Biz Ayrı Gollerin Dünyası'ndanız

Futbol tarihinin en belirgin kırılma anlarının müsebbibi olan Maslov, Michels, Lobanovski ve Sacchi birbirlerinin fikir babası ve kardeşidirler. Futbola geometriyi, analizi ve bilimi getiren Valeri Lobanovski'nin oyuncularına söylediği ''Düşünmeyin, sadece söylediğim gibi oynayın. Ben sizin yerinize düşünüyorum'' sözü futbolda tümden gelimin, oyunu bir bütün olarak görmenin en vurucu özdeyişi olarak karşımıza çıkar. Ardından gelen, aynı dönemin adamı Arrigo Sacchi, Rijkaard ve van Basten'in danışmanlığında daha paylaşımcı bir ortamda Lobanovski'nin fikirlerini geliştirdi. Futbol fikri ve sözleri yakın zamana ait olduğundan Sacchi'nin pek çok fikri hala geçerliliğini koruyor. Beşiktaş'tan genele açılarak Vasat Prens başlıklı yazının bize en gerekli kısmından devam ediyoruz: (...) Arrigo Sacchi için futbolcular, yetilerinin sahaya doğru şekilde yansıtılması için gerekli şekilde yönlendirilmesi gereken duyguları olan objelerdi. Takım da yetilerini doğru şekilde sahaya yansıtan oyuncuların birbirini tamamlayıp, eksiklerini tolere ettiği ruhu olan bir bütündü. Puzzle'ın parçaları gibi, ne eksik ne de fazla. Tüm parçalar aşırılıklarını törpüleyecek, eksiklerini dolduracak ve birbirini tamamlayacaktı. Aynı Sacchi, bu fikir doğrultusunda bir oyuncunun yalnızca gol atmak için sahada yer almasına ve diğerlerinin ona hizmet etmesine ''gericilik'' demiştir.

Doğuştan Golcü'ler

Bu adam gol atmak için doğmuş, sözü ulaşılması çok zor bir övgüdür. Bugün için bize en yakın örnek golü bir şekilde arayıp bulan Flippo Inzaghi. Keza Michael Owen böyle bir oyuncuydu. Gerd Müller ise bu grubun ilahıdır. Takımın gol yükünün yaklaşık yarısını tek başına çeken, ''gelsin, 30 gol atar'' futbolcularıydı bunlar. Bugün ise bu sınıfa giren oyuncu sayısı çok azaldı. Luis Suarez bu azınlığın başını çekerken bu sezon Ajax'ta Marko Pantelic'in santrafor oyunundan yararlandı. Bu sezon Avrupa'nın tüm golcüleri sıralandığında takımında tek santrafor rolünde oynayarak bu listenin ilk 40'ına girebilen yalnızca üç oyuncu var: David Villa ve Fernando Torres ve Seydou Doumbia. Tüm listeyi ayrı ayrı ele alabiliriz, fakat fazla uzamasın diye birkaçına değinelim: Drobga çift santraforla uçuşa geçti, Di Natale Udinese'nin 3.5.2'sinde yıldızlaştı, Bent klasik İngiliz oyununda gollerini sıraladı, Milito ligde sıklıkla çift santrafordan biri olarak oynadı, Cardozo ve Defoe de benzer rollere sahiptiler.

Klasik Tarz Golcü Neden Azaldı?

Hedef santrafor-ikinci forvet (false nine) bileşimi (en bildik örnekleri Heskey-Owen, Quinn-Philips, Sutton-Shearer, Kovacevic-Nihat gibi) ve yaratıcı forvet (false ten)-ikinci forvet bileşimi (Bergkamp-Anelka ve Müller-Olic gibi) ya da baklava orta saha - çift forvet kombinasyonu (Misimovic / Dzeko-Grafite) klasik golcünün barındığı ve parladığı düzeneklerdi. Fakat bu yapıların zirve futboldaki varlığı uzun süredir fazlasıyla silik. Çift santraforun ölümü sürecinde orta sahada daha kalabalık olan takımlar rakiplerini geri iterek varolan golcüleri kaleden uzak tuttular. Golcülükten fazla en fazla pres vasfı olan bu oyuncuların sahadaki varlığı takıma zarar verir oldu, alan hakimiyetine katkı yapmıyor oluşları sıkıntı oluşturdu. Hedef santraforlar ise yerlerini korudular, fakat başkalaşmadıkça onlar da dışlandılar. Sonuçta yeni bir oyuncu modeli türedi.

