2010 Dünya Kupası: En İyi 5 Hoca

Antrenörün/hocanın/teknik direktörün/menajerin oyuna etkisi nedir? Kazanma yolları mantık düzlemine tam olarak oturmayan futbolda yüzde vermek mümkün değil, zaten doğru da değil. Lakin en azından şunu biliyoruz: Futbol tarihinde ''hocasına rağmen'' kupa kazanan bir takım yok. Hocanın takımı üzerindeki etkisini bazen kör göze parmak minvalinde görürken, bazen soyunma odasında yaşananları sahada görmek mümkün olmaz. Eldeki oyuncu grubundan en iyisini çıkarmak birinci görevdir. Yeşil çim üzerinde bariz şekilde görünmeyenler, hoca-oyuncu iletişimindeki başarı işin en zor kısmıdır ve başarı yolunun olmazsa olmazıdır. Bir takımın ''hocası için oynar'' duruma gelmesi ulaşılması çok zor bir mertebedir. Fakat bu da sıklıkla yeterli olmaz. Motivasyon-yetenek alaşımı oyuncuların en iyisini sahaya koymasını mümkün kılabilir, fakat akıl-taktik bileşimi, duygusal bağlarla bağlanmış bu alaşımı oyunun kendi kuralları üzerinden bozabilir. Futbol oyunu bir bütündür. Tüm geçmiş, yalnızca bir adet 90 dakikada özetlenir. Antrenörlük hem A planı, hem de B planıdır; bir takım hocası kadar vardır ya da yoktur.Takımları üzerindeki etkileri ve bunun tabelaya yansıması değerlendirilerek yapılan en iyi ilk beş 2010 Dünya Kupası hocası listesi:

5- Vicente Del Bosque

Luis Aragones'in İspanya'sı 2006 DK'da Xavi, Senna, Xabi Alonso orta sahasının önünde Luis Garcia ve forvette Villa-Torres ikilisiyle gruplarda üçte üç yapmıştı. İkinci turda Fransa karşısına Fabregas, Xabi Alonso, Xavi orta sahasının önünde Villa, Torres ve Raul vardı. Dağıldılar. Aragones önce Raul'ü takımdan uzaklaştırdı. Iniesta ve David Silva takıma girerken Xabi Alonso kenarda oturdu. Villa ve Torres Euro 2008'de beraber oynadılar, ama finale gelindiğinde sakat olan Villa kenarda, Fabregas sahadaydı. Konfederasyon Kupası'nda ABD mağlubiyeti 2006'dan kalma sorunlara yönelik bir uyarıydı. Turnuvanın ilk maçında İsviçre bir yeni uyarı daha yaptı. İspanya'nın pas oyunu, aktif alanın dışına itildiğinde skoru almakta zorlandığı gibi oyunu genişlettikçe sorunlar yaşıyordu. Final maçının ikinci yarısına kadar kanat adamı kullanmadılar. Iniesta sürekli ortaya yanaştı, Villa ve Pedro çok farklı rollerde kenarda oynadı. Aragones'in mirasını taşıyan, Barcelona'nın iskeletini kullanan takımına yeni bir kazanma yolu çizildi. Oyunu sürekli ortaya sıkıştırdılar. Pas oyununda alanı genişletmek ve boş alan açmak için çaba sarfetmediler. Bu plan kaybedilen topların geri kazanımını kolaylaştırdı. Gol yemediler, Del Bosque'nin her maç için ürettiği farklı çözümlerle her seferinde yeterli skoru bularak yalnızca 8 golle şampiyon oldular. 2010 Dünya Kupası Şampiyonu İspanya'da Aragones'in mirası, Barcelona'nın gölgesi olsa da bu kupanın altında Vicente Del Bosque imzası var.

