Trabzonspor 3-1 Fenerbahçe

Sezon devam ederken oynanan finallerin hem öncülü, hem de ardılı olur. Fenerbahçe'nin zayıf görüntüsünün arka planında mutlaka şampiyonluk yarışı ve pazar günü oynayacağı Ankaragücü maçı var. Aynı şekilde Trabzonspor'un maçı domine eden oyun iştahı da Mart ayından bu yana tek hedef olarak kupayı görmelerine dayanır. Öncesi başka bir hikaye olsa da, sonrasında bambaşka bir hikaye yazılacak olsa da bugün Şanlıurfa'da heyecan verici bir maç oynandı ve skoru sahada görünen tayin etti. Trabzonspor taktik açıdan rakibine üstünlük kurduğu maçın son bölümünde skoru buldu ve kupayla birlikte Europa League biletine ulaştı. Kuşkusuz ki Şenol Güneş, kısa zamanda gerçekleşen bu başarının mimarı...

Burada maç yazıları yazıyorum, futbola genelde aklımın erdiği açıdan hurafelere, duyumlara, evet-hayır cevaplı varsayımlara göre değil; göze, akla ve bilince hitap eden taktik taraftan bakmaya çalışıyorum. Topa hükmetmesini beceremeyen, ama futbolu çok seven insanların dünyanın en iyi teknik direktörü olabildiğini sürekli anlatıyorum, bu sayede kendime hareket alanı açıyorum. Dışarıda ne olup bitiyor ona bakıyorum ve saha içini bu sayede kıyaslayabiliyorum. Futbol ortamını Avrupa'yla karşılaştırmak bana anlamsız geliyor. Yabancı hoca, yabancı futbolcu getirerek teammülerin değiştirilemeceğini, yeni bir kültür ortamı oluşmayacağına inanıyorum. Bu ülkenin futbolunda güzel bir şeyler oluyorsa saha içinde oluyor, bunu görüyorum. Yoksa aynı pisliğin içinde olup farklı taraflarda durduğunuza inanarak debelenip duruyoruz ve bunlardan şikayet edip, aynı zamanda hala neden bu bataklıkta olduğumuz çelişkisine düşüyoruz. Futbol olmazsa olmaz bir şey değil, maçlar oynanamazsa dünyada çok fazla şey değişmez. Bu ortamdan çıkıp gitmek kolay. Futbola dair önemli olan, bu eğlence, hobi, tutku içerisinde kendinizi konumlandıracağınız yerdir. Benim taraftarlık hissiyatım yalnızca yerellikten besleniyor, bu sebepten önüne-arkasına hiçbir öge koymaya gerek duymuyorum. Objektiflik safsatasına inanmıyorum. Böylece o gereksiz anlamlandırma çabalarına bulaşmıyorum, futbolun, salt futbolun güzel olduğunu biliyorum. En güzel tarafı da benim aklımın erdiği futbolun akıl ürünü olan taktik tarafıdır. Bu sezonun benim adıma en ilgi çekici taktik hamlesi Bayern'de Louis Van Gaal'in orijini kenar adamı olan Scweinsteiger ve Pranjic'i, Aston Villa'da ise Martin O'neill'ın James Milner'ı merkez orta saha rolünde oynatmasıydı. Bugün az rastlanır bir şey oldu, Avrupa'da yeni filizlenen bir fikri çok kısa zamanda Türkiye'de gördük. Bugün maçın ilk 70 dakikası boyunca Engin Baytar'ın Selçuk İnan'ın partneri olarak orta sahada pozisyon almasını dikkate değer buluyorum.
Fenerbahçe'nin yıllardan bu yana süren derbi veya diğer bir deyişle ''hedef maç'' başarısının altında sıkı sıkıya bağlı olduğu bir futbol fikri ve Alex var. Daum, Zico ve tekrar Daum'la devam eden seride Fenerbahçe yine Türkiye Kupası'ndaki makus talihini yenemese de bu tip maçlara favori olarak çıkar ve kazanır. Favori sayılmadığı maçları da kazanır, sahada görünen değişmez. Son olarak Beşiktaş derbisinde maç başı Alex'in topu taca vurması, kısa süreli baskıdan Alex'in bir sihir daha yaratmasıyla skor değişmişti. Zico'nun CL yürüyüşünde Chelsea'yi dahi pasifize eden takım, orta sahada kurduğu üstünlükle ya rakibini geri ite ite golü bulur, ya da maç başı bulduğu golü korurdu. Beşiktaş'ın son derbinin ikinci yarısında alışılmadık şekilde pas yaparak orta saha üstünlüğünü Fenerbahçe'den alması bir sinyaldi, ama Beşiktaş skor üretememişti. Trabzonspor geç de olsa skoru buldu. Engin-Colman tercihini ben buna bağlıyorum. Orta saha için yeterli dinamizmi sahaya koymasının yanına topla katedebilme becerisini ve biraz da arıza adam vasıflarını ekleyen Engin Baytar, kesici vasfının yanına yüksek pozisyon bilgisini ve top kullanma becerisini ekleyen Selçuk İnan'la özel bir ikili oluşturdu. Alanzinho ve sol kenar adamı olarak görevlendirilen Colman'ın sürekli ortaya yaklaşmasıyla sürekli üçgenler kurdular, çok iyi paslaştılar. Önde kazandıkları toplarla çok çabuk çıktılar. Umut ve Burak hem hücumda hem savunmada takıma katıldı, oluşan presle Selçuk'un yakın oynadığı Alex ve rakip savunma arasına sıkışan Guiza ilk yarı tamamen pasifize edildi. Fenerbahçe rakip yarı sahaya yerleşmeyince bekler oyuna yeterince katılamadı.

