorlar" diyenler şimdi savunmanın bir sanat olduğunu söylüyorlar.

Orada o kadar çok şeyden etkilendim ki saha içi taktik detaylar biraz daha arka sırada kalıyor.. :)