Öte yandan takımlar eskisine oranla daha iyi savunma yapar oldular. Orta sahadaki nicel zaafa rağmen kendi oyunlarını oynayabilen takımlarda da hata kovalayan golcülerin şansı azaldı, gol sayıları düştü. Pasif ofsayt kuralıyla birlikte Bergkamp-Anelka tarzı birliktelikler yara aldı, savunma arkasına dikine koşular oyundaki ağırlığını ters kenardan çapraz koşulara bıraktı ve uzak forvetin durdurulamaz yükselişi başladı. Takımların gol yükü bölündü, demarke pozisyonda topla buluşabilen kenar adamları ve forvet arkası oyuncuları kaleye en yakın olan oyuncudan çok daha tehlikeli oldular. Fakat sözkonusu uzak forvetler şu yeni türeyen oyuncu modeline mutlak ihtiyaç duyuyor.

Golcü Doğup Andriy Shevchenko Olmak

Modern santraforların en iyilerinden biri olarak kabul edilen Andriy Shevchenko kendi futbolculuğuna dair bir şeyler söylerken Valeri Lobanovski adını mutlaka zikreder. Golcü olarak kendini bilen Sheva, Lobanovski'nin üçüncü kez Dinamo Kiev'in başına geçmesiyle bambaşka bir oyuncuya dönüşür. Artık top beklemek yerine topu paylaşmaya başlar. Ceza sahasına düşen topu bulmak yerine o topu doğru şekilde bekler. Gerektiğinde geri gelir, gerektiğinde kenarlara açılır. Kendine ve arkadaşlarına koşu kulvarları açar. Asist beklemek yerine gol için en uygun ortamı yaratır, muhteşem goller atarken asistleri basitleştirir.

Lobanovski'nin futbol fikrinde Total Futbol dönemindeki maç içi mevki değişimlerinin aradan geçen zamanda oyunun artan hızına uyarlanmış hali vardı. Johan Cruyff'un oyunun henüz başında stopere geçip, stoperi ileri yollaması 1974 Dünya Kupası Finali'nin en çok akılda görüntülerinden biridir. Michels'in ''her mevkide oynayabilecek çok yönlü oyuncular'' fikrinin yerini Dinamo Kiev'de ''oynadığı mevkinin öncelikli gereklerinin en az bir fazlasını yapan komple futbolcular'' aldı. Shevchenko'daki değişim de bugünün futbolunun gereklerini bilen bir özel adamın mucizesidir.

Modern Santrafor Klasik Golcü'ye Karşı

Orta sahadaki nicel üstünlüğü sağlamak adına ikinci forvetin kenara gelmesi sonrası hücumda tek başına kalan uzun boylu hedef santrafor da akıcı oyunda atıl kaldı. Golcülük vasfı olmayan bu oyuncular tehdit oluşturamadıklarından kolay pasifize edildiler. (Emile Heskey) Bugün zirve futbolu Shevchenko'vari ideal santraforlar domine ediyor. Drogba, Torres, Villa, Eto'o, Milito, Higuain, Forlan, Rooney ve Tevez'in başını çektiği bir küçük oyuncu grubu var. Onlar gönülleri hoş tutulursa bugünün kusursuz futbolcuları. Onlarda stoperin de kanat oyuncusunun da golcünün de mayası var. Onlar klasik golcülerin gol yetisine sahip ve güçlü fizikleriyle hedef santraforu, hızları ve çabukluklarıyla ikinci santraforu oynayabiliyorlar. Onlar takımlarına kattıkları esneklik sayesine takımlarını en az dört forvet oynatıyorlar.

Santrafor Oyunu

Bu Dünya Kupası'nda Miroslav Klose bu grubun en parlak örneğiydi. Almanya'nın neredeyse tüm gollerinde onun katkısı vardı. Lukas Podolski ve Thomas Müller onun santrafor oyunu sayesinde parladı. Turnuvanın iki finalistinden Hollanda'da takımın en ilerisinde oynayan Robin van Persie her maça ilk 11 başladı, ama turnuvayı yalnızca 1 golle kapattı. İspanya'da ise Torres ve Villa tek santrafor rolünde çıktıkları maçlarda bir tek gol dahi atamadılar. Yine de vazgeçilmez oldular.

Santrafor oyunu 4.2.3.1 ve trend 4.3.3'te gol atabilme vasfından öncesine ihtiyaç duyuyor. Geriye, kenarlara gelerek aldıkları toplarla alan boşaltan, koşu kulvarları açan, eşleşme problemleri yaratan bu oyuncular takımlarına esneklik kazandırıyorlar. Top ayaklarındayken gol tehdidi yaratarak klasik golcüyü, boş alana yaptıkları koşularla ikinci forveti, feyk koşularıyla hedef santraforu ve sırtı dönük ya da kenarda aldıkları toplarla koşu yoluna paslar atarak yaratıcı forveti oynuyorlar. Forvet arkasını, 10 numarayı ve uzak forveti parlatıyorlar. Tüm bu vasıfları bünyesinde toplayan ve sayıları az olan bu yeni oyuncu grubunu daha uygun bir tabir bulana kadar, ''santrafor oyununu bilen santrafor'' olarak tanımlıyoruz.

Sonuç:

Genel taktik değerlendirmeleri yaparken zirve futbolda görünenleri esas alıyoruz. 4-2-3-1 ve trend 4-3-3 üzerinden yapılan zirve futbol değerlendirmeleri, futbolun alt katmanlarında üçlü savunmanın ve 4-4-2'nin halen varolmasına ve kazanmasına bir eleştiri getirmiyor. Futbol hala dev bir icatlar alanı, yarını belirsiz. Fakat iletişim imkanlarının artmasıyla gelişime açık ortamlarda kullanılan oyuncu modelleri ve rollerinin ağırlığını, ne sıklıkla görüldüğünü zirve futboldaki kazanma yolu şekillendiriyor.

Bugünün futbolunda klasik golcüye sık rastlanmıyor. Zirve futbol sahnesinden tamamen indiler, Altın Ayakkabı'yı uzak forveti de oynayabilen üstün kanat oyuncularına (Messi, Ronaldo) bıraktılar. Yerel liglere inildiğinde de az rastlanır durumdalar. ''Gelsin, 30 gol atar'' devri bitti. Tek santrafor olarak takımın gol yükünü sırtlayan oyuncular ya çok özel yetenek sahibi (Villa, Torres) ya da dün izlediğimiz Young Boys gibi (Doumbia) fantastik bir oyun planında parlıyorlar.

Merkez forvetlerin gol sayısı azalırken daha geride pozisyon alan hücumcuların gol sayısı arttı, takımlar artık daha fazla hücum tehdidi sahibi oldular. Savunmalar da yaklaşık 20 yıldır gitgide artan gol seçeneklerine çözüm üretmek adına yeni fikirler üretti, güçlendi. Fiziki kapasite çok arttı. Bu sebepten modern santraforlarda birinci öncelik hedef santrafor rolü için fiziki yeterlilik oldu. İkincil önemi oyun bilgisi aldı. Feyk koşular ve geriye-kenarlara deplase olma yetisi çok değerli hale geldi. Demarke pozisyondaki uzak forvetlere alan yaratmak esasına dayanan modern santrafor fikrinde gol vuruşu becerisi üçüncü sıraya konuldu, klasik golcüye göre çok az gol pozisyonuna giren modern santrafor daha çok asist yapma ya da asistlere uygun ortam hazırlama misyonu üstlendi. Bu oyuncuların pek çoğu klasik golcünün yükselişi sürecinde varolan rolleri değiştirilerek üretildi, bu sebepten halen gole yakınlar. Fakat daha ileride özel üretime geçilmesi halinde golcülük vasfı olmayan santraforlara ya da hızın daha artışıyla 4-6-0 daha sık görülebilir.

Yakın zamanda Roma, Man Utd, Barcelona, Arsenal ve Everton'da görülen 4-6-0'ın iki ana nedeni vardı. Birincisi Man Utd, Roma ve Barcelona'nın sahip olduğu özel oyuncularla (Messi, Ronaldo, Totti) santrafor oyununa ihtiyaç duymadan alan yaratabilmesiydi. Arsenal ve Everton ise tamamen yokluktan, eldeki tüm santraforların sakat olması neticesinde bu şablonu kullandı. Modern santrafor varlığını çok belirgin şekilde sürdürüyor, kazandırmaya devam ediyor.

Arsenal'in Danimarkalı santraforu Nicklas Bendtner bu konuda en çarpıcı örneklerden biri. Gol vuruşları felaket ama Wenger'in has adamıdır. Sebebi genç yaşına rağmen golcülük vasfı hariç yukarıda anlatılan tüm becerilere üst düzeyde sahip olmasıdır. Ligimizde ise en yakın örnek Umut Bulut. Rakip stoperleri hırpalıyor, en olmadık işlerin peşinde sonuna kadar koşuyor, sürekli doğru koşuyu yapıyor, sıklıkla doğru yerde oluyor ama gol vuruşları tam bir felaket. Hal böyle olunca antrenörler onu her zaman oynatıyorlar, tribünler ise ''bu adam neden oynuyor'' diye soruyor. Gol vuruşları daha iyi olan Teofilo transfer ediliyor, fakat Umut'un yaptıklarını yapamadığı için takıma Umut'tan daha faydalı olamıyor. Eğer trend devam ederse belki zamanla Bendtner'ın gününde olmadığı bir maçta dahi 90 dakika sahada kalmasının Arsenal için önemi gibi ''gol atmayan santraforlar''ın sayısı artabilir.

Yazının çıkış noktası olan ve bazı bilgilerin güncelleştirilerek kullanıldığı köşe yazısı:
Jonathan Wilson / What has happened to the classic goalpoacher?

*****

Değerlendirme: Rogerio da Silva Bobo

Rıdvan Dilmen söylerdi, en son Bilal Meşe'den de buydum: ''Bobo her şeyi biraz yapabilen bir forvet oyuncusu.'' Evet, Bobo için ''hedef santrafor'' diyemiyoruz. ''İkinci forvet'' de diyemiyoruz. Asistleri çok fazla değil, muhteşem bir son vuruşçu da değil. Hava toplarında özelleşmiş değil, kontra atağa uygun değil. Fakat tam olarak yukarıda anlattığımız tipte bir oyuncu. Her şeyden biraz var ve takımını oynatan, arkasındakileri (Holosko) parlatan bir özel oyuncu. Beşiktaş geçen iki sezonda 4.3.3 oynarken durum buydu ve Bobo üzerine yapılan tüm tartışmalar yanlıştı. Bobo bu takımın, bu ligin ideal oyuncusuydu ve (misal vermek gerekirse) her özelliği 10 üzerinden 6 olan bir oyuncu olarak kadro kalitesi ve futbol sahnesindeki yeri 10 üzerinden 6'yı aşmayan Beşiktaş'la uyuşuyordu.

Bernd Schuster'in Bobo-Nihat fikri ise Bobo'nun takım için önemini azalttı. Beşiktaş artık sözkonusu ideal santrafora ihtiyaç duymuyor. Nihat Kahveci tıpkı Luis Suarez gibi, Di Natale gibi, Darren Bent gibi ikinci forvet olarak konumlandırılıp klasik golcüye yaklaştırılmak isteniyor. Bu sebepten hedef santrafor yetileri (misal) 10 üzerinden 8, golcülüğü aşağı-yukarı Bobo ile denk (modern santrafor oyununa dahil olan diğer yetileri önemsiz) ve daha statik bir oyuncu isteniyor olabilir. Bobo'dan eskisi kadar geriye ve kenarlara açılması istenmeyecek, oyunu zamanla daha da statikleşecek. Fakat şunu kabul etmek gerekir ki eğer ''ya tutarsa transferi'' değil de tam aranan adam bulunursa bu oyuncu Beşiktaş'a şu yapıda Bobo'dan daha faydalı olabilir. Ben bunu anlayışla karşılayabilirim, fakat Beşiktaş'ın bu sakil yönetim yapısıyla ve şu zamandaki aymaz ortamda Bobo'dan daha uygun birini bulabileceğini hiç ama hiç sanmıyorum.

Batuhan Karadeniz'le ilgili tüm hayıflanmaların sebebi tüm bu yazıda geçenlerdir. Batuhan doğuştan golcü, fakat Lobanovski gibi birinin elinde yukarıda adı sayılan özel gruba girebilecek cevhere sahipti.