Maç başı Şenol Güneş'in asimetrik dizilişinin etkisiyle Burak-Serkan ikilisinin arası açık kaldı. Özer bundan yararlanarak sürekli Serkan'ı içe çekti ve buradan Wederson iki kez etkili orta üretti. Öte yanda ise sürekli Engin ve Alanzinho'nun göbekten katedişleri üzerinden Umut'la pozisyon üretiliyordu. Henüz maç başı Umut'un dışarı vurduğu plase öncesi paslaşmalar mükemmeldi. Trabzonspor solunu Cale-Colman'la sağlam tutarak, aynı zamanda Colman'ı kargaşadan uzak oyun kurucu olarak oynatarak oyun üstünlüğünü ele geçirdi. Solda başlayıp sağda biten ataklar ürettiler. Umut ve Burak'ın son vuruş eksiği golü geciktirdi. Fenerbahçe top yapamadıkça uzun topa kaldı ve duvara çarpıp geri döndü Savunmalarını biraz öne çıkardıklarında Trabzonspor kaptığı topu çok hızlı rakip sahaya taşıdı. Alex ve Guiza'ya birlikte kenar adamlarının da edilgenleşmesi, Emre'yi 2 kez sarı kartlık atak kesici müdahaleye zorladı. Duran toplardan, set hücumlarından; her şekilde pozisyon üreten Trabzonspor'du ama tabela 0-0'ı yazıyordu.
Oyun ikinci devrenin ortalarına kadar aynı seyirde gitti. Trabzonspor yine kazandığı topları rakip ceza sahası civarına kolay getiriyor, ama son pas-son vuruş'ta sıkıntı yaşıyordu. Lugano'nun müthiş kesici performansına Alanzinho'nun tercih hataları eklenince Trabzon'un hızı kesildi. İlk kez topla çıakrken hata yaptılar, Guiza ortaladı. Alex bu kez ''siz oyunu tutamasanız da, takım baskı yemiş olsa da ben yine işimi yaparım'' dedi ve bir sihir daha yarattı. Biz Alex'in çok daha iyi maçlarını izledik, bu sezon ortalamasından çok daha iyi Alex'i geçen yıllarda izledik. Ama kelimeler onu anlatırken bugün de yavanlaşıyor. Karşılaştıramıyorum; şu kontrole, şu vuruşa benim aklım ermiyor. Alex kendine kolay, başkalarına çok zor gelen işi yapıp görevini ifa ettikten sonra iş takımın geri kalanına düşüyordu. Maç başından beri yapmadıklarını yapıp oyunu tutacaklardı. Daum Deivid'i hazırladı, Emre'nin kartı olması veya sakatlanmış olması haricinde bir sebep var ise bu değişilik anlamsızdı. Deivid giremeden Selçuk'un güzel ortasına Bilica'nın markajındaki Umut dokundu ve skor eşitlendi. 65'ten sonra oyun artık kazan-kazan'a döndü. Trabzonspor'un orta saha oyuncularının tamamı ofansif karekterli adamlar olunca her kazandıkları topu mutlaka dikine kullanmaya çalıştılar. Bu da Fenerbahçe'ye maç boyu olmadığı ölçüde geniş alan ve gol şansı getirdi. Ömer Üründül'e ne kadar sallansa da bu kez ''sırtı dönük santrafor'' klişesinde haklıydı. Oyun 1-0 iken, o kısa süreçte Guiza değil de Semih sahada olsa Fenerbahçe durumu idare edebilirdi. Tabii bu genel bir fikir aynı zamanda, topu kalenizden uzak tutmanın çok türlü yolları var. Guiza skoru 2-0 yapsa iş değişir, ama buna meyilli bir pozisyon dahi yaşanmadığından diğer fikirler bir adım öne geçer. Kazan-kazan oyununda Colman fark yarattı. Engin'e verdiği pastan önce kale önüne nefis bir top göndermişti, akabinde Engin'i çok güzel gördü. Maçın yıldızı Engin Baytar da çok güzel bitirdi ve maç o anda bitti. Bir başka parlayan isim Colman'ın golü skoru tayin etti. Trabzonspor bir ara çok kötü giden sezonun sonunda Şenol Güneş'le kupaya ve Europa League biletine uzandı.

