Biz Ayrı Dünyaların İnsanlarıyız

İzafi Dinimizde Hz. Guti başlıklı yazısından iki bölüm: ''Beşiktaş bir kez olsun geriye dönüp baksın. 86-87 sezonu Şampiyon Kulüpler Kupası çeyrek finalinde efsane antrenör Valeri Lobanovski'nin Dinamo Kiev'inden iki maçta toplam 7 gol yiyerek, gol atamadan elendiğini görecek. Biraz daha yakına gelirse 02-03'te Roberto Mancini'nin Lazio'suna kaybettiği UEFA Kupası çeyrek finalini görecek. Büyüyen Beşiktaş'ın bir yabancı gözünden Avrupa Kupası geçmişi budur, fazlası değil. (...) Her şeye layıktır bu Beşiktaş, bunun için sadece benim Beşiktaş'ım olması yeter.'' Bir süredir Beşiktaş takımı ve bir kısım Beşiktaşlı birbirine bağlı bu iki parametreden birindeki spekülatif artışın diğeri üzerindeki sahte yansımasını görüyor. ''Beşiktaş'ın futbolcusu değil' tabiri şu sıralar yine moda oldu.

Dünyanın sayılı altyapı kurumlarından birine ve bir Avrupa Kupası'na sahip olan Sporting Lisbon'da yetişip en iyilerin oynadığı Barcelona'ya transfer olmuş, iki kez Avrupa'nın en büyüğü ünvanına sahip Porto'ya ''kariyeri düşüşte'' iken gitmiş, ardından bu sezonun CL şampiyonu, geçmişinde iki kez bu kupayı kazanan Inter'e transfer olmuş, arada son beş yılın en iyi takımlarından biri olan Chelsea'ye gitmiş olan Ricardo Quaresma ve Real Madrid'de üç CL kupasını bizzat havaya kaldıran Hz. Guti... diye başlayan bu uzun tanım cümlesinin sonunu ''Beşiktaş'a transfer oldular'' diye getirince insanın içini bir sevinç ve umut kaplıyor. Bir yandan hayal kurulurken, diğer yandan farkında olmadan algı değişiyor. Yukarıda dünya futbolundaki yeri işaret edilen Beşiktaş'ın (hani şu geçen sezon gol kabızı olan bizim Beşiktaş'ın) iki transfer ile tüm bu adı geçen zirve kulüplerle aynı yarışmacı seviyeye çıktığı (haydi biraz yumuşatalım, yaklaştığı) sanrısı oluşuyor. Tribüne hakim ses takımdaki oyuncuları ve toplam kaliteyi yeniden değerlendirilip, yakın zamana kadar ''iyi topçu'' olanları artık vazgeçilebilir ilan ediyor. Hakkında tereddüt yaşananların etiketi ise belli: ''Beşiktaş'ın topçusu değil, gönderilmeli.''

Bu iki oyuncu da oldukça ekstrem koşulların oluşması sonucu Beşiktaş'a geldi. Quaresma başarısız olduğu zirve kulüp deneyimleri sonrası ülkesine dönüp kontağı kapatmadan önce bir kez daha zirve kulüplere giden yolu açabilecek rahat ve yağlı bir ortam bulduğu için burada. Guti Hazretleri ise gidebileceği bir kürkçü dükkanı olmadığından Schuster'in Beşiktaş'ını Katar'da geçirilen emeklilik günlerine ve bildik son demler seçeneklerine bir alternatif olarak gördüğü için İstanbul'a geldi. Beşiktaş'ın her şeye layık olması çok güzel bir ideal, fakat ''asıl Beşiktaş'ın topçusu olmayanlar'' Guti ve Quaresma. Her ikisi de burada fazla kalmayacak. Bu ikiliyi tüm ahvali belli olan Beşiktaş için birer büyük şans olarak görmek yerine sanal bir Beşiktaş imajı yaratılıyor. Takım elbiseliler imza törenine tam kadro geliyor, yeşil çim üzerinde yürüyorlar. Kitlelerin gözünde o sahaya Guti ve Quaresma haricindeki futbolculardan daha çok yakışıyorlar. Erhan Güven kıvrak bir çalım atamazken Serdal Adalı bir derbi deplasmanında topu 90'a çakan santrafor edasıyla Guti'yi tanıtıyor: İşte benim eserim, benim golüm ve yaz ligi şampiyonluk kupası...