Noat Samisa

29.07.2010

13 yorum:

W.T.F. dedi ki...

Sanırım Baros'u da modern santrfora örnek verebiliriz, ne dersiniz? Bahsettiğiniz koşuları sık yapan, aynı zamanda hedef santrafor misali savunmalarla mücadele eden bir oyuncu. Oyun zekası ve bitiricilik yönünden eksikleri var ama iyi (ve tanıdık) bir örnek gibime geliyor :)

Ege Sezen dedi ki...

Bu yazılar bana Doğan Koloğlu'nun yazılarını hatırlatıyor. Dolu dolu... 10-15 sene önce şimdiye göre oldukça aktif bir yazarken onun yazıları çölde vaha gibiydi.

Üslubunuz ise ona göre biraz daha derli toplu ama çok şeyi ifade etme uğruna zaman zaman kopmalar meydana gelebiliyor.

Türkiye gibi bir yerde dünyanın bihaber bir sürü insan "yorum" adı altında saçma sapan ifadelerine karşılık hak etmedikleri paraları alıyor.

İyi ki varsınız.

sesk dedi ki...

Quaresma ve Guti gelince, dün en iyi oyuncularımızdan biri dediğimiz Bobo birilerinin gözünde çaptan düştü. ''Bobo Beşiktaş'ın oyuncusu değil'' klişesini bile kullandığını gördüm birisinin.

''Adam eksiltemez, hızlı değil, atletik değil, hava toplarında etkili değil, hücumda pres yapamıyor'' diye de bir eleştiri getirmiş bir de.

Beyni ayaklarına hükmeder, yani iyi adam geçer dedim. Hava toplarında etkili olmaktan anladığın illa rakip stoperle çıkıp topu indirmekse sana Nobre layık, ama Bobo kafaya çıktı mı havada asılı kalıp topu istediği yere gönderir be ''bu yetenektir'' dedim. Mondragon'a attığı en güzel örneklerinden biridir diye de ekledim. Yine illa çıkıp rakip stoperden top almasını istiyosan, öyle çıtkırıldım değildir, çalışsa kendine baksa, bunu oyun karakterinin bir parçası olarak görse onu da çok iyi yapar dedim.

Atletik olup olmadığını söyleyebilmemiz için fiziksel özelliklerini sonuna kadar kullanması gerekir ama korkarım Bobo'nun bunu yaptığını hiç göremeyeceğiz dedim.

Hızlı olarak addedilemese de ''yavaş değil'' diye ısrar ettim. Hücumda pres yapamıyor değil, yapmıyordur zira bu diri olan, hırslı ve yine bunu oyun karakterinin bir parçası olarak gören futbolcunun işidir dedim. Yapmasın değil ama oyun karakterine kazandırılabilse onu yapabilir ama yetenek olmasa birçok özelliği yerinde sayar dedim.


Büyük hayalleri, idealleri yok, bıraksan kariyerinin sonuna kadar bu seviyede bizde oynayacak; elit santrafor olmaya niyeti yok dedim. ''Elit oyuncu'' lafını ağzıma alabildim çünkü ben hep Bobo'nun daha iyi yerlere geleceğine inandım.

Ama Bobo bunu hiçbir zaman istemedi dedim. Akranı C.ronaldo 18 yaşında ''çiroz'' bir delikanlı olarak Manchester'da topla kendine çalım atarken bugün fiziksel açıdan inanılmaz seviyerlededir ama 20 yaşında Beşiktaş'a gelen delikanlıyla bugünkü Bobo arasında fiziksel açıdan neredeyse fark yoktur diye yine ekledim. Sadece fiziksel açıdan gelişimine bile bakarak bu adamın ''çalışmadığını'', ''daha iyi bir futbolcu olma'' konusunda ''hırslı'' olmadığını görebileceğimizi söyledim.




Ben hep Bobo'nun çok ''yetenekli'' olduğuna inandım ve birden böyle bir eleştiri gelince zaman zaman hamile gibi sahada dolaşmasıyla beni deli eden adamı; Bobo'yu en büyük hayranı gibi savundum.

Şuna da ekledim :''Kariyerinin sonunda nerelere gelebildiğine, neler yaptığına baktığımızda ben bugün Bobo'yu abartıyo olarak gözükücem, bu doğru. Ya da Bobo değişip kendini bile utandıracak, bu da zor.''

Şimdi bilmiyorum ben bu adamı abartıyor muyum? Ya da abartmıyor haklı mıyım? Karar veremedim.

Sen; noat samisa ve sizler ne dersiniz ey blog insanları?

Noat Samisa dedi ki...

Ege Sezen,

İstanbul Gümüşsuyu'ndaki Atatürk Kütüphanesi'nde arşiv okumak en büyük zevklerimden biri, zaten okul da yakın olduğundan bunu sık sık yapıyorum. Bahsettiğiniz gibi dönemsel olarak bakıldığında Türk basınında spor yorumculuğu alanında iki isim çok önde. Biri Doğan Koloğlu, diğer Ömer Üründül. Bugün Ömer Üründül ile alay ediliyor, hatta aşağılanıyor ama Türk basını en nitelikli futbol yazılarını bu adamdan okudu zamanında. Bugün de dönemine hakim olmak noktasında basında benzer isimler var, ama marjinal kalıyorlar.

Yeri gelmişken tekrar belirteyim. Benim basında yer alma ya da basının alternatifi olma amacım yok. Burda yapılanı alternatif futbol kültürü olarak görmek gerekir. Sizin için söylemiyorum ama açıkçası insanların biçtiği rolden sıkıldım. Günde 1000 kadar kişiyle ortak paydada buluşuyorsak ne mutlu.

Üslup içinse, eleştiri kesinlikle haklı. Fakat bu yazılar bir masa başına oturup yazılmıyor genelde; ya yemek yeniyor bir yandan, ya bir gazeteye baklıyor ya da televizyon izleniyor oluyor. :)

Teşekkürler.

Noat Samisa dedi ki...

WTF,

Elbette, Milan Baros'u da örnek verebiliriz. Baros savunma arkasına daha fazla koşu yapar, Bobo havadan daha iyidir gibi bazı farkları var. Drogba, Torres ve diğerlerinin oluşturduğu zirve oyuncularda da bu tip farklılıklar var, ama esas olan ''modern santrafor'' kapsamına girecek asgari yeterlilikleri sağlamasıdır. Gerisi takımla oyuncunun kalibre eşitliğine kalmış.



Sesk,

Bu yazıyı Bobo-Nobre tartışmasıyla paçavraya çevirme niyetim yok. Önce bunu söylemeliyim.

Henüz adam akıllı soruların olduğu bir röportajı okuyamadım ben. Herhalde gözden kaçmamıştır. Bobo'nun hedefi ne, çocukluğunda ne vardı, Jo'yla ne düzeyde arkadaştılar; ben hiçbirini bilmiyorum. Belki bunları bilirsek Bobo nedir? sorusunu daha doğru cevaplarız.

İnsafsız yergi ve abartı yerine Bobo'yu olduğu gibi kabul edelim derim. Geldiğinden bu yana fiziken çok gelişmemiş olabilir, ama ilk günden bu yana futbolunda çok büük farklar var. Bunu bilelim, o kadar da vizyonsuz bir oyuncu değil. En güzel gollerini sağ kenardan yapılan ortalara vurduğu kafalarla attı, ama geçen sene savunma hattı bizim ceza sahasına çakılmışken Bobo'dan önündeki 50 metrelik alanda tek başına pres yapmasını bekleyenler oldu.

Maalesef futbol fikri Beşiktaş idealinden ibaret olunca sahadakine anlam vermek yerine sahadaki bir kalıba sokuluyor. Bobo'nun yaşadığı bu.

Ege Sezen dedi ki...

Ben bu noktada "kesk"e tamamiyle katılıyorum.

http://noatsamisa.blogspot.com/2009/07/akla-dusen-tilki-ile-ferrari.html

Geçen sene "Akla Düşen Tilki ile Ferrari" adlı yazıya şu yorumu yapmıştım:

"Bobo, sahada "etkinliğini" hissettiren bir oyuncu değil. Cisse gibi bir hayalet. Oysa yakın tarihe bir bakın. Les Ferdinand, 88'de geldi ve sadece bir sezon oynadı. Oynadığı futbol hala insanların zihinlerinde tazeliğini koruyor. Metin-Ali-Feyyaz'dan bahsetmeye gerek yok. Ruhsal dengesi bozulana kadar Oktay Derelioğlu'na bakın. Daniel Amokachi'yi hatırlayın. İlk maçında, 11 saatlik uçak yolculuğunun ardından Minsk'te oyuna girdiğinde sergilediği etkiyi ve daha sonrasında unutulmazlar arasına giren performansını hatırlayın. Neler yaptığını... En son örnek de Pascal. Sahada ne kadar dominant, ne kadar efekti bir futbolcu olduğunu anımsayın. Aynı şekilde İlhan Mansız'ı... Stefan Kuntz gelsin aklınıza..."

Bobo'da mücadele gücü ve azim yok. Bu konuda suç tamamen yönetime ait. Gerçekten iyi bir yönetim o futbolcudan böyle bir "artı değer" alır. Alamıyorsan da gönderirsin.

Tekrar söyleyeyim. Bobo'nun yetenekleri hususundaki tespitlere katılıyorum ama görünen vaziyet de aynen "kesk"in ifade ettiği gibidir.

sesk dedi ki...

Noat Samisa,

Benim de yazını, yazıyı Bobo-Nobre tartışmasına çevirme gibi bir niyetim yok.

Yazının son kısmını oluşturan Bobo'yu konuşma niyetim vardı sadece.

Vizyonsuz değil ama vizyonunu geniş tutmadığı da açık bence. Gerçi, ben bu durumdan onun adına rahatsız olsam da, Beşiktaş ve kendi adıma mutluyum. Uzuuun yıllar bu renkler altında izleyelim onu...

Noat Samisa dedi ki...

Ege Sezen,

Ben de sözkonusu yoruma karşılık söylediklerimi yineleyeyim, biraz da bugüne uyarlayayım.

Ferdinand tıpkı Guti gibi bir ara dönem oyuncusu. Gordon Milne sayesine geldi, yetenekleri etkileyiciydi ve İngiliz futbolunun efsanelerinden biri oldu. Kuntz gibi İkinci sezona kalması imkansızdı. Pascal keza çok çok özel bir oyuncuydu, Beşiktaş'a gelmiş en iyi modern santrafordu. Ama sorunlarını biliyoruz, yine konjonktür gereğiydi onun Beşiktaş'a gelişi.

Bobo ise ideal bir transferdi, takımla kalibresi uyuşan, uzun yıllar faydalanılabilecek. Bir nevi altyapıdan çıkmıştı. Bu farklar bence önemli. Tüm dünya santraforları mücadele gücüyle ön plana çıkmıyor. Bu açıdan Bobo'yu ve diğerlerini olduğu gibi kabul etmek gerekli, bana göre önemli olan takımla futbolcunun düzeyinin uyuşması ve uzun süreli birlikteliği mümkün kılmak.

Tabii herkesin düşüncesi başkadır, ama ben bunun sahaya yansıması hususunda doğru olmadığını söylemeliyim.


Sesk,

Hemfikiriz, fakat ben genele söylemeye çalıştığım bir sözü sizin adınız altına yazınca yanlış anlaşılmış. Kusura bakmayınız. :)

sesk dedi ki...

Noat Samisa,

Ben de şaşırdım aynı şeyi düşünrken nasıl karşıt şeyler savunuyomuş gibi olduk=)

Dediğin gibi Bobo'yu olduğu gibi kabul etmek lazım. Ben kabul ediyorum. Kabul etmeyeni de anlarım ama ''Beşiktaş'ın oyuncusu değil'' diyebileni hiç anlamam.

Gelecek t.direktörleri, benimseyeceğimiz oyun anlayışlarını, Bobo'nun bu sistemlerle uyuşmasını görmezden gelerek yine söylüyorum: ''uzun yıllar bizimle olsun=)'' Zaten öyle bir oyuncu ki her tür santrafor rolünü yapabilir sanki..


Ege Sezen,

kesk demen de iyi olmuş=) Şu anda ''sesk''dir efendim nickimiz ve orjinali ''cesc'' idi aslında. Fabregas reyis'ten dolayı:D

onur dedi ki...

30 una gelmeden Sheva nın dünya futbol sahnesinden silinmesinin sebebi nedir peki? tamamiyle mental olarak uyumsuzluk göstermesimi yoksa Mouribho sistemi içerisinde doğru oyunu oynayamamasımı?

