İzafi Dinimizde Hz. Guti

Beşiktaş bir süredir hızını artırarak gidiyor, yolun doğruluğuna inanıp sol şeride geçiyor ve birinci sayfadan inmemenin hazzını doya doya yaşıyor. Her zaman ülkenin, dünyanın bir başka yerinde olanlar şu sıralar Beşiktaş'ta yaşanıyor, yani Mayıs-Eylül arasında oynanan yaz ligi, kıran kırana devam ediyor. Yaz liginde içeride zaten şampiyon olundu, hedef Avrupa... Bu hususta yeterli argüman da yok değil, BBC başta olmak üzere Guti'nin Beşiktaş'a transferini dünya basını manşetten geçti. Quaresma ve Guti'den sonra yine ''dünyaca ünlü'' bir santrafor alınacağından bahsediliyor. Dediklerine göre Beşiktaş büyüyor, büyürken yaz ligini domine ediyor. Cebi derin takım elbiseliler bu ligde çok iyi oynuyorlar. Parayı koyuyorlar, umut kemendine geçirilen kitleler gol diye bağırdıkça tabela hemen değişiveriyor. Takım elbiseliler bunu severler, kaderlerini başkalarının eline bırakamazlar. Daima müdahil olmak isterler. Fazla bekleyemezler. Ay sonunu bile bekleyemezler. Umut aslında bir öncül duygudur, umut sonrası oldukça değerlidir; fakat yaz ligi umudu bir meta haline dönüştürüp güç olarak piyasaya sunuyor. Biz de gidip arkasında isim yazan formalardan alıyoruz. Eylül'de başlayıp Mayıs'ta biten sezon ise biraz sıkıntılı, o ligde birtakım gariplikler var. Kimse tam olarak anlamıyor zaten.

Beşiktaş bir kez olsun geriye dönüp baksın. 86-87 sezonu Şampiyon Kulüpler Kupası çeyrek finalinde efsane antrenör Valeri Lobanovski'nin Dinamo Kiev'inden iki maçta toplam 7 gol yiyerek, gol atamadan elendiğini görecek. Biraz daha yakına gelirse 02-03'te Roberto Mancini'nin Lazio'suna kaybettiği UEFA Kupası çeyrek finalini görecek. Büyüyen Beşiktaş'ın bir yabancı gözünden Avrupa Kupası geçmişi budur, fazlası değil. Keza futboldaki yeri de bu. Bu kadar. Futbol tarihinde Beşiktaş'ın Kupa 1 ve Kupa 3'te çıktığı seviyeye çıkabilen en az 40 takım olmalı. Guti değil de Avrupa'da Beşiktaş seviyesine ulaşılabilen özdeş, muadil, denk takımlardan bir transfer yapılsa, kaçına ''evet, tamam, budur'' denilecek? Beşiktaş bunu bilmeli. Sonra ben bakıyorum Beşiktaş'a. Dünya futbolundaki yeri bu kadarcık, bazı kötü şöhretleri de var; fakat benim Beşiktaş'ımdır bu. Bir Beşiktaş var işte, bir ucu Tophane'de, diğer ucu Ortaköy'de. Serencebey, Dikilitaş, Akaretler, Yıldız, Abbasağa... Fulya'nın düzü, sonunu hala dik bayırlarıyla belli ediyor. Dolmabahçe Caddesi'nde Ulu Çınarlar'ın altından yürümenin keyfi devam ediyor. Her şeye layıktır bu Beşiktaş, bunun için sadece benim Beşiktaş'ım olması yeter. Büyük müdür bilmem, ama erişilmezdir. Varolmak ya da başka bir şey olmak için bir başka şeye ihtiyacı yoktur.