4- Joachim Löw
Kazanan takımının iskeleti kısa zamanda büyük bir erozyona uğrayan Almanya, Klinsmann-Löw işbirliğinde 2006 DK'da bir yeni takım oluşturmuştu. Euro 2008'de bu takıma yeni eklemeler yapıldı. 2010 DK öncesi yeni oyuncuların sayısı artmıştı, ama beklenmedik sakatlıklar ortaya daha da yeni bir takım çıkardı. Henüz bu sezon zirve futbol sahnesine adım atan Müller ve Ballack'ın sakatlığı olmasa asla hesapta olmayan Khedira'nın yıldızlaştığı takımda, kulüp takımlarında vasatı aşamayan Klose ve Podolski de parladı. Mesut yeteneklerini vitrine çıkardı, son ki büyük turnuvada sağ kenarda oynayan Schweinsteiger bu kez orta sahada oynadı ve turnuvanın bana göre en özel oyuncusuydu. Bu yeni oyuncu grubu çok kısa sürede Löw'ün futbol aklı etrafında birleşti. Çok zor bir yoldan yarı finale dörder gollü galibiyetlerle geldiler, finali göremeseler de ilerisi için dünyaya korku saldılar. Almanya, Jogi Löw sayesinde turnuvanın en etkileyici futbol oynayan takımı oldu.

3- Oscar Tabarez

Nam-ı diğer El Maestro (öğretmen) küçük ülkesinin yarım asırlık makus talihini değiştirdi. Güney Amerika'nın İsviçre'si olarak anılan Uruguay'ın çıkardığı üç özel oyuncunun üzerine kurduğu takımı yarı final oynattı. Forlan, Suarez ve Cavani'y etkin kullanmak adına her maçı ayrı ayrı planlayarak nispeten zayıf kadrosunu güçlü kıldı. Turnuvaya üçlü savunmayla başladı, dörtlü devam etti. Güney Amerika futbol serasında ürettiği yeni fikirler, tekdüzeleşme eğilimindeki Avrupa futbolunun önüne yeni sorular getirdi. Uruguay takımı Tabarez komutasında geride savaştı, öndeki yetenekli ayaklara güvendi. Tabarez'in Forlan'a yüklediği misyon takımın en önemli silahı oldu. İyi geçmeyen elemeler dönemine rağmen Tabarez'in maç taktisyenliğiyle yarı final oynamayı başardılar.

2- Bert van Marwijk

Popüler kültürün dayattığı nostalji, insanı sözkonusu meşhur dönemin geçmişinin asla varolmadığı sanrısına sürükler. Sebep-sonuç ilişkileri önemsiz sayılır, bir yeni milat üzerinden yeni bir dünya yaratılır. Hollanda'nın da her seferinde hesap vermek zorunda olduğu bir ''Total Futbol'' müessesi vardı. Halbuki Karl Rappan ve Viktor Maslov'u yok sayarak; Willy-Hugo Meisl kardeşleri yaşamamış kabul ederek, Herbert Chapman'ın bu ikiliyle dostluğunu dikkate almadan, Valeri Lobanovski'nin futbol fikrini bilmeden yapılan her Total Futbol güzellemesi eksik kalırdı. Ne oyun alanını sürekli genişletme, alan kontrolü, ne de akıcı bir pas trafiğiyle topa sahip olma ve topu bu sayede kolayca geri kazanma fikri ilk kez Hollanda'da ortaya çıkmıştı. Tamamı daha önce denenmiş, uygulanmıştı. Rinus Michels tüm bunları harmanladı ve kendi ürettiği başka yeni fikirleri dönemin gerçekleri üzerinden çok daha radikal biçimde ortaya koydu. Dışarıdan bakanlar adına ''Total Futbol'' dediler ve bu bir dönem olarak futbol tarihinin baş köşesine oturdu. Ortada günün şartları ve güncel fikirler üzerinden geliştirilmiş bir yeni futbol fikri vardı ve bir süre kazanma yolunu belirlemişti. Bu durumu ve bugün Total Futbol döneminden güç alan Barcelona'yı ilk uçağı yapanlarla sesten hızlı uçağı tasarlayanlar arasındaki ilişkiye benzetebiliriz. Dönemin futbolcusu, bugünün Hollanda ulusal takım hocası Bert van Marwijk, bu gerçeği samimiyetle kabul etti. ''Total futbol geçmişte kaldı, uzun zaman önceydi.'' diyerek aslolanın bugün ve eldeki malzeme olduğunu anımsattı. Bir oyun, yalnızca ve yalnızca kazanmak amacıyla oynandıkça oyun olarak kalırdı. Bugüne kadarki tüm kazanan uygulamalar pragmatikti ve Hollanda da hala geçmişte kalmanın izlerini taşısa artık bugüne gelmeye niyetlenmişti. Stoperleri ile formda hücumcuları arasında devasa bir kalite uçurumu olan Hollanda takımı, belli ki geleneksel oyunuyla makus talihini yenemeyecekti. Bert van Marwijk yeni bir takım kurguladı, bilindik tarzda kanat oyuncusu kullanmadı, arızalarını-eksiklerini tolere etmeye çalıştı ve Hollanda bu sayede tarihinde üçüncü kez finale ulaştı.

