Hollanda 3-2 Uruguay

Hollanda ulusal takımı 74 ve 78'deki finaller öncesinde 6 turnuvaya katılamamıştı. 34 ve 38'deki ilk tur deneyimleri sonrası Rinus Michels'in Ajax'ta uyguladığı yeni metodlarla geleneksel WM dizilişindeki rolleri uygulayarak diplerde gezen takımı şaha kaldırması Total Futbol dönemini başlatmıştı. Futbol oyununun zamanla artan hızı, bu dönem en yüksek ivmeyi kazanmıştır. Michels'in Ajax'ını ve Hollanda'yı yenmek isteyen takımlar, zamanının en yüksek fizik kondisyon sahibi takımları olan bu ikiliye cevap vermek adına öncelikle aynı fiziki düzeye ve oyun temposuna ulaşmak zorundaydılar. 70'lerin futbolunun futbolda yarattığı devinim öylesine etkiliydi ki, modern futbol tabirinin miladı bu yıllar sayıldı. Fakat dönemin çok hızlı ve tahmin edilemez takımları olan Ajax ve Hollanda'nın futbolu, oyunun hızının daha da artması ve pek çok yeni fikrin kazanma duygusunun gücü etrafında oluşmasıyla demode hale geldi. Total Futbol dönemi bir devrimdi, futbolun dünü ile bugünü arasında yok sayılamaz bir köprüydü. Yaşadı, öldü ve bir sonraki fikre zemin hazırladı.

Benim için futbolcu olmak haricinde futbola en yakın bakış, esas aktör olmasa da kazanmanın yollarını arayan kenardaki takım elbiselilerin bakışıdır. Bu oyundaki kazanma ruhu en güçlü duygudur. Bundan pay alabilmek için futbola bakıştaki konumu doğru belirlemek gerekir, yoksa futbol herhangi bir nesne ya da olgu için koyulan sıradan değer yargıları olan iyi ve kötü'ye sıkışır kalır ve ben her gördüğümde iki kutuptan birine meyledeceğim bir oyunu bu kadar seveceğime inanmıyorum. Göze hoş gelen futbol ise fazla nesneldir ve bunu daima futbolculardan beklemek ''seyirci için futbol'' fikrine meyil sonucunu doğurur. Bunun da bir ucu endüstriyel futboldadır. Benim için, antrenör için ve futbolcu için öncelik kazanmanın yollarını keşfetmektir. Bu yol doğrusu olmayan şu oyunda trend futboldur, kazanandır. Sonrasında ise insan faktörünün içinde olduğu her şey gibi futbolda da birtakım dışa taşmalar olur. Bunları da hesaba katıp durum içerisinden kazanmanın yollarını bulmak ikinci adımdır. Hollanda futbolu yıllardır bunu yakalamaktan, kazananların yanına yaklaşmaktan acizdi. Yarı final gördükleri 98 DK sonrası 2002 DK'yı evlerinde izlemeleri dönemler arasını bağlantının varlığını inkar etmeye yetiyordu. Euro 2008 Hollanda'sı zayıf orta sahasına rağmen hala 70'lerle bağını koparmamış olmasının bedelini Guus Hiddink'in Rusya'sı tarafından tarumar edilerek ödemişti. Ama bugün, artık işler değişti. Hollanda'nın yaşadığı bu değişimi yukarıdaki fikirler ışığında çok değerli görüyorum.
Hollanda hocası Bert van Marwijk'ın Brezilya galibiyeti sonrası mikrofonlara söylediği ''Total futbol geçmişte kaldı, uzun zaman önceydi.'' sözü Hollanda'ya dair dışarıdan bakılarak yapılan gözlemlerin tümünü doğrular nitelikteydi. Yalnızca oyuna egemen olmama ve daimi pas trafiği eksikliği değil, 70'lerde ortaya konduğunda birer devrim olan radikal ofsayt taktiği desteğiyle takımın boyunun kısalması ve bu sayede beklerin oyuna sürekli katılımı ve topa sahip olunduğunda sürekli boşluk yaratma amaçlı takımı ence genişletme çabasının bu Hollanda'da olmayışı farklılıkları fazlalığını işaret ediyor. Birincisi merkez forvetlerine santrafor oyunu oynatmıyorlar. Robin van Persie çokça statik oynuyor, birincil görevi iki rakip stoperi yerine çakmak. Robben ters ayaklı kenar adamı olarak sürekli içe kat ediyor ve maç boyu yarı sahasının ortasını geçmeyen savunma hattıyla bu sayede kopukluk yaşanmıyor. Robben'e alan açmak adına Sneijder maç boyu sola yakın pozisyon alıyor. (Bu sezon Bayern'de Müller ile Olic santrafor oyununu paylaşarak Robben'e hareket alanı açıyorlardı.) Kuyt'ın sol kenarda birincil görevi defansif. Bunun yanı sıra ne kadar pis, akla gelmeyen iş varsa hepsini yapıyor. Mark van Bommel orta saha ikilsinden zaman zaman öne çıkan adam oluyor, onun boşlattığı alanı Sneijder doldurmakla görevli. Bu şekilde çok sınırlı hücum planıyla sahadalar, ama boyu uzun, 6+4 şeklinde bölünen takım savunma işini daha önce hiç yapmadığı kadar iyi yapıyor. Heitinga, Mathijsen, Boulahrouz matah stoperler değil. İçlerinde en yüksek profilli takımda oynayan adam Heitinga, fakat David Moyes onu stoperleri sağlamken hep orta sahada oynattı. Bu oyuncuların takım savunmasından maksimum yardımı almadan kaleyi savunma şansları yok. Öncelik sorunları tolere etmeye verildi, formda ön oyuncular topluluğu zaten belli bir düzeyi her maç aşacaklardı. Elemeler sürecinde kolay grupta alınan kolay liderlik Bert van Marwijk'ın yeni Hollanda'sı için bir test olamadığından her şey adım adım görüldü ve gruplar bittiğinde takımın yolu herkesin kafasında bir temele oturmuştu. Final yolunu da bu fikir açtı.