Şenol Güneş elbette 'ya tutarsa' demedi, belli ki Fenerbahçe'yi iyi etüt etmiş. Ankaragücü karşısında bazı önemli oyuncularını dinlendirmişti. Güney Kore'deyken kendisiyle yapılan bir röportajda Jack London'dan uzun uzun bahsetmişti. Tüm hayatını gözden geçirecek, aynı zamanda futbol fikrini yenileyecek vakti bulmuş olmalı. Bugün maçı taktik üstünlükle kazandı, Daum'u alt etti. Önümüzdeki sezon FC Seoul'de 2002 Dünya Kupası'nda olduğu gibi 5.3.2 - 4.1.4.1 arasında oyun içinde geçişler yapacak bir takım kurgulayacağını düşünüyorum. Transferler bu doğrultuda yapılırsa eğer şu takım önümüzdeki sezon şampiyonluğa heveslenmelidir. Bugün maçın yıldızı olan Engin Baytar'ı idare edebilme becerisi kolay sahip olunan bir haslet değildir. Şehrin insanı, bizden biri, insan yönetimi becerisi sahibi, kariyerli hoca, iyi bir taktisyen... her biri kendi ölçeğinde yeterli. Daha ne istenir ki? Trabsonspor Şenol Güneş'le 20 yıllık sözleşme yaparsa geçmişinden kötü günler yaşamaz, burası kesin. Biz değerini biliyorduk da umarım bu kupa Şenol Güneş'e iade-i itibar için vesile olur.
Fotograflar: TFF.org

Kupa'nın formatından gruplar çıkarılmalı. Tek maçlı eleme usulüne geri dönülmeli. Finalin oynanacağı stad sene başında belli olmalı, plan-program buna göre yapılmalı. Final sezon sonund aoynanmalı. Üçüncü şampiyona fikri ciddi ciddi masaya getirilmeli. Daha fazla maç oynanmalı, daha fazla maç yayınlanmalı. Alt kademelerin yukarıdan rol çalmasına izin verilmeli. Türkiye Kupaıs bu haliyle nice keyifsiz maça sahne oldu, ama kapanış çok güzel bir maçla yapıldı. Fenerbahçe'nin hasreti 28 yıla ulaştı, Trabzonspor 5 Mayıs 1996'nın cevabını 14 yıl sonra verdi.

2010 Türkiye Kupası - Final
Trabzonspor 3-1 Fenerbahçe
Noat Samisa

05.05.2010

18 yorum:

Serkan dedi ki...

Hocam, bir Fenerbahceli olarak senin postlarini cok begendigimi belirtmek isterim. Gercekten dolu dolu bir analiz olmus. Tebrik ederim, bize de kismet bi dahaki sefere :)

Arkhe dedi ki...

"Kelimeler onu anlatırken bugün de yavanlaşıyor. Karşılaştıramıyorum; şu kontrole, şu vuruşa benim aklım ermiyor."

Onu izleyebildiğimiz için çok şanslıyız..

Emre değişikliğinin altında Pazar günü vardı, Cüneyt Çakır yönetiminde kırmızı kart görebilirdi. Ankaragücü maçı tüm Fenerbahçe'liler gibi Daum için de daha önemliymiş..

Bu arada ne olursa olsun 5 Mayıs Trabzonspor için çok başka bir şeydi, o cevap böyle verilemez.. :)

Arkhe dedi ki...

Alex fotoğrafını kaynak belirterek blogda kullanacağım. Senin kaynağının ne olduğunu merak ettim, nedir?

Noat Samisa dedi ki...

Arkhe,

5 Mayıs'ın yıldönümü cevabı bu kadar olur, o da yeter herhalde. :)

Yazmayı unutmuşum, fotografların kaynağı TFF.org

Batu dedi ki...

Ahh ah TS yerine biz olsaydık keşke, bi kebap yer gelirdik.

Zlatan Muratanovic dedi ki...

5 mayis'in cevabi 10 gun sonra kadikoy'de gelebilir :)

Kupa toreni cok kotuydu bu arada, tam bir organizasyonsuzluk..

http://bohemfutbol.blogspot.com/2010/05/kupa-trabzonsporun.html

Arkhe dedi ki...