1- Milovan Rajevac

Yakın zamanda vahim bir iç savaş yaşamış olan Ruanda'nın futbol federasyonu, yeni asrın başlarında ulusal takıma Doğu Avrupalı bir hoca arıyordu. Sonunda Sırbistan federasyonunun yardımıyla Ratomir Dujkovic'le anlaştılar. Gezgin Sırp hoca, Ruanda'ya tarihinde ilk kez Afrika Kupası'na katılma hakkı kazandırdı. Elindeki sınırlı malzemeyle yaptıkları coğrafyanın büyüklerinin ilgisini çekti ve Gana federasyonu 2004'te Ratomir Dujkovic'le anlaştı. Afrika kanunları işledi, sonunda hem daha fazlasını bilen hem de dillerinden, hallerinden anlayan birini bulmuşken kaçırmak istemediler. Gana ulusal takımı tarihinde ilk kez Dünya Kupası'na giderken kulübede Dujkovic oturuyordu. Sırp hoca sağlık sorunlarını gerekçe göstererek turnuva sonrası görevden ayrıldı. Arada Fransız Claude Le Roy'u denediler ve bir yeni Dünya Kupası arefesinde yine Doğu Avrupa'ya yöneldiler. Üç aylık araştırma süreci sonunda antrenörlük kariyeri boyunca Balkanlar'ın orta sıra takımlarında gezmiş eski Yugoslavya milli futbolcu, üniversiteden üstün antrenör diplomalı Milovan Rajevac'la anlaştılar. 56 yaşındaki Sırp hoca geçtiğimiz yılbaşında Angola'da oynanan Afrika Kupası'nda Gana'ya final oynattı. Gruplardaki Fildişi Sahili mağlubiyeti hariç finale kadar oynadıkları tüm maçları 1-0 kazandılar. Finalde Mısır'a 0-1 kaybettiler, ama öncesinde tarihlerinde ikinci kez Dünya Kupası vizesi almışlardı. Gençlerden oluşan kadrolarıyla Michael Essien'den yoksun olmalarına rağmen Afrika Kupası'ndaki oyunlarını aynen devam ettirdiler. Bir Afrika takımından beklenmeyecek ölçüde disiplinli, uyumlu parçalardan oluşan ve savunma temelli futbol oynayan 1-0 takımıydılar. Sırbistan'ı mağlup ederken Sırp Hoca Rajevac'ın takım tertibinden güç aldılar. Asla kolay teslim olmadılar. Zor gol yediler, sürekli arayış içerisinde çok disiplinli futbol oynadılar. Luis Suarez'in eli ya da Asamoah Gyan'ın heyecanı olmasa yarı finali görmüşlerdi. Afrika'da yapılan bu Dünya Kupası'nda kıtanın gururu oldular. Durmadan koştular, savaştılar. Çeyrek finali aşamasalar da penaltılara kadar ulaşarak Dünya Kupası tarihindeki en başarılı Afrika takımı oldular. Futbolcuların çok sevdiği, ağız birliği etmişçesine görevde kalmasını istedikleri Rajevac bu başarıda aslan payına sahip. Turnuvanın, takımı üzerindeki etkisi en belirgin antrenörü kesinlikle Milovan Rajevac'tı.

*****
Herbert Chapman Özel Ödülü: Marcelo Bielsa

Turnuva boyunca şahit olduğumuz trend futbol üzerinden ince ayarlar mı? Bunu Avrupalı'lar yapsın, Latin Amerika futbol serasında yetişen ''Deli Bielsa'' için böyle bir kavram yok. Nereden güç aldığı anlaşılamayan ''Bielsa 3-3-1-3'ü'' ile oynayan Şili'yi izlemek çok büyük bir keyifti. Şili'nin grubu ve final yolu çok zor olmasa belki Uruguay'ın yaptığını yapabilirlerdi. Bu ufuk açıcı deneme için Marcelo Bielsa'ya teşekkür ve bir özel ödül takdim ediyoruz.






Arrigo Sacchi Özel Ödülü:
Bob Bradley

Skorlar ve sahada görünen bize söylüyordu ki Bob Bradley'in her maça başladığı kadro ve takım tertibi hatalıydı. Her seferinde yenik duruma düştüler, ama Baba Bradley her seferinde maçın devamında yeni bir çözüm buldu. Slovenya maçında dakikalar ilerledikçe oyunun seyrinde yaşanan değişim, bu turnuvada gördüğümüz en iyi maç içi kenar yönetim hamleleri sonucunda oluşmuştu. Futbolculuk geçmişi olmayan mektepli hoca Bradley, zihninde oluşturduğu fikirler sayesinde çevirdiği maçlarla bir teşekkürü ve bu özel ödülü haketti.



Noat Samisa

24.07.2010

10 yorum:

manu dedi ki...

Robben kanat oyuncusu olmuyor mu ? ters ayaklı olup sürekli içe doğru katettiği için mi saymadınız onu ?

Noat Samisa dedi ki...

Manu,

Haklısınız, sözkonusu cümleye birkaç kelime daha ilave etmek gerekiyor. Eksik olmuş. Robben ters kenarda oynatılması nedeniyle bildik tarzda bir kanat oyuncusu değildi, daha çok hedef adam ya da oyun kurucu gibiydi.

hebenneka dedi ki...

"Hocasına rağmen" dünya üçüncüsü olan takım var ama :)

Ulema öyle söylemişti o zaman bize.

BJK4EVER dedi ki...

Tam Bielsa nerde diye soracaktim ki gordum asagida. Listeye katiliyorum, sadece van Marwijk konusunda kararsizim. Hollanda'da yasayan bir Hollanda vatandasi olarak hic memnum kalmadim takimdan, cok fazla Hollanda kulture aykiri bir futbol oynadik, ki finalde oynadigimiza futbol bile denmezdi. Acikcasi inanilmaz balli kuralar cektik ve tek zorlu rakip Brezilya'li 2 duran top golu ve Melo'nun salakligi sayesinde yendik, ama futbol olarak cok kotuyduk. Hocanin turnuva boyunca tek forvet oynayamiyorum diye bas bas bagiran van Persie'de israr etmesi ve Elia'ya cok az sure vermesi nedeniye bence van Marwijk elestirilebilir, ki van Nistelrooy'u kadroya bile almamasindan bahsetmiyorum bile. Hollanda onceki turnuvalarda muhtesem oynayip sanssizliklarla elenen takimdi, bu sene de berbat oynayip sansiyla finale gelen takim oldu ve van Marwijk'in bence bunda pek katkisi yok.

onur dedi ki...

benim açımdan kupanın yıldızı "deli" Bielsa fiyat/performans açısından. Löw de futbol aklıyla 2. dir gözümde. her ikiside eldeki malzemeden maximun verimi alırken (Tabarez ve Rajevac da elbetteki bu konuda öndeler ancak sahada izlediğim oyunu "temaşa" açısından göz önüne alınca ilk 2 bu şekilde oluyor) sanırım kupanın bidonuda Domenech oluyor açık ara. Heleki Domenech ve Marwijk i kadro yönetimi açısından karşılaştırmak gerekirse (her iki takımın kadrosundaki oyuncuların saha içinde ve dışında hemen hemen aynı egolara sahip olduğu düşünülürse), Marwijk in değeri 1 kat daha artıyor.
arada takip ettiğim blogların yorum kısımlarına ekliyorum bu düşüncmide, bana kalırsa bu kupa oyuncuların falan parladığı kupa olmadı da, daha öncekilere nazaran. daha çok benim aklıma teknik direktörlerin yıldızlaştığı ve saha içi dizilişlerin,taktiklerin vs. ön plana çıktığı bir kupa oldu fazlasıyla. hoş barcelona ve mourinho ile sezon sonuna doğru klüp takımlarında tavan yapan bu "taktik aklının" bu kupada ilgi çekeceğini düşünüyordumda, benim tahminimden fazlası çıtı ortaya, benim açımdan.

Noat Samisa dedi ki...

Hebenneka,

Benzer ulema Güney Kore'yi de hala Hiddink'in takımı olarak anıyor. Ya hepsi ya da hiçbiri olmadan olmuyor galiba.

BJK4EVER,

Bert van Marwijk'a dair en önemli kıstas, denegesiz kadrosunun sorunlarının ve bunları tolere edebilmenin gereğinin farkında olmasıydı. Mitlere takılmadan, cesurca kazanmaya oynadı. Şans-şanssızlık tek maç için kabul edilebilir, ama bu takım final oynadı. Bunda da en büyük katkı kesinlikle BvMarwijk'a ait. Yadsıyamayız.

Onur,

Domenech dibin dibi, kabus gibi bir şeydi. Antrenörün takımı rezil edebileceğinin en bariz örneklerinden biri.

Biraz da nasıl bakıldığına bağlı. Pek çokları için bu kupa sıkıcıydı. Ama detaylardaki güzellikleri farkettikçe her daim eğlenilebilir. Bu keyfi almışsanız ne mutlu size. :)

geloraptor dedi ki...

Başlığı gördüğümde sadece 5 Del Bosque'den kaçamadığımdan kendi listemi oluşturdum, ardından okudum yazıyı. 4-Bielsa 3-Rajevac 2-Tabarez 1-Löw demiştim. van Maarwijk'i tahmin etmiştim listede olacağını ama kimseyi çıkaramadım, biraz da duygusallık da var tabii =). Löw benim için bu turnuvanın teknik direktör olarak yıldızıydı. Del Bosque'nin şampiyon takımın teknik direktörü olduğundan yeri ayrı ama eldeki malzeme olarak da en iyi kadroya sahipti. bir de temeli olan bir binaya kat çıktı bir nevi. ama löw binanın temelinden girdi olaya bir nevi ve bence futbolun bugününe ve yarınına dair en etkin performansı gösterdi. 4-2-3-1'in şifreleri yazında gayet güzel anlattığın şeyi ben burada daha kötü bir şekilde açıklamayayım ama bilhassa oyunculara yüklediği görevler ve aldığı performanslar çok etkileyiciydi. bastian, lahm, khedira, müller, klose... bambaşkaydılar kanımca. ki bunları turnuvadaki ilk iki takımıma sırayla 4 gol atmalarına rağmen söylüyorum. uyuz da olsam takdir etmemek mümkün değil. Ben de Schuster'den açıkçası bir 4-2-3-1 beklemiyor değilim.

matiasemilio dedi ki...

jüri özel ödülü de muhsin ertuğrala gitsin :)
*geloraptorun dediği gibi schusterin cok geçmeden 4-2-3-1e dönmesini bekliyorum ben de,aksi halde pek de güzel günler beklemiyo bizi..
**yeni arka plan cok hoş olmuş abi bu arada..

SuMMaNuS dedi ki...

Marwijk ve Tabarez, aldıkları dereceyi haketmiyorlar. Tamamen yıldızlarının şahsi gayretleri ve becerileri sayesinde bu takımlar derece yaptılar. Ayrıca sırf Şili çeyrek finale ulaşamadı diye Bielsa'nın ilk 5e girememesi ise hoş olmamış.

Noat Samisa dedi ki...

Summanus,

Bana göre yıldızları doğru şekilde oynatmak, en iyisini vermelerini sağlamak için takımı doğru kurgulamak da antrenörlüğün gereklikleri içerisinde. Maradona başta Messi olmak üzere yıldızlarını doğru kullanamadığı için başarısız oldu, öte yandan Tabarez ve BvMarwijk ise takımlarının genel oyuncu kalitesinin ve formda yıldızlarının farkında olarak takımlarına yüzde yüz etki ettiler ve bu sebepten başarıda da aslan payına sahipler.

Yazının başında da bahsettiğim gibi ''takımları üzerindeki etkileri ve bunun tabelaya yansıması'' değerlendirilerek yapılan bir değerlendirme. Bielsa müthiş bir deney yaptı, ufuk açtı ama kazanacak bir takıma ulaşamadı. Yine de turnuvaya damga vuran hocalar denince Bielsa adını anmamak olmazdı.