Uruguay hocası Tabarez, turnuvaya üçlü savunmayla başlayan 7 hocadan biriydi. Fransa karşısında Cavani'siz oynanan 3-5-2 istenen sonucu vermiş, 1 puanı Uruguay hanesine yazdırmıştı. Sonra Godin'in sakatlığı ve oluşan yeni fikirler adım adım dörtlü savunmaya dönüşümü zorunlu kıldı. Gruplarda kalan iki maçta maç içi değişimler yaşanırken, son 16'daki Güney Kore maçında en radikal dönüşüm gerçekleşti ve Uruguay net olarak baklava orta sahalı bir 4.4.2 takımına dönüştü. Gana maçı bu şablonla oynandı, fakat Fucile ve Suarez'in cezası kazanan takımı bugüne taşıyamadı. Ben maç öncesi Fransa karşısındaki şablona dönüşü ihtimaller arasında sayıyordum, ama Tabarez belli ki kendi sahaya çıkardığı takımın daha doğru olduğunu düşündü. Bugün Forlan'ın zaman zaman pasifize olduğu çift merkez santraforlu klasik 4-4-2 oynadılar. Gole kadar Forlan defalarca stoperlerin kucağında top beklerken, rakip kaleye sırtını döndüğü nadir anlardan birinde boşluğu yarattı ve muhteşem bir beraberlik golü attı. Oyunun kalan bölümü Forlan üzerine yığılmış durumdaki Uruguay takımının Forlan'ı Gargano'ya yaklaştırma çabasıyla geçti.