Noat Samisa dedi ki...

Onur,

Mourinho'nun Chelsea'deki sonunu hazırlayan Ballack-Shevchenko transfer çekişmesi vardır. Ballack ilk sezonunda verimsizdi, ama oynatılıyordu. Sheva ise Abramovich'in transferiydi ve Mourinho ana sebep bu olmak üzere Sheva'yı oynatmadı. Sonunda bu sürtüşme başka sonuçlar doğurdu ve Mourinho gitti. O dönem çok başka şeyler olsa da bu hikaye o dönem için bir sembol. Sheva'ya sanıyorum yazık oldu, fiziksel düşüş ondan sonra geliyor olmalı.

Borges dedi ki...

Cok güzel yormayan ve akici bir dille yazilmis cok hos bir degerlendirme, her seyden önce bunu bir kenara koyalim.

Bunun disinda uzak-ingilizceden sanirim- ben de almancadan "disforvet" olarak ceviriyorum- gibi terimlerden ziyade ben gelecegin senin deyimiyle trendini beni gönderdigin makalenin icerisinde yer alan mourinho söyleminde buluyorum.

Mourinho:

""I can't believe that in England they don't teach young players to be multi-functional,"

Ileride gündeme gelecek mesele budur. Forvet,defans ya da orta saha.

Bunun üzerine ben de orta sahadan cikarak bir yazi yazmayi düsünüyordum.

Artik Ofansif-Defansif orta saha ayrimi kalmiyor.Ya da her bölgenin oyuncusu birden fazla mevkinin icerisine adapte olacak sekilde "yeni oyuncuyu" bir bakima DK bize sundu.

Ispanya sadece orta sahasindaki oyuncularin cok yönlülügü ile Almanya'nin önüne gecmistir. Defanslarin orta sahalasabilmeleri ya da forvetlerin kenarlarina konumlanan oyuncularin yeri geldiginde acik, defansif orta saha ve merkez olmak üzere her yerde oynayabilir görüntüsü ile fark yaratmistir. Buna mukabil alman ön üclüsü "biraz biraz" orta saha olmanin disinda Xabi Alonso-Xavi-Iniesta-Busquets ve hatta Pique'nin ne kadar defansif orta saha ne kadar ofansif ve acik ne kadar merkez oynadigini bilemiyoruz. Hepsini ayni ölcüde basarabilen bir oyuncu grubu.Üst düzey bir cokyönlülük söz konusu. Gelecegin oyuncusu da iki ayagini kullanan cok yönlü oyunculardir bu acidan. Gelisim oraya dogru.

Dahasi.. gelecegin futbolculari artik her iki ayagini da kullanmak, oyunun her iki yönünde de oyanyabilmesi, her iki pozisyonu da "az biraz degil" ana mevkisi gibi kotarmak durumundadir.

Noat Samisa dedi ki...

Borges,

Yazıda aslında o meselenin geçmişte gündeme geldiğinden de bahsediyor Jonathan Wilson. Evrensellik ya da çok yönlülük fikri Lobanovski'ye ait. Futbola dair hiçbir şeyi içgdülere bırakmamış, hep gerçeğin peşinde olduğunu söylemiş biri. Bu gerçeği de eşsiz bilimsel analizleriyle bulmaya çalışıyordu. Bugünün antreman metodlarını da o şekillendirdi. Sacchi de aynı şekilde 4-4-2'den gayrısını doğru bulmamış, önlibero ve forvet arkası oyuncularına ''oyuncuların yetersizliğinden doğan ara mevkiler'' demiştir.

Mourinho'nun o sözü de İngiltere'nin ulusal takımının başarısızlık özeti. Keza Hollanda'nın 20 yıldır boş attığı turnuvaların. Bu bahsettiğin şey ve Lobanovski'nin fikirleri bir futbol ideali, fakat benim trend dediğim şey bu ideal değil. Değişen koşulların, yükselen idealin etrafında gelişen yeni kazanma yolunda kullanılan parçalar trendi belirliyor.

Yeni Iniesta'lar bulmak için bence futbol idealinden fazlası, Barcelona benzeri sosyo-kültürel ortamlar gerekiyor. Keza Lobanovski'ler için de SSCB'ler... :)