Beşiktaş bir şey oluyor, bu galiba kesin. Ama ne oluyor? Memlekette öyle bir kutuplaşma ortamı var ki, tüm bu seçimlerden kaçmak istesem de mümkün olmuyor. Hep bir çubuğun iki ucu sunuluyor önümüze. O an anlıyoruz aslında devletin çoktan seçmeli sınavlarda biraz olsun insaflı olduğunu. En azından dört ya da beş şık koyuyorlar, daha demokratik oluyor sanki! O'cu, Şu'cu ve bazen Bu'cu üzerinden yapılan tartışmalarda hep kısa sorular soruluyor, kısa cevaplar veriliyor. Beşiktaş da referandum süreci gibi: Gözyaşlarıyla şampiyonluk kupasını kaldıran bir başkan, taraftara küfreden bir başkan; 'kız kardeşini, kız arkaşını, eşini, çocuğunu al git' diyerek taraftarını dövdüren bir başkan.''Çıldırt Bizi'' bir başkan. Duyumcu abilerin aklını aldığı insanların karşısında ise muhalefeti ''Guti Beşiktaş'ın borcunu ödüyor mu, Guti staddaki pisuvarları tamir ediyor mu, Guti ile Necip yan yana oynar mı'' ile yapan bir grup ile muhalefete hakim olabilecek yegane sesin bu olduğunu düşünen bir birleşim kümesi tüm anlayışsızlığıyla dikiliyor. Biz de fark kümesi olarak evrensel kümelerin ve değerlerin bize sağladığı yerde takılıyoruz. Uyarıları işitiyor, ses etmeden kutlamaları izliyoruz vallahi. Arkadaşlarla arada konuşuyoruz, şu meşhur iki ucu olan çubuğu seçmemeye karar vermişler olarak kendimize dört yanı olan bir düzlemi de seçmiyoruz. İçi dolu bir küre içerisinde en doğru konumu belirlemeye çalışıyoruz, en azından ben çalışıyorum. Kaytaran varsa bilmem.

Bu bir üçüncü yol olabilir, fakat bu da bir kutup sayılacağından ben şu içi dolu küreyi önemsiyorum. Küre dış yüzeyine, etrafına dizilen sayısız düşünceyi değerlendirerek küre içerisinde mutlaka merkez dışında olmak üzere bir konum belirlemeyi ve bunun gereklerini yerine getirmeyi tercih ediyorum. Çok düşünmek eylemi zorlaştırır, ben de bir süredir vakit bolluğunda olduğumdan bol bol düşünüyorum. Bu düşünceler eyleme ket vuruyor. İmza törenlerine gitmiyorum, forma almıyorum (sanırım almayacağım), hatta kulübün mağazalarına uğramıyorum. Stada gittiğimde sıklıkla saha içinde olan-biten haricindekilerle hiç ilgilenmiyorum. Bir köşede -sıklıkla- sessizce maç izleyip, sohbet edip daha fazla insanı bu küre içine sokmaya çalışıyorum. Epeydir bu kürenin içi kalabalıklaşır ve diğer iki hakim kutbun gücüne yaklaşırsa eyleme geçilebiliriz diye bekliyorum. Bu sebepten Quaresma için ''gelsin, izleyelim'' diyordum. Guti için de ''hoşgeldi, onu da izleriz'' diyorum. Çınarlı Yol'un kenarlarında bazı zamanlarda görülen laleler hatrına (onlar da benim Beşiktaş'ıma dahildir ya, ondan) bu dönemi Beşiktaş'ın Lale Devri sayıyorum. Başlangıç plaza anlaşması, sonu belirsiz. Şarapları getirin, sen de haydi ud çal. Birileri matbaayı getirsin, Avrupa'dan elçiler, hatta Haz.ret'ler gelsin; siz de kupalar alın efendiler...

Beşiktaşlı'lığın son zamanlarda artan göreliliği üzerinden onlarca fikir üretiliyor. Duruş moda kavram, fakat artık popülerin nostaljisi oldu ve ne olduğunu bilenin sayısı çok azaldı. Hakim ses öylesine güçlendi, iktidarı gücünü öylesine pekiştirdi ki biraz olsun üzerine düşünenler düşünce suçu işler oldular. Pek çok şey insana bağlı bu dünyada, hele ki soyut olgular. Fakat şu zamanın Beşiktaş'ına dair tek gerçek hala eski yerinde duran ve benim içerisinde bir garanti yer edindiğim stad ve Beşiktaş semtidir. Semtin de elbet uğradığı bir heyelan var, fakat somut varlığı halen baki. Stad da öyle. Geri kalan her şey, başta duruş, ilkeler, Seba, özkaynak, sidik kokan soyunma odaları, eskiler, neydi o günler olmak üzere yok oldu, eskisi gibi olmayacak ya da hiç öyle olmadı. Benim Beşiktaş'taki konumum bu. Herkesin bir konum belirlemesini ve asla sözkonusu çubuğa yaklaşmamasını umuyorum. Hiçbir güç bana Yıldırım Demirören adının ardından gelen nefreti soramaz bile. İsterim ki kimse de bana ''Guti'nin false ten rolüyle Bobo'nun klasik golcü olmamasının Nihat'ın uzak forvet rolüyle ne kadar uyuştuğunundan bahsetme'' demesin. Tamam, kabul ediyorum biraz karışık bir tespit oldu, ama futbol basit olunca pek zevkli olmuyor. Beşiktaş'a dair en zevkli şeyler de en kötü zamanda bile saha içinde yaşanıyor.

Hazreti Guti'nin ruhani bir nitelik taşıyan, somut algıya oturmayan öldürücü pasları onu izafi, göreli Beşiktaş dininin mutabık lideri yapabilir. Bari Guti'de ötekiler olmasın, bu kez aynısını hissedebilelim, desem suç işler miyim? Amin. Asıl soru Guti'yle sahada ne olacak, o da daha sonraya kalır. Biliniz ki burası umutçu değil, yanlış gelmişsiniz.

Noat Samisa

26.07.2010

24 yorum:

SirEvo dedi ki...

Değişiklik tabii ki iyidir ama önceki tema çok iyiydi, niye böyle bir değişikliğe gittiniz? Çizgili ve yaşil olması yazıyı okurken gerçektne gözleri yoruyor. Yine de siz bilirsiniz tabii. :)

Noat Samisa dedi ki...

SirEvo,

Bazı küçük değişiklikler yapmaya niyetliyken böyle bir şey çıktı ortaya. HTML konusunda çok iyi değilim, yardım aldım. Fakat pek planlı ve üzerine düşünülen bir çalışma olduğunu söylemem. Daha pek çok eksiği, hatası var. Zamanla istediğime yaklaşacaktır, tepkiler de rötuşlara yardımcı olur tabii ki.

Hz. Guti'den devam edelim. :)

SirEvo dedi ki...

"Hz." Guti yani, devam edecek pek bir şey yok aslında. :P

Yazınızın ana fikri kesinlikle çok önemli tabii ama futbolun endüstrileştiği şu zamanlarda bu tarz hareketlerden kaçış yok. Hele geçen sene gibi fiyasko bir sezondan sonra... Öyle veya böyle bu Beşiktaş'ı bu sene izleyip bağrımıza basacağız, başkanıyla, başkansız.
Bahsettiğiniz değeler kesinlikle çok önemli, ona hiçbir itirazımın olmadığını da belirteyim altını çizerek.

gkslsrt dedi ki...

Yeni temadan gideceğim biraz daha kusuruma bakma :). Tema dedim de aslında bannerdan. Mükemmel olmuş. Bana kalırsa tema da hiç fena değil. Tamamen beyaz zaman zaman gözü yoruyordu. Sonuç olarak değişiklik iyidir!

manu dedi ki...

Bu değişimler modamı oldu ne sanki?
Benim galatasarayıma neler oluyor ne de benzer konular ama sadece benzer aynı değil.Bekliyoruz kürenin en kendimize en uygun ver merkeze eşit mesefede bir konumda bekliyoruz çubuklardan uzak kalmakta bizi tarafsız yapmaz taraflıyız ama uçta değiliz.İyi bir lig olucak gibi umarım biz şampiyon oluruz ve umarım güti maçta beş rekat pas kılar futbol severlere.

ASVALTTAICENLER dedi ki...

beyler sirevo hakli okudugum satiri 3 kere okudum..

Gurbet Kartalı dedi ki...

Sanirim biz durunca dunya durmuyor. Biz Besiktaslilar'da bunu kendimizce yasiyoruz su aralar. Gutinin Q7'nin gelmesine pek tabiki hepimiz seviniyoruz, ama o iki uçlu seçenegi çok iyi bildigimizden aklimizda hep bir acaba var. Ki bu acabalari destekleyen mazisi belli bir yonetime sahip oldugumuz icin guz mevsimlerine haiz olan bu duygu pek cogumuzun yakasini bir turlu birakmiyor. Dediginiz gibi sahada gorecegiz ak ve kara koyunu. Bucasporla olacak maclarda degil avrupa arenasindaki basarilari kendimize hedef sececegiz, gittikce citayi yukselterek belkide kendi mutsuzlugumuza bircok zeminler hazirlayacagiz. Tabiki isin ucunda bir valencia gibi olmak var, yada bir chelsea. Bunu zaman gostercek. Egerki ben birgun, 5th avenue'daki niketownda yada sohodaki adidas storeda besiktasimizin formalarinida diger formalarin yaninda satisa sunulmus bir halde gorursem, iste o zaman ciktigimiz bu yolun basariya ulastigina teyit edebilirim. Oralarda forma satabilmek her klube nasip olmuyor, onun arkasindaki yatirimi da gormek gerek. Iste bizim Besiktasimiz Guti ile Q7 ile bu sekilde bir yatirim atagina kalktiysa bunun meyvelerini almamiz belkide en az 5 sene surebilir. Iste biz o an bir sebayi bir hakki yeteni anlatacak yada anlayacak birinide bulamayabiliriz. secim bizim, sonucda bizim... yoksa schuster, guti ve q7 sadece buzdaginin gorunen kismi mi?

yerli muhacir dedi ki...

kesinlikle yeni tasarım çok kötü olmuş. lütfen eskisine dönün. fontlar, yeşil arkaplan falan çok kötü. son 3 postu okuyamadım sadece ilgilendiğim için zar-zor portsmouth yazısını okuyabildim. en kısa sürede eski tasarıma dönmeniz umuduyla.

vts dedi ki...

çıkıntılık yapmak istemiyorum ama sonunu getiremediğim ilk yazı oldu bu blogda. cidden okumak çok zor.

c.a dedi ki...

meraba,

yeni tema gercekten gozleri cok yorar olmus. Yesil cizgiler bir yana, yazilarin fontlarını da degistirmissin galiba? Eski teman kusursuzdu bence ama degisiklik yapma isteginide anlıyorum tabii ki. Konsantre olamıyorum ne okuduğuma, guzelim yazılarına yazık oluyor :)
Saygilar,

varol döken dedi ki...

küre diye bir film var bildin mi?

bildin...

üstüne ben bir de okudum...

insanı sonunda kendi düşünceleri bitirecek...

varol döken dedi ki...

başka bir takımın iç işlerine, dış işlerine haşa karışmam, bloglarda da fazla yorum yapmam...

lakin mevzubahis beşiktaş, bizim çocukluğumuz da dikilitaş olunca bir şerh koyayım...

beşiktaş o zaman başkaydı... öyle böyle değil ama... bir mahalle takımı (mahalle takımını bile ne hale soktular oysa mahallenin takımı dünyanın en güzel takımıdır ma aile takımdır) türkiye'nin takımlarıyla maç yapıyor, çoğunda da yeniyordu... fenerbahçeliydik babadan ama 6 yaşımızda bile bu mücadelenin güzelliğini biliyor görüyor, gözümüzü ve gönlümüzü kaçamak kaptırıyorduk...

o yokuşlardan çok indim çıktım ben... nostalji falan hikaye, korunacak bir kimliği kalmadı kavramların... işte o yüzden 12 ünlüden 10 tanesi quaresma derken en iyi transfere rıza ve ali şekerbegovic diyor... onlar biliyorlar ferdinand ne katkı yapmış ne için gelmiş nasıl sevmiş...

ben ne yaptım noat, almadım kombine... sevmiyor muyum aykut kocaman, seviyorum... ama bütün bu tiyatronun içinde ona biçtiğim rol bu olmadığı için, ben de en neticesinde bir seyirci olduğum için, yapabilecek tek eylemim olan alkışımı geri çekmeyi kullanıyorum...

guti hayırlı olsun ama bilesiniz ki bir federico guinti yararı sağlamasını beklemiyorum ben... guinti'nin o yokuşlardan inen çocuklara benzediğini hatırlayarak...

Noat Samisa dedi ki...

Birlik ve beraberliğe ihtiyacımız olan şu günlashlkopj, halkı sükunete davet ediyorum. :)

Bence yeni tema çok kötü değil, ama sonuçta ben okumuyorum blogu. Eski tema dışarıdan yalın görünüyordu, fakat post aşamasında zaman kaybettiresn pek çok arızası vardı. Eskiye dönüş olmayacak yani, bunu bekleyenler kusura bakmasınlar. :)

Fakat başta arka plan olmak üzere birtakım değişiklikler elzem galiba, bunlara bakacağım. Bir süre tadilatta sayınız efenim.

Noat Samisa dedi ki...

SirEvo,

Beşiktaş geçmiş yıllarına göre çok daha düşük maliyetli bir transfer dönemi geçiriyor. Ben bu dönemi ve genel olarak Beşiktaş'ta yaşananları yalnızca ''endüstriyel futbol'' başlığı altında değerlendirmiyorum. Gelenek ve yeniliğin kutupları yerine bir konumlandırma fikrini en öne koyuyorum.

Manu,

Küre metaforu her konuda geçerli ve çubuğu reddedip, merkezde olmamaya gayret göstermek gerek.

Adı değişim olarak konsa da Galatasaray'da yaşananlarla Beşiktaş'ta yaşananlar birbirinden epey farklı gelişiyor. Farklı tepkiler alınıyor, farklı sonuçlar doğuruyor.