En büyük tehlike Bernd Schuster'in henüz yeterli bilgiye ve izlenime sahip olmadan bazı seçimler yapıyor ve yapacak olması. Rodrigo Tello kolay bir seçim oldu, fakat bundan sonrası çok daha önemli. Schuster'in kafası karışık, geçen sezonların birikimini değerlendirerek geleceğe dair bir seçim yapması için kendisine yardımcı olunmadı. Kısa süreli ve kıstası olmayan performansları değerlendirerek doğru seçimler yapması maalesef çok zor. Bu seçimleri bir şekilde Schuster tek başına yapsa ben kabul edeceğim. Eğrisi doğrusuna denk gelir, fakat Beşiktaş'ın mevcut ortamı bunu imkansız kılıyor. Taraftardan gazı alan yönetimin belki istemeden dahi olsa zor bir karaktere sahip olan Schuster üzerinde kurduğu baskı açıkça görülüyor. Seçim için genel kriter belli: Taraftar geçen sezon en çok kime homurdanıyordu? Delgado geldiğinden beri ne verdi, 8 milyon yuro bayıldık biz sana Tabata, Zapo attığı gole sevindi, Holosko sakatlıktan berbat döndü, Fink düz adam, Bobo da anca bilmem şu kadar gol attı... Diğer yandan iyi durumda olmayan ve geçen sezonun ikinci yarısı neredeyse hiçbir şey oynamayan Ferrari, takımın dördüncü stoper ihtiyacı, sağ bekteki sorun, orta sahadaki problem; henüz Schuster'in farkına varacak ortamı bulamadığı vazgeçilmezler, olmazsa olmazlar var.

Kısa zamanda yapılacak saha dışı seçimler Beşiktaş'ın bu sezonki yolunu çizecek. Bunun adını yapılanma koymaz aymazlıktır, ben ortada takım elbiseli bir grup ve paradan başka hiçbir şey görmüyorum. Ligler başlamadığından Schuster'i de göremiyorum, ama onun daha zamanı var. Sonunda Beşiktaş'ın epeydir en güzel yeri olan saha içerisine dönersek, son tahlilde ben ''Beşiktaş'ın futbolcusu'' diye bir kavramın olduğuna inanmıyorum. Beş kez Avrupa'nın en iyisi olmuş Liverpool'daki ''Liverpool'un topçucu olmayanlar'' ile alakalı eski bir yazı bu hususta belki daha açıklayıcı olabilir:

Vasat Prens

Sırada: Biz Ayrı Gollerin Dünyası'ndanız

Noat Samisa

28.07.2010

6 yorum:

şambalici dedi ki...

genelde transferlerle gözü boyanan bir insan değilim, yıldız transferi mevzularını da yemem, geçen sezonki galatasaray kadrosu gibi mesela. ancak guti ve quaresma transferlerini çok olumlu buluyorum zira bu iki transferin de "yıldız" olmaktan ziyade saha içindeki problemleri çözecek rasyonel çözümler olduklarını düşünüyorum. saha içi katkılarına zaten blogda girilir o zaman tartışırız da profil olarak ben quaresma'nın da guti'nin de beşiktaş seviyesinde olduğunu düşünüyorum. bugün raul schalke'ye gidebiliyorsa guti'nin de beşiktaş'a gelmesi normaldir. esas anormal olan tabata transferidir mesela.

burada çıtayı belirleyen klübün geçmişinden ziyade ekonomik gücü. beşiktaş bir dünya borç içinde vs ancak öyle veya böyle ekonomik açıdan durduğu nokta avrupa kupası geçmişinden daha önde. önemli olan bu gücü doğru yönetip markayı ve klübü parlatmak, bizim klüpler bunu yapamıyor yıllardır. guti/quaresma transferleri bence bu açıdan direkt saha içine etki edecek katkılarından dolayı örnek transferlerdir. ha başarı olurlar mı olmazlar mı onu bilemem.

firatyeşilbaş dedi ki...

beşiktaş'ın futbolcusu diye bir tabir vardır ama altyapıdan çıkan futbolcular ve bu kulüpte oynamanın kutsallığını bilen futbolculardır beşiktaşın futbolcusu.

onun dışında her sene delgado,tabata,fink gibi adamlarla hayal kurmaktansa olağan dışı şartlarla gelmiş,son demini yaşayan veya çıkış arayan dünya yıldızlarını tercih ederim.

ki bence avrupada ki marka değerimizi oluşturmak veya arttırmak içinde bu tarz adamlar şart diye düşünüyorum.

guti ve queresma katkı sağlar veya sağlamazlar şimdiden bişi söylemek zor ama yıllar sonra ilk kez doğru bir iş yaptı yönetim.tebrik etmek lazım.

Noat Samisa dedi ki...

Şambalici,

Quaresma ve Guti Beşiktaş seviyesinde değildi, bir transfer dönemliğine bu noktaya düştüler. Benim savım buydu. Beşiktaş bunu değerlendirdi ve kendi seviyesinin üzerindeki iki özel oyuncuyu kadrosuna kattı. Ben bundan dolayı epey memnunum, yanlış anlaşılmasın.

Ben ekonomik gücün sahaya yansımadıkça hem gerçekte hem de algıda anlamı olmadığını düşünüyorum. Newcastle United yıllardır orta sınıfta transfer şampiyonudur, her maç stadı çakılı oynar, her kategoride ülkenin ilk 10'undadır, fakat son dönem başarısı hariç. En çok paraya sahip oldukları dönemin sonunda küme düştüler.

Fırat Yeşilbaş,

Ben yeterlilik noktasında söyledim, sizin bahsettiğiniz şekildeki ''Beşiktaş'ın futbolcusu'' pek tabii kullanılabilir. Mesela Nihat Kahveci için.

Guti ve Quaresma'yı ben de tercih ediyorum, fakat algıda yarattığı değişimi doğru bulmuyorum.

Pan Monroe dedi ki...

Tüm bunların dışında, Guti'nin Roberto Carlos ya da Hagi gibi transferler karşısındaki farkı, aslında hiçbir zaman pek de ipleri eline almamış bir futbolcu olması. Biz Guti'yi hep "özel" bir kriter üzerinden değerlendirdik ve sevdik. Ki bugün Beşiktaş'a değil de Mallorca'ya gitmiş olsaydı, üstüne yine yazıp çizeceğimiz de kesin. Fakat bu varolan gerçeği değiştirmiyor. Beşiktaş yönetimi bu sene ondan çok şey bekleyeceğini yayla şenlikleriyle gösterirken, Guti'den hayatı boyunca hiç böyle bir sorumluluk beklenmemiş olması gerçeği bu da.


Velhasıl, "beşiktaş'ın futbolcusu" mudur değil midir bilmem ama, işi oldukça zor Guti'nin.

alper dedi ki...

biz şimdi Quresma ve gutiyi sevelim mi sevmeyelim mi.bu adamlar bizde başarılı olurmu olmazmı.bu adamlar bize kısa-orta-uzun vadede tsl ve avrupada başarı vaad edebilirlermi etmeliler mi?tsl ve avrupa standartlarına göre oldukça makul paralara gelmiş bu iki adamı aldı diye çok büyük paralar harcadığımızı söylemek biraz haksızlık değil mi?eldeki kadrodan daha yetenekli bu adamların gelmesi ile oynadıkları mevkileirn eski futbolcuları ile yolların ayrılmaıs doğal ve normalk değilmidir.forzada millet havalara uçuyor bloglarda karamsar kötü tablolar çiziliyor bizde okuyup okuyup derin düşüncelere dalıyoruz.elimizden 3-4 yabancıyı göndersekte ne olursa olsun şu karmaşa az olsun dinse bari.

Noat Samisa dedi ki...

Pan Monroe,

Guti'nin bende yarattığı algı hiçbir şeyi kafaya takmayan gamsızlığına rağmen eğer bir şeye karar verirse ve sahaya çıktığı andan itibaren hep en iyisini yapmaya çalışan, en zor anda sorumluluk alabilen adam şeklinde.

Real Madrid'deki Guti'yi ne ölçüde gösterebileceğini Beşiktaş'ı nasıl algıladığı belirleyecek. Schuster buna yardımcı olursa yine Guti maçtan bir gece önce barlarda görüntülenebilir, bunun saha içerisinde bir sakıncası olmayacaktır.

Alper,

Benim endişelerimi kararları Schuster'in vermiyor oluşu oluşturuyor. Henüz Guti ve Quaresma'nın Beşiktaş'ı başarıya taşıyabileceğini öngöremiyoruz, çünkü sahanın her yerinde bir belirsizlik havası hakim. Eğer kadro toparlanırsa ben de yalnızca saha içine bakacağım, fakat şu anda oyuncuların isimleri haricinde umutlu olmaya dair bir sebep göremiyorum.