5 Mayıs'ın cevabı Trabzonspor Kadıköy'de Fenerbahçe'yi yenip şampiyon olduğunda gelir.. :)

varol döken dedi ki...

maçı ortaokuldan maça kaçar gibi karşıki kahveye kaçıp kahvehane abileri ile birlikte izledim ama şu bilica'yı gördükçe onlara hak verdim... tanrı fenerbahçe'yi yaratırken şöyle demiş olmalı: ey insanoğlu sana öyle bir takım vereceğim ki bir yanında benim ruhuna üflediklerim (rıdvan, van hoojidonk, alex) öte yanda ise kulağına üfürdüklerim (fadıl vokri, wagenhaus, bilica!)

o nasıl pozisyon almadır o nasıl balta gibi ayak sallamadır o nasıl ileri çıkmadır... shakespeare şöyle der bir tiradında tanrı dert verip dermanı kesmek isteseydi... ben devam edeyim: bana bilica'yı verirdi!

varol döken dedi ki...

bu arada bütün kahvehane gibi biz de hakkını verdik trabzonspor'un yine verelim... ne güzel oynadılar... ne güzel adam şu gustavo colman ne güzel adam şenol güneş... ne güzel taraftardır taksim meydanında arabayı durdurup yolun ortasında horon tepen ve en güzel kitaptır martin eden...

Pamukk dedi ki...

Arkhenin "Emre değişikliğinin altında Pazar günü vardı, Cüneyt Çakır yönetiminde kırmızı kart görebilirdi" cümlesine takıldım ben.
şirkette ilk yarıyı fblilerle izledim ve Emre sarı kartı gördüğünde söyledikleri cümle "en sonunda gösterdi artık kartı" idi.
emre kart görmeye görmeye sizleri masum bi melek olduğuna inandırmış anlaşılan.:)

extensor dedi ki...

Hakikatten ben de şaşırdım şu Cüneyt Çakır lafına.
Spikerler de yarım sarı kart gibi bir şeyler uydurdular.

Yahu Emre rakip kendisini geçtikten sonra arkadan yapıyor iki faulü de.
Arkadan diyorum bakın.
Hele ilkinde sol diziyle düşürüyor, sağ ayağıyla da bacaklarına çelme takmak istiyor, savuruyor.

Ha Kadıköy'de çıkmıyor tabi bunlar.
Ama bu pozisyonlar kart değilse hangi pozisyonlar kart?

Cüneyt Çakır yönetiminde Emre iki sarıdan çıkmış olmalıydı, Daum tarafından değil.

Noat Samisa: Eline sağlık

Arkhe dedi ki...

Cüneyt Çakır eyyam yapmaz, göstermesi gereken yerde rahat rahat gösterir demek istedim.

Yoksa Emre'nin ne olduğunu biz çok iyi biliyoruz.

Arkhe dedi ki...

@extensor

"Cüneyt Çakır yönetiminde kırmızı kart görebilirdi"

Sarı kart için haksız mı demişim yoksa Cüneyt Çakır haksız bir şekilde kırmızı kart gösterecekti gibi bir şey mi?

Burada neden bahsettiğimi Pamukk'a yazdığım cevapta belirttim. İstersen daha detaylı bir şekilde senin için bir kez daha yazabilirim.

Pamukk dedi ki...

@arkhe

okey ama yazdığından "Cüneyt Çakır emreyi hemen atardı" gibi anlaşılıyor
ondan şaşırdım ben de yoksa istese gayet ilk yarıda da atabilirdi yada daha erken sarı kart gösterip durdurabilirdi cüneyyt çakır

Tanıl Bora dedi ki...

daha 14 yıl önceki maçın cevabını vermedik, onu son hafta febeyi yenerek vereceğiz......

enesak dedi ki...

noat yazmıssın seneye trabzon 5-3-2 oynayabilir diye.sence senol gunues eski takımından transfer yapar mı ben sahsen bir trabzonsporlu olarak geldiğinde cok umitlenmiştim fc seuldan 1-2 oyuncu gelir diye.senin de yazılarında sık sık bahsettiğin birkaç oyuncu vardı yanılmıoyrsam sol defans fln.ne dersin?

Noat Samisa dedi ki...

Enesak,

FC Seoul'ün üstün yetenekli 3 oyuncusu Şenol Güneş sayesinde transfer yaptı. Bu üçlüden sonra takımda yine iyi oyuncular var, ama Trabzonspor'un ihtiyacı olan mevkiilerde değiller. Tüm Kore'yi bazı alırsak sol beke, ön libero rolüne transfer edebileceğini iyi oyuncular var.

spoilsport dedi ki...

Çok güzel bir yazı olmuş elinize sağlık. Maçı Trabzonspor'un hakettiği konusunda zaten çoğu kişi hemfikirdi ama ben bunda biraz da Fenerbahçe'nin isteksiz(!) oyununun da katkısı olduğunu düşünüyordum. Fakat yaptığınız tespitleri görünce özellikle Şenol Güneş'in oyuna daha direkt etkisi olduğunun farkına vardım.

Tekrar teşekkürler bu güzel yazı için.

Saygılar.