Gurbet Kartalı,

Hem bu transferlere sevinen, hem de tarihi bilen ve bugünü gören birilerini bulmak hayal olmamalı. Biraz sükunet yeter belki de.

Varol Başkan,

Senin küredeki konumun biraz daha farklı, ben başka bir seçim yapıyorum. Zıt köşede değil, biraz daha solda-sağda konumlanıyorum. Bu da pek tabii bir tercih, olan bitene dair bir duruş, hem söylem hem de eylem bazında. Bu bir çok şeyi çözmese de insanın kendisine karşı sorumluluğu nu yerine getirmesidir. Üzerine düşünmeyip en yakın fikre sarılmak da kolay, ama öyle olunca insan bazen mağlubiyete üzülemiyor. Ben taraftarlık müessesinde bundan daha kötü bir duygu olacağına inanmıyorum.

Guti'yle Giunti'yi aynı cümlede kullandığın için seni Glen Johnson'a havale ediyorum. :)

varol döken dedi ki...

allah bütün glen johnsonların belasını versin:)))

ceyhun dedi ki...

keşke yayın gelirlerinden gelen fazla parayla abartılı transferler yerine stad ve altyapı çalışmalarına para harcansaydı. mesela bucaspor, önemli transferler yapıyorlar güzel bir takım kuruyorlar ama oynatacakları bir sahaları yok, biz de sahada görmek istediğimiz guti ile quaresma gibi adamları nasıl bir sahada güzel bir futbol sergilemelerini bekleyeceğiz onu düşünüyorum.

düşünün ki adam real madrid'ten gelip -atıyorum- diyarbakır'da başına sandalye yiyebilecek bir stadda sahaya çıkıyor ve biz ondan futbol oynamasını bekliyoruz.

sıfır plan ve programla futbol olgumuzu geliştirmeye çalıştırdığımızdan her şey kör topal ilerliyor. ibrahim üzülmezle quaresma'nın aynı kulvarda oynama durumundan tutun dünya yıldızlarını patates tarlası sahalarda oynatma gerçeğine kadar, böyle olunca da sacın en azından bir ayağı eksik kaldığından gelişimi dengede tutmakta zorlanıyoruz.

sesk dedi ki...

@vts oku bence.


Tema konusunda ben de eskisini tercih ederdim. Hatta hayrandım o temaya ve sadeliğine niyeyse. Öyle ki ''html'' ödevimde senin teman gibi sade birşey yapmak gelmişti ilk anda aklıma hoca ödevden bahsettiği gibi.


Sadece saha içinden devam edelim. Uzun zamandır Beşiktaş'a dair en güzel şeyler sadece orada...

babayaro dedi ki...

abi temanın şu son değiştirilmiş hali, arka planı beyaz, çerçeveler yeşil falan, çok güzel olmuş. banner da mükemmel fakat o banner'ın üstündeki yazı fontunu sagoe değil de daha köşeli bi font yaparsan daha güzel olur gibi geliyor.

yusuf dedi ki...

tema, çok kötü olmuş noat. diğerinin çok asil ve bütünleşmiş bir görüntüsü vardı. ne olur eskiye dön :)

tari dedi ki...

yazıyı bitirmeden yorum yazıyorum;

güzelim temeya yazık etmişsin nt. yeni tema gerçekten de bir felaket. piyasa bloglarına dönmüş. allah rızası için eskiye dön. seni çok seviyoruz.

Noat Samisa dedi ki...

Arkadaşlar, dostlar, abiler;

Eski temanın sandığımdan fazla seveni varmış, fakat dışı sizi içi beni yakıyordu. Post aşamasında kaybettirdiği zamanı geri kazanmak benim için her şeyden değerli. Geri dönüş maalesef mümkün değil.

Babayaro,

Yazı fontu Verdana'nın aşırı didaktik bir görüntüsü var, bu yüzden bannerda yuvarlak hatlar oldu.

Yusuf,
Asil mi? Ha-ha :)

Tari,

Piyasa blogu ve Allah rızası... alt tarafı tema yahu. :)

Yazılar aynen yerinde duruyor. :)

delgado dedi ki...

yenilikle aram hiç iyi değildir, yeniliğe de genelde çok geç alışırım. ama bu banner ve bu tema çok güzel olmuş.

varol döken dedi ki...

biri tema demiş koştum geldim...

bak bu arnavut ciğeri kadar olmasa da pilaki kadar olmuş:)

geloraptor dedi ki...

Unuttum söylemeyi ama beyaz haliyle yeni tema güzel olmuş. =) iyi günlerde giy hocam, üzerinde paralansın...