İlk yarı Uruguay'ın rakibine cevap verememesi nedeniyle turnuvanın en sıkıcı maçlarından biri olarak ilerlerken kısa süre Robben-Kuyt kenar değişimi yaşandı. Robben bir kez soldan oyunu hızlandırmayı denerken, akabindeki pozisyonda top rakipteyken rolleri gereği edilgen kalan Forlan-Suarez çift santrafor ikilisine karşı Sneijder orta sahada bir fazla adam olarak 5'e karşı 4 eşleşme sorunu yarattı. Uruguay'ın sağ ön oyuncusu Perez, topa sahip olan Sneijder'in üzerinde kalınca van Bronckhorst önündeki boşluğu doldurdu. İmkansız bir şut gönderdi, top tam 90'ı buldu. Bu gol son vuruş itibariyle tarihe geçse de van Bronckhorst'un şut imkanını sağlayan boşluğu bulması (4-4-2) vs. (4-2-3-1) kapışmasında neden galibin 4-2-3-1 olduğunun kanıtıdır:Açıklama: 4-2-3-1 şablonu, baklava orta sahalı 4-4-2'den türemiş bir şablondur. Çift merkez santraforlu düzende yer alan santraforlardan birinin üzerini çizerek onun skorer kimliğini sabit tutup, demarke alanda aktif olmasını sağlamak adına onu kenara kaydırır. Genelgeçer tabirde ''wide forward'' olan bu yeni oyuncuyu ben şu yazıda uzak forvet olarak çevirmeyi uygun buldum, çünkü 70'lerden bu yana aynı isim anılan bir başka oyuncu tipi vardı. Takım takım farklı yansımaları olsa da bu yeni rol sahibi oyuncudan ek olarak kenar savunmasına katkıda bulunması da istenir. (Zirve örnekleri: Kuyt, Podolski, bu turnuavdaki rolüyle David Villa) Gol atmak içinse sıklıkla arka direğe yapacağı topsuz koşuları kullanacaktır. Elde kalan diğer santrafor ise artık 4-3-3'ün merkez forvetinin rolüne sahip olmuştur. Bugün ilk golde iki kenarı savunan kenar adamları, Robin van Persie'yi bekleyen iki stoperin yarattığı nicel eksiklik sebebiyle Sneijder fazlalılığını durdurmak adına pozisyonlarını kaybediyorlar. (Görüldüğü üzere Forlan ve Cavani rakip stoperlerle birebir eşleşirken, Robin van Persie'nin başında iki Uruguaylı var.) van Bronckhorst boşluğu buluyor, boş koşuyu yapıyor ve şut imkanını kullanıyor. Sonrası ender görülecek şekilde gelişse de öncülü, bu turnuvada da açıkça görülen ''4-4-2'nin zirve futbol sahnesinden çekilmesi'' tespitine dair çarpıcı bir örnektir.

Hollanda A planında katil futbol oynayan bir takım. Topu rakibe bırakıp, önde kazandıkları toplarla varolan boşlukları kullanma amacındalar. Yeni boşluk yaratmak adına yapılan tek daimi hamle Sneijder'in maç boyu sola yakın oynaması. (İlk şemadaki ince kırmızı çizgiler bunu işaret ediyor.) İlk yarı Uruguay Forlan'ın bir kez sırtı dönük top aldığı anda gol bulması haricinde Hollanda'ya cevap veremedi. Hollanda skorda üstün olmasına rağmen topla oynayan taraftı ve budurum işlerine gelmiyordu. Garip bir paradoks oluştu sahada, imdada Forlan golü yetişti. Hollanda zoraki pas yapıyor, rakibin de oyunun sıkıştırması neticesinde topu aksiyon alanlarına sokamıyordu. İkinci devre De Zeeuw-van der Vaart değişikliği geldi, van Bommel çakılı orta saha rolüne geçti. Bu anda Forlan'ın artık daha geride pozisyon alarak top dağıtması ve aynı zamanda van der Vaart'ın etkili olmasını engellemesi gerekiyordu. Uruguay bir kısa bölümde bunu başardı. Duran toplar kazandılar, ama skoru bulamayınca oyun yeniden Hollanda'ya döndü. Umulmadık bir anda Sneijder'in attığı şut uzak köşeyi buldu, gol ofsayt olsa da Hollanda öne geçti. Sonra olması gerekenin tam tersi, Kuyt ortaladı ve Robben arka direk koşuyla skoru 3-1'e getirdi. Uruguay'da Forlan'dan sonra yıldızı en çok parlayan oyuncu olan Maxi Perreira'nın attığı gol son dakikaları muhteşem bir heyecan fırtınası haline getirse de galip değişmedi, Hollanda finale ulaştı. Diego Forlan ise yarı finale kadarki performansıyla bu turnuvanın altın adamlarından biri oldu.

Yeni Hollanda'nın elbet arızaları var. Geçen maçlardan dirayetlerini oyunun geneline yayamadıkları bölümler oldu, bu maçta da çok pas hatası yaptılar. Fakat silahları çok güçlü. Brezilya maçının ilk yarısındaki stoperler kaynaklı krize girmezlerse İspanya ya da Almanya karşısında da şansları az değil. Yarın 4-2-3-1 üzerine temellenmiş başka iki takımın maçı olacak, ama oyunun 4 yıllık geleceğine yönelik öngörüler için yeterli argüman oluştu. Bunlara yarı final ile final arası yazacağım turnuvanın taktik değerlerdirmesinde ayrıntılı olarak değinceğim, fakat yine de iki ana başlığı verelim: İlki, pek çok yeni deneme Güney Amerika temelli olsa da Avrupa'nın trend futbolu hala en önde. İkincisi ise 4-2-3-1 zamanımızın en iyisidir.

2010 DK Yarı Final
Hollanda 3-2 Uruguay
Noat Samisa

07.07.2010

Hiç yorum yok: